Nüve Forum


Uluslararası İlişkiler Bölümü hakkinda İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not ile ilgili bilgiler


GİRİŞ "Yargı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin hükme bağlanarak çözümlenmesi işidir" (Yayla; 1996: 126). Kalite ise, "bir varlığın belirlenen veya olabilecek gereksinimleri karşılama yeteneğine dayanan özelliklerin toplamıdır" (Menemenoğlu; 1997: 1). 'Yargıda

Like Tree15Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14.10.08, 23:03
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Wink İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

GİRİŞ
"Yargı, kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin hükme bağlanarak çözümlenmesi işidir" (Yayla; 1996: 126). Kalite ise, "bir varlığın belirlenen veya olabilecek gereksinimleri karşılama yeteneğine dayanan özelliklerin toplamıdır" (Menemenoğlu; 1997: 1).
'Yargıda kalite', hukukçuların çok uzun yıllardır dillerinden düşürmediği ve gerçekleştirmeye gayret ettikleri bir husustur. Fakat, hala yargıda kaliteye ulaşmak için çok yönlü ve kapsamlı bir çalışma yapılmış değildir. Bunun nedenlerinden biri, insanların yargıdaki kalitesizliğe, gecikmişliğe ve artık 'adaletin mülkün temeli olmamasına' alışmış olmaları; diğeri ise ilk nedenin kanun koyucu ve hukuk uygulayıcılarına yansıması sonucu, uygulayıcıların yargıdaki problemlerle boğuşmaktan, bu konuya vakit ayıramamalan, kanun koyucunun ise iş yoğunluğu (!) bahanesi ile yargıda kaliteyi temin edecek kapsamlı ve radikal bir kanunlaştırma yapmaktansa ihtiyacın had safhaya geldiği noktalarda ancak durumu kurtaracak kadar yüzeysel ve dar kapsamlı kanunlaştırma çalışmaları yapmak suretiyle meseleyi geçiştirmeleridir.
Yargı faaliyetinin üç süjesi vardır: Hakim, savcı, avukat. Bu süjelerdeki kalite seviyesi, yargı faaliyetinin kalitesinin göstergesidir. Yargıda kalite ise, 'hukuk devleti' olup olmama ile çok yakından ilgilidir. Çünkü yargıda kaliteye ulaşmak için özellikle belirtilen meslek mensuplarının kaliteli bir eğitimden geçirilerek yüksek kapasiteli birer hukukçu olmalarının sağlanması; sonra bu kişilerin görev yaptıkları mahkemelerin bağımsızlığının (dolayısıyla özellikle buralarda görev yapan hakimlerin bağımsızlığının) sağlanması, hakimlerin teminata bağlanması ve son olarak hakimlerin idari yargı denetimi dışında kalan idari işlem ve eylem sayısının yok denecek kadar aza indirilmesi gerekmektedir.
Anayasamıza göre: "TC. ... bir hukuk devletidir" (md.2). Anayasa Mahkemesi' ne göre ise: "...insan haklarına saygılı ve bu haklan koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasaya uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlet(e) ..." hukuk devleti denir . Mahkemelerin bağımsızlığı ise, uluslararası belgelerde de üzerinde özellikle durulan bir husustur. Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göz atıldığında: "Her şahıs, gerek medeni hak ve vecibeleri ile ilgili nizalar, gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan, kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini isteme hakkına sahiptir" (md.6) hükmünün yer aldığı görülür.
1982 Anayasası'nda ise: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir" (md.36) denildikten sonra, Anayasa Yapıcının verdiği önemle paralel olmak üzere, mahkemelerin bağımsızlığı (md.138) ile hakimlik ve savcılık teminatı (md.139) Yargı başlıklı üçüncü bölümde mahsus maddeler halinde ele alınmıştır.
Bu çalışmamızda kaliteli bir yargılama için çok önemli görülen üç husus incelenecektir. Kuşkusuz hukukta, özellikle yargıda, kaliteye ulaşmak için öncelikle hukuk eğitimi ve öğretiminde kaliteyi yakalamak gereklidir. Bu nedenle, ilk olarak, yargı teşkilatında görev alan hukukçuların eğitim süreci ele alınarak hukuk eğitiminde kaliteye nasıl ulaşılabileceği irdelenecek; daha sonra yargıda, özellikle sivil ve askeri idari yargıda kaliteye ulaşmak için hakimlerin bağımsızlık ve teminatları hususu incelenecek; son olarak ise idari yargı denetimi dışında kalan hususların mevcut durumundan hareketle hukuk devleti ilkesine ulaşmak bakımından elzem olan bazı sonuçlara varılacaktır.

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14.10.08, 23:05
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

2. HUKUK EĞİTİMİ VE PROBLEMLERİ
2.1. Hukuk Eğitimi Öncesinden kaynaklanan problemler
Uzun yıllardan beri ilk eğitim ve öğretimimiz hususunda bocalamalar yaşanmaktadır. Başarısız batı taklidi denemeleri ve kısa aralıklarla mevzuat ve sistem değişikliğine gidiş, başarısı, kültür ve bilgi seviyesi çok düşük, neredeyse Türk dilini düzgün kullanamayan ve konuşma yeteneğinden mahrum lise mezunlarının sayısının her geçen gün çığ gibi artmasına neden olmuştur . Bu nedenle, işe üniversite öncesinden başlamak ve bu çağdaki çocuklarımızın sıkı ve ciddi bir eğitimden geçirilmesini temin edici radikal düzenlemeleri yapmak gerekmektedir. Bu kapsamda olmak üzere, okullardaki yabancı dil derslerine ağırlıklı bir önem verilmeli, özellikle ileriki yıllarda hukuk fakültesinde okumak isteyenlerin sosyal bilimler, araştırma yöntemleri ve hitabet sanatına ilişkin dersleri almaları sağlanmalıdır. Zira, ancak bu yolla hukuk fakültelerinde eksik lise bilgisinin tamamlanması ve kültür birikiminin edinilmesi sürecine son verilerek hukuk dersleri üzerinde yoğunlaşılabilir.
2.2. Hukuk Fakültelerindeki Eğitim Süresinin Yetersizliği Hususu
Dünyamız bilgi ve teknoloji sayesinde her geçen gün daha da küçülmektedir. Bu nedenle, artık bütün dünya devletleri birbirinin komşusu haline gelmiştir. Bu durum pek çok yeni hukuki sorunun doğmasına neden olmaktadır. Bir defa, artık hukuk fakültesi mezunlarının en az bir yabancı dili çok iyi bilmesi gerekmektedir. İkincisi, herkes her konuyu çok iyi bilemeyeceğine göre, hukukçulardan uzmanlaşmaları beklenmektedir. Çünkü, uzmanlaşma sayesinde bir dava mümkün olan en kısa sürede ve adalete en uygun şekilde neticelendirilir.
Eğitimdeki problemler yüzünden, hukuk bilmeyen hukuk fakültesi mezunlarının, açık kanun hükümlerine rağmen, doğmasına yol açtıkları uygulamalar zamanla teori ve pratik arasında bir farkın ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. Bu İse, başlı başına önemli bir sorundur. Zira kısıtlı eğitim süresi boyunca hukuk uygulaması yaptırılamamaktadır. Bu nedenle, eğitimin kalitesini yükseltmekle birlikte hukuk fakültelerindeki eğitim süresinin en az 6 yıl olması gerektiği sonucuna varmaktayız. Özellikle avukat stajının gerektiği gibi yapılmaması, hukukçular arasında ve toplumda şikayetlere neden olmaktadır. Yargı bilgisiz hukukçular tarafından tıkanmıştır. Bu nedenle baştan savma bir stajın sakıncalarını gidermek için, fakültelerin son bir ya da iki yılında çeşitli seviyelerdeki yargı mercilerinde savcılar, hakimler ve avukatlar yanında fiilen ve ciddi şekilde çalışmayı temin edecek uygulama dersleri yapılmasına yönelik tedbirlerin alınması gereklidir. Bu uygulama süresi eğitime dahil olacağı için, ciddiyetin ve çalışmanın temini ve kontrolü daha kolay olacaktır. Bahsedilen uygulama yıllarında belirgin bir branşlaşma da sağlanmalıdır.
Bu esnada ekstern hukuk eğitimine son verilmelidir. Çünkü, tıp ve hukuk gibi insan hayatı ve toplumun huzuru bakımından çok önemli olan alanlarda eğitimin bu şekilde verilmesi, bu mesleklerin toplum üzerindeki rolünü hiçe saymak anlamı taşımaktadır.
2.3. Müfredat Problemleri
Hukuk fakültelerimizin 4 yıllık eğitim süresinde ancak temel hukuk dersleri verilebilmektedir. Müfredata yeni ders ilavesinin zahmetli bir ameliyeyi gerektirmesi ve çok uzun bir yol olması sebebi ile güncel hukuki alanlara ilişkin yeni derslerin ihdasına da gidilmemektedir. Bunun sonucunda derin bir uzmanlık bilgisi gerektiren bir konuda, o hususa ait hiçbir önbilgisi olmayan kişilerin yargı faaliyetine katılması durumu doğmaktadır. Bu durum ise, hem doğrudan ve adaletten uzaklaşılmaya, hem de davaların uzamasına sebep olmaktadır.
Hukuk fakültelerinde okutulan dersler incelendiğinde, Kamu Hukuku alanında, sadece Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Devletler (Genel) Hukuku, Kamu Hukuku, Ceza Hukuku ve Vergi Hukuku derslerinin okutulduğu görülür. Dört yıllık eğitim süresi içinde bu kadar az Kamu Hukuku dersi verildiğinde, idari yargı alanında görev yapan hukukçulardan (hakim-savcı-avukat) harikalar yaratmalarını beklemek mümkün olmamaktadır.
Bu kapsamda olmak üzere özellikle İdare Hukuku dersleri bakımından yaşanan problemler ise şunlardır: Bir defa, İdare Hukuku dersinin ikinci sınıfta adeta minyatür hale getirilerek verilmeye çalışılması çok yanlıştır. Zira, bu ders bir yıla sığamayacak kadar kapsamlıdır. Bu nedenle en az iki yıla yayılmalıdır. Sonra, İdari Yargılama Usulü dersi İdare Hukuku dersinden müstakil olarak ve Medeni Usul Hukukunun okutulmasından sonra açılmalıdır. Çünkü, İdari Yargılama Usulü'nün bünyesine uymamakla birlikte, İYUK.md.31 ve AYİMK.md.56 ile, bazı konularda HUMK.'na yollama yapılmıştır. Oysa, hukuk fakültelerinde ikinci sınıfta İdari Yargı, üçüncü sınıfta ise Medeni usul Hukuku okutulduğu için, İdare Hukuku derslerinde öncelikle Medeni Usul Hukukundan Bahsetmek zarureti hasıl olmakta, bu ise zaman kaybına neden olmaktadır. Askeri İdari Yargı ve Vergi Yargısı (Mali Yargı) dersleri ise tek dönemlik de olsa, müstakil olarak açılmalıdır.
Ders sayısının artması durumu, tıpkı Ceza Hukuku derslerinde olduğu gibi, başka Kamu Hukuku dersleri bakımından da söz olabilir.
Ayrıca, yeni ortaya çıkan hukuk dallarına ilişkin seçimlik dersler konulmak sureti ile müfredat güncel hale getirilmelidir.
Son olarak teori ile uygulamanın farkını gidermek amacı ile yapılan pratik çalışmaların küçük gruplar halinde yapılmasının sağlanması elzemdir. Ancak, bunun sonucunda hukuk fakültesi öğrencisi araştıran, bulan, okuyan, tartışan ve yorumlayan bir hukukçu haline getirilebilir.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14.10.08, 23:06
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

2.4. Hukuk Fakültelerinin Sayısındaki Hızlı Artış ve Yeni Açılan Hukuk Fakültelerinin Durumu
Son 15 yıldır, diğer bütün fakültelerde olduğu gibi, hukuk fakültelerinin sayısında da büyük bir artış gözlemlenmektedir. Zira, bu konu politik bir malzeme haline getirilmiştir. Oysa, altyapıdan ve her türlü donanımdan mahrum bu kurumlara fakülte demek mümkün değildir.
Çünkü, büyük bir bölümünün binası yoktur, ya da yeterli değildir; kütüphane hizmeti küçük okuma odaları tarafından verilmektedir; buralardaki kadrolu öğretim üyesi sayısı ise yok denecek kadar azdır. Köklü hukuk fakültelerinden giden öğretim üyeleri ise 3-5 günde bir dönemlik dersi verebilmek için günde 12 saat ders anlatmakta, öğrenci bu yükün altında ezilmekte, üstelik öğretim üyesinin bir dahaki gelişine kadar kafasındaki hukuki soruları danışıp tartışacak kimse de bulamamaktadır. Bu olumsuz şartlar içinde yılların geçmesi ile bahsedilen kişilerin hukuk fakültesi diplomasını alıp iş hayatına atılmaları yargıda kalitesizlik sonucunu doğurmaktadır.
Bu fakültelerdeki araştırma görevlileri ise, branşları dışındaki pek çok dersi de vermek zorunda olduklarından, hem ders verme konusunda zorlanmaktadırlar, hem de içerik olarak ders vermekte yetersiz kalmaktadırlar. Bunun sonucunda hem eğitimin kalitesi düşmekte, hem de akademik çalışma yapamayan öğretim üyesi adayları kendilerini yetiştirememektedirler. Bu nedenle, hukuk fakültesi sayısını artırmaktansa, mevcut fakültelerdeki eğitimin ve öğretim üyesinin kalitesini artırıcı tedbirleri almak gerekmektedir.
2.5. Hukuk Fakültelerindeki Öğrenci Sayısının Çokluğu Meselesi
Hukuk Fakültelerinde her geçen gün öğrenci sayısı daha da artmaktadır. Bunun ilk nedeni belli dönemlerde çıkarılan aflardır. Yıllar önce hukuk fakültesi ile ilişiği kesilen ve başka bir alanda işini kurup yıllarca bu işle iştigal eden kişiler, çocuk hatta bazen torun sahibi olduktan sonra, birden bire kendilerini yeniden hukuk fakültesinde bulmaktadırlar. Fakat, geçen yıllarla birlikte ilgi alanları değiştiği ve öğrenme kapasiteleri, eskiye oranla, düştüğü için yıllarca mezun olamayan bu kişiler genç beyinlerin yüksek öğrenim imkanından yararlanmalarına engel olmaktadırlar. Bu nedenle yeni lise mezunlarının açıkta kalmasına engel olmak için kontenjan artırımına gidilmekte, bu sefer mekan sıkıntısı baş gösterdiği için öğrencilerin derse devamı ve derse fiilen katılma imkanı azalmaktadır. Özellikle pratik kurlar, bu kalabalık yüzünden amacına uygun olarak yapılamamakta, öğrencilerin konuşup tartıştığı saatlerden çok hocanın dikte yaptırdığı anlara dönüşmektedir.
Diğer taraftan, öğrenci sayısının artması öğretim üyesini neredeyse sadece ders hazırlayan ve sınav kağıdı okuyan bir memur haline getirmektedir. Bu yük nedeni ile, akademik çalışmayapmak için yeterli zamanı bulamayan öğretim üyelerinin akademik çalışma sayısı ve kalitesi de zaman içinde düşmektedir.
Bu kapsamda olmak üzere, önümüzdeki yıllar için Türkiye'nin ihtiyaç duyacağı hukukçu sayısının tespiti yapılarak fakülte kontenjanlarını ona göre ayarlamak gerekmektedir. Çünkü, her lise mezununu üniversite öğrencisi yapmak zihniyeti ile hareket edildiğinde üniversite mezunu işsizler ordusu oluşturmaktan başka bir sonuca ulaşılamaz.
2.6. Hukuk Fakültesi Eğitimi Sonrasında Karşılaşılan Problemler
Mevzuata göre, hukuk fakültesinden mezun olan kişi hakim ya da savcı olmak için Adalet Bakanlığı tarafından açılan sınava girer. Sınavı kazanırsa 2 yıllık bir staj sonrası göreve başlar. Staj esnasında iyi bir eğitim verilmesini sağlamak amacı ile 3221 sayılı Kanun'la bir eğitim merkezi kurulmuştur. Adli ve idari yargı hakim ve savcı adayları staj sürelerinin 6 ayını burada geçirmektedirler. Staj yapan adaylar, stajı tamamlamaya engel bir halleri yoksa ve olumlu kanaat toplamış iseler mesleğe kabul edilirler.
Hukuk fakültesini bitirenler dilerlerse bir yıllık avukatlık stajını yaparak avukat olma imkanına da sahiptir. Fakat, bir hukuk fakültesi mezununun avukat olmak için sadece bulunduğu yerdeki baro ile ilişkiye girmesi ve bir de zamanın geçmesini beklemesi kafidir. Çoğu hukuk fakültelerindeki eğitimin vahametine bir de bu serbesti ilave edildiği vakit, kişi vasatın altında bir öğrenci olsa bile mevzuat gereği avukat oluvermektedir. Stajını canla başla yapmak isteyenler ise, birlikte çalıştıkları avukat tarafından sekreter muamelesine tabi tutulmaktadırlar.
Bu durum, yargıda kaliteye ulaşabilmek için staj işlerinin çok ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir. Staj esnasında Hukuk Fakülteleri, Adalet Bakanlığı ve Baroların sıkı bir iş birliği içinde bulunmaları elzemdir. Staj çalışmaları kapsamında kalmak üzere, bazı özel ya da kamu birimlerinin danışmanlığının fakültelerin ilgili bölümleri tarafından üstlenilmesi ve mahkemelere bilirkişilik hizmetinin öğrencilerin katılımlarıyla, fakültelerde görev yapan öğretim üyeleri tarafından verilmesinin temini hem öğrencilere pratik kazandırır, hem de öğretim üyelerine az da olsa döner sermaye geliri temin edilir . Staj bitiminde, yine bahsedilen birimlerin katkısı ile yapılacak ciddi bir sınavdan sonra, sınavı geçenler mesleğe kabul edilmelidir. Aksi takdirde, hukuk fakültesi mezunu olan fakat bir türlü hukukçu olamayan insan enflasyonuna engel olunamaz. Bunun sonucu ise, 'geciken adalet' yani adaletsizliktir.
Kaliteli hakim sayısı arttıkça zamanla uzmanlaşma aşamasına geçilebilir ve herkes kendi konusuna vakıf olduğu için davaların halledilme süresi kısalır. Böylece, hakimler, savcılar ve avukatlar okumak ve bilimsel çalışmalara katılmak için zaman bularak kendilerini geliştirme imkanına kavuşurlar.
Günümüzde, hakim, savcı ve avukat olan hukukçular çok yoğun bir iş yükü altındadırlar. Bu nedenle okumak, araştırmak, yazmak, yahut konferanslara katılmak gibi faaliyetlere zaman bulamamaktadırlar. Çoğu zaman hakimler önlerindeki dava dosyasını okuyamadan duruşmaya çıktıkları için davaların karara bağlanma süresi uzamakta, usulü işlemler gereksiz yere uzatılmakta, verilen kararlardaki isabet oranı ise düşüş göstermektedir. Meslek içi eğitim sistemi ise neredeyse hiç işlemediğinden, bu kişilerin kendilerini yenilemesi de mümkün olmamaktadır. Sonuç olarak, hatalı karar sayısı günden güne artmaktadır. Bu nedenle, meslek içi eğitim sistemine işlerlik kazandırmak gerekmektedir.
Hakim ve savcı alımında izlenen politikanın yanlışlığına da değinilmesi gerekmektedir. Bazen uzun yıllar hiç sınav yapılmamakta ve o dönemlerin dereceye giren mezunları kaçırılmakta, sonra birden çok sayıda hakim ve savcı alınacağının ilanı verilerek başarı seviyesi düşük kişiler sınavda başarılı bulunabilmektedir. Bu durum, hukukumuza ve hukuk uygulayıcılarının başarı oranına zede vermektedir.
Maddi sebepler yüzünden hukuk fakültesi mezunları daha çok avukatlık yapmayı tercih ettikleri için hakim ve savcı açığı ortaya çıkmakta, bu ise halihazırda görev yapan hakim ve savcıların iş yükünü artırmaktadır.
Adliye binaları ise, ödeneksizlik yüzünden her geçen yıl daha da harap hale gelmektedir. Özellikle dava dosyalarının saklanacağı mekanlar, hakim ve savcı odaları ve duruşma salonları bakımından mekan problemi had safhadadır. Bilgisiz kalem personeli modası geçmiş malzemelerle çalışmaya çalışmak ise artık herkeste kronik bir isteksizliğe ve vurdumduymazlığın baş göstermesine neden olmaktadır. Buna engel olmak için, adliyelerimizin fiziki şartlarının ve kalem personelinin durumunun iyileştirilmesini sağlayacak tedbirleri almak zaruridir.

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 14.10.08, 23:08
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

3. BAĞIMSIZLIK VE TEMİNAT
Yargı bağımsızlığı (mahkemelerin bağımsızlığı), hakimlerin yasama ve yürütme organına karşı bağımsız olmaları, ne sebeple olursa olsun bu organlardan emir ve talimat almamaları; Hakim bağımsızlığı ise. Anayasaya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri anlamına gelmektedir.
Anayasamıza göre: "Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini. Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organların eliyle kullanır" (md.6/1-2). Anayasamıza göre, bu maddede bahsedilen organlar, Yasama (md.7). Yürütme (md.8) ve Yargı (md.9) organlarıdır. Anayasamızın Başlangıç metnine göre ise, kuvvetler ayrımı Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibarettir ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Üstünlük ise ancak Anayasa ve kanunlardadır (4. paragraf).
"Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır" (Any.Md.ll). Bu nedenle, yargının bağımsız olması hukuk kuralları ile de bağlı olmamak şeklinde değerlendirilemez.
Yargının bağımsız olabilmesi için. bu fonksiyonu yerine getiren üç süjenin de bağımsız ve teminatlı olması gerekmektedir. Bu nedenle, şimdi bahsedilen süjeler, özellikle seçilme, atanma, disiplin ve görevlerin sona ermesi gibi hususlar bakımlarından irdelenecektir.
3.1. Hakimler A. Genel Olarak
1961 ve 1982 Anayasalarına göre: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır" (1961 Any.md.7, 1982 Any.md.9).
'"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" (1961 Any.md. 132). Bu madde, benzer şekilde, 1982 Anayasasfnda da mevcuttur.
Her iki Anayasada da hakimlik teminata bağlanmıştır. Buna göre, hakimler azlolunamaz. Kendileri istemediği müddetçe Anayasanın bizzat tespit etmiş olduğu 65 yaşından (1961 Any.md. 134/2 ve 1982 Any.md.4) önce emekli edilemezler. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa aylıklarından yoksun bırakılamazlar (1961 Any.md. 133, 1982 Any.md. 139).
Bu hususla ilgili olmak üzere değineceğimiz bir başka Anayasa maddesi, 1961 Anayasasında Hakimlik Mesleği (md. 134) 1982 Anayasasfnda ise Hakimlik ve Savcılık mesleği (md. 140)başlığı verilmiş olan maddelerdir. Her iki Anayasada da içerik olarak aşağı yukarı aynı olan maddeye, 1982 Anayasası ile 1, 2, 6 ve 7 nci fıkralar ilave edilmiştir. Eski fıkralar kapsamında kalan fakat maddenin tümü bakımından önemli olan iki husus ise. Madde kapsamına savcılarında dahil edilmesi ve tespit edilecek hususlarda yapılacak olan kanuni düzenlemelerde 'mahkemelerin bağımsızlığından' başka hakimlik teminatı esasının da nazara alınmasıdır.
1982 Anayasası'nın 140 ıncı maddesi ise konumuzla ilgili olan şu hususları içermektedir: Öncelikle, hakimler adli ve idari yargı hakimi olarak görev yaparlar . Bu görevler meslekten, yani hukuk fakültesi mezunu olan hakimler tarafından yerine getirilir. Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler. Hakimlerin özlük işleri yine aynı esaslara göre kanunla düzenlenir. Maddeye göre, hakimler idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'na bağlıdır (md. 140/6).
144 üncü maddeye göre ise, hakimler görevlerini yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun olarak yapıp yapmadıkları, görevleri ile ilgili bir suç işleyip işlemedikleri ve hareketlerinin sıfatlarına uyup uymadığı hakkında Adalet Bakanlığı'nın izni ile Bakanlığa bağlı adalet müfettişleri (Adalet Bakanının takdirine bağlı olarak bazen soruşturulan hakimden daha kıdemli hakime yaptırılabilir) tarafından incelenir ve soruşturmaya tabi tutulurlar. O halde, hakimler devlet memuru oldukları için, tıpkı diğer devlet memurları gibi, işlerine zamanında gelip gelmedikleri, kurum içi kurallara uyup uymadıkları gibi devlet memuru olmaları neticesinde uymak durumunda oldukları kuralları ihlal edip etmedikleri bakımından, Adalet Bakanlığı tarafından denetime tabi tutulacaklardır. Bu durum, hakimlerin bağımsızlığı ilkesi ile çelişmektedir. Zira siyasi kimliği olan bir makamın emri ile denetim mekanizması gereksiz işletilebilir. Eskiden olduğu gibi, denetimin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bünyesinde sürekli görev icra eden müfettişler tarafından icra edilmesi yerinde olacaktır. Bu hususa ilişkin son nokta, 1961 Anayasası'nda Yüksek Hakimler Kurulu (md.143 ve 144), 1982 Anayasası'nda ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (md. 159) olarak adlandırılan KuruPlailgilidir . 1961 Anayasası'nın konuya ilişkin 143 ve 144 üncü maddeleri 1971 yılında değiştirilmiştir.
143 üncü maddenin ilk haline göre, YHK.18 asıl ve 5 yedek üyeden teşekkül etmektedir. Yargıtay Genel Kurulu 6 asıl ve iki yedek üyeyi birinci sınıfa ayrılmış hakimler, 6 asıl ve 1 yedek üyeyi kendi arasından gizli oyla seçer. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu ise, üye seçilme ehliyetini haiz kişiler arasından 3 asıl ve yedek üyeyi üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile ve oybirliği ile seçer (143/1). Görüldüğü gibi, Kurul üyelerinin hepsi hukuk fakültesi mezunu olan hakimlerdir. İkinci olarak, Kurul başkanını kendi üyeleri içinden kendisi seçecektir (143/2). Üçüncü olarak, Kurul üyeleri üyelikleri müddetince başka bir iş ve görev alamazlar (143/4). Adalet Bakanı ise Kurul toplantılarına katılabilir fakat oy hakkına sahip değildir (143/6). Son olarak, Kurul adli yargı hakimlerinin özlük işleri hakkında kesin olarak karar verir (144/1). Bu kararlar aleyhine yargı yoluna gitmek mümkündür.
Anayasanın 1971 yılında değiştirilmesinden sonra, HYK.'nun üye sayısı 11 asıl ve 3 yedeğe indirilmiş ve asil ve yedek üyelerin hepsinin Yargıtay Genel Kurulu tarafından kendi üyeleri arasından seçileceği hüküm altına alınmıştır. Kurul, başkanını yine kendi üyeleri arasından seçecektir. Adalet Bakanı ise, gerekli gördüğü hallerde Kurul'a başkanlık edebilir. Fakat Başkanın oylamaya katılmayacağı hükmü yürürlükten kaldırılmıştır (md.143). Ayrıca, Kurulun adli yargı hakimlerinin özlük işleri hakkında kesin olarak vereceği kararlara karşı yargı yoluna başvuru imkanının olmadığı belirtilmiştir (144/1).
Madde ilk hali ile hem hukuk devleti ve hem de demokratik devlet ilkelerine uygundur. Değişiklikten sonra ise, özellikle, Kurul Kararlarının yargı denetimi dışında bırakılması hukuk devleti ilkesine aykırı bir görünüm arz etmektedir. Anayasanın adaleti dağıtan hakimleri kendi haklarını arayamaz hale getiren bu hükmünün 1977 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ile, bu bakımdan, eski duruma dönülmüştür. Fakat, gerekli gördüğünde
Adalet Bakanı'nın YHK.'na başkanlık edebileceğine dair hüküm ise bağımsız yargı ilkesine gölge düşürür niteliktedir. Zira, Adalet Bakanı siyasi kimliğe sahiptir. Bu düzenleme, yürütmeyi yargı üzerinde bir noktaya getirir .
1961 Anayasası döneminde yürürlükte olan 45 sayılı Yüksek Hakimler Kurulu Kanunu'na göre, Kurul tarafından verilen ihtar ve aylıktan kesme cezalan dışında kalan cezalara karşı Genel Kurul'a itiraz edilebilir. Bahsedilen disiplin cezaları için ise karan veren bölümün bir daha incelemesini talep etmek mümkündür (md.50, 63 ve 64).
Hakimlerin denetiminin 1961 Anayasası döneminde YHK. tarafından görevlendirilecek yüksek hakimler tarafından, 1971 değişikliğinde ise YHK. tarafından atanan, bu Kurul'a bağlı ve sürekli olarak görev yapan müfettiş hakimler tarafından yapılacağı hükme bağlanmıştır (md. 144/6). Bu husus, 45 sayılı YHKK.'da da tekrarlanmıştır (md.42). Bu, oldukça isabetli bir tespittir.
45 sayılı Kanunu'na göre, YHK.'nun kendine mahsus bir Genel Sekreteri ve raportörleri vardır (md.58). YHK. Başkanlığında ve bölümlerin her birinde ise birer kalem bulunmaktadır (md. 35/2).
Kanun' a göre, bir kişinin hakimlik mesleğine kabul edilip edilmemesi YHK.'nun takdirine bağlıdır. Atama kararı verilmesi ise, ilgili kişinin YHK. tarafından mesleğin gerektirdiği ahlak, seciye, yeterlik ve verimliliğe sahip olduğunun tespit edilmesine bağlıdır (md.37). Görüldüğü gibi, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatını sağlama kaygısı ile hakimler, bağımsız ve hakimlerden oluşan YHK. tarafından atanmaktadır. Bu düzenleme amaca uygundur.
1982 Anayasası'ndan önce yürürlüğe giren 2461 sayılı HSYKK.'na ve 1982 Anayasası'na göre ise, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu, yedi üyeden oluşmaktadır. Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı ise Kurul'a üyedir. Kurulun 3 asıl 3 yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulu, 2 asıl 2 yedek üyesi ise Danıştay Genel Kurulu tarafından aday gösterilir. Üyelerin seçimi ise Cumhurbaşkanı tarafından gerçekleştirilir (md. 159/2). 1982 Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı tarafsızdır ve seçildiği andan itibaren parti üyesi olanların partileri ile ilişiği kesilir. TBMM. Üyeliği ise sona erer (md. 101/4). Cumhurbaşkanının TBMM. dışından seçilmesi de mümkündür (md. 101/1). Cumhurbaşkanlığı yüce bir makamdır. Bu makama kadar yükselenlerin tarafsızlıklarını koruyacakları da bir gerçektir. Fakat, insanların aklının ucundan bile olsa bazı hususlarda acabaların geçmesi ihtimali hakimlerin bağımsızlığına gölge düşürebilir. Üstelik, Anayasamızda Cumhurbaşkanı Yürütme başlıklı İkinci Bölümde yer almaktadır. Bu nedenlerle, bağımsızlık ve teminat ilkeleri bakımından, HSYK. üyelerinin bahsedilen Yüksek Mahkemelerin Genel Kurulları tarafından seçilmeleri daha uygun olacaktır.
HSYK., adli ve idari yargı hakim ve savcılarının özlük işlerini, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre karara bağlar (Any.md. 159/1; HSYKK.md.3, HSK.md.4/1-2 ve 44).
Kurulun kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamaz (md. 159/4 ve 2802 sayılı HSK.md.73/5).
2461 sayılı Kanun'a göre, Kurul bağımsızdır (md.3) ve Danıştay ve Yargıtay üyeleri dışındaki idari ve adli yargı hakim ve savcılarının özlük işleri ile görevlidir (md.l). Görüldüğü üzere, Kanun, eski kanundan farklı olarak hem hakimlerle savcılar için tek kurul öngörmüş, hem de bu tek kurulun oluşumunu eski kanundaki Yüksek Savcılar Kurulu'nun oluşumuna benzeterek Kurulun başkanlığını ve üyeliklerinden birini siyasi kimliği olan tabi üyelere bırakmak suretiyle hakim bağımsızlığına ve teminatına gölge düşürmüştür. Bu nedenle, Kurulun oluşma şeklinde ısrar edilecekse, hakimler ve savcılar birbirinden ayrılarak mevcut düzenleme savcılar için devam ettirilmeli, hakimler için ise seçimle gelen hakim üyelerden oluşan bir kurul ihdas edilmelidir.

Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 14.10.08, 23:15
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

İkinci olarak, adli yargı ve idari yargı hakim ve savcılarının aynı kurul altına toplanması amaca hizmet eder nitelikte olmadığı için, bu yargı kollarına ilişkin ve yapılarına uygun ayrı düzenlemeler yapılmalıdır. Zira, mevcut düzenlemeden idari rejim çok büyük bir yara almıştır.
Ayrıca, idari yargı alanında hakimlik yapanlardan bazıları hukuk fakültesi mezunu olmadıkları için (2802 sayılı HSK.md.8/c-2), bu kişilerin HSYK. üyeliğine getirilmesi halinde adli yargıda ve idari yargıda görev yapan hukuk fakültesi mezunları hakkında karar vermeleri gibi bir sonuçla da karşı karşıya kalınması mümkündür. Fakat, Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerden hareketle, Anayasa Mahkemesi hukuk fakültesi mezunu olmayan kişilerin hakimlik yapmasını hukuka uygun bulmaktadır .
Kanun'a göre, Kurul Adalet Bakanlığında toplanır (md.10/4). Çünkü, kendine ait bir binası bulunmamaktadır. Buna göre, hakim ve savcıların dosyalan ile bu dosyaları inceleyip karara varacak kişiler fiilen aynı mekanda olmayacaktır. Bu ise, Kurul üyelerinin hakkında çalışma yapılacak dosyalara gerektiğinde ulaşma imkanını ortadan kaldırmaktadır.
Kurulun işleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülmektedir (md.10/4). Kurulun bir sekreteryaya sahip olmaması da ilave bir sıkıntı doğurmaktadır.
Kurul tarafından verilen kararların kurul tarafından yeniden incelenmesi mümkündür (md.l 1). Yeniden inceleme üzerine verilen kararlara karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz, İtirazları İnceleme Kurulu tarafından incelenir (md.12). İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Bu kararlar aleyhine başka idari ya da kazai mercie başvurulamaz (md. 12/4). Oysa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun Kararları icrai idari niteliktedir. Bu kararlara karşı yargı yolunun kapatılması ise hukuk devleti ilkesine (Any.md.2) aykırıdır. Anayasa gereğince idarenin bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine tabi olmalıdır (md. 125/1). Fakat, Any.md. 129/4 de yeralan "hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır' lafzına dayanılarak yapılmış olan bu düzenleme Anayasa'ya uygundur. Anayasanın Geçici 15 inci maddesi hükmü gereğince, Milli Güvenlik Konseyi döneminde yürürlüğe giren 2461 sayılı Kanun'un iptali için Anayasa Mahkemesi'ne dava açma imkanı da mevcut değildir Bu nedenle, 2461 sayılı Kanun'u değiştirebilmek için önce, Geçici 15 inci maddenin iptalini temin etmek gerekmektedir Bundan sonra, Any.md. 159/4 de iptal edilerek mevcut durum hukuka uygun hale getirilebilir. İcrai idari nitelikte olan Kurul kararlarına karşı dava yolu açıldığında, Kurulun ve kararlarının niteliği gereği, yargılama işinin Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu'na verilmesi yerinde olur 1982 Anayasasına ve 2461 sayılı Kanun'a göre, HSYK üyeleri üyelikleri süresince hem asıl işlerini, hem de HSYK. üyeliğini birlikte yürütmek zorundadırlar. Bu ise. Kurul üyelerinin sıhhatli bir inceleme yapıp kararta varmasını gittikçe zorlaştırmaktadır. Zira, HSYK.'nun iş yükü müstakil bir görev olmasını gerektirecek kadar yoğundur Görüldüğü üzere, 2461 sayılı Kanun, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkelerini zedelemektedir Yukarıda bahsedilen sakıncalar nedeni ile, 7 nci 5 Yıllık Kalkınma Planında (1996-2000) 2461 sayılı Kanun'un yeniden ele alınması hususuna değinilmiştir.

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 14.10.08, 23:18
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

B. İdari Yargı Hakimleri
a. Sivil İdari Yargı Hakimleri
521 Sayılı Danıştay Kanunu'na göre, Danıştay Başkanı, Daire Başkanları ve Üyeleri Başbakanlık tarafından gösterilen adaylar arasından Meclis Genel Kurulu tarafından seçilmektedir (md.3)
1961 Anayasasının ilk haline göre, idari yargı alanında görev yapan tek bir mahkeme vardır Danıştay adı verilen bu mahkemenin Başkan ve Üyeleri, Bakanlar Kurulu ve Danıştay Genel Kurulunun göstereceği adaylar arasından Anayasa Mahkemesinin asıl ve yedek üyelerinden meydana gelen kurul tarafından seçilir (md. 140/2).
1971 değişikliğinde ise, Danıştay Başkan ve üyelerinin seçim usulü birbirinden ayrılmış, üyelerin, Bakanlar Kurulu ile Danıştay Genel Kurulu tarafından gösterilen adaylar arasından Anayasa Mahkemesi'nin asıl ve yedek üyelerinden meydana gelen kurul tarafından seçileceği (md. 140/3); Başkanın ise, Danıştay içinden ve Danıştay üyeleri tarafından seçileceği belirtilmiştir (md. 140/4).
Danıştay, bir yargı yeri olmakla birlikte, idari ve istişari görevleri de haizdir. Bu nedenle, yürütme organının seçim işine katılması makul karşılanabilir. Fakat, Anayasamıza göre, Danıştay bir yüksek Mahkeme olduğuna göre mensuplarının hukuk fakültesi mezunu olması gereklidir (Any.md. 140/1).
6/1/1982 tarihinde yürürlüğe giren BIMİMVMKGHK. İle idari yargı alanında görev yapmak üzere idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemeleri adı verilen üç yeni mahkeme kurulmuştur. İşte bu mahkemeler, Danıştay ile birlikte, idari yargı manzumesini oluşturmaktadırlar.
1982 Anayasasına göre ise, Danıştay üyelerinin 34'ünü (idari yargı hakim ve savcıları arasından) HSYK., 14'ünü ise Cumhurbaşkanı (nitelikleri kanunda belirtilenler arasından) seçer (md. 155/3). Danıştay Başkanı, başkan vekilleri ve daire Başkanları Danıştay Genel Kurulu tarafından ve Danıştay üyeleri arasından seçilir (md.155/4). 6/1/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2575 sayılı Danıştay Kanunu da aynı hususları içermektedir (md.9 ve md.10).
2461 sayılı HSYK. Kanun'a göre Danıştay üyelerinin özlük işleri HSYK'nun görev alanı dışındadır. Danıştay Başkan ve üyelerinin özlük haklarından bazıları ise 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile düzenlenmiştir (md. 1/2).
Bölge İdare Mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde görev yapan idari yargı hakimlerinin özlük ve disiplin işleri ise, yukarıda belirtildiği üzere HSYK. tarafından yürütülmektedir (2802 sayılı HSK.md.l, 2 ve 2461 sayılı HSYKK.md.l). Bu maddelere göre, hakimler azlolunamaz. Kendileri istemediği müddetçe Anayasanın bizzat tesbit etmiş olduğu 65 yaşından (1961 Any.md. 134/2 ve 1982 Any.md.4) önce emekli edilemezler. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebi ile de olsa aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamazlar.
b. Askeri İdari Yargı Hakimleri
1961 Anayasasının ilk halinde askeri idari yargı ile ilgili bir tespit yapılmamıştır. Bu nedenle, 1971 yılına kadar askeri nitelikli idari işlem ve eylemlerin yargısal denetimi Danıştay tarafından gerçekleştirilmiştir. 1971 yılında, Danıştay ile ilgili olan 140 ıncı maddeye son fıkra olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin kurulduğu ilave edilmiş ve bu mahkemenin "hakimlik teminatı" ve "askerlik hizmetinin gereklerine" (Sunay Şenlen; 1996: 80-86) göre kurulacağı belirtilmiştir.
1602 sayılı AYİMK.'nda, AYİM.'nin teşkilatının Mili Savunma Bakanlığı kuruluş ve kadrolarında gösterileceği belirtilmiştir (md.2).
Mevzuatımıza göre, AYİM.'nin iki tür üyesi vardır Bu durum, askeri nitelikli idari işlem ve eylemlerin niteliğinden kaynaklanmaktadır.
a.a. Askeri Hakim Sınıfından Olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Hakim Üyeleri
AYIM'nin asker hakim sınıfından olan üyeler mahkemenin bu sınıftan olan başkan ve üyeleri arasından ve AYİM. tarafından seçilir (Any.md.157/2 ve AYİMK.md.8/1). Mahkemenin Başkanı, daire başkanları ve üyeleri Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının onaylayacağı bir kararname ile atanır (AYİMK.md.9).
Kanun'a göre Mahkemenin Başkanı, Daire Başkanları ve üyeleri hakimlik teminatı esasına göre hizmet görürleri (AYİMK.md 4).
AYIM. Başkanı, Daire Başkanları ve üyeleri hakkında general-amiral sicil belgesi, subay sicil belgesi ve mesleki sicil belgesi düzenlenmez (AHK.md. 12/A-6).
AYİM. Başkanı, Daire Başkanları ve üyeleri özlük hakları bakımından Askeri Yargıtay Başkanı, daire Başkanları ve Üyeleri hakkındaki düzenlemelere bağlanmıştır (AYİMK.md.80/a). 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu da aynı hususu yinelemiştir (Ek Geçici md.2). 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu ise 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu'na yollama yapmaktadır (md.39-42). Nihayet, bu Kanunun 18-21 inci maddeleri ise bizi konularına göre muhtelif kanunlara, özellikle 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na yollamaktadır. Bu atıf trafiği ve sonunda gelinip bağlanılan 926 sayılı TSKPK. Mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkeleri gözetilerek hazırlanmadığı için, AYİM'nin askeri hakim sınıfından olan mensuplarının durumunu hakimlikle alakası bulunmayan bir asker kişi haline getirmekte, bu bakımdan bahsedilen ilkeler zede almaktadır.
1602 sayılı Kanun'a göre, AYİM. Başkanı, Daire Başkanları ve üyeleri hakkında, hakimlik ve askerlik vekar ve onuruna dokunan şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışları nedeni ile açılan disiplin soruşturmaları Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülür (AYİMK.md.28). Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı Genel Kurul'a itiraz edilir. Genel Kurul'un itiraz incelemesi neticesinde verdiği kararlar kesindir (md.30). Genel Kurul'un kararı icrai idari nitelikli bir işlem olduğu için Any.md. 125/1 gereği yargı denetimi dışında tutulmaması gerekir. Fakat, Any.md. 129/4 de yer alan "Silahlı Kuvvetler Mensupları hakkındaki hükümler saklıdır" lafzına dayanılarak yapılmış olan bu düzenleme Anayasaya uygun olmakla birlikte hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14.10.08, 23:19
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

AYİM Kanunu'nda yer alan ve mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkelerini zedeler nitelikte olan başka bazı hükümler de vardır. Öncelikle, AYİM. Sekreterya personelinin MSB. tarafından temin edilmesi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini zedelemektedir. Zira, bu Bakanlık AYİM'de görülmekte olan davaların büyük bir kısmında davalı konumundadır. Bu nedenle, Mahkemede görev yapan sivil personelin göreve alınma, atanması, terfi ve emeklilikleri konusunda AYİM. Başkanlığı yetkili olmalıdır. (Alpar; 1993: 2)
İkinci olarak, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay'ın katma bütçeli kuruluş oldukları açıkça belirtildiği halde mevzuatta AYİM. bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. Bu nedenle, AYİM'ne ödeneğinin nasıl ayrıldığı açık değildir (Özay; 12, 91). AYDINALP, bu durumu askerlik hizmetinin gerekleri olarak değerlendirirken (Aydınalp; 12); ALP AR, AYİM'in kendisine ayrılan ödeneği MSB. aracılığı ile kullandığını belirterek (Alpar; 1993: 2), AYIM'e müstakil bir ödeneğin ayrılması gerektiğini bildirmektedir (Alpar; 1993: 17).
Son olarak ALPAR'a göre, Mahkeme Başkanının protokoldeki yeri de Mahkemenin bağımsızlığını tespit bakımından önemlidir Protokolde AYİM. Başkanı diğer Mahkeme Başkanlarının yanında yer almamaktadır. Bu aksaklık, AYİM. Başkanı'nı askeri ve mülki protokoldeki yeri diğer yüksek yargı yeri mesabesine çıkarılmak suretiyle düzeltilmelidir (Alpar, 1993: 17). ÖZAY'a göre ise. Devlet Protokolü Dışişleri Bakanlığı'nın bu işlere bakan Genel Müdürlüğü tarafından tertip edildiği için, bu yanlışlığın mülki idare tarafından düzeltilmesi gerekmektedir (Özay; 12, 20). Mahkeme Başkanının protokoldeki yerinin mahkemelerin bağımsızlığı hususunun esasına etki etmediği kanısında olmamıza rağmen, bu meselenin kısa zamanda halledilmesi gerektiği fikrindeyiz.
1982 Anayasasfnda ise, AYİM. Yüksek Mahkemeler arasında müstakil bir maddede tanzim edilmiştir (md 157) 1961 Anayasası'ndan farklı olarak, 1982 Anayasasfnda AYİM ile ilgili olarak getirilecek düzenlemenin "hakimlik teminatı" ve "askerlik hizmetinin gerekleri" esasları dışında "mahkemelerin bağımsızlığı" esasına da dayanacağı belirtilmiştir
bb. Askeri Hakim Sınıfından Olmayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Hakim Üyeleri
AYİM.'nin askeri hakim sınıfından olmayan üyeler (Sunay Şenlen; 1996: 93-96) ise Genel Kurmay Başkanlığı'nın gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir (Any.md. 157/2 ve AYİMK.md 8/2). Mahkemenin Başkanı, daire başkanları ve üyeleri Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı. Cumhurbaşkanının onaylayacağı bir kararname ile atanır (AYİMK md.9)
AYİM.'nin hakim sınıfından olmayan üyeleri de, tıpkı diğer üyeler gibi hakimlik teminatından yaralanırlar (AYİMK md.4). Anayasa Mahkemesi'ne göre, hukuk fakültesi mezunu olmayanların Anayasa Mahkemesi gibi bir kuruluşta dahi bulunmalarını Anayasa Koyucu uygun ve yerinde görmektedir . Durumu, "askerlik hizmetinin gerekleri" kavramı ile açıklamaya çalışmak ise hatalıdır. Zira, Anayasada hakimlerin meslekten olması gerektiğini belirten bir hüküm yer almaktadır (Any.md. 140/1).
1602 sayılı Kanun'a göre, AYİM. Başkanı, Daire Başkanları ve üyeleri hakkında, hakimlik ve
askerlik vekar ve onuruna dokunan şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışları nedeni ile açılan disiplin soruşturmaları (AYİMK.md.28) Yüksek Disiplin Kurulu tarafından yürütülür. Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı Genel Kurul'a itiraz edilir. Genel Kurul'un itiraz incelemesi neticesinde verdiği kararlar kesindir (md.30).
Madde, askeri hakim üye ve subay üye ayrımı yapılmadığı için, subay üyeler hakkında da uygulanacaktır.
Bu üyelerin mahkemedeki görev süresi en fazla dört yıldır (md.10). Bu maddenin Kanuna konması ile kısmi hakimlik gibi garip statü ihdas edilmiştir. Hukuk eğitimi almamış birinin, üstelik maksimum görev süresi tespit edilerek bir Yüksek Mahkemeye atanması bağımsızlık ve teminat ilkelerini zedelediği gibi, bu subayın kendi sınıfı ile ilgili olan ilişkilerinin zayıflamasına ve hakimlik yaptığı süre kadar bilgi açığının doğmasına de sebep olur.
AYIM.'in hakim sınıfından olmayan üyelerin özlük hakları ise emsali subayların durumuna bağlanmıştır (AYEVlK.md.80/b). Bu durum, hakimlerin bağımsızlığı ve teminat ilkeleri ile bağdaşmamakta ve teminat lafı AYİMK.md.4 metninde yazılı olarak kalmaktan öteye gidememektedir. Her bakımdan, hakim olmayan bir subayla aynı tutulan bu tür üyelerin AYİM. bünyesinden çıkarılması gereklidir. Burada yer almaları konusunda ısrar edilecek ise, bu durumun gerektirdiği konuma getirilmeleri şarttır
Kanaatimizce, bağımsız bir mahkeme olan AYİM.'nin bünyesinde subay üye bulunmasını "askerlik hizmetinin gerekleri" kavramı ile açıklamak mümkün değildir. Zira, hakim sınıfından olan üyeler aynı zamanda subay oldukları için, "askerlik hizmetinin gereklerini" zaten bilmektedirler. Dava esnasında hakimler tarafından bilinemeyecek kadar teknik konulara ilişkin meseleler doğması ihtimalinde ise bilirkişilik müessesi kullanılarak mesele rahatlıkla halledilebilecektir (Sunay Şenlen; 1996: 97).

Nüve Forum
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 14.10.08, 23:22
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

3.2. Savcılar A. Genel Olarak
1961 Anayasasında, yargı başlığı altında yer almakta olan savcılar (Yardımcı; 1996: 850-854) ile ilgili olarak müstakil bir madde yer almaktadır (md.137). Bu maddede, sadece Cumhuriyet Savcılarını ve kanun sözcülerini özlük ve görev bakımından teminata kavuşturacak kanuni düzenlemenin yapılacağı belirtilmiştir.
1971 yılında yapılan değişiklik ile, Cumhuriyet Savcılarının idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'na bağlı bulunduğu, (Cumhuriyet Savcılarının Yargıtay üyeliğine seçilmeleri dışında kalan) bütün özlük işleri ile disiplin cezaları ve meslekten çıkarılmaları hakkında karar verme yetkisinin Yüksek Savcılar Kurulu'na ait olduğu; YSK. Kararlarının ise kesin olduğu ve bunlar aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır (md. 137/2). Değişikliğin, bahsedilen idari işlemler aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağına ilişkin olan hükmü daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilerek bu tür idari işlemlerin yargı denetimi dışında bırakılmasına engel olunmuştur. Anayasada, 1971 değişikliği ile kurulan AYİM. savcıları ile ilgili hiçbir açıklama mevcut değildir.
Anayasada, savcıların teminatından hiç bahis açılmamış, mahkemelerin bağımsızlığının hükme bağlandığı 132 nci maddede ise sadece hakimlerden bahsedilerek, savcılar teminat kapsamı dışında bırakılmış gibi bir görüntü yer yaratılmıştır. Ayrıca, savcıların her konuda Adalet Bakanlığı'na bağlı olduğu defalarca belirtilmiştir. Maddeye göre, savcıların denetimi Adalet Bakanlığı müfettişleri veya üst dereceli Cumhuriyet savcıları eliyle yapılacaktır (md. 137/5).
1982 Anayasasında ise, hakimlerle savcılar hakkındaki düzenlemelerin aynı maddelerde ve birlikte yapıldığı görülmektedir. Bu maddelerde, savcıların teminatlı olduğu açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bağımsızlığından hiç bahsedilmemiştir.
1961 Anayasası döneminde yürürlüğe giren 45 sayılı Yüksek Hakimler Kurulu Kanunu, aynı zamanda, Yüksek Savcılar Kurulu ile ilgili hükümleri de içermektedir. Bu Kanun'a göre: "Yüksek savcılar Kurulu, Cumhuriyet Başsavcısının Başkanlığında iki Cumhuriyet İkinci Başsavcısı ve altı Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanı ile Ceza ve Tevkifevleri , Ceza ve Zat İşleri Genel Müdürlerinden teşekkül eder. Kurulun gerektiğinde Başsavcılığa ve Bakanlığa mensup üye noksanını tamamlamak üzere Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından dört de yedek üyesi bulunur" (md.69/1). YHK.'na göre, savcılar Adalet Bakanı ve Başbakanın müşterek kararnamesi ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanırlar (md.77 ve 78). Bu Kanun'da savcıların da teminata sahip oldukları belirtilmiştir (md.80).
Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilen kararlara genel hükümlere göre itiraz olunur. İtiraz, ilk soruşturmayı yapan Başkanın kararı aleyhinde ise Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nde; Bu dairenin kararları aleyhine ise Yargıtay Genel Kurulu'nda incelenir (md.85).
Kurulun bünyesinde bazı bürokratların yer alması ve denetimin Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılması savcılık müessesesinin özelliğine ve savcıların görevlerine mahiyet itibarı ile uygundur. Zira, savcı devlet adına faaliyet icra ettiğine göre, yürütme organı tarafından denetlenmesi gereklidir.

Nüve Forum
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 14.10.08, 23:25
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

B. Sivil İdari Yargı Alanında Görev Yapan Savcılar
1961 Anayasası döneminde sivil idari yargı alanında sadece Danıştay görev yapmaktadır. Anayasanın değişiklikten önceki haline göre, Danıştay Başkanun sözcüsü Anayasa Mahkemesinin asıl ve yedek üyelerinden meydana gelen kurul tarafından seçilir. Adaylar ise, Bakanlar Kurulu ile Danıştay Genel Kurulu tarafından gösterilirler (md. 140/2).
1971 değişikliğine göre ise, Danıştay Başkanun sözcüsü Danıştay içinden ve Danıştay üyeleri tarafından seçilmektedir, (md. 140/4).
521 sayılı Danıştay Kanunu, Danıştay Kanun Sözcülerinin Birinci Başkanın teklifi, Başbakanın kararı ve Cumhurbaşkanının onayı ile göreve geleceklerini belirtmiştir, (md.5).
1982 Anayasası'na göre, Danıştay Başsavcısı, Danıştay Genel Kurulu tarafından ve Danıştay üyeleri arasından seçilir (md. 155/4 ve 2575 sayılı DK. md. 10/1) . Danıştay tetkik hakimi ve savcıları ise HSYK. tarafından atanır (DK. md 11/1). Bu durum savcılık müessesesinin amacına uygundur.
1961 Anayasasının 134.üncü maddesi savcıları içermediği halde, 13/5/1981 tarih ve 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu idari yargı hakim ve savcılarının özlük işlerini bu Kurul'a verdiği için (md. 1), 1982 Anayasası'nda savcılar da HSYK.'nun düzenlendiği maddeye ithal edilmiştir.
2461 sayılı Kanun hakimlerle savcılar arasında bir ayırım yapmadığı için, yukarıda sivil idari yargı hakimliği ile ilgili olarak yazılanlar Bölge İdari Mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde görev yapan savcılar için de aynen geçerlidir.
Danıştay Başsavcısı ise Danıştay savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahiptir (HSK. Md 5/1).

Nüve Forum
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 14.10.08, 23:27
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart İdari yargıda kalite üzerine bir kaç not

C. Askeri Yüksek İdari Mahkemesi Savcıları
1961 Anayasası'nın ilk halinde askeri idari yargı ile ilgili bir tespit yapılmamıştır. Türkiye'de askeri idari yargıya 1971 Anayasa değişikliği ile geçilmiştir. Bu nedenle, 1971 yılına kadar askeri nitelikli idari işlem ve eylemlerin yargısal denetimi Danıştay tarafından gerçekleştirilmiştir.
1961 Anayasasında askeri idari yargıdan çok az bahsedilir (md. 140/son). Fakat, 1972 yılında yürürlüğe giren AYİM. Kanunu meseleyi etraflı olarak ele almıştır. Bu Kanun'la getirilen düzenlemelerden, 1982 Anayasası yapılırken oldukça yararlanılmıştır.
1602 sayılı AYİMK. 'na göre, AYİM. Başsavcısı, Milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının onaylayacağı bir kararname ile atanır (md.9). AYİM Başsavcısı (Any. Md. 157/4 ve AYİMK.md. 9/2) ve savcılar (AYİMK. Md.ll) askeri hakim üyeler arasından atanır. Savcılar ise, Başsavcı tarafından seçilir (md. 11/2).
AYİM. Başsavcısı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakimi olarak TC. Anayasası'nın kendisine sağladığı teminat altında hizmet görür (md. 4). Bu maddede AYİM, savcılarından açıkça bahsedilmemektedir. Fakat, bu maddenin gerekçesinde, "Maddede mahkemenin başkanları, kanunsözcüsü ve üyelerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre hizmet görecekleri teyit ve bu kanunun diğer hükümlerinin bu esasa göre düzenlenmesi kabul edilmiştir" ifadesi yer almaktadır. Ayrıca, 11. inci maddesinin gerekçesinde, "Kanun sözcülerine görevlerinde bağımsızlık ve teminat sağlama bakımından 357 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde hakim ve savcılık görevlerine tanınan teminat tanınmıştır" denilmek suretiyle savcıların da teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.
AYİM. Başsavcısı hakkında general-amiral sicil belgesi, subay sicil belgesi ve mesleki sicil belgesi (AHK. Md. 12/A-6). AYİM. Savcıları hakkında ise mesleki sicil belgesi düzenlenemez (md,12/A-7). Bu hükmün mefhum-u muhalifinden AYİM, savcıları hakkında diğer iki tür sicil belgesinin tanzim edileceği anlaşılmaktadır.
AYİM. Başsavcısı, özlük işleri bakımından Askeri Yargıtay Başsavcısı hakkındaki düzenlemelere bağlanmıştır (AYİMK.md. 80/a). 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'da aynı hususu yinelemiştir (Ek Geçici Md. 2). 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu ise 357sayılı Askeri Hakimler Kanunu'na yollama yapmaktadır (md.39-42) Nihayet, bu Kanunun 18-21 inci maddeleri ise bizi konularına göre muhtelif kanunlara özellikle 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na yollamaktadır.
357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu'na göre AYİM'de görev yapan kanun sözcüleri için AYIM Başkanun sözcüsü Başyardımcısı, AYİM Başkanun sözcüsü ve AYİM Başkanı (md l2/B-3-2-b); AYİM Başkanun sözcüsü Başyardımcısı için AYİM Başkanun sözcüsü, AYİM Başkanı ve MSB Müsteşarı (md. 12/B-3-2-d) subay sicil belgesi düzenlemek yetkisine sahiptir. Bahsedilen kişilerin yükselme ve terfileri ise 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu hükümlerine tabidir
Savcılar, hem devlet adına görev ifa ettikleri için, hem de aynı zamanda asker kişi olduklarından, diğer subaylar gibi disiplin' esasına göre görev ifa ederler. Bu nedenle, mevcut düzenleme yerinde gibi görünse de, bu kişilerin özlük işleri hukukçu olmayan bir subayla aynı tutulması Anayasada öngörülen bağımsızlık ve teminat ilkelerine uygun düşmemektedir.

Nüve Forum
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
kaç, kalite, üzerine, yargıda, ıdari

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:54 .