|
#1
|
|
02.06.08, 00:31
ŞİİR SANATI Musiki, her şeyden önce musiki; Onun için tekli mısradan şaşma, Kıvrak olur, erir havada sanki, Ağır aksak söyleşiye yanaşma. Kelime seçerken de meydan senin; Bile bile bir nebze aldanmalı, Dumanlısı güzeldir türkülerin; öyle hem seçik olsun, hem kapalı. Güzel gözler tül altında görünsün Gün ışığı titremeli şiirinde. Ak yıldızlar maviliğe hürünsün Ilgıt ılgıt sonbahar göklerinde. Ara-rengin peşindeyiz çünkü biz; Rengin değil ara-rengin sadece Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz. Kavalı boruyla, hayli düşle. Nükte belâsından kurtulmaya bak; Acı zekâ, sulu gülüş neyine? İşe karıştı mı bu cins sarmısak Maviliğin yaşdolar gözlerine. Tut belagatı boğazından sustur; ' El vurmuşken bir zahmete daha gir; Kafiyenin ağzına da bir gem vur bırakırsan neler yapmaz kim bilir? Nedir bu kafiyeden çektiğimiz! Hangi sağır çocuk', ya deli zenci Sarmış başımıza bu meymenetsiz, Kof sesler çıkaran sahte inciyi? Hep musiki, biraz daha musiki Havalanan bir şey olmalı mısra Birdeli gönülden kalkıp gitmeli Başka göklere, başka sevdalara. Dağıtıp tozu sabah rüzgârına mısraların alsın başını gitsin Kekik, name kokaraktan dört yana... Üst tarafı edebiyat bu işin. Paul verlaine (Çev. Selahattin Eyüpoğlu- Melih cevdet Anday) SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE — Kardeşim Fatin Hoca'ya — Müttefikleriniz dinî de hiç anlamamış: Rûh-ı İslâm 'ı telâkkileri gaayet yanlış. Sanıyorlar ki: Terakkiye tahammül edemez; Asrın âsâr-ı kemâliyle tekâmül edemez. Bilmiyorlar ki: Ulûmun ezelî dâyesidir, Beşerin bir gün olup yükselecek pâyesidir, Müdemicsîne-isafında bütün insanlık... Bunu teslim eder insafı olanlar azıcık. Müslüman unsuru gaayet mütedennî doğru; Şu kadar var ki değildir bu onun mahzuru. "Müslümanlık" denilen rûh-ı ilâhî, arasak, "Müslümânız" diyen insan yığınından en uzak! Dinî tedkîk edeceksek, dönelim haydi geri; Alalım neş'et-i tslâm 'ayakın bir devri: O ne dehşetli terakki o ne müdhiş sür 'at! öyle bir hârika gösterdi mi insâniyyet? Devr-i fetrette kalan, hem de asırlarca kalan; Vahşetin, gılzetin a'mâkına daldıkça dalan; Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine, Bunda bir nesve duyan hiss-i nedamet yerine; önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını, Sonra Haalik tanıyan bir sürü vahşî yığını, Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl Böyle bir kavmin içinde doğuvermiş derhâl? Nasıl olmuş da zuhur eyleyebilmiş Sıddîk? Nereden gelmiş o Haydar'daki irfân-ı amîk? önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da Ömer, Sonra bir adle sarılmış ki değil kâr-ı beşer? Hâil olsaydı terakkiye eğer dîn-i mübîn, Devr-i mes'ûd-ı kudûmıyle giren asr-ı güzîn, En büyük bir medertiyyetle mi eylerdi zuhur? Mündemiç olmas, ruhunda onun nâ-mahsûr Bir tekâmül, o kadar hârika nerden doğacak? Yâ ilâhî bize tevfîkini gönder... _ - Âmîn! Doğru yol hangisidir, millete göster... Rûh-ı İslâm'ı şedâidsıkıyor, öldürecek. Zulmü te'dîb ise maksûd-ı mehîbin, gerçek, Nâra yansın mu beraber bu kadar mazlûmîn? Bî-günâhsız çoğumuz... yakma ilâhî! - Âmîn -Boğuyor âlem-i islâm 'ı bir azgın fitne, Kıt 'alar kaynayarak gitti o-girdâb içine! Mahv olan aileler bir sürü masumundur. Nasıl olmaz ki? Tezelzül veriyor arşa enin! Dinsin artık bu hazîn velvele yâ Rab! - Âmîn -Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu... Bir bu toprak kalıyor dînimizin son yurdu! bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek . şer-i mübîn; Hâk-sâr eyleme yâ Rab, onu olsun... - Âmîn -Ve'-l-hamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn... Mehmed Akif kaynak 13 sf:391-392-392-393-394 |
| Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (02.06.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| siir |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|