iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 18:18 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Felsefe Bölümü » Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.05.08, 00:15
Standart Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 373
Send PM
11.05.08, 00:15


Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Konuya geçmeden önce sosyoloji, sosyal antropoloji ve etnoloji bilimlerinin niçin kurulduklarını
açıklamakla işe başlarsam, sorunun daha iyi anlaşılabileceğini, sanıyorum.
Sosyoloji biliminin doğmasına etki eden sosyal faktörlerden birisi Fransız İhtilali ise, diğeri
endüstri inkılabıdır. İhtilal geçiren Fransa’ya kıyasla sosyal ve siyasal düzen konusunda daha istikrarlı
olan İngiltere, büyük endüstrisini XIX. yüzyılda kurmuştur.
Endüstri inkılabı sonunda artan üretimin yeni pazarlar, biriken sermayenin yeni yatırım alanları,
sürekli üretimde bulunan fabrikaların hammadde bulma ihtiyaçları ve Avrupa piyasalarının bu mallara
doyması ile sömürgecilik hızlanmış ve emperyalizm biçimine dönüşmüştür((Sander,1999:307-308).
Batılılara göre Batı’nın üstünlüğü mutlaktır ve tarih-üstüdür. Bunu kanıtlayabilmek için Batı, 19.
yüzyılda beyaz ırkın veya Hıristiyanlığın üstünlüğünü kanıtlamaya yönelik çok sayıda kuram
geliştirmiştir. Buna göre Batı’nın Batı toplumları ile Batı-dışı toplumları aynı ölçülerle değerlendirilmesi
mümkün olmayacaktır(Sezer,1985:20,36).
Sosyolojinin kurucusu olan Auguste Comte, bütün dünyada insan doğasının aynı olduğunu
kabul ederek, insani ve toplumsal birliğin ve insanlık tarihinin birliğini savunan bir filozoftu. Ona göre
sosyolojinin konusu, insan türünün tarihini incelemeye yöneliktir(Aron,1986:77). Fakat çoğunlukla
Batılılar kendilerini Doğulu insanla bir tutmak istememiş ve onunla olan farklılığını ırkçı görüşlerle
açıklamaya çalışmıştır. Ancak Batı, kendi içindeki bölünmeleri açıklamak için bu yola başvurmamış,
bunu kültür farklılığı ile açıklamıştır(Sezer,1985:27).
Bu durumda Batı dışı toplumları inceleyecek bir bilime ihtiyaç vardır ki, bu ya sosyal antropoloji
veya etnografya olacaktır. Böylece sosyoloji Batı toplumlarının bilimi, etnografya ise Batı-dışı
toplumların bilimi olacaktır. Demek ki, etnografya veya sosyal antropoloji bilimi, Batı’nın kendisini
dünyanın ve tarihin merkezi saymasının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. O halde Batılılar, dünyayı
kendilerine göre açıklayacaklardır. (a.g.e:36,37).
XIX. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de kurulan ve XX. yüzyılda ABD’de dev adımlarla ilerleyen
antropoloji, sömürgeci ülkelerin ilkel adını verdikleri toplumları daha iyi sömürebilmek için daha iyi
tanıma ihtiyacından doğmuştur(Meriç, 1984:14).
Batı’nın yeryüzündeki yayılması sırasında egemenliği altına aldığı ülkelerin yönetilmesi ve bu
işin başarı ile yürütülmesi gerekmektedir. Bu görev ise sosyal antropoloji ve etnografyaya
bırakılmıştır(Sezer,1985:37).
İngiliz ve Amerikan kültür antropoloji tarihine bir göz atarsak iki büyük okul olduğunu görürüz.
Bunlardan birisi evrimci okul, ikincisi ise fonksiyonalist okuldur(Meriç,1984:15).
1. 1. Evrimci okul(Transformizm): İlkel insanın incelenmesi bu okulda başlamıştır. Fakat
hipotezleri yetersiz sayılarak aşılmıştır. Başlıca temsilcileri Darwin, Spencer, Tylor ve
Frazer’dir.
2. 2. Fonksiyonalist okul: Bu okul mensupları özellikle sosyal kurumlarla ilgilenmiş ve alan
çalışmaları yapmışlardır. Başlıca temsilcileri Malinowski, Rad-cliffe Brown, Kroeber ve
Benedict’dir.


» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Felsefe Bölümü
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg alevilik-bektasilik.jpg (15,5 KB (Kilobyte), 10x kez indirilmiştir)

Konu Unrealseptic tarafından (31.05.08 saat 23:59 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 11.05.08, 00:16
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Fonksiyonalist okulun amacı daha insanidir. Çünkü fonksiyonalizm, batı-dışı toplumları, ön
yargılardan arındırılmış biçimde, kendi anlam bütünlüğü içinde değerlendirilerek kavranmasını ifade
eder. Fonksiyonalist okulun temsilcilerinden Malinowskiye göre, ilkel olarak adlandırılan topluluklarda
görebileceğimiz bir olay, kendi ortamından ve anlam ilişkisinden soyutlandığı zaman mantık-dışı veya
vahşet sayılabilir. Olayların gerçek yüzünü kendi anlam ilişkileri içinde anlayabiliriz(Sezer,1985:113).
Bütün bu açıklamalarla Batılı bilim adamlarının hemen hepsinin önyargılı olduğunu ve bunların
içinde objektif olan tek bir kişinin bile bulunmadığını iddia ediyor, değilim. Elbette Batı’da az sayıda
da olsa kendilerini toplumlarının önyargılarından kurtarabilmiş ve evrensel doğruları dile getirebilen
bilim adamları bulunmaktadır. Örneğin Malinowski’ye göre antropolojinin amacı, yalnız başka kültürleri
teorik planda sorguya çekmek değil, Avrupa medeniyetini de yargılamaktır(Arslanoğlu,1998:56).
Konu ile ilgili olarak İngiliz tarih filozofu ve sosyologu Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor
adlı bir kitap yazarak, Batı medeniyeti hakkındaki kötümser düşüncelerini dile getirmiştir. Toynbee’nin
yargıladığı medeniyet, Batı medeniyetinden başkası değildir.
Yine Alman filozofu Oswald Spengler Batı’nın Çöküşü adlı eserinde şunları yazmıştır:
“Tarihçilerimiz bizim görüşlerimizi daralttılar. Biz daha çok Atina, Ortaçağ ve Aydınlanma ile ilgilendik,
kültürleri ve doğunun katkılarını ihmal ettik. Bu yüzden görüş ufkumuz çok daraldı. Neden kendi
kültürümüzü Çin, Arap, Meksika, Hint kültürlerinden daha önemli sayıyoruz. Bunlara sadece birkaç
paragraf ayırmak insafsızlıktır. 4-5 bin sene önce olup bitenler, 20. yüzyıl kadar önemlidir. Kültürlerden
herhangi birisine imtiyazlı bir yer verilemez. Onların yaratmaları da Batı kültüründen aşağı kalmaz.
Kültürel monizm gerçeğe aykırıdır. Tek bir sanat, tek bir felsefe, tek bir din ve tek bir ahlak yoktur
(Mayer,1974:129-130).
Batılıların Alevi-Sünni farklılığı ile ilgili tutumlarına gelince... Bu konuda komplo teorilerinden
bahsedecek değiliz. Ancak Batılı devlet adamları, gazeteciler, bilim adamları ve papazlardan birkaç
örnek vermek bu konuda bir fikir verebilir.
Batılıların Alevi-Sünni farklılığı ile ilgilenmeleri yeni olmayıp eski tarihlere dayanmaktadır. Şöyle
ki, III. Beynelmilelin (Komintern) II. Kongresinde, 1920 yılında şu kararlar alındı: ”Türkiye, İran,
Afganistan ve Arap ülkeleri gibi kapitalist gelişmesini tamamlamamış ülkelerde sınıf mücadelesi yerine
mezhep, tarikat mücadelelerini kışkırtmalı, bir avuç aydını fikren bölmelidir.” Türkiye’de yeşil ordu bu
direktiflere uyularak kurulmuştu.
İngilizlerde de aynı niyeti görüyoruz. 6 Kasım 1920’de Albay Stoks’tan tarafından Lord Curzon’a
gönderilen resmi yazıda, özetle şu ifadeler yer almıştır: “Azerbaycan’da Sünnilerle Şiiler arasında zıtlık
büyüktür, biz bu zıtlığı daha da geliştirebiliriz”(Eröz, 1983:363).
Alevi-Bektaşilik konusunda Batılı araştırmacılar tarafından yapılan ve bizim incelebildiğimiz
araştırmaların hemen hepsi önyargılı olup yüzeysel genellemeleri içermektedir. Bunlar, Türkiye’nin
parçalanmasını değilse bile, Ortadoğu’da bir güç olmasını engellemek maksadıyla zayıf düşürülmesi
amaçlarına dayandığı şüphesini uyandırmaktadır.
Prof. Yusuf Ziya Yörükan(1998:466), Hıristiyan misyonerlerinin, Aleviler ve Tahtacılar arasında
dolaşmalarını ve başka dinsel gruplardan çok bunlar üzerinde araştırma ve inceleme yapmalarını
maksatlı bulduğunu yazarak, benim bu iddiamı desteklemektedir.
F.R. Hasluck Bektaşilik Tetkikleri(60,64), adlı eserinde şunları yazmıştır: “Arnavutluk
Müslümanları, çeşitli tarihlerde adı Müslüman olan geniş bir ölçüde Hıristiyan halktan oluşmuş
bulunmaktadır. Bunlar genellikle Müslümanlıkları bakımından gevşek sayılır ve Hıristiyan
vatandaşlarının boş inanışlarının çoğuna katılırlar. Toskaların bir kısmı Şii’dir. Arnavut Hıristiyanları
için esasen Müslüman olmanın maddi sebepleri daima önemli olmuştur. Bektaşilik dini, ehli sünnet
Müslümanları tarafından batıl diye telakki edilse bile mülki ve idari makamların müsamahasına
dayanmakla büyük bir korumaya kavuşmuş oldu.
Hasluck yine Yanya’lı Ali Paşa(ölümü: 1822), hakkında şunları yazmıştır: “Ali’nin Bektaşiliği
hurafelerle değişikliğe uğramış mülhitlikti. Diğer din ve mezheplere ve özellikle Hıristiyanlığa karşı
hoşgörülü idi.” Leake diyor ki: “Hıristiyanlığın Fransa’da gözden düştüğü sırada elindeki Fransız
esirlerin dini ve ruhun ebediyeti hakkındaki inançlarıyla alay ediyor ve bana Muhammet’ten söz
ederken, ben de Yanya peygamberiyim, diyordu. Hıristiyanlara karşı daima hoşgörülü davranmış ve
Rum hanımının Yanya’daki sarayında özel bir Ortodoks mabedi vardı. Bir çok Hıristiyan kilisesi kendi
izniyle inşa edilmişti. Diğer taraftan hiçbir zaman bir cami inşa ettirmemişti. Böyle bir hoşgörü, devrinde
şeriata uygun değilse de istisna idi. Sarayındaki Hıristiyanlar, kötü muamele değil iyi muamele
görüyorlardı(a.g.e:66).
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11.05.08, 00:17
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Görüldüğü gibi Hasluck, Arnavutluktaki Bektaşilerin sadece adlarının Müslüman olduğunu,
çünkü çıkarları için Müslüman olduklarını, aslında bunların Hıristiyanlığın boş inançlarına sahip
olduklarını iddia etmektedir.
Alevi yazar Reha Çamuroğlu’na göre İngiliz tarihçisi Hasluck, İngiliz İstihbaratında görevli idi ve
bu tür yanlış tezleri ileri sürmesinde mutlaka siyasi amaçlar güdüyordu(Akyol,2000:17).
Peter Alfred Andrews Türkiye’de Etnik Gruplar adlı eserinde Türkiye’deki etnik grupları şöyle
sıralamaktadır: Türk, Alevi, Sünni, Sünni Yörükler, Alevi Yörükler, Tahtacılar, Abdallar, Azeriler,
Kırgızlar, Kazaklar, Sünni Kürtler, Alevi Kürtler, Arnavutlar, Yahudiler, Rumlar, Ermeniler, Süryaniler,
vb.
Burada dikkati çeken husus, Andrews’un Türk, Yörük, Alevi Yörük, Tahtacı, Çepni, Abdal, Azeri,
Kırgız, Uygur, Kazak gibi herbir Türk alt grubunu, etnik grup olarak nitelendirmesidir. Burada
Andrews’un etnik grup tanımlamasında neyi ölçüt aldığı belli değildir. Halbuki, bunların herbiri
kendilerini diğer Türk alt gruplarından ayırmadıkları gibi, birbirlerinin yanında kendilerini yabancı da
hissetmezler. Eğer etnik grup diye bir olgu varsa, bütün bu Türk alt gruplarının hepsi aynı etnik gruptan
sayılmazlar mı?
Prof. Baykan Sezer(1985:37-39)’e göre Batı’nın yeryüzündeki yayılması sırasında egemenliği
altına aldığı ülkelerin yönetilmesi ve bu işin başarıyla yürütülmesi gerekir. Bu maksatla sosyal
antropoloji ve etnografyaya görevler verilmiştir. Onun için etnografya sözü, etnik grupların çeşitliliği ve
çeşitliliğin sürekliliğini dile getirmektedir. Batı bu farklılığı ve bu farklılığın kendisine verdiği hakka
dayanarak dünya yönetimini kendisi yüklenmektedir.
Bu sebeple Batılı ülkeler başta Kürt konusu olmak üzere Türkiye’de etnik grupların bulunduğu
iddiasını sık sık dile getirmektedirler. Ülkemizde yapay olarak yaratılmaya çalışılan etnik problemin
başta Almanlar olmak üzere Fransızlar, İngilizler ve diğer Batılı ülkelerin ilgi odağı olması rastlantısal
olmasa gerektir.
Prof. Orhan Türkdoğan(1998:266)’a göre Batı her vesile ile etniklik olgusunu kaşımakta ve yalan
yanlış açıklamalarla kafaları karıştırmaktadır. Nitekim P.H. Davis tarafından 1965 yılında yazılan Flora
of Turkey adlı Türkiye’nin bitki örtüsünü ele alan eserde, Türkiye’de coğrafi bölgelerin gösterildiği bir
harita yer almaktadır. Bu haritada Kuzey Anadolu Lazistan, Doğu Anadolu Ermenistan, Güneydoğu
Anadolu Kürdistan Batı Anadolu Paphlagonia olarak gösterilmiştir. Ayrıca yazar sık sık Lazistan,
Ermenistan ve Kürdistan deyimlerini kullanmaktadır.
Fransız Felsefe Profesörü Roger Garaudy(1983:229), bir taraftan Safaviliği bir çeşit Türklüğün
rönesansı olarak nitelendirirmiş, öte yandan Osmanlı Devleti hakkında sübjektif değerlendirmelerde
bulunarak şunları yazmıştır: “Bonapart’ın Mısır’a çıkışını Arap İslam dünyası içinde bir rönesansa yol
açtığını ileri sürmek bizim ortak tarih anlayışımızın garip bir cilvesidir. Asırlarca Osmanlı boyunduruğu
altında ezilerek düşünce ve hareket yönünden sıfıra inen bir İslam’ın şimdi birden modernliğe kol
atması nasıl mümkün olacaktır?”.
Gaurady, din değiştirerek Müslüman olmuş bir Fransız aydını olup, çeşitli konulara objektif
yaklaşımları ile tanınmaktadır. Ancak yine de bilinçaltında yatan Türk düşmanlığından kendisini
tamamen kurtaramadığı görülmektedir. Çünkü Osmanlıyı yanlışlarından dolayı eleştirmek başka şey,
fakat onun Müslümanlığı ezip yok ettiğini söylemek ise bambaşka bir şeydir. Konuya ters yönden
bakarak, gerek yurdışında ve gerekse Türkiye’de Osmanlı’yı İslamiyet’i yaydığı için suçlayanlar da
bulunmaktadır. Acaba bunlardan hangisi doğrudur? İslamiyet’i seçmiş bir entelektüel olan Garaudy,
Osmanlılar hakkında bunları söylerse, öteki batılıların neler söyleyebileceklerini tahmin etmek zor
olmasa gerektir.
Irene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar(17,34, 61), adlı kitabında şunları yazmıştır: “Türkiye’deki
Alevilerle İran’daki Alillahı diyebileceğimiz bir mezhep mensupları ortak temelli bir din ortaya
koyarlar. Bu dinin en belirgin özelliği, Tanrı’nın insanoğlu suretinde tecellisi inanışına dayanmasıdır.
İran Azerbaycan’ının Tebriz yöresinde Kırklar veya Cehelten adı verilen Türk topluluğu
bulunmaktadır. Bunlar inanç ve gelenekleri ile Türkiye’deki Alevilere benzerler, Hacı Bektaş’a
bağlıdırlar ve bütün Aleviler gibi Ali’nin tanrısallığına inanırlar. Alevi-Bektaşilikte ayrı bir dini saygı
konusu olan Ali, eski Türklerin Gök-Tanrısından başkası değildir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11.05.08, 00:17
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Aleviliğin Müslümanlıktan ayrı bir din olduğu kabul edilirse, bunun arkasındandan Alevilerin
Türklükten ayrı bir millet oldukları da iddia edilebilir. Çünkü milleti oluşturan unsurlar arasında dinin
önemli bir rolü vardır. Din, bir milletin bireyleri arasında ortak inanç ve duygular yaratarak toplumu
birleştirici ve bütünleştirici bir rol oynamaktadır. Nitekim Ziya Gökalp(1976:91), bu konuda şunları
yazmıştır: “Yakutlar ya İslamiyet’i kabul ederek Türk kalacaklar ya da Hıristiyanlığa girip büsbütün
Ruslaşacaklardır. Bir dine girmeye dilin etkisi olduğu gibi, bir milliyete girmeye de dinin etkisi vardır.
Vaktiyle Fransa’dan kovulan Protestan Fransızlar Almanya’ya giderek Almanlaştılar. Eski
Bulgaristan’ın Türk aristokrasisi Hıristiyanlığı kabul ederek Slavlaştı. Bugün ülkemizde dağınık halde
bulunan gayri Türk unsurların, dindeki ortaklığın etkisiyle Türkleştiklerini görüyoruz. O halde dil
zümresi ile dini zümreler arasında samimi bir ilişki vardır.”
Yine aynı yazar Alevilikle ilgili şu iddialarda bulunmuştur: “Alevilerin İslamlıkla pek az ilişkileri
vardır. Bunlar ne tam Müslümanlığı özümsemeyi ne de atalarının inançlarından kopmayı
başarabilmişlerdir. Aleviler, dinin hiçbir dış şeklini kabul etmezler, abdest alıp 5 vakit namaz kılmazlar,
Ramazanda oruç tutmazlar, Mekke’yi ziyaretin farzlığına inanmazlar”(34-110).
Türkiye’deki bütün Alevilerin hepsinin aynı inançta olduğunu söylemek doğru değildir. Çünkü
Alevilerin bir kısmı Melikoff’un dediği inançta bir kısmı ise aksi inançtadır. Örneğin namaz konusunda
Aleviler arasında birlik yoktur. Nitekim Cem Vakfı’nın İstanbul’da yaptığı I. İnanç Önderleri
Toplantısında(27-351), Alevi dedeleri bu konuda ikiye bölünmüşlerdir. Bir kısmı Alevilikte namaz
olmadığını, Alevi ibadetinin sadece cem törenlerinde kılınan halka namazından ibaret olduğunu iddia
ederlerken bir kısmı ise Alevilikte hem Sünnilerde olduğu gibi 5 vakit namaz ve hem de cem
törenlerinde kılınan halka namazının olduğunu öne sürmüşlerdir. Türkiye’deki Aleviler de, dedeleri gibi
bu konuda farklı inanca sahiptirler.
Aleviler arasında oruç konusunda da birlik yoktur. Bazı Aleviler hem ramazan orucunu hem de
Muharrem orucunu kabul etmektedirler(Kuzukıran,2000:83). Bir kısmı ise Alevilikte Ramazan orucuna
yer olmadığını, sadece muharrem orucunun bulunduğuna inanmaktadır. Bazı Aleviler ise Ramazan
orucunu kabul ederken bunun 30 gün olmadığını Ramazanda üç gün oruç tutmanın yeterli
olabileceğine inanmaktadır.
Hac konusunda ise Ege bölgesi Alevileri genellikle Hz. Hüseyin’in şehit edildiği yer olan Kerbela
haccını yaparken, Orta Anadolu ve Çubuk Yöresi Alevileri hem Mekke-Medine hem de Kerbela
Haccını kabul etmektedirler. Örneğin Alevi dedelerinin köyü olan Çubuğun Kargın köyünde 40-50
arasında Mekke-Medine haccı yapan kişi bulunmaktadır(Kuzukıran,2000:84). Oysa Ege bölgesi
Alevilerinden Mekke-Medine Haccı yapan tek kişi, Denizli’nin Yeğenağa Köyünden Bektaş Cengü’dür.
Diğer Aleviler hep Kerbela’ya gitmişlerdir(Türkdoğan,1995:122).
Şu halde Melikoff’un Aleviler, namaz, oruç ve haccı kabul etmezler genellemesi doğru
değildir.
Ayrıca Melikoff, rastladığı bir uç olayı hemen genellemektedir onun iddiasına göre Aleviler
güneşe de tapmaktadırlar. Bu konuda şunları yazmıştır: “Yezidiler, güneşin doğuşunda ve batışı
sırasında yüzlerini güneşe çevirerek dua ederler. Bunun izlerine Alevilerde de rastlanır. Nitekim
Sivas’ta bir adam “babam şafakta dışarı çıkar ve güneşin doğuşunda Ali’ye duada bulunuruz, dedi.
Babasının güneşin doğuşunda “İşte Ali doğuyor” dediğini anlattı(1994:23-24). Görüldüğü gibi Melikoff,
rastladığı bireysel bir olayı genellemekten hiç sakınmıyor. Oysa bilim adamının, bir tek olaya bakarak
genel ve kesin yargılara ulaşmaktan kaçınması gerekir.
Araştırmacı-yazar Burhan Kocadağ(99/9:78), Melikoff hakkında şunları yazmıştır: ”Alevi
dernekleri, cemevleri ve Alevi kuruluşları; Hacı Bektaş Veli’ye meczup, Alevileri yüzyıllarca fitne
bölgelerinde yaşayan insanlar diyen kitabını bir hikmetmiş gibi kapışmakta ve bu kurumların satış
yerlerinde bulundurmaktadırlar. Biraz da bizde bir hastalık var gibi geliyor bana. Bir yabancının
kaleminden çıkan bir kitap gördük mü, hemen dört elle sarılıyoruz, içinde ne yazıyor, doğru mu, yanlış
mı, demiyoruz.”
İngiliz Sosyal Antropologu David Shankland(1993:86-87), ise bu konuda şunları söylemiştir:
“Alevi dininin çok belirli kuralları vardır ve bu din kültür, müzik ve sembollerle doludur. Tanıdığım
Alevilerin hemen hepsi Allah’ın varlığı ve dedelerin kutsal niteliği konusunda şüpheli idiler. Kerbela
öykülerinin gerçek olup olmadığını merak ediyorlardı. Çoğu bu öykülere inancı sürdürme konusunda
güçlük çekiyordu. Ama kültürlerine, tasavvufa ve kullandıkları sembollere çok bağlıydılar. Her şeyi
yukarıdan seyreden bir Tanrı’nın varlığına inanmasalar da, dinsel türkülere çok bağlıydılar. Ben
Hıristiyan bir ülkede doğmuş olmak anlamında Hıristiyan’ım ama, Tanrı’nın varlığına inanmıyorum.
Ancak Mozart’ın dinsel müziğini hayranım. Dinin müzik gibi sembollerini, bir kültür olarak dinden
yararlanmaktan mutluluk duyuyorum. Sanıyorum, Alevilerin yaptıkları da bu, Ali’yi öven şarkılar
söylemeye bayılıyorlar, ama Ali’ye inanmıyorlar.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11.05.08, 00:18
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Yine Shankland(1997:24), bu konuda şunları yazmıştır: “Bir halkın veya toplumun modern
dünyada yerini alabilmesi için bir milli devletin parçası olması gerekir. Devlet vatandaşlarını bağlılık
görmek için eğitir, rehberlik eder, yönetir, zenginleştirir ve korur. İstisnalar dışında bütün bunları
yaşayan kişi, milletin bir ferdidir ve millet de bu ferdin sadakatından emindir. Buna göre Sünni köyler,
merkezi otoriteye karşı koymaz ve onunla bağdaşır. Oysa Alevi kültüründe hükümete itaat etme söz
konusu değildir. Alevi insanı kendi inanışını, dinsel törenini ve fikirlerini terk etmeden modern Türk
Devletine uyum sağlayamaz.
Shakland, Alevilerin merkezi hükümetle bağdaşabilmeleri için Aleviliklerini terketmeleri
gerektiğini yazıyor. Bu görüşler, ister istemez Prof. Baykan Sezer(1981:221)’in şu düşüncelerini akla
getirmektedir: “Batı kendi içindeki gelişmenin aksine, Doğu’da dinsizliği yaymaya çalışıyor. Çünkü Batı
dünya egemenliğinin temelini Doğunun kontrolüne dayandırmaktadır.”
Shakland’ın arzuladığı gibi, eğer Aleviler, Aleviliklerini terkederlerse, onlarda kimlik bunalımı
ortaya çıkar ve toplumsal çözülme kendisini gösterir. Bunun yaygın bir hal almasının bir toplum için ne
kadar tehlikeli olduğunu anlamak zor olmasa gerektir.
Konunun önemini bize doğru kavratabileceği düşüncesiyle, bir araştırmanın sonuçlarını burada
nakletmek istiyorum. Prof. Orhan Türkdoğan, Malakanların Toplumsal Yapısı adlı eserinde sosyal
çözülme tipik bir örneğini şöyle açıklamıştır:
1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Ruslar, Beyaz Rus asıllı Malakanları Kars’ın
Arpaçay İlçesine bağlı Yalınçayır ve Atçılar köylerine yerleştirmişlerdir. Malakanlarda, İçki, sigara,
kumar, hırsızlık, zina, yalan söyleme, adam öldürme yasak normlardandı. Hatta 6 göbek öncesi ile
evlenmek, cinsel yasak olarak kabul ediliyordu. Bu cemaatta ayrıca Müslümanlıktaki namaza benzer
bir ibadet şekli bulunmaktadır.
1959-1962 yılları arasında Türkdoğan tarafından yürütülen bir araştırma sonunda bu cemaatte
büyük bir sosyal çözülme gözlenmiştir. Şöyle ki, geçim sıkıntısı yüzünden değirmencilik yapmak
amacıyla cemaat, Erzurum, Van, Ağrı yörelerine kadar dağılmış, ibadetlerini yapamamışlar ve dağ
başındaki bir değirmen odacığında, kendilerini içkiye vermişlerdir. 6 göbekten evlenme normu
bozulmuş, kendi kızları ile evlenen babalara bile rastlanmıştır.
Malakanlar arasında dinsel bağların zayıflaması, içki, kumar gibi kötü alışkanlıkların yayılması,
evlenme tabusunun bozulması, onları sosyal çözülme denilen bir sürecin eşiğine getirmiştir.
Malakanlar bu durumda sağlıklı bir toplum sayılamazlardı, çünkü grubu ayakta tutan norm ve değerler
sarsılmış, suç işleyenlerin oranı artmıştı. İşe bu anomi sonunda cemaat 1962 yılında Rusya’ya göç
etmek zorunda kalmıştır.
Alman araştırmacı Anton Jozef Dierl ise Anadolu Aleviliğ(73), adlı eserinde şu ifadelere yer
vermektedir. ” Keskin inançlı bir Alevi grubu, Zazaca ve Dersimce’nin milli dil olması ve Alevistan adlı
ulusal bir otonom bölgenin kurulmasını savunmaktadır. Aleviler, Sünnileri cahil ve bağnaz bulduklarını
söyleyeceklerdir. Sünniler ise Alevileri, Hıristiyanlardan da daha kötü görmektedirler. Onlar için
Aleviler, kafirdir, ahlaksızdır, komünisttir. Aradaki çatlaklığın birleştirilemeyecek kadar büyük olduğu
açıktır. Sünniler, Alevilerin Ali’yi Tanrı olarak kabul ettiklerine inanırlar. Aleviler bu suçlamayı kabul
etmezler.
Bir diğer araştırmacı Ruth Mandel Yabancı Ortamlarda Alevi-Bektaşi Kimliği Berlin
Örneği(59-65), adlı çalışmasında şunları yazar: “Sünniler Alevileri Müslüman olmayanlar olarak
tanımlamaktadırlar. Sünniler Alevililerin dini ritüellerine kadınları almaları yüzünden suçlamaktadırlar.
Aleviler de Sünnileri peçe gelenekleri dolayısıyla yobaz ve tutucu olarak eleştirmektedirler. Sünni bakış
açısına göre Aleviler, imansız kafirlerdir. Aleviler sadece düşman Sünnilere karşı değil, aynı zamanda
Türkiye’nin kırsal kesiminde görev yapan jandarmaya karşı da önlem almak zorunda kalmışlardır. Uç
durumlardaki bazı dedeler, senyoraj hakkının çok liberal bir örneği olarak istedikleri herhangi bir kadın
veya kız ile birlikte uyuyabildikleri söylenmektedir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 11.05.08, 00:18
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Benzer düşünceleri bir İtalyan gazetecisinde de görüyoruz. Şöyle ki; 17 Temmuz 1999 günü
Çubuğun Yukarıkaraköy’de görüştüğümüz köy muhtarı Aslan Ayhan, şunları anlattı: “1998 yılında bir
İtalyan gazetecisi bizim köye gelerek benimle görüşmek istedi ve bana şu soruları sordu:
1. 1. Alevilik nedir?
2. 2. Sünnilerle aranız nasıl?
3. 3. Ali’yi Allah olarak kabul ediyor muşsunuz doğru mu?
4. PKK hakkında ne düşünüyorsun?
Bu sorulara ben şu cevapları verdim:
1.Biz Aleviler, Allah’ın kulu, Hz. Muhammed’in ümmetiyiz, kitabımız Kur’an, Adem Sefiyullah
neslinden ve Hz. İbrahim milletindeniz.
2.Sünniler bizim kardeşimiz, bu ülkede birlikte yaşıyoruz, T.C. vatandaşıyız, aramızda herhangi
bir sorun yoktur.
3.Allah gözle görülmez. Peygamberimiz Hz. Muhammet’tirir. Hz. Ali ise Hz. Muhammed’in
damadıdır ve onun Allah’la hiçbir alakası yoktur. Hz. Muhammet, Ali’ye aslanım demiştir. Hz. Ali,
Zülfikar adlı kılıcı ile kafirlerin kafasını koparmıştır. Bu sözler karşısında İtalyan gazetecinin gözleri fal
taşı gibi açıldı.
4. PKK bir terör örgütüdür, Türklüğe düşmandır, Türkiye Cumhuriyetini çökertmek isteyen kötü
bir örgüttür. Bu sözler üzerine İtalyan gazeteci köyümüzden hızla uzaklaştı.
Almanya’nın Manheim şehrinde Musevi, Hıristiyan ve Müslüman kuruluşlar ortak bir
sempozyum düzenliyorlar. Bu toplantıya 3 Musevi hahamı, 11 papaz, 3 cami imamı ve Manheim Alevi
Kültür Merkezi’nden iki kişi katıldı. Bu toplantıda herkes kendi dinini ve kendi inancını yüceltmeye
çalışıyordu. Bir ara Maraş Pazarcıktan İsmail adında bir Alevi, oturumu yöneten Papaza “Ya Ali, Ali’yi
unutuyor musunuz?” dedi. Bunun üzerine Papaz, “Ali’de durun, çünkü o bütün peygamberlerden
üstündür. Siz Alevi misiniz? Sizden rica ediyorum Avrupa’da ve bütün dünyada lobi yapın, Aleviliği
anlatın. Biz size yardım edeceğiz, Aleviliğinizin ön plana çıkması gerekir”, dedi. Bu papaz, ertesi
günü Cem Evine 17.000 Marklık yardım göndermiştir(Cem vakfı,2000:287).
İlk bakışta Papazın düşünceleri ve cem evine para yardımı yapması, doğru ve çok masumane
gelebilir. Fakat bu papaz Hz. Ali’yi bu kadar takdir ederken, onun yeni bir din getirmediğini, kendisinin
de Müslüman olduğunu bilmezden gelmektedir. Papaz, niçin Almanya’daki başka Türk gruplarına değil
de Alevilere yardım etmek istiyor. Aleviler Hıristiyanların nesi oluyor ve bu yakınlık nereden geliyor.
Alevilerin Aleviliklerini ön plana çıkarmak isterken onların Türk oldukları onu neden hiç ilgilendirmez?
Bu gibi sorular, ister istemez bir takım ard niyetlerin olabileceğini akla getirmektedir.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11.05.08, 00:19
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

SONUÇ
Bu yazıda konu edilen Batılıların tutumu ve Batılı bilim adamlarının düşünceleri, Alevi-Sünni
farklılığını körükleyerek bunu düşmanlığa dönüştürmek amacını taşıdıkları şüphesini
uyandırmaktadırlar. Nitekim Albay Stokson, 1920’de Lord Curzon’a gönderdiği resmi yazıda;
Azerbaycan’da Alevi-Sünni zıtlığı büyük, bunu daha da geliştirebilir, diye yazmıştır.
Batılı araştırmacılardan Hasluck, Arnavutluk’taki Bektaşilerin sadece adlarının Müslüman
olduğunu bunların gerçekte Hıristiyan inancını benimsediklerini, Bektaşi olan Yanya’lı Ali Paşa’nın
kendisinin Yanya peygamberi olduğunu söyleyerek peygamberliği alay konusu yaptığını, ayrıca bu
şahsın, başta karısı için olmak üzere ülkede çok sayıda kilise yaptırdığını fakat hiç cami inşa
ettirmediğini yazmaktadır. Bunların ne kadarının doğru olduğunu bilemiyoruz.
İrene Melikoff’a göre Aleviler, Ali’yi Tanrı olarak kabul ettikleri gibi aynı zamanda güneşe de
tapmaktadırlar. Aynı yazara göre yine Aleviler, eski Türk inancı ile Müslümanlık arasında kalmışlar. Bu
yüzden ne eski inançlarını terkedebilmişler ve ne de Müslümanlığı benimseyebilmişlerdir. Onun için de
namaz, oruç, hac gibi İslam ibadeti ile bunların hiçbir ilişkisi yoktur. Asılsız olan bu iddialara Alevi-
Sünni grupların inandıklarını düşünürsek, sonuçta Alevi-Sünni gruplar, birbirlerini yanlış algılayacaklar
ve sonuçta bu gruplar arasında çatışmalar olabilecektir. Eğer Melikoff’un amacı bu değilse, asılsız
iddialarla nereye varmak istemektedir?
İngiliz Antropologu David Shankland, görüştüğü bütün Alevilerin, Tanrı’ya ve Ali’ye
inanmadıklarını, Kerbela’dan şüphe ettiklerini söylemiştir. Aleviler arasında bu inançta insanlar olduğu
gibi Tanrı’ya, Ali’ye ve Kerbela’ya kesin inananlar da bulunmaktadır. Bir bilim adamının kendi inancını
veya belli sayıda kişiden elde ettiği bulguları(bunların doğru olup olmadıkları da şüpheli ama),
genelleştirmesi yanlış olduğu gibi bilim adamına yakışan bir tavır da değildir.
Aynı bilim adamı, Sünni köylerin devlete bağlı, fakat Alevilerin hükümete karşı olduklarını
onların Türk devletine uyum sağlayabilmeleri için Aleviliklerini terketmeleri gerektiğini söylemiştir. Bu
düşünceler de son derece yanlıştır. Çünkü Aleviler, Yavuz Selim’den sonra Osmanlı yönetimi ile
çatıştıkları halde, İstiklal savaşında Atatürk’e destek olmuşlar ve bugün de Türkiye Cumhuriyeti’ne ve
laikliğe son derece bağlıdırlar. Bu rejim sayesinde rahat ve huzur içinde yaşama hakkını elde
etmişlerdir. O halde niçin devlete karşı olsunlar?
Ruth Mandel’e göre Almanya’da yaşayan Aleviler, Sünnileri yobaz ve gerici olarak suçlarken,
Sünniler de Alevileri dinsiz olarak kabul etmektedirler. Peki her iki grupta da makul düşünen ve birbirini
aynı ülkenin insanları ve aynı ulusa mensup kişiler olarak görüp seven ve birbirlerinin inançlarına saygı
duyan insanlar yok mudur? Almanya’da Türk kökenli, Türkiye Cumhuriyetine son derece bağlı çok
sayıda Alevi bulunmaktadır. Kaldı ki, Kürt kökenli Alevilerden Türkiye Cumhuriyetine karşı olan ufak bir
grup olduğunu araştırmacının kendisi de kabul etmektedir. Şu halde bunların çoğunluğu da Türkiye
Cumhuriyetine bağlı vatandaşlarımızdır.
Ayrıca Mandel, Sünnilerin, Alevileri, Ali’yi Tanrı kabul etmekle suçladıklarını Alevilerin bunu
reddettiklerini yazmaktadır. Oysa Melikoff ise Alevilerin bizzat kendilerinin Ali’yi Tanrı olarak kabul
ettiklerini iddia etmektedir. Acaba bu iki savdan hangisi doğrudur?
Aynı araştırmacı bazı dedelerin istedikleri kız ve kadınlarla yatabildiklerini de yazmaktadır ki, bu
tamamen iftiradır. Araştırmacı, galiba dedeleri, günah çıkartan kilise papazları ile karıştırmaktadır. Bir
defa Aleviler namus konusuna son derece düşkündürler. Eskiden zina yapan erkek ve kadın
öldürülürdü. Bırakınız dedenin böyle bir şey yapmasını bugün bile kırsal kesimde dedenin çocuğu zina
yapsa dede, bu yüzden düşkün sayılıp kendisinden dedelik görevi alınmaktadır.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11.05.08, 00:19
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Deli Dolu
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 373
Ettiği Teşekkür: 32
61 tane iletisine 78 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!Mehmet Yücel olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Alevilik - Bektaşilik ve Batılı araştırmacılar

Yine Alman araştırmacı Anton Jozef Dierl’e göre, Almanya’daki Aleviler, Sünnileri cahil ve
bağnaz olarak kabul etmektedirler. Sünniler de Alevileri kafir, ahlaksız, komünist ve Hıristiyandan da
daha kötü görmektedirler. Aradaki çatlaklık birleştirilemeyecek kadar büyüktür. İki grup Dierl’in iddia
ettiği gibi birbirini bu kadar düşman görüyorsa ve biraraya gelmeleri mümkün değilse her an çatışma
olabilir, düşüncesini akla getirmektedir. Gerçek bu değildir, geçmişte iç ve dış ajanlar tarafından ufak
çapta Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas’ta yapay çatışmalar yaratılmışsa da gerek Alevilerde ve
gerekse Sünnilerde aklı başında ve ülkenin birliğini bütünlüğünü isteyen milyonlarca insan vardır.
Onun için Dierl’in bu arzusu gerçekleşmeyecektir.
1998 yılında Çubuğun Yukarı Karaköyü’ne gelen bir İtalyan gazetecinin, köy Muhtarı Aslan
Ayhan’a, sordukları sorular arasında, Ali’yi Allah olarak kabul edip etmedikleri ve PKK hakkında
ne düşündükleri, bulunmaktadır.
Yine Almanya’nın Manheim şehrindeki bir papaz bir Alevi vatandaşımıza “Aleviliğinizi ön plana
çıkarın, size bu konuda yardım edeceğiz” demiştir. Niçin Alevilerin Türklükleri değil de Alevilikleri ön
plana çıkarılmak istenmektedir?
Yukarıda birkaç örneğini gördüğümüz gibi Alevilik araştırması yapan yabancılar, konuya,
genellikle objektif değil önyargılı olarak yaklaşmaktadırlar. Bu sebeple daha fazla sayıda Türk bilim
adamının bu konuya eğilmesi gerekmektedir. Yerli araştırmacıların çalışmalarının iki toplumun
bütünleşmesine büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Oysa Türkiye’de bu konuda araştırma
yapmanın teşvik edilmesi şöyle dursun engellenmeye bile çalışılmaktadır. En aklı başında
diyebileceğimiz bilim adamlarından bazıları benim, boş iş ile uğraştığını emeğimin buna
değmeyeceğini söylemişlerdir. Biz önce bilim adamlarının ön yargılarını yıkmalıyız ki, sıra kendi işiyle
meşgul vatandaşlara gelsin.

KaynakPDF
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
bektasilik, alevilik

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz