Nüve Forum


Felsefe Bölümü hakkinda Bilim Ahlakı ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Ahlak, bir kişi veya grubun yaşamda uyguladığı davranış ilkeleri veya felsefesi olarak tanımlanır. Tarih boyunca insan toplumlarında değişik ilkeleri ve felsefeleri benimseyen insan grupları oluşmuştur. Bu açıdan bakıldığında "standart ahlak"

Like Tree25Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 31.10.09, 19:37
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

[coverattach=1]Ahlak, bir kişi veya grubun yaşamda uyguladığı davranış ilkeleri veya felsefesi olarak tanımlanır. Tarih boyunca insan toplumlarında değişik ilkeleri ve felsefeleri benimseyen insan grupları oluşmuştur. Bu açıdan bakıldığında "standart ahlak" değişik ahlak ilkelerini benimsemiş olan grupların ortak ancak dar kapsamlı felsefe alanları oluyor. Diğer yandan, indirgemeci açıdan bakarsak, insan içgüdüler yumağıdır. Davranışları, bireysel, toplumsal, estetik, dinsel, vb. içgüdülerin dışa vuruş biçimidir. Bu yazı, bireysel bir içgüdü olan kişinin kendini aşağılama içgüdüsü (self-abasement) ile yine kişisel bir içgüdü olan merak (inquisitiveness) arasında, kendisini Din etiği/Bilim etiği çatışması olarak gösteren savaşımı incelemeyi amaçlıyor. Nitelik, bu nitelikleri benimsemiş ve örgütlenmiş kitlelerce niceliğe dönüşüyor: bir yanda Ulusal Bilim Akademileri, Laik Üniversiteler, diğer yanda dinsel kurumlar ve bu kurumlara parasal destek veren kuruluşlar.

2009 yılı Uluslararası Astronomi Yılı ve Darwin'in Türlerin Kökeni adlı eserinin yayınlanışının 150. yılı olarak kutlanıyor. Heriki biliminsanının kişiliğinde, Dinsel Etik adına Bilimsel Etiğe karşı yapılan saldırılar günümüzde de sürüyor. Merak içgüdüsüyle güdülen, kuşku duyan insanların oluşturduğu bilim etiğiyle, kayıtsız şartsız teslim olan, sorgulamayan din etiği bir "standart ahlak"a sahip olamıyor.

Kaynaklar :
1. Edward Manier, The Young Darwin and His Cultural Circle, D. Reidel Pub. Co., Dordrecht, 1978.
2. Loren Eiseley, Darwin's Century, Anchor Books, 1961.
3. D.S. Bendall(ed.), Evolution from Molecules to Men, CUP, Cambridge, 1985.
4. Ilya Prigogine, Isabelle Stengers, Order Out of Chaos, Flamingo, 1984.
5. Bertrand Russell, A History of Western Philosophy, Simon & Schusler, NY, 1964.
6. Robert L. Park, Superstition, Cambridge University Press, Cambridge, 2008.
7. Stephen Sheldon Colvin & William Chandler Bagley, Human Behaviour, The MacMillan Co., NY, 1919.
8. Prens Pyotr Aleksyevic Kropotkin, Anarchist Morality,
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg bilim ahlakı.jpg (16,2 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 31.10.09, 19:38
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Bilim Dünyasında Evrim
Evrim, tüm doğa bilimleri ve toplum bilimlerin benimsediği bir araştırma programıdır; diğer bir deyişle "paradigma"dır. Evrim kavramını yalnızca dirimbilim (biyoloji) bağlamının bir kavramı olarak algılamak doğru değildir. Evrim, dirimbilimde canlı özdeğin (maddenin) dönüşümünü (transmütasyon) ve bu dönüşüme neden olan etmenlerin neliğini anlatır.

Evrim hipotezi gökbilimde de kullanılır. Yıldızlar kimyasal evrim sürecinde T Tauri denen türlerden cüce veya dev denen türlere, oradan beyaz cüce, nötron yıldızı veya karadeliklere dönüşür. Tıpkı çenesiz balıkların çenelilere, onların tetrapodlara, onların da kara sürüngenlerine dönüştüğü gibi. Yıldızların evrimleri sırasında hidrojen helyuma, helyum berilyuma, berilyum lityuma ve hafif elementler giderek daha ağır elementlere dönüşür. Bu paradigmayı yakalamakta evrenbilimci geri mi kalır? Uzayın ve uzay içindeki özdek - erkenin (enerjinin) lepton çağından ışınım çağına oradan özdeğin baskın olduğu çağa ve giderek gökadaların ortaya çıktığı çağlara nasıl dönüşerek ulaştığını kozmolojik evrim anlatır. Toplumbilimde evrim hipotezi, sınıf savaşımının üretim araçları ve üretim güçlerini değiştirerek, ilkel komünal toplumdan köleci topluma oradan feodalizme, kapitalizme ve sosyalizme nasıl dönüştüğünü anlatır. Bu bilimsel çalışma alanları birbirlerini hem yöntem hem de veri açısından beslerler. Bütünsellik pekişir.

Bilimin değişik dalları arasındaki yöntem ve düşünce alış verişine örnek olarak kısaca şunu gösterebiliriz: dirimbilimin John Ray, Gilbert White ve Carolus Linnaeus öncülüğünde başlayan tür sınıflaması daha sonra gökbilime sıçramış, yıldız evrimi kuramının sağlıklı olarak oluşturulabilmesi için Harvard sınıflaması, Yerkes sınıflaması yapılmıştır. Yine balıklardan sürüngenlere oradan kuşlara geçişe ilişkin fosil bilgiler, yıldızlardaki kimyasal evrime esin kaynağı oluşturmuştur. Bizim de hidrojenimiz helyuma, helyumumuz berilyuma, vb. dönüşür. Bu etkilenmeler olumlu yönde olduğu gibi olumsuz yönde de olmuştur. Bu yazıda, yerbilim ve dirimbilimin erken dönemlerinde Newton dinamiğinden nasıl olumsuz etkilendiğine de değineceğiz. Ancak, bilimsel yöntemin yanlışlanabilirlik ilkesi falsifiability) tıpkı dirimbilimin doğal seçim ilkesi (natural selection) gibi çalışır. Bu ilke, kuramsal çerçevenin gözlem ve deneylerle sürekli olarak sınanmasını gerektirir. Kuramsal çerçeve birçok şeyi açıklayabilmenin yanısıra yeni olguların varlığını da öngörebilmelidir. Bu açıklama ve öngörebilme özelliklerini taşıyan kuramın ayrıntıları gözlem ve deneyler karşısında sınanırken gözlem ve deney olanaklarının daha da yetkinleştirilmesini dayatır. Bu ayrıntılar üzerinde yapılan yeni gözlem ve deneyler "ata" kuramın bağrından daha gelişkin bir hipotezin yükselmesini sağlar. Yeni bir çevrim başlar: bu hipotez daha yetkin aygıtlarla gözlem ve deneye alınır, gözlemlerle tutarlılığı araştırılır. Bu işleyiş, Darwin'in "yararlılık yasası"na uygun bir gelişme çizgisidir. Darwin'in, toplumbilim ve etik bağlamında oluşturduğu yararlılık yasasına göre, "Çağlar boyunca yararlılığı görülen eğilimler kazanılacaktır; kazanılmış tüm özellikler yararlı eğilimler taşır". Bu yasayı insanın bilimsel uğraşlarına uyarlarsak şunu söyleyebiliriz. İnsanlık çağlar boyunca birbirine nedensellik zinciriyle bağlı olan bunca bilgileri "laf olsun" diye üretmedi! Biriken bu bilgiler onun yaşam savaşımındaki en büyük silahıdır. Yararlılık yasası işlerliktedir. Bilimsel çalışmalarda gözlem ve/veya deney yetmez! Gözlemlerle başlayan bilimsel çalışmalarımıza metafizik inançlar bilinçli veya bilinçsiz olarak karışıyor. Ancak yararlılık yasası kötü metafiziği ayıklamada çok geç kalmıyor. Bu yolla oluşturulan kültür dokusunun alt birimleri birbirinden bağımsız değildir. Kapitalist toplumun enflasyonist çağı evrenbilime uzayın "enflasyonist genişleme" kavramını; yine, denge durumundan uzak, kararsız, kaos içindeki kapitalist toplumlar "kaos paradigması"nı kazandırmışlardır.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 31.10.09, 19:39
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Din Çevresinde Evrim
Din çevresinde yaşanan evrim, Bruno'ları ateşte yakma, "..din adamlarının seçilmesi ve görevden alınmasını halk topluluklarının yapmasını istiyen" Thomas Muenzerleri tekerleğe gerip vücudunu parçalara ayırma, Galileo'ları ev hapsine alma, Darwin kuramını savunanlara, "Siz anne tarafından mı baba tarafından mı maymundan geliyorsunuz?" gibi alaylı saptamalara, Yaradılışın günümüzdeki çeşitlemesi olan Büyük Patlama evren modelinin temellerini sorgulayan Halton Chip Arp gibi biliminsanlarına dünyanın önde gelen teleskoplarında gözlem yapma yasağı koyma gibi yöntemlerden, "kutsal şerefsizlik" (sacred dishonesty) uygulama gibi aşamalar gösterdi. Kişinin kendisini aşağılama içgüdüsü adlı bireysel nitelik, John Templeton Vakfı (John Templeton Foundation) adlı kitlesel niceliğe dönüştü.

Aşağıdaki paragrafların çoğu, Batıl İnanç başlıklı alt bölüm de içerilmek üzere Robert L. Park'ın Superstition adlı kitabından çevirilmiştir.

"Ruhsal Gerçeklikleri Araştırma veya Keşfetme Yönündeki İlerlemeler için Templeton Ödülü" (The Templeton Prize for Progress Toward Research or Discoveries about Spiritual Realities) bir bireye entellektüel başarıları için verilen en büyük yıllık ödüldür. Parasal ödül günümüzde 1.5 milyon dolardır. Bu ödül, Nobel Ödülü'nden daha fazla olması için her yıl yeniden ayarlanır. Sir John Templeton'ın inançlarını yansıtan John Templeton Vakfı'na göre ruhsal gerçeklikleri araştırma, insanlığa, teknoloji geliştirmeye yönelik araştırmalardan daha fazla mutluluk sağlayacaktır. Sir John Templeton'a göre bu yönde harcanan para her şeyi elde edebilecek güce sahiptir.

Sir Templeton gerçekten de paranın her şeye "kadir" olduğunu kanıtlamıştır: dünya çapında oluşturduğu yatırım şirketleriyle trilyoner olmuştur. Templeton, Kentucky eyaletinin İncil'de yazılanları yorumlamadan, olduğu gibi onayan insanların yaşadığı Winchester kasabasında orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ailesi Presbyterian dinci kesimin sadık bireyleridir; oğullarına yardımseverliği ve kazançlı işlere girmesini salık vermişlerdir. Heriki salığı da çok iyi değerlendiren John Templeton 1968 yılında ABD vatandaşlığından çıkıp Bahama'ya yerleşerek İngiliz vatandaşı olmuş ve böylece ABD gelir vergisinden bağışık kalmıştır! Yardımseverliğinden dolayı 1987 yılında İngiltere kraliçesi tarafından şövalye ünvanıyla onurlandırılmıştır! Sir John Templeton hala Bahama'da yaşıyor ve ABD vergisi ödemiyor!

Şimdi, paranın insanları "kutsal şerefsizlik" misyonuna nasıl yönelttiğine bakalım. Charles Townes, LASER ve MASER ile doruk noktasına ulaşan kuantum elektroniğinin temellerini atan çalışmaları nedeniyle 1964 yılında Nobel Ödülü almıştır. Bu bulgular bilim ve toplum üzerinde çok yararlı etkiler yapmıştır. Townes, 1982 yılında Ronald Reagan tarafından Ulusal Bilim Madalyası ile "onurlandırılmış" ve daha birçok ödül almıştır.

Baptist kilisesinin sadık bireyleri olan ve Templetonlar gibi İncil'i yorumsuz onayan bir aileden gelen Townes tıpkı John Templeton gibi yaşamı boyunca sadık bir dindar olarak yaşadı ve her günün başında ve sonunda dua etti. Gençlik yıllarında New York'taki Riverside Kilisesi'nin "Erkekler Grubu"na katılan Townes kilisede "Bilim ve Din'in Yakınlaşması" başlıklı bir konuşma yaptı. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra Townes'a Templeton Ödülü veren komite O'nun bu konuşmasına gönderi yapmış ve komite, "Evrenin düzenini anlamakla evrenin amacını anlamak aynı şey değil; ancak bu iki bakış açısı birbirine giderek daha çok yaklaşıyor" saptamasında bulunmuştur.

"Amaç" sözcüğü fanatizmi çağırıştırır. Dünyaya belli bir amacı yerine getirmek için gönderildiğine inanan kişilerin, bu planı yerine getirmek için başvurmaya hazır oldukları şiddetin sınırı yoktur. Townes Templeton Ödül töreninde, "Çoğu kişi bilimin belli bir inançla yapıldığının ayırdında değil" saptamasını yapıyor. "İnanç" sözcüğünün iki anlamı vardır: 1) güven, 2) kanıt yerine ruhsal inanç temelinde dine olan güçlü bağlılık. Biliminsanları "inanç" sözcüğünü neden-sonuç yasasıyla başlayan doğa yasalarının üstünlüğünü dile getirmek için kullanır. "İnancın" 2. anlamıyla kullanılışı, olguların, süreçlerin fiziksel nedenlerden bağımsız olarak ilahi bir güç tarafından gerçekleştirildiği anlamına gelir. Bu batıl inancın tanımıdır. Kısacası, "inanç" sözcüğünün bu iki anlamı birbirinden farklı olduğu gibi birbirinin tam tersidir.
Bilim koşulludur: daha iyi deneysel veriler elde edildikçe biliminsanları evrene ilişkin kuramsal çerçevelerini gözden geçirerek bu çerçevelerin gözlemlerle tutarlı olması için gerekli değişikliği yaparlar. Burada belirleyici olan doğa ve onun yasalarıdır. Bu yaklaşımın tersine din, inananlara, eğer duyu organlarıyla algılanan olgular İncil ile çelişiyorsa bu algıları yadsımalarını söyler. Townes gibi bir biliminsanının "inanç" sözcüğünün bu iki anlamını araştırmadan yaşamı boyunca 2. anlamıyla kullanmasını nasıl açıklayacağız? İleride değineceğimiz "kutsal şerefsizlik" teziyle!

Templeton Ödülü'nü alan ilk kişi Townes değil! 2001 yılından önce bu ödülün adı, "Templeton Din'de İlerleme Ödülü" (Templeton Prize for Progress in Religion) idi ve ödül sahibi çoğunlukla, Rahip Teresa gibi, dinsel yaşamı yeğleyenler dünyasındandı. Teresa ödülü 1973 yılında aldı. 1982 yılında ödül Evangelist Billy Graham'a verildi. Watergate skandalıyla "medyatik" olan Charles Colson ödülü 1993 yılında aldı. 1995 yılı ödülü Fizikçi Paul Davies'e verildi. Avustralyalı Davies bilimi popülerleştirme çabalarıyla bilinir ve 1992 yılında, Tanrının Usu: Ussal Dünyanın Bilimsel Temelleri, (The Mind of God: The Scientific Basis for a Rational World) adlı bir kitap yayımlatmıştır.

Templeton'ın ödüle ilişkin düşünceleri de evrim geçiriyor. Ödül 1999 yılında bir başka fizikçiye, Ian Barbour'a verildi. İki yıl sonra ödülün ismi değiştirildi: "Ruhsal Gerçeklikleri Araştırma veya Keşfetme Yönündeki İlerlemeler için Templeton Ödülü". O yıldan sonra ödül kazananların çoğu, Richard Dawkins'in Tanrı Yanılsaması (The God Delusion) adlı kitabında da değindiği gibi, "din hakkında iyi şeyler söyleyen" biliminsanlarına verildi. Bu ödül sahiplerinin çoğu fizikçi ve evrenbilimciydi.

Hemen hemen tüm dinsel inanca sahip biliminsanların savunduğu gibi, Ian Barbour da, İncil'deki yaradılış (Genesis) bölümünü metaforik olarak anlar ve yaratılışçıların yorumsuz çeşitlemesini kesinlikle yadsır. Ian Barbour, çağımızdaki din bilim diyaloğunun öncüsü olarak bilinir.

Sir John Templeton Barbour'un diyalog çabasının önemini en başından beri görmüştür. Templeton Hristiyan mitolojisine yürekten inandığı gibi bilime de saygısı vardır. Niye saygı duymasın ki? Bilimsel devrim dünya ekonomisini devasa boyutlara çıkarmış ve O'nu da trilyoner yapmıştır. Templeton belki de tanrının O'nu, kendi betimlemesiyle, ilahiyat ve bilimin aynı evrene değişik pencerelerden baktığını insanlara anlatması için seçtiğine inanıyordur. Buradan çıkan sonuç, eğer biliminsanları dine kazandırılırsa bundan hem din hem de bilim kazançlı çıkacaktır. O zaman biliminsanlarının bu düşünceyi onaması için ne yapmalı?

Niçin din ile bilim arasında bir diyalog başlamasın? Templeton da tam bunu yapmakla işe başladı. Eğer ağırlığını çevreye duyumsatamayacaksan süper zengin olmanın anlamı kalır mı? Diyaloğu satın almak düşlemekten daha kolaydır! John Templeton Vakfı 1987 yılında, bilimsel çalışmaları "Büyük Sorular"ı (Big Questions) çözme yolunda devinime geçirme amacıyla kuruldu. Bu sorular, 1987 yılında yanıtlanamayan, bilincin doğası, yaşamın kökeni gibi sorulardı. Yine bu sorular Barbour'ın diyaloğunun temellerini oluşturuyordu. Templeton Vakfı her yıl 60 milyon dolar tutarında araştırma bursu veriyor. Burs sahipleri bilim ile dinin ortak bir temele sahip olduğunu icat ederek teşekkürlerini sunma gereksinimi duyuyor ve böylece bilimle dinin birbirine yaklaştığına ilişkin mitolojiyi güçlendiriyorlar. Bu arada Vakıf, Science & Spirit adlı bir de dergi satın alarak bu diyaloğu kamuya daha yaygın duyurmaya başladı.

22-25 Nisan 2009 da İstanbul Ritz-Carlton Otel'de düzenleneceği duyurulan Darwin Anniversary Symposium'un Programında 24 Nisan Cuma günü saat 21:00 de 'Asking the Hard Questions' başlıklı halka açık bir panel tartışması yapılacağı duyurulmuştu! Bir üstteki paragrafta sözü edilen "Big Questions" bu tür toplantıların can alıcı noktasını oluşturur. Çünkü toplantıların son günlerinde yapılan tartışmalarda bu sorularla insanlar, farkına varamayacakları bir biçimde bilimsel tartışmalardan felsefi ve teolojik tartışmalara çekilir ve "yaratıcı", "akıllı tasarım" gibi kavramlarla evlerine gönderilir!

Toplantıda Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Hüseyin Atay tarafından sunulan bir bildiri, "Bilim, Evrim ve Kur'an" idi. Bu bildirinin özetini siz sevgili okurlar aşağıdaki dört paragrafta bulacaksınız.

"Benim burada üzerinde durabildiğim sözcükler, sözler ve kavramlar arasındaki karışıklıklar, dogmatik deyimler ve çelişkilerdir. Onlar evrim olayınjın tanımını, bilim olup olmadığını ve teori mi, hipotez mi olduğunu söyleme hakkına sahiptirler. Ben böyle bir çalışmanın Kur'an'a uygunluğundan çok bir tavsiyesi olduğunu söyleyebilirim. Alıntıladığım sözlerde evrimde hedef ve amaç olmadığı açıkça ortaya konduğu gibi evrimsel olaylarda hedefin ve amacın açıkça ifade edildiği görülmesi bir karşıtlık, bir çelişki ve karışıklık olmaz mı? Hayvanlar arasındaki savaş kazanmak için bir şey ifade etmiyorsa evrimcilerin de bunca çalışmalarında ve karşıtlarına üstün gelmekte çatışmalarında da amaçları yoksa bunca sıkıntının yararı nedir?
"Richard Dawkins yazdığı 'The God Delusion' adlı kitabının birinci bölümüne Albert Einstein'ın bir sözü olan 'içten inanan bir inançsız' başlığıyla başlıyor. Yaratışçılar ile evrimcilerin karşı karşıya gelmelerinin sebebini, her iki tarafın Tanrı'yı yanlış anlamaları olarak görüyorum. Ancak her iki tarafın da Tanrı anlayışları aynıdır. Yaratışçılar nasıl tanrıyı anlatıyorsa evrimciler de Tanrı'yı öyle anlıyor ve öyle biliyor. Yaratışçılar Tanrı'yı anladıkları gibi bir baskı aracı olarak kullanıyor: Evrimcilerde böyle bir baskı aracı olarak kullanılan Tanrı'yı gerçek anlamıyla nasıl anlamak gerektiğini ortaya koyup karşı çıkma imkanlarının olmaması veya böyle bir imkan kullanmak istememeleri tartışmanın kaynağı oluyor.
"Dört yıl önce Türkiye genelindeki ilahiyat profesörleri Ankara'da yaptkları bir sempozyumda benden bir değerlendirme konuşması yapmamı istediler. Sözüme şöyle başladım. Biz bildiğimizi anlamıyoruz. Bilmek ayrı şey anlamak ayrı şeydir.
"İster yaratılışçılar olsun, ister evrimciler olsun, bunların sorunu insanlık sorunudur. Her ikisi de insandır. Yaratılışçılara göre her şeyi Tanrı yarattığına göre evrimcileri de Tanrı yaratmıştır. Öyle ise onlardaki bir eksiklik ve bozukluk savını ortaya atmak, dolaylı veya doğrudan onları yaratanı suçlamak olur. Evrimcilere göre de insan evrimden meydana gelmiştir. Yaratılışçılar da insan olduklarına göre onlar da evrimleşerek var olmuşlardır. Onları suçlamak onları meydana getiren evrimi de suçlamak olur. Her iki taraf haklı ise, her iki köken de (orijinde) yaptığı işi tam yapamamıştır. Her iki taraf haksız ise demek ki her iki tarafta kökenlerini iyi tanıyamamıştır. Yaratılışçılar da Tanrı'yı yanlış anlamışlardır. Evrimciler de evrime verdikleri gücü çok aşırılığa ulaştırmışlar ve ona Tanrıcıların (yaratılışçıların - ERP) tanrılık görevini yüklemişlerdir. Öyleyse durum ve çözüm nedir?"
Hüseyin Atay'ın bildiri özetinin ilk iki paragrafında "yaratışçılar" son paragrafında da "yaratılışçılar" sözcükleri kullanılıyor. Ancak bildirinin İngilizcesiyle
Türkçesi karşılaştırıldığında her iki sözcüğün İngilizce karşılığı "Creationists"dir. Yine Türkçe özetin son paragrafında "Tanrıcıların" olarak geçen sözcüğün İngilizce özetteki karşılığı "creationists"dir. Evet, sayın Atay "Big Question" sormuş! Acaba yanıtı neydi? Bu sorunun yanıtı konuşmasında verildi mi? Halka açık panelde kendi sorduğu "Big Question"ı bir kez daha soran oldu mu?

Ben de sayın Atay'a iki tane "Big Question" yöneltsem ve desem ki, 1) "Siz din/bilim maskesi altında yürüyen bu savaşımın özünde bir sınıf savaşımı olduğunu betimleyen F. Engels'in "Almanya'da Köylü Savaşları" (Peasan War in Germany) eserini okudunuz mu? 2) Prens Pyotr Alekseyeviç Kropotkin'in aşağıdaki saptaması için ne diyorsunuz? "Düşünce, kendisine vurulan zincirleri parçalar. Kendisine öğretilmiş olan her şeyi ciddi bir eleştiri süzgecinden geçirmeye başlar ve ortasında bir ot gibi yetiştiği dinsel, politik, yasal ve sosyal önyargıların kofluğunu açığa çıkarır. Yeni çıkış yolları aramaya başlar, yeni bulgularıyla bilgilerimizi zenginleştirir, yeni bilimsel aanlar üretir.
"Ancak düşüncenin kökleşmiş düşmanları - hükümet, yasa koyucu ve din adamları - kısa bir süre sonra yenilginin üstesinden gelip başlarını yine yeniden kaldırmaya başlar. Dağılmış olan güçlerini yavaş yavaş toparlarlar ve inançlarını, yasal kurallarını yeni koşullara ve gereksinimlere uygun olarak yeniden düzenlerler. Sonra, düşüncenin ve kişilerin köleliği olan yatkınlığından - ki bu yatkınlığı kendileri çok iyi bir biçimde ekerler - toplumun anlık örgütsüzlüğünden, bazı bireylerin tembelliğinden, diğerlerinin aç gözlülüğünden yararlanarak, sürüngenler gibi yavaş yavaş görevlerinin başına dönerler ve ilk olarak eğitim aracıyla çocukları esir alırlar.
"Çocuk zayıf bir ruh halindedir. Onu korkuyla sindirmek kolaydır. Onlar da bunu yapar. Çocuğu önce zayıflatırlar sonra ona cehennem işkencelerinden sözederler. Çocuğun usunda, lanetlenmiş olan kişilerin ızdırabı ve tanrının intikamı gibi düşünceleri uyandırırlar. Hemen ardından devrimin korkunç yanlarına, bazı devrimcilerin aşırı uygulamalarına değinerek çocuğu 'düzenin bir dostu' yaparlar. Din adamları çocuğun yasa düşüncesine alışmasını sağlarlar, 'ilahi yasa' denen şeye uymasını isterler ve bu ilahi yasa gevezeliğiyle çocuğun sivil yasalara uyması sağlanır.
"Ve, çok iyi bildiğimiz bu boyun eğme alışkanlığından yararlanarak bir sonraki neslin aşılanan bu dinsel sapıncı sürdürmesi sağlanır. Bu dinsel sapınç hem köleleştirici hem de otoriterdir, çünkü otoriteyle kölelik kol kola gider".
Evet, John Templeton Vakfı'nın cömertliğiyle gerçekleştirilen bilimsel bir toplantı maskesi altındaki din/bilim diyaloğu cephesinde yeni bir şey yok gibi! John Templeton Vakfı ile devam edelim!

John Templeton Vakfı'nın yaptığı en büyük darbe, Amerika Bilimsel İlerleme
Derneği (American Association for the Advancement of Science - AAAS) yöneticilerine giderek, Bilimle Din arasında AAAS Diyaloğu oluşturmak için milyon dolarlık öneriyle olmuştur. AAAS bu öneriye karşı koyabilir miydi? Bir milyon dolar biliminsanları için oldukça yüklü bir para demektir. Gerçekten de her nerede din ile bilim diyaloğu varsa Templeton çalışanlarının orada avuç dolusu para dağıttığı konusunda iddiaya girebilirsiniz! Parayla satın aldığı ve bunu kamuya yüksek seslerle duyurmaya çalıştığı şey, din ile bilimin birbirine yaklaştığı yanılsamasıdır.

Bu diyalogların içinde en iddialı olanı, 1999 yılının Mayıs ayında Washington DC deki Smithsonian Enstitüsünde üç gün boyunca süren "Kozmik Sorular" (Cosmic
Questions) olmuştur. Bu toplantıyı destekleyen kurumlardan biri de AAAS idi ancak para Templeton Vakfı'ndan geldi. Ian Barbour bu toplantıda yoktu, çünkü 1999 Templeton Ödülü'nü almak üzere İngiltere'ye Buckingham Palace'a gitmişti.

Smithsonian Enstitüsündeki söyleşide Sir John Polkinghorne ile Steven Weinberg Evren tasarlandı mı? (Is the universe designed?) sorusunu tartışıyorlardı. Herikisi de temel parçacıklar kuramına katkı yapan fizikçilerdi ancak aralarındaki benzerlik bundan öteye gitmiyordu. Elektromanyetik kuvvetlerle Zayıf Çekirdek kuvvetini birleştirerek 1979 yılında Nobel Ödülünü paylaşmış olan Weinberg yeminli bir tanrı tanımazdır. Polkingthorne da Weinberg gibi kuramsal parçacık fizikçisidir ve kuarkların keşfine büyük katkıda bulunmuştur. Ancak, 1981 yılında Cambridge Üniversitesinden emekliye ayrılmış İngiltere Kilisesi (Church of England) yönetiminde çalışmaya başlamış ve 1982 yılında kadrolu Anglican rahibi olmuştur.

Evren tasarlandı mı? sorusu çevresindeki tartışmaya katılan Weinberg'in konuşmasının ilginç başlığı "Hayır" (No) idi. Weinberg, doğa yasalarının "tarafsız ve kişiselleştirilemeyeceği"ni (cold and impersonal) söyledi. Kendisine gelen davetiyenin konferansı "din ile bilim arasında yapıcı diyalog" olarak betimlediğini söyleyen Weinberg, "Diyaloğa varım ancak yapıcı diyaloğa yokum" diye haykırdı! Fizikçiler genel olarak tartışmayı Weinberg'in kazandığı konusunda aynı görüşteydiler ancak oy kullanma hakları yoktu. Sir John Templeton'ın ise oy kullanma hakkı vardı ve 2002 Templeton Ödülü Rahip John Polkinghorne'a verildi.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 31.10.09, 19:40
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Anthropic İlke
Polkingthorne Weinberg'in savına karşı evreni "usun verdiği işaretlerle ortaya çıkan olgu" olarak betimledi. Polkingthorne'a göre, fizik yasalarında ortaya çıkan temel sabitler bilinen değerlerinden çok az da olsa farklı olsaydı, bugün bildiğimiz evren asla oluşamayacaktı. Buna "antropik ilke" denir. Bu ilke, evrenin yaşama uygun olabilmesi için ince ayar yapılmış olduğu anlamına gelir.

Polkingthorne'dan sonra Templeton Ödülü kazanan 7 kişiden altısı fizikçi veya evrenbilimciydi. Templeton Ödül sahibi 8 fizikçi de antropik ilkeyi, evrenin yaşam için tasarlandığı düşüncesinin kanıtı olarak sundu. Tasarımcı da herhalde Tanrı olarak nitelendirildi.
Daha sonra, Templeton Ödül'ü İngiliz evrenbilimci John Barrow'a verildi. Barrow, 1986 yılında Frank Tipler ile birlikte The Anthropic Cosmological Principle adlı kitabı yazdı. Bu ilke tam olarak ne anlama geliyor? Steven Weinberg ile olan tartışmasında Sir John Polkingthorne ilkenin en popülerini, kuvvetli antropik ilke olarak bilinen çeşitlemesini kullandı: Evrenin temel parametreleri, evrendeki gözlemcileri yaratmaya izin verecek biçimdedir.

Robert L. Park şu saptamayı yapıyor: "Ben olsaydım, aldatma yoluna gitmeksizin, Yogi Berra'nın stiliyle şöyle söylerdim: Eğer şeyler farklı olsaydı, bugünkü gibi olmazlardı. Park devamla, "Eğer bu saptama sizi derinden etkilemediyse Templeton Ödülü'ne aday gösterilemezsiniz" saptamasını yapıyor.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 31.10.09, 19:40
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

AAAS'nin Satılmışlığı
AAAS'nin ruhunu, özünü Templeton'a satmış olmasından çoğu kişi hoşnut değildi. Amerika'daki, belki de tüm dünyadaki en önemli bilimsel örgüt nasıl oldu da dinle bilim diyaloğu maskesi takmışların bilim karşıtı seslerini yükseltmelerine izin verebildi?

AAAS'nin haftalık yayın organı Science, hemen hemen tüm disiplinlerden gelen teknik bilimsel bildirilerin yanısıra, bilimle toplum etkileşimine ilişkin haber ve fikirlere de yer verir. Science dergisi bilimsel haberlere ilişkin önemli bir kaynak olduğundan ve dergiye abone olanlar özdevimli olarak AAAS üyesi olduğundan aboneleri arasında sıradan insanlar ve emekli biliminsanları da vardır. AAAS'nin bireysel abonelerinin yanısıra güçlü örgütsel aboneleri de vardır: Amerika Kimya Topluluğu, Amerika Fizik Topluluğu, Amerika Hücre Biyologları Topluluğu, vb.

AAAS, "Kozmik Sorular Konferansı" gibi özel toplantıların yanısıra yıllık toplantılar da düzenler ve bu toplantıların yayın organlarında geniş yer alması için Bilim Yazarları Topluluğu'nun yıllık toplantılarıyla aynı tarihe gelmesine özen gösterilir. Science dergisi çok sayıda aboneye sahip ve basın için de önemli haber kaynağı olduğundan AAAS önemli ölçüde politik güce sahiptir.

AAAS bilim dünyası için çok değerlidir. AAAS Konseyindeki fizikçilerden çoğu, dinsel çevrelerin AAAS etkinliklerine çok fazla bulaşmış olmasından rahatsızlık duyuyordu. Rahatsız olan AAAS Konsey üyelerinden birisi Robert L. Park idi. Bir dönem sonunda görev süresi dolan AAAS Başkanı Stephen Jay Gould idi. Gould saygın, sevilen ve din/bilim beraberliğindeki tavrı "ayrı ancak eşit" (separate but equal) biçiminde özetlenebilecek bir biliminsanıydı.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 31.10.09, 19:41
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Farklı Alanlar
Gould Homo sapiens'in ruhsal doğasının ayırdına varmış, yaşam için hem din hem de bilimin gerekli olduğunu görmüş ancak doğaları gereği bu iki alanın uzlaşamayacağını savunan bir biliminsanıydı. Gould eski zamanların kavramı olan "Yetke" (otorite -magesteria) sözcüğüyle insan varlığının örtüşmeyen bu iki alanını betimledi. Bilim ve din yetkeleri evreni farklı pencerelerden gözlüyor, ancak Templeton'un 'farklı pencereler aynı alanı gözlüyor' betimlemesinin tersine, Gould 'un pencereleri tamamen farklı alanlara bakıyordu. Bilimin penceresi deney, dinin pencersiyse vahiydi. Bu pencerelerden bakanlar farklı evrenlere bakıyordu. Gould'un savına göre herikisine de saygı duyulmalıydı ancak kurumlar bu iki alanın ayrı tutulmasını sağlayacak biçimde yapılandırılmalıydı. Amerikan Anayasası da Birinci Düzeltme (First Amendment) maddesinde bunu sağlıyordu. Birbirinin işlerine karışmayan yetkeler ilkesi Townes'ın, 'bilim ve din birbirine yaklaşıyor' inancına aykırı bir gidişe işaret ederken, Templeton'un 'bilim Hristiyan dinsel inançlarını kanıtlayacak' düşünü de yadsıyor. AAAS'nin Din ile Bilim arasında Diyalog çabası hem verimsiz hem de bölücü bir sona doğru gidiyor ve son zamanlarda da öyle oldu.
Gould, günümüzün bir diğer evrimci biliminsanı Richard Dawkins ile uzun yıllar boyunca sert tartışmalara girdi. Gould "kesikli denge durumu" (punctuated equilibrium) adını verdiği durumun evrimdeki rolünü savunuyordu. Gould'a göre gözlemler evrimin bazen sıçramalı bazen de durgun olarak seyrettiğini savunuyordu. Bu tartışma oldukça teknik düzeyde, evrimin sıçramalı (punctuated) mı yoksa derece derece (gradual) mi olduğu şeklinde ayrıntıda yapılıyordu. Hem Gould hem de Dawkins evrimi yüceltiyor olmasına karşın, evrimi yadsıyanlar, Onların ayrıntıdaki tartışmasını, 'evrimcilerin kendi aralarında bile anlaşamadıkları' biçiminde sav geliştirmede kullandılar.

Aslında bu iki evrimci biliminsanının açık tartışmaları bilimin gerçeğe giderek daha çok yaklaşmada nasıl bir yöntem kullandığını sergilemişti. Bilim, bilimsel verilerin silah olarak kullanıldığı serbest ateş alanıdır. Daha iyi verilere sahip olan taraf kazanır. Bilimde kutsal denen şey yoktur - bilim alanında dinsel inanca yer yoktur. Gould'un bilim ile dinin birbirinin işine karışmayan yetkeler olarak (NOMA - Nonoverlapping Magesteria) alınması önerisini Dawkins her seferinde yadsımıştır. Dawkins'e göre, bilim ile din arasında birbirlerinin alanına ilişkin yorum yapmama yönünde varılacak herhangi bir anlaşma, savunulamaz niteliğe sahip dinsel savlara örtü oluşturacaktır.

AAAS Bilim ile Din arasında Diyalog konularına doyurucu yaklaşımlar gösteremedi. AAAS ile yapılan anlaşmada John Templeton'ın program bütçesinin yarısından azını sağlaması kararlaştırıldı. Bu anlaşma Templeton'ın programın çerçevesini belirleme gücünü kısıtladı ancak ilkeye ilişkin soruna hiç değinilmedi: AAAS John Templeton Vakfı'ndan para dilenecek mi veya bilimin ilerlemesi dışındaki toplantılar için gelecek olan cömert nicelikteki paraları kabul edecek mi? Çoğu biliminsanı bu tür dilenciliğin veya cömert yardımların yapılmamasını istedi.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 31.10.09, 19:41
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Din Cüppesini Fırlatıp atacak mısın?
Templeton ve Templeton Ödülünü kazananlar koyu dindar ailelerde yetişmişlerdir. Bu insanların dinsel inançları kendilerine, daha konuşmayı öğrenmeden önce aşılanmıştır. Ergenliğe ulaştıktan sonra dinsel cüppelerini fırlatıp atmaları hemen hemen imkansızdır. H.L. Mencken, Katolik olarak yetiştirilmiş bir ateiste asla güvenemeyeceğini, bu tanrı tanımazların eninde sonunda çocukluk inançlarına döneceğini söylemişti. Erken çocuklukta gerçekleştirilen doktrin aşılamasının gücünü herkes bilir. Biz, yetiştirilişimizdeki olumsuzlukların esiriyiz; biz aynı zamanda genetik kalıtsallığın da esiriyiz. Bu kombinasyon bazen sürprizler yaratabilir. Bu sürprizlerden biri Francis Collins'dir. Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde (NIH - National Institute of Health) genetik uzmanı ve Ulusal İnsan Genome Araştırma Enstitüsü'nün (National Human Genome Research Institute) müdürü olan Collins bu sürprizlerden biridir. 2002 yılında Projenin başkanlığına seçilerek görevi DNA'nın yapısını keşfeden James Watson'dan devralan Collins alışılmışın dışında bir örnektir. 16 yaşında Virginia Üniversitesi'ne giren Collins daha sonra Yale Üniversitesi'nde Fizikokimya dalında doktora yaptı ve Kuzey Caroline Üniversitesi'nde tıp fakültesine girdi. Üniversite yıllarında Collins kendisini ateist olarak tanımladı. 27 yaşında tıp fakültesi 3. sınıf öğrencisiyken, acılarıyla başedebilmek için dinsel inançlarına güvenen hastalarla karşılaştıkça Francis Collins de din hakkında düşünmeye başladı.
2006 yılında yayımlattığı The Language of God adlı kitabının ilk bölümünde Collins, Methodist Kilisede eğitmen olan komşusuna yaptığı bir ziyareti anımsar. Eğitmene, "inancın mantığı var mıdır?" sorusunu yöneltir. Collins, eğitmenle tartışma zemini arar. Ancak eğitmen olayı çok iyi kotarır ve Collins'e C.S. Lewis'in Mere Christianity adlı kitabını okumasını önerir.

C.S. Lewis Mere Christianity adlı bir kitap yayımlatır. Bugün Hristiyan eğitmenlerin çoğu O'nun bu kitabını seminerlerde okutur ve bir kişinin kararsızlığı üzerine örnek oluşturduğunu öğretirler. Lewis'in mantığı yetişkinlerden çok çocuklara uygun düşer. Savlarını, doğru yanıt içermeyen çoktan seçmeli sorulara serpiştiren Lewis, örneğin, "bir hayvan ne koyun ne de keçidir, bu, o hayvanın inek olduğu anlamına gelmez", veya "Lewis'in yaptığı tarladaki korkulukların hepsi aptalsa, bu, İsa'nın tanrı olduğunun kanıtı değildir" gibi savlar ileri sürer.

Collins'in C.S. Lewis'in Mere Christianity adlı kitabından aldığı en önemli fikir "ahlak yasası" kavramı olmuştur. C.S. Lewis, insanların doğru ve yanlış kavramlarının içgüdüsel olduğunu söyleyen ne ilk kişidir ne de son kişi olacaktır.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 31.10.09, 19:42
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

İnsan olmak
Kitabının sonlarına doğru Collins 1989 yılında başından geçen duygusal bir deneyimi aktarır. 39 yaşında Nijerya'ya küçük bir misyoner hastanesine gönüllü olarak gider. Genç bir Afrikalı çiftçi ileri derecede tüberküloz hastasıdır. Collins o anda derin bir dinsel deneyim geçirir. Bu deneyimi, tanrının amacının vizyonu olarak yorumlar. Kimya dalında doktora yapmış ve ayrıca tıp fakültesi mezunu olan Francis Collins'in, duygularımızın, beynimizden gelen emirlerle salgılanan hormonlar tarafından etkilendiğinin ayırdında olması beklenirdi. Bu parlak biliminsanı hormon salgılanması sonucu olarak edindiği dinsel deneyimin, beyin kimyasının denetleyici gücü olduğunun kanıtı olduğunu göremedi. Biz, başka kişilerde hormanların rolünü görebiliyorken kendimizde göremiyoruz. Hormonlar yalnızca duygularımızı devinime geçirmekle kalmıyor aynı zamanda kritik yeteneklerimizi de köreltiyor. Biz insanlar, hormon saldırılarına karşı hemen hemen çaresiz durumdayız.

İnsan öncesi atalarımızla hatta memeli öncesi atalarımızla ortak hormonal tepkilere sahibiz. Bu son derece doğal hatta yaşam savaşından utkuyla çıkabilmemiz için gerekli. Bu tepkiler, Pleistocene çağının zor koşullarından kurtulabilmemize yardımcı olmak için evrim geçirdi. Uygar toplumların bireyleri olarak bu tepkilerimizin kökenini anlama ve onlara körü körüne uymama görevimiz var.

Park, hormonal tepkilere bir örnek olarak 57 yıllık eşi ile üniversite kütüphanesinde karşılaşmalarını gösteriyor. "İlk bakışta pheromone'larımız birbirimizin olfactory dizgesindeki alıcılarla (receptors) uyum sağladı (matched). Pheromone'lar gönül işlerindeki arabuluculardır ve tamamen gelişigüzel değil seçici çalışırlar. Kendi pheromenlerinin etkisiyle heyecanlanmaman için senin alıcılarına ilişmezler. Pheromene'ler seninle akraba bağı olan ve benzer pheromene'ler üreten erkek veya kız kardeşinin alıcılarına da ilişmezler. Bu uyum (adaptation) aile içi üremeyi frenleyici etki yapar.

Biz pheromene'lerimizin 'kokusunu' alamayız çünkü bizdeki pheremone algılayıcılardan çıkan sinyaller cerebral cortex'e uğramadan doğrudan amygdalae'e gider. Amygdalae hypothalamus'a, uyartılan hormonları, testosterone'i, estrogen'i ve adrenalin'i kana salması çağrısı yapar. Eğer bir kişi size gülümserse ürettiğiniz hormon karışımı norepinephrine de içerebilir. Norepinephrine sözcüğünü telafuz etmek çok zor olduğundan bu hormona kısaca noradrenalin de denir. Noradrenalin nöronların birbirine aktardığı tepkileri (synapses) beyinde sentezler ve böylece sizin yaşadığınız olayları, ve daha bir dizi ilgisiz ayrıntıları anımsamanıza yardım eder. O andan sonra, o kişiyi düşünmek veya telefonda sesini duymak bile pheromone'ların yarattığı etkiye benzer etki yaratır. Amygdalae'e ilk karşılaşma anımsatılır ve o da hypothalamus'a ilk karşılaşmada salınan hormon kokteylini salması emrini verir. Noradrenalin, sizin için önemli olan bir olayda gelişen tüm ayrıntıları canlı bir biçimde anımsamada sorumlu olan hormondur.

Eğer kütüphanede karşılaştığınız kızla ilişkiniz ilerlerse hormon kokteyliniz oxytocin de içermeye başlar. Bu miniminnacık peptide molekülü üremeyle ve annelikle ilgili duygusallıklarda önemli rol oynar. Eğer o kişiyle her karşılaşmanızda olumlu gelişmeler oluyorsa oxytocin düzeyi artma eğilimi gösterir. Oxytocin aşk ve sadakat gibi sürekli ilişki isteyen derin duyguları uyartır.

Doğal seçilimin neler yapabileceğini görünce insan gerçekten şaşırıyor. Bir aşk öyküsü, birçok etmenin karmaşık bir biçimde etkileşmesiyle açıklanabiliyor: duyusal veriler (sensory input), beyindeki tepkiler, bellekte depolama, endocrine sistemi ve koşullu tepkiler. Tüm bunlar edinilen deneyimi tamamen o kişiye özgü bir deneyim yapıyor. Bunun sonucunda özgür istençten (free will) sözedebilir miyiz? Tabii ki ederiz.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 31.10.09, 19:42
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Kutsal şerefsizlik
Francis Collins hormon sağanağının gücünün dinsel deneyim uyartabileceğinden habersiz olabilir. O dine inanan biliminsanlarının yapması gereken şeyi yaptı ve dünyasını bölmelere ayırdı. Collins, dinsel deneyimlerin bilimsel açıklamalarını kapı dışarı etti. Yaradılış safsatasından esinlenerek yapılan Expelled filminin yönetmeni Walt Ruloff, New York Times gazetesi yazarlarından Cornelia Dean ile yaptığı röportajda, genome araştırmacıların tasarıma işaret eden kanıtlar bulduklarında, bu bulguların evrim kuramına ters düştüğü için açıklamaktan korktuklarını söyledi. Bu sava örnek olarak da Dr Collins'ten alıntı yaptı. Dean Collins'i arayarak Ruloff ın iddiasının doğru olup olmadığını sordu. Collins, Ruloffun söylediği şeyin "aptalca" olduğunu bildirdi.

Söylenenler 'aptalca' olmaktan da öte anlamsız saptamalardı. Ruloff, çok yaygın olan bir taktiğe, "kutsal şerefsizliğe" başvurmuştu. Ancak tanrı adına söylenen yalanlar hala yalandır. The Language of God adlı kitabında Collins şunları yazıyordu: 'Bir biyoloğun bakış açısından incelersek, evrim yararına kanıtlar kuşkuya yer bırakmıyor. Darwin'in doğal seçilim kuramı tüm canlılar arasındaki ilişkinin temel çerçevesini oluşturuyor. Özellikle genomics alanında, evrim kuramının öngörüleri Darwin'in 150 yıl önce düşleyebileceğinden çok daha fazla gerçekleşiyor'.

Hristiyan doktorların ulusal kongresinde Collins evrimi tanrının insanı yaratmadaki mükemmel planı olarak sundu. Kongreye katılanların bazıları salonu kızgın bir biçimde terketti. Doğanın nasıl işlediği konusunda Collins, Charles Townes ve diğer dinsel inançlı biliminsanları gibi tereddüt etmeden bilimden yana tavır alıyorlar.
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 31.10.09, 19:42
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Bilim Ahlakı

Döneklik Savı
Kitabının son bölümünde Collins dine dönmesinin nedenlerini açıklıyor:
***8226; Anthropic ilke. Doğa yasaları yaşamı destekleyecek biçimde tasarlanmıştır.
***8226; Ahlak yasası. İnsanlar doğru ile yanlış arasındaki farkı biliyor.

Anthropic ilkeyi yukarıdaki paragraflarda incelemiştik. Çekim sabiti gibi temel sabitlerin biraz değişmesiyle bildiğimiz yaşamın imkansız olacağını yadsımıyoruz. Bu ilke bize, doğa yasaları niçin bildiğimiz biçimiyle de başka biçimde değil, iletisini veriyor. Naturalizm bize sabırlı olmamızı salık veriyor. Evrene ilişkin bilgilerimizi tebeşirle yazdık. Bilimin ilerlemesiyle yazdıklarımız sileceğiz. Bilimin sınırları genişledikçe bir zamanlar tanrının varlığının kanıtı olarak sunulan gizemler temel yasaların sonucu olduğunu kanıtladı. Her şeyi açıklayabilecek 'son kuram'a ulaşabilecek miyiz? Nobel Ödülü sahibi Leon Lederman'ın alaycı bir biçimde betimlediği gibi, bu 'son kuramı' bir T-shirt üzerine yazabilecek miyiz? Belki de asla yazamayacağız ama ne ilginç bir istek!

Anthropic ilkeyi bir yaratıcının kanıtı olarak onasak bile insanın usuna ek sorular geliyor. En önemlisi, 'Yaratıcıyı kim yarattı?' 'Tanrı hep vardı' biçiminde yanıt verilse bile bir sonraki soru, 'Niçin Hristiyanların tanrısı?' sorusu gelecek! Niçin yeni bir tanrı uydurmayalım? Tarih boyunca binlerce tanrı vardı. İncil'i yazan yazarların nasıl bir öngörü gücü vardı ki Batı dünyasının büyük bir bölümünün, binlerce yıl sonra bile kendi tanrılarını izlemelerini sağladılar? Anthropic ilkenin bir yaratıcının varlığına işaret ettiğini onasak bile bu ilke, dünyada yaşamın varlığından başka yaratıcıya ilişkin bir şey söylemiyor. Geri kalanlar tamamen tahmin; atalarımızın tanrıyı nasıl istediklerini söylüyor. Hristiyanların İncil'indeki tanrı Batı dünyasının tanışık olduğu tanrı. Ne yazık ki bu tanrı, bavulunda doğaya, usa aykırı mitolojilerle gelen bir tanrı.

Collins'in ikinci savı, 'ahlak yasası', ilginç bir araştırma sorusuna işaret ediyor. İnsanlarda doğru ve yanlış kavramları doğal olarak binlerce yıldır varolan kavramlardır. Bilimin görevi, niçin bu kavramlar doğal olarak var sorusuna yanıt bulmaktır. (11. Bölümde yanıt aranacak+ Kropotkin)
__________________
[CENTER]NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ahlakı, bilim

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 04:44 .