iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:57 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü » Tarihsel Süreçte Türk Kadınının Sosyal Statüsü

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14.09.08, 23:25
Standart Tarihsel Süreçte Türk Kadınının Sosyal Statüsü

14.09.08, 23:25



Millî Mücadele'de Türk Kadınının Fedakârlıkları | Türk Kadınının Sahne Aldığı İlk Oyun | Türk kadınının tasarımı anlaması biraz zaman aldı | Tarihsel Süreç İçerisinde Türk Kadını ve Atatürk | Türk Toplumunun Sosyal Yapısı ve Assubaylar |

Tarihsel Süreçte Türk Kadınının Sosyal Statüsü (Eski Türk Toplumlarından Atatürk'ün Ölümüne Kadar)

İM. Bölüm
2.c. Türk-İslam Toplumlarında Kadının Statüsü:
Orta Asya'daki Türk kadınının üyesi oldu­ğu ailenin durumu hiçbir zaman ataerkil ol­mamıştır. Ancak İslamiyet'e girişleriyle bir­likte Türkler, bir taraftan kendi örf ve adet­lerini muhafaza etmeye çalışırken, Arap ve istila ettikleri yerlerdeki Fars, Bizans ve Avrupa ülkelerinin kültürünün de etkisi al­tında kalmışlar ve zamanla Türk aile yapısı da ataerkil bir hale dönüşmüştür. Bu kültür karışımı içerisinde elbette ki Türk kadınının statüsünde de değişmeler olmuştur. Daha sonra Anadolu'da doğan tarikatlar da Türk kadınının statüsünü etkiler olmuştur. Bun­lar arasında özellikle Yesevilik-Alevilik-Bektaşilik ve Mevlevilik sayılabilir.'191
İlk Türk-İslam mutasavvıfı olan Ahmet Yesevi (1103-11661, XII. yüzyılda Türk aydınlarının Arapça ve Farsça yazdığı bir dönemde ilk defa Türkçe şiirler söyleyen bir Türk büyüğüdür. Ahmet Yesevi ve öğ­rencileri, henüz büyük kısmı Müslüman ol­mamış, olanları da yeteri kadar dini bilme­yen Türklere İslamiyet'i anlatmak gayreti içinde, Horasan'a, Deşti Kıpçak diye ad­landırılan Kuzey Türklük bölgelerine, Diyar-ı Rum diye adlandırılan Anadolu'ya ve Avrupa Türklüğüne hikmet sunmuşlar­dır. Ahmet Yesevi nin Anadolu'ya gön­derdiği Hacı Bektaş-ı Veli (Bektaşilik tari­katının kurucusu1, Osmanlı ordusunun bel­kemiği olan Yeniçeriliğin manevi öğretme­ni, yine, Ahmet Ysevi'nin Hacı Bektaşa yardımcı olarak gönderdiği Sarı Saltuk, Balkanlarda Müslümanlığı kökleştiren kişi olmuştur. Böylece Türk'e özgü İslam kültü­rü ortaya çıkmıştır...20
Ahmet Yesevi ve onun devamı Alevi-Bektaşi geleneğinde kadın-erkek her alanda eşit tutulduğu gibi ibadette de kadın-erkek beraberdir. Yeseviliğe göre ibadetler ruha­nidir, ibadethanede nefsani duygulara yer yoktur, orası er meydanı değil, "er-bacı" meydanıdır. "Kadın-erkek birlikte ibadet olur mu?" diyenlere, Ahmet Yesevi bir hokka içine pamukla ateş koyup göndere­rek, ruhsal olgunluktan nasibini alamamış ham insanlara şu mesajı vermek istemiştir,-"Kamil insanların meclisinde, kadınlarla-erkekler bir arada bulunsa bile onlar, her türlü nefsani arzu ve isteklerden arınmış ol­duklarından, bir arada olmalarının sakınca­sı yoktur." Hacı Bektaş-ı Veli de, 'erkeğin aslanı aslan da, dişisi aslan değil midir?' di­ye sorar. Şu dörtlük de Hacı Bektaşın ka-dın-erkek eşitliği görüşünü kanıtlamakta­dır:
"Erkeklik dişilik sorulmaz muhabbetin di­linde Hakk'ın yarattığı her şey yerli yerinde Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde" (Hacı Bektaş Veli).'211
Yesevilik-Bektaşilik-Alevilik geleneğinin etkisi altında olmasına rağmen, Anadolu Selçukluları döneminde kadının sosyal sta­tüsü olumsuz yönde hayli değişikliğe uğrar. Bununla beraber kadın, erkekten yine de kopmamıştır. Sanat ve kültür hareketleriyle ilgilidir. Kadınlar adına medrese, hastane ve kütüphaneler yapılır. İran'ın Kirman şehrinde Kutlu Türkan Hastanesi (1271), Kayseri'de bugün adına Tıp Fakültesi kuru­lan Cevher Nesibe Şifahanesi (1206) gibi.(191
Anadolu Selçukluları Dönemi'nde Kon­ya'ya yerleşen büyük mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi (1207-1273), felsefesiy­le Anadolu Türkleri üzerine önemli bir şe­kilde tesir etmiştir. Mevlana için kadın, ön­celikle insandır. O, kadını yaşamın içerisi­ne almaya gayret etmiş ve insanlığın ancak kadınla bir bütün olabileceğini hissetmiştir. (22) Mevlananın kadında Yaratıcı'nın va­sıflarını gördüğünü Mesnevide yer alan şu sözlerinden anlıyoruz:
"Kadın, sadece bir sevgili değildir, kadın Hakk'ın ışığıdır, nurudur. Sanki o, mahluk (yaratılmış) değildir de Halık (Yaratıcı) tır." (Mesnevi Cilt I, 2437. beyit),.(23)
Mevlana'nın, oğlu Sultan Veled'i 10 yıl birlikte sohbet ettikleri Selahaddini Zerku-bi'nin kızı Fatma Hatun ile evlendirdikten sonra oğluna verdiği öğüt ise O'nun kadı­na verdiği kıymetin değişik bir yönüdür:
"Bugün sen oğlumuzun nikahında, sana, seni denemek üzere teslim edilen gönül ve gözümüzün aydınlığı, Fatma Hatun'un gö­zetilmesi için şunu vasiyet ediyorum:
Umulur ki oğlumuz ona haksızlık etmez. Bir an bile kadının gönlüne,- Babamın ölü­münden sonra vefasızlık ediyorlar diye bir düşünce girmez. O öyle bir kadındır ki cev­herinin temizliğinden ötürü şikayette bu­lunmaz sabreder. Fatma hatunu aziz tuta-sın, her gün ve geceyi bayram günü ve ge­cesi bilsin."1221
Osmanlılarda, özellikle İmparatorluğun ilk dönemlerinde medreselerin ve tarikatların etkisiyle, kadına sosyal hayatta önemli bir yer tanınmış ise de bu durum gitgide kay­bolmuştur. Osmanlı toplumunda "harem" uygulamasının İstanbul'un alınışından sonra, Osmanlıların köleci Bizans devlet yapısından etkilenmesiyle başladığı sanıl­maktadır. Harem, kadınların kendi arala­rında ve yalnızca ailelerinde erkeklerle te­mas halinde yaşadıkları ve kadının temel toplumsal işlevini çocuk doğurmak, yetiştir­mek ve erkeklere hizmet ve cariyelik olarak belirleyen bir kurum olarak bilinmekte-dir.(19) Haremin kadının bir odaya kapatıl­ması ve sosyal hayatın dışına sürülmesi
olarak algılanmasına karşın, Osmanlı padi­şahlarının harem hayatı süren valideleri­nin, başta siyaset olmak üzere yaşadıkları döneme damgal arını vuracak kadar sosyal hayatın içinde yer aldıkları unutulmamalı-dır.(24) Ayrıca harem, yalnızca kentsel alan­da geçerli bir kurum olup, Osmanlı toplu­munda kırsal kesim kadınının üretimde yer aldığı görülmektedir. Kanuni Sultan Süley­man ve Üçüncü Selim dönemlerinde kırsal kesimden kimi kadınların çalışma yaşamı­na girdikleri bilinmektedir. Örneğin, bu dö­nemlere ait kadınların pratik hekimlik yap­tıklarına ilişkin belgeler bulunmuş olup, ev­den eve dolaşarak küçük ölçekli ticaret ya­pan bohçacı kadınlar mevcuttur. Buna kar­şılık Osmanlı döneminde, Tanzimat Fer-manı'nın ilanına kadar kadınlara çeşitli kı­sıtlamalar getiren fermanlar çıkarılmıştır.'191
Bu dönemde, kadının toplumdaki statüsü tamamıyla değişmiştir, evlilik ve boşanma konularındaki dini kurallar kadının aleyhi­ne dönüşmüş ve miras ve mahkemede ta­nıklık alanlarındaki geleneksel hakları ise hemen hemen ortadan kaldırılmıştır. Ka -dınların refakatsiz olarak sokağa çıkmaları yasaklanmış, kadınlar vücutlarını tama­mıyla örten ve "çarşaf" denilen bir manto giymek ve yüzlerini örten "peçe" takmak zorunda bırakılmışlardı. Kadınlar nüfus sa­yımlarına da dahil edilmemekteydi ve er­keklerle birlikte sosyal hayata katılamazlar­dı. Tiyatrolarda ve toplu taşıma araçlarında kadınlar için ayrı yerler ayrılmıştı. Qenel-likle kadınlar, sadece dua öğrenmek için ye-di-sekiz yaşlarına kadar okula gidebilmek­teydi, ondan sonra herhangi bir eğitim hak­ları olmadığı için, hemen hemen tüm mes­lekler onlara kapalıydı.'251
Tanzimat'la (1839) başlayan çağdaşlaşma hareketi çerçevesinde Türk kadını gerek dü­şünce alanında, gerekse doğrudan doğruya siyasi ve toplumsal haklar yönünde ciddi adımlar atabilmiştir. Bu dönemin "batıcı" aydınları (Çenç Türkler =Jön Türkler) tara­fından toplumsal gerilemenin nedeni ola­rak kadınların cehaleti ve geri kalmışlığı görülmüş olup, kızların ilkokul ve ortaokul eğitimine 1858'de başlanmıştır. Meslek okulu olarak, 1842'de Askeri Tıbbiye'ye bağlı olarak ilk "Ebe Okulu", 1869'da İnan Sanayi Mektebi (Kız Sanat Okulu), 1870'de "Darülmuallimat" (Kız Öğretmen Okulu) açılmıştır. 19. yüzyılın sonlarında dokuz kız ilkokulu ve dokuz kız öğretmen okulu bulunmaktaydı. Kuşkusuz bu mo­dern kurumlardan yararlanabilenler üst ta­bakalara mensup ve büyük kentlerde yaşa­yan kadınlardı. Bu okur-yazar kadınlar, yi­ne de 19. yüzyıl sonlarında gazetelerde ka­dın sayfalarının yer almasına ve hatta ka­dınlar için, yazarları da kadın olan gazete ve dergilerin yayınlanmasına zemin oluş­turmuşlardır (Mukadderat, Şukufezar, Haı nımlara Mahsus Çazete) gibi. İlk kadın ya­zarımız Fatma Aliye (1862-1936) idi. Şinasi (1826-1871), Namık Kemal (1840­1888), Şemseddin Sami (1850-1904), Abdülhak Hamit Tahran (1852-1937), Tevfik Fikret (1867-1915), Ziya Çökalp (1876-1924) ve Hüseyin Rahmi (1864­1944) gibi bazı Türk yazar ve düşünürleri, kadının aile içindeki görevleri dışında, sos­yal yaşamdaki hakkı olan yerini alması ge­rektiği görüşünü savunmaktaydı. Bu düşü­nürler, kadın ve erkek arasında eşitliği sa­vunmakta ve çok eşliliğe karşı gelmekteydi. II. Meşrutiyet'ten (1908) sonra aydın ka­dınlar, kadın statüsünün değerlendirilmesi amacıyla Teali-i Nisvan, Müdafaa-i Hu­kuku Nisvan, Asri Kadınlar Cemiyeti gibi dernekler kurmuşlardır. Bu dönemde kadın­ları ilgilendirip de gündeme gelen tek konu "evlilik statüsü"dür. 1917'de çıkarılan bir kararname, evliliği yasal bir çerçeveye bağ­larken, kadınlara boşanma hakkını verir. Çok karılı evliliği karının rızasına bağlaya­rak sınırlandırır.(19,25)
Kadına karşı yasaklayıcı anlayışın Osman­lılarda ortaya çıkışının temelinde, gerçek İslamiyet'in ve onun Türkler tarafından ta­rih boyunca yaşatılışının olmadığı aşikar­dır. Burada temel nedenin İslamiyet'in yo-rumlanışından kaynaklandığı bilinmelidir. Necdet Sevinç, "Türklerde Kadın ve Aile" isimli kitabında, Sünni olan Türklerin iti-kadde kabul ettikleri akla önem veren Ma-turidilik mezhebi (Kurucusu:İmam Ebu Mansur el-Matüridi (?-944)) yerine, Yavuz Sultan Selim (1470-1520) döneminde hila­fetin Osmanlılara geçmesinden sonra (1517) akıldan çok nakli savunan Eşariyye mezhebinin (Kurucusu: İmam Ebul-Hasan el-Eş'ari (873 veya 874-914 veya 915)) be­nimsenmesi ile kadın haklarının kısıtlandı­ğını savunmaktadır. Bu eserde konuyla ilgi­li şunlar yazmaktadır:
"Yavuz Sultan Selim zamanına kadar Osmanlı medreselerine Türkistanlı bilim adamları hakimdiler. Yavuz, Mısır seferin­den dönerken -muhtemelen Türkiye'ye kar­şı bir muhalefet hareketinin başlamasını önlemek için- iki bin kadar Mısır seçkinini de birlikte getirdi. Mısır ulemasının ve on­ların öğrencilerinin, Osmanlı medreselerin­de ders vermeye başlamalarıyla Türk genç­lerinin Türk kültürü ile ilgileri kesildi! Mı­sır'dan gelenler, müspet ilimleri de ilahi ilim olarak kabul eden ve aslen de Semer-kantlı bir Türk olan Maturidi'yi medrese müfredatından çıkardılar, yerine aklı değil, nakli savunan Eşari'yi koydular.".(3)
Osmanlı'da ortaya çıkan kadına karşı ya­sakçı anlayışın yok edilmesi için mücadele Tanzimat sonrasında başladıysa da sorunun "dinin kendisinde değil, yorumlanışında" olduğunu gören Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'in ilanından sonra Diyanet İşleri Başkanlığını kurdur­muş (Kuruluş tarihi: 3.3.1924) ve Maturi-dilik'in yeniden ön plana çıkarılması gerek­tiğini savunmuştur.(26)

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Ayşe Dürdane Erduran kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (15.09.08), Jeli (14.09.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 14.09.08, 23:48
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Tarihsel Süreçte Türk Kadınının Sosyal Statüsü

3. Cumhuriyet Döneminde (Atatürk Türkiye'sinde) Kadının Statüsü:
Türk Kurtuluş Savaşı (1919-1922), Türk kadınının binlerce yıllık Türk geleneğine uygun bir biçimde erkeğin yanında olduğu ve savaştığı bir dönemdir. Atatürk, Kurt u-luş Savaşı sırasında, kadınlara erkeklerin yanı başında savaşma olanağını tanıyan dünyadaki ilk general olmuştur. Kadınların bu savaşta oynadığı rolü her zaman vurgu­lamış ve onlara daima minnettarlığını ifade etmiştir.(25) Atatürk'ün 23 Mart 1923'te Konya'da söylediği şu sözler önemlidir:
"Son senelerin inkılap hayatında hummalı fedakarlıklarla mahmul mücadele hayatın­da, milleti ölümden kurtararak hulasa ve is­tiklale götüren, azm-ü faaliyet hayatında her ferdi milletin mesaisi, gayreti, himmeti, fedakarlığı sebkeylemiştir. Bu meyanda en ziyade tebcil ile yâd ve daima şükran ile tekrar edilmek lazım gelen bir himmet var­dır ki, o da Anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvi, çok yüksek, çok kıymetli fedakarlıktır... Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin kabiliyeti hapyatiyetisini tutan hep kadınla-rımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsullatı pazara götürerek paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber, sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuy­la, yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak de­meyip, cephenin mühümmatını taşıyan hep onlar, hep o ulvi, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur." (19)
Cumhuriyet'in ilanından (1923) sonra, ka­dın haklarının tanınması, Atatürk tarafın­dan gerçekleştirilen en önemli inkılaplar­dan biriydi. O'na göre diğer tüm inkılapla­rın başarısı, büyük ölçüde bunun başarısına bağlıydı. Böylece bu inkılapla, Türk kadın­larının toplumdaki yeri tümden ve kökten bir değişikliğe uğramış oldu. Bu inkılabın gerçekleştirilmesinde Atatürk'ün dünya görüşünün ve karizmatik bir önder olmasının belirleyici bir rol oynadığını vurgulamak gerekir. Gerçekte Atatürk'ün dünya görüşünün oluşumunda Tanzimat'la birlikte yaşanan batılılaşma çabaları etkili olmakla birlikte, Atatürk'ün yalnızca yakın çevresinden gelen etkileyici faktörlerin yanısıra, dünya klasiklerine olan yakın ilgisi ve yoğun okuma tutkusunun çok daha fazla yönlendirici olduğu söylenebilir. Kadın haklarının tanınmasında, bu inkılabı gerçekleştiren Atatürk ve yönetici kadronun etkisi kadar, madalyonun diğer yüzü olan Türk halkı ve Türk kadınının da etkisi vardır. Yüz lerce yıldır ihmal edilmişliğine rağmen
Türk kadınının, kadın hakları inkılabına muhalefeti çok fazla olmamıştı. Kadınların değişik siyasal ve ekonomik alanlara profesyonel olarak katılmaları, erkekler tarafından da bir rekabet unsuru olarak görülmemişti. Köylerde dahi kadın hakları hareketi, olumsuz bir tepkiyle karşılaşmamıştı.(19,25) Bunda Türk kültürünün binlerce yıllık köklerinde yatan ve İslamiyet'in Anadolu yorumunda varolan kadına hür­met ve saygının canlanışının yattığı düşü­nülebilir.
Atatürk'ün, Ocak 1923'te, İzmir'de yaptığı bir konuşmada özellikle kadın ve erkeğin kalkınmada birlikte yer almaları gerektiği konusundaki düşüncelerini dile getirdiği şu sözler kadın hakları inkılabının özeti sayıla­bilir:
"Şuna inanmak gerekir ki, yeryüzünde her şey kadınlar tarafından yapılmıştır. Bir top­lum onu oluşturanlardan yalnız birinin ih­tiyaçlarının kazanılması ile yetinirse, o top­lum yarıdan çok güçsüzlük içinde kalır... Bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı temel alarak benimse­mek zorundadır. Kadınlarımız da bilgili olacak ve erkeklerin geçtiği tüm öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadın­lar, toplumsal hayatta erkeklerle birlikte yü­rüyerek birbirlerinin yardımcısı ve destekçi­si olacaklardır. Memleketimizde cahillik varsa bu yaygındır. Yalnız kadınlarımızı değil, erkeklerimizi de kapsamaktadır... Son olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi gerekirdi. Onlar edebilecekleri kadar etmişlerdir. Ancak bu günkü seviyemiz, bu günün gerektirdiği zorunluluk ve ihtiyaçla­ra yeter değildir. Başka zihniyette, başka ol­gunlukta adamlara ihtiyacımız var. Bunları yetiştirecek olanlarda bundan sonraki annelerdir."(19)
Bu ortam içerisinde kadın hakları ile ilgili mevzuat şöyle oluşturuldu:
3 Mart 1924 - Tevhid-i Tedrisat Kanunu: Bu kanun ile her iki cinsin eğitim olanakla­rından eşit bir biçimde yararlanması sağ­landı.
4 Nisan 1926- Türk Medeni Kanunu:Bu kanun ile erkek ve kadın yasa önünde eşit sayıldı. Türk kadını, erkeklerle eşit miras hakkını, boşanma ve kocanın izni olmaksı­zın mal sahibi olma haklarını elde etmiş ol­du. Ayrıca, tanıklık konusunda da kadın, erkekle aynı hakka sahip kılındı. Dini evli­lik yerini resmi evliliğe bıraktı. Tek eşlilik kabul edildi. Küçük yaşlarda evlilikleri ön­lemek için, evlilikte kadın ve erkeğe yaş sı­nırlaması getirildi. Temsilci yoluyla evlen­me yasaklandı. Boşanmada kadının ve ço­cuğun haklarını daha iyi koruyucu hüküm­ler kabul edildi.
3 Nisan 1930 - Belediye Kanunu: Türk kadınına ilk kez belediye seçimlerine katıl­ma, seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
26 Ekim 1933 - Köy Kanunu: Kadınlara Köy İhtiyar Heyeti ve Muhtarlık seçimle­rinde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
5Aralık 1934 - Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: Bu kanunun 10. maddesi ile 22 yaşını biti­ren kadın-erkek her Türk, mebus seçme hakkına sahip olmuştur. Kanun'un 11. maddesine göre de 30 yaşını bitiren kadın-erkek her Türk, mebus seçilebilme hakkını kazanmıştır. Böylece 1935 yılında meclise 18 kadın milletvekili (Toplam milletvekille­rinin %4.5'i) seçilmiştir (Daha sonraki se­çimlerin hiçbirisinde kadın milletvekilleri­nin oranı bu kadar yüksek olamamıştır. Bu durum, Türkiye için düşündürücü sayılma­lıdır. Buna karşılık, kadınlara aynı haklar gelişmiş birçok ülkede Türkiye'den sonra verilmiştir. Örneğin,Fransa'da ilk kadın bakan 1936'da atanmıştı. İtalya'da Mec-lis'te kadınlar ilk kez 1948 yılında temsil edilmişti. Japonya'da kadınlar bu hakkı 1950'de, İsviçre'de ise ancak 1971'de elde etmişlerdir.).
Bunların dışında şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) ile erkekler gibi kadınlar için de Batılı giyim tarzı benimsendi. Atatürk 1925'de kadınların kıyafetleri ko­nusunda şunları söylemişti:
"Kadınlarımızın yüzlerini dünyaya göster­melerine izin verelim ve dünyayı daha ya­kından görüp tanıyabilmeleri için, gözlerini açmalarını sağlayalım! Bunda korkulacak hiçbir şey yoktur. Bu önüne geçilemeyecek bir gelişmedir. Bu yolda atılacak olumlu adımlar, ulusumuz için daha tatmin edici ve başarılı sonuçlar almamızı sağlayacak­tır."
Daha önceleri yalnızca Müslüman olma­yan kadınlar sahneye çıkabilirken, Cumhu-riyet'ten sonra Müslüman kadınlar da ti­yatro sahnelerinde gözükmeye başladı. Atatürk'ün desteğiyle manevi kızlarından biri olan Sabiha Çökçen (1913-2001), Tür­kiye'nin ilk kadın pilotu oldu. 1932'de Türkiye'de ilk güzellik yarışması yapıldı ve Türkiye Çüzeli olan Keriman Halis (1913) 31 Temmuz 1932'de Dünya Çüzeli seçildi ve Atatürk tarafından kendisine "Ece" soyadı verildi. Atatürk'ün girişimiyle 18 Nisan 1935'de, İstanbul'da kadın hak­ları konusunda ilk Uluslararası Kongre top­landı/19, 255 27 288 29) 4.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Ayşe Dürdane Erduran kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (15.09.08), Jeli (14.09.08)
  #3  
Alt 15.09.08, 00:04
Ayşe Dürdane Erduran - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: Istanbul
İletiler: 781
Ettiği Teşekkür: 113
135 tane iletisine 196 kere teşekkür edilmiş
Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.Ayşe Dürdane Erduran bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Tarihsel Süreçte Türk Kadınının Sosyal Statüsü

Sonuç:
Türk kadının statüsü, Türk milletinin İslamiyet öncesi binlerce yıllık tarihinde hep yüksek olmuştur. Türkler günümüzden yaklaşık 1300 yıl kadar önce kabul ettikleri İslam dinini kendi kültürleriyle sentezleme-yi bilmişler ve İslamiyet'in Türk yorumun­da da kadının statüsü yüksek olmuştur. Za­manla çeşitli kültürlerin ve İslamiyet'in farklı yorumlarının etkisi altında Türk kadı­nı sosyal yaşamdan uzaklaştırılmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra Atatürk'ün önderliğinde Türk kadınına verilmiş olan hakları(Türk kadının kendi kazanmış oldu­ğu haklar değil!), birçok gelişmiş ülkenin kadınları, vermiş oldukları mücadele ile çok sonraları kazanabilmiştir.

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Tarih Bölümü »

KaynakPDF
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf geni%C5%9Fa%C3%A7%C4%B1nisan2008.pdf (90,7 KB (Kilobyte), 2x kez indirilmiştir)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ayşe Dürdane Erduran kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
CiwCiw (15.09.08)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
kadınının, sosyal, statüsü, süreçte, tarihsel, türk

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz