|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
23.11.07, 10:50
Fransız Radyosu "stratejik" ve "verimli" olmadığı gerekçesiyle Türkçe yayını kaldırdı | Türk Bilim Dünyasına Çevreci Yaklaşım ve "Laboratuvar Sıçanı" ile "Hela Fareleri" | Linux Tabanlı "Bekçi" "Wowwee Rovio" | Peroneal arter anevrizması "vaka takdimi" - Peroneal Artery Aneurysm "A Case Report" | AP'de "Dersim" ve "Ermeni" konferansları | Kırgızların Mitolojik İçerikli Destanlarından "Kococaş" Destanı Sözlü halk edebiyatının epik türünde sanatsal kabiliyetini en kuvvetli şekilde sergileyen Kırgızlarda "Manas"destanı başta olmak üzere yirmiye yakın Kırgız destanı bilinmektedir. İçeriği, ideolojik yapısı, hacmi, ele aldığı konuları göz önünde bulundurulduğunda Kırgız destanlarını birkaç türe ayırmak mümkün. Örneğin, hacim itibariyle büyük (çon) ve küçük (kence), konu itibariyle kahramanlık, sosyal, aşk, mitolojik olarak değerlendirilebilir. "Kococaş" destanı, Kırgızların mitolojik içerikli destanlarından en eskilerinden sayılır. Destanda cereyan eden hadiseler eski Türk mitolojik dünya anlayışına dayandırılır. Kırgızların "Kococaş" ve "Karagul botom" adlı mitolojik muhtevalı destanlarında tabiata karşı gelen insanın başına ne tür felaketler gelebileceği uyarısı kahramanlarının trajik sonları ile ifade edilmiştir. Destanın bu temel felsefesini, insanların açgözlülüğünden, bencilliğinden, ihmalinden bozguna uğrayabilecek tabiata ve yok olmaya, soyu tükenmeye yüz tutacak hayvanlar dünyasına dengeli bir şekilde yaklaşılmasını isteyen Kırgızların ta eski çağlardan yankılanan çağrısı oluşturmaktadır. G. CUMAKUNOVA Ankara Üniversitesi Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Mitoloji » Destanlar Konu Unrealseptic tarafından (23.05.08 saat 22:20 ) değiştirilmiştir.. |
| mylove kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
SELVILV (23.11.07) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| ÖZET Sözlü halk edebiyatının epik türünde sanatsal kabiliyetini en kuvvetli şekilde sergileyen Kırgızlarda "Manas" destanı başta olmak üzere yirmiye yakın Kırgız destanı bilinmektedir. İçeriği, ideolojik yapısı, hacmi, ele aldığı konuları göz önünde bulundurulduğunda Kırgız destanlarını birkaç türe ayırmak mümkün. Örneğin, hacim itibariyle büyük (çon) ve küçük (kence), konu itibariyle kahramanlık, sosyal, aşk, mitolojik olarak değerlendirilebilir. "Kococaş" destanı, Kırgızların mitolojik içerikli destanlarından en eskilerinden sayılır . Destanda cereyan eden hadiseler eski Türk mitolojik dünya anlayışına dayandırılır . Kırgızların "Kococaş" ve "Karagul botom" adlı mitolojik muhtevalı destanlarında tabiata karşı gelen insanın başına ne tür felaketler gelebileceği uyarısı kahramanlarının trajik sonları ile ifade edilmiştir. Destanın bu temel felsefesini, insanların açgözlülüğünden, bencilliğinden, ihmalinden bozguna uğrayabilecek tabiata ve yok olmaya, soyu tükenmeye yüz tutacak hayvanlar dünyasına dengeli bir şekilde yaklaşılmasını isteyen Kırgızların ta eski çağlardan yankılanan çağrısı oluşturmaktadır. Sözlü halk edebiyatının epik türünde sanatsal kabiliyetini en kuvvetli şekilde sergileyen Kırgızlarda "Manas" destanı başta olmak üzere yirmiye yakın destan bilinmektedir. Bu destanlarda Kırgız halkının geçmişi tüm yönleriyle birer tarihî-edebî eser olarak yansıtılagelmiştir, belki de bu kuvvetli kültürel gelenekleri sayesinde bir millet olarak ayakta kalabilmişlerdir. Siyasî-sosyal içeriği, ideolojik yapısı, hacmi, ele aldığı konuları göz önünde bulundurulduğunda Kırgız destanlarını birkaç türe ayırmak mümkün. Örneğin, hacim itibariyle: büyük (çon) ve küçük ( kence), konu itibariyle: kahramanlık, sosyal, aşk , mitolojik olarak değerlendirilebilir. Bazı destanlara "kence epos" (küçük destan) denilmesi sadece dünyanın en büyük destanı sayılan ve yarım milyon satırdan oluşan "Manas" destanına nispeten kabul edilmiş bir terimdir. Aslında o küçük denilen destanların her biri diger Türk halklarının destanlarından veya dünya epik hazinesinin herhangi bir destanından ne içeriği, ne hacimi, ne de kurgusu yönünden geri kalmayacak büyüklüktedir. "Kococaş" destanı, Kırgızların mitolojik içerikli destanlarından en eskisi sayılır . Destanda cereyan eden hadiseler eski Türk mitolojik dünya anlayışına dayandırılır . "Kococaş", bir yandan sıradan bir avcının dramatik öyküsü olarak gözüküyor olsa da, destanın derininde halkın dehasından yaratılmış büyük bir evrensel felsefe yattığı hemen anlaşılır . Kadim Türk boylarından biri olan Kırgızların göçebe hayat tarzı, köklü bir göçebe medeniyetini meydana getirmiştir. Kırgız halkı her zaman tabiatla iç içe yaşadıkları için eski kültürün temeli de tabiat ile insanın bütünlüğüne dayanmış, hayat felsefesi de ona göre kurulmuştur. Tabiat sırlarını öğrenmek, ona uyum sağlayabilmek ve mücadele edebilmek için ilkel insanın doğayla sürekli diyalog hâlinde olması icap etmiştir. İnsanın ilkel hayatında tabiatı hep canlandırmayı, etrafındaki hayvanları, bitkileri, nesneleri kendisi kadar güçlü görmeyi hayal ettiği, hatta bazen onları koruyucu güç, hami olarak gördüğü ve isimlerini tabulaştırdığı, masallardan, efsanelerden, mitlerden anlaşılmaktadır. Kırgızların "Kococaş" ve "Karagul botom" adlı mitoloji muhtevalı destanlarında tabiata karşı gelen insanın başın a ne tür felaketler gelebileceği uyarısı kahramanlarının trajik sonları ile ifade edilmiştir. Dünyanın en hacimli destanı sayılan ve 1995 yılında 1000. yıldönümü kutlanan Manas Destanının, kendisinden önce halk arasında yaşayan, halk edebiyatının masal, efsane, mit, lirik şiirler gibi bütün küçük türlerini içine aldığı onun ilk araştırmacılarından itibaren tespit edilmiştir. Örneğin, “Manas’ı ilk defa keşfeden ve bilim dünyasına tanıtan ünlü Kazak araştırmacısı Çokan Valihanov: “Manas” kendisine kadar yaşayan bütün Kırgız mitlerini, masallarını, efsanelerini bir zamana ve bir kahramanın, Alp Manas’ın etrafına toplayan ansiklopedik içerikli eser” (1995: 251) diyorsa, bir başka Türkolog, V.V.Radlov 19.yüzyılın ortasında Kuzey Kırgızistan’a gidip kayıta aldığı destan hakkında: “Kazak-Kırgızlarda genel olarak lirik şiir türleri daha fazla geliştiği halde Kara-Kırgızlarda tam tersine manzumun epik türünün inkişaf etttiği ve halk edebiyatının bütün diğer türlerini sadece ihmal etmekte kalmayıp, bütün efsaneleri, masalları tamamılyla yuttuğu topladığım malzemelerden açıkça görülmüştür”(1995: 28) diye belirtmiş. Kırgızlar ile Kazakların "Er Töştük", "Kococaş", "Er Koşoy", "Er Kökçö" gibi müstakil destanlarını da belli derecede bünyesine katmıştır. “Manas’ta” mitoloji içerikli en eski destanların kapsama alınışı, daha sonraki devirlere (örneğin, Kırgız tarihinin Oyrat-Cungar devrine) ait destanların alınmayışı bir yandan “Manas” destanının meydana geliş tarihine açıklık getiriyorsa diğer yandan adı geçen “Er Töştük”, “Kococaş” gibi destanların “Manas’tan” daha once meydana geldiklerinden haber verir. "Manas'ın" bir rivayetine göre 1 kurşun işlemez bahadır Manas'ı yaralayan ve sonra ölümüne sebep olan nişancının da Kococaş mergen olduğu söylenir."Manas'ta Kococaş, düşmanların, yani Çin ordusunun keskin nişancısı olarak geçer. "Kococaş" destanında ise onun Kırgızların Kıtay yani Çinliler boyundan geldiği rivayet edilir 2. Bu iki husus arasında destanların kronolojisinin tespiti ve etnografik bilgiler açısından bağlantı kurulabilir. Bu şekilde "Manas'ın" kapsama alanına girmiş olan destanların, onların müstakil şekilleri ile olan ortak yönleri ve farklılıkları özel olarak araştırılması gereken bir husustur. Onları incelemenin, kıyaslayarak değerlendirmenin, edebiyat için, tarih için birçok yeni bulgular getireceği şüphesizdir. Fakat bu yazımızın amacı Türk halk bilimi içindeki açıklarımızdan biri olan genel olarak Türk Dünyasının bilinmeyen destanlarını karşılıklı olarak tanıtmak arzusundan yola çıkıldığı için, Kırgız destanlarının en kadimi olan "Kococaş'ı" değerli meslektaşlarımız halk bilimcilerine tanıtacağız ve Kırgız veya başka Türk halkları destanları arasında bilinçli olarak kıyaslama girişiminde bulunmayacağız. Buna göre destanın özünü, menşeini, felsefesini, günümüzdeki değerini kısaca anlatacağız. Destanın kısaca özü şöyledir. Kırgızların Kıtay adlı boyundan Karıpbay adlı kişinin Kococaş adlı biricik oğlu küçük yaştan itibaren keskin nişancı olarak ortaya çıkar. Daha 15-16 yaşlarından itibaren avlanarak 20 haneli Kıtay boyunun geçimini sağlamaya başlar. Kococaş büyüyüp artık onun nişancılığı kendi diyarlarının dışında duyulmaya başladığı zaman, Kaşgar tarafında Karakoco adlı bir han evlenme çağın a gelmiş kızı Zulayka için damat arayışı içine girer. Bunun için diyardaki bütün bekâr yiğitleri sıraya dizer ve k ızının önünden geçirerek sınatır. Fakat Zulayka onların arasından hayalindeki erkeği bulamaz. O sırada avlanmak için gezen Kococaş bu yarışmaya rastgelir. Zulayka Kococaşı görür görmez beğenir. Kococaş damat adayları için düzenlenen müsabakaların tümünden başarılı geçerek han kızına layık olduğunu gösterir. Karakoco, kızın a büyük servet, damadına Almabaş adlı tüfeğini hediye ederek onları Kococaş’ın yurduna uğurlar. Zulayka’yı alıp yurduna döndükten sonra Kococaş bir yıl kadar ava çıkmaz. Bu durum soydaşlarının geçiminde bayağı bir sıkıntı ve endişe yaratır. Bir gün Kococaş korkunç bir rüya görür. Rüyasını eşine anlatır. Zulayka bu rüyayı "avcılıktan uzak dur, yoksa sonun kötü olacak" diye yorumlar. Buna aldırmayan Kococaş, akrabalarının da isteklerini kıramayıp, toplum inancına aykırı bir iş yapar. Kırgız inancına göre bir düşe iki kez yorum yaptırılmaması gerekirken, Kococaş gidip rüyasını soyun yaşlı bir aksakalına tekrar yorumlatır. Kococaş'ın tekrar ava çıkıp, eskisi gibi soydaşlarının geçimini üstlenmesini arzulayan ihtiyar "Yiğit adam karısının sözüne uyar mı? Rüyan avcılığın devam ettirilmesine işaret ediyor" diyerek zaten bir yıldır sevdiği mesleğinden ayrı kalmanın özlemini çeken Kococaş'ı avlanmaya teşvik eder. Kococaş’la aynı gün geyiklerin hamisi Kayberen Sureçki (Bozkeçi) de rüya görür. Rüyasında Kococaş’ın gelip bütün sülalesini helak ettiğini görür. Telaşa kapılan Sureçki tekesi Alabaş'a hemen keşfe çıkmasını, sakin, tehlikeden uzak bir yer bulup göç etmeleri gerektiğini söyler. Keşfe çıkan Alabaş, başka bir mergenin(avcının ) saldırısına uğrayınca geri kaçıp gelir ve "senin diline gireceğim diye az kalsın ölecektim" diye bir daha keşfe çıkmaz. Sonunda Sureçki’nin rüyası gerçek olur. Kococaş gelir ve Sureçki'nin bütün sülalesini acımasızca öldürür. Avcılığa olan hasretini böylece gidermiş olur. "Yavrularımı öldürdün, hiç olmazsa tekemi sağ bırak. Bir daha senin karşına çıkmayayım, başka tarafa gideyim" diyen Sureçkinin yalvarışına kulak asmas. Alabaş’ı da öldürür. Öfkesinden çılgına dönen Kayberen, bu defa insanlara yönelik hiç kullanmadığı güçünü kullanmaya karar verir ve ilkbaharda gelip öcümü alacağım diye and içer ve kayıplara karışır . Kococaş da zafer sarhoşluğu ile ilkbaharda gelirsen bir kurşun bile sarfetmeden yaya kovalayıp yakalayacağım diye and içer. Soydaşlarının sevinciyle karşılanan Kococaş, olanları kimseye anlatmaz. İlkbaharda köye gelen topal keçiyi yakalamak için herkes uğraşır , fakat kimse başaramaz, o zaman Kococaş bunun, öcünü almaya gelen Sureçki olduğunu anlar. Babasının , karısının ve bütün sülalesinin ısrarını dinlemeden keçinin peşine düşer. İkisi kovalaşarak nice dağlar, nice kırlar aşarlar, nice sular geçerler ve yorgun düşerler. Kococaş keçiyi tam da yakalamak üzereyken kendini aramakta olan Zulayka'ya rastlar ve onunla görüşüp konuşmak için verdiği azıcık mola, Sureçkinin otlayıp, eski gücüne kavuşması için yeterli olur. Tekrar yola koyulduklarında Sureçki "caytaş" denilen sihirli taşla havayı değiştirip, sis, duman düşürür. Duman dağıldığında Kococaş kendini ne aşağıya inemeyecek, ne de yukarıya çıkamayacak yüksek bir kayanın ortasında bulur. Sureçki "cesedin dahi babanın eline geçmeden kayada asılı kalsın" diye beddua eder ve kaybolur : “Ne zamandır Kococaş Çekmedin benden pençeni Kaderin rast getirsin Şimdiki bulunduğun yeri Dönüp yüzünü göremeyeceksin Acılı Kıtay elini (halkını) Avcılığın kurusun Kayadan inemeden kal Ot sararıp güz olsun Tabanın altı düz olsun İnmeden kal avcı kayada Yakınına acı iş olsun Dönebilecek tarafına Çamlar yetişsin budaklayıp, Kal sen avcı kayada Kara taşı kucaklayıp... Haberini duyup Kıtaydan Halkın toplanıp geldiğinde Tegerek-Saz’a konduğunda Azınlık Kıtay yakının Aşağıdaki bataklığa dolduğunda Halktan usta toplayıp Çaresiz çamları kestiğinde İndirmek için merdiven yapıp Tüm çabasını harcayınca Merdiven kırılıp mahvolsun Anan ile babanın Gözlerinde yaşı dinmesin Sevgili yarin Zulayka Kahrolup hıçkırıp ağlasın Bütün yaptıkları çabalardan Hiçbir fayda olmasın Kaya başında sararıp Izdırap içinde geber Ondan da çare bulamayıp Urgan toplayıp herkesten Üstten ipi uzatınca Acıyla avcı kıvransın Uzatılan urgan yetmesin Acaba Kococaş ölecek mi diye Akbaba dönüp gitmesin Bu benden değil Tanrıdan Kara-Ünkür’de yattığımda Tükettin vurup neslimi Bu yaşa kadar ben senin Her zaman çektim kahrını Kabul görür Tanrıdan Şu an yaptığım dileğim Karga, kuzgun toplanıp, Ne zaman ölür avcı deyip Olsunlar gerçek düşmanın Benimle uğraşıp sonunda Kara taş oldu mezarın Aşkın senin Zulayka Matem giyip ağlasın Kemiğin taşta kurusun Halkın göçüp geldiğinde Hiçbir çare bulamasın Umudunu kesip nihayet “At kendini avcı”diye Akrabaların ağlasın Yere düşmeyip cesedin Asılı kalsın kayada Kemiğin taşa ilişsin Bedenin taşta kızarıp Kanın taşa dökülsün! Peşimi bırakmayan Kococaş Böylece halkından bölünsün Aldım mı avcı öcümü? Getirsin senin başına Ecel ile ölümü. Bir zamanlar ben sana Yalvarsam bağışlamadın Alabaş teke eşimi. Elveda avcı, hoşça kal, Acı çekerek hasta kal Bitirdim ben sözümü” Yaşlı babası kaybolan oğlunu çıkmaz kayanın ortasında bulur ve çaresizlikten kahrolur. Kococaş babasına "Bütün soydaşlarımla gelip, bir çaresini bulup beni buradan indirin" der. Kıtay kavmi, Kococaş’ın mashur kaldığı dağın eteğine göçüp gelirler. Kococaş’ı indirmek için yapmadıkları kalmaz, fakat bütün çabaları boşa çıkar. Kıtayların göç ettiği Tegerek-Saz, adı üstünde bataklık bir yerdir ve burada halk perişan olur. Sonunda Kococaş da oradan sağ inemeyeceğini, Kayberen’in bedduasının gerçekleşeceğini anlar, perişan olan ailesine, soydaşlarına acır ve bu duruma son vermeye, kendini kayadan aşağı atmaya karar verir. Son vasiyetini söylerek kendini kayalıktan atar. Başka diyecekleri kalmayıp Kıtaylar şunu söylerler: Bir tek avcı ölmeyip Bizi de birlikte sürükler Hepimiz burada öleceğiz Nişancı ile beraber Boşuna azap çekeceğimize Kaldığın yerin kaya deyip Keçinin peşinden düşünce Rastgelmişsin belaya deyip Desek ne olur avcıya Kayadan at kendini deyip”. Sonunda yorulup Kıtaylar Yapacak çare kalmadı deyip İnemeyeceğini anlayıp İndiremedikten sonra Ayrılacağım aşikârmış deyip Kederli babası Karıpbay, Söyledi şöyle miras söz: “Bulamadı çare azıcık halkın Kayadan aşağıya inemeden Kader midir yalnız öleceğin? Yaşlandığım çağımda Kahrolup ağlayıp “babam” deyip, Ellerinle beni gömemedin Koyun görünmez dumanda Tavşanı vurup getirenim Kurbanın olayım nişancım Kayadan inemeden sen öleceksin Kahrını çekip ben öleceğim Gözüm doya göremedim Kucağım dola sevemedim Artık yalnızım sen yoksun Acısını çektim dünyanın Yukarı çıkarsam direğim Aşağıya inersem dayancım Kuvvet veren desteğim Ecelim gelip öldüğümde Babacığım diye çığlık atıp Arkamdan ağlayacak mirasçım Akıl, çare bizde yok Kayadan senin ineceğin yok Anadan yalnız yavrucak Sen kayada , biz yerde Yavrum deyip kahroldum Keçi başına geçirmiş Ecelin ukruğunu Küçük yaştan uğraşıp Hasım oldun geyiğe Benim kalacağım varmış dert içinde Nasıl varırım yanına Kurban olayım gözünden Kanatlı kuşlar yetişemez Yavrum, kaldın mı yüksek kayada? Avcının yaşlı babası acıya dayanamayıp düşüp bayılıp kalır. Kococaş eşini ve yaşlı babasını evlatlık kardeşine ve halkına emanet ederek kendini kayalıktan aşağıya atar. Kayberen'in dediği olur ve Kococaş'ın ceseti yakınlarına ulaşmadan karga-kuzguna yem olup kayada asılı kalır. Avcının kederli babasını ve e şi Zulayka’yı alıp Kıtaylar yurduna dönerler. Babasının kurumuş kemiklerini toplayıp gömmek, Sureçki ile barışmak, hatta onun k ızıyla evlenmek Kococaş'ın Zulayka'nın karnında kalmış olan oğlu Moldocaş'a nasip olur. Mitoloji prensiplerine sadık bir şekilde kurulmuş bu destandan çıkarılacak temel felsefe şudur: Herkes, ister o halkın sevilen kahramanı olsun ister halkını beslemeye çalışan keskin nişancı olsun, sebebi ne olursa olsun eğer tabiat kurallarına karşı gelirse, mutlaka cezasını çekecektir ve çekmelidir. Burada kimseye istisna yoktur. Destan mitolojik içerikli olmasına rağmen rivayetin gelişmesinde ve kahramanlarının davranışlarında sıradışı hadiselerin, aşırı büyülü, abartılı motiflerin azlığı dikkati çeker. Sureçki’nin gücü, onun büyülü-sihirli marifetlerine değil, onun tanrısal kimliğine bağlı gösterilir. O bir Kayberen’dir. Kayberen, hâlen Kırgızlar arasında yaşamakta olan ınanca göre bütün yabani geyik türünden hayvanların hamisidir ve kutsal sayılan bir totemdir. Ona dokunulmaz, ona silah doğrultulmaz, kötü sözler söylenmez. Kırgızların eski inançlarından günümüze kadar gelen ve hâlâ İslâm diniyle karıştırılmış bir şekilde yaşatılmakta olan anlayışa göre koyunun hamisi - Çolpon Ata, yılkının (atın) hamisi - Kambar Ata, sığırın hamisi Zengi Baba, devenin hamisi - Oysul Ata, keçinin hamisi - Çıçan Ata, ustacılığın ve ustaların hamisi Döötü, loğuza ve çocukların hamisi - Umay Ene gibi varlıklar da aynı tanrısal güce sahiptirler. “Animizm, totemizm ve mit destanın üzerine kurulduğu temel olup, dinleyici tarafından anlatınının özel aracı olarak algılanıp, aynı zamanda destana farklı bir sanatsal-fikirsel renk katar” (Mamıtbekov 1993: 143). Eski Kırgız anlayışına göre, insan-hayvan-tabiat üçgeninde bir şuurlu yaratık olarak insana belli bir üstünlük verilir. Yalnız insanın o üstünlüğünü tabiat dengesini bozmayacak, sınırları aşmayacak şekilde kullanması icap eder. Bu kuralları çiğneyecek olursa, tıpkı Kococaşla olduğu gibi bedelini a ğır ödemeye mahkûm edilir. İlkel dünya anlayışının dâhiliği de insanı mahkûm edecek gücü bazı hayvan ve tabiat öğelerine tanıması, onları tanrısal kudrete sahip etmesidir. Destanın bu temel felsefesi, insanların açgözlülüğünden, bencilliğinden, ihmalinden bozguna uğrayabilecek tabiata ve yok olmaya, soyu tükenmeye yüz tutacak hayvanlar dünyasına dengeli bir şekilde yaklaşılmasını isteyen atalarımızın ta eski çağlardan yankılanan çağrısı, nasihatı olarak bugün de güncelliğini kaybetmemiştir. Bugün bizim farkına vararak "eyvah yok olmakta, tükenmekte, nasıl koruruz, nasıl eski haline döndürürüz" diye feriyat ettiğimiz dünyamızın bu halini binlerce y ıl öteden bilerek, kendi eserine dramatik bir şekil verererek nesilleri uyaran, insanları düşünmeye zorlayan, halkın derin içgüdüsünden ve dehasından yaratılan muhteşem bir destandır "Kococaş". Dünyaca ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov kendisine büyük başarı sağlayan "Dişi Kurdun Rüyası" adlı romanını, başka bir dünyaca ünlü Kırgız sinema yönetmeni Tölömüş Okeyev, kendisine uluslararası ödüller kazandıran "Beyaz Barsın Nesilleri" adlı filmini "Kococaş" destanından esinlenerek yaratmıştır . “Kococaş” destanı, Kırgızların eski inançları, sosyal yaşantısı, gelenek-görenekleri, etnik yapısı, kültürü hakkında çok yönlü bilgiler içermesi, güzel anlatım tarzı ile okumaya ve araştırılmaya değer bir eserdir. Gülzura Cumakunova Doç Dr., Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü öğretim üyesi. Yoğunlaştığı araştırma alanı Kırgız Türkçesi, Kırgız halk edebiyatı, Manas. Kaynaklar Akıındar Çıgarmaçılıgının Tarıhının Oçerki. Frunze,1988. JİRMUNSKİY V. M. (1961) Kirgizskiy Geroiçeskiy Epos “Manas”,.Moskva, İzd. AN SSSR. Kococaş, Frunze,1956. Kococaş, Olcobay menen Kişimcan, Frunze,1974. Kococaş. Şam Basması, Bişkek,1996. Kırgız Elinin Oozeki Çıgarmaçılık Ta r ıhının Oçerki, Frunze, 1973. MAMITBEKOV Z.Ç. (1993) Otrajenie jizni i borbı kigizov v epose “Manas”. Bişkek. RADLOV V.V. (1885) Obraztsı narodnoy literaturı severnıh tyurkskih plemen. C.3. SPb.. RADLOV V.V. (1995) Obraztsı narodnoy literaturı severnıh tyurkskih plemen. Entsiklopediçeskiy Fenomen Eposa “Manas”. Bişkek. VALİHANOV Ç. (1995) Oçerki Jungarii. Encyclopedical Phenomenon of Epos “Manas”, Bişkek5. ZAKİROV S. (1959) “Kococaş” Eposunun Kee Bir Maseleleri. Frunze.
__________________ rüzgarin bile esip söndüremedigi mum vardir ya, o benim iste |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| kirgiz destani, destan mitolojik, kocacas destani |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|