Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi > İşletme Bölümü > Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

İşletme Bölümü hakkinda Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi-The Measurement Bases And The Analysis Of Those For Qualitative Characteristics Of Financial Statements Finansal raporlama açısından varlık ve borçları değerleme esasları

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 24.01.10, 07:03
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.665
kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

[coverattach=1]Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi-The Measurement Bases And The Analysis Of Those For Qualitative Characteristics Of Financial Statements
Finansal raporlama açısından varlık ve borçları değerleme esasları esas itibariyle tarihi maliyet, yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değerden oluşmaktadır. Bu çalışmanın ilk kısmı, finansal raporlama açısından varlık ve borçları değerleme esaslarını ele alır. İkinci kısım ise, değerleme esaslarını finansal tablolarda sunulan bilgilerin yararlılığını belirleyen niteliksel özellikler açısından inceler.

The measurement bases of assets and liabilities for financial reporting are basically included: historical cost, replacement cost, net realizable value, value in use, deprival value and fair value. The first part of this study deals with the measurement bases of assets and liabilities for financial reporting. In the second part, the measurement bases for the qualitative characteristics that determine the usefulness of information provided in financial statements are analyzed.

1. GİRİŞ
21. yüzyılın getirdiği globalleşme süreci ile işletmelerin faaliyetleri dünya genelinde geniş bir alana ya¬yılmıştır. Bu da, işletmeler arasında yeterli ve güvenilir finansal bilgi akışının önemini bir kat daha ar¬tırmıştır. Yeterli ve güvenilir finansal bilgi akışı ise muhasebede kayıt ve değerleme esaslarının (ölçüle¬rinin) güvenilirliği ve doğruluğuna bağlıdır. Çünkü, değerleme işletmelerin finansal durumlarını ve fa¬aliyet sonuçlarını etkilemekte ve kullanılan değerleme esasına göre de farklı büyüklükte kâr rakamına ulaşılabilmektedir (Akdoğan ve Aydın, 1987, s.418). Finansal tablolar bir anlamda varlık ve borçlara uy¬gulanan farklı değerleme esaslarının sonuçlarını yansıtır. Dolayısıyla, finansal raporlamada kullanılan de¬ğerleme esasları doğrudan ya da dolaylı olarak hemen hemen herkesi etkilemektedir.
Varlık ve borçların değerlemesinde kullanılacak muhtemel değerleme esasları ve bu değerleme esasları¬nın her birinin amaçlarının ne olduğu konusunda çok sayıda literatür çalışması bulunmaktadır (IASB Discussion Paper, 2005, s.35, par. 69). Özellikle, varlık değerlemesi muhasebe standartları konusunda yapılan çalışmalarda daima önemli bir çalışma konusu olmuştur (Saito, 2002, s.2). Değerleme ile ilgili literatürün çoğu, enflasyon nedeniyle geleneksel tarihi maliyet muhasebesinin yetersizliklerine cevap olarak 25 yıl ya da daha uzun bir süre önce geliştirilmiştir (IASB Discussion Paper, 2005, s.35, par. 69). Bu yıllardan sonra değerleme konusu ile ilgili yapılan çalışmalar azalan bir oranda devam etmiştir. An¬cak, son zamanlarda geleneksel değerleme esası olan tarihi maliyet esasından cari değer değerleme esa¬sı olan makul değer (gerçeğe uygun değer) esasına doğru dikkate değer bir geçiş hareketi nedeniyle fi-nansal raporlama açısından değerleme konusu ile ilgili çalışmalar muhasebe literatüründe tekrar yoğun¬luk kazanmaya başlamıştır.
Muhasebe konusundaki çok sayıda tartışma finansal raporlama açısından değerleme sorunu etrafında toplanmaktadır. Finansal raporlama standart belirleyicileri genel ilkelerden biri olarak değerleme konu¬sunu gündeme getirmektedir. Kasım 2005'de Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (International Accounting Standards Board, IASB) "Finansal Muhasebe İçin Değerleme Esasları - İlk Kayıtlamada Değerleme" başlıklı bir Tartışma Metni yayınlamıştır (ICAEW, 2006, s.2,5). IASB ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'ndeki Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (Financial Accounting Standards Bo¬ard, FASB)'nun ortak bir kavramsal çerçeve geliştirmeye ilişkin proje çalışmalarının bir aşaması da de¬ğerleme ile ilgilidir (FASB, 2007). Muhasebe konusundaki çok sayıda tartışma finansal raporlama açı¬sından değerleme sorunu etrafında toplanmakla birlikte, konunun önemi dikkate alındığında işletmeler ve muhasebe meslek elemanları tarafından finansal raporlamada değerleme konusuna hak ettiği ilginin yine de verilmediği düşünülebilir (ICAEW, 2006, s.5).
Son bir kaç yıldır Türkiye'de işletmelerin finansal tablolarının Uluslararası Muhasebe Standartları / Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (International Accounting Standards / International Finan¬cial Reporting Standards, IAS / IFRS)'na göre hazırlanması ile ilgili bir geçiş süreci yaşanmaktadır. IAS / IFRS'ın bir özelliği, özellikle son yayınlanan standartlarda varlık ve borçların makul değerlerinin fi-nansal tablolarda daha çok belirtilmesinin istenmesidir. Ayrıca, bu standartlarda bazı varlık ve borçların değerlemesinde net gerçekleşebilir değer ve kullanım değeri gibi değerleme esaslarının kullanılmasına da izin verilmektedir. Bu nedenle, finansal raporlama açısından değerleme konusu yakın gelecekte Türk muhasebe literatürünü ve muhasebe standardı belirleme kurumlarını meşgul edecek gibi görünmektedir. Bu çalışmada, harici finansal raporlama açısından varlık ve borçları değerlemede kullanılan değerleme esasları ve bu değerleme esaslarının her birinin finansal tablolarda sunulan bilgilerin yararlılığını belir¬leyen niteliksel özellikler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, bu çalışmada ilk olarak var¬lık ve borçları değerleme esasları irdelenmiştir. Daha sonra ise, bu değerleme esasları finansal tablola¬rın niteliksel özellikleri açısından incelenmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Hikmet ULUSAN
Bozok Üniversites I.I.B.F Isletme Bölümü
,
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg maliyet.jpg (16,7 KB (Kilobyte), 1036x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24.01.10, 07:06
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.665
kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

2. DEĞERLEME ESASLARI
Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK)'nca yayınlanan Finansal Tabloların Hazırlanma ve Su¬nulma Esaslarına İlişkin Kavramsal Çerçeve Hakkında Tebliğ Sıra No: 1'in ekinde yer alan ve Türkiye Muhasebe Standartları / Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TMS / TFRS)'nın oluşturulmasında esas alınmak üzere hazırlanan Kavramsal Çerçeve (TMSK Kavramsal Çerçevesi)'nin 99. maddesinde değerleme "finansal tablolarda yer alan unsurların bilançoda ve gelir tablosunda tahakkuk ettirilecekle¬ri ve gösterilecekleri parasal tutarların belirlenmesi işlemini ifade eder" olarak tanımlanmıştır. Benzer bir tanım, Sermaye Piyasası Kurulu Sermaye Piyasasında Muhasebe Standartları Hakkında Tebliğ Seri: XI, No: 25 (SPK Tebliği Seri: XI, No: 25)'in "Mali Tablolara İlişkin Genel İlkeler" başlıklı Birinci Kı¬sım madde 48'de de yapılmıştır. Bu çalışmada olduğu gibi muhasebe literatüründe genellikle ölçme (me¬asurement) ve değerleme (valuation) kavramları birbirinin yerine kullanılmaktadır (Akdoğan ve Aydın, 1987, s.386). Varlık ve borçların değerlemesinde çeşitli değerleme esaslarından yararlanılır. Finansal ra¬porlamada kullanılan değerleme esası esas itibariyle tarihi maliyettir (NACUBO). Geleneksel olarak varlık ve borçlar ya tarihi maliyet esasına göre ya da tarihi maliyet ve cari değer değerleme esaslarının birlikte kullanıldığı karma değerleme esasına göre finansal tablolarda sunulmaktadır. Günümüzde, bir¬çok ülkede karma değerleme esası kullanılmaktadır. Karma değerleme esasında varlık ve borçlar farklı değerleme esaslarına göre değerlemeye tabi tutulur (Chisman, 2004, s.7). TMS / TFRS ve SPK Tebliği Seri: XI, No: 25'de de karma değerleme esası benimsenmiştir. TMSK Kavramsal Çerçevesi paragraf 101'de işletmelerce en çok kullanılan değerleme esasının tarihi maliyet esası olduğu ve bu esasın diğer değerleme esasları ile birlikte kullanılacağı belirtilmiştir.
Varlık ve borçlara uygulanan değerleme esasları varlık ve borçların özelliklerine göre farklılık gösterir. Bununla birlikte, farklı amaçlar için aynı cins varlıkların değerlemesinde farklı değerleme esaslarının kullanılması da mümkündür (Tokay vd., 2005, s.6). Değerleme esasları belirli amaçlara ulaşmak için bir vasıta ve aynı zamanda sermaye ve gelirin ölçümü için de sadece bir araçtır (Saito, 2002, s.2). Varlık ve borçların değerlemesi ile ilgili farklı değerleme esaslarının üstünlükleri (yararları) ve zayıf tarafları (sa¬kıncaları) konusunda çok fazla tartışma ve anlaşmazlık var olmakla birlikte, yaygın olarak kullanılan de¬ğerleme esaslarının ne olduğu konusunda genel bir uyum vardır (IASB Discussion Paper, 2005, s.35-36, par. 69). Kullanılan değerleme esasları farklı şekillerde sınıflandırmaya tabi tutulabilir. Bu sınıflandırma¬lardan birisi, değerleme esaslarının tarihi ya da cari değerleri esas alıp almamalarına göre yapılan sınıf¬landırmadır. Bu sınıflandırmaya göre değerleme esasları, tarihi maliyet ile değerleme esasları ve cari de¬ğer ile değerleme esasları olarak sınıflandırılmaktadır. Cari değer ile değerleme esasları da kendi içinde şu şekilde sınıflandırılabilir: i) Yerine koyma maliyeti, ii) Net gerçekleşebilir değer, iii) Kullanım değe¬ri, iv) Yoksun olma değeri ve v) Makul değer. Bu değerleme esaslarının her biri değerleme esasını diğer değerleme esaslarından ayıran amacı, özellikleri, belirlenmesi, kâr ve zararın ölçümü ve uygulanma dü¬zeyi gibi konular açısından aşağıda kısaca incelenmiştir.

2.1. Tarihi Maliyet İle Değerleme Esasları
Tarihi maliyeti esas alan değerleme esasları esas itibariyle tarihi maliyet değerleme esasından oluşmak¬tadır. Maliyet kısaca satın alınan mal ve hizmetler için elden çıkarılacak kaynakların para cinsinden ifa¬desidir. Tarihi maliyet ise varlıkların işletmeye girdikleri tarihteki katlanılmış, onlara yüklenilmiş olan maliyet olarak tanımlanabilir. Bir varlığın tarihi maliyeti varlığın elde edildiği tarihteki ve bir borcun ta¬rihi maliyeti ise borcun ortaya çıktığı işlem sırasındaki değişim fiyatıdır (Özkan, 1995, s.8). TMSK Kav¬ramsal Çerçevesi paragraf 100'de varlıkların tarihi maliyetinin, varlıkların elde edildikleri tarihte alım¬ları için ödenen nakit veya nakit benzerlerinin tutarları veya onlara karşılık verilen varlıkların piyasa değerleri olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddede borçların tarihi maliyetinin ise, borç karşılığında elde edilenin tutarı veya örneğin kurumlar vergisinde olduğu gibi işletmenin normal faaliyetlerinden kaynak¬lanan borçlarda borcun kapatılması için gereken nakit veya nakit benzerlerinin tutarı olduğu ifade edil¬miştir. Benzer ifadeler, SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 Birinci Kısım madde 48'de de yer almaktadır.
Tarihi maliyet değerleme esasının amacı, bir varlık için ödenen ve bir borç için katlanılan tutarın makul değerini yansıtmaktır (IASB Discussion Paper, 2005, s.93, par. 307). Varlıkların tarihi maliyetleri var¬lıkların edinimi sırasında bu varlıkların üretim kapasitesine yapılan yatırım tutarlarının tüketilmemiş kıs¬mını gösterir (Steering Committee on National Performance Monitoring of Government Trading Enter¬prises, 1994, s.31). Tarihi maliyet bir giriş değeridir ve geçmişe dayalı bir değerleme esasıdır. Bir varlı¬ğın tarihi maliyeti işletmenin bu varlıktan gelecekte elde etmeyi beklediği ekonomik yararların bir ölçü¬sü değildir. Başka bir ifadeyle, tarihi maliyet varlığın geri kazanılabilir tutarını vermez. Tarihi maliyet sadece harcanan tutarın bir ölçüsüdür. Bazıları, tahmini geri kazanılabilir tutarın bir varlığın tarihi mali¬yetinde gizli olduğunu iddia ederler. Çünkü, bir işletmenin genellikle bir varlık için o varlığın kullanı¬mından ya da satışından elde edeceği gelirden daha fazlasını ödemeyeceği farz edilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.88, par. 283).
Sermayenin nominal olarak korunmasını amaçlayan geleneksel muhasebe maliyet dağıtımı ve eşleştir¬me gibi geleneksel ilkelere bağlı olan maliyete dayalı muhasebedir. Geleneksel muhasebede varlıkların değerindeki artış sadece varlıklar nakde dönüştüğü zaman kayıtlanmaktadır (Hague and Willis, 1999, s.47-56; Executivecaliber). Dolayısıyla, gerçekleşmemiş kazançlar gelir tablosu ve bilançoya alınmaz. Bu nedenle, kazançların kayıtlanması bir ölçüde varlıkların ne zaman satılacağına ve böylece ilgili ka¬zancın ne zaman kayıtlanacağına karar verebilen işletme yönetiminin kontrolü altında olmaktadır (ICA-EW, 2006, s.22). Tarihi maliyet değerleme esasında kâr, gerçekleşmiş hasılat ile satın alma fiyatları üze¬rinden değerlenen faydası tükenmiş tarihi maliyetli girdiler arasındaki olumlu farktır (Akdoğan, 2004, s.33). Geleneksel muhasebede maddi olmayan duran varlıkların çoğu kayıtlanmamaktadır. Çünkü, bu varlıkların gelecekte gelir yaratma yetenekleri bunları varlık olarak nitelendirmek için maliyetine katla-nıldığı zamanda çok belirsizdir. Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere tarihi maliyet değerleme esası geçmişteki performansın ihtiyatlı bir ölçüsünü vermektedir (ICAEW, 2006, s.22-36). Başka bir ifadey¬le, geleneksel muhasebe tutucudur (Diewert, 2005, s.3).
Büyük işletmeler tarafından tarihi maliyet değerleme esasının harici finansal raporlamada kullanımı öne¬mini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bununla birlikte, tarihi maliyet çok iyi bilinen bir değerleme esasıdır (Chisman, 2004, s.14,19). Bu değerleme esası varlık ve borçların değerlemesinde yaygın bir şekilde kul¬lanılır (NACUBO). Tarihi maliyet değerleme esasında ölçü birimi olan paranın değerinin değişmediği yani dönemden döneme aynı kaldığı varsayılır. Bu nedenle, enflasyonun olduğu dönemlerde tarihi ma¬liyetlere göre hazırlanan finansal tablolar işletme ile ilgili tarafların bilgi ihtiyaçlarını karşılamada yeter¬siz kalmaktadır. Kusuruna rağmen tarihi maliyetin geleneksel muhasebenin değerleme esasını oluştur¬masının temel nedeni, muhasebecilerin varlıkları cari piyasa değerleri ile değerlendirmede isteksiz ol¬malarıdır. Muhasebe kurumları, diğer değerleme esaslarının da kusurlu olduğu gerçeğini kabul ettikçe ve yerine geçebilecek daha iyi bir değerleme esası olmadıkça kusurlu tarihi maliyet değerleme esasını yü¬rürlükten kaldırmazlar (Jcool, 2005).

2.2. Cari Değer İle Değerleme Esasları
Cari değer aynı varlığı veya bu varlığın benzerini elde edebilmek için bugün ödenmesi gereken değişim fiyatıdır (Gücenme, 1996, s.65). Cari değer uygulaması varlık ve borçları tarihi maliyet yerine cari de¬ğer ile gösterme düşüncesinden ortaya çıkmıştır. Piyasa fiyatı esasına dayanan cari değer uygulaması de¬ğerlemede giriş fiyatı ve çıkış fiyatı ayırımının yapılmasına yol açmıştır. Bu da cari değer kavramının tar¬tışmalı bir kavram haline gelmesine neden olmuş ve cari değer kavramından ne anlaşılması gerektiği ko¬nusunda bir fikir birliği oluşturulamamıştır. Ayrıca, cari değerin belirlenmesinde giriş ve çıkış fiyatları¬nın farklı olması ve kimi varlıklar için ne alış piyasalarında ne de satış piyasalarında fiyat oluşmaması nedeniyle cari değere ilişkin birden çok değer kavramı yani değerleme esası geliştirilmiştir (Tokay vd., 2005, s.6,9). Bu değerleme esasları daha öncede belirtildiği üzere yerine koyma maliyeti, net gerçekle¬şebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değerden oluşmaktadır.

2.2.1. Yerine Koyma Maliyeti
Yerine koyma maliyeti genellikle cari maliyet olarak bilinir (IASB Discussion Paper, 2005, s.38, par. 82). TMSK Kavramsal Çerçevesi paragraf 100'de varlıkların cari maliyetinin aynı varlığın veya bu var¬lıkla eşdeğer olan bir varlığın alınması için halihazırda gereken nakit ve nakit benzerlerinin tutarı ve borçların cari maliyetinin ise borcun kapatılması için gereken nakit veya nakit benzerlerinin iskonto edilmemiş tutarları olduğu belirtilmiştir. Benzer ifadeler, SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 Birinci Kısım madde 48'de de yer almaktadır. Yerine koyma maliyeti genellikle varlıklar ile ilgili bir değerleme esa¬sıdır (Jcool, 2005).
Yerine koyma maliyetinin amacı, bir varlığın üretim kapasitesini veya hizmet potansiyelini elde etmek için en ekonomik yer değiştirme maliyetini ölçmektir (IASB Discussion Paper, 2005, s.97,101, par. 323,339). Yerine koyma maliyeti varlığın ömrünün sonunda yerine yenisinin alınacağı zamandaki değe¬ri olmayıp bilançonun hazırlandığı tarihteki değeridir (Özkan, 1995, s.10). Bu maliyet bir giriş değeri olup cari piyasa güçlerine dayalıdır (Falls et. al., 2004, s.9). İşletmenin sürekliliği varsayımı ve varlık¬ların dönemsel olarak yerine konması ile uyumlu bir değer olan yerine koyma maliyeti varlığın satın al¬ma veya yeniden üretme maliyeti olabilir (Dykman et. al., 1992, s.1434).
Yerine koyma maliyeti değerleme esası varlık ve borçların değerlendirilmesinde cari satın alma fiyatına dayanmaktadır (Akdoğan, 2004, s.38-39). Bu maliyet herhangi bir piyasada oluşan kote piyasa fiyatla¬rının esas alımı, spesifik fiyat endekslerinin kullanımı veya işletme dışındaki uzmanlara değer takdiri yaptırılması yoluyla belirlenebilir (NACUBO). Bilanço tarihinde işletmenin sahip olduğu varlıkların sa¬dece bir kısmının piyasası var olduğundan karşılaştırılabilir yerine koyma maliyetlerinin elde edilebile¬ceği bir fiyatın oluştuğu piyasalar genellikle yoktur. Bu nedenle, uygulamada yeni bir varlığın fiyatı esas alınarak yerine koyma maliyetinin hesaplanması olağan olmuştur. Bu durumda, yerine koyma maliyeti yeni varlığın fiyatından maddi duran varlıklarda ortaya çıkan yıpranma ve her türlü ekonomik eskime pa¬yı düşülerek hesaplanmaktadır (ICAEW, 2006, s.25).
Yerine koyma maliyeti değerleme esasında kâr, genellikle gerçekleşmiş gelirler ile kullanılan varlıkla¬rın yerine koyma maliyetlerindeki artışlara göre düzeltilmiş girdi maliyetlerinin gidere dönüşmüş kısım¬ları arasındaki olumlu farktır. Ancak, varlık ve borçların elde bulunduruldukları süre içerisinde yerine koyma maliyetlerinde ortaya çıkan fiyat farklılıklarından doğan elde bulundurma kazanç veya kayıpla¬rının tabi tutulacağı işleme göre kârın veya zararın büyüklüğü farklı olabilmektedir. Bazı uygulamalarda elde bulundurma kazanç veya kayıpları dönem sonuçları arasında gösterilirken, özellikle sermayenin üretim gücünün korunmasının amaçlandığı bazı uygulamalarda ise dönem sonuçları arasında değil de bir öz kaynak unsuru olarak doğrudan öz kaynaklar arasında sunulur (Akdoğan, 2004, s.41-42).
Bir varlık değerleme esası olarak yerine koyma maliyetinin popülaritesi 1910Tu yıllarda ortaya çıkan enflasyonist kargaşa yüzünden 1920'li yıllarda artmıştır (Diewert, 2005, s.11). Pek çok ülkede standart belirleyiciler, tarihi maliyete göre hazırlanan bilanço ve gelir tablosuna ilaveten yerine koyma maliye¬tine göre bilanço ve gelir tablosu hazırlanması ile ilgili standartlar uygulamaya koymuştur. Örneğin, FASB Finansal Muhasebe Standartları Bildirisi (Statement of Financial Accounting Standards, SFAS) No: 33 "Finansal Raporlama ve Değişen Fiyatlar" ve İngiltere Muhasebe Standartları Kurulu (Accoun¬ting Standards Board, ASB) Standart Muhasebe Uygulama Bildirisi (Statement of Standard Accounting Practice, SSAP) 16 "Cari Maliyet Muhasebesi". Bu standartlar, genellikle bu ülkelerin çoğunda finan¬sal tablo hazırlayıcıları ve kullanıcıları tarafından kabul görmemiştir. Çünkü, pek çok işletme varlıkların yerine koyma maliyetinin ölçümünü ve yorumlanmasını zor bulmuştur. Ayrıca, finansal tablo kullanıcı¬ları genellikle verilerin faydalılığını yetersiz bulmuş ve verilerin güvenilirliğinden şüphe etmiştir. Bu standartlar çıkarıldıktan kısa bir süre sonra enflasyon azalmıştır ve bu standartların çoğu uygulamadan geri çekilmiştir (IASB Discussion Paper, 2005, s.97, par. 326). Enflasyonun düşük olduğu pek çok ül¬kede yerine koyma maliyetlerini esas alan muhasebe işletmelerin muhasebecileri tarafından kullanılma¬masına rağmen, bu maliyet bugün bazı milli gelir muhasebecileri tarafından cari maliyetlere göre amor¬tisman hesaplamada hâlen kullanılmaktadır. Milli gelir muhasebecileri yaklaşık yerine koyma değerini hesaplamak için spesifik indeks rakamlarına göre düzeltilmiş yerine koyma maliyetini kullanırlar (Diewert, 2005, s.12).

2.2.2. Net Gerçekleşebilir Değer
TMSK Kavramsal Çerçevesi paragraf 100'de varlığın gerçekleşebilir değerinin işletmenin normal faali¬yet koşullarında bir varlığın elden çıkarılması halinde ele geçecek olan nakit veya nakit benzerlerinin tu¬tarı ve borcun gerçekleşebilir değerinin ise işletmenin normal faaliyet koşullarında kapatılmaları için ödenmesi gereken nakit veya nakit benzeri değerlerin iskonto edilmemiş tutarları olduğu belirtilmiştir. Benzer ifadeler, SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 Birinci Kısım madde 48'de de yer almaktadır. Kısacası, bir varlığın gerçekleşebilir değeri varlığın satılabileceği ve bir borcun gerçekleşebilir değeri ise borcun ödenebileceği tutardır (ICAEW, 2006, s.32). TMS 2 "Stoklar" standardı paragraf 6 ve SPK Tebliği Se¬ri: XI, No: 25'in "Stoklar" başlıklı Altıncı Kısım madde 141'de net gerçekleşebilir değer, işin normal akışı içinde tahmini satış fiyatından tahmini tamamlanma maliyeti ve satışı gerçekleştirmek için gerek¬li tahmini satış maliyeti toplamının indirilmesiyle elde edilen tutar olarak tanımlanmıştır. TMS 2 ve SPK Tebliği Seri: XI, No: 25'de yer alan net gerçekleşebilir değer tanımı incelendiğinde, bu tanımın sadece varlıkların net gerçekleşebilir değerini ifade ettiği anlamı çıkarılacaktır. Bu tanım borçları kapsamamak¬tadır. Borçlar ile ilgili net gerçekleşebilir değerin muhasebe literatüründe de tanımlanmadığı ve incelen¬mediği görülür (IASB Discussion Paper, 2005, s.106, par. 371). Çünkü, net gerçekleşebilir değer değer¬leme esasının taraftarlarından bazıları borçların sadece nominal tutarları ile değerlemeye tabi tutulması gerektiğini ifade etmektedir (Akdoğan, 2004, s.57). Bununla birlikte, IASB'un "Finansal Muhasebe İçin Değerleme Esasları - İlk Kayıtlamada Değerleme" başlıklı Tartışma Metninde borçlar ile ilgili net gerçekleşebilir değerin "normal faaliyet koşullarında değerleme tarihinde bir borcun kapatılması için ödenmesi gereken tahmini tutar ile bu kapatmayı garantilemek için gerekli olan tahmini tutarın toplamı" olarak tanımlanabileceği ileri sürülmektedir (IASB Discussion Paper, 2005, s.106, par. 371).
Net gerçekleşebilir değer bazen "net satış değeri" ve "net piyasa değeri" olarak da ifade edilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.39, par. 85). Bu değer varlığın çıkış değeridir (Barth and Landsman, 1995, s.99-101). Eğer işletme cari değerini tahmin etmek istediği varlığını satmayı planlıyorsa, bu durumda çı¬kış değeri cari değeri en iyi temsil eden değer olacaktır (Dykman et. al., 1992, s.1434). Net gerçekleşe¬bilir değer bir varlığın ticaretinin yapıldığı gerçek bir piyasadaki olası hasılata eşit olan nakit tutarıdır ve dolayısıyla genellikle varlığın artık (hurda) değerini yansıtan bir değerleme esasıdır. Bu değer esas itiba¬riyle yatırımcıların tasfiye halinde eline geçecek olan tutarı gösterir (Chisman, 2004, s.15-,6). Ancak, bundan varlıkların tasfiye edilmesi eğiliminin bulunduğu anlaşılmamalıdır (Akdoğan, 2004, s.55).
Gerçekleşebilir değer ölçümleri genellikle net esasa göre yapılmaktadır (ICAEW, 2006, s.32). Bir var¬lığın net gerçekleşebilir değeri iki yoldan birine göre belirlenebilir. Bu yollardan birisi, piyasadaki po¬tansiyel alıcılardan fiyat sorulmasıdır. Bu yolda, bir varlığın tahmini net gerçekleşebilir değerini bulmak için uygun potansiyel alıcı setinin ne olduğunun ve alıcıların fiyat tekliflerinin nasıl elde edileceğinin be¬lirlenmesi gerekir (Diewert, 2005, s.9). Bu durumda, net gerçekleşebilir değerin hangi piyasa esas alı¬narak belirleneceği sorunu ile karşılaşılabilir (Akdoğan, 2004, s.66). İkinci yol ise, varlığın değerinin takdir yoluyla belirlenmesidir. Bu durumda da, kaç tane kıymet takdiri yapılmalı ve takdirler hangi kri¬terleri kullanır gibi belirsizliklerle karşı karşıya kalınır (Diewert, 2005, s.9).
Net gerçekleşebilir değer bütün varlık kalemlerine uygulanacak şekilde genel bir değerleme esası ola¬rak kullanıldığında kâr, hem işletme faaliyetlerinden hem de varlıkların elde tutulmasından dolayı orta¬ya çıkmaktadır (Akdoğan, 2004, s.66). Başka bir ifadeyle, bu değerleme esasında kazançlar gerçekleş¬tikleri zaman değil ortaya çıktıkları dönemde dikkate alınır.
Maliyete dayalı ölçüm esasları olan tarihi maliyet ve yerine koyma maliyetinin aksine net gerçekleşebi¬lir değer değerleme esası varlıktan elde edilecek yararın bir ölçüsünü gösterir (IASB Discussion Paper, 2005,s.104, par. 363). Yerine koyma maliyeti, işlem maliyetlerinin olması ve teknolojik gelişmeler gibi nedenlerden dolayı net gerçekleşebilir değerden genellikle yüksek çıkmaktadır (Diewert, 2005,, s.12).
Net gerçekleşebilir değerin net gerçekleşme değerini ölçmesi hariç net gerçekleşebilir değer ve makul değer değerleme esaslarının genellikle aynı olduklarına dair bir görüş vardır (ICAEW, 2006, s.32). Ancak, TMS 2'nin 7. paragrafında net gerçekleşebilir değerin işletmeye özgü bir değer olduğu ve makul değerin ise olmadığı ifade edilmiştir. Bundan dolayı da, stokların net gerçekleşebilir değerinin stokların makul değerinden satış giderlerinin düşülmesiyle elde edilen tutara eşit olmayabileceği belirtilmiştir.
Varlığın makul değerinden satış maliyetlerinin düşülmesi ile elde edilen tutar, TMS 36 "Varlıklarda Değer Düşüklüğü" standardında "satış maliyetleri düşülmüş makul değer olarak" ifade edilmiştir.
Net gerçekleşebilir değer değerleme esası 1939 ve onu izleyen yıllarda MacNeal tarafından savunul¬muştur. Ancak, günümüzde bu değerleme esasını şiddetle savunanların başında Raymond J. Chambers ve Robert R. Sterling gelmektedir (Akdoğan, 2004, s.55-56). Bununla birlikte, bu akademisyenlerin arasında da net gerçekleşebilir değerin belirlenmesinde işin normal akışı ya da tasfiye sırasında varlık¬ların elden çıkarılması durumundaki fiyatların esas alınıp alınmayacağı gibi bazı temel konularda fikir ay¬rılığı vardır. Bu değerleme esasının finansal muhasebede oldukça sınırlı bir kullanım alanı bulunmaktadır. İlk kayıtlamada varlık ve borçların değerlemesinde net gerçekleşebilir değer değerleme esasının hiçbir rolü yoktur (IASB Discussion Paper, 2005, s.105,107, par. 364,375). Bu değer işletmenin bütün varlık¬larına makul bir şekilde uygulanamaz. Günümüzde, net gerçekleşebilir değer değerleme esasının kulla¬nımı açıkçası stoklar gibi işin normal akışı içinde elden çıkarılabilecek olan varlıklarla sınırlıdır (ICAEW, 2006, s.33). TMS 2 ve SPK Tebliği Seri: XI, No: 25'in Altıncı Kısmında stokların maliyet ve net gerçekleşebilir değerin düşük olanı ile değerlendirilmesi istenmektedir.
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24.01.10, 07:08
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.665
kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

2.2.3. Kullanım Değeri
TMS 36'nın 6. paragrafında kullanım değeri "bir varlık veya nakit yaratan birimden elde edilmesi beklenen ge¬lecekteki nakit akışlarının bugünkü değeri" olarak tanımlanmıştır. Benzer bir tanım, SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 "Varlıklarda Değer Düşüklüğü" başlıklı Dokuzuncu Kısım madde 210'da da yapılmıştır. Bu değer gelenek¬sel olarak tanımlandığı kadarıyla sadece varlıklara dair uygulamaya sahiptir. Bununla birlikte, kullanım değeri¬nin borç eşdeğeri "bir yükümlülüğü tazmin etmede maruz kalınması beklenen nakit çıkışlarının bugünkü değe¬rinin işletmeye özgü bir tahmini" olarak düşünülebilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.108, par. 384).
Kullanım değeri bugünkü değer yöntemleri kullanılarak hesaplanır. Bu nedenle, bu değerleme esasına bu¬günkü değer veya net bugünkü değer de denilmektedir. Diewert (2005, s.14) kullanım değeri terimi ye¬rine "iskonto edilmiş gelecekteki nakit akışı" terimini kullanmıştır. Kullanım değeri kayıtlarda yer alan değerler ile servetin ekonomik tanımı arasında bir birlik kurduğundan ekonomik değer olarak da ifade edilmektedir (Akdoğan, 2004, s.68). Kullanım değerinin amacı, işletmenin bir varlıktan elde etmeyi bek¬lediği tahmini nakit akışlarının bugünkü değerini ölçmektir. Bu değerin genellikle işletmeye özgü ölçüm amacı olduğu düşünülür. Kullanım değeri esas itibariyle işletme yönetiminin beklentilerini yansıtan bir tahmindir (IASB Discussion Paper, 2005, s.107, par. 379-380). Bu değer işletmelerin nakit yaratan bi¬rimlerini değerlendirir, önemli derecede daha yüksek net varlık değerleri gösterir ve işletme içinde dahi¬li olarak yaratılan pozitif ve negatif şerefiyenin kayıtlanmasını gerektirir. Kullanım değeri işletmelerin varlıklarından daha ziyade işletmeyi değerlendirmeyi amaçlar ve tarihi maliyetten oldukça farklı bir de¬ğerleme esasıdır (Chisman, 2004, s.21, 48). Bu değerleme esasına göre ölçülen gelir ekonomistlerin ge¬lir kavramı ile uyumludur (ICAEW, 2006, s.37). Çünkü, değerlemede kullanım değerinin esas alınmasıy¬la elde tutulan varlıklardan gelecekte elde edilmesi beklenen nakit akışları dikkate alınmış olmakta ve do¬layısıyla ekonomistler ile muhasebeciler arasında bir yakınlık kurulabilmektedir (Akdoğan, 2004, s.69).
TMS 36 paragraf 31'de kullanım değerinin varlığın kullanımı süresince ve elden çıkarılmasından elde edilmesi beklenen nakit giriş veya çıkışlarına uygun iskonto oranının uygulanması yoluyla tahmin edi¬leceği belirtilmektedir. Bu standardın 30. paragrafında varlığın kullanım değerinin hesaplanmasında dik¬kate alınacak unsurlar şöyle sıralanmıştır: (i) İşletmenin varlıktan elde etmeyi beklediği gelecekteki na¬kit akışlarının tahmini, (ii) Söz konusu gelecekteki nakit akışlarının tutarı ve zamanlamasında olabilecek değişikliklerle ilgili beklentiler, (iii) Piyasa riski hariç tutulmuş cari faiz oranı ile temsil edilen paranın zaman değeri, (iv) Varlıkta yer alan belirsizliğe katlanmanın bedeli ve (v) Likidite azlığı gibi piyasa ka¬tılımcılarının işletmenin varlıktan elde etmeyi beklediği gelecekteki nakit akışlarının fiyatlandırmasına yansıtacağı diğer unsurlar. (ii), (iv) ve (v)'de tanımlanan unsurlar, gelecekteki nakit akışlarına ya da is-konto oranına düzeltme olarak yansıtılabilirler.
Kullanım değeri değerleme esasında kazançlar gerçekleştikleri zaman değil ortaya çıktıkları dönemde dikkate alınır. Ancak, bu kazançlar faaliyet kazançları ya da ayrıştırılabilir net varlıkların değerinde orta¬ya çıkan kazançlardan daha ziyade iş biriminin değerindeki kazançlardır (ICAEW, 2006, s.34).
Varlıklar için uygun değerin kullanım değeri olduğu görüşü Irwing Fisher (1897, 1930) tarafından aktif olarak savunulmuştur (Diewert, 2005, s.14). Kullanım değeri ilk kayıtlamada genel bir değerleme esa¬sı olarak muhasebe standartları, yetkili literatür ya da uygulamada desteğe sahip değildir (IASB Discus¬sion Paper, 2005, s.108, par. 383). Teorik olarak çekici görünmesine rağmen bu değerin birçok varlık için makul bir şekilde tahmini mümkün olamamaktadır. Varlıkların gelecekte sağlayacakları nakit giriş¬lerindeki belirsizlikler, varlıklar arasındaki etkileşim ve uygun iskonto oranının belirlenmesi ihtiyacı ço¬ğu durumlarda bu değerin tahminini güçleştirmektedir (Dykman et. al., 1992, s.1434). Kullanım değe¬ri kârın önceden tahmin edildiğinde değil de sadece gerçekleştiğinde raporlanmasını gerektiren gelenek¬sel muhasebe ilkesi ile çelişir (Chisman, 2004, s.25). Bu değer yoksun olma değeri değerleme esası çer¬çevesinde geri kazanılabilir tutarın bir ölçüsü olarak kullanılır (IASB Discussion Paper, 2005, s.108, par. 383). Son zamanlarda bu değerin kullanımının yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir. Kullanım değe¬ri koşullu borç zarar karşılıklarının ölçümünde, bazı varlıkların geri kazanılabilir tutarının ve makul de¬ğerlerinin belirlenmesinde kullanılmaktadır.

2.2.4. Yoksun Olma Değeri
Yoksun olma değeri değerlemeye konu olan varlıktan mahrum kalınması durumunda katlanılması bekle¬nen en yüksek zarar tutarıdır. Yoksun olma değeri esas itibariyle İngiltere ASB'un Finansal Raporlama İlkeleri Bildirisi (Statement of Principles for Financial Reporting)'nde düzenlenir ve açıklanır. Bu bildi¬ride borçlar açısından paralel esasın kurtulma değeri (relief value) olduğu belirtilmiştir. Bildiride borç için kurtulma değerinin borcun cari ödeme tutarı ve geri ödeme tutarından daha yüksek olanı olarak tanımlan¬ması gerektiği önerilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.42, par. 96). Borcun yoksun olma değeri işletme borçtan kurtulduğunda işletmenin ne kadar daha iyi durumda olacağını ölçer (ICAEW, 2006, s.25).
Yoksun olma değerine işletmeye katkı değeri de denilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.42, par. 95). Yoksun olma değerinin amacı, varlığa sahip olmanın bir sonucu olarak işletmeye katma değerini değer¬lendirmektir (Zijl and Whittington, 2005, s.8). Yoksun olma değeri değerleme esası yerine koyma ma¬liyeti, net gerçekleşebilir değer ve kullanım değeri değerleme esaslarının bir arada kullanılmasını gerek¬tirir. Bu değer, varlığın yerine koyma maliyeti ile geri kazanılabilir tutarından daha küçük olanıdır. Var¬lığın yerine koyma maliyeti varlığın geri kazanılabilir tutarından küçük olduğu zaman yoksun olma de¬ğeri yerine koyma maliyeti olmaktadır. Çünkü, işletme bir varlıktan varlığın yerine koyma maliyetinden daha fazla gelir beklediği zaman varlığı daha düşük bir tutarla değiştirebildiğinden geliri kaybetmeye¬cektir. Ayrıca, rasyonel bir işletmenin varlığın geri kazanılabilir tutarı yerine koyma maliyetinden daha düşük olduğu zaman varlığı değiştirmeyeceği düşünülür. Yerine koyma maliyetini karşılaması beklen¬meyen bir varlığın değiştirilmesinin ekonomik bir değeri yoktur. Ancak, yerine koyma maliyeti geri ka-zanılabilir tutardan büyük olduğu zaman yoksun olma değeri geri kazanılabilir tutar olmaktadır. Geri ka¬zanılabilir tutar ise varlığın net gerçekleşebilir değeri ve kullanım değerinden büyük olanıdır. Çünkü, ras¬yonel bir işletmenin daha yüksek geri kazanılabilir tutar veren alternatifi seçmesi beklenir (IASB Dis¬cussion Paper, 2005, s.111, par. 395). Net gerçekleşebilir değer kullanım değerinden daha büyük oldu¬ğunda işletmenin varlığı satması mantıklı olmaktadır ve varlıktan yoksun kalındığında işletmenin zararı varlığın net gerçekleşebilir değeri ile gösterilir. Tersi durumda ise işletmenin varlığı kullanması daha mantıklı olmaktadır ve varlıktan yoksun kalındığında işletmenin zararı varlığın kullanım değeri kadar ola¬caktır (ICAEW, 2006, s.26). Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bu değerin belirlenmesinde aşağı¬daki gibi 6 olası durum ile karşılaşılabilir (Zijl and Whittington, 2005, s.12).
***8226; Net Gerçekleşebilir Değer > Kullanım Değeri > Yerine Koyma Maliyeti => Yerine Koyma Maliyeti
***8226; Net Gerçekleşebilir Değer > Yerine Koyma Maliyeti > Kullanım Değeri => Yerine Koyma Maliyeti
***8226; Kullanım Değeri > Yerine Koyma Maliyeti > Net Gerçekleşebilir Değer => Yerine Koyma Maliyeti
***8226; Kullanım Değeri > Net Gerçekleşebilir Değer > Yerine Koyma Maliyeti => Yerine Koyma Maliyeti
***8226; Yerine Koyma Maliyeti > Kullanım Değeri > Net Gerçekleşebilir Değer => Kullanım Değeri
***8226; Yerine Koyma Maliyeti > Net Gerçekleşebilir Değer > Kullanım Değeri => Net Gerçekleşebilir Değer

Yukarıda da görüldüğü üzere yoksun olma değeri genellikle yerine koyma maliyeti olmaktadır. Bunun iki istisnası vardır. Bu istisnalardan birincisi, kullanım amacı ile elde tutulan varlıklarda yoksun olma de¬ğeri kullanım değeri olmaktadır. Çünkü, bu durumda yerine koyma maliyeti kullanım değerinden büyük¬tür. İkincisi ise, satış amacı ile elde tutulan varlıklarda yoksun olma değeri net gerçekleşebilir değer ol¬maktadır. Bu durumda da, yerine koyma maliyeti net gerçekleşebilir değerden büyüktür (Akdoğan, 2004, s.73-74). Borçların yoksun olma değeri esasına göre değerlendirilmesi çok zordur. Konunun tar¬tışılmasında bir yetkili, yerine koyma maliyetinin kolay bir şekilde borçlara uygun hale getirilemediği¬ni söyler (ICAEW, 2006, s.25).
Yoksun olma değeri değerleme esasında kazançlar gerçekleştikleri zaman değil ortaya çıktıkları dönem¬de dikkate alınır. Ancak, varlıkların ediniminden bu varlıkların satışı veya tüketimine kadar olan zaman¬da ortaya çıkan satın alma fiyatındaki değişikliklerden kaynaklanan elde bulundurma kazançları kâra da¬hil edilmez. Çünkü, yoksun olma değeri işletmenin üretim kapasitesini sürdürmesi amacıyla işletme kâ¬rını ölçmenin bir yolu olarak tavsiye edilmiştir (ICAEW, 2006, s.25).
Yoksun olma değeri ve makul değer arasında çok az farklılık bulunmaktadır. Makul değer işlem maliyet¬leri ve / veya satın alma ve satış fiyatları arasındaki farkın doğal bir sonucu olarak ya yoksun olma de¬ğerine eşittir ya da bu değerden çok az düşüktür. Her iki değerleme esasında kullanılan bütün varsayım¬lar aynıdır (Chisman, 2004, s.19). Yoksun olma değeri piyasa beklentilerine göre ölçülürse varlığın yok¬sun olma değeri varlığın makul değeri olmaktadır. Bu durumda, işletme yönetimi sadece piyasa fiyatın¬da saklı olan beklentilerden farklı beklentilere sahip olduğu zaman yoksun olma değerinin makul değer¬den farklı olacağı sonucuna varılabilir (IASB Discussion Paper, 2005, s.112, par. 398). Yoksun olma de¬ğeri değerleme esası tarihi maliyet kapsamında kayıtlanmayan varlık ve borçların kayıtlanmasını gerekti¬rir. Tarihi maliyet değerleme esasında maddi olmayan duran varlığın tarihi maliyeti katlanıldıkça gider olarak kaydedilir. Oysa, yoksun olma değeri değerleme esasında maddi olmayan varlık varlık olarak or¬taya çıktığında, bu varlığın yoksun olma değeri diğer herhangi bir varlığın yoksun olma değeri gibi aynı şekilde belirlenip kayıtlanır. Bununla birlikte, bu görüşün aksi bir görüş bu değere göre kayıtlanan var¬lık ve borçları tarihi maliyete göre kayıtlanan varlık ve borçlar ile sınırlandırır (ICAEW, 2006, s.25).
Değerlemede yoksun olma değerinin esas alınması görüşü 1937 yılında Bonbright tarafından ortaya atıl¬mış ve daha sonradan birçok yazar tarafından geliştirilmiştir (Akdoğan, 2004, s.74). Yoksun olma de¬ğerinin standart belirleyiciler tarafından tercih edilen cari değer değerleme esası olarak ortaya çıkması ise 1980'li yılların başlarından itibaren olmuştur. Bununla birlikte, cari maliyet devrimi 1980'li yılların ortalarında enflasyon oranındaki azalma ve finansal tablo hazırlayıcılarının cari maliyet muhasebesinin faydası konusundaki şüpheciliğinin bir sonucu olarak çökmüştür. Dolayısıyla, cari maliyet muhasebesi¬nin ana unsuru olan yoksun olma değeri standart belirleyicilerin tercih alanının dışında kalmıştır. Buna rağmen, yoksun olma değeri İngiltere ASB Finansal Raporlama İlkeleri Bildirisi'nin bir özelliği olarak hala yürürlüktedir. Son yıllarda bu değerin yerini muhasebe standartları tarafından desteklenen makul değer almaktadır. Bu durum, özellikle FASB ve IASB tarafından yayınlanan standartlarda görülmekte¬dir (Zijl and Whittington, 2005, s.3-6).

2.2.5. Makul Değer
TMS 39 "Finansal Araçlar, Muhasebeleştirme ve Ölçme" standardında makul değer "karşılıklı pazarlık ortamında bilgili ve istekli gruplar arasında bir varlığın el değiştirmesi ya da bir borcun ödenmesi duru¬munda ortaya çıkması gereken tutar" olarak tanımlanmıştır. Daha basit bir şekilde makul değer iki tara¬fın bir mübadele işleminde kabul ettiği fiyat olarak tanımlanabilir (Foster and Upton, 2001, s.2). TMS
39'da yapılan makul değer tanımına benzer bir tanım SPK Tebliği Seri: 11, No: 25 "Finansal Araçlar" başlıklı Onbirinci Kısımda da yapılmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 2006 yılında yayınlanan Sermaye Piyasasında Uluslararası Değerleme Standartları Hakkında Tebliğ Seri: VIII, No: 45'in Ulus¬lararası Değerleme Uygulamaları 1 "Finansal Raporlama Açısından Değerleme" başlıklı kısmında makul değer piyasa değeri ile eş anlamlı olmayan bir muhasebe terimi olarak tanımlanır.
Bazıları makul değer teriminin piyasa değeri ile değerleme amacına daha uygun olması nedeniyle "pi¬yasa değeri", "piyasa eşdeğer değeri" ya da "makul piyasa değeri" terimleri ile yer değiştirmesi gerek¬tiğini önermektedir. Değerleme yapan kişi veya kurumlar tarafından kullanılan terim genellikle "makul piyasa değeri" terimidir. Muhasebe standart belirleyicileri arasında makul değer değerleme amacının, bir varlık veya borcun değerleme tarihindeki piyasa değerini temsil etmek olduğu kabul edilmiş görünür. Eğer değerleme tarihinde varlık veya borcun gözlemlenebilir piyasa fiyatı yoksa ve varlığın bir piyasa¬sı var ise, bu durumda makul değerin amacı piyasa fiyatının ne olacağını tahmin etmektir (IASB Discus¬sion Paper, 2005, s.41, par. 92-93). Makul değer cari ekonomik koşullar ile ilgili piyasanın değerlendir¬mesini yansıtır (Chisnall, 2001, s.28). Bu değer mevcut ekonomik koşullar altında varlıklardan bekle¬nen yararlar ve yükümlülüğe maruz kalınmanın maliyeti hakkında bilgi sağlar (Hague and Willis, 1999, s.47-56; Executivecaliber). TMS 39 Ek A Paragraf UR 69'da makul değer tanımının altında işletmenin tasfiye olma, faaliyetlerinin kapsamını önemli ölçüde daraltma veya işletmenin sürekliliği kavramıyla zıt koşullar içeren bir işlemde bulunma niyet veya ihtiyacının bulunmadığı sınırsız bir faaliyet ömrüne sahip olduğunun kabulünün yattığı ifade edilmiştir. Bundan dolayı, söz konusu standartda makul değe¬rin işletmenin yapmaya zorlandığı bir işlemde, zorunlu tasfiye veya satışta elde edeceği veya ödeyece¬ği bir tutar olmadığı belirtilmiştir. FASB SFAS No: 157 "Makul Değer Değerlemeleri" standardında ma¬kul değerin işletmeye özgü bir değer olmadığı ve piyasa esaslı bir değerleme olduğu belirtilmiştir.
Makul değer kayıtlı yani giriş değeri, çıkış değeri ve kullanım değeri gibi farklı değer kavramlarını içe¬ren bir kavramdır. Giriş değeri bir varlığın edinim fiyatı ya da eğer nispi fiyatlar değişirse bir varlığın yerine koyma maliyetidir. Çıkış değeri bir varlığın satıldığı ya da tasfiye edildiği andaki cari satış fiyatı yani net gerçekleşebilir değeridir. Kullanım değeri ise varlığın cari ekonomik değerini yansıtır (Barth and Landsman, 1995, s.99-101). Alış ve satış maliyetleri ihmal edildiğinde giriş değeri, çıkış değeri ve kullanım değerinin birbirine eşit olduğu söylenebilir. Ancak, gerçek hayatta alış ve satış maliyetlerinin ihmal edilmesi durumu söz konusu olmaz ve dolayısıyla bu değerler her zaman birbirlerine eşit olma¬yabilir (Tokay vd., 2005, s.17). Özellikle, kullanım değeri diğer iki değer kavramından önemli ölçüde farklılık gösterebilir. Çünkü, kullanım değeri varlıklar arasında istismar edilen sinerjiler dahil yönetim becerisindeki farklılığı yansıtır. Böylece, kullanım değeri ile çıkış değeri ve giriş değeri arasındaki fark¬lılıklar yönetim becerisinin göstergesidir (Barth and Landsman, 1995, s.99-101).
Makul değer aslında ne gerçek bir satın alma ne de gerçek bir satış fiyatıdır. Makul değer bu iki değer arasında bir yerlerde teorik bir değerdir (ICAEW, 2006, s.28). Başka bir ifadeyle, makul değer giriş de¬ğerlerini yansıtan tarihi maliyet ya da yerine koyma maliyeti değildir ve aynı zamanda çıkış değerlerini yansıtan kullanım değeri veya net gerçekleşebilir değer de değildir. Bu anlamda, makul değer bu değer¬ler arasında orta bir değeri ifade etmektedir (Tokay vd., 2005, s.16). Dolayısıyla, makul değer bir satın alma veya satış fiyatından daha ziyade bir değişim değeri olmaktadır. Bir değişim değeri olarak makul değer bazı zorluklara yol açar. Çünkü, bir değişim değeri yani teorik bir değer olarak makul değer hiç bir zaman gerçek piyasa fiyatları ile tamamen uyuşmayacaktır. Bu zorluktan kaçınmak amacıyla, FASB SFAS No: 157'de makul değeri "değerleme tarihinde piyasa katılımcıları arasındaki düzenli bir işlemde bir varlığı satmak için alınacak ya da bir borcu transfer etmek için ödenecek olan fiyat" olarak tanımla¬mıştır. Bu fiyat açıkçası çıkış değeridir (IASB Discussion Paper, 2006, s.8, par. 10). Değerleme konusunda yazılar yazan ve tahminler yapan pek çok kişi de makul değeri çıkış değeri olarak nitelendirir (Chisman, 2004, s.44). Çıkış değeri varlık açısından satış değeridir ve borç açısından ise ödeme değeri¬dir. Buna rağmen, alım satım amaçlı menkul kıymetler ve aktif bir piyasası olan diğer varlıklar için or¬tadaki piyasa fiyatının kullanımı önemli bir istisnadır (ICAEW, 2006, s.29).
Aktif bir piyasası olan varlık ve borcun makul değerini belirlemek kolaydır. Ancak, aktif bir piyasası ol¬mayan ya da daha az likit piyasası olan varlık ve borcun makul değerinin belirlenmesi zor olacaktır (Wahlen et al., 2000, s.506). Çünkü, bu durumda makul değerin tahmin edilmesi gerekmektedir. İşlet¬me yönetimi makul değeri piyasadaki bireylerin her birinin oluşturacağı yaklaşım ve varsayımları yan¬sıtan uygun yaklaşım ve varsayımları kullanarak tahmin etmelidir (Menelaides et. al., 2003, s.73). TMS 39 paragraf 48A ve TMS 39 EK A'nın UR 69'dan UR 82'ye kadar olan paragraflarında bir finansal var¬lık veya borcun makul değerinin tespit edilmesi konusunda açıklamalar yer almaktadır. Buna göre, bir varlığın veya borcun makul değeri öncelikle finansal varlık veya borcun aktif bir piyasada kayıtlı olan fiyatıdır. Finansal araca ilişkin aktif bir piyasanın bulunmaması durumunda ise makul değer bir değer¬leme yöntemi kullanmak suretiyle tespit edilir. Söz konusu değerleme yöntemleri bilgili ve istekli taraf¬lar arasında karşılıklı pazarlık ortamında son dönemlerde gerçekleştirilen piyasa işlemlerinin (eğer var¬sa) kullanılmasını, büyük ölçüde aynı olan başka bir finansal araca ilişkin makul değerin referans ola¬rak alınmasını, iskonto edilmiş nakit akışı analizlerini ve opsiyon fiyatlama modellerini içermektedir. TMS 39'a göre makul değer yukarıdaki gibi ölçülmekle birlikte, IAS / IFRS bütün makul değer ölçüm¬lerine uygulanan tutarlı bir makul değer hiyerarşisine sahip değildir. Ancak, IAS / IFRS'ın her biri ma¬kul değer ölçülürken önceliğin hangi bilgiye verilmesi gerektiği konusunda uygulama rehberi sunar. Oysa, FASB SFAS No: 157'de makul değer ölçümleri ve ilgili açıklamalarda tutarlılık ve karşılaştırıla-bilirliği artırmak için 3 seviyeden oluşan bir hiyerarşi oluşturulmuştur (IASB Discussion Paper, 2006, s.23, par. 46-47; FASB SFAS No: 157, s.7-15).
Makul değerin belirlenmesi ile ilgili karşılaşılabilecek sorunlardan birisi, işlem maliyetlerinin makul değer belirlenirken dikkate alınıp alınmayacağıdır. IASB işlem maliyetlerinin varlık veya borçların bir özelliğinden daha ziyade işlemin bir özelliği olduğunu kabul eder. Bundan dolayı, işlem maliyetleri ma¬kul değerden ayrı olarak dikkate alınmalıdır. Ancak, bazı IAS / IFRS'da makul değer belirlenirken işlem maliyetleri aktif bir piyasada oluşan fiyattan çıkarılmakta, bazı IAS / IFRS'da ise çıkarılmamaktadır (IASB Discussion Paper, 2006, s.19, par. 38). Makul değerin belirlenmesi sırasında karşılaşılabilecek bir diğer sorun ise piyasanın seçimidir. Çünkü, her varlık veya borcun aktif bir piyasası olmayacağı gibi özellikle finansal araçlar dışındaki varlıkların birden fazla piyasası (üretici, toptancı ve perakende piya¬salar) ve dolayısıyla birden fazla değeri var olabilir. Böyle durumlarda, makul değerin hangi piyasada ortaya çıkan değer olacağı başlıca sorun olacaktır (King, 2003, s.56). IASB birden fazla piyasa olduğu zaman makul değerin belirlenmesinde hangi piyasanın esas alınacağı konusunda tutarlı bir uygulama rehberi sağlamaz (IASB Discussion Paper, 2006, s.18, par. 34).
Makul değer değerleme esasında kazançlar gerçekleştikleri zaman değil ortaya çıktıkları dönemde dik¬kate alınır (ICAEW, 2006, s.30). Yani, bu değerleme esasında varlık ve borçların makul değerlerinde or¬taya çıkan değişikliklerin neden olduğu gerçekleşmemiş kazanç veya kayıplar ortaya çıktıkları dönemin gelir tablosuna yansıtılmaktadır (Hague and Willis, 1999, s.47-56; Executivecaliber). Makul değer de¬ğerleme esası yoksun olma değeri değerleme esasında olduğu gibi tarihi maliyet kapsamında kayıtlan¬mayan varlık ve borçların kayıtlanmasını gerektirir (ICAEW, 2006, s.30).
Makul değer uğruna yapılan mücadele ciddi olarak 1997 yılında başlamıştır. 1997 yılında bazı ülkeler¬den muhasebe kurumları bir araya gelerek finansal araçların makul değer ile değerlendirilmesi konusun¬da uluslararası muhasebe standartları önerisi geliştirmesi için Finansal Araçlar Standart Belirleyiciler Ortak Çalışma Grubunu kurmuştur (Economist Newspaper, 2001, s.53-54). Son yıllarda IASB, FASB, Avrupa Birliği ve diğerleri tarafından finansal araçların makul değerde değerlendirilmesi konusunda çok miktarda doküman, yeni standartlar ve bildirilerin yayınlandığı veya mevcut olanların hepsinin iyileşti-rildiği ve güncelleştirildiği yönünde çalışmaların yapıldığı görülmektedir (Scott, 2004). Ayrıca, IASB ve FASB'un finansal araçların dışında diğer bazı varlık veya borçların makul değer ile değerlendirilmesini isteyen standartları da bulunmaktadır.
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 24.01.10, 07:11
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.665
kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

3. DEĞERLEME ESASLARININ FİNANSAL TABLOLARIN NİTELİKSEL ÖZELLİKLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
TMSK Kavramsal Çerçevesi paragraf 12 ve SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 Birinci Kısım madde 11'de finansal tabloların amacının, çeşitli kullanıcıların ekonomik kararlar verirken faydalanmaları için işlet¬menin finansal durumu, faaliyet sonuçları ve finansal durumundaki değişiklikler hakkında bilgi sağla¬mak olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, finansal tablolardan beklenen görev bu tabloların yatırımcılar, kredi verenler ve diğer ilgililer için karar almada, gelecekteki nakit akışlarını değerlendirmede ve var¬lıklar, kaynaklar ve bunlardaki değişiklikler ile işletme faaliyet sonuçları hakkında yararlı bilgiler sağ¬lamasıdır. Bu nedenle, TMSK Kavramsal Çerçevesi paragraf 24 ve SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 Birin¬ci Kısım madde 17'de finansal tabloların ihtiyaca uygun, güvenilir, anlaşılabilir ve karşılaştırılabilir ni¬teliksel özelliklere sahip olması gerektiği ifade edilmiştir. Finansal tablolar varlık ve borçların değerle¬mesinde kullanılan değerleme esaslarının bir sonucu olduğu için varlık ve borçların değerlemesinde kul¬lanılan değerleme esaslarının da söz konusu niteliksel özelliklere sahip olması gerekir. Dolayısıyla, ihti¬yaca uygunluk, güvenilirlik, anlaşılabilirlik ve karşılaştırılabilirlik niteliksel özellikleri alternatif değer¬leme esasları arasında seçim yaparken değerlendirme kriteri olarak kullanılabilir (Steering Committee on National Performance Monitoring of Government Trading Enterprises, 1994, s.22). Uygun değerle¬me esasının seçimi, son yıllarda uzayıp giden bir tartışma konusu olmuş ve muhtemelen gelecek birkaç yılda da olmaya devam edecektir (FFSC). Tarihi maliyet, yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir de¬ğer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değerden oluşan değerleme esaslarının her biri söz konusu niteliksel özellikler açısından aşağıda incelenmiştir.

3.1. Değerleme Esaslarının İhtiyaca Uygunluk Açısından İncelenmesi
Finansal tablolarda sunulan bilgilerin yararlı olabilmesi için bu bilgilerin kullanıcıların karar verme sı¬rasındaki ihtiyaçlarına uygun olması gerekir. Finansal tablo kullanıcılarının ekonomik kararlarını geçmiş¬teki, bugünkü ve gelecekteki olayları değerlendirmelerine yardımcı olmak veya geçmişteki olaylar ile ilgili algılamalarını teyit etmek (veya düzeltmek) suretiyle etkileyen bilginin ihtiyaca uygunluk özelliği taşıdığı kabul edilir (TMSK Kavramsal Çerçevesi, par. 26; SPK Tebliği Seri: XI, No: 25, mad. 19). Bu açıklamadan da anlaşıldığı üzere bir finansal tablo kalemi hakkındaki bilginin ihtiyaca uygun bir bilgi olması için bu bilginin tahmin etme ve teyit etme (veya düzeltme) özelliklerine sahip olması gerekir. Ancak, böyle bir bilgi karar vericilerin kararlarında farklılık yaratabilir (Akdoğan ve Aydın, 1987, s.275). Bilginin tahmin ve teyit etme özellikleri birbirleriyle ilişkilidir (TMSK Kavramsal Çerçevesi, par. 27; SPK Tebliği Seri: XI, No: 25, mad. 19). Genellikle, bilgi tahmin ve teyit etme (veya düzeltme) işini bir arada yapmaktadır (Akdoğan ve Aydın, 1987, s.275). Sadece finansal tablo kullanıcılarının ih¬tiyacına uygun bilgi yararlı olabilir. İhtiyaca uygun olmayan bilgi yanıltıcı olabilir ve yanlış karar alın¬ması ile sonuçlanabilir (Steering Committee on National Performance Monitoring of Government Tra¬ding Enterprises, 1994, s.22).
a) Tarihi Maliyet: Bu maliyetler işletmenin cari finansal durumu hakkında hiç bir bilgi vermediklerinden dolayı herhangi bir güncel karar ile ilgili değildirler (ICAEW, 2006, s.24). Özellikle, yüksek enflasyonun olduğu bir çevrede tarihi maliyetler tamamıyla anlamsız olmaktadır. Fiyatlar ve teknolojideki değişiklikler, bu maliyetlerin varlıkların geriye kalan hizmet potansiyelinin ve bundan dolayı da cari raporlama dönemindeki tüketimin kötü bir göstergesi olmasına neden olurlar (Steering Committee on National Performance Monitoring of Government Trading Enterprises, 1994, s.32). Ayrıca, tarihi maliyet değerleme esası işletmenin değerlendirilmesinde finansal tablo kullanıcılarına sınırlı bir yardım sağlar (Chisman, 2004, s.39).
Yukarıda bahsedilen olumsuz yönlerinin yanında tarihi maliyet değerleme esası hemen hemen bütün dünyada yayınlanmış finansal raporlara dayanak olan yönetim raporlarında kullanılmaktadır (Chisman, 2004, s.19,39). Çünkü, pek çok işletme açısından tarihi maliyetin diğer değerleme esaslarına göre yöne¬timin kullandığı bilgilere uygun olması çok daha olasıdır (ICAEW, 2006, s.24). Tarihi maliyetleri esas alan geleneksel muhasebe işletme yönetimine ekonomik bilginin kayıtlanması, raporlanması ve ölçümü ile ilgili bir dizi alternatif sunar. Bu maliyetler, geçmişteki verilere dayalı olarak gelecekteki maliyetle¬rin tahmin edilmesinde işletme yönetimine yardımcı olur (Jcool, 2005). Bu nedenle, hangi değerleme esası kullanılırsa kullanılsın tarihi maliyetlerin finansal raporlamada kullanımı muhtemelen bir şekilde devam edecektir. Bunlara ilaveten, varlıklara ait gerçekleşmemiş kazançların kayıtlanmadığı bu değer¬leme esası bazı finansal tablo kullanıcılarına cazip gelebilir. Örneğin; borç verenler ve diğer kreditörler eğer net varlıklar tutucu bir şekilde ölçülürse kendi çıkarlarının daha iyi korunduğunu düşünebilirler. Çünkü, bu durumda işletmenin varlıklarının kâr payı ve vergi olarak ödenmesi bir ölçüde azaltılabilmek-tedir. Ayrıca, işletme yöneticileri raporlanan kâra göre ödüllendirildiğinde yatırımcılar ihtiyatlı olarak öl¬çülen kârı tercih edebilirler. Çünkü, sonradan kârların aşırı şişirilmiş olduğu kanıtlanırsa yatırımcılar iş¬letmenin parasını yöneticilerden muhtemelen geri alamayacaktır (ICAEW, 2006, s.23).
b) Yerine Koyma Maliyeti: Bu maliyet genellikle muhtemel rakipler, mevcut yatırımcılar ve rekabet konusunda karar verme yetkisine sahip olan kişiler gibi finansal tablo kullanıcı türlerinin yararına ola¬bilen değerlemelere yol açar. Çünkü, muhtemel rakipler belirli bir piyasaya girme maliyetini ve mevcut yatırımcılar ise işletmenin yeni girenlerin rekabetinden ne kadar yara alacağını değerlendirmede yerine koyma maliyeti bilgilerini kullanırlar. Rekabet konusunda karar verme yetkisine sahip olan kişiler de, yeni girenlerin piyasaya girmesinin ne kadar kolay olacağını değerlendirmek ve endüstrideki gelir ora¬nının fazla görünüp görünmediği konusunda bir fikir oluşturabilmek için yerine koyma maliyeti ile il¬gilenirler (ICAEW, 2006, s.27). Yerine koyma maliyetinin taraftarları, işletme performansının bu değer¬leme esasına göre daha doğru bir şekilde ölçüleceğini düşünürler. Çünkü, bu değerleme esasında kâr ve¬ya zarar mevcut üretim kapasitesinin sürdürülmesinden sonra geriye kalan tutar olarak ölçülmektedir. Ancak, pek çok kişi yerine koyma maliyeti amacının ihtiyaca uygunluktan yoksun olduğu ya da sınırlı koşullar çerçevesinde sadece bazı maddi duran varlıklar ile ilgili olduğu görüşünde olmuştur (IASB Discussion Paper, 2005, s.97-98, par. 325,327). Gelecekteki yerine koyma maliyetlerinin tahmin edil¬mesindeki zorluk nedeniyle bu değerleme esasının gelecekteki tahminler için kullanımı zor olmaktadır (Falls et. al., 2004, s.10). Ayrıca, piyasalar ve teknolojilerde önemli değişiklikler olduğunda yerine koy¬ma maliyetinin genellikle modern ekonomide daha az ihtiyaca uygun değerleme esası olduğu düşünü¬lür (ICAEW, 2006, s.28).
c) Net Gerçekleşebilir Değer: Net gerçekleşebilir değer bir işletmenin sınırlı bir ömre sahip olması amaçlandığında ihtiyaca uygun bir değerleme esası olacaktır (ICAEW, 2006, s.33). Çünkü, elde tutulan varlıkların satılması veya kullanımına devam edilmesine ilişkin kararların verilmesi varlıkların net ger¬çekleşebilir değeri ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle, finansal raporları kullanacak kişilere bildirilme¬si gereken tutar budur. Böylece, işletme ilgilileri işletmenin sahip olduğu üretim araçlarının gelecekte yeniden dağılımını, üretim yapabilme kapasitelerini saptayabilir ve varlıkların diğer amaçlar için kulla¬nılabilme olanaklarını dikkate almış olurlar. Ayrıca, net gerçekleşebilir değer değerleme esası belirli bir zaman noktasındaki değerlemeye dayanmaktadır. Bilançonun işletmenin gerçek finansal durumunu yansıtması ancak net gerçekleşebilir değere göre hazırlanmasına bağlıdır (Akdoğan, 2004, s.66). Ancak, işletme işletmenin sürekliliği varsayımı altında faaliyet gösterdiği ve dolayısıyla genellikle varlıklarını satmadığında net gerçekleşebilir değer ihtiyaca uygun bir değerleme esası olmayacaktır (Chisman, 2004, s.19,46). Çünkü, bu değerleme esasına göre ölçülen kâr yalnızca bugünkü koşullarda üretim sürecine devam edilmeli mi yoksa mevcut varlıklar elden çıkartılarak yerlerine daha fazla gelir sağlayacak var¬lıklar mı alınmalı sorularına cevap olabilmektedir. Uzun dönemde üretim süreci ile ilişkili üretken var¬lıkların yenilenmesinde söz konusu kâr kalemi yönetime bir ışık tutmamaktadır (Akdoğan, 2004, s.67).
d) Kullanım Değeri: Kullanım değeri değerleme esasına göre hazırlanan bilgi aşağıda belirtildiği gibi bazı amaçlar için diğer değerleme esaslarına göre hazırlanan bilgiden çok daha ihtiyaca uygun olabilir.
i) Kullanım değeri yatırımcılar, borç verenler ve çalışanlar gibi işletme ile bir çıkar ilişkisi olan belli başlı kişi veya kurumlara işletmenin gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değerini verir (ICAEW, 2006, s.35). Ayrıca, bu değer yatırım kararlarının verilmesinde yönetime ışık tutmaktadır (Akdoğan, 2004, s.69).
ii) Kullanım değeri değerleme esasına göre hazırlanan bilanço işletmenin piyasa kapitalizasyonunun ne olması gerektiğine dair yönetimin işletme değeri ile ilgili tahminini verir (Chisman, 2004, s.21). Bu değer yatırım analistleri ve işletme sahipleri tarafından işletmeyi değerlendirmek amacıyla kullanılabilir (ICAEW, 2006, s.35).
iii) Kullanım değeri değerleme esasında finansal araçlar, emeklilik aylığı, ertelenmiş vergiler, değer düşüklüğü testi gibi kayıtlama sorunlarının olduğu bazı varlık ve borçlar diğer değerleme esaslarına göre daha uygun bir şekilde ele alınıp kayıtlanabilir (Chisman, 2004, s.51). Ayrıca, muhasebeciler işletmelerin sahip oldukları bazı özellikli varlıkların cari değerlerini elde etmek için kullanım değerinin tek uygun değerleme esası olduğunu kabul ederler (Diewert, 2005, s.15).
iv) Elde tutulan varlıkların satılması veya kullanımına devam edilmesine ilişkin kararların verilmesi varlıkların net gerçekleşebilir değeri ile ilgili olduğu kadar kullanım değeri ile de yakından ilişkilidir. Çünkü, varlıkların elde tutulup tutulmaması kararı söz konusu varlıklardan gelecekte sağlanacak nakit akışlarının bugünkü değerleri ile bu varlıkların bugün elden çıkartılmaları durumunda sağlanacak net gerçekleşebilir değerleri arasındaki ilişkiye bağlı olarak verilecektir (Akdoğan, 2004, s.69).
v) Kullanım değeri elde edilen kârdan daha ziyade bir dönemde yaratılan değeri ölçmeyi amaçlar. Dolayısıyla, bu değer yönetim performansının iyileştirilmesini teşvik edecektir (Chisman, 2004, s.21-24).
Yukarıda da belirtildiği üzere kullanım değeri değerleme esasına göre hazırlanan bilgi bazı amaçlar için diğer değerleme esaslarına göre hazırlanan bilgiden çok daha ihtiyaca uygun olabilmektedir. Bununla birlikte, bu değerleme esasının fiili performanstan daha ziyade tahminlerdeki değişiklikleri ölçtüğü id¬dia edilir. Ayrıca, kullanım değeri bilgisinin ihtiyaca uygunluğunun temel tahminler, varsayımlar ve du¬yarlılıklar ile ilgili tam bir açıklama olmadıkça sınırlı olduğu ileri sürülür. Ancak, açıklama yapılarak bu olumsuzluk önlenebilir. Fakat, bu durumda da açıklamaların hacmi ve karmaşıklığına dair sorunlar ola¬bilir (ICAEW, 2006, s.35).
e) Yoksun Olma Değeri: Bu değer yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer ve kullanım değeri değerleme esaslarını farklı bir değerleme yaklaşımı içinde birleştirerek değerlemeye önemli bir boyut katmaktadır. Varlık ve borçların her biri için en uygun değerleme esasını bünyesinde barındıran yoksun olma değerinin bazen bileşik ölçüm esası sağlama avantajının olduğu iddia edilir (ICAEW, 2006, s.27).
Yoksun olma değerine göre hazırlanan bilgi aşağıda belirtildiği gibi bazı amaçlar için diğer değerleme esaslarına göre hazırlanan bilgiden çok daha ihtiyaca uygun olabilir.
i) Yoksun olma değeri işletme yönetimine bir varlığın değerini değerlendirmesi için rasyonel bir karar çerçevesi sunar. Çünkü, bu değerleme esasında yönetim bir varlığın değerini varlığın kullanımından elde edeceği gelecekteki nakit akışlarının bugünkü değeri ile ilgili tahminini, varlığın hizmet potansiyelinin en ekonomik yer değiştirme maliyetine dair beklentilerini ve varlık satıldığında elde etmeyi beklediği net hasılatı karşılaştırarak belirler (IASB Discussion Paper, 2005, s.113, par. 403).
ii) Yoksun olma değeri değerleme esasının taraftarları, bu değere göre hazırlanan finansal tabloların işletmenin ekonomik durumunu yansıttığına ve gelir elde etmek amacıyla bir işletmenin varlıkları satın alma, kullanma ya da satma niyeti konusunda bir fikir verdiğine inanırlar. Ancak, nakit yaratan birim esasında değerleme yapıldığında söz konusu fikrin verilmesi ilave açıklamalar olmaksızın mümkün değildir (Chisman, 2004, s.42).
iii) Yoksun olma değeri değerleme esası işletmenin üretim kapasitesinin devam ettirilip ettirilmediğini gösterir (ICAEW, 2006, s.27).
iv) Yoksun olma değeri yatırımcıların işletmeyi değerlemesine bir zemin oluşturur (Chisman, 2004, s.42).
v) Yoksun olma değeri genellikle yerine koyma maliyeti olduğu için bu değerleme esası, yerine koyma maliyetinin ihtiyaca uygunluğunun değerlendirildiği kısımda belirtildiği gibi muhtemel rakiplere, mevcut yatırımcılara ve rekabet konusunda karar verme yetkisine sahip olan kişilere ihtiyaç duydukları bilgiyi sağlar (ICAEW, 2006, s.27).
Yoksun olma değeri yukarıda belirtildiği gibi bazı amaçlar için ihtiyaca uygun olmakla birlikte bu de¬ğerin kullanımına karşı olanlar, işletme sahiplerinin ihtiyacı ile ilgili olan şeyin üretim kapasitesinin ko¬runmasından sonraki kârdan daha ziyade finansal sermayenin korunmasından sonraki kâr olduğunu id¬dia ederler. Bir işletme üretim kapasitesini azaltarak işletme sahiplerinin servetini artırabilir ya da işlet¬me sahiplerinin servetini azaltarak kendi üretim kapasitesini artırabilir. Ayrıca, piyasaya girmesi muhte¬mel bir işletme bakış açısından ölçülen bilginin, finansal tablo kullanıcılarına genellikle finansal durum ve performans hakkında en çok ihtiyaca uygun bilgi sağlamadığı ileri sürülür. Üstelik, piyasalar ve tek¬nolojilerde önemli değişiklikler olduğunda yoksun olma değerinin merkezinde olan yerine koyma ma¬liyetinin daha öncede belirtildiği gibi modern ekonomide genellikle daha az ihtiyaca uygun değerleme esası olduğu düşünülür (ICAEW, 2006, s.28). Bunlara ilaveten, bu değer finansal tablo kullanıcılarının tahmin ve değerleme yapmalarına da çok az yardım eder (Chisman, 2004, s.21, 42).
f) Makul Değer: Cari piyasa koşulları hakkındaki cari bilgileri kapsadığı için makul değerlerin geçmişte kalmış piyasa koşullarını ve beklentilerini gösteren güncelliğini kaybetmiş tarihi maliyet rakamlarının ifade ettiği bilgiden çok daha üstün bir bilgi sağlaması beklenir (Poon, 2004, s.39-40). Bazı finansal analistler makul değer bilgisinin finansal karar alma ile doğrudan ilgili tek bilgi olduğunu düşünürler (ICAEW, 2006, s.32). Makul değere göre hazırlanan bilgi aşağıda belirtildiği gibi bazı amaçlar için diğer değerleme esaslarına göre hazırlanan bilgiden çok daha ihtiyaca uygun olabilir.
i) Pek çok insan makul değerin bir işletmenin aktif bir şekilde ticaretini yaptığı finansal varlık ve borçlar için en çok ihtiyaca uygun değerleme esası olduğunu kabul eder (Poon, 2004, s.40; Hague and Willis, 1999, s.47-56). Çünkü, finansal araçlar kolayca nakde çevrilebilir. Bundan dolayı, makul değerlerin finansal araçların elden çıkarılması yoluyla sağlanacak nakit tutarını veya finansal araç için yapılacak ödemeyi temsil ettiği düşünülür (Wilson and Ernst &Young, 2001, s.28). İlaveten makul değer ile ilgili yapılan finansal açıklamalar yatırımcılara varlık ve borçların mevcut piyasa değerleri konusunda bilgi sağlayarak finansal raporların daha yararlı bilgi sunmasına da katkıda bulunur (Brandon, 2004, s.4).
ii) Makul değer cari piyasa fiyatlarını gösterdiğinde yatırımcılar ve borç verenler işletmenin ayrıştırılabilir varlıklarının elden çıkarılması sırasında elde edilecek olan tutarı görebileceklerdir. Bu aynı zamanda elde tutulan varlıkların fırsat maliyetinin bir ölçüsüdür (ICAEW, 2006, s.31).
iii) İşletmeler yatırım ve ticari kararların alınması, riskin yönetimi ve ölçümü, çeşitli işletme bölümlerine tahsis edilecek sermayenin belirlenmesi ve tazminatların hesaplanması dahil birçok dahili işlemde makul değerlerine göre değerlendirilmiş finansal araç bilgisine ihtiyaç duyarlar (The Bond Market Association, 2002).
iv) Varlık ve borçların makul değerlerindeki değişikliklerin neden olduğu kazanç veya kayıp-
lar ortaya çıktıkları dönemin gelir tablosuna yansıtıldığından, makul değer değerleme esası raporlanan kazançları istikrarlı hale getirmek amacıyla planlanmış varlık satışları ile ilgili tarihi maliyet kapsamında ortaya çıkan problemleri önlemeye katkı sağlayacaktır (ICAEW, 2006, s.30).
Makul değer yukarıda belirtildiği gibi bazı amaçlar için ihtiyaca uygun olmakla birlikte finans sektörün¬de faaliyet gösteren bazı işletmeler hariç yönetim amaçları için makul değerler çok az kullanılmaktadır. Bunun nedeni, uluslararası muhasebe, denetim ve danışmanlık hizmetleri sunan bir şirket olan Ernst & Young tarafından iddia edildiği gibi makul değer değerlemelerinin reddedilmiş bir esasa göre yapılması¬dır. Makul değerler bilanço tarihinde bütün varlıklar satılmış ve bütün borçlar ödenmiş olduğunda ger¬çekleşecek olan değerleri gösterirler. Bununla birlikte, bir varlık veya borcun bilançoda görünmesi ger¬çeği bu tarihte varlığı satma ya da borcu ödeme seçeneğinin reddedildiğini gösterir. Ayrıca, birlikte satı¬lan varlıkların ayrı ayrı satılmaları durumuna göre genellikle daha yüksek değerde satılacağı konusuna da itiraz vardır. Bu nedenle, piyasa değeri ile ilgilenen kullanıcılar açısından ayrıştırılabilir varlıkların makul değerlerinin daha çok ihtiyaca uygun olduğu söylenemez (ICAEW, 2006, s.31). Ayrıca, makul değer de¬ğerlemesinin daima en ilgili performans ölçümü sağladığı ve işletmenin kazanç veya performansının an-laşılırlığını artırdığı sonucuna varan az sayıda delil bulunmaktadır (Wilson and Ernst &Young, 2001, s.27).

3.2. Değerleme Esaslarının Güvenilirlik Açısından İncelenmesi
Önemli hataları içermeyen, yanlı olmayan ve temsil etmesi beklenen veya temsil ettiği iddia edilen iş¬lem ve olayları doğru (gerçeğe uygun) bir şekilde göstermek suretiyle kullanıcıların kararlarına esas teş¬kil eden bir bilginin güvenilir olma özelliği taşıdığı varsayılır (TMSK Kavramsal Çerçevesi, par. 31; SPK Tebliği Seri: XI, No: 25 mad. 21). Güvenilirlik finansal tabloların doğru bilgi sunan ve bu neden¬le finansal tablo kullanıcılarının güvenebildiği ve dış denetim tarafından doğrulanabilen objektif değer¬lemelere dayalı olmasını gerektirir (Dickinson and Liedtke, 2004, s.568). Başka bir ifadeyle, güvenilir¬lik finansal tablolarda yer alan bilgilerin temel ekonomik kaynaklar, yükümlülükler ve işlemlerin aynı¬sı olduğu ve bağımsız bir üçüncü tarafın değerlemeyi teyit ettiği anlamına gelir (Conger et. al., 2004, s.23). Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bir bilginin güvenilir olması için bu bilginin doğru bir şekilde gösterim yani temsilde doğruluk, tarafsızlık ve teyit edilebilirlik özelliklerine sahip olması gerekir (IASB Discussion Paper, 2005, s.70, par. 203; Steering Committee on National Performance Monito¬ring of Government Trading Enterprises, 1994, s.22). Doğru bir şekilde gösterim bilginin temsil ettiği¬ni iddia ettiği olayı aynen yansıttığı anlamına gelir (Cooper, 2006). Tarafsızlık değerlemesi yapılan var¬lık veya borcun temsil edilmesinde tarafsız olunmakla ilgilidir. Teyit edilebilirlik ise bir değerleme esa¬sının uygulanmasında değerleme uzmanları arasındaki uyum derecesi ile ilgilidir (IASB Discussion Pa¬per, 2005, s.70, par. 203). Diewert (2005, s.3) teyit edilebilirlik terimi yerine tekrarlanabilirlik terimini kullanmıştır. Tekrarlanabilirlik aynı değerleme esasına göre aynı varlık veya borcun değerlemesini ya¬pan farklı kişilerin tamamının aynı sonucu elde etmesidir (ICAEW, 2006, s.63).
a) Tarihi Maliyet: Değerleme esasları içinde en fazla güvenilir olan değerleme esasıdır (Chisman, 2004, s.19). Çünkü, tarihi maliyetler gerçekleşmiş işlem veya olayların kaydedilmesine ve genellikle raporla¬ma yapan işletmenin dışındaki kaynaklar olan doğrulanabilir belgelere dayalıdır. Bu nedenle, bu maliyet¬lerin bağımsız denetçiler tarafından kolaylıkla teyit edilebilir olduğu iddia edilir (Steering Committee on National Performance Monitoring of Government Trading Enterprises, 1994, s.30-31). Başka bir ifadey¬le, tarihi maliyet tekrarlanabilirlik özelliğine sahiptir (Diewert, 2005, s.3). Bununla birlikte, birçok vaka¬da bir varlık veya borcun tarihi maliyetinin belirlenmesi varlıklar, borçlar ve giderler arasında maliyetle¬rin dağıtımını gerektirir. Dolayısıyla, dağıtım sırasında maliyet dağıtım belirsizlikleri ile karşı karşıya ka¬lınması muhtemeldir. Bu durumda da, tarihi maliyetlerin doğru bir şekilde gösterim özelliği büyük ölçü¬de azalır. Fakat, muhasebe standartları belirleyicileri tarafından dağıtım kuralları belirlenip yürürlüğe ko¬nulduğu zaman tarihi maliyet ile değerleme ölçümleri büyük ölçüde standardize edilebilir. Böylece, tari¬hi maliyet değerleme esasının teyit edilebilirliği ve muhtemelen de karşılaştırılabilirliği iyileştirilmiş ola¬caktır. Ancak, böyle kurallar tarihi maliyet değerleme sonuçlarının işlem veya olayları doğru bir şekilde gösterim özelliğini iyileştiremez (IASB Discussion Paper, 2005, s.93, par. 309). Ayrıca, tarihi maliyetle¬ri esas alan geleneksel muhasebenin tutuculuk özelliği doğrulukla çelişir (Diewert, 2005, s.3).
b) Yerine Koyma Maliyeti: Varlıkların karşılaştırılabilir yerine koyma maliyetlerinin ortaya çıktığı pi¬yasalar olduğu zaman yerine koyma maliyetine göre sunulan bilgiler güvenilir olmaktadır. Varlıklar farklı varlıklar veya farklı hizmet potansiyeline sahip varlıklarla ikame edildiğinde ise bu değere göre yapılan değerlemeler muhtemelen subjektif olacak ve dolayısıyla güvenilir olmayacaktır. Böyle durum¬lar genellikle piyasalar ve teknolojiler değiştiği zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Bu değer tarihi maliyet¬teki gibi tahminler ve dağıtımların yapılmasına ihtiyaç duyulduğu alanlarda da subjektif olacaktır (ICA-EW, 2006, s.27-28). Ayrıca, yerine koyma maliyeti genellikle tekrarlanabilirlik özelliğine sahip değildir
(Diewert, 2005, s.13).
c) Net Gerçekleşebilir Değer: Net gerçekleşebilir değerler aktif piyasalardan elde edilerek belirlendi¬ği zaman bu değerleme esası güvenilir olmaktadır. Net gerçekleşebilir değer değerleme esası piyasa de¬ğerleri ya da gerçekleşmiş işlemlere dayalı olmadığında ise subjektif olacaktır (ICAEW, 2006, s.34). Ay¬rıca, bu değerler tekrarlanabilirlik özelliğine sahip değildir (Diewert, 2005, s.9-11).
d) Kullanım Değeri: Bu değerleme esası nakit akışı tahminlerine dayalı olduğundan çoğu kullanım değeri hesaplamaları subjektiftir (ICAEW, 2006, s.34; Chisman, 2004, s.22,51; Diewert, 2005, s.14-15). Çünkü, nakit akışı tahminlerinin içerdiği belirsizlik derecesi genellikle bilinmez. Tahminin yapıldığı dö¬nem ne kadar uzun olursa, kullanım değeri de o kadar subjektif olacaktır. Aynı zamanda, iskonto oranı¬nın seçimi de subjektiftir (ICAEW, 2006, s.34). Dolayısıyla, kullanım değeri manipülasyon (amaçlı yön¬lendirme) alanını büyük ölçüde genişletir. Bu nedenle de, daha fazla açıklama yapma ihtiyacını artırır (Chisman, 2004, s.22,51). Belirsizliğe sahip gelecekteki gelir akımları bilinse bile, gelir akımları bütün varlıkların ortak çabasıyla üretilir. Ortak net gelir akımlarını varlıkların her birine dağıtmak ise genellik¬le olanaksızdır (Diewert, 2005, s.14). Bu durumda da, muhtemelen dağıtım sorunu ortaya çıkacak ve du¬rum daha da karmaşık bir hal alacaktır. Kullanım değeri değerleme esası yerine koyma maliyeti ve net gerçekleşebilir değere göre daha subjektiftir (Akdoğan, 2004, s.70). Ayrıca, bu değer genellikle tekrar-lanabilirlik özelliğine sahip değildir (Diewert, 2005, s.15).
e) Yoksun Olma Değeri: Bir varlığın yoksun olma değeri varlığın yerine koyma maliyeti, net gerçekle¬şebilir değeri ve kullanım değerinden birisi olmaktadır. Bu nedenle, yoksun olma değerinin güvenilirli¬ği söz konusu değerleme esaslarının güvenilirliğinin incelendiği kısımlarda belirtildiği gibi olacaktır.
f) Makul Değer: Eğer piyasalar bütün varlık ve borçlar için likit ve şeffaf ise makul değerler karar al¬ma sürecine açık bir şekilde yararlı olan güvenilir bilgi sunacaktır (Wilson and Ernst &Young, 2001, s.28; Schmidt, 2004). Başka bir ifadeyle, makul değerler aktif bir piyasadan elde edildiklerinde doğru¬lanabilir, tarafsız ve dolayısıyla güvenilir olmaktadır (ICAEW, 2006, s.30). Bununla birlikte, günümüz¬de pek çok varlık ve borcun aktif bir piyasası yoktur (Wilson and Ernst &Young, 2001, s.28; Schmidt, 2004). Dolayısıyla, bu durumda makul değerin tahmin edilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Net bugünkü de¬ğer yöntemi gibi çeşitli değerleme yöntemleri kullanılarak yapılan bu tahminler son derece hatalı olabi¬lir. Çünkü, bu tahminler değerlemeyi yapanın gelecekteki nakit akışlarını tahmin edebilme, uygun iskon-to oranlarını belirleyebilme ve benzer veya aynısı olan varlık ve borçları tespit edebilme yeteneği ile fi¬yat değişkenliği konusundaki yargısına, piyasa likiditesi ve piyasa duyarlılığına dair görüşüne bağlı ola¬bilmektedir (Wilson and Ernst &Young, 2001, s.28). Ayrıca, makul değer tahminleri kasıtlı olarak veya bir takım hileli rakamları gizlemek amacıyla yanlış hesaplamalara olanak sağlar (Poon, 2004, s.40). Bunlara ilaveten, ister kasıtlı isterse kasıtsız olsun yönetimin makul değerlerin belirlenmesinde daima taraflı davranma olasılığı vardır. Yönetimin taraflı davranması ise kazanç ve öz kaynakların yanlış hesap¬lanmasıyla sonuçlanacaktır (Schmidt, 2004).
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24.01.10, 07:13
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: May 2006
İletiler: 1.665
kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.kanlica için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Değerleme Esasları Ve Finansal Tabloların Niteliksel Özellikleri Açısından İncelenmesi

3.3. Değerleme Esaslarının Anlaşılabilirlik Açısından İncelenmesi
Anlaşılabilirlik finansal tablolarda yer alan bilgilerin işletmenin iş kolu ve ekonomik faaliyetleri hak¬kında bilgi sahibi olan, muhasebeden anlayan ve bilgileri de makul seviyede bir dikkatle inceleyen kul¬lanıcılar tarafından tam olarak anlaşılabilir olması anlamına gelmektedir (TMSK Kavramsal Çerçevesi, par. 25; SPK Tebliği Seri: XI, No: 25, mad. 18). Tarihi maliyet değerleme esasları arasında uygulanma¬sı en basit olan değerleme esasıdır. Bu değerleme esası herkes tarafından kolay ve iyi bir şekilde anlaşı¬lır (Chisman, 2004, s.19,39). Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değerden oluşan cari değer değerleme esaslarında elde bulundurma kazanç veya kayıpları ya da gerçekleşmemiş kazanç veya kayıplar bilanço ve gelir tablosuna yansıtıldığında, bu du¬rum kazanç değişkenliğine yol açacak ve dolayısıyla pek çok kişinin finansal tabloları anlamalarını zor¬laştıracaktır. Özellikle, gerçekleşmemiş kazançlar üzerinden vergi ödendiği ve kâr payı dağıtıldığı zaman muhasebe ile yakın ilgisi olmayanlara bu durumu açıklamak zor olacaktır. Çünkü, bu kazançlar henüz gerçekleşmemiştir ve asla gerçekleşmeyecek de olabilir. Bu değişkenlik tarihi maliyeti esas alan gele¬neksel muhasebede gizlenmektedir. Ancak, işletmeden kaynak çıkışına yol açmadığı için sorun yarat¬maz. Bununla birlikte, söz konusu cari değer değerleme esasları bilançoyu tarihi maliyete göre daha an¬lamlı yapmaktadır. Çünkü, özellikle enflasyonun olduğu dönemlerde bu değerleme esaslarına göre fi-nansal tablolarda sunulan varlıklar ve borçlar gerçek değerleri veya gerçek değerlerine yakın bir değer¬le sunulmuş olacaktır.
3.4. Değerleme Esaslarının Karşılaştır ila bilirlik Açısından İncelenmesi
Karşılaştırılabilirlik finansal tablo kullanıcılarının iki ekonomik olay arasındaki benzerlikleri ve farklılık¬ları tespit etmelerini mümkün kılan bir niteliksel özelliktir. Yatırım, kredi ve diğer kaynak dağıtım karar¬larının özünde alternatifler arasında seçim yapılması vardır (FASB, 2006, s.30). Bu nedenle, finansal tablo kullanıcılarının bir işletmenin belli bir zaman içerisinde finansal durumundaki ve faaliyetlerinde¬ki değişmeleri takip edebilmeleri için işletmenin farklı dönemlere ait finansal tablolarını karşılaştırma olanakları olmalıdır. Kullanıcıların aynı zamanda farklı işletmelerin aynı dönemlerine ait finansal tablo¬larını karşılaştırmak suretiyle işletmelerin finansal durumlarını, faaliyet sonuçlarını ve finansal durumla-rındaki değişimi değerlendirebilme olanağına da sahip olması gerekir. Böylece, benzer işlemlerin ve di¬ğer olayların finansal etkilerinin tüm işletmelerde nasıl değerlendirildiği ve gösterildiği zaman içerisin¬de istikrarlı bir şekilde takip edilebilir (TMSK Kavramsal Çerçevesi, par. 39; SPK Tebliği Seri: XI, No: 25, mad. 27). Karşılaştırılabilirlik bilginin tutarlı bir şekilde raporlanmasını gerektirir (Steering Commit¬tee on National Performance Monitoring of Government Trading Enterprises, 1994, s.22). Tutarlılık bir işletmenin farklı dönemlerinde ya da farklı işletmelerin aynı dönemlerinde benzer muhasebe politika ve yöntemlerinin kullanılmasını ifade eder (FASB, 2006, s.30). Tarihi maliyetlerin geçerliliği işlemin kay¬dedildiği para biriminin istikrarlı olduğu yani para biriminin satın alma gücünün bir zaman dilimi bo¬yunca aynı kaldığı varsayımına dayalıdır. Bu nedenle, enflasyon dönemlerinde tarihi maliyet değerleme esasına göre hazırlanan finansal tablolarda yer alan bilgilerin karşılaştırılabilirliği önemli ölçüde azal¬maktadır. Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, yoksun olma değeri ve makul değer aktif pi¬yasada oluşan değerlere göre belirlendiği zaman bu değerlerin finansal tablolarda yer alan bilgilerin karşılaştırılabilirliğini tarihi maliyete göre daha fazla artıracağından hiç şüphe yoktur. Ancak, bu değer¬ler değerleme yöntemleri kullanılarak tahmin ediliyor ve bu değerleri tahmin etmede kullanılan değer¬leme yöntemleri, girdiler ve varsayımlar gelişi güzel belirleniyorsa bu durumda finansal tabloların kar-şılaştırılabilirliği önemli ölçüde azalacaktır.

4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Tarihi maliyet ve makul değer hem varlıkları hem de borçları değerlemede kullanılan değerleme esasla¬rıdır. Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri ve yoksun olma değeri ise esas itibariyle varlıkları değerlemede kullanılan değerleme esaslarıdır. Ancak, son zamanlarda kullanım değe¬ri değerleme esasının borçları değerlemede de kullanıldığı görülmektedir. Tarihi maliyet değerleme esa¬sında bir varlık satın alındığı tarihteki ve bir borç ise ortaya çıktığı işlem sırasındaki değişim fiyatı ile de¬ğerlendirilir. Oysa, yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma de¬ğeri ve makul değer cari değer değerleme esasları olup bu değerleme esaslarında varlık ve borçlar cari değerleri ile değerlemeye tabi tutulmaktadır. Tarihi maliyet, yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değer değerleme esasları finansal tabloların nite¬liksel özellikleri olan ihtiyaca uygunluk, güvenilirlik, anlaşılabilirlik ve karşılaştırılabilirlik açısından in¬celendiğinde ortaya çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
i) Değerleme esasları arasında finansal tablo kullanıcılarının ihtiyacına en az uygun olan değerleme esa¬sı tarihi maliyet değerleme esasıdır. Bununla birlikte, işletme yönetiminin aldığı birçok kararda tarihi maliyet bilgisine ihtiyaç duyulmaktadır. Değerleme esasları arasında en fazla ihtiyaca uygun değerleme esası ise kullanım değeridir. Makul değer değerleme esası varlık ve borçların cari piyasa değerlerini yan¬sıttığı takdirde kullanım değeri kadar olmasa da ihtiyaca uygun bir değerleme esası olacaktır. Yerine koy¬ma maliyeti muhtemel rakipler, mevcut yatırımcılar ve rekabet konusunda karar verme yetkisine sahip olan kişiler gibi finansal tablo kullanıcılarına yararlı olabilen bilgiler sağlayan değerleme esası olup ca¬ri değer değerleme esasları arasında en az ihtiyaca uygun olan değerleme esasıdır. Net gerçekleşebilir değer işletme sınırlı bir ömre sahip olduğunda ve varlıkların satılması planlandığında ihtiyaca uygun de¬ğerleme esası olacaktır. Yoksun olma değeri genellikle yerine koyma maliyeti olduğu için bu değerin ih¬tiyaca uygunluk özelliği yerine koyma maliyeti gibidir.
ii) Değerleme esasları arasında en fazla güvenilir değerleme esası gerçekleşmiş işlemlere ve olaylara dayalı olan tarihi maliyet değerleme esasıdır. Ancak, bu değerleme esası tahminlere ve dağıtımlara dayalı olduğu zaman diğer değerleme esasları gibi subjektif olmaktadır. Değerleme esasları arasında en az güvenilir değerleme esası ise tamamen tahminlere dayalı olan kullanım değeri değerleme esasıdır. Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer ve makul değer değerleme esasları aktif bir piyasada ortaya çıkan işlemlere dayalı oldukları zaman güvenilir olmaktadır. Bu değerleme esasları çeşitli değerleme yöntemleri kullanılarak tahmin edildiklerinde ise güvenilir olma niteliksel özelliğinden yoksun olacaklardır. Ayrıca, yerine koyma maliyeti aktif bir piyasadan elde edilse bile, varlıklar ve dönemler arasında dağıtımı söz konusu olduğunda da subjektif olmaktadır. Yoksun olma değeri genellikle yerine koyma maliyeti olduğu için bu değerin güvenilirlik özelliği yerine koyma maliyeti gibi olacaktır.
iii) Değerleme esasları arasında tarihi maliyet değerleme esası uygulanması en basit ve dolayısıyla anlaşılabilirliği en fazla olan değerleme esasıdır. Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değer değerleme esasları finansal tabloları tarihi maliyet değerleme esasına göre daha fazla anlamlı yapmakta ancak kazanç değişkenliğine yol açacakları için daha az anlaşılabilir olmaktadırlar.
iv) Tarihi maliyet değerleme esasına göre hazırlanan finansal tablolarda yer alan bilgilerin karşılaştırılabilirliği enflasyon dönemlerinde önemli ölçüde azalmaktadır. Yerine koyma maliyeti, net gerçekleşebilir değer, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değer değerleme esasları aktif bir piyasada ortaya çıkan işlemlere dayalı oldukları zaman tarihi maliyete göre daha fazla karşılaştırılabilir özelliğe sahip bilgi sağlamaktadırlar. Ancak, değerleme yöntemleri kullanılarak tahmin edildiklerinde ise karşılaştırılabilirlik niteliksel özellikleri önemli ölçüde azalacaktır.
Yukarıda da görüldüğü üzere değerleme esasları arasında diğerlerine göre en fazla ihtiyaca uygun, gü¬venilir, anlaşılabilir ve karşılaştırılabilir niteliksel özelliklerine sahip olan değerleme esası yoktur. Böy¬le bir durumda, işletmeler tarafından kullanılabilecek en uygun değerleme esası hangisi olacaktır? Bu sorunun cevabının küçük işletmeler ve büyük işletmeler açısından ayrı ayrı verilmesi gerekir. Küçük iş¬letmeler tarafından kullanılacak değerleme esasının seçiminde temel kriter değerleme esasının basit ve anlaşılabilir olmasıdır. Bu nedenle, bu işletmeler açısından karmaşık oldukları için yerine koyma mali¬yeti, kullanım değeri, yoksun olma değeri ve makul değer uygun değerleme esasları olmayacaktır. Net gerçekleşebilir değer de işletmenin sürekliliği kavramı açısından uygun bir değerleme esası değildir. Bu nedenle, Chisman (2004, s.28) tarafından da ileri sürüldüğü gibi küçük işletmeler için en uygun değer¬leme esası değerleme esasları arasında uygulanması en basit ve anlaşılabilirliği en fazla olan tarihi ma¬liyet değerleme esası olacaktır. Büyük işletmeler tarafından tarihi maliyet değerleme esasına göre hazır¬lanan bilgi açıkçası finansal tablo kullanıcılarının ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Yukarıda belirti¬len nedenden dolayı net gerçekleşebilir değer bu işletmeler açısından da uygun bir değerleme esası ol¬mayacaktır. Geçmişte, enflasyon muhasebesi uygulaması çerçevesinde pek çok işletme varlıkların yeri¬ne koyma maliyetinin ölçümünü ve yorumlanmasını zor bulmuştur. Yoksun olma değeri genellikle ye¬rine koyma maliyeti olmakla birlikte bu değerin ne anlama geldiği tam olarak açık değildir. Bu neden¬lerden dolayı, Chisman (2004, s.26) tarafından da ileri sürüldüğü gibi büyük işletmeler için en uygun değerleme esasları kullanım değeri ve makul değer olmaktadır. Ancak, değerleme esasları arasında en az güvenilir değerleme esası olması nedeniyle kullanım değeri makul değere göre daha az uygun değerle¬me esası olacaktır.

Sonuç olarak, küçük ve büyük işletmeler tarafından daha çok ihtiyaca uygun bilgi sağlaması nedeniyle harici finansal raporlamada cari değer ile değerleme esaslarından herhangi biri kullanılsa bile, işletme¬ler maruz kaldığı fiili maliyetlerini ve gerçekleşen gelirini kaydetme ihtiyacı duydukça birçok tarihi ma¬liyet bilgisinin yönetim amaçları için hazırlanmasına devam edilecektir. Ayrıca, muhasebe kurumları gü¬venilir cari değerler elde edilmedikçe tarihi maliyet değerleme esasına göre finansal tablolar hazırlan¬masını istemeye devam edeceklerdir. Böyle bir durumda da, karma değerleme esasının kullanımı kaçınıl¬maz olmaktadır.
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf index1.pdf (382,8 KB (Kilobyte), 51x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
açısından, değerleme, esasları, finansal, niteliksel, özellikleri, tabloların, ıncelenmesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:17 .