Nüve Forum


Kültürlere göre efsane ve destanlar hakkinda Rodos Gizemi ile ilgili bilgiler


Rodos Gizemi Olmadık bir anda, bir raslantı benzeri geçmişin derinliklerinden olmadık bir cisim karşımıza çıkarsa ve üstelik bilim bunu doğrularsa ne deriz? Bin yıl öncesinde, 900´lü yıllardan kalma bir CD

Konu kapatılmıştır.

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09.09.07, 14:53
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Rodos Gizemi

Rodos Gizemi
Olmadık bir anda, bir raslantı benzeri geçmişin derinliklerinden olmadık bir cisim karşımıza çıkarsa ve üstelik bilim bunu doğrularsa ne deriz? Bin yıl öncesinde, 900´lü yıllardan kalma bir CD bulsak ne yaparız veya bir telefon ahizesi? Okuyacağınız öykü gerçektir ve bizlere geçmişimizi hemen hiç bilmediğimizi kanıtlıyor. Tüm bilgimize, teknolojimize, zekamıza ve uygarlığımıza rağmen bırakın uzayı, doğayı veya deniz dibini öncelikle kendimizi bilmiyor ve geçmişimizi tanımıyoruz ve daha da acısı merakımız çok az. Oysa, yazılı tarihten kurtulmuş bir geçmiş bilgisi, bize gerçekten geleceği anlatabilirdi ama merak ediyor ve istiyorsak...

"Bizler doğmadan önce nelerin olduğunu bilmiyoruz, ebediyen çocuk kalacağız." Cicero MÖ106-43

Gelecek öngörülebilir....
Bir Yunan adasında göğe bakılınca ister istemez akla mitolojik tanrılar gelir; işte akşamın ve sabahın yıldızları; Hermes ve Apollo, ikisi bir olamaz mı? Mars´la Jüpiter´in yanında Ay´ın ta kendisi olan solgun Selene ve işte gece göğünün en parlak iki yıldızı; Vega ve Sirius; gökte şölen var ama düzenli, sistemli bir şölen, sanki bir program uygulanıyor; herşey matematiksel. Genç bir Rodoslu olan Nikias´la beraber Rodos´un ünlü antik kütüphanesindeyiz; bizi gizemli bilgilerin saklandığı karanlıklara götürüyor; göğün matematiğini, düzenini ve sistemini anlatıyor, bu şekilde gelecekte olacakların bilinebileceğini de ekliyor. Nikias, Rodos Kitaplığı´nda saklanan çok değerli bir kitabı yani el yazmalarını içerden alıp geliyor; İşte, Arşimed´in ünlü "Mekanikler"i; Nikias, gök çemberlerini, gökküre çizimlerini ve hesaplamaları gösteriyor; değerli parşömen sayfalarını çevirirken evrensel matematiğin şaşmazlığını farkediyorsunuz; üstelik binlerce yıl öncesinden gelen bilgilerle...

Arşimed´in gök mekaniği ile Geminos adlı antik takvim bir bütündür; gerçekten de bu mantıkla geleceği bilebilirsiniz; önemli olayların tarihleriyle, gök konumları karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişkinin üzerinde durulmuş; göğün ritmi ile olayların türevleri arasındaki eş zamanlılık sadece şaşırtıcı değil, tüyleri ürpertiyor. Kütüphaneden çıktığımızda, limanın kıyısında ışıltılı sulara bakarken, Nikias bin yıllar öncesinde Roma ve Atina´dan peşpeşe gelen tüccar gemilerini düşlüyor. Biraz ötede tıbbın doğduğu yer olan Hipokrat´ın Kos Adası var; hemen yanında Samos; Aristarchus burada Güneş´in yörüngesini hesaplamış, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü ve süresini bulmuştu; Aristarchus, Zodyak yani Burçlar Kuşağı´nı o çağda ilk kez çizdi. Nikias, Arşimed´in hesaplarıyla, Zodyak´ın 12 burca bölünmesinin doğrulandığını söylüyor; yılın ilk günü, Yeni Ay´ın ilk günüyle aynı noktada ve bu konum Yaz Gündönümü´nün başlangıcı demek; bu olay her yıl şaşmaz biçimde tekrarlanıyor. Geminos ve Arşimed, güneşin, gezegenlerin ritmini 2000 yıl öncesinde ortaya koyarlarken, geleceğin öngörülmesini dönemsel tekrarlara veya devinen bir sistemin döngüsü olarak düşünmüşlerdi.

Rodoslular niçin ağlıyordu?
Nikias, duyulmadık bir öykü anlattı ama bir masal değildi; belgelere dayanıyordu; Sıcak bir öğleden sonrasında Rodos´un Lindos kıyısı; kıyıya yakın bir yerde zeytin ağaçları, kendi halinde minik bir pınar, yanında keçiler ve bir de çoban; cırcır böceklerinin şarkıları arasında uyuklayan çoban ufukta yükselen toz bulutunun biraz sonra atlı bir asker grubu olduğunu farkediyor. Gelenler Lindos´u işgal eden Romalılar´dır. Çobanın yanına gelen askerler, pınarın serin suyundan yararlanırlarken subayları çobana kahinlerin yerini soruyor. Romalı subay, Roma´da Senatör Cicero´dan kesin emir almıştır; "Rodos´a git, yıldızlardan geleceği bilme araçlarını bul ve Roma´ya getir." Cicero, MÖ 78´de Lindos´da gökbilimci Molon´un öğrencisiydi, öğrenimi sırasında Posidonius´un yaptığı araçları görmüştü. Ama bunları içinde bir tanesinden çok söz ediliyordu, yeni ortaya çıkmıştı, çok gizliydi ve Molon´un okulunda anlatılanlara göre Posidonius´un aleti çok eskilerden kalmaydı. Cicero bunun peşindeydi; Romalı askerler Lindos´un altını üstüne getirdiler, okul-tapınağı yakıp yıktılar halk dehşet içindeydi Romalılar´ın gönderilmiş bir nalet olduğuna inanıyorlardı. Bu zulme karşın, acaba ne bulmuşlardı?

Limanda yüklenen gemi yağmalanmış eşyayla doluydu. Bir dizi adam sahilden gemiye üzerlerine Rodos yazılı, sandıklar, heykeller, dev paketler taşıyorlardı. Güvertede kumaşlara sarılı iki metre yüksekliğinde dev bir atlet heykel vardı, yukarı kaldırdığı sağ elinde dünyayı taşıyordu. 300 yıl boyunca Rodos stadyumunu süsleyen heykel şimdi Romalı efendilerin elindeydi; heykele korkulu gözlerle bakan geminin kaptanı çok endişeliydi, denizin sertleşmesi halinde dev heykelin gemiyi batıracağından emindi ama askerlere söz geçiremiyordu.

Biran evvel, Roma´ya zaferlerinin kanıtlarını yollama çabasındaki askerler, gemiyi tepeleme yüklediler, iş bittiğinde yapılacak tek birşey kalmıştı; çobanla konuşan Romalı subay göründü, elinde saygıyla taşıdığı kumaş bir paket vardı. Herkes sessizdi, adalılar yere diz çökmüş ağlıyorlardı, subay gemiye binerek cilalı kaptan kabinine girerek kayboldu ve gemi halatları çözülür çözülmez yelkenlerini şişirerek limanın ağzına, açık denize doğru yol almaya başladı. Adalılar, arkasından hüzünlü gözlerle bakıyorlardı çünkü subayın elindeki kumaşa sarılı şey, Posidonius´un gizemli aygıtından başka bir şey değildi, Cicero´ya doğru yola çıkmıştı... Romalılar´a aygıtı veren Rodoslu aleti o günün tarihine göre ayarlayıp vermişti. Bin yıllar sonrasında kazanın tarihi, bu sayede anlaşılacaktı. Fırtına birden geldi; neredeyse tüm Ege´yi geçmişler, Peleponnes Yarımadası´nın güneyindeki Antikythera Adası´nın yanından geçiyorlardı. Kaptan fırtınanın dev ellerinde sürüklenen gemisini kurtarmak için, adaya yaklaşıp küçük bir koya sığınmaya çalışıyordu, tüm yağ varillerini denize döktürdü ama rüzgar gemiyi kayalıklara doğru götürüyordu, birden dev heykel yana kaydı ve gemi 300 tonu aşan kargosuyla beraber dönerek, kayalara bindirdi ve bir bomba gibi patladı. Kimse kurtulamadı, olay yüzyıllar sonra anlaşılacaktı; 25 metre derinlikte geminin tüm kargosu dağılmıştı, Posidonius´un gizemli aleti geminin dağılmadan batan kaptan kabininde kalmıştı. Alet, kazanın tarihini gösteriyordu, Eski Yunan takvimine göre o gün Mounichon Ayı´nın 22. günü, 180. Olimpiad´ın birinci yılıydı. Denizin karanlığına gömülü aygıt 1900 yılından önce gün ışığını görmeyecekti.

Süngercilerin inanılmaz şansı!
Tunus kıyısından gelen küçük geminin kaptanı Demetrius Kondos´du, yanında 22 kürekçi ve altı deneyimli dalgıç bulunuyordu. Tunus kıyılarından ölümüne dalışlarla topladıkları süngerlerle beraber anavatana dönüyorlardı. Peleponnes´e yaklaşıyorlardı ve tümü özledikleri ailelerini düşlüyordu. Kaptan Kondos, ufkun karardığını ve kara bulutların hızla yaklaştığını fark ettiğinde, gemi küçük bir adacığın yanından geçiyordu, Kaptan rüzgar patlamadan evvel sakin bir koya girilmesi amacıyla kürekçilere hemen adaya yönlenmelerini emretti. Mücadele tam altı saat sürdü ve sonra hava açıldı ve güneş parıldadı. Bu arada süngerle dolu çuvalların çoğu suya düşmüş ve üzerindeki kurşun ağırlıklar yüzünden dibi boylamışlardı. Kaptan hemen dalgıçları daldırdı, su derin değildi kolayca çıkaracaklardı. Birden bir haykırış duyuldu, dalgıç Elias Statiadis´di bu. Dipte bir şekil gördüğünü söylüyordu, diğer dalgıçlarda daldılar ve Statiadis´i doğruladılar. 60 metre derinlikte, bir sürü amforanın yanında bir gemi kalıntısı vardı, bu eski bir Roma gemisiydi. Kaptan Kondos bizzat daldı ve dipte dev bir heykelin elini gördü. Uzunca bir uğraşdan sonra, eli çıkararak yola devam ettiler, tümü süngerlerden çok daha değerli bir şeyi bulduklarının farkındaydılar. Bir kaç hafta sonra heykelin eli, Atina´daki arkeologların önündeydi.

6 Kasım 1900´de Mykale adlı Yunan savaş gemisi, Antikythera önüne demirledi. Yanında Kaptan Kondos´un iki küçük gemisi ve dalgıçları bulunuyordu. Kimsenin haberi yoktu ama dünyanın ilk su altı arkeoloji dalışı yapılacaktı. İlk günün sonunda 5.Yüzyıl´dan kalma bronz bir baş çıkarıldı, hava soğuk ve deniz sertti ama merak o kadar fazlaydı ki, kimse aldırmıyordu. O yıllarda dalış güvenliği konusunda çok az şey biliniyordu. Beş dakikadan fazla dipte kalınamıyor, kum bulutları su altı görüşünü sıfıra indiriyordu. Bazı heykellerin ağırlığına, ipler dayanamayarak kopunca, heykeller yine dibe dönmüşlerdi. Birkaç dalıştan sonra ara verildi, dalışlar 30 Eylül 1901´e kadar sürecek ve bugün Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi´nde 28 no´lu odada sergilenen buluntular çıkarılacaktı. Ve çıkarılan buluntuların arasında Posidonius´un gizemli aracı da vardı. Ama ne olduğu ancak 17 Mayıs 1902´de arkeolog-eski bakan Valerios Stais tarafından anlaşılacaktı. Kaptan Kondos´a ve mürettebatına hükümet tarafından, adam başı 150.000 Drahmi ödül verildi, dalgıçlara ayrıca beşer bin Drahmi daha verilmişti. Stais, önündeki garip ve şekli oldukça bozulmuş cisme ilk baktığında tanıdık gelmişti; bu cisim mekanik bir araçtı, üzerinde Eski Yunanca yazılar vardı. Stais, kuşkuluydu ve başka uzmanları çağırdı, çalışmalar sürdü gitti, tam 15 yıl boyunca cisim üzerinde çalışıldı, araştırmalar yapıldı çünkü bu cisim, geminin battığı dönemde yapılmış olamazdı ama oradaydı, orada bulunmuştu, bu tartışılmazdı. Ama nasıl?

Astrolab ortaya çıkıyor...
İşte gizem buydu ve bu nedenle 15 yıl boyunca açıklama yapılmadan araştırmalar sürdü. Aletin yapılış amacı neydi ve ne zaman yapılmıştı? Usta bir temizlikten sonra, uzmanlar cismin üzerindeki 200 harfi okuyarak, ilk tarihlemeyi yaptılar; MÖ 200 ile MS 200 arasında kullanılan yazıydı bu. Evet, bu bir Astrolab´di yani bir tür navigasyon veya denizde göğe bakarak yön bulma aracı, ya da yıldızların konumlarını bulan bir araç. Ama bu olamazdı, neden mi? Birazdan okuyacaksınız, Cismin bir Astrolab olduğu anlaşınca, işler iyice karıştı, tartışmalar büyüdü, Alman uzmanların da katılımıyla iki yıl süren araştırmalar sonucunda Astrolab´ın tarihlenmesi daha kesinleşti, cisim
MÖ 1.Yüzyıl´dan kalmaydı. Ve en önemlisi bu arada, Astrolab´ın ayarlandığı tarih de okundu; Roma gemisinin battığı yıl, MÖ 30 yılıydı. Bu konudaki uzun bir araştırma, Haziran 1959´da "Scientific American" dergisinde yer aldı. Tüm bu çalışmalardan sonra 70´li yıllarda geminin kalıntıları üzerinde yani ahşap parçalar için Karbon 14 testi yapıldı, geminin yapıldığı ağaç, MÖ 273-177 arasında yaşamıştı. Bu yüz yıl kadar farklıydı ama uzmanlara göre normal bir sapmaydı. Bulunan amforalar ise, MÖ 80-65 arasından kalmaydı.

Sorular çığ gibi büyüyor;
Sonuç olarak 100 yıl içersinde kalan sapmalar göz önüne alınarak değerlendirildiğinde Rodos Astrolab´ı İsa´nın doğumundan önce yapılmıştı veya kullanılmıştı yani 2000 yıl evvel kullanılıyordu. İşte bu bilimsel kesinlik, tarihçileri ve arkeloji dünyasını ters yüz ediyordu. Bu arada, Zodyak araştırmaları da yapıldı; MÖ 1.Yüzyıl´da, Arctrus yıldızı sabahları Başak Burcu 18 derecede, Pleidas takımyıldızı akşamları Terazi Burcu 11 derecede, Spica yıldızı üç gün ardından aynı burçta 14 derecede, sabah yıldızı Sirius ise Yengeç Burcu 9 derecede bulunuyordu. Yani günümüzde bilgisayarlar aracılığı ile yapılan hesapların sonucunda görüldüğü gibi MÖ 1.Yüzyıl´da bu yıldızlar gerçekten bu konumlardaydılar. Daha karışık astronomi hesaplarına girmeden vurgulamak gerekiyor ki, Astrolab´ın üzerindeki tüm diğer konumlar da doğruydu ve MÖ 1. Yüzyıl´a aittiler.

Nikias´la beraber Lindos kalıntıları arasında yürürken, onun inanılmaz ama reddedilmesi güç kuramlarını dinliyordum. Rodos Astrolabı´ı bilinen tüm benzerlerinden yaklaşık bin yıl önce yapılmıştı, eğer aradaki bin yıllık zaman diliminde Astrolab unutulup, Endülüs İslam bilgeliği döneminde ortaya çıkmış olabilir miydi? Hayır çünkü aradaki bin yıl denizciliğin hızla geliştiği dönemdi, Roma İmparatorluğu tüm Akdeniz´e ve Avrupa´nın tüm batı kıyılarına hakim olurken, denizcilikte gerçekten ustaydılar, bu arada Kartacalılar´ı ve Vikingler´i de unutmamak gerek. Böylesine yararlı bir araç nasıl unutulur veya bilinmezdi? Nikias, Eski Yunan´dan geriye sadece tek bir Astrolab´ın kalmış olmasından da kuşku duyuyordu. Ötekiler neredeydi? Yaygın kullanılan bir alet olsaydı, muhakkak bir kaç tane daha bulunurdu. Lindos´a nasıl gelmişti? Veya kim neyi örnek alarak yapmıştı? Kısacası bilinmeyen geçmişin hangi karanlık köşesinde, Astrolab´ın, yıldızların, gezegenlerin bilgileri saklıydı? Bugün, modern teknoloji ile saptadığımız bilgiler kimlere aitti? Bilginin temelinde daima bir başka bilginin temel olduğunu bildiğimize göre Rodos Astrolab´ının geçmişi nereye kadar uzanıyordu?

Nikias, bu acımasız soruları sorduktan sonra, uzaklaşıp karanlıkta kaybolurken, ben de otelime doğru yürürken, başımı kaldırıp yıldızlı göğe baktım; aynen iki bin yıl öncesinde Astrolab´la göğü izleyen bilinmeyen gözlemcilerin baktıkları gibi ve yine Cicero´yu anımsadım; "Bizler doğmadan önce nelerin olduğunu bilmiyoruz, ebediyen çocuk kalacağız." Ama ben daha umutluyum, eğer kendimizi politikadan, savaşlardan ve inançsal bölünmelerden kurtarabilirsek, geçmişimizi daha doğru olarak belki öğrenebiliriz...

Referanslar neydi?
Metal analizler, Chicago Üniversitesi Metal Araştırmaları Enstitüsü´den Prof. Earle Caley ve Prof. Cyril Smith tarafından 1959 yılında yapıldı. Bronz Astrolab´ın analizi şöyleydi; % 89-98 Bakır - % 10 Kalay - % 0.7 Kurşun, arsenik, sodyum. nikel, demir, bizmut, antimuan. Cisim, 500-600 derece arasındaki ısı altında dövülerek yapılmıştı. Rodos Astrolabı´nın üzerindeki astronomik tarihleme, Londra Cricklewood Lane´de bulunan Discovery Software bilgisayar kurumu tarafından belirlendi ve onaylandı.

İnanılmaz gerçek
Modern Rodos haritaları bize Lindos´daki Keskinto adlı antik bilim merkezinin ve tapınağının yerini göstermiyorlar. Ama aslında var, gidince bulmak mümkün, Lindos´un 5 km kadar güneybatısında ve yakınında Lardos adlı modern bir köy var. Keskinto´dan geriye hemen hiç birşey kalmamış, birkaç taş dışında; Tarihçi Hipparchus, Keskinto´nun Rodos´da 36. enlemde olduğunu yazıyor. 1893 yılında, bir köylü toprağı kazarken, bir dikili taşın ucunu buldu. Taş sütün çıkarılınca üzerinde planeter parametrelerin yazılı olduğu görüldü; temel olarak sidereal yılları (Sidereal yıl; güneşin bir sabit yıldızın önünden iki kez geçtiği dönemdir.) 29.140 yıllık devirleri ve evreleri dış gezegenlerle beraber gösteriyordu, Merkür, Mars, Jüpiter ve Satürn açıkça belirtilmişlerdi. Taşın okunabilen kısmı bunları gösteriyordu; daha sonra Berlin Staatliche Müzesi´ne götürüldü, araştırmalar sonucunda MÖ 100 yılına ait olduğu belirlendi. Bu çalışma hala sürüyor ve O. Neuberger tarafından yayınlanan "A History of Ancient Mathematical Astronomy-Antik Matematik Astronomi Tarihi" adlı kitapta taşla ilgili geniş bilgiye yer verildi.

Astrolab´ın bilimsel tarihi
Astrolab, göksel cisimlerin yerini ve yüksekliklerini gösterir; sabit yıldızların, güneşin, ayın ve gezegenlerin değişen pozisyonları belirlenebilir, ayrıca zaman ölçülebilir, bulunulan yüksekliğe göre uzaklıklar anlaşılabilir. Resmi tarih bir Astrolab´ın nasıl bulunduğunu açıklayamıyor, Hipparchos MÖ 150´de, yani Rodos Astrolabı´ndan önce benzeri bir cismi tarif ediyordu; daha sonra MS 150´de Cladius Ptolemy "Planisphaerium" adlı yapıtında Astrolab´ın temel prensiplerini yazıyordu. Daha sonrası bilinmiyor. Bilindiği kadarıyla dünyanın en eski Astrolab´ı İran´da MS 984´den kalma; halen 10. Yüzyıl´dan kalma 7 Astrolab, 11. Yüzyıl´dan kalma 8 Astrolab bulunuyor. Astrolab Avrupa´da, 13.Yüzyıl´dan itibaren, 18.Yüzyıl ortalarında yeni teknolojiler gelişinceye kadar kullanılıyordu...

__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
Konu kapatılmıştır.

Tags
gizemi, rodos

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:18 .