Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Edebiyat > Dilbilim > Türkiye Ve Sâmî Dilleri

Dilbilim hakkinda Türkiye Ve Sâmî Dilleri ile ilgili bilgiler


TÜRKİYE VE SÂMÎ DİLLERİ* Özet: Sâmî dilleri, Sâmî kavimlerin konuştukları dillerdir. Bunlara Doğu dilleri adı da verilir. Bu çalışmada Sâmî dil ailesinden olan Akadca, Kenanca, Aramca, Arapça, İbranice ve Habeşçe

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 10.06.08, 12:24
kaplancik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Türkiye Ve Sâmî Dilleri

TÜRKİYE VE SÂMÎ DİLLERİ*

Özet: Sâmî dilleri, Sâmî kavimlerin konuştukları dillerdir. Bunlara Doğu dilleri adı da verilir. Bu çalışmada Sâmî dil ailesinden olan Akadca, Kenanca, Aramca, Arapça, İbranice ve Habeşçe dillerinin birbirleriyle olan ilişkileri konu edilmektedir. Ayrıca içinde bulunduğumuz coğrafyada karşılaştırmalı Sâmî dilleri çalışmalarına gereken önemin verilmesini vurgulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Sâmî Dilleri, Akadca, Kenanca, Aramca, Arapça, İbranice, Habeşçe.

Turkey and Semitic Languages
Summary: Semitic languages are the languages spoken by Semitic people. They are also called Eastern languages. This study focuses on the relationship between the Semitic languages such as Acadian, Kananian, Aramaic, Arabic, Hebrew, Habachian and emphasizes the necessity of comparative studies on Semitic languages in our country.
Keywords: Semitic Languages, Acadian, Kananian, Aramaic, Arabic, Hebrew, Habashian.


İstanbul Dârü***8217;l-Fünûn***8217;u programına dahil edilmiş ve bugün de öğretilmekte olan ***8220;Sâmî Dilleri***8221; Dersi ile adı geçen dillerin doğrudan doğruya Türkiye ile olan alakası hakkında bazı açıklamaların yapılmasının faydalı olacağını umuyorum.
Sâmî dilleri, vaktiyle bunları konuşmuş ve günümüzde de konuşmakta olan Sâmî kavimlerinin dilleridir. Eskiler bu dillerde görülen çeşitli benzerlikler dolayısıyla Doğu dilleri demişlerdir. Fakat Asya milletlerinin dilleri dilbilimsel bir araştırmadan geçirildikten sonra, Doğu dilleri ifadesi genel bir ifade şeklini aldığından sonraki bilginler, başta Tarihçi Schlözer olmak üzere, Doğu dilleri yerine Sâmî dilleri ifadesini kullanmışlardır.

Arapçaya ve ona benzer dillere niçin Sâmî dilleri denilmiştir? Sâmî dilleri deyimi Hz. Nûh***8217;un çocuklarından olan ***8220;Sâm***8221;a izafeten verilmiştir. Tevrat***8217;ta Batı Asya***8217;da yaşamış milletlerin isimlerinin bir listesi bulunmaktadır. Bu listenin dizilişi etnografik olmaktan çok, coğrafî ve siyasîdir. Çünkü siyasî olarak Âsuristan***8217;a bağlı olan Alamitler ve Lodliler, bahsi geçen listenin ***8220;Sâm***8221; şeceresi bölümüne ve benzer şekilde siyasî olarak Mısır ile ilişkileri olan Kenanlılar, ***8220;Hâm***8221; şeceresi bölümüne dahil edilmişlerdir.
Hâlbuki Alamitler ile Lodlilerin ne birbirleriyle ne de Âsûrîler ile bir yakınlığı olmadığından hiçbir zaman Sâmî milletlerinden sayılmamışlardır. Bilakis İbrânîler ile yakınlıkları olan Kenanlılar hiçbir zaman Hâmî bir millet değildi.
Sâmî milletleri Asya***8217;nın Güneybatısında bulunan Akdeniz, Toros Dağ Silsilesi, Dicle Nehri ve Arabistan Yarımadasını kuşatan denizlerin arasında bulunan topraklarda yaşamış olan adı geçen milletlerin içinden üç büyük ekol, yani ehl-i kitâb denilen milletlerin en büyük peygamberleri çıkmıştır.

Sâmî milletlerinin birbirleriyle ve dil yönünden olan yakınlıkları miladî X. asırda ortaya çıkmaya başlamıştır. O zaman Yahudî alimlerinden Yehûda b. Kureyş, Arapça ve İbranicenin benzerliğini ispat etmiştir. İbranice ile Arapçanın benzerliği gayet açıktır. Zira eski Yahudî edebiyatının önemli bir kısmı Âramca ile yazılmıştır. XVII. asırda Habeşistan Kilisesinin diliyle uğraşıldığı zamanlar, bu dilin Arapça ile olan yakınlığı gözlenmiştir. XIX. asırda çivi yazısı okunup çözümlendikten sonra, Akadcanın (Âsûr ve Bâbil dili) Sâmî bir dil olduğu ortaya çıkmıştır.

Sâmî milletlerinin yurdu neresidir? Sâmî dilleri bilimi bu soruya kesin bir cevap veremez. Sâmîlerin yurdu ile yurtlarından göç etmelerine dair iki teori vardır:
Birinci teori gereğince, Sâmîler târihî bir zamanda Arabistan***8217;dan çıkmışlarsa da asıl yurtları Mısır idi.

İkinci teoriye göre, Sâmîlerin anayurdu Arabistan idi. Fakat adı geçen bölgenin karşı karşıya kaldığı bölgesel değişiklik yüzünden, oradan göç etmeye mecbur olmuşlardır. Yemen***8217;in karşı sahiline geçen Habeşlilerden başka diğer Sâmî milletleri de Kuzeye doğru gitmişlerdir.

Bu iki teorinin doğruluğu hakkında uzun uzadıya tartışılmış ve şimdilik ikinci teori kabule değer bulunmuştur.
Sâmî dillerinin ana dili asıl Sâmicedir. Bugün bu dilden iz kalmamıştır. Sâmî dilleri aşağıdaki gruplara ayrılır:

grup: Akadca
grup: Kenanca
grup: Âramca
grup: Güney Arapçası ve Habeşçe
grup: Kuzey Arapçası.

Grupların bu oluşumu sonradan düzenlenmiş değildir; tarihî oluşumun yansımasıdır. Düzenleme, Sâmî dillerine dair elde edilmiş belgelerin eskiliği esas alınarak yapılmıştır. Meselâ Akadcada kazınmış veya yazılmış kitabelerin tarihleri, Kenancada kazınmış veya yazılmış kitabelerin tarihlerinden daha eski olduğundan, eskilik yönünden Akadca birinci grubu oluşturur. Diğer grupların oluşumu hakkında aynı görüşler vardır.

Birinci Grup: En eski Akadca kitabeler, milattan yaklaşık 2500 yıl önce Agada Hükümdarı olan Şargani Şari, yani Sargon tarafından yazdırılmıştır. 1901 yılında Sûse***8217;de bulunup bugün ***8220;Louvre***8221; Müzesinde korunan ve Hammurabi***8217;nin meşhur kanun metnini içeren tek parça taş, milattan 2250 yıl önce kazınmıştır. Bu taş eski Babil***8217;e karşı harp açan Alamitler tarafından harp ganimeti olarak Sûse***8217;ye nakledilmiştir.
Akadların yazısı çivi yazısı olup Sümerlerden almışlardır. Sümerler Sâmî bir millet değildir. Sümerlerin dili başka, Akadların dili başka, fakat yazıları aynıdır.
Akadca, Babil (Bağdat civarında) ve Ninova (Musul civarında) şehirleriyle bütün Babilistan ve Âsûristan***8217;da gelişmiş büyük bir medeniyetin kalıntılarını barındıran ve bugün hâlâ süren kazılar vasıtasıyla kısmen bilinen ve henüz toprağın altında gömülü bulunan edebiyatı okumaya yarayacak bir dildir. Babilistan ve Âsûristan edebiyatı, rivayetler, tanrı ve cinlere edilen dualar, fetihler ve diğer olayları içeren anlatılar, kanunlar, hukuk, siyaset ve siyaset dışı mektuplar, sosyal bilimler ve dil bilimleri gibi bölümlerden ibarettir. Söz konusu edebiyat taş üzerine kazınmış ve kil levhaları üzerine yazılmıştır. Papirüs kağıdının Babilistan ve Âsûristan***8217;da kullanıldığı da uzak bir ihtimal değildir. Akadca edebiyatının bölümleri, ilgili oldukları konulara bakılırsa, çok önemlidirler ve medeniyet tarihinde önemli bir yerleri vardır. Babilistan ve Âsûristan araştırmalarıyla yakından ilgilenen bilginler pek çok eser bulmuşlardır. Amerikalılar Neffer***8217;de (Nippur), Fransızlar Tellûh***8217;da (Lagasch) ve İngilizler Ebû Habbe***8217;de (Sippaz) birer evrak deposu bulup memleketlerine götürmüşlerdir.

Eski Babil ve Âsur hükümdarları saraylarını kütüphanelerle süslerlerdi. Eski Ninova***8217;nın şehir harabelerinin tepesinde bulunan koyuncuk köyünde yapılan kazılar sırasında, M.Ö 668-626 yıllarında yaşamış Âsûristan hükümdarı Âsurbanipal***8217;in kütüphanesi bulunmuştur. Bugün Londra***8217;da İngiliz Müzesinde korunmakta olan bu kütüphane gayet zengindir.

İstanbul Müze-i Hümâyûn***8217;unda büyük küçük birkaç bin Akadca kitap ile on beş binden fazla Akadca küçük kil levha vardır. Müzemiz bu konudaki antikalar yönünden oldukça zengindir. Bu gün Akadca konuşulmamaktadır.
İkinci Grup: Kenancanın en eski izlerine Hammurabi***8217;nin döneminde rastlanır. O zamanlar Babilistan***8217;ın bazı özel isimleri ile bazı tanrı isimlerinin Kenancadan alınmış olduklarına bakılırsa, zamanında Kenanlıların Babilistan***8217;a göç ettikleri çıkarımı yapılabilir. Göç eden Kenanlılar Akadcayı kabul ettiklerinden dillerinden hiçbir iz kalmamıştır. Bununla beraber, Kenancanın ilk izleri 1887***8217;de Yukarı Mısır***8217;da Tel Amârnâ denilen bölgede bulunmuş ve çivi yazısıyla yazılmış mektuplarda görülür. M.Ö. XV. asrın sonuna doğru yazılmış olan bu mektuplar, Mısır, Filistin toprakları ve Arabistan Yarımadası hükümetleri arasında yapılan yazışmayı içerir. Bu mektupların bazılarında zaman zaman Akadca bir kelime yerine, doğrudan doğruya Kenanca bir kelime yazıldığı ve zaman zaman da Akadca bir kelimeyi açıklamak için Kenanca bir kelime ilave edildiğini görürüz.

Kenanlı bir millet yazıyı icat etmiştir. Yazı, Kenanlı ailesine mensup Fenikeliler aracılığıyla Yunanistan***8217;a geçmiştir. Yunanlıların düzelttikleri bu yazıdan Latince, ardından Almanca ve Rusça alfabeler çıkmıştır.
Fenikece ile yazılmış en eski kitabeler, M.Ö. 1000 yılına aittir. M.Ö. IV. asra ait Saydâ hükümdarı Tâbinit***8217;in mezar taşı Müze-i Hümâyûn***8217;da korunmaktadır.
Fenikece ile yazılmış bu kitabe 1887***8217;de Müze-i Humâyûn Müdürü merhûm Hamdi Bey tarafından Saydâ***8217;da yapılan kazılar esnasında ortaya çıkarılmıştır. Müzemizde iki yüzden fazla Fenikece kitabe ve diğer eserlerden bulunmaktadır.
Ponice, Kenan dilleri grubuna aittir. Ponicede yazılmış en eski kitabe dinler tarihi açısından çok önemli olan Marsilya şehri kurban tarifesini içeren bir kitabedir ki M.Ö. IV-II. asırlara aittir. Söz konusu kitabede kurbanların nasıl kesildiği, kesilen kurbanların hangi kısımları keşişlere ve hangi kısımları kurban sahiplerine verildiği ve Tevrat***8217;ta bu kurban hükümlerine benzeyen hükümlerin bulunduğu görülür. 1845***8217;de Marsilya***8217;da bulunmuş bu kitabe bugün adı geçen şehrin Müzesindedir.
Kenan grubuna mensup lehçelerden biri Moabitçedir. M.Ö. IX. asra ait büyük ve eski bir kitabe Moabitlerin hükümdarı olan Mişa***8217;ın, İsrailoğullarına karşı kazandığı bir zaferi içerir. 1868***8217;de Lut Gölünün doğu kıyısındaki tapınakta bulunan bu kitabe, Paris***8217;in Louvre Müzesinde kırık bir hâlde bulunuyor.

İbranice de Kenan grubuna ait bir dildir. Eski İbranicede yazılmış en büyük kitabe Şeyluvâh kitabesidir. M.Ö. VIII. asrın ortalarına ait olan bu kitabe Kudüs-ü Şerîf Kalesinin içinden geçen su hattının duvarında bulunup, bu hattın inşası hakkında bazı ayrıntılar vermektedir. Ahd-i Atik***8217;te bu konuya temas eden bir yer vardır. Bugün bu kitabe Müze-i Hûmayûn***8217;da korunmaktadır. Yine eski İbranicede kazınmış ve M.Ö. IX. asra ait küçük bir mühür bulunmuştur. Bu mühürde küçük bir aslan resmi ile Yerûbûâm hükümdarının veziri olan Şem***8216;a***8217;nın ismi kazılıdır. Eski Hakan bu mührü almış ve kendi yanında korumuştur. Bugün mührün ne olduğu bilinmiyor.
İbranice, dünyanın her tarafında az çok konuşulduğu gibi, Osmanlı topraklarında da bilhassa Kudüs-ü Şerîf, Yemen, Şam, Halep, Bağdat ve Musul***8217;da, özetle Arapçanın konuşulduğu yerlerde konuşulmakta ve Kudüs-ü Şerîf***8217;te, biri günlük, ikisi haftalık olmak üzere, üç İbranice gazete yayınlanmaktadır ve İbranice kitap basılmaktadır. Meşrutiyetten sonra İstanbul***8217;da bir sene kadar İbranice bir gazete çıkmaktaydı.
Üçüncü Grup: Eski Aramicenin en eski kitapları, M.Ö. VIII. asırda, Kuzey denilen küçük bir memleketin başkenti olan ve günümüzde Zincirli denilen bir bölgede bulunmuştur. (Zincirli, Bağdat tren hattı güzergâhında ve Antakya***8217;nın kuzeyinde bulunan Karasu vadisidir.) Şam-ı Şerîf***8217;in kuzeyinde bulunan Nîrâb adlı bölgede bulunan mezar kitabesi, M.Ö. VII. asra aittir. Medîne-i Münevvere***8217;nin kuzeyinde Teymâ denilen mevkide meydana çıkarılan kitabe ile Nabat, Tedmur, Sînâ Aramca kitabeleri daha yenidir. Müze-i Hümâyûn***8217;da çeşitli boylarda yüze yakın Tedmurce kitabe vardır.
Aramca, Batı ve Doğu Aramca olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Ahd-i Atîk***8217;in bölümlerinden sayılan Ezra ve Daniel kitaplarının bazı bölümlerinin Aramca lehçesi, Sâmîrîce, Filistin Hristiyan Aramicesi ve Cebel-i Şankî***8217;nin yeni Aramca lehçesi, Batı Aramcaya; Yahudî Aramcası, Mandayca, Süryanice, Fuleyhice Doğu Aramcaya aittir.
Ezra ve Daniel kitaplarında adı geçen ve İran hükümdarları tarafından yayınlanan bazı belgeler, söz konusu kitapların Aramca lehçesinde yazılmıştır. Eskiden bu belgelerin asıllarının Farsçada kaleme alındığı ve bilâhare Farsçadan Aramcaya tercüme edildiği zannedilmekteydi. Fakat 1904-1908 yıllarında Mısır***8217;da Asvah***8217;ın karşısında bulunan el-Cezîre adını taşıyan belgede bulunan M.Ö. yaklaşık V. asra ait olduğu, tarihlerinden anlaşılan Aramca papirüsleri, Aramcanın Acemistan***8217;ın batısındaki resmî dil olduğunu bize öğretiyor. Aramcanın Farsça üzerindeki etkisi dilbilim tarafından dile getirilmektedir.

Sâmirîce, bugün Nablus***8217;ta yaklaşık beş yüz kişi tarafından konuşulur. Sâmirîlerin kendilerine mahsus bir dinleri vardır. Mabetleri Yahudî mabetlerine benzer. Kendi yazılarıyla yazılmış bir de Tevratları vardır.
Miladî VI. asırda, Süryânîlerle aralarında meydana gelen bir mezhep anlaşmazlığı sebebiyle, Filistin Hristiyanları Süryânîlerden ayrılmış ve Kitâb-ı Mukaddes***8217;i konuştukları lehçeye tercüme etmişlerdir. Filistin Hristiyan Aramcası XII. asra kadar ***8211;özellikle Antalya civarında- kullanılmıştır. Dinî edebiyatın geri kalan kısmı Tûr-i Sînâ Manastırında bulunmuştur. Bu Hristiyanlar, Süryanîlerden önce dillerini terk ederek Arapçayı kabul etmişlerdir.

Cebel-i Şarkî yeni Aramca lehçesi bugün, vaktiyle bütün Filistin***8217;de ve Batı Suriye***8217;de konuşula gelmiş Aramca lehçeden tek arta kalandır. Şu anda bu lehçeyi konuşan ve toplamı üç bin kişiye ulaşanlar Cebel-i Şarkî***8217;nin Ma***8216;lûle, Bah***8216;a ve Cab***8216;adeyn köylerinde oturmaktadırlar. Cebel-i Şarkî yeni Aramca lehçesi, Arapçanın etkisi altında bulunmaktadır.

Yahudî Aramcası kısmen Batı ve kısmen de Doğu Aramcaya aittir. Ahd-i Atîk Batı Aramcaya tercüme edilmiştir. Bundan başka biri Filistin***8217;de, diğeri Bâbilistan***8217;da kaleme alınmış iki Talmud vardır ki, birincisi Batı Aramcada, ikincisi Doğu Aramcada yazılmıştır. Yahudî Aramcası miladî VII. asra kadar ***8220;avâm dili***8221; olarak kullanıla gelmiş ise de, bu gün bu lehçe hiçbir yerde konuşulmuyor.
Mandayca bugün Irak***8217;ta yaklaşık 1500 kişi tarafından konuşulmaktadır. Dinî kitapları katıksız bir Aramca ile yazılmış olduğundan adı geçen lehçe, Sâmî dillerinin karşılaştırmalı kelime bilgisi açısından önem taşımaktadır.
Süryanîcenin çeşitli kitapları vardır. Tarihli kitapların en eskisi miladî yetmiş dört yılına aittir. Süryanî edebiyatı hem Aramca hem Doğu Hristiyanlığı edebiyatının en önemlisidir.

Miladî V. asırda bazı mezhep problemlerinden dolayı Suryânî Kilisesi, biri Bizans Kilisesine bağlı Yâkûbî, diğeri Acem kilisesine bağlı Nastûrî Kilisesi adıyla ikiye ayrılmıştır. Bu bölünme, Yâkûbî, yani Batı Sûryanice ve Nastûrî, yani Doğu Sûryanice olarak adlandırılan iki lehçenin gelişmesine sebep olmuştur.
Yunan edebiyatı Süryanice üzerinde ve sonra da Süryânîcenin edebiyatı, bilimi ve sanatı Arap edebiyatı, bilimi ve sanatı üzerinde etkide bulunmuştur.
Süryânî kilisesinin tarihi, Arap tarihi için oldukça önemlidir. Araplar Suriye***8217;yi ele geçirdikleri zaman ***8211;Suriye***8217;nin Bizans***8217;a bağlı bir eyâlet olması hasebiyle- asıl Bizans***8217;tan alınmış olan Süryânî kanunları ve yönergelerinden bir hayli yararlanmışlardır.

Bugün Türkiye***8217;nin bir çok yerinde ve meselâ Diyarbakır şehrinin bazı kesimleriyle Tûr-u Âbîdin***8217;de bulunan Midyat kasabasında Sûryânîce konuşuluyor. Konuşanların sayısı yüz bini aşkın olup, bunun yarısı hemen hemen edebî bir dili kullanırlar.
Kerkük***8217;ün doğusunda ve güney doğusundaki dağlarla Çölemenik***8217;te Nastûrîce konuşulmaktadır; sayıları da yüz bini aşkındır. Yakûbî Patriği Merkezi olan Mardin şehrinde, harpten önce, harfleri ve dili Süryânîce olan bir gazete ve Diyarbakır***8217;da dili Türkçe, harfleri Süryânîce olan bir başka gazete yayınlanmaktaydı. Türkiye***8217;den başka, Hindistan***8217;ın bazı yerleri ile Malabar Adalarında edebî Süryânîce konuşulurdu.
Fuleyhîce, bugün konuşulan Süryânîce ile ilgisi olan bir lehçe olup, Musul civarında konuşulmaktadır.
Dördüncü Grup: Güney Arapçası ancak kitabeler aracılığıyla öğrenilebildi. Hindistan ticaretinin transit bulunması sebebiyle, Arabistan***8217;ın güneyinin yüksek bir medeniyeti vardı. Söz konusu medeniyetin en parlak devresini yaşamış olan belli bir ***8220;Ma***8216;în***8221; memleketinin, milattan önce tahminen VIII. asırda, Sebeliler tarafından istilâ edildiği ve Sebelilerin daha sonra, yani milattan önce II. asırda Himyeriler tarafından yenilmiş olduğu muhtemeldir. Ma***8216;în, Sebe, Himyer kitabelerinin dışında, zamanı bilinmeyen Katbân kitabeleri de vardır.
Güney Arapçasında sesli sistemi yoktur. Başka bir deyişle, (vâv ve yâ) harfleri sessiz olarak kullanılmış ise de, sesli olarak kullanılmamıştır. Bu sistemin bir etkisi de Kuzey Arapçasında hâlâ görünmektedir. Güney Arapçanın etkisi Havrân, yani Şam dolaylarında ve Hicaz***8217;da ***8220;Med***8217;eyn Sâlih***8221; civarında, el-***8216;Alî adlı bir yerde bulunan kitabelerde görülür. Güney Arabistan***8217;ın antik eserleri hakkında Arap müellifleri ve özellikle Yemen ailelerinden birine ait Ebû Muhammed el-Hasan b. Ahmed b. Ya***8216;kûb el-Hemezânî b. el-Hâ***8217;ik oldukça bilgi vermiştir. Adı geçen h. 334 yılında San***8216;â***8217;da vefat etmiştir.
Müze-i Hûmâyûn***8217;da Himyerî yazısıyla yazılmış birkaç yüz Arapça kitabe vardır. Bugün Arabistan***8217;ın güney sahillerinde bulunan Mühre-Şahr taraflarında ve Sûkatra Adasında eski kitabe dilinden çıkmamış üç ayrı Arapça lehçe konuşulmaktadır.
Hebeşçe, Güney Arapça diliyle sıkı bir yakınlığı vardır. Bu yakınlık vaktiyle Güney Arabistan***8217;dan Habeşistan***8217;a göç etmiş Arapların dillerinin bir etkisinin sonucudur. Seslisi olmayan ve Sebece yazısıyla yazılmış Hebeşçenin en eski kitabesi, M.Ö. IV asra aittir. Miladî V. asırda Habeşistan Hristiyanlığı kabul ederek Kitab-ı Mukaddes***8217;in birkaç kısmını kendi dillerine tercüme etmişlerdir. XIII. asırdan itibaren Arap edebiyatının etkisi altında Habeş edebiyatı bir uyanış devrine girmiştir. XVI. asırda Habeşlileri, Katolik dinine davet eden Yesûiler aleyhine Habeşçe eserler yazılmıştır.
Ge***8217;ez adı verilen Habeşçe artık konuşulmamaktadır. Bugün Habeşistan***8217;ın güneyinde Habeşçe ile başka bir Sâmî dilin karışmasından meydana gelmiş olan Emharice konuşulduğu gibi Habeşçeden çıkan ***8220;Tigre***8221; ve ***8220;Tigrana***8221; denilen iki lehçede konuşulur.
Beşinci Grup: En eski Güney Arapça kitabeler, Güney Arapçaya yakınlığı bulunan ve şimdiye kadar tamamıyla çözülemeyen ve okunamayan bir alfabe ile yazılmıştır. Havrân dolaylarındaki bir bölgede bulunan ve kazılarında bir sanat eseri görülmeyen bu kitabelerin içeriği de oldukça sınırlıdır. Kuzey Arapça yazısıyla yazılan kitabelerin en eskisi, Şam-ı Şerîf***8217;in kuzey doğusunda yer alan en-Namârâ***8217;da keşfedilen İmru***8217;u***8217;l-Kays b. ***8216;Amr***8217;ın mezar taşıdır ki miladî 328 yılına aittir.
Bu kitabeden başka ve ondan, yani Câhiliyye dönemine ait olan birkaç kitâbe daha vardır ki, yazıları Nabat yazısından türemiş ve Arapça yazının en eski çeşidini oluşturan Kûfî yazısıdır. Kuzey Arabistan bedevîlerinin İslâm öncesi dönemde kültürleri olmadığına dair ifade edilen görüşler doğru değildir. İran ve Romalılar zamanında Arap memleketlerinde Âramca kültürün etkileri görüldüğü gibi, bu dilin alfabesinin kullanıldığı da kesindir.
Arapların Asya***8217;da ve Afrika***8217;da istila ettikleri topraklardaki milletler Arapçayı kabul etmişlerdir. Bir yandan bu milletlerin konuştukları dillerinin etkileri, diğer yandan Arapçanın zamanın olumsuz etkilerine maruz kalarak geçirdiği değişiklikler yüzünden, konuşulan Arapça o kadar çok değişmiştir ki, sayıları çok fazla olan Arap lehçeleri oldukça enteresan örnekler oluştururlar.
Mısır***8217;da çeşitli Arapça papirüs kağıtları bulunmuş olup, en eskileri hicrî I. asra aittir. Haraç makbuzları ile resmî dairelerdeki işlere ait bu papirüsler, kısmen Yunanca ve Arapça ve kısmen de yalnız Yunanca yazılmıştır. Çünkü Araplar Mısır***8217;ı ele geçirdiklerinde Yunancayı bildikleri için memleketin eski memurları olan Kıptîler -fethedilen ülkenin idarî işlerinin aksamaması için- görevlerinde tutulmuşlardır.
Çeşitli dönemlere ayrılan Arap edebiyatı gayet zengin olup, her konuda sayısız eserler kaleme alınmıştır. Miladî XVI. asırdan beri, Avrupa***8217;da, Arap dili, edebiyat, bilim ve sanatının ürünleri üzerinde çalışılmaktadır.
Bugün Türkiye***8217;nin çeşitli şehirlerinde Arapça konuşulduğu gibi, Asya***8217;nın bazı bölgeleri ile Afrika***8217;nın önemli bir kısmında ve Amerika***8217;nın Brezilya ve Arjantin gibi bazı taraflarında da Arapça konuşulmaktadır. Amerika***8217;daki Araplar Suriye***8217;den göç etmiş olanlardır.
Son yıllarda yeni Arap edebiyatı hızlı bir gelişme göstermektedir. Bu gelişmenin merkezleri Mısır***8217;dır. Suriye ve Tunus***8217;ta böyle bir gelişmenin içindeler. Amerika***8217;nın New York, Buenos Aires ve Rio De Janerio şehirlerinde bugün çeşitli Arapça gazeteler yayınlanmaktadır.
Şimdiye kadar Sâmî dilleri ile ilgili olarak verdiğim oldukça özet bilgiler, elinizdeki makalenin başlığını açıklamaya yöneliktir. Yukarıda sayılan gruplarda adı geçen ***8211;Habeşlilerin dışında ki- milletler bugün Türkiye***8217;nin yönetimi altında bulunan topraklarda yaşamış ve adı geçen milletlerin torunları da yine bugün Türkiye***8217;de yaşıyor. Sâmî milletlerinden sayılan Âsûrîler günümüzde mevcut değilse, eserleri nerede bulunmakta ve korunmaktadır. Âsûrîlerin dili ile parlak medeniyetlerini anlatan eserler ve kitabelerin bir kısmı memleketimizde yapılan kazılar esnasında bulunduğu gibi, henüz keşfedilmemiş olan kalan kısmı da yine bizde bulunacaktır. Aynı şekilde bugün ortada olmayan diğer Sâmî milletlerinin dilleri ve edebiyatları hakkında da aynı durum söz konusu olmuştur ve olacaktır.
Avrupa ve Amerikalı bilim adamları Sâmî milletleri hakkında araştırmalarda bulunmuşlardır. Bu araştırmaların sonucu, bilim ve sanatın çeşitli alanlarında, bilhassa da dilbilim açısından çok önemlidir. Bu araştırmalar sayesinde dine, tarihe, dile, sosyolojiye ve diğer bilim dallarına ait bir çok mesele halledilmiştir.
Avrupa ve özellikle Almanya Dârü***8217;l-Fünûn***8217;larında Sâmî diller dersi, birinci derecede itibar olunan edebiyat, tarih ve iktisat dersleri gibi kabul edilmektedir. Sebepleri de şunlardır:
Müslümanların ve Yahudîlerin mukaddes kitapları ile bu iki milletin dışındaki diğer Sâmî milletlerinin dinî kitapları Sâmî dillerinde yazılmış ve günümüzde Avrupa***8217;da ilahiyat eğitimi ilmî bir şekilde yapılmakta olduğundan, dinler ve dinler tarihi ile ciddi bir şekilde uğraşanlar kutsal kitapları mutlaka orijinal metinlerden incelemek mecburiyetindedirler.
Sâmî dilleri, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, karşılıklı etkileşimlerini ve özellikle kelime türetme yönlerini gösteren bir dil grubu olduğundan dilbilim açısından çok büyük bir önem taşımaktadır.
Sâmî kitabelerini çözmek ve okumak için Sâmî dillerini bilmek gerektiğinden ve karşılaştırmalı Sâmî dilleri bunların çözülmesi ve okunmasını kolaylaştırdığından dolayı Sâmî dillerinin bilinmesi Arkeoloji açısından da şarttır.
Sâmî milletlerinin, tarih, sosyoloji ve bilim ile sanatın diğer dalları hakkında şu ana kadar elde edilen belgeler ile ileride bulunacak belgelerden elde edilecek bilgiler, adı geçen milletlerin tarih, sosyoloji ve bilim ile sanatının aydınlatılmasına hizmet ettiğinden ve edeceğinden, bu açıdan da Sâmî dilleri çok değerli bir vasıtadır.
Şimdi bir yandan doğrudan doğruya bizi ilgilendiren saydığımız sebepler, diğer yandan memleketimize ilmin girmesi prensibi dikkate alınırsa, Sâmî dilleri dersi, Darü***8217;l-Fünûn***8217;umuzda lâyık olduğu yeri almaktır. Farz-ı muhâl olarak bu ders doğrudan doğruya bizimle ilgili olmasa bile, mâdemki adı geçen dilleri konuşmuş ve hâlen konuşan milletler, Osmanlı topraklarında yaşamış ve hâlen yaşamaktadırlar ve mâdemki bilimsel anlamda ileri ülkeler arasına girmeye niyetliyiz, bu dil gurubuyla uğraşmamız hem millî, hem ilmî bir görevdir. Millîdir; çünkü vatanımızdaki Sâmî milletlerini tanımış oluruz. İlmîdir; çünkü Sâmî dillerini bilmekle, adı geçen milletlerin geçmişe ait birikimlerini, kısmen de olsa doğrudan doğruya, yani sürekli yabancı âlimlerin yayınladıklarından ödünç almaksızın, öğrenmiş oluruz.
Sonuç olarak diyebilirim ki, dünyada Sâmî dilleriyle her yönden ve en çok ilişki hâlinde olan bir memleket var ise, o da Türkiye***8217;dir.

Avram Galanti
Sadeleştirenler: Nurettin Ceviz
Musa Yıldız

Konu OnR tarafından (10.06.08 saat 12:35 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
dilleri, sami, türkiye

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 19:39 .