Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi > Uluslararası İlişkiler Bölümü > Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

Uluslararası İlişkiler Bölümü hakkinda Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Birinci Dünya Savaşı sonrasında özgün bir çalışma alanı olarak doğan Uluslararası İlişkiler disiplininin bir asırlık tarihinde ortaya çıkmış büyük tartışmalardan ilki İdealizm-Realizm tartışmasıdır. "Kurucu Tartışma" olarak da adlandırılan bu tartışma,

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08.06.09, 09:21
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nereden: Amerikadan
İletiler: 7.777
Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

[coverattach=1]Birinci Dünya Savaşı sonrasında özgün bir çalışma alanı olarak doğan Uluslararası İlişkiler disiplininin bir asırlık tarihinde ortaya çıkmış büyük tartışmalardan ilki İdealizm-Realizm tartışmasıdır. "Kurucu Tartışma" olarak da adlandırılan bu tartışma, bir yandan alanın terminolojisinin yerleşmesini sağlamış, öte yandan da disiplinin sınırlarını çizmiştir. Bu tartışma, her ne kadar gerçek bir tartışma olmaktan ziyade akademik bir fiction veya reflex olarak karşımıza çıksa da; sadece disiplinin geleceğini şekillendirmekle kalmamış hem Uluslararası İlişkiler öğrencilerine hem de politika yapımcılarına köklü bir referans noktası olarak disiplindeki yerini almıştır. 1919-1950 yılları arasında etkili olan tartışmayı, tartışmanın aktörlerini, tarihini, temel argümanlarını ve iki paradigma arasındaki ayrım noktalarını anlamaksızın disiplinin bugününde etkili olan tartışmaları anlayabilmek ve disiplinin tarihini özümseyebilmek mümkün değildir.

Idealism-Realism debate is the first one among the great debates in the IR as an academic field emerged after the World War I. Known as the founding debate of the discipline, this debate has not contributed only in setting up the terminology of the field, but also determined its boundaries. Even though some argue that this debate can be depicted as an academic fiction or a reflex rather than a real theoretical debate happened between rival academicians, it has not shaped the discipline's future only. Also, it acted a valuable reference point both for the students of international relations and policymakers. It is, therefore, impossible to conceive the history of the discipline and current debates unless the rift between the two traditional approaches, their basic arguments, roots and actors effective up to the beginning of the 1950s are understood properly and comprehensively.

Makale Yazarı
Şaban ÇALIŞ* Erdem ÖZLÜK**
***8727; Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
** Arş. Gör., Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg International Relations.jpg (53,8 KB (Kilobyte), 3250x kez indirilmiştir)
__________________
Nevart Akademi
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08.06.09, 09:22
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nereden: Amerikadan
İletiler: 7.777
Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

Giriş Yerine: Geleneksel Uluslararası İlişkiler Teorileri
İnsanlığın o güne dek şahitlik ettiği en büyük savaş olan, hem oluşumu ve gelişimi, hem de sonuçlarıyla birçok alanda kırılmalara sebebiyet veren I. Dünya Savaşı, bir disiplin olarak Uluslararası İlişkiler'in kuruluş ve gelişiminde de çok önemli bir rol oynamıştır (Little, 1999:292). Daha doğru bir okuma ile Uluslararası İlişkiler disiplininin, bu savaşın bir ürünü olduğu söylenebilir. (Dunne, 1996:1. Dunn, 1948:145). I. Dünya Savaşı, savaşın devletlerin dış politikalarında başvurabilecekleri rasyonel bir araç olmadığını, kazananlarla kaybedenler arasında çok da bir fark bulunmadığını, yıkımın herkesi etkilediğini; sistemin bazen liderlerin bile kontrol edemeyeceği bir hal alabileceğini, savaşın aslında devlet adamları arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklandığını ve son olarak da demokrasinin yerleşememesinin savaşı ateşleyen bir unsur olduğu iddialarını açık bir şekilde gündeme getirdi (Hollis&Smith, 1990:18). Bunun bir uzantısı olarak da, insanlar bir daha benzer felaketleri yaşamamak adına bu tür felaketlerin önüne nasıl geçebiliriz sorusu üzerinde yoğunlaşmaya başladılar. Sorunun çözümü için öncelikle uygun bir zeminin ve kullanışlı araçların yaratılması gerekiyordu. İşte bu noktada zaten hali hazırdaki birikimlerin de etkisi ile otonom bir sosyal disiplin olarak Uluslararası İlişkiler ortaya çıkacaktı..
Uluslararası İlişkiler sosyal bilimlerin diğer disiplinleri ile karşılaştırıldığı zaman genç bir disiplin olmasına rağmen hızla büyümüş ve her geçen gün giderek daha cazip bir çalışma alanı haline gelmiştir. Bu ilgiyi ve büyümeyi birçok etken ile açıklamak da mümkündür. Bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeleri, pratik gerekçeleri ve konjonktürel etkenleri bir kenara koyarsak, aslında disiplinin bu denli gelişmesinin en temel gerekçelerinden biri disiplin içerisinde yaşanan teorik tartışmalardır (Spegele, 1982:294). Disiplinin ilk yıllarında sadece savaş ve savaşın mirası üzerinde yoğunlaşan ve tarihi baş ucu kitabı olarak benimseyen bakış açısı, özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra uluslararası ilişkilerin gündeminin çeşitlenmesi ile önemini yitirmiş; metodolojik tartışmalarla geçen II. Dünya Savaşı sonrası dönemin ilk yıllarının ardından disiplin, hem paradigma içi hem de paradigmalar arası ciddi tartışmalara beşiklik etmiştir (Banks, 1985:7-27). 1980'lerin sonlarından itibaren Pozitivizm-Postpozitivizm tartışması ile de yeni bir dönem başlamıştır (Lapid, 1989:263. Navon, 2001:611).
Disiplinin şahitlik ettiği bu tartışmalarından ilki olan İdealizm-Realizm tartışması, sadece disiplinin terminolojisini yerleştirmemiş aynı zamanda disiplinin sınırlarını da çizmiştir. Başka bir ifade ile İdealizm-Realizm tartışması disipline bağımsız bir hüviyet kazandırmıştır. Bu tartışmanın zeminine baktığımız zaman, tartışmayı şekillendiren en önemli unsurun pratikte yaşanan gelişmeler olduğunu görmekteyiz (Thompson, 1982:328). I. Dünya Savaşı'nın başta Avrupa olmak üzere tüm dünya üzerindeki etkileri ile birlikte insanların savaş, dünya politikaları ve sanayileşmenin getirdiklerine dair bakış açısı değişmeye başlamış, Marksistlerin kapitalizme dair endişeleri bir ölçüde haklılık kazanmıştı. Emperyalizm, çözülmenin sinyallerini veren kolonyal hareket, giderek artan milliyetçilik ve savaşın getirdiği ekonomik çöküntü, o dönem üzerinde en çok konuşulan konuları teşkil etmekteydi. Yeni bir uluslararası sistem şekillenmeye başlarken insanlığın en temel kaygısı, yeni sistemin savaşa meyyal unsurlar ile donatılmamasıydı. Bu anlamda iki savaş arası dönem, pratiğin her hali ile teoriyi şekillendirdiği bir dönem oldu. Zira iki savaş arası dönemdeki çalışmaların optimistik bir saik ve moral öğeleri göz önünde bulundurarak, uluslararası hukuk ve örgütlenme üzerine yoğunlaşmış olması başka şekilde açıklanamaz (Thompson, 1991:12).
Dolayısıyla da disiplinin ilk yılları, barışın nasıl tesis edileceğini motto olarak benimseyenlerle (bunlara daha sonraları İdealistler denecektir), savaşların nasıl engelleneceğini öncelik olarak görenler (bunlara da Realistler denecektir) arasındaki tartışmalarla geçmiştir. I. Dünya Savaşı'nın bitişinden, uluslararası işbirliği yerine güç politikalarının yeniden ön plana çıkmaya başladığı (Booth, 1991:528) 1930'lu yılların sonuna dek hakim olan havaya ya da paradigmaya İdealizm ismini -paradoksal olsa da- uygun görenler Realistler olacaktır (Thies, 2002:147-148). Kendi varlığını meşrulaştırmak adına bu işi yapan Realistler, sınırı geçip, İdealistlerin kimliklerini de kendi okuyuşlarına göre dizayn etmeye çalışmışlardır (Legro, 1999:6-7). Bundan sonrası Realistler için daha kolay olmuştur: İdealist olarak adlandırdıkları yel değirmenlerine sert eleştirilerde bulunan Realistler, sadece sınırı geçmekle kalmamış hadlerini de aşıp İdealizmin aslında felsefi bir temelinin ya da entelektüel bir derinliğin olmadığını da iddia etmişlerdir. İşi abartan Realistler, öte yandan kendi köklerini Thucydides'e (Lebow&Kelly, 2001:593. Welch, 2003:301. Balleck&Beer, 1994:38-44. Thies, 2002:147) ve hatta Kautilya'ya kadar uzatmaktan ise hiç çekinmemişleridir. (Balleck&Beer, 1994:38-44. Spegele, 1987:189).
__________________
Nevart Akademi
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08.06.09, 09:22
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nereden: Amerikadan
İletiler: 7.777
Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

İdealizmin Tarihini Realistçe Yazmak
Realistlerin iddia ettiği üzere İdealizmin referans noktalarının eksikliği, içinde barındırdığı temel parametrelerinin geçersiz olduğu anlamına gelmeyebileceği gibi, İdealizmin epistemolojik ve ontolojik olarak disiplin içerisinde ifade ettiği anlama da bir halel getirmez. Sadece Realistlerin kendi yöntemleri kullanılarak İdealizmin kökenlerini insanın ve insanlığın atası Hz. Adem'e kadar götürebilir, referanslara Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve Yunan uygarlıklarından uygun olay, olgu ve isimler de elbette eklenebilir. Mesela bibliyografik notlara Stoacılardan başlayabilir (Viotti&Kauppi, 2001:49), Cicero, Hz İsa ve Havarileri, Thomas Aquinas, Saint Agustine'le devam edip Dante, Pierre Dubois, Emeric Crucé, Duc de Sully, William Penn, Abbé de Saint Pierre'i de, İdealist teorinin XVIII. yüzyıla kadar gelen kısa tarih listesine rahatlıkla ekleyebiliriz (Doughery&Pfaltzgarff, 1981:2). Çok zorlarsak Hobbes'u bile idealist bir okumaya tabi tutabiliriz (Yurdusev, 2006:305-321). Ancak, belki biraz insaflı davranıp İdealizm yazınını ve felsefi anlamda köken olarak miladını, XVI. yüzyılın sonlarında Hugo Grotius (Lijphart, 1974:51. Forde, 1998:643-644. Williams, 1996:73) ile başlatmak; Aydınlanma döneminde de Immanuel Kant ile listeye devam etmek daha "realist" bir idealizm tarihi okuması olacaktır
(Franceschet, 2001. Franceschet, 2000. Doyle, 2000. Gaubatz, 1996. Doyle,
1995. Williams, 1993. Cavallar, 2001). Ayrıca federatif erk kuramından bahseden
John Locke'u, insanın doğuştan barış yanlısı olduğunu savunan J. J. Rousseau'yu (Doyle, 1999:39) ve monarşilerin savaşa meyyal olduklarını, barışın ancak demokratik cumhuriyetler eli ile gerçekleştirilebileceğini savunan Voltaire'i de listeye dahil etmek gerecektir.
İdealizmin XX. yüzyıldaki seyrine baktığımızda, karşılıklı bağımlılık olgusunu ve bu olgunun temel siyasal birimler arasındaki ilişkilere olan yatay ve dikey yansımasını ilk defa analitik bir çerçevede ele alan, İngiliz Norman Angell ile karşılaşırız (Wight, 2002:27). Angell'ın I. Dünya Savaş'ı patlak vermeden önceki söylemleri, (Keohane&Nye, 1998. Waltz, 1993:77) o dönem entelektüel çevrede hatırı sayılır bir yankı yapmıştır (Wilson, 1995:15-23, Bull, 2001:58-59, Panagakou, 2005:1-4, Rich, 2002:118, Osiander, 1998:415).
Teorik alt yapıyı hazırlayan akademik çevrenin yanında, not edilmesi gereken bir diğer katkı da siyaset sahnesinden gelmiştir; Woodrow Wilson. Nasıl daha istikrarlı devletler sistemi-güvenli bir uluslararası ilişkiler yaratabiliriz sorusunu kendine soran (Smith, 1995:62) ve ticaret ve hukuk ile birbirine bağlanmış liberal, demokratik bir dünya hedefleyen Wilson, (Heckscher, 1994:104) böylesi bir dünya için neler yapılması gerektiğine dair 14 ilkesini açıkladı (Kissinger, 1998:206-209). Denizlerde serbestlik, açık diplomasi, ticaret, silahsızlanma, uluslararası bir örgütün tesisi, sömürgeler, (Kegley&Wittkopf, 1996:31), self-determinasyon (Lynch, 2002:424) gibi vurucu noktalara sahip bu 14 noktanın dışında Wilson, insan doğasının iyi olduğuna, liberal demokratik devletlerin bir araya gelerek uluslararası barış ve güvenliği tesis edeceğine ve insanlığın eğitim yolu ile savaşı politikaların bir aracı olmaktan çıkarabileceğine inanıyordu (Gavin, 1997:632). Herkesçe kabul edilecek bir adalet anlayışının yerleşmesi gerektiğini de vurgulayan Wilson (Dallek, 1988:106-109), uluslararası işbirliği, serbest ticaret, demokratik yönetimler ve ulusların eşit bir şekilde temsil edildiği bir uluslararası örgüt (Tindall, 1988:1014) sayesinde daimi barışın tesis edileceğini savunuyordu (Widenor, 1999:680). Bununla birlikte Wilson'un, hem barışçıl bir dünya düzeni yaratmak projesi dahilindeki fikirleri, hem de başkanlığı döneminde izlediği politikaları, birçok çevre tarafından yoğun eleştiri bombardımanına maruz kalmaktan kurtulamadı (Dallek, 1988:106, Mckillen, 2001:561).
__________________
Nevart Akademi
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 08.06.09, 09:23
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nereden: Amerikadan
İletiler: 7.777
Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

İdealizm Üzerinden Realizmi Okumak: Temel Argümanlar ve Ayrım Noktaları
İdealizm, her şeyden önce, yukarıda da bahsedildiği üzere, bu yaklaşımı benimseyenler tarafından seçilmiş bir tanımlama aracı değildir (Padelford&Lincoln, 1967: 39, Goldberg, 1953:18-45, Doyle, 1992:56-59, Moravcsik, 2000:230, Burchill, 2001:29, Moravcsik, 2001:3). Daha çok, özellikle XX. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra disiplinin hakim paradigması olan Realistlerin isimlendirmesi ile ortaya atılmış bir yaklaşımdır. Siyaset Bilimi, Ekonomi ve Sosyalizm'in doğuşunda olduğu üzere Uluslararası İlişkiler'in doğuşunda da Ütopyanizm'in hakim olduğunu ileri süren ve İdealistlere bu isimi veren Edward H. Carr'dır (Carr, 1946:8). Realizmin XX. yüzyıldaki en güçlü sesi olan Carr'ın bu isim babalığının arkasında yatan asıl amaç, ütopistler olarak nitelendirdiği bu grubun tezlerini daha doğmadan sakat bırakmaktır (Howe, 1994:277-297, Tortola, 2005:78-81, Goldfischer, 2002:697-717). İdealizm yazımının böylesi bir sıkıntıyla yüz yüze bırakılmasının en önemli nedeni, kendilerine İdealistler diyen herhangi bir grubun olmamasıdır, böyle bir grup olmadığı gibi, İdealizmin kurucu babası olarak nitelendirilebilecek isim sayısı da oldukça sınırlıdır. Yine doğrudan uluslararası ilişkilerle ilgili her türlü yayının da çok fazla olmaması ve İdealizmin temel varsayımları arasında ilk sırada yer alan uluslararası örgütlenmenin/örgütlerin de henüz kurulma aşamasında olması İdealistlerin karşılaştıkları diğer sıkıntılar olarak gösterilebilir (Thies, 2002:145). İdealistlerin bu sıkıntılarla birlikte anılıyor olması ve İdealizmin uluslararası ilişkiler tarihi açısından pek de bir anlam ifade etmeyen neredeyse çeyrek asırdan bile az bir zaman diliminde etkili olması, İdealizmin bu tarihten sonra yok olduğu şeklinde yorumlanamaz. İdealizm, pratikte uzun süre anlam ifade etmemiş olsa da, kendisinden sonra birçok teorinin gelişmesinde/hayata geçmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Çağdaş Pluralizmin kökeninde ve bugünkü eleştirel yaklaşımların temelinde de; İdealist teoriye mutlaka vurgu yapılmıştır. Hatta Konstrüktivist teorinin kurucu babası sayılabilecek Alexander Wendt'e göre, Konstrüktivizm'in temeli Grotiyan İdealizme kadar uzanmaktadır (Wendt, 2001:3).
Geleneksel çağdan daha iyi bir şekilde dizayn edilmiş yeni demokratik dünya düzeni söylemi ve güç politikalarının artık sanayileşmenin en üst seviyeye tırmandığı yeni endüstriyel çağı açıklamaktaki yetersizliği İdealizmin amentüsü konumundaydı. Öte yandan bencil insan doğası, güç, çıkar, güvenlik, rasyonel aktör ve anarşi Realizmin sinekdotlarıydı (Donnelly, 2000:6-7, Rosgwald, 2005:81-87). Kant'tan beri gelen çizgi ile Aydınlanma'dan ışık alan İdealistlerin tersine Realistler Hegel'in mirasına sıkı sıkıya sarılmışlardı (Brooks, 2002:149¬152. Jaeger, 2002:497-517. Herz, 1950:159). Baştan ayağa normatif unsurlara bulanmış iken İdealizm, Realizm her hali ile normatif açıdan kusurluydu (Falk,
1983:10). İnsanlığın ortak çıkarlarına vurgu yapan İdealistlerin aksine Realizm, uluslararası sistemdeki farklı politik toplulukların çatışan çıkarlarına işaret ediyordu (Palan&Blair, 1993:385). İşbirliği imkanlarının geliştirilebileceği bir uluslararası sistem özlemini asla yitirmeyen İdealistlerin bu özleminin ütopya olduğunu ve uluslararası sistemin anarşik bir yapısı, uluslararası politikanın ise hükümeti olmayan bir alan olduğunu savlıyordu Realistler (Waltz, 1996:307). İdealizm eylemi açıklarken bireysel bilince ve konuya dair değerlere öncelik verirken, Realizm de bu unsurlar analizde asla göz önünde bulundurulmuyordu (Reynolds, 1992:7).
Özünde alturistik (diğerkamlık) bir dürtüye sahip insanın, esasında iyi olduğuna işaret eden İdealistler (Falk, 1989:20), böyle tanımladıkları bireyin kötü ruhlu olmadığına da inanırlar (Herz, 1981:39). İnsanların günahkarlığı, kendi çıkarlarını maksimize etmek için bireyi pragmatik bir araç olarak kullanan çevresel koşullardan kaynaklanmaktadır. Bireyler çatışmadan çok, karşılıklı yardımlaşma ve işbirliğine açıktırlar (Mix&Hawley, 1998:57-59). Realistler ise insanın, güce (Darwinian anlamda güçlü olan yaşar felsefesini özümsemişlerdir) ve çıkara karşı dayanılmaz bir cazibesi olduğunu ve bunun bir uzantısı olarak doğası itibariyle ilk günahtan beri kötü ruhlu olduğuna ve alturistik olmaktan çok antagonistik olduğuna inanırlar (Folker, 2002:78. Trachtenberg, 2003:156¬157. Haas, 1999:605-635).
İdealistlere göre savaş, tarihsel olarak sürekli başvurulan ve devletlerin çıkarlarını maksimize etmek için kullandıkları bir araçtır ve bu araç sanılanın aksine kaçınılmaz ya da önlenemez niteliğe haiz değildir. Savaşların önlenmesi yolunda atılması gereken ilk adım, devletler arasında sürekli başvurulan bir yöntem olan gizli diplomasinin önüne geçmektir (Burchill, 2001:5). İdealistlere göre, ulusal araçlar ve sınırlı amaçlar içeren ikili antlaşmalardan ve güvenlik önlemlerinden ziyade, kolektif ve çok taraflı araçlar içeren, daha geniş katılımın sağlandığı platformlar tercih edilmelidir. Realistler ise kolektif güvenlik önlemleri ile savaşların önlenemeyeceğini çünkü devletlerin, dış politika davranışlarını belirleyen temel unsurun kolektif hareket etmekten ziyade sıfır toplamlı bir oyun mantığı ile hareket etmek olduğunu vurgularlar (Kegley&Wittkopf, 1993:22-25).
I. Dünya Savaşı'na hatta daha da genişleterek II. Dünya Savaşı'na kadar uzanan ve milat olarak XVII. yüzyılda hayat bulan güç dengesi sistemi (Sofka, 2001:47-148) gibi salt çıkar ve güvenlik mefhumları üzerine kurgulanmış sistemlerin, savaş riskini artırdığı İdealistler tarafından özellikle vurgulanır. Bir metodolojik sıkıntı mı yoksa, pragmatik bir kurgu mu olduğu hala netleşemeyen ama bugün bile uluslararası ilişkilerde rol oynayan aktörlerin daha spesifik anlamda da devletlerin davranışlarını/stratejilerini/tercihlerini derinden etkileyen çıkarın yanlış bir şekilde inşa edilmiş olması, çözümlenmesi gereken bir sorun olarak karşımızda durmaktadır (Çalış, 2008:10). İdealistlere göre; böylesi bir sorunu çözmek için, uluslararası politikadaki her türlü davranışın ana motifi olarak rol oynayan ama kendisi bir türlü tanımlanamayan çıkarın (Wolfers, 1969:77-178. Robinson, 1969:82-191. Burchill, 2005:31. Morgenthau, 1981:7¬53) herkes tarafından kabulünü sağlayacak bir tanımının mutlak suretteyapılması gerekmektedir. Yine bu sorunla ilişkilendirilebilecek bir başka gerçeklik de güvenliktir. Devletler arasında çıkan problemlerin temeli olarak görülen bu iki olgunun, açıklanması ve analiz edilmesi gereken çerçeve olarak, İdealistlerin gösterdikleri adres, uluslararası bir yapı içerir, ki bu yapının temel faktörü de uluslararası niteliği olan, herkesçe kanıksanmış, ortak çıkarları ve ortak değerlerinin farkında, kendilerini birbirleriyle ilişkilerinde bir dizi ortak kurala bağlı bir toplum fikridir. Realistlere göre ise çıkar uluslararası politik arenada devletin temel dış politika refleksi ve hatta devletin varlık sebebidir (Walt, 1997:932. Kramer, 2001:15. Rosecrance, 2002:39).
İdealistlere göre, self-determinasyonun yaygın bir şekilde hayata geçirilmesi, çatışmaların çözümü için yeterli bir etken olmasa da gerekli bir etkendir. Çünkü self-determinasyon, demokratik kurumların bir ulus içerisinde yerleşmesinde ve gelişmesinde önemli bir fonksiyon icra eder (Mayall, 1994:85). Kantian anlamda demokratik prensiplerle kendi bağımsızlığına ve yönetme hakkına sahip ulusların yaygınlaşmasıyla birlikte, daha güvenli ve istikrarlı bir uluslararası yapı ortaya çıkacaktır. Realistlere göre 'idealist milliyetçilik' olarak tanımlanabilecek Wilsoniyen self-determinasyon algılaması, liberal/demokratik parametrelerle insancıl/pasifist öğeleri taşıyordu. Ancak, revizyonist, emperyal, yayılımcı ve saldırgan Realist teorinin aşırılıklarını sembolle ş tiren milliyetçilik (John Herz'e göre bu türde ki milliyetçiliğin adı; "integral milliyetçilik" idi) karşısında İdealist milliyetçiliğin şansı yoktu (Herz, 1950:160-161).
İdealistler, iktidarı sınırlandırabilecek, baskı mekanizması vazifesi görecek kurumlar olmadığı için (Ponton&Gill, 1989:216-217) demokratik bir yönetim anlayışına sahip olmayan ve siyasal katılım yelpazesinin çok dar olduğu rejimlerin, tabiat olarak savaşa daha meyilli olduğunu savunuyorlardı. İdealistlerin demokratik rejim ve barış arasında kurdukları korelasyon, Realist yazımda hiç referans gösterilmemiştir. Devletin anarşik uluslararası ortamda diğerlerine bakış açısını belirleyen temel etken güvenliğini tesis etmek olduğu için, devletin sahip olduğu siyasal formasyonun önemi yoktur (Mowle,
2003:561).
Bu temel ayrım noktalarının dışında İdealistler ile Realistler arasında uluslararası ticaret (Pevehouse, 2004:247-266, Morgenthau, 1993:29, Rourke, 2001:15-20, Snow&Brown, 2000:15-17) ve ahlak (Morgenthau, Thompson, 1989:117, Lipson, 2000:155-158) gibi konu başlıklarında da önemli farklar bulunmaktadır. İki yaklaşım arasında farklılıklar sadece argümanlarla sınırlı değildir; bu argümanların hayata geçirileceği araçlar konusunda da bir paralellik yoktur. Zira, uluslararası ilişkileri düzenleyecek, sorunları çözümleyecek birmekanizmanın tesis edilmesi, I. Dünya Savaşı'nın hemen ardından üzerinde en çok tartışılan konulardan birini teşkil ediyordu. Realistler her ne kadar böylesi bir yapının tesis edilmesine karşı çıkmamakla birlikte, uluslararası örgütlenmenin iyi bir çözüm adresi olduğuna kanaat getirmiyorlardı. Çünkü Realistler, bir kurumsal yapısı olmasa da hipotetik güç dengesinin, uluslararası örgütlerden daha etkili bir mekanizma olduğunu savunuyordu (Harrison, 1994:593-595, Vasquez, 1997. Waltz, 1967:215-231).
İdealistlere göre ise, savaşın önlenmesi ya da önlenemediği durumlarda en azından yinelenmemesi için seçilecek en uygun araç, barışçıl dayanışma ve geniş katılım prensibi esasları ile teşkil edilecek, uluslararası bir yapıdır. Tesis edilecek yapı ile, hem kolektif bir güvenlik sistemi oluşturulacak hem de bu sistem sayesinde savaşlar daha çıkmadan önlenebilecektir. Realist yazımda dile getirilen uluslar arasındaki ilişkilerin, Hobbesyen tarzda anarşik olarak adlandırılan çatışmacı ve yarışmacı doğası regüle edilecek ve savaş devletlerin başvurdukları bir araç olmaktan çıkarılacaktır (Eralp, 1996:58-89. Kegley&Wittkopf, 1996:20). Bu gruptaki İdealistlerin savunmuş oldukları felsefe, hayata geçmekte gecikmedi. Resmen 10 Ocak 1920'de Milletler Cemiyeti/Cemiyet-i Akvam kuruldu. Ancak Potter'in ifadesiyle Milletler Cemiyeti gibi bir yapılanma o dönemler için devletin otonom yapısına ve bağımsızlığına halel getirir gibi paranoid bir dürtü ile, sadece siyasetçiler tarafından değil, birçok akademisyen tarafından da pek kabule şayan değildi (Potter, 1923:383). Hatta özellikle Marksist akademisyenler, o dönemde Milletler Cemiyeti'ni Batılı güçlerin amaçlarına ulaşmada kullandıkları emperyalist bir araç olarak bile görmüşlerdir.
Savaşın önlenebilmesi ve barışın tesis edilebilmesi için bütüncül bir uluslararası hukuk fikrinin yerleştirilmesi gerektiğini vurgulayan İdealistlere göre, legal bir yapının kurulması ile uluslar arasındaki çatışmalar ve sorunlar arabuluculuk rolü ile çözümlenebilecek ve savaş engellenecektir. Her ne kadar uluslararası hukukun savaşların ve çatışmaların çıkmasını engelleyemediğine dair yoğun eleştiriler gelse de, (Farnsworth, 1992:335) tesis edilecek hukukun içerisinde yer alacak yargılama mekanizması ve mekanizmanın oydaşma ile kabulü, çözüme giden yolu hızlandıracaktır. İşte bu temel varsayımlara laboratuar olarak hizmet edecek iki yapının (1921 yılında Uluslararası Daimi Adalet Divanı'nın kurulması ve 1928 tarihli Briand-Kellog Paktı ) hayata geçirilmesi İdealistlerin başarısı olarak görülse de pratikte hiçbir somut sonuç elde edilememiştir (Kohn, 1955:80).
İç ve dış politika keskin hatlarla ayrılmıştır Realizm'de. Realistler, iç ve dış politika ayrımının referans noktası olarak iç politikanın hiyerarşik, dış politikanınise anarşik olmasını gösterirler (Hobden, 1999:258). Anarşik bir uluslararası ortamda, güvenlik ve jeopolitik kaygılarla (Çalış&Özlük, 2007:175-183) hareket eden devletlerin bağlı olacağı hukukun etkinliğinden bahsedilmek ütopyanın dışında ne ile açıklanabilir (Scott, 2004:71***8212;88).
Uluslar arasındaki ilişkilerin savaş dışındaki araçlarla gerçekleştirilmesi gerektiği savına inanan İdealistlere göre; savaşların çıkmasına giden yoldaki ilk etken, bir yerde algılama sorunu ile ilişkilendirilebilecek, güç olgusudur. Gücün simgesi de, taraflardan birinin sahip olduğu askeri güç olarak görülür ise -ki İdealistlere göre askeri güç Realistlerin abarttıkları düzeyde önemli değildir-(Goldstein, 1999:110) bunun da ana motifi silahlanmadır. Savaşı önleyebilmenin en etkin yolu, savaşın çıkmasında önemli ölçüde rol oynayan silahlanma ve silahlanma yarışının kesilmesidir. Bu savı taşıyan İdealistlerin pratikteki başarısı olarak adlandırılabilecek iki gelişme de daha önceki çabaların akıbetini paylaşmıştır.
Sonuç olarak; İdealistler, uluslar arasındaki politikanın realitelerini ele almaktan ziyade uluslararası politikayı (Schmidt, 2002:11) küresel anlamda işbirliği, uluslararası kurumlar, uluslararası hukuk ve yaygın bir şekilde benimsenmiş silahsızlanma antlaşmaları ile yeniden düzenlemenin mümkün olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca İdealistler, İdealizmin normatif yapısı ve uluslararası sistemi incelemekten çok şekillendirmeyi amaçlayan preskriptif misyonu (Bostanoğlu, 1999:69) ile bunu gerçekleştirebilmenin mümkün olduğunu vurguluyorlar. Realistler ise güç ve gücün tarihsel anlamda oynağı rol ve gerçeklikler üzerinde durarak, (Gismondi, 2004:460) politikanın ütopya ve realite olmak üzere iki yönünün olduğunu ve savaşların önlenmesi adına yüzümüzü gerçekliklere çevirmemiz gerektiğini savunuyorlar (Mearsheimer,
2005:142).
İdealizmin temel argümanları ve amaçlarına ulaşmak için seçtiği araçları, İdealizmin etkili olduğu dönemin (1919-1939) konjonktürel şartları göz önünde bulundurulduğunda, çizdikleri tablonun içerisine çok da fazla oturmadı. İki savaş arası dönem, bu tablonun içerisine dahil olamayacak kadar realistti. Kaldı ki sadece dönemin gelişmelerinin etkisiyle değil, başta Realistler ve Marksistler (Lenin, 1998:147. Lenin, 1998:155-158. Burham, 2001:103-113. Pastusiak,
1969:285-293. Smith, 1994:142-155) olmak üzere yöneltilen eleştirilerin de
etkisiyle İdealizm, gelip geçici bir fenomenden öteye geçemedi. Ancak bu, sadece İdealizmin yetersizliği ile ilintilenebilecek bir durum değildir. Salt çıkar mücadelesi olarak tasarlanmış Hobbesyen tarzdaki uluslar arasındaki ilişkiler yumağı bu yetersizliğin başlıca sorumlusuydu (Kegley&Wittkopf, 1996:21-22).
İki savaş arası dönemde, başka her hangi bir döneme oranla daha fazla antlaşma kağıt üzerinde hayat bulurken, pratikte, başlıca siyasal ve ekonomik sorunlarda -paradoksal olarak- daha az oydaşma sağlanabildi (Carr, 1999:43). Özellikle savaştan çıkmış ülkeler (galip tarafta yer almış olsalar bile) yoğun bir ekonomik krizle uğraşmak zorunda kaldılar. Ekonomi derin kriz yaşarken, 1917 ile 1924 arasında liberal demokrasi kurumları Avrupa'nın sadece bir kısmı ile Kuzey Amerika ve Güneydoğu Asya bölgeleri dışında neredeyse tamamen ortadan kalkıyor, Almanya yeniden silahlanıyor, (Zimmern, 1936:513-520) faşizm ile onun uydusu olan otoriter hareketler ve rejimler güç kazanmaya başlıyordu (Hobsbawm, 1999:20). Milliyetçi bilinç, özellikle iki savaş arası dönemde, bir silah edası ile politikalarını ve hatta devletin bizzat kendisini meşrulaştırmak isteyen liderlerce oldukça sistemli bir şekilde kullanılıyordu.
İdealizmin havası çabuk bulanmaya başlamıştı. Büyük bir savaşın ertesinde kurulan Cemiyet-i Akvam, bir başka büyük savaşın çıkmasına mani olamıyor, 1930'ların sonlarına doğru, güç dengesi yine sisteme adını vermeye başlıyordu. Sonuçta II. Dünya Savaşı çok geçmeden patlak verdi, bu savaş ayrıca disiplin içerisindeki İdealist paradigmanın da sonu olarak yorumlandı. Realizmin daimi barışın olamayacağını vurgulamakta ne kadar haklı çıktığı (Loriaux, 1992:402¬404. Crawford, 1998:269-270) Realist müritlerin sıklıkla dile getirdiği bir ifadeydi. İlk büyük tartışmanın kazanan hanesine Realistler kendi adlarını yazıyorlar, R. Niebuhr, E. H. Carr, H. Morgenthau, A. Wolfers, N. Spykman, R. Aron ve daha birçokları uluslararası politikanın en çok referans gösterilen isimleri oluyorlardı.
__________________
Nevart Akademi
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 08.06.09, 09:24
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Nereden: Amerikadan
İletiler: 7.777
Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.Efe Özcan için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Uluslararası İlişkiler Tarihinin Yapısökümü: İdealizim Realizm Tartışması

Sonuç Yerine:
İlk Tartışmadan Geriye Kalanlar ve Disiplinin Geleceğine Aktarılanlar
Uluslararası İlişkiler disiplininin miladı olarak görülen ve İdealist David Davies'in kuruculuğunu yaptığı Wilson Chair of International Politics kürsüsü, aslında iki savaş arası dönemin portresini birebir yansıtıyordu. Davies, kürsüyü dünya barışını tesis edebilecek idealist motifler için kurmuştu ama kürsünün başkanlığına daha sonra E. H. Carr getirilince, Carr bu planların gerçek dışı olduğunu göstermeye adayacaktı kendini (Porter, 2002:94). Realizm, tümdengelimci ve nomolojik niteliği, (Fozouni, 1995:485) Thucydides'den Machiavelli ve Hobbes'a, (Bull, 1981:171-739) Carr'dan Morgenthau'ya uzanan çizgisi ile eleştiricileri de dahil olmak üzere disiplinin en dominant paradigması
olarak kabul edilir (Burchill, 2001:67. Williams, 2005:1-3, Cozette, 2004:428.
Forde, 1992:372). İdealizm ise disiplinin ilk yıllarında etkili olmuş gelip geçici bir fenomen yaftasına maruz bırakılmıştır (Kegley, 1993:131-146).
Ancak özellikle 1990'dan sonra disiplinin ilk yıllarına dair yapılan çalışmalarda temel soru, kimin dominant olup olmadığından çok, ilk büyük tartışmanın gerçek anlamda hayat bulup bulmadığına dairdir. Başta Schmidt ve Ashworth olmak üzere birçok isim, büyük bir tartışmanın yaşanmadığını ileri sürmüşler ve hatta daha ileri giderek İdealist/ütopist bir ekolün asla oluşmadığını ve İdealist/ütopist etiketin E. H. Carr'ın polemik amaçlı tezinin bir ürünü olarak ortaya çıktığını iddia etmişlerdir (Quirk&Vigneswaran, 2005:90). İdealist ve Realist bakış açılarının varlığını kabul eden bu isimler, disiplinin 1919'dan çok önce zaten şekillenmeye başladığını bu yüzden İdealizmin disiplinin kurucu unsuru olarak görülmesinin mit (Schmidt, 1998:437) olduğunu ve bu mitin disiplinin tüm tarihini ve bugünkü tartışmaları derinden etkilediğini de eklemişlerdir (Schmidt, 2002:13-14).
Ashworth'te yapmış olduğu ayrıntılı bir çalışma sonucunda, 1930 ve 1940'lı yıllar arasında disipline dair dergilerde örneğin Carr'ın ve Mitrany'nın sıklıkla yazdığı International Affairs dergisinde, L. Woolfun editörlüğünü yaptığı Political Quarterly de (sadece Carr'a cevap niteliğinde birkaç yazı vardır), The Canadian Journal of Economics and Political Science, Journal of Politics and Political Science Quarterly de ilk büyük tartışmaya dair neredeyse hiçbir şey yazılmadığını iddia etmiştir. Ayrıca Ashworth, iki savaş arası dönemi, İdealizm-Realizm tartışması zemininden okumanın, disiplinin iki savaş arası gerçek doğasını göz ardı etmemize yol açtığını da vurgulamıştır (Ashworth, 2002:44-48). Zira birçok kişiye göre zaten başta İdealistler olmak üzere geleneksel Uluslararası İlişkiler yazımının temel amacı, disipline özgünlük kazandırmak ya da disiplinin sınırlarını netleştirmek değil, barışı tesis etmek gibi pragmatik bir dürtü ile hareket etmektir (Kaplan, 1961:463). Fakat çıkış amacı ne olursa olsun ya da tartışmanın varlığı ne düzeyde sorgulanırsa sorgulansın bu durum, İdealizm ve Realizm paradigmalarının disiplinin kurucu tartışması niteliğine halel getirmez.
Uluslararası ilişkilerin açıklanmasında ve analiz edilmesinde, başta savaş olmak üzere birçok sorunun çözümünde kullanılabilecek reçetelerin neler olabileceği gibi temel konularda farklı bakış açılarına sahip bu iki paradigmanın aslında Grotius-Hobbes tartışmasından beri (Badie, 2001:253-255) sadece araçlar konusunda farklılaştıklarını söyleyebiliriz. Ulaşmak istedikleri noktanın da benzer olduğunu göz önünde bulundurarak, bu iki paradigma tek bir sepette toplanarak 'Gelenekselci' Uluslararası İlişkiler teorilerini oluşturmuştur. Aslında İdealistler ve Realistler kendilerini en başta öz olarak aynı kefeye koymasalar da, II. Dünya Savaşı sonrasında disiplin içerisinde ağırlığını hissettiren Davranış salcılar kendilerinden önceki dönemi Geleneksel, bu dönemdeki çalışanları da Gelenekselciler olarak tanımlamışlardır. Aktör olarak ulus-devleti, zemin olarak Avrupa'yı, özerk bir alan olarak politikayı, metodolojik olarak da tarihsel analizi seçmiş (Denemark, 1999:43-76) olan bu iki 'ayrı' yaklaşımın ayrılıklarının görüntüden ibaret olduğunu söyleyen Davranışsalcılık, II. Dünya Savaşı sonrasından başlayarak yaklaşık 20 yıl boyunca disiplinin dominant paradigması olmuştur.
Ancak tüm eksikliklerine, teşhisçi, tanımlayıcı ve dış politika yönlü yazıma; (Cable, 1981:301-314) disiplin içinde kavramsal oydaşmayı sağlayamamış, disipline nüfuz etmiş siyaset felsefesi, hukuk, tarih ve sosyoloji ağırlığını yeterince temizleyememiş olmalarına, metodolojiyi göz ardı etmelerine (Ferguson&Mansbach, 1988:13); hepsinden öte II. Dünya Savaşı'na engel olmak bir yana, bu yolda ciddi bir duraklama bile yaratamamış olmalarına rağmen, İdealizm ve Realizm tartışması Uluslararası İlişkiler disiplini için en azından hala tartışılan bir mit yaratmış, alanın öğrencileri için de pedagojik açıdan çok değerli bir miras bırakmıştır (Griffiths, 1992; Özlük, 2006:98).
Makale Yazarı
Şaban ÇALIŞ* Erdem ÖZLÜK**
***8727; Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
** Arş. Gör., Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf ÇALIŞ, ŞABAN VD..pdf (264,7 KB (Kilobyte), 79x kez indirilmiştir)
__________________
Nevart Akademi
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
realizm, tarihinin, tartışması, uluslararası, yapısökümü:, ıdealizim, ılişkiler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 21:38 .