iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:26 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Festivaller ve Bayramlar » Hıdırellez günü ve Nevruz bayramı - Nauvruz Bairam - Ilyas en los detalles

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 06.05.08, 12:38
Standart Hıdırellez günü ve Nevruz bayramı - Nauvruz Bairam - Ilyas en los detalles

diyesi - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 2.620
Send PM
06.05.08, 12:38


Hıdırellez günü ve Nevruz bayramı - Nauvruz Bairam - Ilyas en los detalles y los festivales celebrados adentro actualmente en su propio estilo
ARNAVUTLAR-SOLYOTLAR Romanında

ÖZET
Ahmet Midhat, bu romanında Nevruz Bayramı’ndan, özellikle de Hızır-İlyas günlerinden uzunca söz etmekte ve bu günlerde yapılan eğlenceleri kendi üslubuyla tasvir etmektedir. İstanbul’da önceleri pek rağbet edilmeyen bu bayramların, halk arasında daha yaygın olduğu, sonraları ise İstanbul’da da rağbet görmeye başladığı ifade edilmiştir. Ayrıca bu günlerin hem Şark milletleri arasında hem de Garplılar tarafından bayram olarak kabul edildiği belirtilmiştir.

ABSTRACT
Ahmet Midhat talks about Nauvruz Bairam describes espicially Hızır Ilyas days in details and festivals celebrated in these days in his own style. It is mentioned that these bairams that were not appealing so much beforehand are more common among public, and afterwords it is also mentioned that they were appealing in Istanbul as well. In addition, these days are also accepted as bairam both among Eastern and Western nations.

SAMENVATTING. De besprekingen van Midhat van Ahmet over Nauvruz Bairam beschrijft espicially de dagen van H?z?r Ilyas in detail en festivals die in deze dagen in zijn eigen stijl wordt gevierd. Men vermeldt dat zijn deze bairams die niet een beroep doend waren zodat veel vooraf gemeenschappelijker onder publiek, en afterwords wordt het ook vermeld dat zij in Istanboel eveneens een beroep doend waren. Bovendien worden deze dagen ook goedgekeurd als bairam zowel onder Oostelijke als Westelijke naties.
EXTRACTO
Ahmet Midhat habla de Nauvruz Bairam describe espicially los días de H?z?r Ilyas en los detalles y los festivales celebrados adentro actualmente en su propio estilo. Se menciona que estos bairams que no abrogaban tanto de antemano son más comunes entre el público, y los afterwords que también se menciona que él abrogaba en Estambul también. Además, actualmente también se aceptan como bairam entre naciones del este y occidentales.

Nevruz, Orta Doğu ve Ön Asya’da yeni yılın başlangıcı ya da bahar bayramı olarak kutlanan gündür. Farsça bir kelime olan Nevruz, yeni gün anlamına gelmektedir. Bugün güneşin yeni bir burca girdiği gün olup Rumi takvimde Mart’ın dokuzuna; Milâdî takvimde ise, Mart’ın yirmi birine tekabül etmektedir. Bir başka söyleyişle Nevruz, tabiatın kıştan kurtuluşunun, bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olması yanında, toplumların yaşamlarındaki hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gündür.

Yüzyıllardır tüm Türk dünyasında kutlanan Nevruz bayramı, kültürümüzde önemli bir yere sahiptir. Tarihin en eski devirlerinden beri bu gün, baharın başlangıcı olarak kabul edilmiş, büyük bir coşkuyla törenler düzenlenmiş, kutlamalar yapılmıştır. Gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu iki günden biri olan Nevruz günü, güneş, balık burcundan koç burcuna girer. Bu günden sonra artık günler uzamaya başlayacaktır. Cemreler havaya, suya ve toprağa çoktan düşmüş; Erbain adını verdiğimiz, 40 gün süren ilk karakış ocak ayının sonunda tükenmiş; ocak sonunda başlayıp 50 gün süren ve Hamsin denilen son karakış ise, bu gün sona ermiştir. Bu günden sonra havalar hep ısınacak; bahar bu tarihten itibaren tüm Anadolu coğrafyasını kucaklayacaktır.

Nevruz Bayramı’ndan yaklaşık kırk gün sonra gelen Hızır-İlyas günleri de Hıdırellez adıyla Nevruz’a benzer bir şekilde kutlanmaktadır. Milâdî takvime göre mayıs ayının 5-6. günlerine rastlayan bu güne Hıdırellez isminin verilmesinin sebebi, Hz. Hızır’ın kendisi gibi peygamber olan ve yine onun gibi ölümsüz hayata mazhar bulunan Hz. İlyas ile o gün buluşmaları, rivayetinden ileri gelmiştir[1]. Nevruz ve Hıdırellez Bayramlarının tarihî süreçlerini de göz önüne aldığımızda bu iki kültürel unsurun milletimiz için “vazgeçilmezler” arasında olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Zira bunlardan birinin su-i istimaliyle yakın geçmişimizde birçok acı hadiseyi, millet olarak yaşamış bulunmaktayız.

Malûm olduğu gibi, milletleri yaşatan ve tarih sahnesinde “Ben de varım.” dedirten en önemli unsurların başında kültürel değerler gelmektedir. Sosyolojik olarak aynı kültüre mensup insanları birbirine bağlayan, dayanışma ve birlikteliğin ruhunu ayakta tutan önemli günler vardır. Bayramlar da bu günlerden biridir. Dinî veya millî olma özelliği olan bayramları yaşatabilme gücünü kendilerinde gören milletlerin sürekliliği, elbette tartışılamaz. Bu anlamda kültürel değerleri canlı tutmayı; millet olarak şerefli bir şekilde yaşamanın bir ön şartı olduğunu söylersek herhalde abartmış olmayız.

Türkler arasında çok eski devirlerden beri kutlanan Nevruz ve Hızır-İlyas günleri, yüzyıllardır büyük bir coşkuyla kutlanmış ve çağlar aşarak günümüze kadar uzanmıştır. Özellikle Osmanlı coğrafyasında Nevrûz-ı Sultânî adıyla kutlanan Nevruz bayramı, büyük bir heyecanla karşılanmış ve insanların bir araya gelip kaynaşmasına vesile olarak millî birlik ve beraberliğin tesisinde önemli katkılarda bulunmuştur. Osmanlı şairleri, bu günlerde, Nevrûziye denilen eserler kaleme alarak devlet büyüklerine sunmuşlardır.

Divan edebiyatı ürünlerinde olduğu gibi Tanzimat sonrası Türk edebiyatına dahil olan roman nev’inde de Nevruz bayramına yer verildiği dikkat çekmektedir. Ancak böylesine önemli bir geleneğin Türk romanında pek yer almadığını da hemen belirtmek gerekir. Bu dönemde bir çok romana imza atan Ahmet Midhat Efendi, Arnavutlar Solyotlar[2] adlı eserinde, Nevruz ile diğer bir bahar bayramı olan Hızır-İlyas günlerinden bahseder ve bu günlerin Hristiyanlarca da kutlandığına değinir.

Ahmet Midhat, Arnavutlar Solyotlar romanında, Müslüman Arnavutlar ile Hristiyan Solyotlar arasında geçen savaşları konu edinmiştir. Arnavut Müslümanlarını idare eden Ali Paşa, Arnavutluk’un güneyindeki dağlarda yaşayan Solyotları kendi idaresi altına almak istemektedir. Bu sebeple birçok girişimlerde bulunmuş; ancak cengaver bir millet olan Solyotlara karşı bir başarı elde edememiştir. Başarısızlığa tahammül edemeyen Ali Paşa, yeni bir taktikle Solyotları dize getirmeyi plânlar. Fikrine değer verdiği Rüstem’in teklifiyle Solyotları içten çökertmeyi deneyecektir. Bu amaçla Rüstem’i Soli kasabasına gönderir. Rüstem birtakım icraatlarda bulunarak Solyotların çözülmesini sağlamaya çalışır. Ali Paşa’nın adamı Rüstem, uzun yıllar Soli’de kalmış, birçok hadiseye şahit olmuştur. Hatta bazı konularda Solyotlar kadar rey sahibidir. Yazar bütün bu hadiselerden haber verirken romanın bir bölümüne Hızır-İlyas ismini vererek bu kısımda Hızır-İlyas ile Nevruz günleri ve bu günlerde yapılan eğlencelerden bahseder. Ayrıca bu kutlamaların yapıldığı günlerde tabiatta olan değişiklikleri tasvir ederek söz konusu günleri canlı bir şekilde gözler önüne serer. Bu bölümün bir kısmını aşağıya aynen alıyoruz:

“Mah-ı nisanın yirmi üçüncü günü Rûz-i Hızır’dır ki milel-i şarkiyenin kâffesi nezdinde bir ıyd-ı millî addolunur. Çiftlik yanaşmaları ve çobanları gibi amelenin âdeta bir re’s senesi hükmündedir. Zira bunların mukavelatı ya Hz İlyas’tan Hz. İlyas’a veyahut kasımdan kasıma akd edilmek o taraflarda bir kaide-i umumiye hükmündedir.

Mukaddemleri İstanbul’ca Rûz-i Hızr’ın ehemmiyeti hiç menzilesinde iken bir zamandan beri arta arta en mühim i’yaddan addolunmak derecesini bulmuştur. Bu ise Haydar Paşa Sahrası’nda içtima eyleyen kadın erkek binlerce Hızır-İlyas’çıların tetkik-i ahvali müvazene edilir.

Rûz-i Hızır’a İstanbul’ca henüz verilmeğe başlanmış olan ehemmiyet taşralarda ötedenberi verilmekte olup bilhassa Ortodoks mezhebinin umumiyete karib hüküm sürdüğü yerlerde Ayı Yüreği nam-ı azizin dahi yevm-i mahsusu olmakla bu yortunun ehemmiyeti olur olmaz yortulara kıyas kabul etmez.

Amma layık da değil midir? Vakıa İran gibi daha ziyade şarklı addolunan memalikte Nevruz-ı Sultânî’ye pek ziyade ehemmiyet vererek martın dokuzuncu günü âdeta hem resmî hem millî bir bayram sayılır ise de bizce Nevruzun bu kadar ehemmiyeti görülemez. Nef’î’nin:

Erdi yine ürd-i behişt

Oldı hevâ anber-sirişt

Âlem behişt ender-behişt

Her kûşe bir Bâğ-ı İrem

diye tavsif eylediği mart ayını bizim köylü babalar koca karılar:

Mart kapıdan baktırır

Kazma kürek yaktırır

diye tavsif ederler. “Niçin?” mi dediniz? Çünkü Nef’î’nin bu günlerde gül mül devri âşıklar bayramı bülbüllerin nağmesi hengamı felan tarzında isnad eylediği şeylere bedel Mart içinde havanın bir günde beş on defa bozulup açılması ve bazı kere yerlerin bir karış kar tutması ve ağaçlarda bir yeşil yaprak ucu görülememesi ve bülbüllerin yuvadan değil ayıların bile inden çıkamaması bu tarafların tabiat-ı iklimiyesindendir.

Amma Rûz-i Hızır’a gelince hâl başkalaşır. Mevsim-i baharın hemen evsatı demek olup ağaçlar yeni kisve-i zümrüdünü giymiş ve güna gün izhar ile tezyin eylemiş olduğu gibi çayırlar dahi rengarenk izhar ile donanıp cihan hakikaten cennet kesilmiş olur.” (s. 66-67). Sa’di-i Şirazî’nin, tasvir ettiği ve birçok meyvenin çıktığını söylediği bu günler, İstanbul’da Rumî takvime göre ancak “evsat-ı mevsim-i baharda ve belki evâhir-i mâh-ı Mayısta” (s. 67) görülebildiğini söyleyen Ahmet Midhat, İstanbul’daki meyvelerin daha geç çıktığına değinir.

Rûz-i Hızır’ın gelmesi Rumeli ve Arnavutluk taraflarında meyve sebzenin başlangıcı sayılır. Buralarda genel bir inanca göre o gün kurt kuş insan hayvan, bütün mahlûkat bayram edeceğinden havadaki bulutlar bile tatile girerler. Ayrıca bu günde mahlûkatı rahatsız edecek şiddetli rüzgârlar bile esmez inancı hakimdir (s. 67).

Yine Arnavutların inancına göre bu günden sonra koyunlar kuzusu ile “Rûz-i Hızır’a kadar yüz yüze burun buruna koklaşarak yatıp uyudukları hâlde Rûz-i Hızır gecesi arka arkaya yatıp koyun kuzusuna lisan-ı hâl ile “Artık bundan sonra benim muhafazama muhtaç değilsin istediğin yolda kısmetini ara.”(s. 67) der imiş. Bu inançtan dolayı Rumeli’nde yaşayan bir kısım Müslüman ve Hristiyan bu günden önce kuzu etinin yenmesinin haram olduğuna inanırlar. Hıdırellez gününde ise fakir zengin herkes durumuna göre bir miktar kuzu etini mutlaka yer (s. 67-68).

Rûz-i Hızır’da örf âdetlere göre bazı etkinlikler yapılarak eğlenceler düzenlenir. Kızlar, genç kadınlar, yüzük, küpe ve hiç olmazsa ufacık bir taştan ibaret birer şeyi çömlek içine koyarak Hz. İlyas gecesinde gül fidanı dibine koyarlar. Sabah “Rûz-i Hızır”da güneş doğmadan önce gül fidanı dibine toplanarak beyitler okurlar. Her beyit okundukça çömlek içindeki eşyadan birisini çıkarırlar. Bu şey hangi kızın ise söylenmiş olan beyit o kızın falının kabul edildiği anlama gelir (s. 68).

Rumeli ve Arnavutluk halkı için Rûz-ı Hızırın ehemmiyeti büyüktür. Rumlarda hemen hemen doğan bütün çocuklara aziz olarak vasıflandırdıkları önemli bir kişinin ismini verirler. Böylece bu kişi ismini aldığı azize mensuptur. Her azizin de bir yortusu yani bir bayram günü vardır. Böylece bu bölgedeki Hristiyan çocuklar, mensup oldukları azizin yortusu gününde bayram yaparlar. Bu önem verdikleri bir adettir. Bu adetten dolayı Maryola, “Rûz-i Hızır pederi Boçaris’in isminin günü”nde kırk keçi keserek şaraplar ve çalgılarla bu yortusunu arkadaşlarıyla kutlamıştır (s. 68-69).

Ahmet Midhat, Hıdırellez ve bu yortu gününde tertiplenen eğlenceyi bir ressam gibi uzun uzun tasvir etmeye çalışır. Hıdırellez günü, romandaki kahramanlardan ve çevreden gelen kalabalıkla sayıları yaklaşık üç yüz kişiyi bulur. Kuzular kesilir. Çalgılar çalınır. Sesi güzel olanlar şarkılar söyler. Şiirler okunur. Nikâhlar kıyılır. Yemekler yenir, şaraplar içilir. Genç kızlar ve erkekler sarhoş oluncaya kadar içerler. Bu eğlencenin içinde herkes rasgele birbiriyle dans eder. Yorulan genç erkekler ve kızlar çılgınca ve takatleri kesilinceye kadar oynar dans ederler. Daha sonra birer ağaç diplerine uzanarak baygın hâlde yatarlar (s. 69-71).

Yukarıda da görüldüğü gibi Ahmet Midhat bu romanında Nevruz Bayramı’ndan, özellikle de Hızır-İlyas günlerinden uzunca söz etmekte ve bu günlerde yapılan eğlenceleri kendi üslubuyla tasvir etmektedir. Yukarıdaki satırlardan da anlaşıldığı üzere, İstanbul’da önceleri pek rağbet edilmeyen bu bayramların, halk arasında daha yaygın olduğu, sonraları ise İstanbul’da da rağbet görmeye başladığı ifade edilmiştir. Ayrıca bu günlerin hem Şark milletleri arasında hem de Garplılar tarafından bayram olarak kabul edildiği belirtilmiştir.

Günümüzde birçok ülkede olduğu gibi Anadolu’da da Nevruz ve Hızır-İlyas günlerinde törenler yapılmakta ve bu bayramlar, toplumumuzun hemen her kesimince bir gelenek olarak yaşatılmaktadır. Bu vesileyle bahsi geçen günlerde çeşitli eğlence ve ziyaretler düzenlenerek insanların bir araya gelmesi sağlanır ve millî birlik ve beraberliğin devamında önemli bir adım atılmış olur.


Kemal TİMUR

kaynak
Eklenmiş Resimin Önizlemesi
__________________
Bilmek; en ağır yüküdür insanın.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için diyesi kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (06.05.08), lolipop (06.05.08), safran çiçeği (06.05.08), SELVILV (06.05.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 06.05.08, 22:40
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 8.645
Ettiği Teşekkür: 5.569
2.035 tane iletisine 3.355 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Hıdırellez günü ve Nevruz bayramı - Nauvruz Bairam - Ilyas en los detalles

güzel bilgiler için teşekkürler diyesi...
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
nevruz, nauruz, may the sixth, hidrellez, arnavutlar solyotl, ahmet midhat efendi, the albanians, the soliotsar

« Nevruz Bayramı | - »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz