4. ORİGAMİ VE ÖĞRENME MODELLERİ
ETKİN ÖĞRENME
Etkin öğrenme, öğretmen merkezli anlatım yöntemlerinin aksine öğrencinin öğrenme işine etkin bir şekilde katılması temeline dayanır. Çağdaş öğrenme modellerinin temelinde etkin öğrenme diğer öğrenme modellerini kapsayan bir modeldir. Çocuk ancak öğrenmekten, araştırmaktan, keşfetmekten, yeni öğrenme deneyimlerinden zevk aldığı ortamda gelişir. Etkin öğrenme ortamlarından gelen çocuklar kendilerini, ihtiyaçlarını karşılayabilen, problemlerini çözebilen bireyler olarak gördükleri için, her türlü ortama uyum sağlayabilirler. Bu tür ortamdan gelen çocuk dünyayı anladığında ve ona etki edebileceğini düşündüğünde kendine güven duyacaktır (Hendrikson,1984). Origaminin en önemli kazançlarından biri de etkin öğrenmeyi sağlamasıdır. Origami öğretiminde çocuk pasif alıcı olmaktan kurtularak, öğrenme sürecinde karar verme, sorumluluk alma ve özellikle öğrenmeyi öğrenme olanağına kavuşurlar. Etkin öğrenmenin özelliklerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
1. Öğrenciler, araştırma çalışmalarında kaynaklara kendileri ulaşır, değişik kaynaklardan bilgiye ulaşmanın yollarmı öğrenirler.
2. Öğrencilerin elde ettikleri bilgiyi örgütlemelerine ve sunmalarına olanak sağlanır,
3. Öğrenciler, bireysel ve grup projelerinde sorumluluk alırlar ve bunu paylaşırlar,
4. Öğrenciler, bilgileri paylaşır, etkileşimde bulunur ve ortak bilgi üretimi için işbirliği yaparlar. (Demirel,2002).
Origami öğretiminde öğretmen öğrenciye origami dili olarak da ifade edebileceğimiz diyagramları kullanmayı da öğrettiği için öğrenci, kendisi yeni kaynaklara ulaşabilecek ve öğretmen olmadığı ortamlarda da kendi kendine origami yapabilecektir. Arkadaşlarının daha önce görmediği bir figürü yapan öğrenci bunu onlara gösterme ihtiyacı duyacak ve aldığı olumlu geri bildirimle kişisel motivasyonu artacaktır.
İŞBİRLİKÇİ ÖĞRENME
İşbirlikçi öğrenme (Cooperative learning), küçük gruplar oluşturarak, öğrencilerin kendi ve diğer grup üyelerinin herbirinin öğrenme düzeylerini en üst seviyeye çıkarmak amacıyla birlikte çalışmalarıdır. (Johnson et al. 1993). İşbirlikçi öğrenme, öğrencilerin aktif katılımını sağlayarak çok yönlü düşünme becerilerini geliştirir. İşbirliği halinde gerçekleştirilen öğrenme öğrencilerin eleştirel düşünme becerileri kazanmasına katkı sağlarken, işbirliğinin gücünden yararlanma imkanı da sağlar. Grup çalışmaları sırasında öğrenciler, soru sorma, açıklama yapma, eleştirme, örnek verme vb. çok önemli öğrenme stratejilerini davranış haline getirme fırsatı bulurlar. Johnson and Johnson(1989) işbirlikçi öğrenmenin başarılı olarak gerçekleşmesi için gerekli bileşenleri 5 grupta toplamıştır :
1-Pozitif dayanışma: Grup oluşturulurken grubun hedefi ve bu hedefe ulaşması için yapacağı çalışmaların neler olacağı açık bir şekilde belirlenir. Başarı bir çok kişinin amaçlanan hedef doğrultusunda birlikte çalışması ile gerçekleşir. Grup üyeleri ya hep beraber yüzeceklerinin ya da hep beraber batacaklarının farkına varmaları sağlanır. Hedef kişilerin tek başına gerçekleştirmesi için çok kompleks ve zaman alıcı olduğu için ya birlikte çalışacaklardır ya da başarısız olacaklardır.
2-Birey ve grup sorumluluğu: Hedefe ulaşmak için grup tümden sorumlu tutulduğu gibi grubu oluşturan her bireinde kendine ait sorumluluğu olmalıdır. Grubun üyelerinin sorumlulukları bir birini kapsamamalıdır.
3-Yüz yüze (destekleyici) etkileşim: Öğrenciler birbirlerine kaynakların değişimi, dönüt sağlama, sonuçlara katlanma, güvenle hareket etme konusunda bir birlerine yardım etmeye ve cesaretlendirmeye ihtiyaç duyarlar. Kısacası, grupta herkes birbirinin başarısından sorumludur. Bu yüzden işbirlikçi öğrenmeyi savunanların çoğu ders süresinin grup çalışmasıyla geçirilmesini tavsiye etmektedirler.
4-Kişiler arası beceriler : belirttiği gibi, Grup üyelerine grupta nasıl çalışmaları gerektiği öğretilmelidir. Liderlik, karar verme, güven sağlama, iletişim, çatışma yönetimi becerileri, akademik beceriler kadar amaçlı ve kesin olarak öğretilmelidir (Johnson 1993 ).
5-Grup süreci: Öğrenciler sürekli olarak grubun çalışmalarının ne kadar işlevsel olduğunu değerlendirmelidirler. Yolunda gitmeyen durum varsa hemen çözüm bulmalıdırlar. Zaten uzun sure birlikte çalışan gruplar kendilerine ait birçok sorunu başlangıç döneminde çözme eğilimindedirler.
Grup projelerinde çocuklar kimi zaman yukarıda belirtilen grup olma gerekliliklerini öğrenen bir öğrenci, kimi zaman da yaptıklarını arkadaşıyla paylaştığı için öğretmen konumundadırlar. Özellikle birçok parçadan meydana gelen "Parçalı origami" (modular origami) projeleri grup çalışmasını yeni öğrenen öğrenciler için çok ideal bir araç olabilir. Çocuklar böyle bir projeyi gerçleştirirken ister istemez sosyal bir grup olmanın özelliklerini ve sorumluluklarını farkına varacaklardır.
*Parçalı origami figürleri bazen binlerce parçadan oluştuğu için tek kişi tarafından yapılması çok zordur. Çocuk bunu başlanğıçta anlayamasa da belli bir süre sonra anlayacaktır ki bazı şeyleri insan tek başına yapamaz, böyle durumlarda işbirliğine ihtiyaç vardır.
*Grup üyelerinden birisinin görevini yerine getirmemesi diğer üyelerin çalışmalarının da sonuç vermemesine sebeb olduğunu ve kendisinin o grup için önemli olduğunu anlayacaktır. Örneğin herkes için farklı renkte kağıt dağıtıldığını, yapılan parçaların birleştirilmesi için her renkten kağıda ihtiyaç olduğu düşünülürse. Bir kişinin verilen parçaları yapmaması veya özen göstermeden yapması eksik olan puzzle parçaları gibi hedeflenen figürün tamamlanmamasına neden olacaktır.
*Sonuçta gelecek başarı bütün grup bireylerini etkileyeceği için grup için bir dayanışma gerçekleşecektir. Parçaları iyi yapanlar, iyi yapamayanlara öğretirken bir birleriyle dayanışma içinde çalışmayı öğreneceklerdir.
*Böyle bir çalışmada kişiler arası farklılıklar ortaya çıktığı için görev dağılımı da buna uygun olarak yerleşecektir. Bir çocuk katlamayı çok iyi yaparken diğeri parçaları birleştirme işinde daha başarılı olabilecektir
YARATICI ÖĞRENME
Yaratıcılık üzerinde önemli araştırmalar yapmış olan Torrance, yaratıcılığı "sorunlara, bozukluklara, eksik bilgilere, kaybolmuş unsurlara, uyumsuzluklara karşı duyarlı olma; zorluğu tanıma, çözümler arama, tahminler yapma ya da yeni varsayımlar kurma, bunları değiştirme veya yeniden deneme ve sonuçlarını inceleme olarak tanımlamaktadır. (Yolcu,2000). Reyner ise yaratıcılığı, "yeni olan bir şey yapma veya eskiyi yeniden farklı olarak birleştirme" olarak ifade eder (Reyner,2001). Araştırmalar, yaratıcılığın, öğrenmenin önemli bir boyutu olduğunu göstermektedir. Yaratıcı düşünme, bilginin kazanılması için hayatî öneme sahiptir, çünkü; yaratıcılığın gelişimine elverişli çevreler, çocukların öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirmelerine yardımcı olur ve öğrenmeyi eğlence haline getiren etkili güdüleyiciler niteliğini taşır.
Çocukların ilgi alanlarına yönelik uygulamalar, sanat derslerinin fen alanları ile kaynaştırılması (örneğin matematik ve müzik, fizik ve felsefe, bilgisayar ve sosyal bilgiler ), gerçek hayatla bağlantılı çevre, ev ekonomisi, trafik, el işi gibi derslerle zenginleştirilmiş ders programları ve bunların çağdaş eğitim modellerine göre uygulanması çocuğun öğrenme verimliliğini arrtırır.
Edwards ve Springate (1995) sınıf ortamında çocuklarda yaratıcılığın sergilenebilmesi için gerekli koşulları zaman, yer, malzeme, iklim ve durumlar alt başlıkları altında açıklamaktadır. Kağıt bu koşulların sağlanmasında iyi bir malzeme, origami aktiviteleri ise çocukta yaratıcılığı destekleyen iklim ve durumların gerçekleşmesini sağlayacak iyi bir alternatiftir. Çocuğun origami yapabilecek belli küçük kas yeteneklerini kazanmış olması gerekir. Sınıf atmosferi cesaretlendirmenin olduğu ve hataların, risk almanın, yeniliğin ve özgürlüğün kabul edildiği bir şekilde planlanmalıdır. Öğretmenler de sınıf ortamında sanatsal etkinliğe kendi becerilerini ortaya koyarak katılmalıdırlar
(Edwards, 1995).
Çocukların en iyi ve en heyecan verici işleri kendileri ile iç ve dış dünyalarının karşılaştığı durumlarda ortaya çıkar. Çocuğun yaratıcı olabilmesi için kendisine uygun değişik seçme şansı veren durumlarla karşılaşması gerekir. Origami çalışmalarında çocuk, yaratıcılığını ortaya koyabileceği birçok durumla karşılaşır. Bu, öğrendiği katlama kalıplarında küçük değişiklikler yaparak daha değişik modeller yaratma şeklinde olabilir. Çocuk origamide ustalaştıkça yaratıcılığını sergileyeceği durumlar da artacak, katlamalarına daha değişik yönlerden bakmayı öğrenecektir. Bu ona hayatta da olaylara farklı yönlerden bakabilme özelliği kazandıracaktır.
PROJE TABANLI ÖĞRENME
Proje, okul öncesi ve ilköğretim müfredatında yer alan bir ünite veya belli bir konudan farklı olarak çocukların çeşitli konulardaki derinlemesine araştırmaları ve incelemeleri olarak tanımlanır. Genellikle çalışmalar bütün sınıfı kapsar ve konu küçük alt gruplara paylaştırılır (Katz ve Chard, 1998). Proje Tabanlı Öğrenme Modeli, müfredatın birbirinden bağımsız küçük bilgiler yığını olarak öğretilmesine karşı geliştirilmiş ve çağdaş ülkelerde uygulanmakta olan bir öğretim ve öğrenim modelidir. Proje Tabanlı Öğrenme Modeli öğrencinin aktif katılımını güdüler. Bu model bir ya da daha fazla alanın temel kavramları ve prensipleri üzerine odaklıdır ve bir ders senaryosu içinde mümkünse birden fazla dersin öğrenme hedeflerini kapsar. Seçilen projenin asıl amacı, demokratik bir toplum için, çocukların katılımcı ruhlarının gelişmesine yardımcı olmaktır. Çocukların araştırması için seçilen iyi bir konu, toplumu oluşturan herkesin üstüne düşen görevi yerine getirmesi anlayışını ve sorumluluğunu geliştirir. Bundan başka proje sırasında problemlere çözüm bulmak, yapılan planı gerçekleştirmek için sorumlulukları paylaşmak, başkalarına tavsiyede bulunmak gibi demokrasi için gerekli olan ilişki örüntüleri de geliştirilir. Proje Tabanlı Öğrenme Modeli, üst düzey bilişsel aktiviteler yanında sosyal beceriler ve hayat becerilerini de ele aldığı için çok çeşitli araç ve kaynak kullanımı destekler (Demirel, 2002).
Origami konu seçiminde ve proje uygulamaları sırasında kullanılabilecek bir araç olarak görülebilir. "Sadako ve barış için 1000 turna projesi", dünyanın birçok yerinde ilköğretim okullarında çocuklara dünyada barışının önemini ve savaşın nasıl bir felaket olduğunu anlatabilmek için uygulanan bir yöntemdir. Fen ve sosyal bilimler öğretmenleri kendi konularına uygun olarak origamiyi değişik projeler içinde kullanabilirler. Örneğin hayvanların sınıflandırılmasıyla ilgi bir proje için origamiyle katlanmış hayvan figürleri kullanılabilir. Gezegenlerle ilgili bir proje için "origami kusudama" (değişik desenlerde parçalı origami topları) ile büyüklüklerine göre gezegenleri temsil eden maket vs. yapılabilir. Herhangi bir milli bayramda kullanmak üzere tüm okul öğrencilerinin katılımıyla "origami puzzle" yöntemi ile binlerce parçadan oluşan dev bir bayrak, veya o günün anlamına uygun resim yaptırılıp o günkü milli coşkuya tüm çocukların ortak olması sağlanabilir ( Andersen,2002).
BEYİN TEMELLİ ÖĞRENME
İnsanoğlunun sahip olduğu en değerli ve karmaşık organ şüphesiz
henüz tam olarak keşfedilemeyen beyindir. Araştırmaların temelinde bu gizemli
organın çalışma yöntemini keşfetme ve onun en yüksek performansa
ulaştırabilme amaçları yatmaktadır. Her insanın beyni, aynı sonsuz potansiyele
ve gelişim yeteneğine sahiptir. Sadece beynin gelişmesi için gereken verimli
ortamlara gereksinim vardır (Yemenici,2002). Son yıllarda yapılan beyin
araştırmaları bu görüşü desteklemektedir. Bu araştırmalardan etkilenen
eğitimciler, eğer beynin çalışma sistemi iyi anlaşılabilirse, öğrenme
potansiyelinin de artırılabileceğini düşünmüşler ve çeşitli öğrenme metodları
ortaya atmışlardır. Bunlardan en önemlileri "Çoklu Zeka Kuramı",
"Duygusal Zeka Kuramı" ve "Beyin Temelli öğrenme"dir. Beyin Temelli Öğrenme kuramı, beynin doğası gereği nasıl öğrendiğini temel almaktadır ve bu doğrultuda geliştirilen malzeme, model ve tekniklerin kullanımı üstüne kurulmuştur. Öğrenme ile beyin hücreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, öğrenme süreci sonucunda nöronlarda yeni axon iplikçiklerinin oluştuğunu iddia etmektedirler. Buna göre, her öğrenme yaşantısı yeni sinaptik bağların oluşması demektir. Öğrenme, biyokimyasal bir değişme olarak da açıklanmaktadır. Beyin Temelli Öğrenmenin ilkelerinden bazıları aşağıdaki gibi sıralanabilir. (Caine ve Caine, 1990).
-Öğrenme fizyolojik bir olaydır. Beyin de diğer organlar gibi fizyolojik kurallara göre çalışan bir organdır, dolayısıyla öğrenme fizyolojik koşulların değişmesi ile engellenebilir veya kolaylaştırılabilir.
-Beyin, kendisine ulaşan verileri anlamlandırma için uğraşır. İnsan beyni sürekli çevresinde olup-bitenlere anlam kazandırmaya çalışır. Anlam yükleme, örüntüleme yoluyla olur.. Etkili bir öğrenmenin gerçekleşmesi için öğrenilenlerin bir biriyle örüntülü olması gerekir.
-Beyin parçaları ve bütünü aynı anda algılar. Matematik, müzik veya sanat öğretiminde beynin her iki yarıküresi etkileşim halindedir. Etkili öğrenmenin gerçekleşmesi için beynin iki yarıküresini de kullanacağı etkinliklere ihtiyaç vardır.
-Öğrenme, doğrudan odaklanan bilginin yanında, diğer yan uyarıcılardan algılanan bilgileri de içerir. Beyin odaklandığı alanın yanında etraftan gelen sinyalleri de alır. Bundan dolayı öğrenme ortamında fiziksel koşullar yanında görsel uyarıcılara da dikkat edilmelidir.
-Öğrenme kasıtlı ve kasıtsız süreçlerden oluşur. İnsan öğrenirken bilinçli olarak farkına vardığı şeylerden çok daha fazlasını öğreniriz. Yan uyarıcılardan aldığımız sinyallerin çoğu beynimize farkında olmadan girer ve bilinç altında etkileşimde bulunur. Etkili öğrenme ortamındaki tüm uyarıcılar öğrenme amacına hizmet edecek şekilde düzenlenmelidir.
-İnsanlarda deneyimleri tekrarlamaya gerek kalmadan hafızaya kaydedilen doğal bir uzaysal hafıza sistemi vardır. Dün akşam yediğimizi hatırlamak için tekrarlamaya gerek yoktur. Ancak, birbirleriyle ilgili olmayan bilgileri depolamak için tekrara ve ezberlemeye ihtiyaç vardır. olgular ve beceriler uzaysal hafızada depolandığında daha iyi öğrenilir. Uzaysal hafızayı harekete geçiren en etkili öğretim deneysel yöntemlerdir. Öğretim demonstrasyon, film, resim, mecaz, drama ve öğrencilerin aktif katılımını sağlayan sınıf içi çok yönlü etkileşim etkinlikleri içermelidir.
-Öğrenme zihni çalışmaya sevk eden etkinliklerle artar, tehditle azalır. Beyin uygun düzeyde zorlandığında öğrenme optimum düzeye ulaşır. -Hiçbir beyin diğerine benzemez. Öğretim bütün öğrencilerin görsel-işitsel ve duygusal tercihlerini ifade etmelerine olanak tanıyacak şekilde düzenlenmelidir (Healy,. 1998)
-İnsan beyni birçok işlevi aynı zamanda yerine getirebilir. Öğrenme uyarıcıların çeşitli olduğu zengin bir öğrenme ortamıyla artırılabilir. Mevcut müfredat, fiziksel aktiviteler, kişisel öğrenme zamanları, grup etkileşimi, sanatsal çeşitlemeler veya müzikal yorumlar gibi çeşitli öğretme yöntemlerinin yardımıyla öğrenci tarafından etkin şekilde özümsenebilir (Atakent ve Akar, 2001). Origami böyle bir öğrenme ortamına daha da zenginlik katacaktır. Konu anlatılırken, anlatılan konu ile ilgili yapılan bir origami figürü hem öğrencinin etkin şekilde derse katılımını sağlayacak hem de paralel bir işlemci gibi çalışan beyinin değişik kanalları öğrenme ortamına katıldığı için aktif tutulması sağlanacaktır.
Origaminin Beyin Temelli eğitimde kullanımı üzerine en detaylı araştırma Rus Yurii ve Katrin Shumakov (1998,2000) tarafından gerçekleştirilmiş tir. İnsan beyni sağ ve sol beyin olmak üzere temelde iki kutuptan oluşmaktadır. İnsanların davranışları, eğilimleri öğrenme şekilleri bu iki kutbun kullanılma oranlarına göre biçimlenir. Sağ beyin ve sol beyin arasında sürekli olarak bir uyum ve uyumsuzluk mücadelesi yaşanır (Healy, 1998).
1.JPG
Yukarıda sol ve sağ beynin fonksiyonları özetlenmiştir. (Shumakow and Shumakow 1998)
İnsan doğumdan itibaren gelişim aşamalarının ilk bölümlerinde iki elini de eşit şekilde kullanır. Çocuk yaklaşık 18 aylık olduğunda sağ veya sol elini diğerine göre nispeten az kullanılmaya başlar. Bu aslında çocuğun ilerideki yaşamında beyninin hangi yarımküresini kullanacağını gösteren bir ipucudur. Beynin bir tarafının diğer tarafına göre baskın olmasının sebebinin algı-sinyal miktarıyla doğru orantılı olduğu düşünülmektedir. Rusya'da yapılan bir araştırmada düzenli olarak parmakları hareket ettirilen bebeklerin beyin gelişiminin nispeten daha hızlı olduğu görülmüştür (Shumakov,2000). Sağ elini daha çok kullanan insan sol beynini de daha çok kullanıyor demektir. çocuğun erken çocukluk döneminde başlamak üzere, her iki elini de kullanacağı origami gibi aktivitelerin yaptırılması, beynin her iki yarım küresini de çalıştıracağı için bu yarım kürelerin diğer işlevlerini de artıracaktır. Nitekim yapılan araştırmada origami eğitimi verilen öğrencilerin öğrenmede daha başarılı oldukları gözlenmiştir (Shumakow ve Shumakow 1998, 2000)
5. SONUÇ
Origami yüzyıllardır, her yaştan ve meslek grubundan insanın ilgisini çekmiş ve herkes kendi alanında origamiyi bir şekilde kullanmıştır. Ancak origaminin asıl kullanım alanı şüphesiz insan eğitimi olmalıdır. Origami yaparak öğrenme işbirlikçi öğrenme, yaratıcı öğrenme, aktif öğrenme, proje tabanlı öğrenme, beyin temelli öğrenme gibi çağdaş öğrenme metotları olarak bilinen metotlarla bağlantılı aktivite temelli bir metottur. Origami üzerine yapılan çalışmalar, origaminin okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklarda motor, zeka ve yaratıcılık becerilerinin gelişmesine önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Origaminin bu katkıları sağlamasındaki en önemli etkenler ; beynin sağ ve sol yarım kürelerinin aktivasyonunu sağlaması, el ve parmak küçük kas gelişimini hızlandırması ve el-göz koordinasyonunu gelişmesini sağlaması, sıra dışı düşünebilme, eşyaya farklı yönlerden bakabilme yeteneğini geliştirmesi ve üç boyutlu (uzaysal) düşünebilme yeteneğini kazandırmasıdır. (Shumakow and Shumakow 1998, 2000) Origaminin tam olarak bu kazançları sağlayabilmesi, bütün eğitim programlarında da olması gereken planlanmış, düzenli ve sürekli bir origami eğitimiyle gerçekleşebilir. Okul öncesi dönemde origami sadece sanatsal bir aktiviteden çok, çocuğun zihinsel ve sosyal yönden gelişmesinde kullanılabilecek bir araç olarak görülmelidir. Bunu takip eden yıllarda çocuktaki bedensel gelişmelere paralel olarak origaminin çocuğun eğitim hayatındaki kullanım alanı da genişleyecektir.