Dinler ve Alkollü İçki :
Alkolün kutsal yeri Hrıstiyan dininde de sürmektedir. Şarabın "İsa'nın kanı" olarak kutsal sayıldığı, dinsel törenlerin aracı durumuna geldiği bildirilmiştir (1). Batıda kilisenin büyük kudret kazanmasından sonra manastırların geniş bağlarında şarap mahzenleri kurulmuştur. Zaten şampanyayı ve mantarı keşfeden ilk kişinin Papaz Don Perignon olduğu belirtilmektedir. Manastırlarda, hem ayinlerde içmek hem de kiliseye kazanç sağlamak amacıyla büyük miktarlarda şarap üretildiği bildirilmiştir. Musevilikte sarhoş olmamak koşuluyla içki içilmesi , dinsel bir gelenek olarak kalmıştır. Tevrat, şarabı "kullanılan en eski ilaç" olarak tanımlamıştır (5).
İslam dini alkol içmeyi günah saymıştır. Şeytanın üzümden çıktığı, şarabın içinde üzüm suyundan başka, aslan, maymun, domuz, kuzu kanının bulunduğu söylentilerinin günümüze kadar süregeldiği bildirilmiştir (1).
Prof. Süleyman Ateş’in Kur’an-ı Kerim Tefsiri’nde belirttiğine göre Hz.Muhammed'in şairi Hassan (büyük bir ihtimalle içki yasağından önce) şöyle demiştir: "Şarabı içeriz, bizi krallara, karşı konulmaz aslanlara çevirir." Bir başkası da: " Şarap içince birden kendimi padişah sofrasının ve sedirin sahibi görüyorum, ama uyanınca sadece koyunluk ve deve sahibi olduğumu anlıyorum." demiştir (14).
Razi'ye göre Hamr (içki, şarap) hakkında 4 ayet inmiştir. İlk olarak Nahl suresinin 67.ayetinde "Hurmanın ve üzümün meyvalarından sarhoşluk ve güzel rızık elde ediyorsunuz." denmektedir. Bu dönemde müslümanlar içkiyi helal olarak içiyorlardı. Daha sonra Bakara suresinin 219. ayeti inmiştir: " Sana içki ve kumar soruyorlar. De ki; o ikisinde büyük günah ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların günahı yararından büyüktür..." (1,9,14). Burada günah, içki içip sarhoş olduktan sonra görülen sövmeler, kavgalar ve öldürmelerdir. Yararlar ise ticaret ve lezzettir. Bu iki ayeti, Nisa suresinin 43.ayeti: "Ey inananlar! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın ki, ne dediğinizi bilesiniz." ve Maide suresinin 40.ayeti: "Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şeytan işi pisliktir. Bundan kaçının ki saadete eresiniz." izlemiştir. Bu ayetlerden sonra içki içenlerin sayısı oldukça azalmıştır. İslam bilginlerinin bir kısmı, tefsiri yapılan ayetin haram bildirmediğini, bir kısmı ise bildirdiğini söylemişlerdir (14).
Hamr; örtmek anlamındadır. Aklı uyuşturup örttüğü için şaraba "hamr" denmiştir (9, 14). Hamr'ın ne olduğu hakkında mücehhidler iki gruba ayrılmışlardı. Malik, Şafii, Hanbel, Hicazlılara göre gerek üzüm gerekse hurma arpadan, buğdaydan elde edilen sarhoş edici içki hamrdır (14).
Iraklılara yani Ebu Hanife ve diğerlerine göre hamr yalnız, üzüm suyundan yapılan alkollü içkidir. Hurma, buğday gibi diğer maddelerden yapılan alkollü içkiye hamr değil, "nebiz" denir. "Şıradan, kuru üzümden, hurmadan, buğdaydan, darıdan yapılan şaraplar vardır. Bu sizi her sarhoş edici şeyden menederim." hadisi alkollü içkilerin hepsinin yasaklandığını bildirir. "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır." hadisi ise bilginleri ikiye bölmüştür. Tırmizi bu hadisin garip olduğunu söylemiştir. Iraklılar ise yalnız üzümden yapılan alkollü içkiye hamr dediklerinden şarabın haram olduğuna inanırlar. Nebizler, hamrı yasaklayan ayetlerin hükmü altına girmez diye düşünürler. Onlara göre sünnette sarhoş edecek kadar nebiz içmek haramdır ve nebizlerden haram olan üçüncü kadehtir (14).
Türkler, bir hamlede Müslüman olmamışlardır. İslamlaşma dönemi yüzyıllarca sürmüştür. Önceki dönemlerde yeryüzü dinlerinin birçoğunu tanıdıkları ve etkisi altında kaldıkları belirtilmektedir: Şamanizm, Manicilik, Zerdüştlük, Budhacılık, Nasturilik, Ortodoks veya Katolik Hristiyanlık ve Musevilik gibi (15).
İslam dini içinde ortaya çıkan gizemci (tasavvufi) akımlar akıl, mantık ve sezgi ışığı altında Kur'an-ı Kerim'in açık, dışsal (zahiri) anlamını yorumlayarak bunun altında içsel, gizli (batıni) anlamlar bulmuşlar. Hz. Muhammed'in hadislerine değişik yorumlar getirmişlerdir. Böylece İslam dininin katı, dogmatik kalıplarına, ilke ve kurallarına karşı, tanrıyı, gerçeği insanın iç dünyasında arayan mezhep ve tarikatlar doğmuştur (1).
Şeriatın katı kurallarına karşı çıkarak "içki içmeyi yasaklar arasında saymamak" Bektaşilik'te ve Alevilik'te kurumlaşmıştır. Yasak olanın içki değil sarhoşluk olduğuna inanıldığı belirtilmektedir. Bektaşi inancında ve bazı yörelerde Alevi inancında "ayin-i cem" denen törende içki içilir (9,16, 17,18). Şarap olan bu içkiye "dolu" denir. Alevi cemlerine içkinin, XV. yüzyıl sonlarında Rumeli’nde Akyazılı Sultan zamanında girdiği daha önce şarabın yerine şerbet içildiği bildirilmektedir (17).
Ayin-i cem'de içki içmek dem almaktır (9). Bacılar ve içkiye dayanamayanlar şerbet içerler (16). Alevi cem törenlerinde içki içmek zorunlu değildir (17). İçerken ölçüyü kaçıran, sarhoş olan kişi önce uyarılır, uyarıyı anlamazsa dışarı atılır ve bir süre törene alınmaz. Çünkü ana düstur eline, beline, diline sahip olmaktır. Aleviler, içkiyi bir edepsizlik unsuru yapanlara bunun haram olduğuna inanmaktadırlar. Alevilik heterojen özellikler gösterdiğinden bölgeden bölgeye farklılıklar göstermektedir. Bazı yerlerde cem ayini sırasında içki kullanılmadığı, onun yerine şerbet ya da şıra hatta sirke kullanıldığı bildirilmiştir (9,17, 18).
Çoğu tarikat müridi olan divan şairleri de kimi kez içki, şarap (bade) ve sarhoşluk sözcüklerini simgesel olarak kullanmışlar, çoğu kez şarap (bade) ve esrar ( beng) kullanarak yaşantılarını dizelerine yansıtmışlardır (1). Fuzuli, Nefi, Hayali, Meliki, Nesimi, Hatayi, Harabi bunlardan bazılarıdır (9).
Iraklılara yani Ebu Hanife ve diğerlerine göre hamr yalnız, üzüm suyundan yapılan alkollü içkidir. Hurma, buğday gibi diğer maddelerden yapılan alkollü içkiye hamr değil, "nebiz" denir. "Şıradan, kuru üzümden, hurmadan, buğdaydan, darıdan yapılan şaraplar vardır. Bu sizi her sarhoş edici şeyden menederim." hadisi alkollü içkilerin hepsinin yasaklandığını bildirir. "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır." hadisi ise bilginleri ikiye bölmüştür. Tırmizi bu hadisin garip olduğunu söylemiştir. Iraklılar ise yalnız üzümden yapılan alkollü içkiye hamr dediklerinden şarabın haram olduğuna inanırlar. Nebizler, hamrı yasaklayan ayetlerin hükmü altına girmez diye düşünürler. Onlara göre sünnette sarhoş edecek kadar nebiz içmek haramdır ve nebizlerden haram olan üçüncü kadehtir (14).
Türkler, bir hamlede Müslüman olmamışlardır. İslamlaşma dönemi yüzyıllarca sürmüştür. Önceki dönemlerde yeryüzü dinlerinin birçoğunu tanıdıkları ve etkisi altında kaldıkları belirtilmektedir: Şamanizm, Manicilik, Zerdüştlük, Budhacılık, Nasturilik, Ortodoks veya Katolik Hristiyanlık ve Musevilik gibi (15).
İslam dini içinde ortaya çıkan gizemci (tasavvufi) akımlar akıl, mantık ve sezgi ışığı altında Kur'an-ı Kerim'in açık, dışsal (zahiri) anlamını yorumlayarak bunun altında içsel, gizli (batıni) anlamlar bulmuşlar. Hz. Muhammed'in hadislerine değişik yorumlar getirmişlerdir. Böylece İslam dininin katı, dogmatik kalıplarına, ilke ve kurallarına karşı, tanrıyı, gerçeği insanın iç dünyasında arayan mezhep ve tarikatlar doğmuştur (1).
Şeriatın katı kurallarına karşı çıkarak "içki içmeyi yasaklar arasında saymamak" Bektaşilik'te ve Alevilik'te kurumlaşmıştır. Yasak olanın içki değil sarhoşluk olduğuna inanıldığı belirtilmektedir. Bektaşi inancında ve bazı yörelerde Alevi inancında "ayin-i cem" denen törende içki içilir (9,16, 17,18). Şarap olan bu içkiye "dolu" denir. Alevi cemlerine içkinin, XV. yüzyıl sonlarında Rumeli’nde Akyazılı Sultan zamanında girdiği daha önce şarabın yerine şerbet içildiği bildirilmektedir (17).
Ayin-i cem'de içki içmek dem almaktır (9). Bacılar ve içkiye dayanamayanlar şerbet içerler (16). Alevi cem törenlerinde içki içmek zorunlu değildir (17). İçerken ölçüyü kaçıran, sarhoş olan kişi önce uyarılır, uyarıyı anlamazsa dışarı atılır ve bir süre törene alınmaz. Çünkü ana düstur eline, beline, diline sahip olmaktır. Aleviler, içkiyi bir edepsizlik unsuru yapanlara bunun haram olduğuna inanmaktadırlar. Alevilik heterojen özellikler gösterdiğinden bölgeden bölgeye farklılıklar göstermektedir. Bazı yerlerde cem ayini sırasında içki kullanılmadığı, onun yerine şerbet ya da şıra hatta sirke kullanıldığı bildirilmiştir (9,17, 18).
Çoğu tarikat müridi olan divan şairleri de kimi kez içki, şarap (bade) ve sarhoşluk sözcüklerini simgesel olarak kullanmışlar, çoğu kez şarap (bade) ve esrar ( beng) kullanarak yaşantılarını dizelerine yansıtmışlardır (1). Fuzuli, Nefi, Hayali, Meliki, Nesimi, Hatayi, Harabi bunlardan bazılarıdır (9).
Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Psikoloji Bölümü