Orta Çağ’ın geleneksel, otoriteye bağlı, katı mantıkçı düşünsel yapısına bir başkaldırı olarak kendini ortaya koyan Aydınlanma Dönemi düşüncesinin yarattığı ciddi atılım, hem 18. yüzyıl bilimsel devriminin gelişmesini sağlamış ve hem de geleneksel bilim dallarından belirli yönlerden farklılıklar taşıyan yeni disiplinlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tarih, sosyoloji ve psikoloji gibi disiplinlerin bu yüzyılda bağımsız birer bilim dalı haline gelmeleri, bu gelişmenin bir sonucudur. Ancak bu çalışmada asıl üzerine vurgu yapılacak nokta bilimsel devrimdir.
Batı kültür çevreninin ısrarla ve haklı bir biçimde önplana çıkarmak istediği bilimsel devrim, aslında modernitenin tarihsel utkusunun somutlaştığı bir dönemdir. Çünkü bu döneme iki unsur egemendir: Usçuluk ve bilim. Usçuluğun (Rasyonalizm) vurgu yaptığı öğeler, insan aklı, öznellik ve yöntemsel kuşkudur. Bilimin vurgusu ise, ideal örneğini Newton’un verdiği düşünülen ve bütün doğayı mekanik etkileşimle açıklamayı hedefleyen Mekanikçi Kuram’dır.
Mekanikçi Kuram, tarihte bilim ve felsefenin karşılaştıkları ilk büyük anın bir sonucu ve ürünüdür. Tüm fiziksel olguların mekanik ilkelere dayanılarak açıklanabileceği savını temele alan Mekanikçi Kuram’ın yoğun etkisiyle doğal olarak, tüm doğa olgularının bu anlayışa dayanılarak anlamlandırıldığı ve açıklandığı bir bilim modeli gelişmiş ve bu Newton’un Principia’sında olağanüstü bir başarı olarak ortaya çıkmıştır. Öyle ki, Newton’un Principia’da sergilediği tutarlı aksiyomatik yapı, hem kendisinin yaşadığı dönemde, hem de daha sonraki dönemlerde tüm bilim dalları tarafından öykünülecek bir başarı haline gelmiştir. Bu yüzden o sıralarda bilim yapmak demek, örneğin ısı, ışık veya akışkanlara ilişkin olguları mekanik modellere indirgemek anlamına gelmekteydi. Mekanik görüşün fiziğin tümüne egemen olması da bu demekti. 19. yüzyıla gelinceye dek kimse bu görüşün yıkılabileceğini aklından geçirmediği gibi, ilerdeki tüm gelişmelerin de bu çerçeve içinde süreceği sanılıyordu.1
Bu yaklaşımın esasını oluşturan savsungu (argüman) şöyle geliştirilmişti: Bütün evren, Newton yasalarına uyan koskocaman bir makinedir. Dolayısıyla da, mekanik bir sistemin şu andaki
durumunu, yani sistemi oluşturan parçacıkların hızları ile konumlarını ve bunlar arasındaki etkin kuvvetleri biliyorsak, o sistemin gelecekte veya geçmişte herhangi bir andaki durumunu kesinlikle belirleyebiliriz. Zaten bir problemin mekanik çözümü de bu demektir. Öyleyse, evreni büyük bir makine saydığımızda ve şu andaki durumuyla etkin kuvvetleri de biliyorsak, geleceğini herhangi bir anında en küçük ayrıntısına varıncaya dek öngörebiliriz.2 Bundan dolayı, daha sonra gelen fizikçiler de, doğal olarak, dönemin fiziğinin gözde konusu olan elektromanyetik dalgalar da dahil olmak üzere, boş uzayda her türlü yayılım için mekanik bir model aramışlardır. Bu model içerisinde tutarlı bir devinim açıklaması yapabilmek için de bilim adamları, yine kökleri felsefeden gelen, adeta sonsuz katılığa sahip bir maddeye, etere gereksinim duymuşlardır. Çünkü eğer bu türden maddesel bir ortam söz konusu değilse, o zaman örneğin elektromanyetik dalgaları Mekanikçi Kuram’a dayanarak açıklamak da olanaksızlaşacaktır. Aslında elektromanyetik dalgaların yayılması için hava, su veya başka bir maddesel ortama gereksinim olmadığından, diğer dalgalardan farklı olarak bunlar maddesel bir ortamı gerektirmezler. Zaten bunları diğer dalga türlerinden ayıran en belirgin özellikleri de budur. Ancak mekanik görüşün etkisiyle hareket eden 19. yüzyıl fizikçileri, bunun aksine, elektromanyetik dalgaların yayılmasına aracılık eden maddesel bir ortamın varlığını zorunlu sayıyorlardı, çünkü mekanik dalgalar ancak maddesel bir ortamda yayılabilirdi. Bu ortam eterdi ve eter tüm evreni doldurduğundan, elektromanyetik dalgaların geçişine de aracılık etmekteydi.3
Eterin bilim adamlarının dünyasında üstlendiği yol gösterici marifet bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Bilimsel devrimin muhteşem bilgini Newton da zaman zaman bu rüzgâra kendini kaptıranlardan birisidir. Descartes’ın savunduğu mekanikçi görüşün etkisiyle olsa gerek, Newton da eterden hem çekim yasasının, hem de ışık parçacıklarının boşlukta iletilmesinin açıklanması gibi, birbirinden çok farklı amaçlar için yararlanma yoluna gitmiştir. Bununla birlikte, mekanik felsefenin zaman zaman yaratığı baskıya karşı koymak ve bu bağlamda evrensel çekim veya ters kare kanununu açıklamak için, yama bir varsayım olarak da kullanılmıştır.4
Felsefenin geliştirdiği bir düşünsel platformun, çağının bilimini ne denli ve nasıl etkilediğinin somut bir göstergesi olan bu gelişmeden sonra, yukarıda belirtildiği üzere, yirminci yüzyılın başlarında bir kez daha felsefe ve bilim yüzleşmek durumunda kalacaklardır. Ancak bu yüzleşmeye değinmeden önce, mekanikçi görüşe bağlı kalan bilimde ortaya çıkan olağanüstü
gelişmelerin de felsefeyi etkilediği ve Pozitivizmi egemen bir konuma taşıdığını belirtmek yerinde olur.
Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Felsefe Bölümü