Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Mimarlık Fakültesi > Mimarlık Bölümü > Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Mimarlık Bölümü hakkinda Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu ile ilgili bilgiler


Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu Özet Helmholtz'un fiziksel akustik ve psikoakustik dallarını 1877'de ayırmasından sonra psikoakustik dalı, sesin mekânsallığını ikinci sıraya iten bir yaklaşım izledi. Bunun nedeni

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.12.08, 20:11
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Özet

Helmholtz'un fiziksel akustik ve psikoakustik dallarını 1877'de ayırmasından sonra psikoakustik dalı, sesin mekânsallığını ikinci sıraya iten bir yaklaşım izledi. Bunun nedeni sesin içeriğinde fiziksel dünyadaki olaylara dair fiziksel bilgilerin bulunabileceğinin gözardı edilmesiydi. Sesin parametreleri ses düzeyi, perde ve tını olarak belirlendikten sonra mekânsallaştırma yalnızca bir ses kaynağının soyut bir koordinat sistemi içinde konumlandırılması problemi olarak formüle edildi. Bu kavramsallaştırma, sesin mekân ile ilişkisinin fizyolojik formülünde olduğu kadar müziksel ve estetik paradigmalarda da baskın oldu. Modern dönemde kaynakların soyut geometrik düzenlerle dinleyicilere empoze edildiği mekânsal müzik eserleri Öklit uzayını, algısal süreçlerin önünde değerlendiriyordu. Literatürde bu kavramsallaştırmaya karşı çıkarak genelde algısal süreçleri ve özelde işitselliği gerçek dünyadaki fiziksel olaylarla ilişkilendiren çalışmalar bulunmakta. Ekolojik psikoloji gibi çalışmalar bedeni ön plana çıkartarak yerleşik paradigmaların algısal farklılıklara duyarsız olduklarını, farklılıkların açıklanabilmesi için bedenin mekân içindeki zamansal hareketinin anlaşılması gerektiğini savunuyorlar. Bu kuramlar fiziksel süreçlerle süreklilik içinde olduğundan dolayı dokunma duyusu ile ilgili bir işitmeyi gösteriyor. Günümüz teknolojilerinin etkisi kuramsallaştırılan bu dokunsallığa, uygulamalar yoluyla yeni açılımlar getirmek yönünde. Gelişmeler performatif teknolojik arayüzlerin dokunsallığı oldukça genişletmesi, etkileşimli nesnelerden etkileşimli mekânlara doğru bir evrimleşme, ses üretiminin mikro süreçlerinin müdahale sınırlarına girmesi ve dinamik olarak kontrol edilebilirliğinin artması olarak gösterilebilir. Teknolojik gelişmeler, işitmenin mekân ile ilişkisinin dokunsal bir bilgi türüne doğru kaydığını, bunun da yeni bir beden-mekân işitselliğini ortaya çıkarabileceğini ortaya koyuyor.

The birth of a tactile body-space ma*trix in the relationship of musical sound and space

Extended abstract
Following Helmholtz's separation of physical acoustics and psychoacoustics in 1877, psychoacoustics took an approach that placed a secondary importance on the spatiality of sound. The reason followed that the content of sound was not a research topic, therefore the fact that sound carries information about physical events in the physical world was overlooked. Volume, pitch and timbre were the basic perceptual parameters of musical sound. Each of these parameters had a physical correlate: amplitude, frequency and all that is left out caused perception of timbre. Space and sound relationship was formulated as a problem of localization of sound sources in a three-dimensional coordinate system, for the study of psychoacoustics.

Psychoacoustics devised the theory of binaural hearing to map the polar space around the head of the listener, who is equipped with two ears. ITD (in-teraural time difference) and IID (interaural intensity difference) were the main parameters to account for the differences in sound stimulation arriving in two ears; therefore they contain the information regarding the location of the source in free space. As binaural theory advanced with techniques like HRTFs, individual variability was taken into consideration, yet the mapping of the polar space around the head was empirically rendered to be heterogeneous in sensitivity with respect to source location and frequency content.

Parallel to this physiological impasse with the homogeneity of the hearing space, musical aesthetics was entrapped in a similar paradigm. Wishart criticizes the dominant form of musical composition as a lattice paradigm. Pitch and quantized time points constitute latticework for each instrument, all of which constitute the large lattice. Musical production in the modern era developed to address spatial-ity as another dimension of the lattice and instrument location was seen as a simple point of emission for musical sound objects. This conceptualization led to a musical aesthetics based on imposition of fixed geometrical constructs on the listener, as spatial diagrams of listening. Harvey reports that listeners are not able to perceive strong forms of geometrical origin, imposed by the works of composers like Stockhausen and Xenakis.
Critics of this approach emphasized the interrelations of physical events and perceptual processes in general and auditory processes in specific. Abandoning the idea of audition based on abstract visual thinking, these theories shed light on audition based on tactile qualities, as tactility presents a continuum with physical processes. Wishart highlights frequency domain listening as opposed to lattice listening. Sounds with complex spectral content do not obey the rules of musical pitch relations that are derived from the lattice paradigm, implying the existence of other forms of unexplored hearing. Smalley proposes a study of the spectromorphology, to develop a method of extracting information from sound which is about movement in physical space. Therefore gesture, physical forces and sound output becomes inter-related for these approaches.

Ecological psychology formulated by Gibson can be seen as the general framework for these critiques. Ecological views of hearing concentrate on events in an auditory scene as units of analysis, as opposed to sound-objects in establishment theories. Bregman's theory of auditory scene analysis begins with flow of sound, and relates the temporal structure in the flow to perception of events in the physical world.

Current technological advances present new practical unfolding for this theorization. Interactive technologies bring forth a series of developments which have implications on the re-configuring of the senses, and thus a cultural transformation: the broadening of the effect of tactility across many scales with new performative interfaces, the evolution from interactive objects to interactive spaces, and the recent availability of micro scales of sound production for control and manipulation could be counted. These advances provide further evidence for a new auditory body and space experience, one that is rooted in a tactile knowledge of the world. One such cultural evidence follows that the production of sound favors more and more net like structures, rendering the problem of refined three dimensional hearing less relevant. A more tightly coupled body and space matrix is emerging: tactile control of micro parameters of sound gives a new sense of space regarding hearing. Cultural and technical changes point out to this tactile turn, which is opposed to dominance of abstract vision.

Fuat Emre ERKAL*, Ferhan YÜREKLİ
İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Bina Bilgisi Programı, 34469, Ayazağa, İstanbul

Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04.12.08, 20:45
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Giriş

1877'de Helmholtz'un fiziksel akustik ve psiko-akustik ayrımından sonra, sesin fiziksel mekân içinde yayılmasını ve davranışını inceleyen dal ile sesin algısı ve fizyolojik mekanizmalarla ilgilenen dal, farklı paradigmalar olarak birbirinden ayrışmış oldu (Helmholtz, 1954). Fiziksel akustik, fizik, mühendislik ve mimarlığın konusu olurken psikoakustik psikoloji ve fizyolojinin konusu oldu. Helmholtz'un insan işitme sisteminin temellerine ilişkin öngörülerine karşı çıkan kuvvetli tezler ortaya atılsa ve hatta bu düşüncelerin bir kısmı ses ve müzik üretimi içine kadar girebilmiş olsa da, günümüzde Helmholtz'un bu kavramsal ayrımı egemenliğini sürdürüyor.

ses düzeyi

Şekil 1'de görüldüğü gibi müziksel sesin üç boyutu ses düzeyi, perde ve tını olarak formüle edildi (Moles, 1966). Bu üç algısal boyutun fiziksel karşılıkları bulunmakta: perde, sesin frekans değerlerine denk gelirken, ses düzeyi sesin genliği ile ilişkili; bu şekilde basitçe parametreler halinde anlatılamayan niteliklerin tamamı da tını kavramı altında algısal olarak isimlendirilmiş durumda. Psikolojinin konusu haline gelen bu algısal nitelikler böylece karşılıkları olan sayısal nicelikler cinsinden anlaşılabilecektir. Örneğin ses genliğindeki artış şeklinin logaritmik ya da doğrusal olmasıyla, algılanan işitsel düzeyin nasıl değiştiği iyi tanımlanmış bir araştırma konusudur. Bu şekliyle psikoloji biliminin yerleşik yaklaşımları, parametreleri mümkün olduğunca birbirinden izole etmeye ve diğerlerinden bağımsız olduğunu göstermeye çalışan bir yaklaşım benimsemiş ve duyunun en basit primitiflerine ulaşmaya çalışan bir yol izlemiştir. Fechner'in JND (just noticeable difference: ancak ayırdedilebilir fark) kavramı 19 yüzyıl'da ortaya atılan bir düşünce olarak yol göstericidir: herhangi bir algısal parametredeki ayırt edilebilir minimum değişime karşılık gelen fiziksel parametredeki sayısal değişimi anlatır. Görüldüğü gibi indirgemeci bir bilim anlayışı yerleşik psikoloji okullarında deneysel ve kuramsal yaklaşımların temelini 19. yüzyılda Helmholtz ve Fechner'den başlayarak oluşturmuştur.

Müziksel sesin bu indirgemeci formülasyonundan anlaşılabileceği gibi mekansallık psikofizik için ikinci sıradaydı, çünkü sesin tanımına katkıda bulunan bir dizi nitelik olarak değil, ses nesnesinin oluşumundan sonra bir odanın içindeki konumu ve yayılması ile ilgiliydi.

İşitmede üçüncü boyut: Yansımalar ve yankılanma
Psikoakustik bir bilim dalı olarak mekânsallık konusunu birkaç alt başlığa bölerek irdeliyor. Literatürde işitme duyusu üzerinden iletilecek mekâna dair bilgilerin başında ses kaynağının yerinin belirlenmesi geliyor. Şekil 2'de görülebileceği gibi, insan başı ve bedeni ile serbest uzay'da kendisinin merkezinde olduğu bir me-kânsallık kurduğuna göre bu uzay da matematiksel olarak açısal kurgulanıyor. Yataydaki açıyı veren yanal açı ya da azimut açısı, uzaklık (durağan sesler için) veya hız (hareketli sesler için), ve düşey açı'dan oluşan üç parametre ile bir kaynağın mekân içindeki noktasal konumunu ifade etmek olası.
Bu, eski olmasına rağmen yeniden formüle edilen alandaki en temel düşünce, bir insanın iki kulağı olduğu ve mekânsal nitelikleri de ancak bu iki kulağa ulaşan farklı işitsel duyumlardan çıkarsayabileceğidir. Bu çoğunlukla deneysel olan bilimsel paradigmaya iki-kulaklı (binaural) işitme denmektedir.

İki adet iki-kulaklı (stereofonik) ipucu ile bir sesin mekânsal konumunu kestirebilmek için ortaya altılan bir algı modeli olan Dupleks Kuramı, 1907 yılında İngiltere'de Rayleigh tarafından geliştirildi. Rayleigh'e göre sesin mekânsal konumunu belirten iki ayrı veri vardır: ITD ve IID. ITD, iki-işitme-arası zaman farkı (interaural time difference), bir sesin kaynağından dinleyicinin iki kulağına ayrı ayrı ulaştığında aradaki zaman farkıdır.
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04.12.08, 21:07
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

. IID, iki işitme arası genlik farkı (interaural intensity difference), ise sağ ve sol kulaklar arasındaki duyumun genliklerinin farkıdır. Rayleigh'in kuramına göre genelde ilk dalganın geldiği kulak ses kaynağına daha yakın algılanmakta, ITD bilgisi bize daha büyük bir yanal uzaklığı anlatmaktadır (Rayleigh, 1945).

ITD ve IID'nin ötesinde bugün, dinleyicilerin serbest uzaydaki seslerin konumlarının ayır-dında olmalarından bazı spektral ipuçlarının sorumlu olduğu genel kanı görmekte. Bu spektral ipuçlarına HRTF (baş ile ilgili transfer fonksiyonu) denmekte ve sesin baş, burun, gövde ve dış kulak ile ilgili, her birey için farklılıklar gösteren fiziksel koşullara göre akustik filtrelenmesi anlatılmaktadır. Bir HRTF filtresi ses kaynağının bulunduğu mekânda tek bir konuma karşılık gelmekte ve her iki kulak için ayrı olmak üzere bir çift ifade etmektedir (Cheng ve Wakefield, 2001). Genellikle kullanımda olan temsilinde HRTF, her bir frekans bandı için tanımlanır ve açısal mekân (azimut, yükseklik) üzerinde yayılan bir yüzey olarak görselleştiri-lir. Böylece azimut açısını değiştiren bir kaynağın belirli bir frekansta, örneğin omuzların etkisine maruz kaldıkça nasıl bir farklılaşmaya uğradığı daha iyi belirlenebilir. Sağ ve sol kulağa bağlı olması nedeniyle bir çift HRTF ancak kulaklıklarla anlamlı olacak şekilde kullanılabilmektedir: sol kulak girdisini işleyen bir sol HRTF ve sağ kulak girdisini işleyen bir sağ HRTF ile. Böylelikle kişiye özel üç boyutlu mekânsal konumlandırma yapılabilir.

Malham HRTF bilgilerinin, kafanın sabit kaldığı duruma ait olduğunu, ve IID, ITD ve HRTF değerlerinden sonra sesin mekan içinde açısal konumlandırılması için dördüncü önemli veri olarak kafa hareketlerini almamız gerektiğini anlatıyor (Malham 1998). Kafamızı oynatarak, IID ve ITD'yi minimize edebilir, HRTF farklarını izleyebiliriz. Kafanın hareket yönüne göre kulaklar arası farkın azalması ya da artmasına bakılarak ön-arka ayrımı gibi fenomenlerin mekanizmaları da aydınlatılabilir.

Bu dört bilgi türü, sesin açık uzayda, herhangi bir oda içinde kısıtlanmadığı durumlarda, ses kaynağının yalın halinin mekânsal konumlandırılması için geçerli olan durumları açıklar. Hâlbuki ses gerçek mekânlar ve odalar içinde hareket halindeyken yüzeylerden yansıyarak, yankılanma veya Doppler gibi fenomenler üretir. Yankılanma olarak adlandırılan nitelik ise sesin bir fiziksel mekândaki yüzeylerden yansıyarak

Duda ve Martens'in 1998 çalışmasından anlaşıldığı üzere, HRTF'ler uzaklık ile ciddi bir değişime uğramamaktadır. Bu nedenle animut ve yükseklik değerleri HRTF filtrelerinin karakterizasyonu için yeterli sayılabilir.
mekan içinde bir ses alanı yaratacak şekilde dolaşmasını anlatır. Örneğin, kimi salon 'kuru' ya da 'derinliksiz' olarak nitelendirilebilir, burada anlatılan yankılanmanın düşük düzeyde gerçekleştiğidir. Malham bunları açıklayacak etkileri de dört adet ile sınırlandırıyor. (1) Doğrudan sesin yankılanan sese oranı: uzaklık arttıkça kaynağın sesi azalacaktır, odanın duvarlarının karakteristiği ve geometrisi ile ilişkilidir. (2) Çevredeki yüzeylerden gelen erken yansımaların yönelim örüntüsü ve gecikmeleri: kaynak ve dinleyici konumuna göre değişir. (3) Uzaklıkla beraber yüksek frekansların aşamalı zayıflaması: atmosferdeki nemin yutuculuğundan kaynaklanır. (4) Uzaklıkla ses şiddetinin azalması: dalga tepesinin alanının kaynaktan uzaklaştıkça büyümesinden ortaya çıkar. Bunun dışında bedenin sesin mekânsallığını algıladığı pek çok mekanizma bulunsa da özellikle elektroakustik sistemler tasarlayanlar için çoğunlukla bu kadarı kullanılabilir olmaktadır. Örneğin seslerin kemikler üzerindeki hareketi bilinse de, bu bilgiler kullanılabilecek derinliğe ulaşmamıştır.

Bu ipuçlarını kullanarak sesin mekansallaştırılması için geliştirilen ticari sistemler kulaklıklar, höparlör tabanlı olarak da stereo, sinema stili (Dolby 5.1 gibi), ve ambisonik (B-format gibi) örneklerinde görülebileceği gibi çeşitli şekillerde kullanım bulmuştur. Bütün bu gelişmelere karşın, henüz yetkin bir yeniden mekânsallaştırma tatmin edici bir düzeyde gerçekleştirilememiştir. Ambisonik tekniğini geliştirenlerden Malham, bu durumu 'gerçeklik denkliği'nin aranması olarak adlandırıyor (Malham, 2001).

Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04.12.08, 21:16
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Müziksel sesin mekânsallığında tıkanma

Böylece işitmenin bir algı modu olarak varlığının ve önceliklerinin düşünürlerce hep görme ile karşılaştırılmasına paralel bir durum olarak, görsel perspektiftekine koşut bir perspektif netliği, ses mühendisliği uygulamalarının da ideal hedefi haline geldi. Perpektif netliği, gerçek dünyada karşılaştığımız bir ses olayının yayınımı, dağılımı, yankılanması gibi mekansal niteliklerinin kaydedilebilmesi, ve yeniden yapay olarak üretilebilmesi ya da bütünüyle sanal olanın gerçektekine denk bir zenginlikle dinleyicilerin algısında üretilebilmesini amaçlıyor.

Görüldüğü gibi sesin mekân içinde konumlandırılması ve sorunsallaştırılması, adeta soyut bir görsellikten kaynaklanan Öklid'ci uzay anlayışının uzantısı biçiminde. Mekânın dinleyici için homojen bir denetim alanı oluşturduğu düşüncesi, görselliği yüzyıllar içinde soyut bir analizin egemenliğine taşıyan perspektif düşüncesinin doğal bir genişleme alanı. Oysa literatürde insan algısının mekânsal açılımının homojen olmadığına dair kuvvetli kanıtlar var (Blauert, 1983). Açısal uzayın farklı noktalarında farklı duyarlılıklar bulunmakta, frekanslara göre duyarlı bölgeler yavaşça yer değiştirmekte ve bedensel özellikler (burun, omuzlar vb.) her birey için farklılaşan bir açısal dağılıma neden olmaktadır (Cheng ve Wakefield, 2001).

Görüldüğü gibi bireyin algısal süreçleri ile ilgilenmeyen bir kuramsallaştırma olan psikofizik dalını, algısal bir kuram olarak kullanmak mümkün değil. Oysa özellikle müziksel estetikte yerleşen, bu parametrik basitliğin algısal kurgunun da temeli olduğu düşüncesi oldu. Çözülecek problemlerin basitleştirilmesi, işitme ve mekân arasında anlamlı bir ilişki kurgulamak durumunda olan mimarlık ve müzik dalları için, aslında insanın algısal süreçlerinden giderek uzaklaşılan bir yola girilmesine neden oldu. Öklid'ci soyut bir uzayda hareketsiz kalan dinleyiciye, yerine getirmesi beklenen bir dizi konumlandırma ve hesaplama işlemi empoze edildi. Bu yaklaşımlar, müzikte mekânsallaştırmanın örneklerinde görülebilir (Roads, 1992), ve ayrıca mimari akustik dalının da kendi başına otonom bir dal olarak tanımlanmasının temelidir.

Bu yaklaşımları yetersiz bularak eleştiren besteci ve kuramcı Trevor Wishart, On Sonic Art (1992) adlı kitabında Helmholtz'un ayrımına dayanan müziğin baskın paradigmasını, matematiksel bir kavram olan kafes (lattice) üzerine seslerin dizilişi olarak tanımlıyor. Perde zaman sürekliliği üzerinde yerleşen noktalar ile tanımlanan müzik, kristalize olmuş yapısı ile sonlu bir mantığa karşılık geliyor. Herhangi bir anda bu kafes yapısının sahip olabileceği düzenlemelerin olasılık uzayı ise sonlu bir sayı.

Psikofiziğin bir bilim dalı olarak insan algı sınırlarına dair bir programı ve yönlendirmesi olması mümkün değil, yalnızca kendisini tanımlayan çerçeve içinde bazı parametrelerin ince değerlerini araştırmakta. Ancak tarihinden de anlaşılabileceği üzere, müzik üretimi içinde kafes paradigmasının bir devamı olarak mekânsallık, giderek artan bir dizi beklentiye dönüştü. 16. yüzyıl Venedik'indeki San Marco Bazilika'sında çalışan bestecilerden Adrian Willaert ve öğrencisi Andrea Gabrieli, iki ve daha fazla koro ile antifoni yaratarak korolar arasında karşılıklı süregelen müziksel diziler aradılar. Bu eserlerle başladığı düşünülen müzikte mekânsallaştırma, giderek Wishart'ın kafes eleştirisi yönünde ilerledi. Mozart mekânsal olarak ayrılmış iki ayrı orkestra için eserler yazdı (K. 239 ve K. 286). Hector Berlioz ve Gustav Mahler de bazıları sahne dışında yer alan birden çok koro ve orkestra için besteler yaptı. Ancak hoparlörün icadı ile yaygınlaşan mekânsallaştırma fikri, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra geniş uygulama buldu.

Dinleyicinin ses kaynaklarını konumlarıyla izlemesi, bir estetik paradigma haline geldi ve hem klasik enstrümanları hem de elektroakustik sistemleri kullanan bestecilerin işlerinde yaygınlaştı. Müzik tarihçisi Harley bu durumu İkinci Dünya Savaşı sonrasında klasik bestecilerde ortaya çıkan bir beklenti ve yanlışa bağlıyor: durağan geometrik düzenler ile icracıları yerleştirip, dinleyicilerin akışkan ses materyali üzerinden bu mekânsal etkiyi zihinlerinde canlandırmalarını beklemek. Bu dönemin belli başlı üç mekânsallaştırma yaklaşımını sıralıyor: (1) iki ya da üç boyutlu şekillere yerleşmiş noktalar tanımlamak (Ligeti ve Eimert'in besteleri), (2) sesin parametrelerinin kontrol edildiği matematiksel fonksiyonlarla 'mekan içinde vektörlerin hareketi'ni kurgulamak (Xenakis'in besteleri) ve (3) performans mekanı içinde icracılarla me-kansallaştırma aramak.

Bir başka örnek hata da Stockhausen'in 1950'lerde müziksel perdede söz konusu olan aralıkların bir benzerini mekânsal yönlenme konusunda bir dairenin üzerine yerleşmiş noktalarda aramaya çalışmasıydı (Stockhausen, 1961). Harley'e göre bu etkiler 'işitilmiyor' ama 'görülüyordu' (Harley, 1998). Stockhausen'in 1970'te Osaka'da Alman Pavyonu'ndaki karmaşık mekânsal ses yayınımı (Şekil 3), veya Clozier'in 1970'lerden başlayarak sürekli geliştirdiği 'hoparlör orkestrası' Gmebafon ile aradığı yayınımı, bu aşırı geometrik beklentilere örnek olabilir (Şekil 4 ve 5). 1973 yılında sahnede yer alan düzinelerce hoparlör üzerinden ses yayınımı ile mekânsal müzik yaratma fikri Gmebafon tasarımıyla gerçekleştirildi (Clozier, 1998).

Maria Anna Harley'in yaptığı, son 70 yılda müzisyenlerin mekânsallaştırmaya dayalı işlerinin temelini oluşturan mekân imgelerinin takso-nomik analizi de bu durumu ortaya koyuyor (Harley, 1994). Sesin dağılımının geometrisi müziksel tasarım konusu olduğunda, ilk eserlerde dairesel katı düzenekler tercih edilirken, günümüze yaklaşıldıkça artık konser salonlarında gerçekleştirilemeyecek türden, içinde dinleyicilerin gezinebildiği ağ yapıları tercih edilir oluyor. Bu da yavaş yavaş sanat galerilerinin tekeline giren yeni bir duruma işaret ediyor, belki de kafes kurgusundan uzaklaşmanın ipuçlarını ortaya koyuyor. Demek ki bambaşka bir algısal durum ile karşı karşıyayız. Wishart bu durumu 'frekans uzayında dinleme' olarak adlandırmakta.

Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 04.12.08, 21:31
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Dokunsallığa yakın bir işitme: Bedenden peyzaja

Bu kısıtlayıcı yaklaşımların yanında Wishart'a göre örneğin gürültü, spektrumunun (frekans dağılımını anlatan tayf) zenginliği dolayısıyla oldukça büyük bir potansiyele sahip ve bu kla kafes anlayışı ile irdelenemez. Örneğin bir teybe kaydedilmiş piyano vuruşu, teyp iki kat hızla çalındığında bir oktav yukarıdan duyulurken, teybe kaydedilmiş bir gürültü (spektrumu zengin ses nesnesi) için iki kat hızlanma, perdenin algıda ya en fazla üçte bir oranında yükselmesine, ya da hiç yükselmemesine neden oluyor. Bu karmaşık sesi oluşturan frekansların değişimi aynı oranda algısal bir perde değişimine

Wishart, sesin spektrumuna dair araştırma ve üretimin yoğunlaşabileceğini gösteriyor. Wishart'ın çoklukla frekans uzayından irdelediği tını uzayına, Dennis Smalley de spektromorfoloji kavramıyla katılıyor (Smalley, 1986; Smalley, 1997). Temel düşünce, ses peyzajı nosyonlarını ve hareket algısını barındıran işitsel süreçlerin, frekans uzayındaki dinleme ile ilişkilendirilme-si. Hareket (jest) ve sesin spektrumu arasında bir ilişki aranıyor.

Wishart bir besteci olarak öncelikle enstrumanlardan başlıyor. Müzisyenin hareket evreninin bugüne kadar müzik dünyasında ne kadar yer bulduğunu irdeleyerek, doğal süreçlerde jest ile ses arasındaki ilişkiyi yeniden düşünüyor. Verdiği örnekler arasında telefon telinin rüzgârda çıkardığı sesteki varyasyon ve nefesli siren gibi örnekler var. Bir fiziksel sistemin fiziksel yapısından kaynaklanan nitelikler kendini işitsel parametrelere doğrudan yanısıtmakta. Wishart, kavramsal olarak uzaysal yapının hareket olasılığı ile eş olduğunu söylüyor. Seslerin doğal bir morfolojisi olup olmadığını sorguluyor ve karmaşık ses olaylarını sınıflandırmaya çalışıyor: türbülans, dalga-kırılması, açma kapama, siren rüzgar, çatlama, dengesiz yerleşme, patlama, hava kabarcığı gibi fiziksel hareketlerin işitsel niteliklerinin de farklılık gösterdiğinin ve bütün bu sesleri işitme sistemimiz ile işlerken, frekans uzayına dair bir dinleme ile dinlediğimizi ileri sürüyor. Bütün bu fiziksel olayların, bir şekilde frekans uzayında karşılıkları olduğunu anlatıyor.
Sonuç olarak hareketin fiziksel karşılığı ile işitsel parametreler arasında bir ilişki kurmak gerekliliğinden bahsedilebilir. Bu nitelikleri ile mekân, jest ve ses arasında yeni bir ilişki tanımlıyor. Wishart'ın çalışması müzik aletleri ve müzisyenlerin fiziksel evreninden başlayıp, ses-mekân konusuna ilerlerken ses peyzajı kavramını kullanıyor. 'Ses peyzajı'nın tanımını 'duyduğumuz seslerin hayal ettiğimiz kaynakları' şeklinde yapıyor (Wishart, 1992). Tıpkı fiziksel süreçler için yaptığı gibi mekânsal hareketler için basit bir morfoloji arayışına giriyor. Böylece aslında Wishart'ın kuramı, bedenin içinde kurgulandığı fiziksel uzayın, işitsel peyzaja kadar genişleyen bir süreklilik olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 04.12.08, 21:37
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Paralel bir yaklaşım da Gibson'un ekolojik psikoloji kuramı (Gibson, 1966; Gibson, 1986). Bireyin duyu organlarını çevresindeki fiziksel süreçlerin devamı olarak gören bu kuram, aklı fiziğe empoze etmeye çalışmak yerine, açıklamalarında fiziksel dünyayı akla dair süreçlerde ilerletmeye çalışıyor. Smalley'in sınıflandırmasını yaptığı spektral değişimlerin fiziksel dünyadaki fiziksel değişimlere dair bilgiler taşıdığı düşüncesi, ekolojik algı kuramı ile birleştirilebilir. Böylece seslerin içinde bulunan bilgilerin insanlar için anlamlı olduğu ve bu bilgilerin de mekânsal ve zamansal nitelikli olmasıyla yeni bir mekânsallığı işaret ettiği söylenebilir.
Psikofizik dalı veya kafes paradigması, sesin içinde bulunabilecek bu içeriği gözardı ediyor, sesin mekânsallığını yalnızca yansımalar veya kaynağın mekânsal konumu ile sınırlı bırakıyor.

Gibson yerleşik psikoloji kuramlarında nes-ne'nin oturduğu konuma olay kavramını getiriyor (Gibson, 1966). Sesin dinamik doğasından dolayı, içinden çıkarılabilecek şekil, hareketler ve materyallerin de tanımlanması gerekiyor. Gibson işitme konusunda bu noktadan çok öteye gitmedi, ancak onun izleyen Warren ve Shaw (1986) olay kavramını psikoloji bilimi için bir analiz birimi olarak ele alıyorlar. Psikoloji biliminin uzun süredir durağan birimler üzerinden analiz yaptığını söyleyerek, dinamik süreçlere dair bir boşluğun bulunduğunu ve bu boşluğun doldurulabilmesi için yalnızca mekânsal değil, zaman-mekânsal doğası bulunan olaylar üzerinden analiz edilmesi gerektiğini savunuyorlar (s.6). Gibson'un formüle ettiği ekolojik psikolojinin temelini oluşturan karşılıklılık ilkesinin bir örneği olarak, olayların içinde birtakım nesne ya da düzenlerin devam etme niteliği ve bunun karşısında belli bir değişim stili gösterdiğini anlatıyorlar. Devam etme ve değişim diyalektiği, bir yapının ve kurgunun varlığına işaret ediyor. Bu yapıyı ilgilendiren olayların süreleri var ve bu süreleri farklı ölçeklerde ele almak olası. Çoklukla olaylar, birbirlerinin içinde yer almakta: içiçelik özelliği göstererek aynı zaman-mekân bölgesini işgal etmekteler. Bu kavramların işaret ettiği yöndeki analizin bir örneğini Bregman, işitselliğin psikofizikten uzaklaşmış bir tanımı ile yapmak istiyor. Bregman çalışmasında temel olarak sahne analizi kavramını kullanarak, işitsel niteliklerin temel olduğu varsayılan parametrelerindeki (tını, yeğinlik, perde gibi) değişimlerin farkındalıklarına göre kurgulanmış bir sistem değil, içinde yaşantımızı sürdürdüğümüz çevrenin bize sunduğu 'sahne'lerin analizi ile yapılmasını öngörüyor.

Bregman (1993) sahne analizini, işitsel algı konusuna psikofizik dalının gösterdiği yaklaşıma bir alternatif olarak sunuyor. Psikofizik dalı şu sorulara yanıt aramakta: işitsel sistemin duyabileceği minimum enerji miktarı nedir? İki arı ses tonu (yalın tekil frekanslara sahip sinus dalgaları) arasında ne kadar zaman aralığı bulunmalı ki birlikte ya da arka arkaya çalındıklarında ayrı olarak algılansınlar? Fiziksel genliği artan bir sesin buna karşılık olarak algılanan yüksekliği nasıl büyümekte? İki kulaktaki akustik örüntüler arasındaki fark bize ses kaynağının yeri hakkında neler söylüyor? Bregman bu sorulara yetkin yanıtlar verilmiş olduğu ideal durumda bile işitsel algı hakkında birşey biliniyor olmayacağı görüşünde.

Bregman işitme ile ilgili çalışmaların temel biriminin ses değil, akış olması gerektiğini söylüyor. Bunun birinci nedeni olayların tek bir sesten daha fazlasını içerebilmesinde: bir dizi adım sesi bize algısal olarak bir şey anlatırken, tek bir adım sesi bize aynı şeyi anlatmayacaktır. Adımların hızlı ya da yavaş olması gibi akışın içindeki nitelikler aslında algısal olanın ses kavramının ötesinde tanımlanması gerektiğini gösteriyor. Akış kavramının kullanımındaki ikinci neden ise ses'in fiziksel dünyadaki bir akustik olaya ve bizim ona dair zihinsel deneyimimizi anlatması. Böylece algısal olan için akış kavramını kullanırken, ses ile fiziksel başlangıcı anlatmış olabiliriz.

Bregman'ın sahne analizini, Wishart'ın anlattığı jest ve ses ilişkisi ile bir arada değerlendirirsek bedenden peyzaja kadar ölçeklerin içiçe olma durumuyla kurgulanan bir süreklilikten bahsetmek mümkün. Bedenin 'dokunsal' jest hareketleri, insanın hareketleriyle mekânsallığını kendisi kurgularken fiziksel dünyada neden olduğu değişimlerin işitsel kanıtlarının da akışlarda bulunduğunu anlatıyor. Bedenden peyzaja kadar devam eden bir süreklilik, dokunsallık üzerinden açıklanabilir oluyor. Fiziksel dünyada gerçekleşen olaylara dair bilgileri işlerken başvurduğumuz açılma, kapanma, büyüme, küçülme, sürtünme gibi dokunsal niteliklerden geliştirdiğimiz bir algıyı, peyzajda gerçekleşen daha büyük ölçekli olaylara doğru genişletiyoruz.


Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 04.12.08, 21:51
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Elektronik müzikte yeni açılım

Bu düşünceler daha önceden fiziksel ve algısal dünyanın ilişkisine dair yalnızca bir kuramsallaştırma sorunu iken günümüzün etkileşimli teknolojileri ile sosyal ve kültürel beklentileri dönüştürme potansiyelinde pratikler olarak ortaya çıkıyorlar. Klasik enstrumanlardaki mekanik jest ve sesin fiziksel üretimi arasındaki ilişki, güncel elektronik enstrumanlar için söz konusu değil. Tersine, algılayıcılar aracılığıyla sayısallaştırılan herhangi bir veri dizisi ile ses üretimi yapmak olası, çünkü hem sesin üretimi, hem de kontrol amacıyla kullanılabilecek rastgele bir süreç de artık aynı sayısal dil ile anlatılıyor.

İcracının, enstrümanın fiziksel doğası ile ilintili olduğu ve fiziksel kuvvetleri kontrol ettiği bedensel bilginin kaybı olarak görmek yerine, yeni olasılıkları değerlendirmek gerekiyor. Artık tüm hareketler, jestler sayısallaşabilir. Wishart'ın kuramını ve ekolojik psikolojiyi bu olasılıklar uzayı içinden seçimin belirmesini sağlayacak mekanizmalar olarak ele almak mümkün.

Günümüzde ses ve mekânsallık arasındaki ilişkide dokunmanın potansiyeli, uygulamalar ile yeniden keşfediliyor. Bu önerme üç şekilde açılabilir. İlk olarak yeni teknolojik bağıntıların icracının jest uzayını zenginleştirecek bir yanı olduğu ve bunu enstrumandan çevreye doğru genişleten bir yolun bulunduğu saptanabilir. Bu hem performans çevresi için söz konusu, hem de kullanılan dokunsal arayüzler aracılığıyla icracının algısında söz konusu. Örneğin algılayıcılarla donatılmış bir eldiven icracının tüm hassas parmak ve kol hareketlerini canlı ve dinamik bir işitsel üretime dönüştürebiliyor (Şekil 6). Yalnızca önceden tanımlanmış olan jestler değil, bu tip arayüzlerin çoklukla kullandığı görsel programlama ortamlarının kullanımı da kendine özgü bir dokunsallık getirmekte.

Etkileşimli nesneler ile kurgulanan bir dokunsal arayüz, ölçekler büyüdükçe etkileşimli mekânsal nesneler halinde ortaya çıkıyor. Duvarlar, mobilyalar, kapılar gibi klasik müzik enstrümanları ile ilgisi olmayan nesneler kullanıcıların milimetrik hareketlerini verilere dönüştürüp işleyebiliyorlar (Şekil 7).

Teknolojinin, ses üretim süreçlerinin küçük ölçeklerine girmesini ise ikinci açılıma kanıt olarak sunabiliriz. Sesin fiziksel olarak üretiminde alt süreçlerin daha çok denetlendiği bir dönem açıldı (Roads, 1992). Mikro düzeyde değişimlerin denetlenmesi ve hatta etkileşimli olarak kullanılması oldukça yaygınlaşan uygulamalar oldu. Mikro düzeyin keşfi ile en alt ölçeklerde oluşturulan ses dokularını üretmek olası. Di Scipio'nun doğrusal olmayan fonkiyonların düzensizlikleriyle çevresel ses dokuları üretmesi (1999), Şekil 8'de görüldüğü gibi Sturm'un atom parçacıklarının dinamiğini seslendirmesi (2001), Keller ve Truax'ın su akışının farklı hızlarını (damlamadan yoğun akıntıya kadar değişken) mikroses teknikleri (1999) ile dinamik örüntüler halinde üretmeleri örnek olarak görülebilir. Mikro ölçekteki fiziksel kuvvetlerin etkileşimi işitsel olarak izlenebiliyor. Bunun da dokunsal kapasiteler ile mümkün olduğu söylenebilir. Bütün bu çalışmalar spektromorfoloji kavramını, daha da alt ölçeklerde anlamlı kılan gelişmeler.

Dokunsallığın ortaya çıkışının üçüncü önemli şekli ise sosyo kültürel bir değişime işaret ediyor (Kahn, 1999). Harley'in de aktardığı gibi müzisyenlerin giderek daha çok ağ yapılarını, dağınık ses peyzajlarını tercih ediyor olmaları, aslında besteci, icracı ve dinleyici arasındaki sınırların dağıldığını gösteriyor. İşitsel sanatlar kendini konser salonlarından sanat galerilerine, kamusal alanlara ve beklenmedik mekânlara doğru genişletiyor. Ziyaretçilerin hareketleri ses üretimini şekillendiriyor (Harley, 1994). Böylece dinleyici ve besteci için biçilmiş olan roller giderek belirsizleşiyor. Dinleyicinin mekânsal konumunun sabit bulunmaması, estetik olarak iki kulaklı işitme kuramı ışığında rafine bir üç boyutlu işitsel canlandırmayı da anlamsız kılıyor.

Nüve Forum
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04.12.08, 22:08
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
 
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 14.735
Blog Başlıkları: 2
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Müziksel ses-mekân ilişkisinde dokunsal bir beden-mekân matrisinin doğuşu

Sonuç

Elektronik müzik üretimi ve tüketimindeki dönüşümleri kültürel dönüşümlerin habercisi olarak görebiliriz. Bütün bu gelişmeler insanları, jestlerinin ve hareketlerinin farkında oldukları, bu hareketlerin birtakım süreçlere kenetlenmiş olduğu bir etkileşim ağına doğru yöneltiyor. Mimarlıkta ve sanatlarda bedenin nötr ve serbest bir şekilde Öklid uzayında salınım yaptığı modern bir kültürel özne yerine, dokunsallığını sonuna kadar kullanan bir öznenin ortaya çıkacağı söylenebilir. Bedensel hareketlerin nötr olmadığı, jestlerin başka süreçlerde değişimlere neden olduğu sürekli bir peyzaj, çevreyi giderek daha çok şekillendiriyor.
Kültürel olarak en rafine soyut kurgulardan biri olan perspektif derinlik yerine dokunsal bir fiziksellikle ilgili tartışmalar akla insan ırkının nereye gittiği konusunu getiriyor. Antropolog LeroiGourhan 1964'te Fransa'da yayımlanan benzer soruları tartıştığı kitabında, insan topluluklarının araç ve gereç kullanımına bakarak el organının nasıl bugünkü yetilerine kavuştuğunu irdeliyor (Leroi-Gourhan, 1993). Kopartma, yırtma, kesme, bağlamaya yarayacak gereçlerin bir dönüşümü tetiklediğini gösteriyor. Leroi-Gourhan değerleri her zaman bedenin yarattığını söylüyor. Ritmler ve kontrolün beden üzerinde uygulanması sonucu fizyolojik sistemlerimizi tanıyoruz ve tanımlıyoruz. Gastronominin ve koku alma gibi duyuların kültürlerdeki dispozisyonunu incelersek pirinç kullanımı, tatların eklenmesi gibi ritmlerin nasıl değerler yarattığını görebiliriz. Leroi-Gourhan bu değerlerin mekânsal ve zamansal olarak bütünleştirilmesinin kültürü oluşturduğunu anlatıyor.

Tekrar elektroakustik müziğe, belirmekte olan yeni enstrumantasyonuna ve tuhaf arayüzlerine dönecek olursak, belki de bu yeni basit dokunsal arayüzlerden, gittikçe gelişen bir bedensel performans izleyeceğiz. Ne de olsa mekânı ve mekânsallığı tanımlatan, içinde yaşadığımız bedensel değerler sistemi. Geçtiğimiz beşyüz yıl içerisinde perspektif derinliği 'mekânsal' olarak kav-ramsallaştırmamızı sağlayan, genel anlamdaki mekân anlayışımızın önceki kilometre taşları: görsel perspektifin ortaya çıkışı, mekânın soyut ve matematik bir kesinlikle ifade bulması gibi. Tartıştığımız gibi belki de bu kavramsallaştır-manın sınırlarını da görebilmeliyiz.

Perspektif teknikleri ve soyut Öklid uzayı günümüz teknolojisinin şekillenmesinde hala çok etkin. Ancak anlatılan bütün bu değişimler, oldukça baskın ve canlı olan soyut görselliğe dayalı perspektif paradigmalarının yanında yeni bir beden ve mekân matrisinin de belirmeye başladığını anlatıyor. İşitme duyusu mikro ölçeklerden başlayarak, dokunsallıkla sıkı bir birliktelikte hareketin kurgulandığı yeni arayüzler sayesinde bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Bu algısal yeniden yapılanma, bir kültürel dönüşümün habercisi olarak ele alınmalı.

Fuat Emre ERKAL*, Ferhan YÜREKLİ
İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Bina Bilgisi Programı, 34469, Ayazağa, İstanbul

Kaynak

Nüve Forum
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf itu-a_2007_6_1_FE_Erkal.pdf (1,71 MB (Megabyte), 32x kez indirilmiştir)
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
beden-mekân, doğuşu, dokunsal, ilişkisinde, matrisinin, müziksel, ses-mekân

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:21 .