Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Fen Edebiyat Fakültesi > Felsefe Bölümü > John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

Felsefe Bölümü hakkinda John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]John Locke, ampirist bir filozof olmasına rağmen, epistemolojisinin dışına çıkmak suretiyle dini bilgiye imkan tanır. Ona göre, iman, olağanüstü bir iletişim yoluyla Tanrı***8217;dan geldiği bildirilen önermeleri onaylamaktır. Ancak inanılan önermelerin

Like Tree1Likes
  • 1 Post By CiwCiw

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.10.09, 10:46
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

[coverattach=1]John Locke, ampirist bir filozof olmasına rağmen, epistemolojisinin dışına çıkmak suretiyle dini bilgiye imkan tanır. Ona göre, iman, olağanüstü bir iletişim yoluyla Tanrı***8217;dan geldiği bildirilen önermeleri onaylamaktır. Ancak inanılan önermelerin vahiy olduğundan emin olmak gerekir. İman hakikatlerinin bir kısmı aklı aşmakla birlikte, vahyin anlaşılmasında tek ölçü akıldır. İnsanı imanı kabule ancak Tanrı***8217;nın inayeti götürür. Kurtuluşa erebilmek için imanın yanında amel de şarttır. Hem iman hem de amelde şüphe ve tereddüt bulunmamalıdır. Bağnazlığı reddeden Locke, imanda zorlamayı da kabul etmez. Mezhep farklılıklarına karşı oldukça hoşgörülü olmakla birlikte, politeizm ve ateizmi şiddetle tenkit eder.

In spite of being an empirist philosopher, John Locke makes possible religious information by the way digres-sing empricism. Against to him religion is that to approve the overtures that come from God with an extraordinary way. But the overtures must be opacalypse. The best way to understand the apocalypse is mental. But there are some truth of religion that are not plausible. Only the grace of God brings people to religion. At the same time people must practice to release. There must be no doubt in religion and in practice. John Locke refuses the bigotry and to force in religion. He has tolerance to the difference of religion sect. But he criticizes the polytheism and atheism.

Makale yazarı
Mustafa ÜLGER
Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü ***8211; ELAZIĞ
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg JohnLocke.JPG (16,4 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02.10.09, 10:50
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

1. GİRİŞ
Ampirizmin babası kabul edilen John Locke (1632-1704) duyu verilerine bağlı bir epistemoloji geliştirmiş olmasına rağmen, bir içduyumun varlığını kabul ederek ampirik çerçevenin dışına çıkmış (Aydın, 1990:96-97) ve tutarsız olma pahasına dini bilgiye imkan tanımıştır (Aydın, 1990:93). Locke***8217;a göre, Tanrı insana kendisi ile ilgili doğuştan ideler1 vermemiş ve insan zihnine kendi varlığını okuyabi-lecek yazılar basmamıştır. Ancak insanı duyu, algı ve akıl gibi yetilerle donatarak, ona kendisini bulma ve bilmenin yollarını vermiştir. Bunlar aklın bulabi-leceği en açık doğru ve matematiksel kesinlik kadar açık olmakla birlikte, yine de düşünme ve dikkat gerektirir. Zihnin, Tanrı bilgisini, sezgisel bilginin bir bölümünden düzgün bir çıkarımla elde etmesi gerekir. Aksi halde insan, ispata ihtiyaç duyan önermelerde olduğu gibi Tanrı***8217;nın varlığı konusunda da güvensiz ve bilgisiz olur. İnsana Tanrı***8217;nın varlığını bilme ve bu bilgiye hangi yolla ulaştığını göstermek için, kendi var oluşunun şüphe götürmez bilgisi yeterlidir (Locke, 1996:353-354). İnsan kendisi dışında, duyuların ona bildirdiğinin ötesinde, ancak Tanrı ***8217;nın varoluşunu kesin olarak bilebilir (Locke, 1996: 368). İnsan kendi varlığının bilgisini sezgi ile elde ederken, Tanrı***8217;nın varlığının bilgisini akıl ona açık-ça bildirir (Locke, 1996:361).

Locke, Tanrı***8217;nın varlığına inanmakta ve bu inancının da rasyonel temellere dayandığını düşün-mektedir. O, ***8220;her insanın kendisine verilmiş olan akıl ışığıyla her şeyi yaratmış olan, sonsuz kudret sahibi, ezelî-ebedî bir Tanrı***8217;nın varoluşunu bilebileceğini***8221; kabul etmektedir (Cevizci, 2001:215). Bir kısım insanların Tanrı***8217;nın varlığına ulaşamamalarının sebebi ise akıllarını doğru ve yeterli şekilde kullan-mamalarıdır (Çetin, 1995:104). Şu halde, Tanrı***8217;nın varolduğuna inanan ve bu inancının da rasyonel temellere dayandığını düşünen Locke***8217;a göre ***8220;iman***8221; nedir? Ona göre iman, ***8220;usun çıkarımlarına değil de, onların, olağanüstü bir iletişim yoluyla Tanrıdan gel-diğini bildiren kimseye duyulan güvene dayanan önermeler için gösterilen onaylamadır (Locke, 1996: 395).***8221; İman, güvenme ve kabullenmenin sağlam ve emin bir ilkesidir (Copleston, 1991:169). Kuşku veya tereddüde yer bırakmaz. Ancak inanılan şeyin vahiy olduğundan emin olmak gerekir (Thılly, 1995: 359).
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02.10.09, 10:51
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

2. İMAN, AKIL VE VAHİY İLİŞKİSİ
Vahyi, Tanrı***8217;nın insanlara doğru yolu göster-mesi olarak kabul eden Locke (Locke, 1996:395), vahyin imkanını ve sınırlı yetileri ile bu dünyada bulunan insanın fizik ötesinden gelen mesajı nasıl alabileceğini hiç tartışmamıştır. Vahyin Tanrı ile insan arasında mümkün bir ilişki olduğunu peşinen kabul ettiktin sonra, vahyin insan için gerekliliğini göstermeye girişmiştir (Çetin, 1995:86).

Locke***8217;a göre, insanın vahye muhtaç olması-nın temel sebebi, yetileridir. Tanrı, bilgi elde etmesi için insana çeşitli yetiler vermişse de bunlar sınır-lıdır. İnsanın bu sınırlı yetileri ile var olan, var olabi-lecek olan bütün varlık ve olayları bilebilmesi müm-kün değildir. İnsana verdiği yetilerin sınırlı olduğunu bilen Tanrı, bu sınırların ötesinde kalan alanlarda insanı aydınlatmak için, başka bir yardımcıyı, yani vahyi insanın hizmetine sunmuştur. Bu sebeple, bazı meleklerin Tanrı***8217;ya isyan ederek daha önceki mutlu durumlarını yitirmeleri ölümden sonra tekrar dirilme ve bir hayatın olacağı, dinî ibadet ve ayinler gibi insanın tabiî yetileriyle ulaşabileceği sınırların ötesinde ve aklın üstünde yer alan hususlar, insana vahiyle bildirildiklerinde imanın konusunu teşkil ederler (Çetin, 1995: 87).

Vahiy olarak bildirilen hükmün Tanrı***8217;dan gelip gelmediğinin belirlenmesinde tek ölçü akıldır. Aklın reddettiği şeyi iman insana asla kabul ettire-mez (Balaban, 1947:61). Vahyin bildirdiği ve ima-nın konusu olan şeyler ise akla zıt olamaz. Vahyin bildirdiklerinin akla zıt olması demek, Tanrı***8217;nın kendi ellerini bağlaması demektir. Çünkü aklın ışığı-nı ve tabiî yetileri insana veren Tanrı***8217;dır. Gerekli durumlarda vahyin ışığını insana vermeyi engelleye-cek biçimde insanı var etmiş olamaz. Tanrı***8217;nın ge-rek gördüğü durumlarda insana verdiği vahiy, aklın muhtemel varsayımlarından üstün olmakla birlikte akla uygundur. Çünkü onun bir vahiy olduğuna ve onu anlatan önermedeki sözcüklerin ne ifade ettiği üzerine karar verme işini akıl yapar. Yani vahiy, her ne kadar aklı aşsa ve bir iman konusu olsa da onu anlayan akıldır (Locke, 1996:397).

Locke, aklın karar veremediği ya da muhte-mel gördüğü konularda vahyi dinlemesi gerektiği görüşündedir. Çünkü zihnin tabiî yetileri ve kavram-ları ile doğruluğuna karar veremediği her vahiy önermesi salt iman konusudur ve aklın üstündedir (Locke, 1996:397). Bununla birlikte aklı, iman ala-nının tamamının dışına atmak da doğru değildir. Va-hiy hakkında akılla karar verilmelidir (Ed. Edwards, 1967:502). Çünkü Tanrı, peygamber gönderirken aklı yok saymaz. İnsanın, vahyin ilahî kaynaklı olup olmadığına karar vermesini sağlayacak olan yetile-rini tabiî durumda bırakır. Eğer Tanrı bir önermeye insanın onayını isterse, ya bu doğruyu ona tabiî aklın olağan yolları ile gösterir veya bunu kendi emriyle kabul edilmesi gereken doğru olduğunu insana bil-dirir ve aklın üzerinde yanılmayacağı bazı işaretler aracılığı ile de insanı bu önermeye inandırır (Locke, 1996:403).

Akıl, insanın son yargıcı ve her şey için son yol göstericisidir. Ancak Locke, bununla ilahî vah-yin tabiî ilkelerden çıkarılıp çıkarılamayacağını incelemeyi ve çıkarılamayacağını görünce de onu reddetmeyi kastetmez. Onun aklı son yargıç olarak kabul etmekten kastı, vahyin gerçekten Tanrı***8217;nın mesajı olup olmadığını incelemek için akla danış-maktır. Eğer akıl, onun Tanrı***8217;nın vahyi olduğu sonu-cuna varırsa başka doğruları olduğu gibi onu da ka-bul eder ve kendisinin bir kuralı yapar. Çünkü insa-nın, inançlarının doğru veya yanlışlığını değerlendir-mek için onların güçlü olup olmamasından başka bir ölçüsü olmazsa, zihnini güçlü bir biçimde etkileyen düşler ona vahiy olarak görünür. Eğer akıl, inançla-rın doğruluğunu, onların kendisi dışında bir şey ile ölçmezse vahiyle kuruntuların, doğru ile yanlışların ölçüleri aynı olur ve bunlar birbirinden ayırt edile-mezler (Locke, 1996:403).

Locke, inancın tek başına vahyin delili ola-mayacağı görüşündedir. Çünkü Tanrı***8217;dan vahiy alan eski ermişlerin2 zihinlerindeki derûnî güven ışığının yanında, bu vahiylerin Tanrı***8217;dan geldiğini ispat eden başka delilleri de vardır. Onlar, inançlarının Tanrı***8217;dan geldiği konusunda kendi inançlarıyla baş başa bırakılmamışlardır. Onların ellerinde vahyi gönderen hakkında kendilerini inandıracak bir kısım haricî işaretler bulunduğu gibi, Tanrı***8217;dan getirdikle-ri vahye başkalarını inandıracak bir kısım delilleri de vardır. Locke, vahye iman için bir kısım delilleri ge-rekli görse de Tanrı***8217;nın dolaysız etki ve yardımıyla ve hiç bir olağanüstü işaret almadan, insanların zihnini belli doğruları öğretecek biçimde aydınlatıp onları iyiye yöneltebileceğini ve zaman zaman da bunu yapmış olduğunu inkar etmez. Ancak böyle durumlarda da onun Tanrı***8217;dan geldiğini bildirecek yanılmaz ölçüler akıl ve kitaptır (Locke, 1996:403-404). Bu hususta şöyle diyor Locke; ***8220;İnandığımız doğrunun Tanrıdan gelen bir ışık ya da bir dürtü olduğunu kanıtlayabilecek olan şey, kendi özel inan-cımızın gücü değildir, bunu bizim dışımızdaki Tanrı ***8217;nın yazılı sözlerinden ya da bütün insanlarla paylaş-tığımız us ölçüsünden başka bir şey yapamaz (Locke, 1996:404).***8221;

İnsanın Tanrının vahiyle bildirdiği ve tabiî yeteneklerini aşan hakikatlerden istifade ederek ha-yatını düzenleyebilmesi için onların anlamını bilmesi zorunludur. Vahyin anlaşılma ve yorumlanmasında kullanılacak yegane araç ise akıldır. Bununla birlikte akıl, vahyin bildirdiği hakikatlerin tamamını kavra-yıp izah edemez. Ancak Locke, Hıristiyanlığın iman hakikatlerini bu durumun dışında tutar. Ona göre, bir insanın Hıristiyan olabilmesi için inanması gereken hakikatler her insanın anlayabileceği kadar açık ve anlaşılırdır. Bu sebeple insan, inanacağı vahyi ken-disi için anlamlı ve vahyin açıklama ve yorumlama yetkisinin sadece bir kısım kimselere ait olduğunu düşünmemelidir. Çünkü insan inanacaksa kendisi için inandığı şeyi anlamalıdır. Eğer Kutsal Kitab***8217;ın yorumlanma yetkisi papaya devredilir ve incelenme-den körü körüne papanın yorumu tam bir imanla kabul edilirse o zaman, Kutsal Kitab***8217;a değil papaya inanılmış olur (Çetin, 1995:92-93).

Görüldüğü gibi Locke, gerek ilahî vahyin sahte vahiyden ayrılmasında, gerekse vahyin mesajı-nın anlaşılmasında akla büyük önem vermektedir. Locke***8217;un akla bu kadar önem vermesi onun hakkın-da aklı vahiyden üstün tuttuğu yolunda iddialar ileri sürülmesine yol açmışsa (Russell, 1997:370) da Locke, vahyin bildirdiği ve iman alanını oluşturan hakikatlerin bir kısmının tamamen aklı aştığını ve aklın bu hakikatleri hiç bir zaman izah edemeye-ceğini kabul etmektedir. Ona göre, İman hakikatleri-nin tümünü aklın bilmesi mümkün olmadığı gibi, insanı kurtuluşa götürecek imana ulaşmak için yalnız aklın yardımı da yetmez. Akıl ancak insanın iman hakikatlerinin bir kısmını anlaması ve imanı kabul edecek zihinsel olgunluğa ulaşmasına yardımcı ola-bilir. Fakat bundan daha ileri bir şey olan iman, tamamı ile kalplerin kabulünden ibarettir. İnsanı bu kabule götürecek şey ise yalnızca Tanrı***8217;nın inayeti-dir. Çünkü iman için kalpleri açan ve aydınlatan Tanrı***8217;dır (Çetin, 1995:93-94).
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02.10.09, 10:52
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

3. İMAN VE AMEL ŞARTLARI
Locke***8217;a göre, ölümsüz olan insan, Adem***8217;in cennetten kovulması ile ölümsüzlüğünü kaybetmiş-tir. Ancak İsa Mesih***8217;in Tanrı***8217;dan aldığı mesajı in-sanlığa bildirmesi ve kendi hayatını da feda etmesiy-le insanın kaybettiği ölümsüzlüğü tekrar elde etmesi mümkündür. Bunun için insanın bir kısım şartları yerine getirmesi gerekir ki bu şartlar; iman ve amel şartlarıdır (Çetin, 1995:208).

Locke, iman şartlarını ***8220;iman kanunu***8221; olarak isimlendirir. İman kanunu, Tanrı tarafından İsa Me-sih aracılığıyla insanlığa iletilen bir tekliftir. İnsan bunu kabul veya reddedebilir. Ancak insanın ölüm-süzlüğünü elde etmek için, ilk olarak bu iman kanu-nunu kabul etmesi gerekir. İman kanununun esasları şunlardır:

1. Yerin ve göğün yaratıcısı olan tek gerçek Tanrı***8217;ya inanmak. Tanrı***8217;nın varlığına inanmayan insan ima-nın diğer şartlarının tamamını yerine getirse de ölümsüzlüğe ulaşamaz. Çünkü Tanrı***8217;nın varlığına iman, diğer inanç esaslarının dayandığı ve onsuz hiç bir şey ifade etmeyeceği temel inanç esasıdır (Çetin, 1995:209).
2. İsa***8217;nın Mesih olduğuna inanmak. İncil, İsa***8217;nın Mesih olduğu gerçeğine insanları inandırmak için vahyedilmiştir. İsa***8217;nın Mesih olduğuna inanmak demek, onun mucizelerinin ve bildirdiklerinin doğ-ruluğunu kabul etmek demektir. Locke, İsa***8217;nın hem beşerî ve hem de ilahî bir tabiata sahip olduğunu ve bu ilahî tabiatı sayesinde Hıristiyanlığın teslis inan-cında bulunan tek cevherdeki üç tabiattan biri oldu-ğu inancını kabul etmez. Ona göre, İsa***8217;nın Mesih olduğu inancıyla yetinmeyerek, onun ilahî bir varlık olduğunu ileri sürerek, bunun bir inanç esası olduğu-nu ve insanların buna inanması gerektiğini iddia etmek, insanları Tanrı***8217;nın emretmediği bir şeye inanmakla yükümlü kılmaktır (Çetin, 1995:210).
3. Bu dünyadaki amellerin karşılığının görüleceği bir hayat için öldükten sonra tekrar dirilmenin ola-cağına inanmak. İnsanın dünyada kendisine yükle-nen sorumluluğa uygun bir hayat sürmesi için bu inanç zorunludur. Yeniden dirilmenin bir iman esası olduğunu kabul eden Locke, bu dirilmenin aynı be-dende mi yoksa farklı bedende mi olacağını araştır-manın ve bunu bir iman konusu yapmanın doğru bir şey olmadığı görüşündedir. Önemli olan, insanın ölümden sonra tekrar dirilmeye inanmasıdır. Diril-menin aynı bedenle veya farklı bir bedenle olacağına inanmak imana bir zarar vermez (Çetin, 1995:210-211).

Locke, yukarda sayılan üç iman esasına ina-nan kimsenin tam bir Hıristiyan olacağı ve ölümsüz-lüğü kazanacağı görüşündedir. Hiç kimse bu temel iman esaslarına yeni esaslar ekleyerek insanların onlara da inanmasını bekleyemez. Çünkü inanılması gereken kuralları ancak Tanrı belirleyebilir. Tanrı tarafından kabul edilip razı olunacak imanın ne ol-duğu tamamen Tanrı iradesine dayanır. Bu sebeple de imanın sınırlarını ancak Tanrı çizebilir. Tanrı***8217;nın insanlara bildirdiği iman esasları, her insan tarafın-dan anlaşabilecek kadar açık ve net olduğundan, in-san kendisini kurtuluşa götürecek iman esasına ken-diliğinden inanabilir. Tanrı***8217;nın bildirdiği bu iman esaslarına inanıp inanmaması hususunda insanlara her hangi bir baskı veya zorlama yapılmamalıdır (Çetin, 1995:211). Dıştan bir zorlama olmaksızın aklın ikna olması demek olan hakiki imanda şüphe de bulunmamalıdır. ***8220;Beyan ettiğimiz inanç, uyduğu-muz zahiri ibadet her ne olursa olsun, birinin doğru, diğerinin Tanrı***8217;yı daha hoşnut kılıcı olduğu konu-sunda aklımızda her hangi bir şüphe varsa, böyle bir beyan ve böyle bir uygulama, her hangi bir ilerleme olmak bir tarafa, selametimiz için gerçekten büyük bir engel oluşturur (Locke, 1998:17).***8221;

Locke***8217;a göre, insanın ölümsüzlüğü kazana-bilmesi için iman etmiş olması ilk adımdır, ancak tek başına iman etmiş olmak yeterli değildir. İnsanın ölümsüzlüğü kazanabilmesi için iman etmiş olması-nın yanında amel, yani ***8220;davranış kanunu***8221;na uyması da şarttır. İnsan, iman esaslarını ne kadar içten kabul ederse etsin, eğer kutsal kitaplarda bulunan kurallara uygun amel etmezse asla ölümsüzlüğü kazanamaz (Çetin, 1995:212). Hatta İsa adına mucize gerçekleş-tirebilecek kadar güçlü iman sahibi olsa bile kendi-sine emredilen amelleri yerine getirmezse ölümsüz-lüğe ulaşamaz. Şayet insan, iyi amelde bulunmadan sadece imanı ile ölümsüzlüğü kazanabilecek olsaydı dünyadaki iyi davranışlar teşvik edilemeyeceği gibi kötü davranışların da önüne geçilemezdi (Çetin, 1995:213).

Locke, ölümsüzlüğün kazanılabilmesi için iman şartının yanında amel şartının da yerine getiril-mesi gerektiği hakkında, İncil***8217;de geçen (Matta XXII / 11-13) ***8220;Düğün daveti***8221; benzetmesini örnek olarak verir. Buna göre, nasıl ki düğün davetini kabul edip düğün elbisesi giymeyen kimse düğüne iştirak ede-mezse, iman edip fakat imanını amelle süslemeyen kimse de ölümsüzlüğü kazanamaz. Ölümsüzlüğü ka-zanmak için imanın yanında yerine getirilmesi gere-ken ilk amelî şart, ahlakî kurallara uygun bir hayat yaşamaktır. Tanrı bu ahlakî kuralları, seçtiği aracılar vasıtası ile insanlara bildirmiştir (Çetin, 1995:213). Bu dünyada ahlakî hayatın temini ise ancak ruhun ölümsüzlüğüne inanmakla gerçekleştirilebilir (Çetin, 1995:198). Ölümsüzlüğü kazanmak için yerine getirilmesi gereken diğer amel şartı ise yerin ve gö-ğün yaratıcısı olan Tanrı***8217;ya ibadet etmektir. Tanrı***8217; ya ibadet geçmişte yapılan günahlara tövbe ile baş-lar, dua ve yüceltmelerle tamamlanır (Çetin, 1995: 214).

İmanda şüpheyi kabul etmeyen Locke, şüp-heyle ibadet etmenin de karşısındadır. Ona göre şüp-he ile ibadet etmek, insanın günahlarını affettirmesi bir yana, onlara yeni günah ekler. Çünkü şüphesi olduğu halde ibadet eden, riyakarlık yapmanın ya-nında Tanrı***8217;nın azametine de saygısızlık etmiştir (Locke, 1998:18). Şüphe bulunan iman ve ibadetin insanı kurtuluşa götüremeyeceğini savunan Locke, ***8220;Zevk almadığım bir zanaatle zenginleşebilirim, inanmadığım ilaçlarla bazı hastalıklarda tedavi ola-bilirim; Fakat şüphe duyduğum bir din ve tiksindi-ğim bir ibadet aracılığıyla kurtulamam. Bir inançsız için başka bir insanın inancına bürünmek beyhû-dedir. İman ve sadece içsel samimiyet, Tanrı***8217;nın kabulünü kazanan şeylerdir (Locke, 1998: 36)***8221; de-mektedir.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02.10.09, 10:52
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

4. BAĞNAZLIK
Locke***8217;a göre, eğer iman ve akıl arasındaki sınır çizilmezse dinde bağnazlık ve aşırılığa engel olunamaz. Çünkü iman ve aklın alanları belli sınır-larla ayırt edilmezse din hususunda akla hiç yer kal-maz ve bir çok dinde görülen aşırı düşünce ve tören-leri yerme imkanı ortadan kalkar. İnsanları bölen ve hemen hemen bütün dinlerde bulunan saçmalıkların en büyük sebebi aklı reddederek imana başvurmak-tır. Dinle ilgili şeyler sağduyu ve bütün bilgilerin te-mel ilkelerine ne kadar aykırı olursa olsun, insanlar, onlar için akla müracaat etmemeyi ilke edinmişler ve zihinlerinde bulunan boş inançlarını başı boş bırak-mışlardır. Bu sebeple dinde o derece olağandışı inanç ve uygulamalara gitmişlerdir ki sağlam düşü-nen bir kimse, onların delilikleri karşısında şaşırıp kalır. Akıllı yaratıklar olarak insanları hayvanların üstüne çıkarması gereken din sahası, genellikle in-sanların hayvanlardan daha akla aykırı davrandıkları alandır. Bir şeye imkansız olduğu için inanmak sıra-dan insanlar için bir aşırı tutku coşkunluğu olsa da insanların düşünce ya da dinlerini yönlendirmede kötü bir kuraldır (Locke, 1996:398).

Bağnazlık, vahiy karşısında aklı bir kenara atmaktır. Böyle bir davranış ise neticede vahyi bir kenara atarak akıl ve vahiy yerine insan beyninin te-melsiz hayallerini koymaya ve bunları düşünce ve davranış temeli yapmaya sebep olur. Akıl ya da vah-ye dayanmayan bağnazlık, coşkulu ve kendini be-ğenmiş bir beynin dar görüşlülüğünden doğmuştur. Bağnazlık bir kez kök saldığı zaman, insan davranış-larını akıl veya vahiy yahut her ikisinin yaptığından daha güçlü etkiler. Bunun sebebi ise insanın kendi içgüdülerine uyma eğiliminin çok büyük olmasıdır. Eğer kendini beğenme duygusu, sağduyunun üzerine çıkarak, aklın sınırları ve düşüncelerin denetiminden kurtulursa, insan arzu ve istekleriyle beraber bir ilahî otorite düzeyine yükselir (Locke, 1996:400). İnsan-lar bir kez böyle bir yola girdiklerinde, dolaysız va-hiy alma, araştırmasız aydınlanma, ispat ve incele-mesiz güvenmenin sarhoşluğuna kapıldıkları için on-ları bu yoldan döndürmek çok zordur. Çünkü böyle bir durumda, aklın üstüne çıkıldığından akıl yok ol-muştur ve ilahî ışık zihinlere akıtıldığı için de yanıl-ma olamaz. Kendilerinde derûnî bir ışık varolduğu-nu iddia eden bu tür kimseler, görürler, duyarlar ve gördükleri ve duyduklarına kimse karşı çıkamadığı için de onların tartışılmazlığına güvenleri tamdır (Locke, 1996:401). Ancak Locke, bunlara güvenile-meyeceği görüşündedir. Çünkü bir önermenin, nasıl geldiği bilinmeden zihne gelen bilgisi, onun Tanrı***8217; dan gelmiş olduğu anlamına gelmez. Ayrıca bir önermenin Tanrı***8217;dan geldiğine duyulan güçlü inanç da onun Tanrı***8217;dan geldiğinin ve doğru olduğunun delili olamaz. Böyle bir önermenin vahiy olduğunu iddia eden kimseler, onun vahiy olduğunu bilemez-ler. Bununla birlikte onun vahiy olduğunun doğrulu-ğuna inanır ve güvenirler, onu doğru kabul ederler. Ancak bu önermenin Tanrı tarafından vahyedildiği ve ona baş eğmenin gerektiği bilinemeyeceği için, onun vahiy olduğuna olan güven ne derece büyük olursa olsun yine de o bağnazlıktır (Locke, 1996: 401). Çünkü inancın sağlamlığı bir önermenin Tanrı***8217; dan geldiğinin delili olamaz. Eğer Tanrı***8217;dan geldiği iddia edilen önermelerin Tanrı***8217;dan gelen bir vahiy olduğu ispat edilemezse o, boş bir iddia olarak kalır. ***8220;Vahiydir, çünkü ona inanıyorum; ona yürekten inanıyorum, çünkü o bir vahiydir.***8221; şeklindeki iddia ise bir önermenin vahiy olduğunu ispat için yeterli değildir. Böyle bir iddia sürekli bir çember üzerinde dönüp durmaktır. Doğruluğa güven doğruluğun deli-li olamayacağı gibi, inancın sağlamlığı da inanılan önermenin Tanrı***8217;dan geldiğinin delili olamaz (Loc-ke, 1996:402).
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02.10.09, 10:53
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

5. İMAN VE ZORLAMA
Bağnazlığı reddeden Locke, imanda zorlama-yı da kabul etmez. Ona göre, ***8220;Tanrı, hiç kimseye bir başkasını kendi dinine zorlamaya yönelik açık bir otorite vermemiştir. Ve böyle bir güç, insanların rı-zasıyla yönetime de verilemez, çünkü hiç kimse, hangi inancı veya ibadeti benimseyeceğini ona emre-decek başka her hangi birinin (ister hükümdar olsun, ister vatandaş) seçimine öyle körü körüne terk ede-cek kadar kendi selametiyle ilgisini kesemez. Çünkü kimse, isteseydi bile, imanını başkasının emirlerine uyduramaz. Hakiki dinin bütün hayatı ve gücü aklın samimi ve tam olarak ikna edilmesine bağlıdır (Loc-ke, 1998:17).***8221;

Her hangi bir kimse kendisiyle aynı inancı paylaşan büyük bir topluluğa sahip olma isteği ile ateş ve kılıç zoruyla kendi inancını kabul ettirse ve hatta ibadet yaptırsa dahi hakiki bir inanalar toplu-luğu meydana getirmiş olmaz. Bu tür bir yöntem kullanan kimse hakikatte o inancın yayılmasını sağ-layamaz. Bir inancın kabul ettirilmesi zorla değil ikna ile mümkündür. Zaten imansızlar zorla imana getirilebilseydiler, kör veya inatçı olanlar silah zo-ruyla inançlarından vazgeçirilebilseydiler, semavî ordular yardımıyla bunu başarmak, yeryüzünün en kuvvetli ordularıyla yapmaktan daha kolay olurdu. Ancak böyle bir şey söz konusu olmamıştır (Locke, 1998:15). Çünkü ***8220;hakiki ve kurtarıcı din, onsuz Tanrı için hiç bir şeyin makbul olmadığı aklın içsel olarak ikna edilmesine bağlıdır. Ve idrakin doğası öyledir ki, dış baskıyla hiç bir inanışa mecbur edile-mez. Mülk müsadereleri, hapsolunmalar, işkenceler, bu yapıdaki hiçbir şey, insanların olaylara bakışını şekillendiren iç yargılarını değiştirecek türden bir etkiye sahip olamaz (Locke, 1998:18).***8221; Zaten her hangi bir inancın insanlara zorla kabul ettirilmeye çalışılması, o inanç esaslarının ilahî kaynaklı ol-madığını gösterir. Çünkü ilahî kaynaklı olan gerçek imanın dıştan gelecek zorlamalara ihtiyacı yoktur ve o kendi güzellik, güç ve anlaşılırlığı ile kendini in-sanlara kolayca kabul ettirir. Kaldı ki zorla kabul ettirilecek iman, gerçek iman olmadığı için Tanrı***8217;nın yanında da hiç bir değeri olmayacaktır (Çetin, 1995: 212).

Locke, imanda zorlamayı reddederken sapık inanç sahiplerini inancı ile baş başa bırakmayı kas-tetmez. Ona göre, siyasî yönetim tarafından öğretme ve ikna etme ile sapık inanç sahiplerine hakiki iman kabul ettirilebilir. Fakat bu durumda zor kullanılma-malı, ikna yöntemine başvurulmalıdır. Çünkü ikna etmek başka şey emretmek başka şeydir. İkna, tartış-ma ile kabul ettirilirken, emir, zorlama yani cezalar-la kabul ettirilir. Siyasî yönetimlerin gücü kanunların zorlamasına dayandığı için iman şartları veya ibadet formlarını kabul etmede insanları zorlamak onların yetkileri dışındadır (Locke, 1998:18).

İmanın her hangi bir şartının itirafı veya her hangi bir ibadetin zahirî forma uygunluğu, Tanrı katında doğru ve kabul edilebilir anlamına gelmez. Böyle bir iman ve amelin samimi olarak inanılma-dıkça ruhların kurtuluşu için hiç bir faydası olmaz. Cezaların hiç bir türü samimi bir iman meydana getirmeye muktedir değildir. Çünkü bedenî eziyet veya cezalandırmalar insan düşüncelerinde bir deği-şiklik meydana getiremezler. İnsan düşüncesi ancak derûnî ışık ve delillerle ikna edilerek değişebilir. Ka-nun zorlaması ve cezalar insanlara bir kısım şeyleri benimsetip yaptırsa da ruhların kurtuluşu için yar-dımcı olamaz (Locke, 1998:19). Kanunlar ancak zorlama ile etkili olduğundan insanları hakiki imana davet işini, kanunlar yerine, iyi niyetli insanların yapması daha uygundur (Locke, 1998:18).

Locke***8217;a göre, bir insanın hatalı inanış ve aykırı ibadet şekilleri, dolayısıyla da cehennemlik oluşu, diğer insanları etkilemediği için sadece kendi-ni ilgilendirir. Fakat bu, inanan insanların, onu haki-ki iman ve doğru ibadet şekillerine yöneltmek için öğüt ve nasihatlerde bulunmaması anlamına gelmez. Her insan baskı ve zorlamadan kaçınmak şartı ile bir başka insanı kurtuluşa ulaştırmak için şiddetli tavsi-ye ve tartışmalarda bulunabilir (Locke, 1998:51). Çünkü diğer insanları yaptıkları hata hakkında uyar-mak, yanlışlıktan uzaklaşması için ikna ve teşvik etmek ve doğruya yöneltmek her insanın vazifesidir (Locke, 1998:18).

Hıristiyanlıktaki mezhep ayrılıklarına karşı son derece hoşgörülü olan Locke (Locke, 1998: 12 vd), aynı hoşgörüyü politeist ve ateistlere göstermez. Ona göre, politeistlerin Tanrı inancı her hangi bir Tanrı inancına sahip olmayanlarınkinden daha üstün değildir. Birbirleriyle savaşan, zulüm, hırsızlık, zina gibi fiiller işleyen ve öküz, köpek gibi hayvan suret-lerinde Tanrı inancının bulunduğu bir din insanlara hayatlarında rehber olacak hiç bir şey öğretmediği gibi insanın ahlâkî hayatına da hiç bir katkıda bulunamaz. Politeist inanışa sahip olan toplumlar, kılık değiştirmiş ateistlerden başka bir şey değildir (Locke, 1999:60-61). ***8220;Bir çok Tanrı***8217;nın varolması veya böyle bir şeyin kabul edilebilmesi, Tanrı***8217;nın varolmaması kadar imkansız bir şeydir. Tanrıların sayısını artırmak, gerçekte uluhiyyeti ortadan kaldır-mak demektir (Locke, 1999:61).***8221;

Politeizmi kılık değiştirmiş ateizm olarak ni-teleyip eleştiren Locke, ateizmi de şiddetle reddeder. Ona göre, düşüncede bile Tanrı***8217;yı işin içinden çıkar-mak, her şeyin dağılıp çözülmesine yol açar. Toplum bağlarını oluşturan söz, akit ve yeminler ateist için hiç bir değer taşımadığından onun üzerinde hiç bir etkisi olmaz. Ateistler inançsızlıkları yüzünden dinin yapabileceği her şeyi tahrip edip çökerttikleri gibi hoşgörüyü de reddederler. Bu sebeple de inanç sa-hiplerine gösterilen hoşgörü onlara gösterilmemeli-dir (Locke, 1998:57).
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02.10.09, 10:54
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart John Locke'un İman Anlayışı-John Locke's Religious Blief

6. SONUÇ
Ampirist bir filozof olan Locke, epistemoloji-sinin dışına çıkmak suretiyle dinî bilgiye imkan tanı-mıştır. Ona göre, iman, olağanüstü bir iletişim yo-luyla Tanrı***8217;dan geldiği bildirilen önermeleri onayla-madır. Aklın çıkarımlarının ürünü olmayıp güvenme ve kabullenmenin emin bir ilkesi olan imanda şüphe ve tereddüt bulunmamalıdır. Aynı zamanda da inanılan önermelerin vahiy olduğundan emin olmak gerekir.

Locke, vahyin anlaşılmasında tek ölçü olarak aklı kabul etmekle birlikte, vahyin bildirdiği ve iman alanını oluşturan hakikatlerin bir kısmının aklı aştığı ve aklın bu hakikatleri hiç bir zaman izah edeme-yeceğini kabul eder. Çünkü akıl, ancak insanın iman hakikatlerinin bir kısmını anlaması ve imanı kabul edecek zihnî olgunluğa ulaşmasında yardımcı olabi-lir. Fakat tamamen kalplerin kabulünden ibaret olan iman, bundan daha ileri bir şeydir. İman için kalpleri açan ve aydınlatan Tanrı***8217;dır. İnsanı imanı kabule ancak Tanrı***8217;nın inayeti götürebilir.

Locke***8217;a göre, insanın kurtuluşu için iman et-miş olması ilk adım olmakla birlikte, tek başına ye-terli değildir. Kurtuluşa erebilmek için imanın yanın-da amelde şarttır. Vahiy karşısında aklı bir kenara atmak şeklinde tanımladığı bağnazlığı kabul etme-yen Locke, imanda zorlamayı da kabul etmez. Ancak o, bununla insanları yanlış inançlarıyla baş başa bırakmayı da kastetmez. Çünkü baskı ve zorlamaya müracaat etmeksizin bir başka insanı kur-tuluşa davet etmek her insanın vazifesidir. Mezhep farklılıklarına karşı oldukça hoşgörülü olan Locke, politeizm ve ateizmi reddeder.

Makale yazarı
Mustafa ÜLGER
Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü ***8211; ELAZIĞ
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf Mustafa ÜLGER.pdf (114,8 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
anlayışı-john, blief, john, locke's, locke'un, religious, ıman

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 22:24 .