iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:04 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü » Cumhuriyet olgusunun terihsel gelişimi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23.06.08, 15:02
Standart Cumhuriyet olgusunun terihsel gelişimi

23.06.08, 15:02



Tarikatlar ve Cemaatler - Cumhuriyet Öncesi - Cumhuriyet Sonrası | Bale'de Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi | 6 - 12 Ay *Bebeğimin Fiziksel Gelişimi - Bebeklerimizin motor gelişimi | Cumhuriyet | Cumhuriyet Kulesi |

CUMHURİYET OLGUSUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ

İnsanların, birbirlerini doğum ya da ölüm günlerinde hatırlayıp ne kadar değerli olduklarını sadece bugünler ile sınırlandırma alışkanlıkları, yaşamlarındaki diğer olaylara da bakış açılarını biçimlendirmiştir. Millî ve resmî bayramlarımızdan; ATATÜRK’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı 19 Mayısta, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23 Nisanda, Zafer Bayramı 30 Ağustosta yani yalnızca doğum günlerinde hatırlanır ve kutlanır. Sanki bu tarihlerden önce bu günler hafızalarında yoktur. Bu çalışmayla, Cumhuriyet, tarihî gelişimine uygun olarak, yalnızca o güne özgü kutlamalarla; havaî fişekler, balolar, bandolar, resmigeçitlerle değil de farklı bir şekilde hatırlatılıp incelenecektir. Son zamanlarda yaşanılan bazı gelişmeler, bu rejimin bir kısım çevrelerde yeterince kabul görmediğini ortaya koyunca; halk eşitliğini içeren, demokrasinin direğini oluşturan, monarşileri sona erdiren, ulusun efendiliğini başlatan bu sistemin, bir kez daha ele alınıp anlatılması ihtiyacını doğurmuştur.
Ulu Önder’in çabalarıyla 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’in; neden, ne zaman ve nasıl ilan edildiğine geçmeden önce cumhuriyet sözcüğünün anlamını, tarihi gelişimini ve çeşitlerini kısaca açıklayalım:
Cumhuriyet sözcüğü dilimize Arapça “cumhur” kelimesinden geçmiş olup; halk, ahali, büyük kalabalık anlamına gelir. Başka bir deyişle cumhuriyet, ulus egemenliğine dayanan bir devlet biçimidir. Bu devlet biçiminde temel ilke, devlet başkanı ile en üst yöneticilerin seçim yolu ile iş başına gelmesidir. Cumhuriyet kelimesinin Fransızca karşılığı“La Republique”, İngilizce karşılığı“The Republic”, Latince karşılığı ise “Res Republica” olup, kamuya ait olan, kamu malı anlamına gelir. Cumhuriyet kelimesi eski Yunan’da “Ta Koinonia”şeklinde, başlangıçta şehir hazinesi, kamu fonu anlamında kullanılırken, daha sonraları“ortak menfaat” anlamında kullanılmıştır.1
Tarihçiler cumhuriyet deyimini ilk kez, Etrüsk krallarının ülkeden çıkarılmasından sonra, Roma’da kurulan hükûmet için kullanmışlardır. Kimi tarihçiler ise bu deyimi Eski Yunan şehir devletçikleri için de kullanmışlardır; fakat Yunan şehir devletlerinde halkın egemenliği ve fertlerin eşitliği tam olarak sağlanamadığından, tam bir cumhuriyet söz konusu değildir. Cumhuriyetin bir devlet şekli olarak oluşumunu sağlayanlar ise Romalılardır. Roma’da devlet karşısında ferde değer verilmiş ve halkın çoğunluğuna bazı siyasi haklar tanınmıştır. Ancak herkes bu haklardan eşit yararlanamamıştır.2
Cumhuriyet, ilk oluşum evresinde devlet olarak düşünülmüştür. Genelde hürriyet ve demokrasi fikrini savunan Çiçero, Jean Bodin gibi düşünürler XVI. yüzyılda eserlerinde cumhuriyeti bugünkü kullanımı dışında kullanarak devleti kastetmişlerdir.3 Machiavelli 1537’de yayımladığı “Hükümdar” adlı eserinde cumhuriyeti, devlet başkanının seçimle işbaşına geldiği ve hükümdarlığın asla veraset yoluyla geçmediği bir sistem olarak tanımlamıştır. Rousseau ve Kant cumhuriyetçi devlet, yürütme fonksiyonunu keyfi değil, kanuna uygun olarak yapan devlet olarak tanımlarken,4 Montesquieu “Kanunların Ruhu” adlı eserinde, sosyal, siyasal ve dinî kurumları, mutlakiyetçi monarşinin prestijini sarsacak şekilde tahlile tabi tutmuştur. Montesquieu mutlak monarşi yerine meşruti monarşiyi savunmuştur.Rousseau ise “İçtimai Mukavele” adlı eserinde, insanlar için bir doğa hâli mevcut olmuş olduğunu ve bu hâlin insanlar için bir mutluluk ve erdem hâli olduğunu söyleyerek, üyeleri arasında siyasal eşitliğin bulunduğu bir toplumun, yani demokrasinin savunmasını yapmıştır.5
Cumhuriyet rejimini Avrupa’da teoriden uygulamaya taşıyan olay ise Fransız İhtilali olmuştur. İhtilalden sonra Fransa aşamalı olarak ilk önce, monarşi daha sonraları ilk cumhuriyet (1792-1795) dönemlerini yaşadı. Fransa’da kurulan bu rejim, daha sonraları dünyada kurulan cumhuriyet idarelerinin de temelini oluşturmuştur.6
Bir devlet biçimi olan cumhuriyetin çeşitlerini saptayabilmek için her şeyden önce seçimin kimler tarafından yapıldığıönemlidir. Eğer egemenlik hakkını kullananları, toplumun çok küçük bir kesimi belirliyor ise “oligarşik cumhuriyetten”; egemenlik hakkını kullananları halkın çoğunluğu belirliyor ise “halka dayalı cumhuriyetten” söz edilebilir. Gerçek bir cumhuriyet için seçimin çok geniş halk katılımı ile yapılması gerekli; fakat yeterli değildir. Eğer halk seçimi özgür bir biçimde yapabiliyorsa, o toplumda temsil edilen belli başlı düşünce akımlarının yandaşları siyasi partiler kurup halkın karşısına çıkabiliyorlarsa, o zaman demokrasinin de içinde bulunduğu bir cumhuriyet söz konusudur; ama bir cumhuriyette yurttaşlar belli kişilere oy vermek zorunda iseler, siyasal çoğunluk yoksa veya seçimlere yansımıyorsa demokrasinin niteliklerini taşımayan bir cumhuriyet vardır.
Bunun yanında halk ile hükümdarın, egemenliği belli ölçülerde paylaştığı“meşruti monarşiler” vardır. Bu tür rejimde halk hükümdarın egemenlik hakkına saygı duymakta ama kendi dilediği siyasi partiyi ülkeyi yönetmek için özgürce seçebilmektedir. Her türlü insan hakkı güvencesi ve siyasal katılım olanakları sağlanmıştır. İngiltere ve Belçika’daki monarşiler tam anlamıyla birer demokrasi sayılabilir; ama cumhuriyet değildirler; Çünkü hükümdar egemenliğinin sahibi olarak, kurumsal da sayılsa “son sözü” söylemek yetkisine sahiptir. Kısaca: Cumhuriyet, en genel anlamda egemenliği kullananların seçimle belirlendiği bir sistemdir. Monarşide ise egemenlik bir hanedan üyesine aittir. Ama demokratik olmayan cumhuriyetler olduğu gibi demokratik monarşiler de vardır.Yani her demokrasi cumhuriyet; her cumhuriyet de demokrasi değildir.7

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 23.06.08, 15:03
Zehravî Zeytuna - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: May 2008
İletiler: 992
Ettiği Teşekkür: 160
224 tane iletisine 342 kere teşekkür edilmiş
Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Zehravî Zeytuna karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
  Send PM
Standart Cevap: Cumhuriyet olgusunun terihsel gelişimi

Osmanlı Devletinde Demokratikleşme ve Cumhuriyet Olgusu
Tarihte gerçekleşen her olayda olduğu gibi Cumhuriyetin ilan edilmesi öncesinde, Cumhuriyetin ilan edilmesini sağlayan, birbiriyle ilgili birtakım olaylar vardır. Bu olayları yani demokratikleşme hareketlerini, Osmanlı Devletinde XVIII. yüzyılda ortaya çıkan batılılaşma hareketleriyle başlatabiliriz.
Osmanlı Devletinin yüzünü batıya çevirip Avrupa tarzında ilk ıslahatlar yaptığı dönem, barış dönemi olarak da bilinen Lale Devridir. Lale Devrinde ülkeye matbaanın getirilmesini sağlayan İbrahim Müteferrika aynı zamanda bir düşün adamıdır. Lale Devrinin bu ünlü düşünürü Usûlü’l Hikem fi Nizâmü’l-Ümem adlı kitabında; demokrasi, halk egemenliği, monarşi, aristokrasi düzenlerini anlatmış; demokrasi, halk egemenliği, parlamento fikirlerini dönemin koşulları elverişli olmadığından saklamıştır.8
Lale Devrinin, barış dönemi devletin kötü gidişatına çözüm bulamadığı gibi Osmanlı ordularının Avrupa karşısında aldığı yenilgiler her geçen gün artınca devlet, imparatorluğun devamını sağlamak için Avrupayı örnek alarak devletin aksayan yanlarının ıslahına yönelmiştir. Devletin, bir imparatorluk olmasında ve daha sonraları da bu kadar zayıflamasında en büyük unsurun ordu olduğunun düşünülmesi üzerine iyileştirme, modernleşme hareketleri, ordunun aldığı yenilgileri ortadan kaldırmak amacıyla daha çok askeri kanatta gerçekleşmiştir. Kara ve Deniz Mühendishanelerinin kurulması, Nizam-ı Cedit Ocağı’nın (III.Selimin Avrupa tarzında kurduğu ocak) açılması bu ıslah hareketlerinden sadece birkaçıdır. Fakat devlet, askerî alanda yaptığı yenilikler ile istediği başarıyı yakalayamayınca sorunun çözümünü, askerî alan dışında yönetim alanında yapacağı düzenlemelerde aramaya başlamıştır. İşte bu arayış Osmanlı Devletinde egemenliğin paylaşımı ve anayasal çalışmaları yani demokratik rejime gidişatın kapısını aralamıştır. O halde imparatorlukta demokrasiye doğru giden basamakları ya da egemenliğin paylaşımını içeren dönüşümlere kısaca bir göz atalım:
I. Şer’î Hüccet: Padişah IV. Mustafanın tahta çıkışı, Nizam-ı Cedit Ocağı’nın kaldırılması esnasında, padişahın gücünüşeriata dayandırıp kullarına karşı egemenliğinin paylaşımına yönelik bazı ciddi sözler verdiği bir nevi anttır. Andın yapılmasında padişahın, otoritesini orduya karşı koruma isteği etkili olmuştur.
II. Sened-i İttifak: Şer’î sözleşmeye göre daha geniş ve etkili bir egemenlik belgesidir. Padişah ile toprak ağaları arasında yapılan bu sözleşme ile, ağalar padişahın yasalarını ve egemenliğini kabul ederken; padişah da ağaların kendiliğinden elde ettikleri hakları tanımıştır. Osmanlı’nın anayasal düzene ilk adımı olan bu belge aynı zamanda padişahın yetkilerini sınırlayan ilk belge olması bakımından da önemlidir. Fakat buradaki gelişmeyi demokratik bir hareketten ziyade devletin, ayanlar karşısında acizliğini ortaya koyan antidemokratik bir hareket olarak değerlendirmek daha doğru olur.
III. Tanzimat Fermanı: Osmanlı Devletinde anayasacılığın temeli olan ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı’ndan dolayı Avrupanın desteğini sağlamak amacıyla yayımlanan bu ferman ile padişah, kendi iradesini kanun gücüyle sınırlamayı kabul etmiştir. Fermanın mimarı olan Mustafa Reşit Paşa bu ferman ile aynı zamanda sultanın, bürokrasi, diğer bir ifadeyle hükûmet üzerindeki yetkilerini kısmayı amaçlamış; yasama görevini de sivil bürokrasi, asker ve ulemadan oluşan sürekli meclislere bırakmıştır.
Yani daha önceki senetlerde olan hükümdar-ordu; hükümdar-ayan arasında yapılan sözleşmelerden farklı olarak Tanzimat, hükümdarla hükûmet arasında ilan edilmiş ve kamuya açıklanmış bir sözleşmedir.
Osmanlı’da Tanzimat’ın bir tamamlayıcısı olarak kabul edilen ve daha çok azınlıkları imparatorluğa bağlamak amacıyla düzenlenen Islahat Fermanı’yla gayrimüslim ve Müslüman halk eşit oranda vilayet ve belediye meclislerinde yer almaya başlamıştır.
IV. Birinci ve İkinci Meşrutiyet: Osmanlı Devletinde yönetim alanında önemli bir gelişme sayılan meşrutiyet yani padişahın yetkilerinin halk meclisi ve anayasa ile sınırlandırıldığı rejim, fikir olarak Osmanlı’da 1860lı yıllarda açıkça tartışılmaya başlanmıştır. Osmanlı aydınlarının böylesi fikirleri tartışmasında hiçşüphesiz Fransız İhtilalinin yaydığı akımların da etkisi söz konusudur.
Osmanlı aydınlarının Kırım Savaşı’ndan sonra bu düşünceye daha yatkın oldukları görülmektedir. Zira bu savaşta genç deniz ve kara subayları aynı saflarda mücadele verdiği İngiliz ve Fransız meslektaşlarından demokratik fikirleri de öğrenmişlerdir.
Osmanlı’nın sivil-asker aydını, Tanzimattan beri süre gelen dönüşümlerin etkisiyle burjuva toplumlarına özgü liberal düşünceleri yakından tanımaya başlamış, edebiyat alanındaki çalışmalar ve girişimler de bu fikirlerin yayılmasını sağlamıştır.
Osmanlı Devletinin siyasal eylemlerini oluşturan çekirdek kadro, Şinasinin, Tasvir-i Efkâr gazetesinin çevresinde gelişmiştir. Yazılarında XIX. yüzyıl Avrupasının sosyal ve politik görüşlerini Osmanlı aydınına tanıtan ve Genç Osmanlılar hareketini başlatan Şinasi, Avrupa modelinde din ve devletin birbirinden ayrıldığı devlet yönetiminde, ulusun temsil edilmesini ve gelecekte egemenliğin bilinçli bir şekilde kamuoyuna mal edilmesini savunmuştur. Şinasi ile birlikte Tasvir-i Efkârda: Vatan, millet, özgürlük gibi konulardan bahseden Namık Kemal ise Anayasacı, merkeziyetçi bir düzenin kurulmasını savunmakta idi. Bu aydınlar üzerinde meşrutiyet fikrinin yerleşmesine tesir eden diğer bir gelişme ise, III. Napolyonun despotik yönetiminden kaçan cumhuriyetçi gençlerden Giam Pietrinin İstanbula gelmesi olmuştur. Namık Kemalin bir tanıdığına söylediği: Geçen gün Giam Pietri ile meşrutiyeti konuştuk. Herif iki saat söyledi. Nihayet meşrutiyetin bizde uygulanabileceğine beni inandırdı.9 sözleri bunun en açık ispatıdır.
Bazı yazarlara göre Osmanlı’da cumhuriyet fikrini ilk ortaya atan Ali Suavi, çıkardığı Muhbir gazetesinde ulusal bir meclisin kurulmasını savunuyordu.
Genç Osmanlıların liberal meşrutiyeti ve temsili demokrasiyi desteklediklerini söyleyebiliriz; fakat padişahsız halk egemenliğini, imparatorluk için tehlikeli gördüklerinden desteklememişlerdir.
Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi ve diğer ilerici yurtsever aydınlar 1860lı yılların ilk yarısında basın-yayın yoluyla kamuoyunda belli bir düşünün oluşmasını sağlamaya gayret ettiler. Fakat bir örgüt olmayınca bu düşünceleri eyleme sevk etmenin kolay olmayacağını görünce, 1865ten sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak olan Yurtseverler Birliğinikurdular.
1865te kurulan bu derneğin üyeleri arasında görüş ayrılıkları olmasına rağmen dernek üyeleri Mustafa Fazıl Paşanın 1867 baharında Abdülazize gönderdiği; anayasal bir sistemi savunan, din ve devlet işlerinin ayrılmasını vurgulayan, mektupta hemfikir olmuşlardır. Bu gençlerin basın-yayın yoluyla meşrutiyeti savunmaları padişah ve hükûmet tarafından tepkiyle karşılanmış ve grup üzerindeki baskılarını artırmışlardır.
Bunun üzerine Genç Osmanlıların önde gelen bazı düşünürleri çözümü yurtdışına çıkmakta bulmuşlardır. Yurtdışında Hürriyet ve yurda döndükten sonra Namık Kemalin etrafında birleşerek çıkardıkları“İbrette Anayasalı rejimi savunmuşlardır. Yeni Osmanlıların bu uğraşlarıülkede; parlamento, halka karşı sorumlu yönetim, siyasal özgürlük gibi düşüncelerin yayılmasını sağlamıştır. Yani denilebilir ki Türkiyede demokratik anayasal hareketin düşün temelini Genç Osmanlılar atmıştır.10
Genç Osmanlıların çalışmaları ve Mithat Paşa ve yandaşlarının girişimiyle, Mayıs 1876 da Abdülazizin tahttan indirilip yerine V. Murat’ın geçmesiyle sonuçlanan bir darbe düzenlenmiştir. Darbe beraberinde anayasa ve meşrutiyet fikirlerinin tartışılmasına da neden olurken, V. Murat’ın sağlık sorunlarının artması, Avrupa devletlerinin Osmanlı ülkesindeki azınlık meselesini çözmek için, İstanbulda bir konferans tertiplemesi üzerine ordu, bürokrasi, şeyhülislaml