6. Sonuç ve Öneriler
Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda ilerleyen ve bir müzakere süreci geçirecek olan ülkemiz, ulusal çevre programını hazırlamış ve gerekli bir çok yasal düzenlemeyi yerine getirmiştir. Ancak, özellikle finansman eksikliğinden kaynaklanan uygulama sorunlarının bir süre daha devam edeceği açıktır. Müzakerelerin çevre ile ilgili konularda da çetin geçeceği açıktır. Bunun için, ülke genelinde bilgi akışı sağlanarak, özel sektörle gerekli irtibat kurularak, belli direktifler özelinde kapsamlı analiz çalışmaları yapılarak, rekabet ortamının bozulmasına neden olmadan, kaynaklar dikkate alınarak, makroekonomik dengelerin ve ekonomik gelişmenin devamlılığı sağlanarak, müzakerelerin uzamasına neden olmadan, gerçekçi bir müzakere pozisyonunun belirlenmesi temel hedef olmalıdır1. Hükümet tarafından çıkarılan yasaların uygulanabilmesinde topluma da önemli görevler düşmektedir. Vatandaşların bu görevlerini yerine getirmelerinde eğitim kurumları, televizyon ve gazeteler gibi görsel ve yazılı medyaya önemli sorumluluklar düşmektedir. Ailede başlayacak çevre bilinci ve olumlu tutum geliştirme sürecinin önemli iki ayağının eğitim kurumları ve iletişim araçları olduğu unutulmamalıdır.
Daha önce belirtildiği gibi, çevre eğimi de ailede başlar. Aileden, sokaktan ve kitle iletişim araçlarından kazanılan bilgiler, okullarda verilen öğretim kadar önemlidir. Dolayısıyla çevre eğitimi, örgün eğitim kadar hatta ondan daha fazla sistemli olarak yürütülecek bir yaygın eğitimin de konusudur2. Çevre eğitiminin sadece örgün eğitim kurumlarında verilmesi düşüncesi doğru olmayacaktır.
Çevre sorunlarıyla mücadelede ve çevre eğitiminin amacına ulaşmasında daha önce de belirtildiği gibi, geniş kitlelere ulaşmak önemlidir. Geniş kitlelere ulaşmanın yolu ise ilköğretimden başlayarak konuyu işlemek, bunu coğrafya dersi arcılığı ile bütün eğitim ve öğretim sürecince gündemde tutmak ve toplumu bu yolla bilinçlendirmekten
geçmektedir1. Çevre ve insan etkileşimi üzerinde önemle duran coğrafyacılardan ve coğrafya derslerinden çevre eğitiminde istifade edilmeye çalışılmalıdır.
Örgün eğitimde çevre eğitimi bazı ülkelerde müstakil bir ders olarak okutulurken, diğer bazı ülkelerde konuyla ilgili dersler içerisindeki konulara serpiştirilerek verilmektedir. Çevre eğitimi, eğer diğer dersler içerisinde veriliyorsa, okul öncesinden lise son sınıfa kadar düzenli ve planlı bir şekilde birbirinin devamı niteliğinde olmalıdır2. Ülkemizde de, çevre içerikli konular ilköğretim ve ortaöğretimde diğer bazı programların bünyesinde verilmektedir. Bu derlerdeki ilgili konulara gereken önem verilmeli ve ilgililer konunun takipçisi olmalıdır. Ayrıca, İlköğretim programları arasında bir dönem olduğu gibi adında “çevre” ifadesi geçen dersler bulunabilir ve böyle de mesajlar verilebilirdi.
Eski İlköğretim programında çevre ile ilgili ünitelerin daha çok Fen Bilgisi programında yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca, bu konuların daha çok ezberci bir zihniyetle düz anlatım şeklinde ve uygulamaya dönük hiçbir etkinlik yapılmadan verildiği bilinmektedir. Oysa, ilköğretimde konuların özelliklerine göre, çok çeşitli öğretim yöntemleri kullanmak mümkündür. Bilindiği gibi, en etkili ve kalıcı öğrenme yolu, yaparak ve yaşayarak öğrenmedir. Aktüel ve somut örneklerin bolluğu nedeniyle çevre konuları bu öğretim yönteminin uygulanmasına oldukça elverişlidir3. Ayrıca, çevre eğitiminde görsel ve yazılı medyanın önemi de araştırmalarla ortaya konulduğuna göre, bu kaynaklardan da yeterince faydalanmak gerekmektedir. Ülkemizde medya kuruluşları ile işbirliğine gidilmelidir. Bu guruplar, çevreye ve sorunlarına dikkat çekici programlara yer vermelidir. Gerekirse, medyaya buna yönelik yaptırımlar getirilmelidir.
Yeni İlköğretim öğretim programlarındaki çevre içerikli konuların yeterli olduğu ve özellikle Hayat Bilgisi ile Fen ve Teknoloji derslerinde yoğunlaştığı söylenebilir. Ancak, öğretim sürecindeki diğer faktörlerin önemi unutulmamalıdır. Örneğin, ebeveynler ve öğretmenlerde çevre bilinci sağlanmadıkça, çevre eğitiminde başarı sağlanması mümkün değildir. Bunun için, çevre eğitimi toplumun tüm kesimlerine ulaşacak şekilde yaygınlaştırılmalıdır. Sivil toplum örgütlerine ve üniversitelere de görevler düşmektedir. Eğitim programları, kampanyalar ve üniversitelerin çeşitli programlarında buna yönelik dersler eklenerek işe başlanabilir. Hizmet içi eğitim kursları ile öğretmenler ve diğer yetkililer bilinçlendirilmelidir.
Konunun iki önemli muhatabı Çevre Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında 1999 yılında zorunlu çevre dersleri getirilmesi gibi radikal kararlar getiren işbirliği protokolü imzalanmıştır. Bu protokol, okul öncesi ve ilköğretim çağındaki çocuklarda çevre bilincinin geliştirilmesi amacıyla uygulamalı çevre eğitimine ağırlık verilmesi; ortaöğretim kurumlarında bir saat zorunlu çevre dersinin okutulması; ülke genelinde hizmet içi eğitim kursları ile çevre bilincine dikkat çekilmesi gibi çalışmalar içermektedir. Bazı uygulamalar olmakla birlikte, bu protokole daha işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Çevre eğitimi, her yaş ve meslekte belirli bir program çerçevesinde verilmeye çalışılmalıdır.
Sempozyum, kongre ve panel gibi etkinliklerle, akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinin de katılımları sağlanmalı ve kamuoyu bilinçlendirilmelidir.
Üniversitelerde özellikle Eğitim Fakülteleri, Fen Edebiyat Fakülteleri ve Mühendislik Fakültelerinde müfredat programları gözden geçirilmelidir. Örneğin, Eğitim Fakültelerinin tüm bölümlerinde öğretmen adaylarında çevre bilinci geliştirecek dersler ve etkinlikler verilmeye çalışılmalıdır. Yine üniversitelerdeki tüm akademisyenler hizmet içi kurslar ve benzeri etkinliklerle bilinçlendirilmelidir.
Sonuç olarak, revize edilen İlköğretim programlarındaki çevre içerikli konuların yeterli olduğu söylenebilir. Çevre eğitiminin amacına ulaşmasını, öğretim sürecinin diğer değişkenleri belirleyecektir. Bunun için, ilgili ve yetkili merciler artık enerjilerini bu yönde harcamaya başlamalıdır.
» Nüve Forum » akademik » Eğitim Fakültesi » İlköğretim Bölümü Kaynakpdf