Nüve Forum


Felsefe Bölümü hakkinda Bilim Ahlakı ile ilgili bilgiler


Yaradılış Söylencesi İnsanlar dünyanın niçin varolduğunu ve niçin bu biçimiyle varolduğunu hep merak etmişlerdir. Ancak insan tarihinin büyük bölümünde bu bilgiye ulaşmak insanın yeteneklerini aştı. Öykü uydurucular ateşin etrafına oturdu

Like Tree25Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 31.10.09, 18:43
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Yaradılış Söylencesi
İnsanlar dünyanın niçin varolduğunu ve niçin bu biçimiyle varolduğunu hep merak etmişlerdir. Ancak insan tarihinin büyük bölümünde bu bilgiye ulaşmak insanın yeteneklerini aştı. Öykü uydurucular ateşin etrafına oturdu ve dünyaya ve onu yöneten görünmeyen kuvvetlere ilişkin söylenceler düzdüler. Yaratılış söylenceleri insanların nereden geldiğini açıklamaya çalıştı. Bu söylencelerin en inandırıcı olanları bir sonraki nesillere aktarıldı. Nesilden nesile aktarılan her yeni söylence daha da cilalandı ve söylencelerin doğal olduğu izlenimi yaratıldı.

Bugün dünyadaki tüm kültürlerin bir yaratılış söylencesi vardır. Batı kültürünü ortak bir yaratılış söylencesi olan üç büyük din etkilemiştir: Genesis'deki Adem ile Havva söylencesi Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'da ortak olan söylencedir. Genesis 3000 yıldan daha uzun bir süre önce yazılmış olan eski Hebrew yazılarından tercüme edilmiştir; bu yazıların bir bölümü, Nuh tufanı da dahil olmak üzere Sümer uygarlığının söylencesi olan ve dünyanın en eski yazılı öyküsü olan, 5000 yıl önce yazılmış Gılgamış destanından alınmıştır. Tüm bu bilinen gerçeklere karşın kökten dinciler İncil'de yazılanların, yaratılışa ilişkin Genesis bölümü de dahil olmak üzere yanlışsız olduğunu, tanrının sözleri olduğunu ve yorumsuz olarak, yazıldığı gibi anlaşılması gerektiğini savunur. İncil'de ve onun Genesis bölümünde yazılı olanlar gerçek olduğuna göre, kökten dinciler bunların biyoloji derslerinde okutulması gerektiğini savunur.

ABD başkanı George W. Bush, fen sınıflarında evrim kuramının yanısıra öğretilmesini istediği akıllı tasarım kuramı Genesis değildir. ABD Anayasası'nın Birinci Düzeltme maddesine takılmayı engellemek için akıllı tasarım 'yaratılış' veya 'tanrı' sözcüklerini kullanmaz, yalnızca insan yapısının karmaşıklığına odaklanır ve bu yapının şans eseri ortaya çıkamayacağını savunur. Akıllı tasarım taraftarları bu savın tanısı yapılamayan bir yaratıcının varlığının kanıtı olacağını ümit ederler. Akıllı tasarım yeni bilimsel bulgularla ilgilenmez, hakemli dergilerde yayınlanan araştırma sonuçlarıyla da ilgilenmezler. Akıllı tasarım yalnızca bir stratejidir, tanrıyı sınıfa tekrar sokup Darwin'i sınıftan atma yolunda verilen kutsal bir savaşımdır.

İşin en komik yanı, bu savaşım, heriki tarafın da inanmadığı bir kuram için yapılır. Darwin'in evrim kuramını benimseyen biliminsanları akıllı tasarım söylencesine kesinlikle inanmaz; Hristiyan kökten dinciler de Adem ile Havva söylencesini akıllı tasarıma yeğlerler. Tüm savaşlarda olduğu gibi strateji yalnızca kazanmaktır. İlerde değineceğimiz gibi, kendini bu stratejiye adamış Hristiyanlar var. Düşman kampında çift yönlü casus gibi davranmayı gönüllü olarak kabul etmiş olanlar bu savaşta Darwin kuramına karşı daha etkili olabilmek için Biyoloji dalında doktora bile yaparak "kutsal şerefsizlik" taktiğini uyguluyorlar.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 31.10.09, 18:44
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Akıllı Tasarımı Tasarlamak
Phillip Johnson, sonradan yaratılışçılığı benimseyen bir avukattır. 2005 yılında Washington Post gazetesi muhabirlerinden Michael Powell ile yaptığı röportajda Darwin kuramına olan tepkisini şöyle dile getirdi: ' Eğer Darwin kuramı doğruysa, yaşam belli bir hedefi olmayan özdeksel bir süreçse, Hristiyan metafiziği ve dinsel inancı fanteziden öte bir şey olamazdı. Benim için bu konuya katkı yapma fırsatı doğdu'.

Phillip Johnson'un seçtiği rakip kolay bir rakip değildi. Richard Dawkins'in 1976 yılında yazdığı The Selfish Gene adlı kitap biliminsanlarının evrime ilişkin görüşlerini açıklayan güçlü bir kitaptır. Bu kitap, Watson'un Double Helix adlı kitabıyla aynı zamanda en çok satan kitaplar listesindeydi. Eğer Watson ve Crick DNA nın yapısını Darwin'den yüzyıl önce bulmuş olsaydı, The Selfish Gene kitabını Charles Darwin yazardı.

Phillip Johnson ve Richard Dawkins madde/anti-madde ikilisi gibidir. Herikisi de aynı kanıta bakmalarına karşın beyinlerindeki görüntüler birbirinin tersi olarak ortaya çıkar. Eğer bu iki kişi biraraya gelselerdi, tıpkı elektronla pozitron gibi birbirlerini yokederek saf erkeye dönüşürlerdi.

Phillip Johnson biliminsanı olmamasına karşın akıllı tasarım hareketinin öncüsü olarak onanır. Johnson, akıllı tasarım savıyla sanki bilimsel tartışma başlatıyormuş izlenimi yaratarak ABD Anayasası'nın Birinci Düzeltme Maddesi'ni aşmayı tasarladı. Evrim konusundaki bilimsel yazına dalarak, kısa bir süre sonra bilimi biliminsanlarından daha çok anladığını sanmaya başladı. Ancak Johnson'u ilgilendiren şey evrimin mantığı değildi. O, devletin dayattığı dini yasaklayan Birinci Düzeltme'nin engelleyici etkisini nasıl kıracağını hesaplıyordu.

Johnson 1991 yılında Darwin on Trial adlı bir kitap yayımlattı. Bu kitap bir devrim yaratmadı ama akıllı tasarım hareketinin temellerini attı. Sonraki aşamada bir örgüte ve parasal kaynaklara gereksinim vardı. Bunların yanısıra bir de bilimsel maske gerekiyordu, ancak akıllı tasarımla ilgilenen biliminsanı bulamıyordu. Biyologlar ve paleontologlar bilimsel geçmişi olmayan ancak çağdaş biyolojinin temellerine meydan okumaya çalışan bir hukuk profesörünün görüşleriyle ilgilenmiyordu. Bulabileceği en iyi yardımcı, Cambridge üniversitesinde bilim felsefesi çalışan bir lisans öğrencisi Stephen Meyer oldu.

Mezun olduktan sonra Meyer birkaç tane küçük Hristiyan üniversitesinde felsefe eğitmenliği yaptı. 1990 yılında Bruce Chapman adlı bir politikacıyla Washington Seattle'da Discovery Institute adlı bir enstitü kurdu. Kar amacı gütmeyen bu eğitim kuruluşu, 'özdekçiliğe' (materyalizm) karşı muhalefeti başlattı.

Çağdaş bilimin temel varsayımı ve günümüzün baskın dünya görüşü natüralizmdir. Bu görüşe göre, doğada gerçekleşen herhangi bir olay veya süreç doğa yasalarıyla açıklanabilir. Kısaca söyleyecek olursak, sihirbazlığa yer yok! Discovery Institute ise 'naturalizm' sözcüğünü hiç kullanmaz, onun yerine 'bilimsel materyalizm' kavramını kullanır. Bu değişikliğin nedeni ne? 'Doğal' (Natural) sözcüğü olumlu anlam taşır. 'Materyalizm' ise 'naturalizm' ile eş anlamlıdır, ancak aynı zamanda dünya nimetlerine karşı açgözlülük anlamına da gelir ve olumsuz anlam taşır. Sözcükler önemlidir. 'Discovery Institute' başlığı bile, enstitü bilimsel araştırma yapmıyor olmasına karşın, bilimsel araştırmayı çağrıştırsın diye seçilmiştir.

Herşey Phillip Johnson'un istediği gibi seyrediyordu. Johnson'un karşı görüşü öğret stratejisiyle desteklenen 'Akıllı tasarım' hareketi oldukça zengin ve aşırı tutucu sponsorların düşgücünü kavradı. Bunlar arasında Howard Ahmanson Jr. Ve MacLellan Vakfı da vardı. Discovery Institute, çalışmalarını tamamen akıllı tasarımı yüceltmeye adamış bir Bilim ve Kültür Merkezi (Center for Science and Culture) yaratmaya karar verdi. Stephen Meyer bu merkezin müdürü ve 'deneyimli üyesi' (senior fellow), Phillip Johnson da 'deneyimli danışmanı' (senior advisor) olarak atandılar.

Johnson 5 yıllık plan hazırladı. İlk ve acil amaç, kamuoyunda haklılık kazanmaktı ve bunu bir süreliğine de olsa kazandılar. Johnson'un belirlediği kurallara uyarak kamuda haklılık kazanıyorlardı. Uyguladıkları stratejinin temel ilkeleri şunlardı:
***8226; Bilimsel gerçeklere ilişkin ayrıntılara veya tartışmalara girmeyin.
***8226; Nuh tufanını ve Yer'in yaşını unutun.
***8226; İncil'den ve yaratılıştan, hele hele tanrıdan hiç sözetmeyin.
***8226; Tüm dikkatinizi evrim kuramındaki 'boşluklara' yöneltin
***8226; Geri çekilme konumumuz, 'evrimin karşıtını öğret' olmalıdır.

Bu, yalan, aldatma stratejisidir; kişilerin dikkatini akıllı tasarım savının bilimsel açıdan bomboş oluşundan öte taraflara çekme girişimidir.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 31.10.09, 18:44
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Yalan İkonları
Bilim ve Kültür Merkezi davasını yüceltmek için düzinelerle 'deneyimli' üye topladı. Üyelerden bazıları küçük Hristiyan üniversitelerinden ancak çoğu ünlü üniversitelerden doktorası olan kişilerdi. Jonathan Wells, 'deneyimli üye, Berkeley California üniversitesinde doktora yapmış bir hücre biyoloğudur. Wells, 2000 yılında Icons of Evolution: Science or Myth adlı bir kitap yayımlattı. Bu kitapta işlediği konu, ' Evrime ilişkin öğrettiklerimizin çoğu niçin yanlış?' idi. Discovery Enstitüsü Wells'in üyeliğini kamuya 'aklı başında bilim' olarak duyurdu. Ancak Icons of Evolution tam bir felaketti. Kansas Okul yönetimi için bu kitap oldukça çok okunan bir kitaptı ancak kitabı okuma girişiminde bulunan biliminsanlarının hepsi kitaba lanet okudu.

Wells özellikle Amerikalı biyolog Theodosius Dobzhansky'nin, 'biyolojide evrim kuramı ışığında incelenmeyen bir konunun hiçbir anlamı yoktur' saptamasıyla gazaba geldi. Aslında bu saptama Dobzhansky'nin ölmeden iki yıl önce 1973 yılında Amerikan Biyoloji Öğretmenleri dergisine yazdığı makalenin başlığıydı. Benim tanıdığım tüm biyologlar zamanının büyük biyologlarından olan Dobzhansky'nin bu saptamasıyla tamamen hemfikirdi.

Wells, Icons of Evolution adlı kitabında Donzhansky'i 'dogmatizm"le suçluyor ve bu suçlamadaki saçmalığın farkında değil gibi görünüyor. Dobzhansky tüm yaşamını dogmatizme karşı savaşıma adamış bir biliminsanıydı. 1927 yılında Rusya çılgın bir biyolog olan Trofim Lysenko'nun yanlışlarıyla sarsıldı. Dobzhansky ve eşi Lysenko'nun çılgınlıklarına uymak yerine ABD'ye göç etti. Sovyet ziraatının başına getirilen Lysenko Sovyet yöneticilerinin üzerine baskı yaparak Darwin'in doğal seçilim yasası yerine Jean-Baptiste Lamarck'ın kazanılmış özelliklerle kalıtım sürecini öğretmelerini istedi.

Wells kitabında yalnızca Yer'deki yaşamın tarihini değiştirmekle kalmadı, kitabın Önsöz'ünde de özgeçmişini değiştirdi. Önsöz'de, Berkeley'deki California Üniversitesi'nde lisans öğrencisiyken evrime ilişkin öğretilenlerin doğru olduğunu düşündüğünü yazdı. Ancak sonraları evrimle ilgili ders kitaplarının 'kaba ve yanlış temsil' edildiğini ve 'Darwin Öğretisi'nin gerçeği saptırmada kullanıldığını' yazdı.

Unification Church adlı kilise için yazdığı özgeçmişinde Wells'in anımsadıkları kitabının Önsöz'üne yazdıklarından oldukça farklıydı. Jonathon Wells, Sun Myung Moon'ın kurduğu Unification Kilisesindeki döneklerdendir. Wells, 1976 - 1978 yılları arasında Birleştirici İlahiyat Seminerlerine (Unification Theological Seminary) katıldı. Wells'in 'Baba' diye çağırdığı Moon Wells'i doktora programına aldığında, ' 'Baba'nın öğretileri, benim çalışmalarım ve dualarım bana yaşamımı Darwin Öğretisini çökertmeye adamam gerektiğine inandırdı' gibisinden bir saptamada bulundu. Bu saptama, kitabının Önsöz'ündeki kafası karışık lisans öğrencisi Wells'den farklı bir kişilik çizdi.

Wells'in durumu, Paul Tillich'in betimlemesiyle 'kutsal şerefsizliğe' tipik bir örnektir. 'Kutsal şerefsizlik', davaya yararlı bir sonuç elde etmek için gerçekleri saptırmak demektir.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 31.10.09, 18:44
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

ESP Boşluğu
ESP - Extra-Sensory Perception, parapsikolojide duyular dışı algılama anlamına gelir. Doktora derecesi olan zeki ve genç bir kadın, sıradan kişilerin us gücüyle doğaüstü güçleri denetim altına alabileceğini söylediğinde bu saptama hem yayıncıların hem de trilyoner John Templeton' ın ilgisini çekti. Templeton, bilimin Hristiyanlığın temel ilke ve görüşlerini kanıtlamada kullanılması gerektiğine inanır ve bu yolda yapılacak çalışmalara parasal destek sağlama konusunda hiç tereddüt etmez. John Templeton Vakfı, Elizabeth Targ'ın araştırmalarına destek olması için 5.000 dolar verdi. Daha sonra, 1997 yılında, Dr. Herbert Benson'un yürüttüğü en geniş kapsamlı 'başkaları için dua'(intercessory prayer) çalışmasına 2.4 milyon dolarlık destekte bulundu.

Benson'ın çalışması sürerken ve ABD 9/11 saldırısında ölenlerine ağıt yakarken Journal of Reproductive Medicine dergisinin Eylül 2001 sayısı Bruce Flamm'e geldi. Irvine, California Üniversitesinde obstetrics ve kadın hastalıkları uzmanı olan Prof. Flamm dergide 'Dua, tüp bebek - embriyo transferinin başarılı olmasını etkiler mi?'
('Does Prayer Influence the Success of In Vitro Fertilization - embryo transfer? Report of a masked, Randomized TriaT) başlıklı makaleyi görünce endokrin sistemi devinime geçti ve 'Başlığı okuyunca sandalyeden devrilecek gibi olduğumu anımsıyorum' saptamasında bulundu.

Flamm büyükannesinin 75 yıl boyunca boşu boşuna dua ettiğini anımsadı. Tanrının dualarına yanıt vermediğine ilişkin acı gerçekle yüzleşmek yerine torununa sürekli olarak 'dua dünyayı değiştirebilir' telkininde bulundu. Genç bir delikanlıyken Bruce dua ederdi. Ancak, ne yazık ki, O'nun duaları da tıpkı büyükannesinin duaları gibi yanıtsız kalırdı. Okulda, bilimin her alanda başarılı olduğuna tanık oldu. Böylece Bruce bilimi sevmeye başladı ve dua etmekten vazgeçti.

Yukarıda sözü edilen makaledeki çalışmaya göre, in vitro fertilization geçiren bir kadına bu kadını tanımayan bir grup insanın dua etmesi durumunda döllenmenin başarılı olma olasılığı 2 kat artıyor. Çalışmanın işaret ettiği sonuç, böylesi bir mucizenin gerçekleşmesi sağlanabilir. Yayın organlarında yer alan haberler, kuşkucuların varlığını duyurmasına karşın, bu bulguyu gerçek bir bilimsel bulgu olarak sundu. Dr. Flamm böylesine saçma bir iddianın hakemli dergiden geçerek yayınlanmış olması karşısında çok sarsıldı. Flamm'e göre bu makale yanlış olmanın ötesinde kasıtlı bir düzmeceydi. Çok acil bir şekilde çocuk sahibi olmak isteyen kadınların dinsel duygularını sömürmek amacıyla düzenlenmiş, bu arada para kazanmayı hedefleyen bir çalışmaydı. Peki, yazarlar nasıl para kazanacaktı?

Araştırmanın başındaki yazar Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi ob-gyn (obstetrics - gynecology) bölüm başkanı Dr. Rugerio Lobo idi. Columbia Üniversitesi gibi saygın bir kurumun başındaki kişiden hiç kimse böyle bir aldatmaca beklemezdi. Çalışmada ismi olan diğer bir yazar, Dr. Kwang Cha, Columbia Üniversitesi'ndeki konuk profesör ve aynı zamanda California ve Kore'de fertility klinik ve hastaneleri olan zengin bir doktordu. Ancak Dr. Flamm'in kanını beynine sıçratan kişi makaledeki üçüncü isimdi: Daniel P. Wirth. Bu kişinin Columbia Üniversitesiyle ve de tıp mesleğiyle bir ilgisi yoktu. Wirth avukat ve parapsikologtu ve bu özellikler de bir biliminsanını uyartıp dikkatini en üst noktaya çıkaracak niteliklerdir. Wirth, inanç temelinde sağaltım yapılabileceği iddiasında bulunan ve bu konuda ipliği pazara çıkmış birisiydi. Bu adamın, Amerika'nın en eski ve en saygın tıp merkezindeki tıp doktorlarıyla aynı bir 'bilimsel' makalede ismi nasıl yer alabilirdi?

Journal of Reproductive Medicine dergisinin yapması gereken şey makaleyi çekerek bu konu hakkında soruşturma başlatmak, Columbia Üniversitesi'nin de çalışmayı tanımamak olmalıydı ancak hiçbiri gerçekleşmedi. Bu arada, ne dergi ne de Üniversite, Dr. Flamm'in bu çalışma hakkında öğrendiklerini belirten yazılarına yanıt verdiler.

Columbia dua çalışmasını eleştiren mektuplar dergide yayınlanmadığı gibi, Journal of Reproductive Medicine dergisi Dr. Cha'nın çalışmasını savunan uzunca bir yazı da yayınladı. Dergi Dr. Cha'ya yaptığı çalışmayı savunmak için olanaklar hazırladı. Dr. Cha dergide yayınladığı bir mektupta, çalışmadaki yöntemin kendisi tarafından değil avukat ve parapsikolog olan Daniel Wirth tarafından tasarlandığını yazdı. Bu nedenle soruların Daniel Wirth'e sorulması gerektiğini bildirdi.

Ancak Daniel Wirth ortalıktan kaybolmuştu. Hakkında 46 sayfalık federal suçlama bulunan Wirth, 20 yıllık bir dönem boyunca işlediği dolaylı sahtekarlık ve dolandırıcılıktan aranıyordu. Wirth suçlu olduğunu itiraf etmiş ve 5 yıllık hapis cezasını ve sonrasında 3 yıllık şartlı tahliyeyi çekmek üzere hapise girmişti. Columbia Üniversitesi gibi saygın bir kurumun bu tür insanlarla nasıl ilişkiye girdiği anlaşılamadı.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 31.10.09, 18:45
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Olağanüstü İddialar
Carl Sagan'ın dediği gibi, 'Olağanüstü iddiaların doğrulanabilmesi için olağanüstü kanıtların olması gerekir'. Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan 9/11 terörist saldırısının şokunu yaşayan bir ulus için Columbia dua çalışması bazı yayın organları tarafından, Tanrının herşeyi denetim altında tuttuğunun işareti olarak gösterilerek olumlu bulundu.
Böylesi bir ortamda derginin hakemleri hala dindar kalabiliyor mu? Birçok biliminsanı derginin böyle bir bildiriyi yayınlaması karşısında şoka girdi. Biliminsanları, uzaktan edilen bir duanın etkisiyle spermatazoon'ın yumurta zarını delerek yumurtaya sızmasını nasıl bir mekanizmanın gerçekleştireceğini sordu. Bu olağanüstü bir iddiaydı ancak kanıt olağanüstü olmaktan çok uzaktı.

Dua çalışmasıyla ilgili röportaja gelen bir gazeteci bana, 'Dua, henüz biliminsanlarının bilmediği bir kuvvet aracılığyla etki edemez mi?' sorusunu yöneltti. Ben de kendisine, 'Bilimin henüz bilmediği birçok şey var, ancak dünyanın bir köşesinde dizleri üzerine çökmüş bir kişi mırıldandığı duasıyla bir doğa yasasının da üstünde güce sahipse orada bilim yok demektir' biçiminde yanıtladım.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 31.10.09, 18:45
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Suç ve Ceza
Columbia skandalını ve Dr. Flamm'in çabalarını duyan bilim dünyasındaki kişiler Dr. Flamm ile iletişime geçerek Daniel Wirth hakkında bilgi aktarmaya başladılar. Wirth, önceleri parapsikoloji dergilerinde doğaüstü güçlerle sağaltım konusunda birkaç bildiri yayımlatmıştı. Biliminsanları parapsikolojiyi güvenilir bir uğraş alanı olarak görmez. Columbia dua çalışmasının yayınlanışından üç yıl sonra, 2004 yılında Wirth ve ortağı Joseph Horvath, 1 milyon doların üzerinde tutan posta ve banka sahtekarlıklarından dolayı yargılandıkları mahkemede suçlarını itiraf ettiler. Wirth ve Hovarth federal hapisanede 5 yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Hovarth hapisanede intihar etti. Şimdi anlaşılıyor ki Wirth Columbia dua çalışmasının arkasındaki örgütleyici kuvvetti.

Bildirinin ilk ismi ve Columbia tıp merkezi ob-gyn bölüm başkanı Rogerio Lobo bildiriden adını çekti ve daha sonra bölüm başkanlığı görevinden istifa etti. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri bölümünün Columbia Üniversitesi'nde yaptığı soruştıurma sırasında Columbia Üniversitesi Dr. Lobo'nun çalışmadaki ilk isim olmasına karşın çalışmanın varlığından çalışma tamamlandıktan bir yıl sonra haberinin olduğunu bildirdi. Lobo'nun dua çalışmasına adının karıştığı için yönetim görevinden istifaya zorlandığı varsayımı yaygın olarak onandı. Ancak, daha sonra Columbia Kadın Doğum Merkezi'nin (Columbia Women's Reproductive Center) Üyelik Programı'nın (Fellowship Program) başına müdür olarak getirildi. Bu yeni görev belki de bir çeşit yükseltilmeydi.

Columbia dua çalışmasındaki üçüncü yazar Dr. Kwang Cha, 2007 yılının Şubat ayında Fertility and Sterility adlı derginin editörü tarafından Koreli bir öğrencinin çalışmasından aşırmacılık (plagiarism) yaptığı gerekçesiyle suçlandı.

Kötü ün yapmış olmasına karşın Columbia dua çalışması Journal of Reproductive Medicine dergisinin web sayfasındaki yerini hala koruyordu. Bu durum, Avustralya denli uzak bir ülkedeki köktenci Hristiyan yayın organlarının dua gücünün bir kanıtı olarak duyuruldu. Ancak daha kötüsü de var.

Columbia dua çalışmasının yayınlanışının 6. yılında Dr. Flamm mahkeme celbiyle çağırıldı. Dr. Kwang Cha 'şöhretini düşmanca karalama'(malicious defamation) gerekçesiyle Dr. Flamm'i mahkemeye verdi. Cha, Dr. Flamm'in durmak dinlenmeksizin yürüttüğü kampanyanın kendisini milyonlarca dolarlık zarara uğrattığını ileri sürerek mahkemede jüri önünde yargılanmasını talep etti. Bu talebi ileri sürerken Güney California jürisinin Flamm'in bu inadını allahsız bir biliminsanının duaya saldırısı olarak değerlendireceğine inanıyordu. Dava, Dr. Flamm'in emeklilik ikramiyesini silip süpürecek cinsten bir davaya dönüşüyordu. Savunma avukatına ödediği miktar bile parasal kaynaklarını zorluyordu. Janice Flamm, Daniel Wirth'in bir yıl içinde hapisten çıktıktan sonra intikam almak için peşlerine düşeceğinden korkmaya başlamıştı. Geceleri ağlamaktan uyuyamıyordu.

Bu kitap yayına hazırlandığı sırada, Flamm ve eşi, Dr. Kwang Cha'nın 'şöhreti düşmanca karalama' davasının stresi altında yaşıyorlar. Bu dava kuşkusuz 'şöhreti düşmanca karalama' davası değil. Bu dava, Journal of Reproductive Medicine dergisinde yayınlanan sahtekar dua çalışmasının eleştirmenlerini susturma çabasıdır. Dua çalışmasının yazarlarından birisi federal hapishanede yatan kötü ünlü mahkum, diğeri çalışmayla ilgisi olmadığını söyleyen bir Columbia Üniversitesi profesörü. Cha birinci mahkemeyi kaybetti ancak sonucu temyiz etti. Dava şimdi jüri önünde görülecek. Davanın sonucu ne olursa olsun, Dr. Bruce Flamm ve ailesi, bilim maskesi altında yapılan sahtekarlığı sorumlu vatandaşlar olarak sergileme görevi üstlendikleri için ağır bedeller ödeyecekler.

Kendisine, 'aynı tavırı yine gösterebilecek misin?' diye sorduğumda, uzun bir poz süresinden sonra hafif bir ses tonuyla, 'Evet, göstermem gerekir' şeklinde yanıtladı.

Bu satırları yazarken dünya nüfusunun 6.630.725.709 olduğu biliniyor. Çoğu insan kendi ve yakınlarının sağlığı için dua ediyor. Günde beş kez bir milyardan fazla dua ediliyor. Ancak insanlar hala hasta.

2005 yılında görülen Kitzmiller/Dover Area School Board davasında federal Hakim John E. Jones, 'Bilim otoriteye değil deneysel kanıtlara başvurmayı yeğler' saptamasında bulunuyor. Bu bir satırlık saptama din ile bilim arasındaki çatışmanın özünü özetliyor. Bilim otoriteyi yadsır, din ise otorite temelinde yükselir. Hakim Jones'un kararındaki kilit nokta, akıllı tasarım kuramının, savlandığı gibi bilimsel bir kuram olmadığı saptamasıydı.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 31.10.09, 18:46
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Batıl İnanç
İçimizde avcı-toplayıcı atalarımızı taşıyoruz. Senfoniler yazan, diferansiyel denklemler çözen beynimiz 160.000 yıldan bu yana çok az değişti. 2593 yıl önce Thales'in geliştirdiği bilim, hemen hemen hiç değişmedi. Bilim bizi jet hızıyla yolculuklara, elektronik iletişime taşıdı ancak beynimiz hala Pleistocene çağında yaşam savaşımı veren barbar insanın içgüdüleriyle donatılmış durumda.

Her zaman olduğu gibi bugün de silahlı çatışma içindeyiz ve bu çatışmanın nedeni daha henüz çocukken bizlere aşılanan batıl inançlardan, kültürel farklılıklardan kaynaklanıyor. Bilim, günlük yaşantılarını hızla değiştiriyor olmasına karşın çoğu kişi, düşleri ve duygusallıklarının fizik yasalarıyla açıklanabileceği gerçeğine inanmayı istemiyor. Öz-hipnoz veya karizmatik bir din önderinin neden olduğu hormon saldırısı, bazıları için ilahi güçle tanışma, karşılaşma olarak algılanıyor.

Tanrı var mı? Varlığını da yokluğunu da kanıtlamak olanaksız. Buna karşın Onunla iletişim kurduğunu savunan bir çok insan var. Bunlar, tanrının bizden tam olarak ne istediğini biliyorlar, ancak tanrının onları niçin seçtiği bilinmiyor. Eğer tanrının varlığını onarsak, daha zor bir soruyla karşılaşıyoruz: tanrı nereden geldi? Bu açıdan baktığımızda tanrı kavramı yararlı bir kavram değil.

Bilim, evreni güden yasaları ortaya çıkardıkça, içinde yaşadığımız dünyayı düşlediğimiz cennete daha yakın duruma getiriyor. Bu bilgiler bize kutsal kitaplardan veya peygamberlere vahiy yoluyla gelen kelamlardan gelmedi. Bilim, bilmek konusundaki tek yoldur, gerisi batıl!
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 31.10.09, 18:47
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Din Etiği / Bilim Etiği Savaşımının Kurbanları
Bu alt başlıkta sunulacak olan örnekler tamamlanmış olmaktan olabildiğince uzaktır. Ancak hepsinin ortak yanı "kurban" olmalarıdır.

***8226; İnsanın Kökenine ilişkin Darwin-Wallace ve Darwin Jenyns yazışmaları

Loren Eisley, Darwin's Century adlı kitabında şunları yazıyor: "Dönemin baskıcı teolojik atmosferini, Türlerin Kökeni yayınlanmadan önce Darwin'e yazdığı mektupta Wallace'ın, 'kitapta insana da değinecek misin?' sorusuna verdiği yanıttan daha çarpıcı hiçbir şey gösteremezdi. Wallace'a verdiği yanıtta Darwin, 'Bir doğa bilimci için en ilginç konu olmasına karşın, bu konu çok önyargılarla dolu olduğu için galiba değinmeden geçeceğim' Benzer bir soru üzerine Jenyns'e verdiği yanıt: 'İnsana ilişkin görüşlerimi fazla zorlamak istemiyorum ancak bu konudaki görüşlerimi saklamak dürüst bir davranış olmayacak" [2] (Loren Eisley, Darwin's Century, Anchor Books, Doubleday and Company, Inc., Garden City, New York, 1961, s. 255-256)

[1] Life and Letters of Charles Darwin (LLD), 3 vols., edited by Francis Darwin, London: John Murray, 1888, Vol. 2, s. 109. [2] agy, s. 263.

***8226; Charles Lyell Sorbonne İlahiyat Fakültesi'nde Pişmanlığa davet Ediliyor.

"Lyell yerbilimlerine ilişkin tarihi zaman içersindeki değişimleri de dikakte alarak laiklik bakış açısıyla yeniden yazma çabasına girdi. Lyell'ın Yer'in 'zamanla değişimlere uğrama' biçimindeki savı, 'yeni düşüncelerle eski doktrinler arasında süregelen savaşımı yansıtıyordu. Bu doktrinler birçok neslin körü körüne onadığ inanç ve kutsal kitap otoritesi temelinde yükseliyordu' (C. Lyell, 1830, Cilt 1, s.30). 1751 yılında Sorbonne Üniversitesi İlahiyat Fakültesi benzer bir sav geliştiren Comte de Buffon'u huzurlarına çağırarak, 'Yer'in günümüzdeki dağ ve vadileri ikincil nedenlerin sonucudur ve aynı nedenler tüm kıtaları, tepeleri ve vadileri ortadan kaldıracak ve bir öncekilere benzer dağ, tepe, vadi ve kıtalar üretecektir' biçimindeki görüşlerinden vazgeçmesini, pişmanlık duymasını istedi. Buffon da ' Kitabımda Yer'in oluşumuna ilişkin söylediklerimi ve genel olarak Musa'nın söyledikleriyle çelişen herşeyi inkar ediyorum' saptamasında bulundu" (Loren Eisley, Darwin's Century, Anchor Books, Doubleday and Company, Inc., Garden City, New York, 1961, s. 98).

***8226; "Galileo Gazaba Gelecek!" uyarısı

"Galileo ile Kilise arasındaki görüş ayrılığı, uzmanlık alanının iki farklı bakışı arasındaki zıtlığa benzetilebilir. Galileo matematik ve gökbilim gibisinden iki özel alanın uzmanıydı. Galileo, 14 Aralık 1613 yılında Castelli'ye yazdığı mektupta gökbilim sorunlarının tamamen gökbilimcilerin elinde olması gerektiğini ve gökbilimsel sorunlara ilişkin kutsal kitap bölümlerinin yalnızca onlar tarafından doğru anlam kazandırılabileceğini vurgulamıştı. Buna ek olarak Galileo, gökbilimcilerin çalışma sonuçlarının ortaya çıktığı biçimiyle halkın bilgisine sunulmasını istiyordu. Galileo, yukarıda tanımlanan birinci uzmanlık görüşünün kusursuz bir temsilcisiydi.

"Diğer yandan Kilisenin takındığı tutum ikinci bakış açısına çok benziyordu. Kiliseye göre gökbilim bilgileri önemliydi ve bazı kilise üyelerince etkin bir biçimde araştırılıyordu. Ancak gökbilimcilerin ürettiği modeller üzerinde yeterince düşünülmedikçe gerçek yaşamla ilişkisi kurulmazdı. Bu düşünce Kardinal Bellarmine'in Paolo Antonio Foscarini'ye yazdığı ünlü mektubun ilk bölümünde dile getirilmişti. Foscarini, Nepal'deki manastırda yaşayan ve Kopernik dizgesinin gerçekliğini araştıran bir Carmelite keşişiydi. Bellarmine mektubunda şöyle yazıyordu: 'Bana öyle geliyor ki, siz ve Senyör Galileo mutlak olarak değil de hipotetik olarak konuşmayı yeğlerken ölçülü davranıyorsunuz...Yer'in devindiğini Güneşin de durgun olduğunu varsayarsak gökyüzünde gördüklerimizi taşıyıcı çemberleri (epicycle) kullanan kuramdan daha iyi açıklayabileceğimizi söylemek daha sağ duyulu ve çekincesiz diyorsunuz. Bu tür konuşmalar matematikçiler için yeterli olabilir. Ancak, Güneş'in gerçekten de evrenin özeğinde olduğunu, doğudan batıya doğru devinmeksizin yalnızca kendi ekseni çevresinde döndüğünü vurgulamak isteği çok çekinceli bir durumdur; bu, Skolastik filozofları ve ilahiyatçıları ayağa kaldıracak ve aynı zamanda İncil ile çelişerek Kutsal İnancımızı incitecek bilinçli bir risk alma durumudur' "

Paul K. Feyerabend, Galileo and the Tyranny of Truth, The Galileo Affair: a Meeting of Faith and Science, Proceedings Query Page for the Astronomy Database, Provided by the SAO/NASA Astrophysics Data System (ADS) Abstract Service.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 31.10.09, 18:47
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

***8226; Jagiellonian Üniversitesi Felsefe Enstitüsü'nden Krzysztof Nahlik'in Gerçeğin Zorbalığına İlişkin Yorumları

"Uzmanların zorbalığının varlığı kuşku götürmez. Bellarmine'in "fikirler eylem aracıdır, fikirlerin yararlılığı onların gerçek olup olmadığını belirler" savını kullanan doktrini benimsemesi, çağdaş bilim felsefesi açısından da oldukça usa yatkındır ve ayrıca Galileo'nun bilim felsefesinden daha ilericidir. Ancak, uzmanların zorbalığına etkin bir biçimde yanıt vereceksek, dikkate almamız gereken bazı gerçekler vardır.
"Birincisi, insanların yetkeye gereksinim duydukları gerçeğini dikkate almalıyız. Çoğu kişi, birçok konuda kendi değerlendirmelerini izleme veya kendi kararlarını alma konusunda yetersiz olduğunu duyumsuyor. Uzmanlar yalnızca kendilerine inandıkları için değil, onlara inananların desteği olduğu için varlıklarını sürdürebiliyorlar. Hiçbir grup, uzmanlar ve/veya yetke sahibi kişiler olmaksızın eyleme geçemez. Bilim tarihi boyunca mücadele uzmanlarla insani değerleri savunanlar arasında olmamıştır. Mücadele hep uzmanların kendi arasında geçmiştir.

"Galileo ile Bellarmine olayında da böyle olmuştur. Herikisi de uzmandı. Uzmanlık alanları farklıydı. Günümüzde de böyle oluyor. Bilimin belli alanlarında uzmanlar vardır, ancak insanlar için neyin önemli olduğunu bilen uzmanlar da vardır. İnsanlar uzmanlarla, bilgi tekelciliği, eğitimin standartlaşması, bilime putperestce saygı duyulması konularında tartışabilir ancak desteğe, savlara, uzmanlara gereksinimleri vardır. Mücadele etmemiz gerekenler bu uzmanlar değil, uzmanların zorbalığıdır. Herhangi bir kişi bir şey söylediğinde veya yazdığında, öyle bir isteği olmasa bile uzman olma riski taşıyor. İnsanlar yetkesiz yaşayamaz; yalnızca bazı filozoflar yetkesiz yaşayabilir. Uzmanlardan bağışık olmak demek kişinin kendisinin uzman olması demek değildir, kendisine uzman seçme gibi bir derdinin olmaması demektir. Bu özgürlük en temel insan hakkıdır; bu hak bilimde yaratıcılk getirir ve tüm eğitim dizgelerinde uygulanmalıdır.

"Şimdi son olarak Galileo ve Bellarmine olayına dönelim. Bellarmine Galileo'nun uzmanlık zorbalığına karşı çıktı. Galileo'yu destekleyecek miydik? Önemli olan Galileo'nun konumu değil, o konumda zorbalık yapıp yapmadığıdır. Eğer fırsatını bulsaydı ortaya çıkardığı gerçeği başkalarına dayatacak mıydı? Eğitimi tekelleştirecek miydi? Bana kalırsa, evet bunları yapacaktı. Hem Galileo hem de bizler şanslı sayılırız ki böyle bir olanağı ele geçirmedi. Bana göre Bellarmine, Kilise öğretisinin geleneksel bakış açısını destekleme konusunda Galileo'dan daha zorbacaydı. Bellarmine'in bilimsel kuramın doğasına ilişkin uzmanlığı bize daha usa yatkın görünse de Bellarmine'in bu konudaki tavrını destekleyemeyiz".

Paul K. Feyerabend, Galileo and the Tyranny of Truth, The Galileo Affair: a Meeting of Faith and Science, Proceedings Query Page for the Astronomy Database, Provided by the SAO/NASA Astrophysics Data System (ADS) Abstract Service.

***8226; "Kutsal Şerefsizlik" Örneği - W. A. Wallace'in Galileo'yu Aşırmacılıkla Suçlaması

Kopernik'in kenti olan Cracow'da 24 - 26 Mayıs 1984 tarihlerinde bir sempozyum düzenlendi. Sempozyumun amacı, 'Galileo Olayı' olarak tarihe geçen, geleneksel inanç ile alışılmış dışındaki bilimin acı karşılaşmasının değişik yanlarını araştırmak ve tartışmak olarak sunuldu. Bu uluslararası sempozyumun resmi başlığı, "Galileo Olayı: İnanç ve Bilimin Karşılaşması"dır (The Galileo Affair: A Meeting of Faith and Science). Sempozyumu destekleyen kuruluşlar Cracow Pontificial İlahiyat Akademisi ve Vatikan Gökbilim Gözlemevi'ydi.
Galileo's Concept of Science: Récent manuscript Evidence başlıklı bildirisinde William Augustine Wallace (WAW) büyük bir "kutsal şerefsizlik" örneği sergileyerek Galileo'yu erken dönem Jesuitler'in bilgilerini aşırmakla suçluyor. Ancak bilim tarihçisi Paolo Palmieri, O'nun bu "kutsal şerefsizliği"ni çok güzel seriliyor. Önce WAW'ın sonra da Paolo Palmieri'nin konumuzla ilgili saptamalarına değinelim.

"Galileo'nun erken dönemde yazdığı Latince el yazmalarından ikisinin başka kaynaklardan türetildiği ve bir olasılıkla kopyalandığına ilişkin kuşkular ondokuzuncu yüzyılın sonlarına dek sürdü".

"Dedektiflerinkini andıran bu çalışmanın çoğu, Galileo's Early Notebooks: The Physical Questions and Prelude to Galileo adlı kitabımda betimlenmiştir. Yapılan inceleme, MS 46 nın, Roma'daki Collegio Romano'da eğitim veren genç Cizvit (Jesuit) profesörlerinin ders notlarından olduğunu ortaya çıkarmıştır".

"Carbone aşırma yoluyla (plagiarism) hiç de zekice olmayan bir biçimde Valla'nın 1587-1588 yıllarında Collegio Romano'da verdiği ve 1588 yılı Ağustos ayına dek tamamlanmamış olduğunu bildiğimiz mantık dersi notlarını kitabına almış. Galileo, Clavius'un iyilikseverliğiyle - buna ilişkin daha sonra söyleyeceklerim olacak -Valla'nın ders notlarını edinmiş ve bu notlardan MS 27 deki ilginç bilgileri yazmıştır".

"Galileo'nun kompozisyonuyla Vala - Carbone'nin ders kitabının ne denli örtüştüğüne ilişkin bilgi sahibi olmak amacıyla Galileo'nun el yazmalarından 350 satırı (el yazmasındaki toplam satır sayısı 1834 dür) Latince'den İtalyanca'ya çevirdim ve o satırları Valla - Carbone'nin satırlarıyla karşılaştırdım. Bundan başka, heriki kaynakta da aynı olan veya benzer olan sözcükleri italik yazdım. Bazı durumlarda bölümlerin sırasını yeniden ayarlamak durumunda kaldım; bölümlerin aynı olması bir yana konuların işleniş biçimleri o denli benziyor ki, aynı kaynaktan türetildikleri kuşku götürmüyor".

"Bundan başka, Valla'nın günümüze dek ulaşmış olan doğa felsefesi üzerine olan notları, özellikle elementler üzerine olanı incelendiğinde, Galileo'nun MS 27 ve MS 46 el yazmalarının, Valla'nın Collegio'da verdiği ders notlarının önemli bir bölümünden alınmış olduğu kanıtlanabilir".

"Galileo'nun Latin el yazmalarının yeniden incelenmesi ve yazılış tarihlerinde değişiklik yapılması, bu büyük İtalyan'ın yazılarını yorumlayanlar arasında revizyonist bir hareketin başlamasına ve bu revizyonistlerin bilim tarihi ve bilim felsefesindeki gerçek yerlerine oturtulmasına yardım eder. Bu tür çabaların kısa bir özeti ve olası sonuçları bile bizi bu yazının amacından çok ötelere taşır. Sonuç açısından ele alırsak, bazı tarihsel kanıtlar ortaya çıkarıldığı için, bu öncü gökbilimci-fizikçiyle ilgili ve geçerliliğini yitirmiş bazı söylenceleri dağıtmak yanlış olmayacak".

Yukarıdaki "kutsal şerefsizlik" çabalarına bir bilim tarihçisi olan paolo Palmieri'nin yanıtı aşağıdaki paragrafta sunulmuştur.
"Wallace'ın sözünü ettiği MS n. 27, Galileo'nun erken dönem not defterlerine gönderi yapar; bunlar, W.F. Edwards ve W.A. Wallace'in (Padua 1988) editörlüğünü yaptığı Galileo Galilei, Tractatio de praecognitionibus et praecognitis and Tractatio de demonstratione adlı kitapta yayınlanmıştır. Galileo'nun not defterlerinin sözü edilen kitaptaki başlıklarını editörler koymuştur; bu başlıklar Galileo'nun değildir ve Galileo'nun orijinal el yazmalarının hiçbir yerinde yoktur".

Paolo Palmieri, University of Pittsburgh, Science and Authority in Giacomo Zabarella, Hist. Sci., xlv (2007)
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 31.10.09, 18:49
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

***8226; Galileo Venüs'ün Evreler Gösterdiği Düşüncesini Çaldı mı?

1985 yılında Richard S. Westfall[1] daha önce ileri sürdüğü bir tezi yineledi. Bu teze göre Galileo, Venüs'ün evreler gösterdiğini öğrencisi Benedetto Castelli'den "çalmış"! Paolo Palimieri JHA, xxxii (2001) dergisindeki, Galileo and the Discovery of the Phases of Venus başlıklı yazısında Westfall'ın tezini "şerefsizlik tezi" (dishonesty thesis) olarak betimliyor[2]. Şerefsizlik tezine göre Venüs'ün evrelerinin bulgusuna götüren olaylar dizisi şöyle: Venüs'ün evreler göstermesi gerektiğine ilişkin öngörüyü Castelli, Galileo'nun eline 11 Aralık 1610 yılında geçtiği ileri sürülen mektubunda dile getirmiş. Palmieri Galileo'nun 11 Aralık 1610 yılında Castelli'den bir mektup aldığına ilişkin kanıtın bulunmadığını ve bu iddianın da "şerefsizlik tezi"ne yakıştığını söylüyor.

Castelli mektubunda Kopernik gökbilimi doğruysa Venüs'ün evreler göstermesi gerektiğini yazmış ve Galileo'ya Venüs evrelerini gözleyip gözlemediğini sormuş. Galileo o tarihe dek Venüs'ü gözlememiş ancak öğrencisinin öngörüsünün önemini kavramış ve anında Kepler'e şifreli bir ileti göndererek Venüs'ün evrelerinin bulgusunu yaptığını bildirip bu konudaki öncülüğü garanti altına almak istemiş.

Palmieri "şerefsizlik" tezinin çürük olduğunu savunmuş ve bu teze karşı iki sav ileri sürmüştür: birinci sav, 1610 yılı yaz aylarından başlayıp kış aylarına dek geçen sürede Venüs'ün gösterdiği evrelerin matematiksel olarak yeniden oluşturulması temelinde, ikinci sav da gökyüzü ışığının önemi temelinde oluşturulmuştur.

Palmieri'nin matematiksel olarak oluşturduğu Venüs evreleri aşağıdaki Şekil'de görülüyor. Palmieri'nin oluşturduğu matematiksel öykünüm Venüs'ün evrelerini gün be gün gösteriyor ve Galileo'nun gözlemsel raporlarıyla tutarlı görünüyor. Bu çalışma, Galileo'nun Castelli'nin mektubunu aldıktan sonra (a posteriori) gözlem yapmadığı halde yapmış gibi gösterdiği biçimindeki savın geçersiz olduğunu sergiliyor. Galileo 30 Aralık 1610 yılında Castelli ve Clavius'a Venüs'ün evrelerini bulduğunu iletiyor. Heriki mektubun içeriği de Venüs evreleri açısından incelendiğinde tamamen aynı. Galileo'nun Clavius'a yazdığı mektubun bir bölümü şöyle: "...Venüs akşam gökyüzünde görünmeye başladığında (nel principio della sua apparizione vespertina), onu gözlemeye başladım ve çok küçük olmasına karşın yuvarlak bir biçimde olduğunu gördüm. Daha sonra, (Venüs'ün) yuvarlak görüntüsünü koruyarak parlaklığının önemli ölçüde arttığını gördüm. Maksimum uzanıma (digressione) ulaştığında Güneş'e uzak tarafının yuvarlak şeklini yitirdiğini gördüm ve birkaç gün içinde de yarım daire görünümüne büründü.
Daha doğru olmak gerekirse, (bu şeklini) Güneş'e doğru devinmeye başlayıncaya dek korudu, ve yarım daire görünümü giderek ortadan kalktı. Artık belirgin bir şekilde boynuza benziyor. Kısacası, akşam gökyüzünde kaldığı sürece daha da küçülecek".
aa.JPG
Şekil. Galileo gözlemlerine 1 Ekim'de başlar ve 30 Aralık 1610 tarihine dek 3 ay boyunca sürdürür. Gri bölgeler Venüs'ün Güneş tarafından aydınlatılmış olan bölgelerini simgeler. Hem byutlar hem de evreler Palmieri'nin matematiksel modeline uygun olarak çizilmiştir. Görüntülerin mutlak boyutları Galileo'nun teleskobundan gördüğü gibi değil, evrelerin birbirine gore boyutlarıdır. Son olarak Palmieri Venüs'ün Güneş çevresindeki yörüngesinin tutulum düzleminde olduğunu varsaymıştır (Paolo Palmieri, Galileo and the Discovery of the Phases of Venus, JHA, xxxii (2001)

Palmieri, Galileo Venüs'ün Evrelerini Çalmadı, Westfall'a Karşı Sav başlıklı bildirisinde durumu şöyle özetliyor: "Galileo Venüs'ün evreler sergileyeceğine ilişkin öngörüyü ve daha sonra evreler bulgusunu öğrencisi Benedetto Castelli'den aşırmadı. Yine Westfall'ın savının tersine Galileo teleskobunu büyüklük taslama (patronage) amaçlı değil gökbilim amaçlı kullanmıştır. Galileo Venüs gözlemlerinin Batlamyus modeli için ne denli önemli olduğunu zamanının en saygıdeğer gökbilimcisi olan Christoph Clavius'a dolaylı ancak net bir biçimde dile getirdi: 'Venüs'ün, tüm diğer gezegenler gibi Güneş'in çevresinde dolandığından emin olabiliriz' ". Galileo Venüs gözlemlerinin Kopernik dizgesinin doğruluğunun kanıtı olmadığını biliyordu. Bu nedenle, Clavius'a yazdığı mektupta Yer'in devindiğinden sözetmedi, yalnızca tüm gezegenlerin Güneş'in çevresinde dolandığı gerçeğiyle yetindi.

Kaynak: Paolo Palmieri, Galileo and the Discovery of the Phases of Venus, JHA, xxxii (2001).
1. Richard S. Westfall, "Science and patronage: Galileo and the telescope", Isis, lxxvi (1985), 11-30.
2. Paolo Palmieri, "Galileo and the Discovery of the Phases of Venus", JHA, xxxii (2001).
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ahlakı, bilim

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 22:52 .