Nüve Forum


Sosyoloji Bölümü hakkinda Küreselleşme ve Ulus ile ilgili bilgiler


Küreselleşmenin Ekonomik Boyutları: Bu bölümde inceleyeceğimiz ekonomik gelişmeler ***8220;Yeni Dünya Düzeni***8221; kavramıyla ifade edilmektedir. ***8220;Yeni ekonomik düzen, 1970***8217;li yılların sonu ve 1980***8217;li yılların başında ABD***8217;de muhafazakarların piyasa ekonomisini kamu müdahalelerinden

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 05.07.08, 08:09
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Cevap: Küreselleşme ve Ulus

Küreselleşmenin Ekonomik Boyutları:
Bu bölümde inceleyeceğimiz ekonomik gelişmeler ***8220;Yeni Dünya Düzeni***8221; kavramıyla ifade edilmektedir. ***8220;Yeni ekonomik düzen, 1970***8217;li yılların sonu ve 1980***8217;li yılların başında ABD***8217;de muhafazakarların piyasa ekonomisini kamu müdahalelerinden arındırma eylemiyle başladı. Reganomics, başkan Reagan dönemini tanımlayan ve daha serbestleştirilmiş bir dünya ekonomisi yaratmak amacına dönük politikalar demetini oluşturan bu yeni ekonominin adı oldu***8221; (Kazgan 2000:89).
Bu gelişmeyle birlikte sermayedar sınıfı ulus-devletin gücünü, politikalarını ve sınırlarını aşmaya başladı. Bunun yanında çok uluslu şirketlerin gelişmesi ve sermaye akışındaki yüksek hareketlilik, bu konunun ulus-devletin denetimi dışında kalmasına neden oldu.
Yıldızoğlu (1996:17), küresel ekonominin ve yeni yatırım araçlarının çeşitli ülke pazarlarında krizlere yol açabileceğini, merkez bankalarını iktidarsızlaştırabileceğini, hükümet politikalarını anında etkisizleştirebilen istikrarsız bir sermaye piyasası oluşturabileceğini belirtmekle ekonominin ulus-devlet denetiminin dışında olduğunu göstermektedir.
Ayrıca soğuk savaşın bitmesiyle birlikte, devletçiliğin önemini yitirmesi, Doğu-Avrupa ve Rusya***8217;nın uluslararası kapitalizme eklemlenmeye başlaması ve serbest piyasa ekonomisine geçmeleri çok uluslu şirketlerin faaliyet alanının artmasına ve yaygınlaşmasına neden oldu. Buna paralel olarak Giddens (1998:72), günümüzde ticari kuruluşlar ve özellikle de ulus aşırı şirketlerin ellerinde çok büyük ekonomik güç bulundurabildiklerini ve kendi ülkelerindeki veya herhangi bir başka ülkedeki siyasaları etkileme gücüne sahip olduklarını belirtmektedir. Ancak ticari kuruluşların halen ulus-devletle rekabet edemeyecekleri konular da vardır. Giddens bu konulardan birinin toprak bütünlüğünü ve şiddet araçlarının kontrolünü sağlayamamaları olduğunu söyler. Bu husus günümüzde ulusal güvenlikten halen ulus-devletin sorumlu olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
Kazgan (2000:221), Türkiye***8217;nin de içinde bulunduğu, gelişmekte olan ülkelerin ancak II. Dünya Savaşı***8217;ndan sonraki dönemde uygulanan devletin ekonomiye mücadeleci yaklaşımıyla ekonomik büyümeyi gerçekleştirebildiklerini ancak günümüzde bu devletlerin öncelikli amaçlarının Batı***8217;nın sermaye patronlarına ve güçlü uluslarına hizmet etmeleri nedeniyle devletin ekonomiye müdahalesinin azaltılması ve serbestleşme/özelleştirme politikasının kabulü olduğunu söyler. Gelişmş ülkelerin dayattığı siyasal ve ekonomik politikalar gün geçtikçe artmaktadır. Bunun sonucu olarak 1990***8217;dan bu yana gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler arasındaki ekonomik büyüme hızı farkı iyice artmıştır. Bu durum uluslar arası alanda ürünler ve hizmetler açısından karşılıklı bağımlılık ve hiyerarşilere neden olmaktadır.
Soğuk savaş dönemi koşullarında, iki taraf arasındaki ideolojik ve siyasi kamplaşma azgelişmiş ülke ekonomilerinin büyümesine izin verirken, Berlinduvarının yıkılmasıyla birlikte uluslar arası alanda ideolojik mücadelenin bitmesi, bu ülkelerin gelişmiş Batı ülkelerine bağımlılığını arttırmaktadır. Bu durum Türkiye gibi dış borç açısından zor durumda olan ülkeler için daha etkili olmakta ve ulus-devletin ekonomik alandaki işlevlerini büyük oranda kısıtlamaktadır.
Böylece, ekonomik büyümesini gerçekleştiremeyen ulus-devlet, eşit gelir dağılımı sağlayamama, sosyal devlet olamama, teknolojik yeniliklere ayak uyduramama ahlakın eğitim/beslenme/sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamama ve demokrasiyi gerçekleştirememe sorunlarıyla karşılaşmaktadır. Kısacası ulus-devlet giderek temel işlevlerini yitirmeye başlamış ve böylece ulus bütünlüğünü koruma işlevi de tehlikeye girmiştir. Bu bağlamda, küreselleşmenin dayandığı ekonomik politikayı benimsemek ve desteklemek zorunda bırakılmışlardır.
Ulus-devlet ekolojik sorunlara bile çözüm getirememektedir. Özellikleçevre ülkeler açısından geçerli olan bu tehdit., Soğuk Savaş dönemindeki nükleer silah tehdidinin yerni almış görünmekte ve toplum hayatını tehlikeye sokmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin küresel tehlikelerine rağmen bu konuda tam bir başarıya ulaştıkları söylenemez. Tüm bu gelişmelerin sonucunda vatandaşlarına iş sağlama işlevini bile kaybetmiş olan ulus-devlet giderek saygınlığını yitirmeye başlamıştır. Bu durum ulus-devletin bir krizle karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.
***8220;Ulus-devletin işlevi ve yapıştırıcı gücü, aynı zamanda gelir bölüşümünü düzeltme girişiminde, o sayede refahının düzeleceği beklentisine giren farklı alt kimlikli kitlelerin bütün içinde kalmasından kaynaklanır. Eğer hükümet giderek birde sosyal giderleri kısıp, gelir bölüşümünü bozan politikalara zorlanıyorsa, ulus-devletler bu işlevleri yitirmiş demektir***8221; (Kazgan 2000:235)
Küreselleşmenin taşıdığı belirsizlikleri ve çelişkileri en yoğun haliyle bünyesinde taşıyan boyut, küreselleşmenin ekonomik boyutudur. Küreselleşmenin çelişkilerine değinen Oran (2000:41), ulus-devletin ekonomik alandan yavaş yavaş ekildiğini belirtmekte ve bunu iki nedene bağlamaktadır. Bunlardan ilki, uluslaraarası rejimlerin gelişmesiyle ilgilidir. Uluslar arası sermaye ve örgütlerin hem sayılarının hem de yetki alanlarının artmasıyla birlikte, ulus-devletin işlevleri azalmakta, siyasal ve ekonomik fonksiyonlarında daralma yaşanmaktadır.
Diğer neden ise, birincinin tersi olarak, ulusaltı yerel ve bölgesel rejimlerin yükselişiyle ilişkilidir. Bugün yerel ekonomi, global ekonominin bir aracı olarak gelişme göstermektedir. Ekonomide arz yönü önemli hale geldiğinden, her seviyede üretme ve yerel kaynaklara başvurulmaya başlanmıştır. ***8220;Anadolu Kaplanları***8221; olarak anılan Anadolu sermayesinin yükselişi buna bir örnek olarak verilebilir.
Tüm bu ekonomik gelişmelerin sonucu olarak günümüzde ulusal devletin amaçlarında öncelik sıralamaları değişmektedir. Oran (2000:44), ulus-devletin değişen amaçlarını şu şekilde sıralamaktadır:
1. İçte tam istihdam yerine, dışta uluslar arası rekabet amacı geçmektedir.
2. Gelirin yeniden dağılımını engelleyen sosyal hakların yerine, kaynakları üretime sevk etmeyi hedefleyen bir biçimde sosyal politikanın yeniden düzenlenmesi (yani, sosyal hakların azaltılması) geçmektedir. Örn, emeklilik yaşının yükseltilmesi, transfer harcamalarının ve sübvansiyonların azaltılması.
3. Devletin başat rolü yerine, yeni yönetim mekanizmaları geçmektedir. Tüm bunların sonucu olarak, ulusal devletin amacı artık ***8220;dengeli ulusal ekonomi***8221; değil, ***8220;uluslar arası rekabet edebilen ekonomi***8221; dir.
Tüm bunların sonucu olarak, ulusal devletin amacı artık ***8220;dengeli ulusal ekonomi***8221; değil, ***8220;uluslar arası rekabet edebilen ekonomi***8221;dir.

Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 05.07.08, 08:11
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Cevap: Küreselleşme ve Ulus

Küreselleşmenin Sosyo-Kültürel Boyutları:
Küreselleşmenin son boyutu olarak kültürel boyut, esas olarak Mcluhan***8217;ın ***8220;global köy***8221; kavramına dayanmaktadır. Ona göre, kültürün temel niteliği, ***8220;içeriği***8221; değil, kendisinin ***8220;iletici bir medyum***8221; olmasıdır. Elektronik iletişim ve hızlı ulaşımın giderek artan etkileri kültürel düzeyde yapısal bir nitelik göstermekte ve böylece global köyün üyeleri arasında bir karşılıklı bağımlılık ilişkisi yaratmaktadır. Mcluhan***8217;ın global köy kavramı, homojenleşmeyi kendine temel alarak, global-yerel etkileşiminin yani heterojenliğin önemini gözardı etmekte ve böylece tek boyutlu bir açıklama teşkil etmektedir.
Küreselleşmenin kültürel etkileri önceleri 1980***8217;lerden itibaren kültür kavramının taşıdığı anlamın değişmesiyle ilişkilidir. Bu döneme kadar, kültür-dışı kavramlarla birlikte açıklanan ve ikincil konuma indirgenen kültüre, bu dönemden sonra, toplumsalın anlaşılmasında bağımsız bir yer verilmiştir. Bu durum ***8220;global kültür***8221; kavramıyla ilişkilidir. Bu kavram, imgeler ve enformasyonun medyayı da içeren teknolojiler aracılığıyla globalleştiği, kültürler ***8211;arası akışa neden olduğu ve ortaya bir global toplumun ve toplumun kültürü olarak ortaya çıkmıştır.
Aslanoğlu (1998:260), küreselleşme sürecinin eş anlı olarak iki kültür görüngüsü sunduğunu belirtmektedir. Bunlardan ilkine göre, tüm heterojen kültürler dünyayı kaplayan tek hakim kültürün içinde erimektedir. İkinci görüntü ise kültürlerin sıkışması ile ilgilidir. Farklı kültürler hiçbir örgütleyici prensip olmaksızın yan yana akmaktadır.
Bu görüngülerin ilkiyle kastedilen global ya da evrensel kültür kavramıdır. bu kavram Batı***8217;nın ekonomik yayılmasıyla birlikte, kültürünün de tüm dünyaya yayılmaya başlaması ve dünya çapında kültürel homojenlik sağlamasını işaret etmektedir. Global kültür, telekominasyonun gelişmesi ve bilgi-haber akışının yoğunlaşmasıyla ilintilidir. Bu durumu Robertson***8217;un (1990) yerelin globalleşmesi, globalin yerelleşmesi kavramsallaştırılmasına dayanarak, global ile yerelin birbirlerini karşılıklı olarak etkilediklerini anlatan ***8220;küre-yerelleşme***8221;olarak adlandırılan kavram temsil etmektedir.
Küreselleşme, içinde bazı çelişkiler yaşayan ir süreçtir. Keyman***8217;a göre(1998:41), globalleşme ne yerel kültürü ve bu yerel kültüre dayalı kimlik tanımlarını tümüyle yıkıyor ne de farklılıkları sorunsuzca bünyesine katıp Öteki***8217;nin sonsuz kabulünü müjdeliyor denebilir. Dolayısıyla, globalleşmeyle birlikte içerisi ve dışarısı, kimlik ve fark, Birinci dünya ve ikinci dünya, benlik ve öteki arasında çizilmiş zaman ve mekan ayrımına dayalı sınırların yittiğini ve bunun sonucu global bir toplum ve global bir kültürün ortaya çıktığını söylemek zordur.
***8220;Kültürel küreselleşme, görüntüler-semboller aracılığıyla yaşanmaktadır. Bu doğrultuda yaşadıklarımız, algıladıklarımız homojen bir küresel kültür içinde gerçekleşmemektedir, etkili olan kültürel küreselleşmedir. Bunun anlamı da farklı kültürlerin küresel olarak akmasıdır.***8221; (Aslanoğlu 1998:259).
Bunun karşıt ucunda yer alan görüntü ise küreselleşmenin ulusal kültürü parçalayacağı ve çok kültürlülük temayülüne yol açacağıdır. ***8220;kimlik kavramının referansı, 19.yüzyılın siyasal süreçlerinde belirlenmiş ***8220;ulusal sınırlar***8221; olmaktan çıkmakta; cemaatlere, halklara, dil gruplarına ya da tarihi hatıra oraklıklarına hatta cinsel gruplaşmalara, kurgusal ya da somut küçük gruplara doğru boyutunu küçültmekte, yani çoğullaşmaktadır.***8221; (Aydın 1998:11).
Kültürde standartlaşmaya dayanan ulus-devlet açısından çok kültürlülük ve heterojenlik talepleri ulusal kimlikte sorunlar yaratmaktadır. Çünkü, ulus-devlet vatandaşına ***8220;yurttaşlık***8221; şeklinde homojen bir ulusal kimlik sunmaktadır. Fakat yeni oluşan kimlik referansları çerçevesinde, birey kimliğini yeniden tanımlar ve inşa eder. Böylece ulus-devletin rolü bu süreçte gevşemekte; bu sürece direnen toplumlarda etnik çatışmalar kendisini tayin edilmiş tek kültürlü sınırlar içinde farklı olarak tanımlayan halkların özerklik ve bağımsızlık mücadeleleri şeklinde veya mikro milliyetçilikler şeklinde ortaya çıkmaktadır.


Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 05.07.08, 08:11
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Cevap: Küreselleşme ve Ulus

Kuzey İrlanda***8217;da Katolik-Protestan çatışması, İspanya***8217;da Baskların ve Türkiye***8217;de Kürtlerin talepleri buna örnek olarak gösterilebilir. Asya ve Afrika***8217;da da yerel ve etnik milliyetçilik kabarmaktadır. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı da bu alt kimliklerin yükselişini destekleyici niteliktedir. (Almanya***8217;da Türk işçilerine yapılanlar gibi)
Sarıbay (1998:16), küreselleşmeyle birlikte ***8220;yerelliğin yükselmesi***8221; şeklinde sunulan olgunun, esasında küreselleşmeye karşı ulusçuluğun marjinalleşmek istememesinden doğan direnişi olduğunu belirtir.
Küreselleşmeyle birlikte milliyetçiliğin sonunun geldiği beklentisi yerine, milliyetçilik hareketleri niteliksel olarak değişmekte ve niceliksel olarak da artış göstermeye başlamaktadır. Oran (2000:55), 1990 küreselleşmesiyle ortaya çıkan milliyetçilikleri üç kısma ayırır: 1) Bir kısım milliyetçilikler aslında milliyetçilik değildir. (Hırvatistan***8217;ın Yugoslavya***8217;dan ayrılma isteği Avrupa Topluluğu***8217;na kolay gireceğine inanmasıydı); 2) Bir kısmı ise anokranik (zamanını şaşırmış) milliyetçiliklerdir.(Doğu Avrupa***8217;nın komünizme geçmesi nedeniyle daha önceden ortaya çıkması gereken ama çıkamayan milliyetçilikler gibi; 3) Sonuncuyu da azınlık milliyetçilikleri oluşturmaktadır. Yaşanılan toplumsal değişikliklerin toplumsal kurumların yapısı ve işlevleri açısından bazı farklılıklara yol açtığı sosyolojik bir gerçekliktir. Örneğin, sanayileşme olgusuyla birlikte toplumsal yapıda yaşanan gelişmeler geleneksel aile yapısının yerini çekirdek aileye bırakmasına ve sonuçta ailenin işlevleri açısından da farklılıklara neden olmuştur. Tıpkı bunun gibi küreselleşmeyle birlikte yaşanılan değişiklikler, ulusun yapısı ve işlevleri açısından da değişikliğe yol açmıştır. Ancak ulus-devlet, kimlik referansı olma özelliğini hala korumaktadır.
Giddens, küreselleşmenin toplumsal kurumları-dolayısıyla yaşamımızı-yeniden şekillendirdiğini ele almaktadır. ***8220; Baktığımızda her yerden dışarıdan aynıymış gibi görünen ve aynı isimleri taşıyan,ama içine girdiğinde çok farklı olduğu anlaşılan kurumlar görürüz. Ulus, aile, çalışma, gelenek ve doğa gibi kavramlardan sanki geçmiştekinden farklı bir anlamla yüklü değillermiş gibi söz etmeyi sürdürüyoruz***8221;(Giddens 2000:30). O, bu kurumlara ***8220;kabuk kurumlar***8221; adını vermekte ve bunların yerine getirilmesi için kuruldukları işlevler karşısında artık yetersiz kaldıklarını düşünmektedir.
Küreselleşmenin karmaşık ve çok boyutlu yapısı, olgunun doğuracağı sonuçlar hakkında fikir birliğine ulaşmasına engel olmaktadır. Küreselleşmenin çelişkili yapası da bu duruma destek olmaktadır.
Küreselleşmenin çelişkilerini ele alan Oran (2000:39-40), küreselleşmenin Batı***8217;nın tüm dünyaya yayılmasıyla homojenleşme sağladığını, ancak diğer taraftan da etnik çatışmalar veya farklı kültürlerin güçlenmesi gibi farklılık ve bölünmelere kaynaklık ettiğini belirtir. Bunun yanında Batı, üstyapısında bulunan insan ve azınlık haklarını getirmekle birlikte, bu hakların anti-tez olan güçlü iktidar özlemlerini, hatta güçlü iktidarın kendisini peşinden sürüklemektedir. Aynı zamanda bir taraftan yerel dilleri teşvik ederken, diğer yandan İngilizce***8217;yi bir dünya dili haline sokarak yerel dilleri fiilen öldürmektedir. Ulusal devleti zayıflatmasına rağmen, uluslar arası sermayenin yatırımı koruması için bu devletin en azından polis işlevini kuvvetlendirmeye devam etmektedir.
Sonuç olarak, kültürün partikülarist bir nitelik taşıdığını kabul ettiğimiz için ***8220;global kültür***8221; kavramının gerçekleşmesini mümkün görmemekteyiz. Küreselleşmeyle birlikte dünyada, bir kültür sıkışması yaşanacak ve farklı kültürlerin yan yana akması olgusu devam edecektir. Bu anlamda ***8220;küreselleşme, kültürel bir karışımdır***8221; (Aslanoğlu 1998:256) diyebiliriz.

Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 05.07.08, 08:14
Profesör
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 8.024
Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.Mehmet Yücel ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Cevap: Küreselleşme ve Ulus

Sonuç ve Değerlendirme
Kültürel, ekonomik ve politik etkilerin bir bileşkesi tarafından yönlendirilen kompleks bir süreç olan küreselleşme yeni bir uluslararası güç ve sistem oluşturur ve özellikle gelişmişülkelerde her gün değişen bir süreçtir. Küreselleşme bir bütün olarak ele alındığında çağdaş politika zemininden daha fazla anlam ifade eder ve toplumun kurumsal yapısını ifade eder ve toplumun kurumsal yapısını değiştirir. Bir başka deyişle içinde yaşadığımız küreselleşme süreci zamansal ve mekansal bir yapıya, kendi içinde bir cogitoyu barındıran evrenselci bir yapıya tekabül eder. Bu bağlamda modern döneme ait olan ve modernite içinde siyasetin zamansal/mekansal kurulmuşluğunu ifade eden ***8220;ulusal ve alansal boyutun***8221; sorunlu bir nitelik kazanmasını gündeme getirmektedir. Çünkü küreselleşme ile birlikte, ulus devlet anlayışındaki merkezci ekonomik anlayış kırılmakta ve liberalizmle yenilenen toplumlardaki kimlik anlayışının oluşumunda zorunlu etken vazifesi görmektedir.
Küreselleşme, demokrasinin modern dönemdeki hukuksal, toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik olarak standartlaştırıcı formlarla tüm yurttaşların ulus önünde eşitliklerini, hak ve özgürlüklerini ifade eden anlamında sıyrılmış ve farklılıkların/heterojenliklerin içerildiği yeni bir anlama bürünmüş, bir başka ifadeyle postmodernleşmiştir. Bir başka ifadeyle, küreselleşme paralelinde mekansal kimlik olgusu değişmekte, oluşmakta olan bu süreçte aşkın devlet kimlik düzenleyici fonksiyonundan uzaklaşmakta, bu fonksiyonu sivil toplum örgütleri tarafından doldurulmaktadır.
Bu şekilde dil, din ve kültürün, uluslar arası ve etnik gruplar arası ilişkilerin ve evrensel değerlerin küresel iletişimin yayıldığı dünyada özsel-toplumsal anlamlarını yitirdikleri halde insan yaş**ı için önemli sığınaklar olarak önemlerini koruduklarıçelişkili değildir. Eğer ekonomik gelişmeler insan ihtiyaçlarını tatmini kolaylaştırıyor, siyasal gelişme de insan iradesini gerçekleştirmeye katkıda bulunuyorsa bu tür topluluk bağı kanaatleri de duygusal güvenliğin güçlenmesine yardımcı olur. Bütün bu nedenlerle gelişmeye sonradan katılan çok etnikli ülkelerde toplulukların yeniden yapılandırılmalarından ziyade devletin yeniden yapılandırılması insanlık durumunun belirlenmesinde etkili olacaktır.



kaynakpdf
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf makaleler%5CHurig%C3%BCl%20EKEN%5CEKEN,%20Hurig%C3%BCl.pdf (297,9 KB (Kilobyte), 45x kez indirilmiştir)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
küreselleşme, ulus

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:38 .