|
#1
|
|
28.06.08, 21:23
Fransız Devriminin Etkileri ve Sonuçları,Fransız ihtilalinin Osmanlı devletine etkile | Antakya Bölgesinde Tsunami İzleri | Antakya Bölgesinde Tsunami izleri | Ermenilerin kökeni | Ermenilerin Azeri katliamı | Fransız İşgalinden sonra Antakya ve civarına Ermenilerin yerleştirilmesine yönelik faaliyetler Sahip olduğu jeopolitik önem dolayısıyla Antakya bölgesi, tarih boyunca değişik medeniyetlerin çatışmalarına sahne olmuş ve bunun sonucunda çok değişik medeniyetler bu bölgeden gelip geçmişlerdir. Bu çeşitlilik bölgedeki sosyokültürel yapının da farklılaşmasını beraberinde getirmiştir. Bu bölgeye hâkim olan devletler buradaki politik etkilerinin kalıcı olması için iskân politikalarını yürürlüğe koymuşlardır. Bölge, Halife Ömer’in kumandanlarından Ubeyde b. Cerrah tarafından 636’da fethedildikten sonra Müslümanlar lehine bir nüfus dağılımı ortaya çıkmış ve bu durum Haçlıların Antakya’yı almasına kadar devam etmiştir. Haçlıların bu bölgede prenslik kurmalarıyla birlikte Doğu Hristiyanları güçlü bir Katolik hakimiyetine girerek bölgede yeniden egemen olmuşlardır. 170 yıla varan bir Hristiyan hakimiyeti 1268’de Memluklerin bölgeyi almalarına kadar devam etmiştir.1 Memluklerden sonra Osmanlılar bu bölgeye egemen olmuşlardır. Osmanlılar bu bölgeyi aldıklarında beraberinde bir Türkleştirme politikası yürütmüşler. Canbulatoğulları, Küçükalioğulları, gibi Türkmen aşiretler iskân edilmişlerdir. Bunun yanında Arap aşiretler de iskân edildiyse de bunun amacı bölgede yerleşik düzeni kurarak vergi ve asker kaybınıönlemekti.2 Nihayet Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte özellikle tarihten gelen güçlü bağlar sayesinde3 Fransa ve İngiltere bölgedeki varlıklarını artırmıştır. Bunun için Antakya bölgesinde eskiden beri var olan Ermeniler ile ekonomik ve siyasi bağlar kurmuşlardır. Bölgede hüküm sürenlerin, ya da bölgenin jeostratejik konumu dolayısıyla burada çıkarları bulunan devletlerin, tarihten gelen sosyokültürel farklılıkları kullandıklarını görüyoruz. İngiliz ve Amerikan çıkarlarının o bölgede Protestanlığı yayması ya da hamiliğini yapması gibi, Fransızlar da zamanla Katolikleşen Ermenilerle iş birliği yapmıştır. Demografik ve etnik yapının politik çıkarlar için kullanıldığına bu ilişkiler iyi bir örnek teşkil eder. Bu çalışmamızda Ermenilere yönelik Sancak civarında yerleştirme faaliyetlerinin bu ilişkiler sonucunda ortaya çıktığını göstereceğiz. 1918 Kasımında Fransızlar ve İngilizler Sancak’ı ileride yapacakları askerî harekâtta üs olarak kullanmak amacıyla işgal etmişlerdir. Müttefikler bu amaçları doğrultusunda Ermenilere Büyük Kilikya Ermeni Krallığı’nı vaad ediyorlardı.4 Böylelikle verimli topraklarda Türklere karşı tampon bölge kurulmuş oluyordu. Sonuçta Müttefikler kökleri eskiye dayanan ve Hristiyan olan Ermenilere bölgeyi veriyorlar, Ermeniler ise yıllardır hayal ettikleri Büyük Kilikya Krallığı’na sahip olmanın ilk adımını atıyorlardı. İşgal gerçekleşirken iki müttefik ülke Sancak’ın mevcut sosyal yapısını tanıdıklarından 1840’larda resmî olarak direkt temas kurdukları Ermenileri de kullanmışlardır. Fransız kaynaklarına göre Sancak’ın işgalinde dört bin Ermeni, asker olarak kullanılmıştır.5 Tabii ki bu durum zaten eskiden beri var olan husumeti artırmıştır. (1897 Musadağ Ayaklanması, 1909 Adana Olayları,6 1895 yılındaki olaylarda beş bin kadar Ermeni iki Fransız kruvazörü sayesinde Türk kuşatmasından kurtulup Port Said’e götürülmüş, Türk ordusunun Antakya’yı terk etmesinden sonra bu göçmenler tekrar yerlerine geri dönmüştür.)7 » Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Bu olaylar özellikle iki toplum arasındaki düşmanlıkları körüklemiş, bunun sonucunda karşılıklı yağmalar, çatışmalar meydana gelmiş ve yaşanan gerginlikler manda yönetimini dahi çileden çıkaracak noktaya ulaşmıştır. Öyle ki işgalden sonra Levant ordusuna bağlı ve Antakya civarının güvenliğinden sorumlu komutan dahi Ermenilerin taşkınlıklarının çekilmez olduğunu ve Ermenilerin Müslüman Senegal askerlerine saldırarak ordu nizamını bozduğunu belirtmiştir.8 İlerleyen zamanlarda manda yönetimi durumu sakinleştirdiyse de sosyal olarak Türkler ile Ermeniler arasındaki ayrılık, husumet devam etmiştir. Çalışmamızda Fransa’nın Ermenilerle arasındaki ilişkilerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan Sancak’taki faaliyetlerini inceleyeceğiz. Bu faaliyetlerin Ermeniler tarafından nasıl algılandığını, Fransa’nın hangi sosyo-psikolojik etki içinde Halep ve civarına sürülen Ermenilere muamele ettiğini yansıtacağız. Yukarıda izah ettiğimiz gibi bu bölgede politik olarak var olmak, demografik yapıyla doğru orantılıydı. Büyük Kilikya Ermeni Krallığı ideolojisini coşkulu bir biçimde benimseyen Ermenilerin beklentilerinin gerçekleşememesi onların yıllarca yaşadıkları yerleri terk etmelerine sebep olmuş ve Ermenileri Halep civarındaki kamplarda yaşamak mecburiyetinde bırakmıştır. Çalışmamız Ermenilerin bazen politik ve ekonomik olarak çokça desteklendiği, bazen de politik çıkarların bir sonucu olarak terk edildiğini göstermesi bakımından ilginçtir. Bu durum Fransız çevrelerince de bilinmekteydi ki, Fransa’da milliyetçi çevreler manda yönetiminin Ermenileri yalnız bırakmasını eleştiriyorlardı. Özellikle “Sadık Ermeni” halkına ihanet edildiği vurgusu ön plana çıkmaktaydı. Ankara Anlaşması’ndan9 sonra (1921) Kilis’in boşaltılmasıyla birlikte Ermeniler, çekilen Fransız ordusunu takip ederek Suriye’de toplanmaya başladılar.10 Kilis, Payas hattının Türkiye’de kalması ile birlikte, bu iki bölgenin yanında Maraş, Antep, Urfa civarında yaşayan Ermeniler Anadolu’yu boşaltarak, manda yönetimince Suriye, Antakya ve Lübnan’a yerleştirildiler. Sayıları hakkında çeşitli sayılar ileri sürülmektedir. Elli beş bin civarında sadece Kilis Ermenilerinin olduğu Revue de chrétienn d’Orient’da11 belirtilmesine karşın Nantes arşivinde bulduğumuz resmî belgede yirmi iki bin sayısı ile karşılaşmaktayız.12 Ankara anlaşmasında verilen garantilere rağmen Kilis civarındaki Hristiyanların durumu belirsizliğini korumaktaydı. Türkiye’ye duyulan güvensizlik bu insanları göçe yöneltmiş ve sonuçta yirmi iki bin Hristiyan, Kilis’i boşaltmıştır. Bu göç esnasında Albay (Colonel) Pettelat bu insanların ilk olarak İskenderun’a gelmesini ve orada yerleşmesini sağlamıştır. Sığınmacılar Suriye’ ye gelmek için daha çok Mersin limanını kullanmışlardır. Yaklaşık olarak sekiz bin göçmen İskenderun’a gelmiş ve 2.000’i oraya yerleşmiştir.13 Özellikle laisser passer (izin)’in kolayca verilmesi bu göçü hızlandırmıştır. Buna ek olarak General Dufieux’nün özel çabaları ve göçmenlere iyi barınma ve beslenme imkânı sağlamasını da belirtmek gerekir. |
|
#3
| ||||
| ||||
| Bu göçmenlerin çoğunun Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiğini görmekteyiz. Bir kısmı Danimarka’ya ve o tarihlerde iki bin beş yüzünün de Fransa’ya geldiği belgelerde kayıtlıdır.14 Fransa’ya gelecek olanlara pasaport verilmesi için Fransa, Amerikan vizesinin reddedilmesi şartını koşuyordu. Bunun yanı sıra da Fransa’ya gelecek olanlar arasında sanatçı ya da kişisel yetenekleri ön plana çıkan insanlar tercih ediliyordu.15 Göç etmeyen insanlar için Sancak ve Halep taraflarında kamplar kurulmuştur. Bu kampların kurulmasında çok çeşitli kişilerin ve olayların rol oynadığını görmekteyiz. Lazaristerin Kırıkhan yöneticisi Papaz Malaval, Meydan-ı Ekbez misyonuna bağlı Katolik Ermenilere Kırıkhan’da yerleşim yeri kurulması için 1926 manda yönetimine başvurmuştur. Bu yerleştirme ile Beyrut, Lazkiye, Tripoli, İskenderun gibi yerlerde dağınık hâlde bulunan Katolik Ermenileri bir araya getirmeyi amaçlamıştır. Ermenilere ek olarak Maraş ve Antep’ten gelen Keldanilerin de yerleştirilmesini ve böylece o bölgede bir Katolik nüfusun oluşmasını amaçlamıştır. Sonuçta bu istek kabul edilmiş ve ordu yöneticileri bu iş için 350 hektarlık bir arazi tahsis etmişlerdir.16 Ancak çalışmamızda bölgede Ermeniler çoğunluğu oluşturduğu için sadece onlara yönelik yerleştirme faaliyetlerini inceleyeceğiz. Levant seri E envanterini tarayarak yaptığımız araştırmalar sonucunda Fransız arşivinde (Quai d’Orsay) bulunan belgelere dayanarak 1935 yılına kadar yapılan yerleştirmeleri, bu çalışmaların maliyetini ve mahiyetini yansıtacağız. Periyot olarak 1926-35 arasını seçtik. Çünkü bu yıllarda yerleştirme faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığını müşahade ettik. İltihaktan sonra meydana gelen Ermeni göçünü de konumuzun bir parçası olarak telakki ettik. |
|
#4
| ||||
| ||||
| |