Küreselleşmenin Ekonomik Boyutları:
Bu bölümde inceleyeceğimiz ekonomik gelişmeler “Yeni Dünya Düzeni” kavramıyla ifade edilmektedir. “Yeni ekonomik düzen, 1970’li yılların sonu ve 1980’li yılların başında ABD’de muhafazakarların piyasa ekonomisini kamu müdahalelerinden arındırma eylemiyle başladı. Reganomics, başkan Reagan dönemini tanımlayan ve daha serbestleştirilmiş bir dünya ekonomisi yaratmak amacına dönük politikalar demetini oluşturan bu yeni ekonominin adı oldu” (Kazgan 2000:89).
Bu gelişmeyle birlikte sermayedar sınıfı ulus-devletin gücünü, politikalarını ve sınırlarını aşmaya başladı. Bunun yanında çok uluslu şirketlerin gelişmesi ve sermaye akışındaki yüksek hareketlilik, bu konunun ulus-devletin denetimi dışında kalmasına neden oldu.
Yıldızoğlu (1996:17), küresel ekonominin ve yeni yatırım araçlarının çeşitli ülke pazarlarında krizlere yol açabileceğini, merkez bankalarını iktidarsızlaştırabileceğini, hükümet politikalarını anında etkisizleştirebilen istikrarsız bir sermaye piyasası oluşturabileceğini belirtmekle ekonominin ulus-devlet denetiminin dışında olduğunu göstermektedir.
Ayrıca soğuk savaşın bitmesiyle birlikte, devletçiliğin önemini yitirmesi, Doğu-Avrupa ve Rusya’nın uluslararası kapitalizme eklemlenmeye başlaması ve serbest piyasa ekonomisine geçmeleri çok uluslu şirketlerin faaliyet alanının artmasına ve yaygınlaşmasına neden oldu. Buna paralel olarak Giddens (1998:72), günümüzde ticari kuruluşlar ve özellikle de ulus aşırı şirketlerin ellerinde çok büyük ekonomik güç bulundurabildiklerini ve kendi ülkelerindeki veya herhangi bir başka ülkedeki siyasaları etkileme gücüne sahip olduklarını belirtmektedir. Ancak ticari kuruluşların halen ulus-devletle rekabet edemeyecekleri konular da vardır. Giddens bu konulardan birinin toprak bütünlüğünü ve şiddet araçlarının kontrolünü sağlayamamaları olduğunu söyler. Bu husus günümüzde ulusal güvenlikten halen ulus-devletin sorumlu olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Kazgan (2000:221), Türkiye’nin de içinde bulunduğu, gelişmekte olan ülkelerin ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde uygulanan devletin ekonomiye mücadeleci yaklaşımıyla ekonomik büyümeyi gerçekleştirebildiklerini ancak günümüzde bu devletlerin öncelikli amaçlarının Batı’nın sermaye patronlarına ve güçlü uluslarına hizmet etmeleri nedeniyle devletin ekonomiye müdahalesinin azaltılması ve serbestleşme/özelleştirme politikasının kabulü olduğunu söyler. Gelişmş ülkelerin dayattığı siyasal ve ekonomik politikalar gün geçtikçe artmaktadır. Bunun sonucu olarak 1990’dan bu yana gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler arasındaki ekonomik büyüme hızı farkı iyice artmıştır. Bu durum uluslar arası alanda ürünler ve hizmetler açısından karşılıklı bağımlılık ve hiyerarşilere neden olmaktadır.
Soğuk savaş dönemi koşullarında, iki taraf arasındaki ideolojik ve siyasi kamplaşma azgelişmiş ülke ekonomilerinin büyümesine izin verirken, Berlinduvarının yıkılmasıyla birlikte uluslar arası alanda ideolojik mücadelenin bitmesi, bu ülkelerin gelişmiş Batı ülkelerine bağımlılığını arttırmaktadır. Bu durum Türkiye gibi dış borç açısından zor durumda olan ülkeler için daha etkili olmakta ve ulus-devletin ekonomik alandaki işlevlerini büyük oranda kısıtlamaktadır.
Böylece, ekonomik büyümesini gerçekleştiremeyen ulus-devlet, eşit gelir dağılımı sağlayamama, sosyal devlet olamama, teknolojik yeniliklere ayak uyduramama ahlakın eğitim/beslenme/sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamama ve demokrasiyi gerçekleştirememe sorunlarıyla karşılaşmaktadır. Kısacası ulus-devlet giderek temel işlevlerini yitirmeye başlamış ve böylece ulus bütünlüğünü koruma işlevi de tehlikeye girmiştir. Bu bağlamda, küreselleşmenin dayandığı ekonomik politikayı benimsemek ve desteklemek zorunda bırakılmışlardır.
Ulus-devlet ekolojik sorunlara bile çözüm getirememektedir. Özellikleçevre ülkeler açısından geçerli olan bu tehdit., Soğuk Savaş dönemindeki nükleer silah tehdidinin yerni almış görünmekte ve toplum hayatını tehlikeye sokmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin küresel tehlikelerine rağmen bu konuda tam bir başarıya ulaştıkları söylenemez. Tüm bu gelişmelerin sonucunda vatandaşlarına iş sağlama işlevini bile kaybetmiş olan ulus-devlet giderek saygınlığını yitirmeye başlamıştır. Bu durum ulus-devletin bir krizle karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.
“Ulus-devletin işlevi ve yapıştırıcı gücü, aynı zamanda gelir bölüşümünü düzeltme girişiminde, o sayede refahının düzeleceği beklentisine giren farklı alt kimlikli kitlelerin bütün içinde kalmasından kaynaklanır. Eğer hükümet giderek birde sosyal giderleri kısıp, gelir bölüşümünü bozan politikalara zorlanıyorsa, ulus-devletler bu işlevleri yitirmiş demektir” (Kazgan 2000:235)
Küreselleşmenin taşıdığı belirsizlikleri ve çelişkileri en yoğun haliyle bünyesinde taşıyan boyut, küreselleşmenin ekonomik boyutudur. Küreselleşmenin çelişkilerine değinen Oran (2000:41), ulus-devletin ekonomik alandan yavaş yavaş ekildiğini belirtmekte ve bunu iki nedene bağlamaktadır. Bunlardan ilki, uluslaraarası rejimlerin gelişmesiyle ilgilidir. Uluslar arası sermaye ve örgütlerin hem sayılarının hem de yetki alanlarının artmasıyla birlikte, ulus-devletin işlevleri azalmakta, siyasal ve ekonomik fonksiyonlarında daralma yaşanmaktadır.
Diğer neden ise, birincinin tersi olarak, ulusaltı yerel ve bölgesel rejimlerin yükselişiyle ilişkilidir. Bugün yerel ekonomi, global ekonominin bir aracı olarak gelişme göstermektedir. Ekonomide arz yönü önemli hale geldiğinden, her seviyede üretme ve yerel kaynaklara başvurulmaya başlanmıştır. “Anadolu Kaplanları” olarak anılan Anadolu sermayesinin yükselişi buna bir örnek olarak verilebilir.
Tüm bu ekonomik gelişmelerin sonucu olarak günümüzde ulusal devletin amaçlarında öncelik sıralamaları değişmektedir. Oran (2000:44), ulus-devletin değişen amaçlarını şu şekilde sıralamaktadır:
1. İçte tam istihdam yerine, dışta uluslar arası rekabet amacı geçmektedir.
2. Gelirin yeniden dağılımını engelleyen sosyal hakların yerine, kaynakları üretime sevk etmeyi hedefleyen bir biçimde sosyal politikanın yeniden düzenlenmesi (yani, sosyal hakların azaltılması) geçmektedir. Örn, emeklilik yaşının yükseltilmesi, transfer harcamalarının ve sübvansiyonların azaltılması.
3. Devletin başat rolü yerine, yeni yönetim mekanizmaları geçmektedir. Tüm bunların sonucu olarak, ulusal devletin amacı artık “dengeli ulusal ekonomi” değil, “uluslar arası rekabet edebilen ekonomi” dir.
Tüm bunların sonucu olarak, ulusal devletin amacı artık “dengeli ulusal ekonomi” değil, “uluslar arası rekabet edebilen ekonomi”dir.
» Nüve Forum » akademik » Fen Edebiyat Fakültesi » Sosyoloji Bölümü »










Normal
