|
#1
|
|
02.09.08, 00:50
Müslüman Araplar'ın tarihteki büyük imparatorluklardan birini kurmaları, "Arap (Arab)" kelimesinin Arabistan'da yaşayan herkesi nitelendirmek için kulllanılmasına neden olmuştur. Araplar, kısaca, Sāmi dilini konuşan, göçebe bir kabileler topluluğundan gelen halk olarak tanımlanabilir. Arap Kabîleleri, M.Ö. yüzyıllarda Suriye ve Mezopotamya'ya akınlar yaparak buralara yerleşmiş; deve kervanları ile ticāret yaparak geçimlerini sağlamışlardır. Bu çalışmada daha kapsamlı bir inceleme konusu olan Arap Müziği, Araplar'ın tarihî, toplumsal ve kültürel gelişimi içerisinde, genel olarak ele alınmıştır. Arap Kültürü, Tarihi ve Müziği hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Bu genel bilgiler, İslâm'dan önce ve sonra olmak üzere iki temel dönem ve bunların içerdiği ara dönemler çerçevesinde verilmeye çalışılmıştır. Kısaca; Araplar'ın yaşamları, bulundukları coğrafî konum, İslâm'ın ortaya çıkışı ile değişen hayat görüşleri ve bunun müziklerine etkileri ele alınmıştır. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
| Ayça Şallı kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
CiwCiw (02.09.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| "Arap (Arab)" İsminin Kökeni "Arap (Arab)" isminin nereden geldiği ve kelime olarak kökeni hakkında fazla bir bilgi yoktur. Anlamı ve ortaya çıkışı üzerine öne sürülen çeşitli fikirlerden hangisinin tam olarak gerçeği yansıttığı bilinmemektedir. Mezopotamya'daki arkeolojik kazılarda çıkan eski tabletlerden ve kitābelerden elde edilen bilgiler ışığında; "Arap" kelimesinin, bu yörede yaşayan "Sāmi" kültüründen geldiği düşünülmektedir. Bu kaynaklarda (eski kitābelerde) geçen ve "Arap" isminin kökeni, "çöl ve çıplak ova" anlamına gelen "Urbe" kelimesidir. Diğer bir düşünceye göre ise; yine Sāmi dilinde aslı "İrab" olan "Arab" sözcüğü; "ferahlık" veya "hākimiyet" anlamına gelmektedir » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#3
| ||||
| ||||
| Tarihçe Ancak günümüzde, Arabistan'ın Sāmi kökenli ulusların doğum yeri ve anayurdu olduğu teorisi pek fazla yandaş bulmamaktadır. Bu durumda, Araplar kısaca; Sāmi dilini konuşan, geçimini ticāretle sağlayan halk olarak tanımlanabilir. Müslüman Araplar'ın tarihteki büyük imparatorlukllardan birini kurması; "Arap" kelimesinin, Arabistan'da (Arap Yarımadası) yaşayan herkesi tanımlamak için kullanılmasına yol açmıştır. Sāmi Alfabesinin bulunması, develerin evcilleştirilerek kabîlelerin Arabistan'a göç etmeleri M.Ö. 2000'lere rastlamaktadır. [Araz: 196, 199) Arap Kabîleleri, Suriye ve Mezopotamya'ya akınlar yaparak buralara yerleşmiş; devecilikle geçimlerini sağlamışlardır. Asur kaynaklarında, M.Ö. 853 yılından itibāren zaman zaman saldırıya geçen Arap kral ve kraliçelerinden bahsedilmektedir. Araplar'ın gelişimi ve krallıklar kurmaları, daha çok elde ettikleri ticārî kazançlarla açıklanabilir. Babil Kralı Nabunaid (M.Ö. 556-539), "Baharat Yolu"nun geçtiği Kuzey Arabistan'ı alabilmek için, sekiz yılını Tema'da (Teyma) geçirmiştir. Kuzeybatıda Kedar (M.Ö.VII. ve IV.yüzyıllar), yerini daha sonra Nabatiler'e bırakır (M.Ö. IV.yüzyıl - M.S. II.yüzyıl). [Doğrul 1973: 196) Güneybatıda Sabā, Maan, Kataban ve Hadramut, kabîle aşamasını geride bırakarak siyasî bir birlik kurarlar. M.Ö. V.yüzyılda oluşturdukları yerel alfabe ile (Güney-Arap Alfabesi), yazılı anıtlar dikmeye, yerleştikleri alanı kitābelerle donatmaya başladılar. Yahudilik ve Hıristiyanlığın ortaya çıkması nedeniyle buralarda bir çok savaşlar olmuş ve bunlar, Hıristiyan Habeşler'in VI.yüzyıl başında ülkeyi istilā etmesi ile son bulmuştur. 575'te Persler tarafından yıkılmıştır. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#4
| ||||
| ||||
| Araplar'ın tarihi, İslâm'ın doğuşunun, yayılışının kısaca; İslâm Tarihi'nin ayrılmaz bir parçasıdır. Araplar'ın fetihleri, bu noktada 3 ana dönemde incelenebilir: 1. Hz. Muhammed Dönemi Fetihleri: Peygamber hayattayken asıl Arabistan'ı egemenlik altına almak amaçlanmıştır. 2. Hz. Muhammed'in vef'atından sonra yapılan fetihler: Bu dönemde yarımadada yaşayan Araplar, Arabistan'ın kuzeyi ve doğusundaki bölgeleri fethetmeyi amaçladılar. Batıya ilerleyip Afraika'ya girdiler. Suriye ve Mezopotamya, İran ve Mısır, iki halîfe döneminde; Afrika'nın kuzeyi Üçüncü Halîfe Döneminde fethedildi. 3. Emevîler zamanında yapılan fetihler: Bu dönemde, Bizans ve Pers İmparatorlukları'nın yerini alarak, Kuzey Afrika, İspanya, Māverāünnehir, Sind ve Kafkasya'ya kadar Müslüman Devlet sınırları genişlletilmiştir. Arap akınları, 717'de İstanbul önünde ve 732'de Poitiers önünde durdurulmuştur. Böylece İslāmiyet, Araplar'a ait ulusal bir din kimliğinden çıkarak fethedilen ülkelerin halkları tarafından da benimsenmiştir. İslāmiyet ile birlikte giderek bu ülkeler arasında Arapça, (ana dillerinin yanısıra) ortak bir dil hālini almıştır. Bütün bu gelişmeler onucunda ise; İslâm Medeniyeti'nin doğmuştur. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#5
| ||||
| ||||
| Emevîler Dönemi ile Abbāsiler Dönemi'nin başında bir bütün olan Arap İmparatorluğu, çok geçmeden parçalanmaya başlamıştır. Abbāsiler'in yönetime gelmesinden kısa süre sonra, İspanya'da ayrı bir Emevî Emirliği kurulmuş ve bu, daha sonra X.yüzyılın başında Halîfelik olmuştur. IX.yüzyılda Mağrib'de bağımsız krallıklar kurulmuştur. Yine IX.yüzyıl ile X.yüzyıl arasında Mısır Halîfelik ile olan bağlarını gevşetmiş; Fātımîler ise; X.yüzyıl'dan XII.yüzyıla dek olan süre içerisinde burada bir karşı halîfelik kurmuşlardır. Bu arada doğuda yarı bağımsız hānedanlıklar ortaya çıkar. Selçuklu Türkleri'nin gelişi ile birlikte, X.yüzyıldan beri gerçek bir iktidardan yoksun olan Bağdat Halîfesi yalnızca dînî bir rolle yetinmek durumunda kalmıştır. Endülüs Emevî Devleti'nin yıkılmasından sonra Araplar kısa bir dönem kendi başlarına birer devletçik halinde yaşamaya başladılar. Türkler'in İslāmiyet'i kabul ettikleri dönemden, Cumhuriyet'in ilānına kadar Arap toprakları, hep Türkler'in egemenliği altında bulunmuştur (XI.yüzyıl - XX.yüzyıl başı). Osmanlı İmparatorluğu'nun parlak dönemi padişahlarından Yavuz Sultan Selim, Mısır'a yaptığı seferle Arap topraklarını eline geçirmiş ve Mekke ile Medîne'den gelen "Kutsal Emānetler"i İstanbul'a getirirek, "Halîfelik" unvānının Türkler'e geçmesini sağlamıştır. Araplar, İlk Halîfeler ve Emevîler Dönemi'nde önemli bir rol sahibi olmuşlardır. Abbāsi İmparatorluğu'nun kuruluşuyla, bu rolleri sınırlanmıştır. Bunda, Abbāsi Halîfeleri'nin Kureyş asıllı Arap olmalarına rağmen, İran törelerine bağlı kalmaları ve eyalet valilerinin pek Araplar'dan seçilmemesinin payı büyüktür. Orduda da Araplar'dan çok Türk ve İranlılar gibi yabancılar görev almaktaydılar. Bundan sonra XIX.yüzyılın başına kadar sürecek olan bir gerileme dönemine girmişlerdir. Bu dönem bir kültürel bir yenilik, devrim (en-Nahda) hareketinin belirdiği XIX.yüzyıl başında sona ermiştir. XX.yüzyılın başında ise; siyasî bir yenilik hareketinin sonucunda Bağımsız Arap Devletleri kurulmuştur. Aslında gerçek anlamda katışıksız, saf bir Arap Uygarlığı yoktur. Pek çoğu aslen Arap olmamakla birlikte; iyiden iyiye Araplaşmış yazarlar, bilimadamları, hukukçular, tanrıbilimciler, filozof ve sanatçılar tarafından meydana getirilen ve temsil edilen, İslâm'ı kabul etmiş farklı kültürlerin birbirini etkileyerek oluşturduğu bir İslâm Uygarlığı'ndan söz etmek daha doğru olacaktır. Bu uygarlık, Araplar'ın Suriye, Mezopotamya, Mısır, İran ve İspanya ile ilişki kurmasından doğmuş ve Ortaçağ'ın büyük bir bölümü boyunca dünyanın en parlak uygarlıklarından biri olarak, Batı Dünyası'nı önemli ölçüde etkilemiştir. Arap ülkelerinin siyāsî birliğini sağlamak amacıyla, II. Dünya Savaşı sonrası bu ülkeler arasında bir anlaşma imzalanmıştır (1945). Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye ve Yemen, söz konusu anlaşmayı imzalayan ve Arap Birliği içerisinde yer alan ülkelerdir. Diğer Arap Devletleri de bağımsızlıklarını kazanmaya başladıkça, bu birliğine katılmışlardır. Libya 1953, Sudan 1956, Fas ve Tunus 1958 Kuveyt ve Cezayir 1961, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri 1971 Bahreyn ve Katar 1971 ve en son olan Filistin 1976'da bağımsızlığını ilan edip Arap Birliği'ne katılmıştır. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#6
| ||||
| ||||
| ARAP KÜLTÜRÜ Arap İmparatorluğu zamanında Araplar, egemen oldukları topraklarda önemli bir din ve kültür mirası bırakmışlardır. Kuzey Afrika, Mısır, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan halkları gibi farklı halkların Müslüman olmaları ve Arapça'yı ortak bir dil olarak kabul etmeleri, bu ülkeler ve Arap kültürü arasında karşılıklı bir etkileşim doğmasına neden olmuştur. Araplar'ın İslāmiyet'i yaymak amacıyla çeşitli akınlar yaparak sınırlarını genişletmeleri sonucu; İspanya, Arap-Yunan uygarlığı ile Batı uygarlığının kültür alışverişin yapıldığı yer olmuştur. Araplar, Suriye ve İran'ı işgal ettikleri zaman, Yunan düşüncesi ve Hint bilgeliğinin buluşması sonucu zenginleşmiş, ileri bir uygarlıkla temas kurmuşlardır. Özellikle; Yunan kültüründen etkilenip gibi , medreseler kurmuşlardır. Medreselerde, Din, Tarih, Söz Söyleme Sanatı (Kelam), Matematik, Astronomi ve Müzik eğitimi verilmiştir. Bağdat, Kahire ve Kordona şehirleri, en büyük kültür merkezleri olmuştur. Arap Alfabesi[3], Latin Alfabesinden sonra, dünyada en çok kullanılan alfabetik yazım sistemidir. Kuzey Sāmi Alfabesinin Arāmi koluna bağlıdır. Aslında Arapça'nın yazımı için geliştirilmiş, İslâm'ın kabul edilip yayıldığı hemen bütün bölgelerde resmî alfabe olarak benimsenmiştir. [AnaBritannica, 1986: 437) Başta Abbāsi Dönemi olmak üzere İslâm aydınları, edebiyatın gelişmesi için zemin hazırlamıştır. Araplar'ın en meşhur filozofu İbni Rüşd (1226-1198)'dür. Araplar, daha çok şiir ve düşünce alanında çalışmayı tercih etmişlerdir. Bağdat'ın parlak devrinde öykü ve masal yazarlarının sayısında bir artış görülür (Örnek: "1001 Gece Masalları"). Arap edebiyatında, şiir de çok önemli bir yer tutar. Araplar İslâm'ın ortaya çıkışı ve yayılmasından sonra, hukuk sistemini İslâmi öğretilere göre yeniden düzenlemişlerdir. Hukuk sisteminde Hz. Muhammed'in koyduğu kurallara uyulmuştur. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#7
| ||||
| ||||
| ARAP MÜZİĞİ Arap Müziği'ni İslāmiyet ile birlikte ortaya çıkan büyük inanç ve toplumsal yaşam değişimine uygun olarak incelemek ve bu bağlamda iki ana döneme ayırmak uygun olacaktır: 1.İslāmiyet öncesi dönem (MÖ.1000-MS.622) 2.İslāmiyet sonrası dönem (MS.622'den günümüze kadar) Tarihsel olayların etkileri göz ardı edilemeyeceğinden; Arap Müziği'ni bu iki ana dönemi de unutmadan kronolojik olarak dört dönemde incelemek en doğrusu olacaktır: 1.İslāmiyet öncesi dönem; Cahilliye dönemi (MÖ.1000–MS.622) 2. İslāmiyet sonrası dönem a. Gelişme dönemi (M.S. 622'den, XIII.yy veya; XV.yüzyıla kadar) b. Duraklama dönemi (XIII.yy. veya XVyy.'dan, XIX.yüzyıla kadar) c. Modern dönem (XIX.yy.'dan günümüze kadar) » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#8
| ||||
| ||||
| 1. İslāmiyet Öncesi Dönem: Cahilliye Dönemi (MÖ.1000 – MS.622) İslamiyet Öncesi Arap Müziği hakkında günümüze çok az bir bilgi ulaşmıştır. Arap Yarımadası, Mezopotamya Medeniyeti'nin etkisi altında gelişerek Sāmi Kültürü'nün merkezi konumuna gelmiştir. Cahilliye Dönemi'nde Araplar, Arabistan Çölleri'nde göçebe hayatı yaşamaktaydılar. Araplar, monoton geçen yaşamlarını renklendirmek ve deve kervanlarını yürütmek amacıyla, basit ezgilerden oluşan şarkılar söylerlerdi. Arap Kültürü'nün içinde yer alan toplumların san'at ve edebiyata olan meraklı oldukları görülür. Özellikle müzik, sosyal yaşamın önemli bir parçasıdır. Başlangıçta vokal (sözlü müzik) müzik gelişmiş ve müziğin icrāsı şiirle yakın bir paralellik içermiştir. Bu bakımdan Arap Dünyası'nda şarkıcıya önem verilmiş ve el üstünde tutulmuşlardır. Cahilliye Dönemi'nde "Kayne" adı verilen kadın şarkıcılar, sosyal yaşam içerisinde önemli bir yer tutmuşlardır. Müzik, "Kâinātın Kabîleleri" olarak bilinen kadın şarkıcılar ile nādiren "Mugannî" adı verilen erkek müzisyenler tarafından icrā edilmiştir. Bu dönemde Araplar henüz İslāmiyet'i kabul etmedikleri için, kadınların sosyal yaşamda etkin oldukları ve kadın şarkıcıların müzikte etkin bir rolü olduğu görülür. İçkili toplantı ve eğlencelerde kadın şarkıcılar, hem Arap Şarkılarını hem de Arapça söz yazılmış başka toplumlara (milletlere) ait şarkıları seslendirmişlerdir. İslāmiyet sonrası dönemde ise; müzik daha çok erkek şarkıcılar tarafından icrā edilmiş ve kadın şarkıcıların önemi azalmıştır. İslāmiyet'in kabulünden sonra kadınlar müzik geleneğini, toplum içinde değil aile içerisinde sürdürmüşlerdir. En eski vokal müzik formu "Hûda (Allah)"'tır. Bu geleneksel form, develerin adımlarından çıkan seslerin oluşturduğu ritmik bir yapıya sahiptir. Hayatlarının her bölümünde çöl yaşantısının etkin bir yer tutması, bu formun gelişme nedenidir. Yaz-Kış her dāim deve kervanları ile yapılan uzun çöl yolculuklarına şarkıcılar da eşlik ederek; Hû da formundaki ezgileri seslendirmişlerdir. Bir devenin adımlarının çıkardığı seslerin oluşumuna "Ritim", bir şiirin ezgiyle söylenmesine ise; "Gınci" adı verilmiştir. Cahilliye Dönemi'nde Arap Şarkılarının makamsal yapısı ve besteler çok sādedir. Her beyit veya mısrāda bir satırı aşmayan bir müzik cümlesi yer alır. Hâttā bazen iki, dört ya da beş nota, sesin genel melodisini oluşturur. Cahilliye Dönemi sırasında Araplar, İslām öncesinde Sasani İran'ı olarak bilinen bölge ile Kuzey Hint ve Kuzey Afrika bölgelerinden etkilenmişlerdir. VI. yüzyılda, Kâbe'nin onarımında çalışan İranlı ustalar ve işçiler aracılığıyla İran Müziği ile tanışmışlardır. Tahmin edileceği üzere bu tanışma sadece folklorik düzeyde olmuştur. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#9
| ||||
| ||||
| 2. İslāmiyet Sonrası Dönem a) Gelişme Dönemi (MS.622 – XIII.yüzyıl veya; MS.622 - XV.yüzyıl) Araplar İslāmiyet'in kabulünden sonra, bilim ve edebiyat alanında bir çok gelişme göstermişlerdir. İslâm Medeniyeti, İslâm İmparatorluğu çevresinde gelişme göstermiştir. VI. yüzyılda ortaya çıkan sağlam politik bir güç, sadece Yakın Doğu değil, batıda İspanya ile doğuda Hindistan'a ve Asya'nın ortalarına kadar yayılmıştır. Bu çok milletli imparatorluğun oluşumunda başlıca iki kültürel unsur birleştirici bir rol oynamıştır. Bunlar: Din (İslâm) ve Lisan (Arapça)dır. İslâm Kültürü oluşumu ve yayılmasında Araplar'ın yanı sıra İranlılar, Türkler ve Bizanslılar'ın da katkısı olmuştur. Arap Müzik Geleneği, İslāmiyet'in ilk dönemlerinde büyük bir gelişme göstermeye başlar. Bunda İslāmiyet'in doğuşu ve kabulünün etkin bir rol oynar. Müzik diğer milletlerden gelen kültürel unsurlarla zenginleşir. Yakın Doğu'daki sanatsal (klasik) müziğin temelleri bu soydan gelen İslām İmparatorluğu Sarayı'nda ilerleme göstermiştir. Dolayısıyla söz konusu gelişme dinsel kaynaklıdır. İslāmiyet'in yayılmasıyla beraber o dönemde yapılan ve icrā edilen müziğe, karşıt bir tutum da oluşmuştur. Bunun en büyük nedeni, müziğin şiirle olan ilişkisidir. Çünkü o dönemlerde altın çağını yaşayan şiir, İslāmiyet öncesinin en önemli kültür özelliğiydi. Bu sebeple İslâm'ın ilk yıllarında müzisyenler, yenilikçi olarak tasvir edilmişlerdir. Arap Müziği bu dönemde, özellikle İran'ın etkisiyle, eski sādeliğinden uzaklaşarak; keskin, kuvvetli bir nitelik kazanmaya başlar. İlk Arap Devleti olan Emevîler zamanında Şam ve Bağdat, sanat, kültür ve bilimin merkezi hāline gelmiştir. Sanatsal (klasik) müzik anlayışı, Emevî Halifeliği zamanında (661-750) gelişmeye başlar. Emevî Sarayı bir müzik merkezi olur ve burada müzik, farklı kültürlerin de etkisiyle zenginleşir. Kadınlardan oluşan "Gaynacılar" tarafından icrā edilen eğlence müziği, "Mugannî" adı verilen erkekler tarafından icrā edilmeye başlar. Kadınların sanatsal alanda ünlü ve başarılı olmaları, İslâmî ahlâka ters düştüğünden, kadın müzik grupları yerini erkeklere bırakmıştır. Zamanın en önemli müzisyenleri İbn-i Misah, İbn-i Süradi ve Ma'bad'dır. Bu müzisyenler İran'a giderek yeni melodiler ve müzik bilgileri öğrenmişlerdir. O dönemde, İran Müziği'nin daha popüler olması nedeniyle, Arap Müziği'nde de İran etkileri kendini göstermiştir. Bu dönemin Arap Müziği Abbāsi Hānedanlığı (750-1258) zamanında ortaya çıkmış; Al-Mahdi, Harun Al-Reşid ve Ma'mun'un saraylarında gelişmiştir. Bu dönem gelişme dönemidir ve "Altın Çağ" olarak kabul edilir (803). [Ve Müzik .s.57) Abbāsi döneminin en önemli müzisyenleri eski Arap tarzının temsilcileri olan Zalzal, Yahya el Maki ve İbn-i Hami'dir. Bu dönemdeki ritim anlayışları kurallara bağlı, ezgi ise Kur'an okumaya uyarlıdır. Arap şiirlerinde olduğu gibi her dize kendine uygun bir melodi bütünlüğünü oluşturmuştur. VIII.yüzyıldan itibaren, Kuzey Afrika, İspanya ve Akdeniz ülkelerinden gelen Haçlı orduları da Araplar'ın bilim ve tekniklerinden yararlanmışlardır. Aynı dönemde Arap Müziği İspanya'ya kadar yayılmış ve Endülüs, Arap Müziği'nin merkezi durumuna gelmiştir. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#10
| ||||
| ||||
| Endülüs Müzik Okulu: Araplar'ın ilk müzik ekolleri "Endülüs" diye adlandırır ve müzik okulu ikincisi de klasik okul olan Büyük Selçuklu Devleti Dönemi'dir.["Ve Müzik", S.2/97, s.66) Ishak el-Musuli ve İbrahim El-Mehdi, bu dönem Arap Müziği'nin ilk büyük kuramcı ve bestecileridir. Bağdat, bu dönemde bir kültür ve sanat merkezi olarak en parlak çağını yaşamıştır. Ishak el-Musuli'nin öğrencisi ve Endülüs Müzik Okulu'nu kuran Ziryap (Al İbn Nafaâ) hocasıyla olan bir anlaşmazlık nedeniyle Irak'ı terk etmiş ve Endülüs'ün Kurtuba (Kordoba) şehrine yerleşmiştir. Kurtuba'ya vardığında Halîfe Abdurrahman İbn Al-Hakan (822-852) tarafından karşılanmış ve kendisine bütün olanaklar sağlanarak İslâm Ālemi'nin ilk müzik konservatuvarını kurmuştur. Tunus'un başkenti Kayruvan'da, Tunus Müziği'ni incelemiş ve sonradan İspanyol Müziğiyle tanışmıştır. Endülüs'te bulunduğu dönemlerde doğudan edindiği müzik geleneğini batıya taşımış ve dönemin ünlü bestecilerinden biri olmuştur. XI.yüzyıldandan itibaren Selçuklu Türkleri'nin Bağdat'daki etkisinin hızla artması sonucu Arap İmparatorluğu zayıflamaya başlamıştır. Politik sorunlar müzik ve sanat üzerinde de etkili olmuş; saray müzisyenlerden desteğini çekmiştir. 1258'de Moğol istilāsıyla bir sanat ve kültür merkezi olan Bağdat yıkılmış ve müzikal kültür duraklama devrine geçmiştir. » Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Gelenekler » Folklor »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| arap, arap kültürü, arap müziği, arap uygarlığı, gelişim, müziği, tarihsel, İçerisinde, İslâm uygarlığı |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|