
…Ve evrene bir güzellik sunuldu. İşte bu güzellik bahçesinde, baharla da güneşle de kucaklaşmamızı sağlayan günün adıdır Newroz. Uyanışı belki de en güzel simgeleyen tarih 21 Mart’tır. Doğanın uyanış serüveni, anlamını bir kardelenin, kar altında asice, ama nazlıca çıkmasında bulur. Bütün engellere rağmen yılmadan, usanmadan, başını dik tutar kardelen. Açık alnında, tarihin en masum, ama en sevdalı düşleri yatar.
Peki, nedir Newroz? Ne zaman, nasıl ve nerede başladı? Newroz’un, sosyo-ekonomik yapısı nasıldır? Öncelikle güne anlamını kazandıran öykümüzü kısaca hatırlayalım.
Mezopotamya’da, halkın şikâyetçi olmadığı Kral Cemşit devrilir ve yerine zalim bir kral olan Dehaq gelir. Yeni kral, kısa zamanda etrafa yaydığı dehşetle adından söz ettirir. Efsaneye göre şeytan, aşçı kılığında Dehaq’a hizmet eder. Ona güzel yemekler yapar. Bu yüzden Dehaq ondan memnundur ve onun her istediğini, yapacağını söyler. şeytan da bu fırsatı değerlendirir ve onu her iki omuzdan öpmek istediğini söyler. Dehaq buna izin verir. Şeytan, Dehaq’ın omuzlarından öptükten sonra aniden kaybolur. Onun öptüğü yerlerden de iki yılan belirir. Dehaq, yılanları hemen kestirir ama kestikçe yeniden çıkarlar ve korkunç acılar verirler. Ülkedeki bütün hekimler çağırılır, ama hiçbiri bu derde çare bulamaz. Şeytan bu kez hekim kılığında saraya girer ve acıların dinmesi için, yılanların her gün iki genç insan beyni ile beslenmeleri gerektiğini söyler. Dehaq, adamlarına emir verir ve her gün saraya iki genç getirilir, başları kesilir ve beyinleri yılanlara yedirilir. Zamanla binlerce genç insanın ölümü büyük tepkilere neden olur. Halk korku ve dehşet içindedir. Sonradan saraya alınan Armail ve Karmail adındaki kişiler, her gün getirilen iki genci saklarlar ve gizliden yılanlar iki koyun beyni yedirirler. Kurtulan gençler dağlara sığınırlar. Bu durumun 30 yıl sürdüğü söylenir.
Bir gün, 12 oğlundan 11’ini Dehaq’a veren, Kawa adındaki demirci, son çocuğu da istenince isyan eder. Bunca yıldır dağlara sığınan gençleri örgütler ve Dehaq’a karşı isyan eder. Bu isyan, zaferle sonuçlanır. İ.Ö. 21 Mart 612’de, zalim Dehaq öldürülür ve halk özgürlüğe kavuşur.
Bir bayram olarak Newroz’un, ilk bakışta diğer bayramlardan bir farkının olmadığı düşünülür. Tıpkı diğer bayramlarda olduğu gibi, Newroz’da da, insanlar en güzel giysilerini giyerler, küskünler barışır. Ancak bu bayramda farklı olarak, insanlar, yaşamın güzelleşmesi için dilekte bulunurlar. Bu, toplum psikolojisi açısından önemlidir. Newroz’un, sosyolojik ve ekonomik etkileri de var elbette. Ortadoğu, yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından zengin bir bölgedir. Bir yandan halkın, bu kaynakların farkına varması için muazzam bir uğraş verilmiş, öbür yandan da halk, kendi değerlerinden koparılmak istenmiştir. Böylece iki temel politika güdülmüştür. Birincisi; halkın bütün ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerini ortadan kaldırmak. İkincisi ise, halkı başka coğrafyalara sürmek, egemen güçler, tarih boyunca Ortadoğu’da her iki yola da başvurmuştur. Ortadoğu, stratejik açıdan dünyanın en hassas bölgesi sayılır.
Bu yüzden bu coğrafyanın topraklarına egemen olmak için sayısız savaşlar, katliamlar, sürgünler ve istilalar yaşanmıştır. Ancak Demirci Kawa’nın isyanı, bir anlamda bu istilaların yolunu tıkamıştır. Bu bakımdan Newroz, Ortadoğu halkları için, bir “Kurtuluş Günü” olmuştur. Efsanenin oluştuğu dönemin sosyo-ekonomik temellerine bakıldığında, önemli olgularla karşılaşılır. Bu dönem, köleci toplumsal yaşama tekabül eder. Dinsel olarak da bakıldığında, Zerdüştlik inancı hâkimdir. Köleci toplumsal yaşam, egemenlerle, egemenlik altında kalanlar arasındaki hatları, en kalın çizgilerle çizer. Bu hattın bir tarafında toplumun büyük kesimi bulunurdu. Çok az bir zümrenin dışında, geri kalanlar köleydi. Köleler de ya bir aile içinde görev alıyor ya da çiftliklerde kâhyanın emrinde çalışıyordu. Her iki durumda da, aşağılanma ve dayak, bir köle için sıradan cezalardı. Kölelere karşı efendilerin, işkence etme ve öldürme yetkileri bile vardı. Hatta İmparator Commodos’un, köle bir hizmetçisini fırına attırdığı da bilinmektedir. Kısacası kölecilik toplumunda, egemenlerin dışındaki halk zümrelerinde yaşayanlar için yaşam, adeta bir zindandı.
Newroz, işte bu zindandan doğan bir bayramdır.
Demirci Kawa, bu zindanın savunucularına meydan okumuştu. Bu, çok büyük bir cesaret örneğidir. Neredeyse, benzeri yaşanmayan büyük bir atılımdır. Dinsel boyutuna bakıldığında da, çok dikkat çekici boyutlarla karşılaşırız. Ortadoğu’da, o dönemde en yaygın olan dinsel sistem, Zerdüştlik’tir. Zerdüştlüğün temelini ise emek, üretim ve helal kazanç teşkil eder. Bu inanışta doğa kutsaldır. Burada ayrıca, ihtiyaç kadar tüketim esas alınmıştır. Kendini savunmanın dışında, şiddet kesinlikle yasaktır. İşte böyle bir inancın yaygın olduğu bölgede, halkın toplumsal yaşayışı, çoğunlukla masumane olmuştur. Zerdüştlüğün etkisiyledir ki halk, birbirine sevgi bağıyla kucaklaşmayı öğrenmiştir. Nitekim Kawa’nın isyanı, bütün halk tarafından destek görmüş ve hararetle savunulmuştur. Her ne koşulda olursa olsun Newroz, dünya halkları açısından birleştirici bir unsura sahiptir. Şu anda dünyada ortak olarak kullanılan bir tek takvim vardır, o da 21 Mart’ta başlar. Bu takvim, halk arasında “Fal Takvimi” olarak da bilinen “Horoskop Takvimi”dir. 2616.sı bu yıl kutlanacak olan Newroz için, biz de bir dilekte bulunalım: Yaşama güzellik egemen olsun…
Lokman TEKİN
Alıntıdır.









Normal
