iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:55 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Sahne ve Gösteri Sanatları » Tiyatro » Tiyatro Terimleri » Meşhur Paskal'ın Pandomiması

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23.05.08, 01:06
Standart Meşhur Paskal'ın Pandomiması

23.05.08, 01:06




Burada her cuma ve pazar günleri meşhur Paskal enva-ı türlü hünerler ve gülünç-lü icrâ-yı lu'biyât eder. Rağbetlû müşterilerinin leşvikatlarını kazanan Paskal her hafta yeni yeni oyunlar sahne-i temaşaya vaz edecektir.
Paskal kendisi idi.
meshur-paskalin-pandomimasi-1177360333david-jpg
 
Tiyatrosunun kapısından girip bohçasını açarak hiç değişmeyen oyununa mahsus şalvar biçimindeki beyaz pantolonunu, yakası oymalı beyaz saltasını, başına sivri beyaz külahını giydikten ve tekmil yüzünü unlara, kurbağa bakışlı siyah gözlerinin alt kapaklarını kırmızıya boyadıktan bir saat sonra idi ki boş zihinlerle gailesiz gönüllerden çıkıp yükselen kahkaha sodaları ve alkış âvâzeleri arasında "icra-yı lu'biyât" ediyordu.
O gün bu teatr bütün iftihar ve maharetini ibraz ettiğinden her şey şevke gelmişti. Tavanını teşkil eden bir yelken bezi rüzgâra karşı neş'esinden öte beriye atılarak içerideki havayı tecdid ettiği ve tahtaların aralarından nüfuz eden güneşin zerrat-ı zerrini gubardan müteşekkil bir amudun içinde birtakım böcekleri oynattığı gibi tiyatronun muzıkası olan bir laterna da, ihtiyarlığın hutut-ı inhitatı görünmeğe başlamış çirkin çehresi düzgünler, metaib ve mesaî-i tenfersâsından dolayı her tarafı sarkmış etlerden terekküp eden endamı, kesret-i istimalden solmuş kanarya sarısı atlaslar içinde, bir kadını.raksettiriyordu. Oyunda bu kadına âşıklık vazifesini icra eden Paskal'm, ilân-ı muhabbet için dilini çıkarması, ve şükrâne-i iltifat olmak üzere taklak kılması oradaki halkı çok güldürüyordu. Tiyatrosunun bezden tavanını başının üstünde tutan ortadaki muharrik direğe arkasını dayayarak ağzındaki si-. garasıyle oyunu temaşe eden bir seyirci "Paskal'ın dilini çıkarması yok mu? İnsan buna gülmekten bayılır" diyordu.
Zaten bunu orada küçük iskemlelerin üzerinde oturanların ekserisi tasdik etmişti. Oyuncuların yanındaki locada, o samimi, o masum, o tıflâne gülüşleri âlam-ı hayata teselliler veren genç kızlardan biri, kemal-i neşe ile kanatlarını sallayarak uçuşan kuşlar gibi, o küçücük pembe dudaklarının üzerinde nûrani bir tebessüm olduğu halde, sevdayı okşayan ellerini birbirine çırparak Paskal 'ı alkışlıyordu.
Eftalya ismindeki yirmi yaşında bu genç kız ihtiyar validesiyle hemen her hafta locaya gelirdi.
Validesi: "Kızım burada çok mu eğleniyorsun?" diye sorduğu vakit, kerimesi; Paskal'ı bundan evvel ölen sevgili köpeğine benzettiğini ve bazen de hal ve tavrı, bir kere görüp de pek hoşuna giden bir maymunu andırdığını söylerdi.
Paskal, tiyatrosunun bu genç müdavimini, maskaralıklarının bu güzel müşterisini daha ziyade eğlendirmek için karşısına geçerek oynar, ve bazen oyunda münasebet getirerek locasının altına düşerdi. O gün ise beyaz ketenler, seheri tebessümler içinde bulunan bu genç kız, o gürültüler arasında lakdir-i istihzâ-âmizine bir delil olmak üzere locadan çiçek atıyordu.
Attığı bu çiçekler, Paskal'm yüzüne, göğsüne dokundukça eliyle kalbini tutarak en can alacak yerinden vurulmuş bir yırtıcı hayvan gibi acı acı feryat ediyordu. Bir-iki dakika sonra tiyatrosunun iç tarafındaki toprağın üzerine oturarak, hâlâ güldürdüğü adamların kahkahaları devanı ederken içini çeke çeke ağlıyordu.
Gözünden dökülen yaşlar yüzündeki unları, kırmızı boyaları bozarak kıvılcım taneleri gibi o harap duvarların yıkılmış taşlarına damlıyordu.
Bu zavallı Paskal o güzel Eftalya 'yi seviyordu! Bu nakıs vücud o kemaldi hilkate âşık olmuştu.
Fakat gönlünün en gizli bir köşesinde hıfzettiği bu muhabbeti kimseye söylemeğe, küçükten beri mahrem-i her hali olan evindeki ihtiyar hizmetçisiyle hasbıhal etmeğe, hattâ kendi kendine düşünmeğe bile cesaret edemiyordu. Zira kimseye itimadı, hiç bir şeye itikadı olmadığından zihninde gizlenerek bâis-i hayatı olan timsal-i muhabbetin görünmesinden ihtiraz ediyor- * du. ömründe bir kadının nazarı nüvâzi-kârânesine, hiç kimsenin muamele-i ınül-cek...
Kendisinden beklenilen yalnız güldürmek. Bak, bu hal-i inkisarında, gözyaşları içinde boğulduğu şu zaman-ı ye 's ü iğbirarında, herkes kahkahalarla gülüyordu. Evet, kimseye söylemeğe, hattâ düşünmeğe bile cesaret edemiyordu.
Oyun bittiği cihetle akşamdan sonra yine bohçasını koltuğuna alarak geldiği yoldan muhterizâne evine avdet ediyordu.
Yolun yarısında, asabi bir hal ile arkasından bir şeyin takip ettiğini, o şey-i meçhulün gözlerinden girerek harem-serâ-yı ruhunda gizlediği güzel Eftalya 'sini görmek istediğini hissediyordu. Bir hal-i telâş u ihtiraz ile başını çevirdi. Ay! Yarısından büyük bir kısm-ı nûranisi Ayasof-ya 'nın âli kubbesinin üzerinden zuhur ederek ilk şuâı o tenha sokağın arasına düşmüştü. Evine vâsıl olup biraz bir şey yedikten sonra odasına çekildi. Aradan birkaç dakika güzar etmişti ki odasının kapısını açarak içinde kimse olmayan evinde birisinin dolaşıp dolaşmadığını, penceresini kaldırıp sokaktan kimsenin geçip geçmediğini anladıktan sonra güzel Efıal-ya'sını düşünmeğe başladı.
Bugün oyunda kendisine niçin o kadar ziyade gülmüştü acaba?.. Koynundaki çiçekleri çıkarıp bir hürmeti dindarâne ile
öptükten sonra hücresinin en yüksek cihetine koydu!
''Bu çiçekler. Ah bu çiçekler... Beni öldürecek!" diyordu.
Kendisini bir kere kabul edecek olursa... Bu hücreleri saksılarla donatacak. O güzel Eftalya'sim şu köşeye ik'ad edecek... Kendi kendine ayağa kalkıp oda kapısının eşiğine oturdu! Ne kadar garip hikâyeler söyleyecek, bütün geceler güldürecek! (Galiba gündüzün kendisine gülerek bakan o büyük siyah gözler bunu ziyadece mestetmişti).
Meselâ şimdi odaya giriyor... Bir ilâhe-i hüsnün karşısındaki putperest gibi başını tahtaların'üzerine koydu. v Bir müddet o vaziyette kaldıktan sonra gayet güzel rü-yâlı bir uykudan uyanır gibi bir hal ile başını kaldırdı. Ah, pek de çirkin... Âlemin maskarası... Ağlamaya başladı.
Bu tahayyülât-ı durâdur içinde iken o büyük ağaçtaki kuşlar ötüşmeğe başladılar. Sabah oluyordu.
Bîtab-ı hayal olarak orada bir köşeye düştü.
Son gününde bir haber-i matem getiren o ay ne kadar da sür'atle cereyan edip gitmişti, /ki haftadan beri tiyatrosuna gelmeyen Eftalya evleniyordu. Senelerden beri hiç bir ses şada işitilmeyen bu evden, o günlerde birisinin hıçkıra hıçkıra ağladığı işitilmişti.
 
meshur-paskalin-pandomimasi-heykel-jpg

Bu zavallı Paskal bir cuma günü, locaya kocasıyla beraber gelen Eftalya'yi güldürerek ve teessürât-ı can-hırâşından renk vermemek için başını önüne eğerek kemal-i sür'atle evine gidip içine kapandığı odasının kapısını sürmeledi. Ertesi sabah öğleden sonra kapısını kıracak gibi vuran ihtiyar Rum karısı hiçbir cevap alamayınca kemal-i havfu telâş ile mahalleden topladığı adamlarla kapısını kırıp odaya girdiler. Odaya girer girmez herkes gülüşmeye başladı. Zira Paskal asılmış bir adam taklidi yaparak o meşhur maharetiyle dilini çıkarmıştı.
Hayatında herkesi güldürdüğü halde mematında kimseyi ağlatmayan zavallı Paskal'm bu seferki hali takl» değil, ölüm gibi hakikat idi.
Sami Paşazade Sezai


» Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Sahne ve Gösteri Sanatları » Tiyatro » Tiyatro Terimleri

kaynak 13
sf:390-391
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
paskal

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz