Hemofili Moleküler Genetiği
Hemofili kan pıhtılaşmasında rol alan proteinlerden
Faktör VIII (FVIII) ve Faktör IX
(FIX)’dan birinin eksikliği veya bozukluğu
ile ortaya çıkan X kromozomuna bağlı resesif geçiş
gösteren tek gene bağlı kalıtsal bir hastalıktır.
Spontan veya çeşitli etkenler sonucu meydana
gelen kanamaların sıklığı hastalığın klinik şiddetini
(fenotipini) ağır, orta veya hafif hemofili olarak
belirler. Hemofilinin iki tipi vardır. Hemofili A,
yaklaşık her 5000 erkek doğumda rastlanan faktör
VIII (FVIII) eksikliği veya bozukluğu, hemofili B
ise yaklaşık her 10,000 erkek doğumda rastlanan
faktör IX (FIX) eksikliği veya bozukluğudur. Her iki
faktörü kodlayan genlerin X kromozomu üzerine
haritalanması ve DNA dizisinin çıkarılması 1984/
85 yıllarına rastlar. Özellikle FVIII’in büyük ve karmaşık
genlerden biri olmasına rağmen haritalanması
ve ekzon dizilerinin bilinmesi sayesinde bu
genler moleküler patolojisi sıklıkla çalışılan ve DNA
analizine dayalı tanı yöntemlerinin ilk uygulandığı
genler arasındadır. Hemofilinin dişilerde görülmesi
X-inaktivasyonuna veya nadiren iki defektif allelin
kalıtılmasına bağlıdır. Hastalığın genotipi FVIII
ve FIX genlerinde meydana gelen mutasyonların
saptanması ile belirlenir. Hastalığın oluşumu 1/3
oranında sporadik olarak görülür. Bu durumda
mutasyon annenin gametlerinden birinde oluşmuştur.
Ailede bir tek hasta birey vardır ve anne
taşıyıcı değildir. Ailesel geçişli hemofilide ise hastalık
ailede birden çok bireyde görülür ve hastanın
annesi taşıyıcı durumdadır (1).
Hastaların yaklaşık % 15-25’inde FVIII aktivitesini
düşüren antikorlar oluşur. Bu oran hemofili
B’de %4-5’dir. Nadiren CRMred veya CRM+
hastalarda görülür (low responders). Genellikle
CRM- hastalarda büyük delesyon veya anlamsız
mutasyon taşıyanlarda görülür (high responders).
Ancak, inhibitörlerin oluşumu sadece mutasyon
tipine değil aynı zamanda MHC antijenlerinde de
bağlıdır. FVIII’in A2, A3 ve C2 bölgesindeki epitoplar
antikor oluşumunda önemlidir. İnhibitor
oluşumu replasman tedavisinde olduğu kadar
gen tedavisi protokolleri içinde önemli bir sorun
oluşturur (2).
1984’den beri yaklaşık 2500 hemofili A hastasında
hemofilinin moleküler temeli gen yapısı düzeyinde
incelenmiştir ve mutasyonlar sürekli güncellenen
bir veritabanında tutulmaktadır . Hemofili A veritabanında
821 hasta girişi vardır. Bunlardan 43 tanesi Türk
hastalarında saptanan mutasyonlardır. Hemofili B
veritabanında ise 2511 hasta girişinden 44
tanesi Türk hastalarına aittir.
Amaç
Hemofilide genetik çalışmaların amaçlarını hastalığa
yol açan mutasyonları belirleyerek genotip/
fenotip ilişkisini kurmak; hasta ailelerine genetik
danışma sunmak için uygun DNA bağlantı analizi
yöntemlerini belirlemek; hemofili mutasyonlarının
profili çıkarmak için veritabanı oluşturmak;
mutasyon profilinin farklı toplumlarda karşılaştırmalı
analizini yapmak; mutasyon mekanizmalarını
incelemek ve FVIII/FIX genlerini model sistemler
olarak kullanarak bazı temel genetik kavramları
açıklamak olarak sıralayabiliriz. Türkiye’de
hemofili genetiği çalışmaları 1988/89 yıllarında
Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik
Bölümü ile Hacettepe ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri
Hematoloji Kliniklerinin ortaklaşa çalışması ile
başlatılmıştır.Hemofili genetiği çalışmaları için DNA örnekleri
10ml EDTA’lı tüplere alınan kan örneklerinden
elde edilmektedir. Kan örneklerinin tercihen bir
gün içinde (sıcak havada buz içinde) DNA çıkarılacak
merkeze ulaştırılması gerekmektedir. Kan
örnekleri DNA çıkarılmadan saklanacaksa 40C
de 1 hafta, -20oC de ise aylarca saklanabilir. DNA
örnekleri ise yıllarca saklanabilir.
» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü











Normal
