Nüve Forum


Felsefe Bölümü hakkinda Bilim Ahlakı ile ilgili bilgiler


***8226; Ölümünden Sonra Özgeçmiş Yazan Galileo! A. Frova ve M. Marenzana, Thus Spoke Galileo: The Great Scientist's Ideas and Their Relevance to the Present Day adlı bir kitap yayımlatırlar. Bu

Like Tree25Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 31.10.09, 19:49
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

***8226; Ölümünden Sonra Özgeçmiş Yazan Galileo!

A. Frova ve M. Marenzana, Thus Spoke Galileo: The Great Scientist's Ideas and Their Relevance to the Present Day adlı bir kitap yayımlatırlar. Bu kitapta, ölümünden sonra Galileo'nun kendini tanımlayan bir bölümü (Posthumous Self-Portrait) vardır. Yazarlar,
'Bu öz-tanımlamayı kuşkusuz Galileo yazmadı; ancak yaşamış olsaydı böylesi bir öz-tanımlama yazardı' saptamasını yaptıktan sonra Galileo'yu "konuşturuyorlar"!

"Kendimi yanlışlardan bağışık olarak tanımlayabilir miyim? Kaynak göstermeden başkalarının çalışmalarını aşırma işleminden bağışık değilim. Ancak bunu kibirlilikten değil, vasat birisi olduğum için yaptım. Beneditti'nin en iyi düşüncelerini ödünç aldım, örneğin, değişik ağırlığa sahip cisimlerin eşit hızlarla düşeceği ve eylemsizlik ilkesine ilişkin eşsiz önsezisi. Sevgili arkadaşım Guidubaldo Del Monte'nin tezlerini alıp kaynak göstermeden kendi tezlerimmiş gibi gösterdim".

A. Frova ve M. Marenzana, Thus Spoke Galileo: The Great Scientist's Ideas and Their Relevance to the Present Day, Oxford University Press, Oxford, 2006.

***8226; Sübjektif İdealizmin canlandırılma çabaları

"Evrim aldatmacası" başlığıyla yayınlanmış ve halka edersiz olarak dağıtılmış olan kitapcığın yazarı, Harun Yahya takma isimli kişi yalnızca dirimbilimdeki evrim kuramını "bilimsel açıdan çökertirken" tüm kültür dokumuzu çökerttiğinin ayırdında değil galiba! Aslında saldırı altında olan şey "Darwinci evrim kuramı" değil, özdekçiliktir (materyalizmdir)! Evet, yazar dış dünyanın varlığını yadsıyor; özdeği yadsıyor ve sübjektif idealizmin canlandırılmasına çalışıyor. Dinsel konulardaki araştırmasını usuyla değil inancıyla yürütüyor, yani fideizm yapıyor. İşte yazarın yazdıkları:

"Çünkü algılarımızın bize tanıttığı 'dış dünya', aynı anda beynimize ulaşan elektrik sinyallerinin bütününden başka bir şey değildir. Beynimiz hayatımız boyunca bu sinyalleri değerlendirir. Biz de bunları maddenin 'dışardaki' aslı sanarak yanıldığımızın farkında olmadan bir ömür süreriz.

Yanılırız, çünkü algılarımızla maddenin kendisine asla ulaşamayız. Bu yüzden de, zihnimizde 'dış dünya'nın aslını gördüğümüzden asla emin olamayız" (Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Vural yay., s 115).

"...Oysa gerçekte, evrende ne gördüğümüz, tanımladığımız gibi ışık, ne işittiğimiz gibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Duyu organlarımız, beynimize bir takım algılar aktarmakta ve bunlar beyinde izafi yorumlara neden olmaktadır" (s 117).

"...Algı algılayana bağlıdır" ( s 118).

"... Diğer bir deyişle, varlıklara yüklediğimiz tüm nitelikler, 'dış dünyada' değil, içimizdedir" (s 118).

"Peki o zaman 'dış dünya'da geriye ne kalır ki?..." (s 118).

"Oysa, eğer 'dış dünya'nın, ki bu 'dış dünya'ya bedenimizi de dahil ediyoruz, bir görüntüler bütünü olduğunu anlıyorsak beynimizi de bu 'dış dünya'dan ayrı değerlendiremeyiz. Beynimiz de bu görüntüler bütününün bir parçasıdır" (s 120).

"...Yani beyin dediğimiz et parçasında, görüntüleri meydana getirecek, bilinci oluşturacak, kısacası 'ben' dediğimiz şeyi yaratabilecek bir şey yoktur"
(s 121).

"Dolayısıyla hisseden, gören, düşünen ve 'ben' dediğimiz şeyi vücudun dışında aramamız gerekir. Din, bu 'ben'i ruh olarak ifade eder. 'Dış dünya' dediğimiz şey, bu ruh tarafından seyredilen bir hayaldir...Gerçek olan şey, ruhtur. Madde ise, sadece ruhun gördüğü algılardan ibarettir" (s 121).

" ' Dış dünya' dediğimiz evren ise (buna kendi bedenimiz de dahildir), Allah tarafından yaratılan bir hisler ve algılar bütününden başka bir şey değildir" (s 123).

"Doğadaki olayları birbirinin sebepleri ve sonuçları olarak algılamamızın nedeni, Allah'ın sebepleri ve sonuçları ard arda yaratmasıdır" (s 125).

Fideizm son yenilgisini ondokuzuncu yüzyılın sonuyla yirminci yüzyılın başlarında almıştı. O dönemdeki objektif ve subjektif idealistlerin savları günümüzdekilerle şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor! Bu tartışmalara materyalistler açısından katkıda bulunan Vladimir İlich Lenin, "Materialism and Empirio-critisim" adlı eserinde şunları söylüyor: "Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kez yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnosticism) ve öznelciliğe (subjektivizme) kayacağından, fideizme karşı kullanacağın tüm silahlarını yitirirsin; bu da fideizmin istediği şeydir".
Aynı eserinde Lenin uyarıyor: parmağını kaptırdın mı önce kolun sonra tüm benliğin gider. "Duyuları" nesnel dış dünyanın bir görüntüsü olarak değil de özel bir "öğe" olarak aldığında, diğer bir deyişle, materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme kaptırırsın. Sonra duyular hiçkimsenin duyuları olur; us hiçkimsenin usu, ruh hiçkimsenin ruhu, istenç hiçkimsenin istenci olur!
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 31.10.09, 19:50
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

***8226; Darwin ve Fizikçiler

Charles Darwin'in geliştirmiş olduğu evrim kuramının ilk ilkesi,, sınırsız zamandır. Bu ilk ilke, dönemin yerbilimcilerinin bilimsel bulguları ve doğa felsefeleri temelinde onanmış bir ilkedir. Hem Lamarck hem de Darwin organik değişimlerin olabildiğince yavaş olarak gerçekleştiği varsayımını kullandı. 19. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirilen bilimsel bulgular ve bu bulguları temel alarak yapılan sınırsız zaman varsayımları Hristiyan öğretisindeki "Yaradılış" için biçilen zamanla çelişiyordu. Birçok önde gelen Kilise, Yer'in İsa'dan önce 4004 yılında yaratıldığını öğretiyordu. Hutton, Playfair ve diğer bilim insanlarının çabaları, sınırsız zaman kavramını doğrular bulgulara götürüyordu. Aslında bu çabalar, Darwin'in Türlerin Kökeni adlı yapıtının alt yapısını oluşturmuştu.

Ancak ne tuhaftır ki, Türlerin Kökeni'nin yayınlanmasından 6 yıl gibi kısa bir süre sonra sınırsız jeolojik zaman kavramına şiddetli bir saldırı yöneltildi. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde birçok doğa bilimci doğal seçim (natural selection) ilkesine kuşkuyla bakmaya başladı. Bu saldırı Darwin'in de özgüvenini sarstı; Huxley, savunusunu bilimsel nesnelliğe dayandıracağı yerde sofizme başvurdu ve genel anlamda yerbilim, dersini çalışmamış bir öğrencinin öğretmenleri karşısındaki acınılacak durumuna düşmüştü.

Yerbilime dolaysız, dirimbilime de dolaylı olarak yöneltilen bu saldırı, birçok tarihçinin 19. yüzyılın önde gelen fizikçisi olarak tanımladığı Lord Kelvin'den gelmişti. 19. yüzyılın ortalarında başlayan ve yarım yüzyıl süren sınırsız jeolojik zaman tartışmasında da yaygın olarak kullanıldı ve sınırsız zamanın yanlışlığını kanıtlamaya çalıştı; ancak son çözümlemede kanıtlanan kendi başarısızlıkları oldu.

O dönemde fizikçiler yerbilimcilere "amatör" bilimciler gözüyle bakıyordu. Fizikçiler, özellikle de Kelvin, yerbilimcilerin savlarını dikkate almıyor, okumaya bile yanaşmıyordu. Ancak zaman bu "amatörleri" doğruladı. Yine 19. yüzyıla dönecek olursak, işler , fizikçilerin dolaylı saldırısına uğrayan Darwin ve dirimbilimciler için hiç de iyi gitmiyordu. Dirimbilim Yer'deki yaşamın çok çeşitliliğinin kaynağı olarak yavaş değişimi gösteriyordu; bu savın özünde de sınırsız zaman yatıyordu. Entropinin sürekli arttığını, "ısı ölümüne" doğru gidildiğini savunan fizikçiler, fiyakalı matematiksel formülleriyle dirimbilimcilerin ve yerbilimcilerin zaman ölçeğine bir kısıtlama getirdiler. Zaman ölçeğine bir kısaltma gerekecekse, dirimbilimciler yavaş değişimi yadsımak ve yerine dış etkenlere bağlı olmayan ve yazgısı önceden belirlenmiş bir evrimi ve dolayısıyla tanrısal bir değişimi onamak zorunda kalacaktı.
Lord Kelvin ve çalışma arkadaşı Peter Tait 'in dirimbilimi bekleyen bu kaçınılmaz değişim gereğini öngörüp göremedikleri bir merak konusudur! Ancak şurası kesin ki, herikisi de dinsel görevlerini aksatmadan yerine getiren koyu Hristiyan kişilerdi. İster dinsel ister bilimsel dürtüyle güdülmüş olsun, bu iki bilim adamı dirimbilimcilerin ve yerbilimcilerin üzerine acımasızca gittiler. Bugün, Yer üzerindeki yaşamın tarihi en tutucu bir rakamla 3 milyar yıl olarak belirlenmiştir. Ancak, Kelvin ve Tait'in Yer' e biçtikleri 10 - 30 milyon yıllık geçmiş, Darwin kuramına korkunç kısıtlamalar dayatmıştı.Sınırsız zaman içinde yavaş değişimi kendine temel almış olan evrim kuramı ve doğal seçim ilkesi, fizikçilerin dayattığı cinsten kısa bir zaman aralığında organik yaşamın nasıl çeşitlilik kazanabileceğini açıklayamazdı.

Bu gelişmenin tarihçesine baktığımızda, 1894 yılında Lord Salisbury'nin İngiliz Bilimi İlerletme Topluluğu'na başkanlık ettiği bir toplantıda yapmış olduğu dikkat çekici bir konuşmaya tanık oluruz. Bu konuşmasında Lord Salisbury, Darwin'in sınırsız zaman hipotezine iki noktada karşı çıkıyor: Birincisi, Darwin'in kullanmış olduğu yöntemle evrim için yeterli zamanın bulunamayacağı; ikincisi ise, doğal seçimi ayrıntılarıyla kanıtlamanın olası olmayacağı yönündeydi.

Darwin'in evrim kuramına olan tepkiler dozunu o denli kaçırmıştı ki, Columbia Üniversitesi Rektörü Barnard 1873 yılında yaptığı bir değerlendirmeyle "karanlığa" olan özlemini şöyle dile getirmişti: "Darwin'in organik evrimi doğruysa, Tanrının varlığına inanmak olası değildir. Eğer çağdaş bilimin sonuçları türlerin bu denli çabuk gelip geçici olduğunu sergilemekse ben daha fazla bilim istemiyorum. Benden önce atalarım nasıl cahil yaşadıysa ben de öyle cahil yaşamak istiyorum".

Lord Kelvin'in karşı çıkış nedeni, 18. yüzyılın sonlarında gelişmeye başlayan evrensel evrim düşüncelerinin kaçınılmaz sonuçlarıydı. Lord Kelvin yerbilimci değil, fizikçiydi. İncelemesine başlarken Yer'in ilk oluşum aşamasında erimiş durumda bulunan bir kütle olduğunu ve zamanla soğuyup günümüzdeki katı durumuna geldiğini varsaymıştı. Yaptığı ölçümlerde Yer yüzeyindeki kayalardaki ısı akısını yaklaşık, bir yılda 1 cm2 de 40 kalori olarak saptama becerisini göstermişti. Diğer yandan, Yer'in sıcaklığının derinlikle arttığını ve bu artışın her 100 metrede yaklaşık 2° C olduğunu da biliyordu. Kelvin bazı kayaların erime sıcaklığını bildiğinden bu kayaların ısı iletkenliğini ölçtü ve çalışmalarını, "20 - 40 milyon yıl önce Yer yüzeyinin, yaşama destek veremeyecek denli sıcak olduğu" değerlendirmesiyle noktaladı. Kelvin'in yaş saptama yöntemi son derece zeki bir yöntemdi. Ancak bugün Kelvin'in bulmuş olduğu bu değerin yanlış olduğunu biliyoruz. Kelvin'in hesaplamaları niçin yanlıştı? Kelvin'in başlıca yanılgısı kuramının varsayımında yatıyordu. Kelvin, Yer'in iç kısımlarında üretilen ısının, Yer'in erimiş durumda olduğu o ilk oluşum zamanlarından arda kalan artık ısı (residual heat) olduğunu varsaymıştı. Bugün artık bu ısının Yer'in iç katmanlarında bulunan radyoaktif elementlerin bozunması sonucunda üretilen ısı olduğunu biliyoruz. Bu ısı akısı, çok uzun zaman aralıklarında göreceli olarak sabit kalmış ve kalacak olan ısıdır.
Kelvin'in bu varsayımının geçersiz olduğunun bilinmediği dönemlere, 19. yüzyılın ikinci yarısına dönelim. Termodinamiğin ikinci yasası ( entropinin sürekli arttığını savunana şu ünlü ilke!) yerbilimciler arasında giderek daha fazla onay kazanmaya başlamıştı. Örneğin, yerbilimci George Greenboug Londra Yerbilim Topluluğu'nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada şu saptamayı yapıyordu:"Gezegenimiz soğumasını sürdürürken, organik yaşam Tertiary çağın başından bu yana kendini göstermeye başlamıştır".

Aynı dönemlerde tartışılan Güneş'in ısı yaşı ve Yer üzerindeki yaşam üzerine olan etkisi sorunu artık ısı sorununa eklenince yerbilimde bir reform yapma gereğine ilişkin istemler kendisini duyumsatmaya başladı. Bu dönemde Lord Kelvin: "İngiliz popüler yerbilimi doğa felsefesine dolaysız olarak karşı çıkmaktadır" biçiminden saptamalar yapıyordu. Uniformitarian yerbilimciler Yer'in oluşumuna ilişkin kuram¬larında ne bir zaman başlangıcından ne de zaman sonundan sözediyorlardı. Lord Kelvin, termodinamiğin ikinci yasasının işaret ettiği "gerçeklere" dayanarak yerbilimcilere dolaysız, dirimbilimcilereyse dolaylı olarak meydan okuyordu (Darwin, evrim kuramı için gerekli sınırsız zaman kavramını yerbilimcilerden almıştı). 19. yüzyılın sonuna gelinmişti ve bu iki düşman kamp varlığını sürdürüyordu. Bu konuda 1862 - 1902 döneminde yazılanlar dev boyutlara çıkmıştı. Kelvin ve fizikçi arkadaşlarının yerbilimci ve dirimbilimciler üzerine yapmış olduğu bu etkiyi boşlamak olası değildi. O dönemin dolu dizgin gelişen fiziğini gözönüne aldığımızda bu etkiden kurtulmanın gerçekten olası olmadığını anlarız. Birçok yerbilimci bu etkiye esir düşmüş ve Yer'in yaşına ilişkin hesaplamalarını gözden geçirerek Yer'i "gençleştirmişlerdir". Dirimbilimcilerin çıkmazı daha da büyüktü. Bu çıkmazdan kurtulabilmek için kuramlarına birçok yara bandı (epicycle) yapıştırmak zorunda kaldılar.

Lord Kelvin bu konudaki düşüncelerini 1860 yılında yazdığı üç büyük makalede yayınladı. Macmillan's Magazine 'e yazdığı ve Helmholtz ve diğer fizikçilerin de desteklediği makalesi "Güneş'in ısı yaşı" üzerineydi. Bu makalenin ana düşüncesi, Güneş'in ısı ve ışık veren sıvı bir kütle olduğu ve çevresine hızla erke dağıttığı üzerineydi. Bu saptamasından sonra Kelvin, Güneş'in gelecek yaşamının son derece kısa, geçmişinin ise çok uzun olmadığını, dolayısıyla bir zamanlar günümüzden daha sıcak olduğunu savunuyordu. Benzer bir makalesinde de geleceğe yönelik düşüncelerini şöyle sıralıyordu: "Şurası kesin ki, gezegenimizin canlıları, yaşamları için gerekli olan Güneş ısı ve ışığından daha birçok milyon yıl yararlanma olanağına sahip olamayacaklar". Kuşkusuz Kelvin zamanında atom erkesi henüz bulunmamıştı. Ancak aynı erke, Kelvin'in kötümser gözlükleriyle baktığı Yer'i milyarlarca yıldan beri ısıtıyordu. Bugün çağdaş bilim, Güneş ısısının ilk oluşum zamanlarından günümüze geçen milyarlarca yıl boyunca duyumsanamayacak denli az değiştiğini söylemektedir. Eğer tersi olsaydı gezegenimizdeki yaşam sürekliliğini koruyamazdı.

Kelvin'in 1865 yılında yazdığı ve yerbilimcilere dolaysız olarak meydan okuyan makalesinin başlığı "Yerbilimdeki Uniformity Doktrininin Yadsınması" biçimindeydi. Bu makale, ısı yitirilmesini temel almıştı. Kelvin, uniformitarian yerbilimciler ve onların sonuçlarını kullanan dirimbilimcilerin gereksinim duyduğu sınırsız zaman boyunca Yer kabuğunun kararlılığını koruyamayacağını matematiksel olarak kanıtlamaya çalışmıştı. O dönem, fiziğin genelde parlak bir dönemiydi. Thomas Huxley, Charles Darwin ve diğer doğa bilimcileri fiziğin saldırıları karşısında gerileme göstermeye başlamışlardı. 1871 yılında Wallace'a yazdığı mektupta Darwin'in acıları ve kaygıları açıkça duyumsanıyordu: "Güneş ve Yer'in kısalmış olan yaşlarını henüz özümseyebilmiş değilim". Kelvin kazanmış olduğu bu üstünlüğü acımasızca sürdürüyordu. 1893 yılında Kelvin şöyle diyordu: "Darwin felsefesinin kısırlığı her aşamada bir kez daha sergileniyor". Clarence King, 1893 yılında Yer'in 24 milyon yaşında olduğunu duyurmuş, Kelvin de bu saptamaya katılmıştı.

Yerbilimcilerin fizikçiler karşısındaki çaresizliği dirimbilimcileri de bir çıkış noktası aramaya zorluyordu. Bu çaba anti-Darwinci akımın ortaya çıktığı bir dönemde oluyordu. Bu dönem entellektüel karmaşanın baskın olduğu bir dönemdi. Bu karışık dönem, Gregor Mendel'in yeniden keşfine götüren araştırmaların uyartıldığı bir dönemdi. Darwin bu yeni akımın mayalanmasından önce öldü. Türlerin Kökeni nin 6. baskısında Darwin, Lord Kelvin'in doğal seçime karşı gösterdiği karşı çıkışın aşılması zor bir çıkış olduğunu onadı.

Türlerin Kökeni'nin son baskısı dikkatli bir biçimde incelenirse, kuramına yöneltilen karşı çıkışa yanıt vermek amacıyla Darwin, büyük emek verdiği yapıtına serpiştirdiği "düzeltmeler"le yapıtın çelişkilerle dolmasına neden olmuştur. Kitabın 6. baskısının XI. bölümünde şöyle bir tümceyle karşılaşıyoruz: "Yüksek düzeyde örgütlenmiş olan organizmalardaki değişiklikler, düşük düzeydekilere kıyasla daha hızlı olmuştur". Kitabın başka bir bölümündeyse, Lord Kelvin'in matematiksel "kanıtından" kaçmaya çalışan Darwin, önceki baskılardakinin tam tersi bir saptamaya gidiyor: "Yer'in erken dönemlerinde fiziksel koşullardaki değişim günümüzde karşılaştığımız değişikliklerden daha hızlı ve şiddetli olmuştur; dolayısıyla, o dönemin neden olduğu dirimsel değişiklikler de o denli hızlı olmuştur". Darwin'in, Lord Kelvin'in baskılarıyla Türlerin Kökenine yapmış olduğu bu son "onarımlar" kuramın metafizik öğelerle dolmasına neden olmuştur. Darwin'in uzlaşma isteği, kendi kuramında çarpıcı tutarsızlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak Türlerin Kökeni klasik bir yapıt düzeyine çıktığından bu sapınçlar düşmanlarının bile gözünden kaçmıştır.

Dirimbilim üzerine yapılan bu tuhaf ve yanlış baskı, Darwin'i, Türlerin Kökeni'ni yayınlamasıyla birlikte tedirgin etmeye başladı. Darwin Lamarck'a doğru geriledi. Diğer yandan, Kelvin'in sonuçlarından kuşku duyan birkaç yerbilimci vardı. Bunlarda biri olan F. R. Moulton, 1899 yılında, bilinmeyen bir tür atom erkesinin sınırsız jeolojik zamanı sağlayabileceğini düşündü. Bu gerçekten de "peygamberce" bir öngörüydü ve sonraki on yıl içinde doğruluğu sergilenmiş oldu. 1903 yılında Paul Curie ve Laborde radyumun sürekli olarak çevresinden daha sıcak kaldığını gösterdi. Yerbilim ve Gökbilim atom erkesine ilişkin bu yeni bulgunun önemini kavramada gecikmedi. Güneş'in bir kömür yığını gibi hızla yanarak tükendiğini savunan Kelvinci görüş aynı hızla çöktü, fiyakalı matematiksel hesaplar anlamsız bir yığına dönüştü. Kayalardaki uranyum bileşeni, artık ısının yitirilmesine ilişkin öğretiyi yerle bir etti! Böylece Yer'in yaşına ilişkin sınırsız zaman kavramı yeniden yaşam buldu. Fizikçilerin uzun süren zorbalığı sona ermişti. Isı ölümü ya da evrenbilimcilerin yaygın tanımıyla "Büyük Buzul", bir şaka olmaktan başka birşey olmadığını gösterdi. Soğuktan donan ve büzülen bir gezegen yerine, daima genç, sıcaklığı en ulu dağların yalçın tepelerine değin yayılan ve yaşam kaynağı atomun derinliklerinde yatan bir gezegen geçiyordu. 19. yüzyılın kötümser fiziği çürütülmüş, Güneş ve Güneş'te yatan atom erkesi üzerine çalışmalar başlamıştı.

Darwin ve evrim kuramı, özellikle bağnaz dinci çevrelerden gelen baskılara direnerek ilerliyor. Yeni araştırma alanları yaratarak insanlığın kültürel dokusunu zenginleştirmeyi sürdürüyor.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 31.10.09, 19:50
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

***8226; Yaradılışın Günümüzdeki Çeşitlemesinin Koruyucularının Halton C. Arp'a Gazabı

Halton Chip Arp 1949 yılında Harvard College 'dan mezun olur. 1953 yılında California Institute of Technology'' de doktorasını tamamlar. 29 yıl süreyle Mt. Wilson ve Palomar gözlemevlerinde kadrolu çalışır. 1980 - 1983 yılları arasında Astronomical Society of the Pacific topluluğunun başkanlığını yapar. Yaptığı çalışmalardan dolayı, Helen B. Warner ; Newcomb Cleveland ve Alexander von Humboldt ödüllerini alır. Günümüzde de etkin olan bilimsel yaşamına 1965 yılında başlar ve çoğu Astrophysical Journal, Astronomy & Astrophysics adlı birinci sınıf gökbilim dergilerinde olmak üzere birçok makalesi yayınlanır. Bulguları, evrenbilimin ana akıntısındaki görüşleri çürüttüğünden ünlü gözlemevlerindeki teleskop zamanı elinden alınmış, bilimsel makaleleri yıllarca bekletildikten sonra ya basılmamış ya da basılabilmesi için "bilimsel ödünlerde" bulunması istenmiştir! Bilimsellikten ödün vermeyen Arp kendi deyişiyle, "Bilimsel sonuçların standart bilim dergilerinde yayınlanması ve tartışılması engellenince yapacak bir tek şey kalıyor : kitap yazmak". Bunun üzerine Halton Chip Arp , 1987 yılında Interstellar Media adlı yayıneviyle anlaşarak Quasars, Redshifts and Contraversies adlı kitabını yayınlatır. Arp'ın aşağıdaki paragraftaki saptaması Engizisyon'un günümüzde de sürdüğünü gösteriyor.

"Araştırmacılara teleskop zamanı veren 6 kişilik komiteden imzasız bir mektup aldım. Mektupta yaptığım çalışmaların bilimsel değeri olmadığı için teleskop zamanı verilmeyeceği bildiriliyordu. İnanın o günden sonra Güneş artık eskisi gibi parlak, sabahlar da eskiden olduğu gibi mis kokulu değil. Palomar gözlemevindeki 200 inçlik teleskoptaki gözlemlerime 1983 yılında, Las Campanas'dakilere de 1984 yılında son verdiler".

Bu kitapta Big Bang evren modelini yanlışlayan birçok gözlemsel veri yeralmaktadır. Kitabın iletisi son derece açıktır: " Gözlemsel veriler kırmızıya kaymanın kuazarlar için iyi bir uzaklık ölçeği olmadığını gösteriyor.. .Bugün elimizdeki zengin veriler yalnızca kuazarların değil çoğu gökadaların da görünürdeki parlaklık - kırmızıya kayma bağıntısına yani Hubble bağıntısına uymadığını göstermektedir.

'Pekiyi, tüm bu sağlam kanıtlara karşın bilim dünyası gerçeklere sarılmada, onları yüceltmede niçin yavaş veya isteksiz davranıyor; çürütüldüğü savunulan Big Bang modelini niçin bırakmıyor?' sorusu sorulabilir. Bu sorunun yanıtını, 'ne yazık ki evrenbilim ve parçacık fiziği alanlarında ortaçağın sonlu evren modeli hortlamıştır. Gözlemsel - deneysel sonuçlar yerine fiyakalı matematiksel sonuçlar yeğlenmektedir ' biçiminde vermek zorundayız. Big Bang yalnızca evrene ilişkin bir model değildir. Bu model, birçok fiziksel süreçlerin yanısıra, insanın tanrılarıyla olan ilişkileri gibisinden metafizik sorunlarına; yönetici sınıfların yönetilenlerle olan hiyerarşik ilişkilerine de yanıt veriyor. Kısacası, Big Bang'in öyküsü yalnızca gökyüzünün ve gökbilimcilerin öyküsü değildir.

Halton Chip Arp, Quasars, Red shifts and Controversies, Interstellar Media, Berkeley, CA, 1987, p. 167.

***8226; Kamuoyuna Açık Mektup

Halton C. Arp son zamanlarda, New Scientist, dergisine 22 Mayıs 2004 tarihinde, Bilim Dünyasına Açık Mektup (An Open Letter to the Scientific Community) başlıklı bir açıklama yapıyor. Bu açıklama günümüz Engizisyonu'nun becerilerini sergiliyor:

"Bugün Büyük Patlama (BP) modeli geçerliliğini kanıtlayabilmek için çok sayıda hipotetik nesne ve süreçlere gereksinim duyuyor - bunların içinde en çok enflasyon, karanlık özdek ve karanlık erke öne çıkıyor. Bu hipotetik nesne ve süreçler olmazsa gözlemlerle BP öngörüleri ciddi çelişki içine girer. Fiziğin hiçbir dalında gözlemlerle kuramın tutarlı kalabilmesi için bu denli çok hipotetik nesne ve süreçlere başvurulmaz ve kuramın geçerliliğine kuşkuyla bakılır. Richard Feynman, 'Bilim kuşku duyma kültürüdür' der. Ancak bugün evrenbilimde kuşkuya ve karşı görüşlere izin verilmiyor. Genç biliminsanları standart BP modeline karşı olumsuz bir şeyler söylememeyi öğrendiler. BP modeline kuşkuyla bakanlar burslarının kesilmemesi için sessiz kalmayı yeğliyorlar".

***8226; Yaradılışn Günümüzdeki Çeşitlemesi olan Büyük Patlamayı
Eleştirirseniz Galileo'nun Akibetine Uğrarsınız!

"Büyük Patlama evren modeli çoğu kişiye astrofizik ile bir dinsel dogma olan hiç yoktan yaradılışın (ex nihilo) sentezi olduğu için çekici geliyor. Büyük Patlamanın temellerinin bilimsel olup olmadığını araştırmak isteyenlere karşı dinsel hoşgörüsüzlük gösteriliyor".

Hannes Alfven, Cosmic Plasma, D. Reidel Pub. Co., 1981, p. 124.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 31.10.09, 19:51
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Büyük Patlama "Seçeneksiz" olma ayrıcalığını nasıl kazandı?

Halton C. Arp, gökada ötesi cisimlerin "büyük kırmızıya kaymalarının" bu cisimlerin "çok uzakta" veya "yüksek hızlara" sahip olduklarına veya "genişleyen evrene" değil, yalnızca "genç" olduklarını işaret ettiğini savunuyor. Samanyolu gökadasının da içinde bulunduğu yerel gökada kümesinde, sanılandan daha fazla gökada bulunuyor. Arp'ın gözlemlerinden önce, yalnız kırmızıya kayma ölçümlerinden türetilen hızları 300 km/s den küçük olanlar yerel gökada kümesinin üyeleri olarak alınıyordu. Ancak Arp' ın gözlemleriyle birlikte daha büyük kırmızıya kayma gösteren cüce gökadaların, yerel gökada grubunun bulutsusuyla etkileşen gökadaların ve ışık hızından daha hızlı deviniyormuş gibi görünen jetlere sahip, kuazar benzeri 3C 120 nin de yerel gökada grubu üyesi olduğu anlaşıldı. Bu durumda 3C 120 nin jetlerini yanlı bir varsayımla açıklamaya gerek kalmadı; bu gökada, yerel gökada kümesinin bir üyesidir ve jetlerinin hızı ışık hızından daha düşük hızlardadır.

Arp, "çarpışan gökadalar" kavramının yanıltıcı olduğuna, bu kavram yerine evrimsel bir süreç olan "madde fırlatan gökada" kavramının kullanılması gerektiğine işaret ediyor. Gökadaları yutan Yam yam kara delikler de Arp'a göre Büyük Patlama fantezilerindendir. Yüksek erkelere sahip kütleler sergileyen gökadalar gözlediğimizde, yeni nesil kuazarların, gökada gruplarının ve yoldaş gökadaların doğumuna tanık oluyoruz.

Yine Arp'a göre, gözlenemeyen "yitik kütle" Büyük Patlama'ya göre evrenin %99 denlisini oluşturmuyor. Arp, şimdilerde "karanlık madde" olarak tanımlanan bu hipotetik nesnelerin gerçekte varolmadığını savunuyor. Evrenin yaşının genişleyen bir evrenden tekil noktaya geri giderek hesaplanamayacağını da sözlerine ekliyor. Yüksek kırmızıya kayma gösteren kuazarların, gökadaların ve gökada kümelerinin uzaklıklarının, kütlelerinin ve ışıtmalarının kırmızıya kaymadan farklı bir işlevle yeniden hesaplanması gerektiğini vurguluyor. Arp kuazarların evrendeki en parlak gökcisimleri olmadığını, yıldızlardan daha parlak ancak gökadalardan daha sönük olduklarını savunuyor.

Şekil 1. Özekteki görüntü önalanda mercek görevi gören gökadanın, çevresindeki dört görüntü de ardalandaki kuazarının çekimsel merceklemeyle oluştuğuna inanılan görüntüleri.

Arp'a göre, ardalandaki kuazar veya gökadaların "çekimsel mercekleme" olayı özünde madde fırlatılması dır. "Einstein cross" (Şekil 1) olarak bilinen durumda bu madde fırlatma olayının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlandığını savunuyor. Bir tek kuazarın 4 görüntüsünün önalandaki, daha düşük kırmızıya kayma gösteren gökadanın çevresinde yığıldığı varsayılıyor. Ancak Arp, yüksek kırmızıya kayma gösteren hidrojen köprüsünün "iki kuazar görüntü"sünü birbirine bağladığına ve önalandaki gökadanın özeğinden geçtiğine dikkat çekiyor. Bu durum, kuazar görüntüsü olarak yorumlanan görüntülerin aynı kuazara ait olduğuna işaret etmiyor; ayrıca sözü edilen kuazar da ardalanda değil!
Büyük patlamanın temellerini sarsan bu görüşleri sonucunda Halton Arp'a dünyanın önde gelen teleskoplarına proje sunmama yasağı gelmiş. Arp, "Quasars, Redshifts and Controversies" adlı kitabında bu gerçeklere çarpıcı bir biçimde değiniyor. Çalışmalarını günümüzde Garching'deki Max Planck Enstitüsü'nde sürdüren Halton C. Arp "bilim" dünyasının bu yasakçı yaklaşımı nedeniyle Galileo'ya benzetiliyor. 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist dergisinde "Bilim Dünyasına Açık Mektup" başlıklı yazısında şu görüşleri dile getiriyor:
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 31.10.09, 19:54
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

HALTON ARP A MODERN DAY GALILEO
aa.JPG
"Bugün Büyük Patlama (BP) modeli geçerliliğini kanıtlayabilmek için çok sayıda hipotetik nesne ve süreçlere gereksinim duyuyor - bunların içinde en çok enflasyon, karanlık özdek ve karanlık erke öne çıkıyor. Bu hipotetik nesne ve süreçler olmazsa gözlemlerle BP öngörüleri ciddi çelişki içine girer. Fiziğin hiçbir dalında gözlemlerle kuramın tutarlı kalabilmesi için bu denli çok hipotetik nesne ve süreçlere başvurulmaz ve kuramın geçerliliğine kuşkuyla bakılır...Richard Feynman, 'Bilim kuşku duyma kültürüdür' der. Ancak bugün evrenbilimde kuşkuya ve karşı görüşlere izin verilmiyor. Genç biliminsanları standart BP modeline karşı olumsuz bir şeyler söylememeyi öğrendiler. BP modeline kuşkuyla bakanlar burslarının kesilmemesi için sessiz kalmayı yeğliyorlar".

Kaynaklar :
1. Edward Manier, The Young Darwin and His Cultural Circle, D. Reidel Pub. Co., Dordrecht, 1978.
2. Loren Eiseley, Darwin's Century, Anchor Books, 1961.
3. D.S. Bendall(ed.), Evolution from Molecules to Men, CUP, Cambridge, 1985.
4. Ilya Prigogine, Isabelle Stengers, Order Out of Chaos, Flamingo, 1984.
5. Bertrand Russell, A History of Western Philosophy, Simon & Schusler, NY, 1964.
6. Robert L. Park, Superstition, Cambridge University Press, Cambridge, 2008.
7. Stephen Sheldon Colvin & William Chandler Bagley, Human Behaviour, The MacMillan Co., NY, 1919.
8. Prens Pyotr Aleksyevic Kropotkin, Anarchist Morality,
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf BilimAhlaki.pdf (563,3 KB (Kilobyte), 4x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ahlakı, bilim

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:31 .