Nüve Forum


Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü hakkinda Tarih Boyunca Ünlü Astronomlar ile ilgili bilgiler


Johannes Kepler (1571-1630) Johannes Kepler .JPG 1571'de Almanya'da doğan Kepler (1571-1630), çağdaş astronominin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış, daha sonra Astronomi ve Matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur.

Like Tree57Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 14.01.09, 10:24
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.13. Johannes Kepler

Johannes Kepler (1571-1630)
Johannes Kepler .JPG
1571'de Almanya'da doğan Kepler (1571-1630), çağdaş astronominin kurucusudur. İlkin teoloji eğitimi almış, daha sonra Astronomi ve Matematiğe yoğun ilgi duymuş ve matematik profesörü olmuştur. 1599'da Brahe'nin daveti üzerine, Brahe'ye yıldız tablolarının hazırlanışında yardım etmek için Prag'a gelmiş ve 1601'de Brahe'nin ölümü üzerine saray Astronomu olarak göreve başlamıştır.
Brahe ölmeden önce, o güne kadar yapmış olduğu bütün gözlem kayıtlarını Kepler'e bırakmış ve Kepler'den kendi gözlemlerini basmasını ve ortaya koyduğu sistemi (Tychonik Sistem) hesap yapacak bir hale getirmesini istemiştir. Brahe'nin gözlem kayıtlarını inceleyen Kepler Astronomik tablolardan bir anlam çıkarmaya çalışmış, ancak bütün bu çalışmalarda Copernicus sistemini temel almıştır. Kepler, bilinen her şeyi kapsayan ve bunlar arasında mutlak bir uyum sağlayan bir sistemin var olması gerektiğini düşünmüş ve Brahe'nin gözlemlerinden yararlanarak, bıkıp usanmadan, tekrar tekrar yaptığı hesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve muntazam hızla dolandıkları temel prensibini terk etmiş ve ünlü üç kanunu ortaya koymuştur. Bu nedenle Kepler, modern gök mekaniğinin kurucusu olarak bilinir.
Kepler'in asıl amacı, göksel mimarlık dediği düzende matematik uyumu ortaya çıkarmaktı. Kepler'e gelinceye kadar Astronomlar her bir gezegenin hareketini bağımsız olarak ele almışlar, gezegenler arasındaki bağıntıyı vermemişlerdir. Ancak Kepler, bir gezegenin elamanlarının, başka bir gezegenin elemanları hakkında bilgi verip veremeyeceğini tartışmış ve "Misterium Cosmographium" (Göksel Gizem, 1596) adlı eserinde gezegenlerin devinimlerini geometrik eğrilerle belirleme yoluna gitmiştir. Kepler konuyla ilgili şunları söyler: " Yaratıcı, evreni yaratırken ve kainatı düzenlerken, Pythagorasçılar ve Platon'dan beri bilinen beş düzgün geometrik cismi ele almıştır." Kitabın ilk kısmında Copernicus Astronomisinin kanıtlarını veren Kepler, sonraki bölümlerde gezegenlerin uzaklıkları arasında bir orantı bulmaya çalışır ve bu amaçla düzgün çok yüzlüleri kullanır. Kepler burada bilinen altı gezegenin yörüngelerini, belli bir sıra içerisinde iç içe yerleştirilmiş beş düzgün çok yüzlünün oluşturduğu altı yarığa denk düştüğünü ispata çalışmıştır. Kepler, bu beş düzgün çok yüzlülerden her birini, bütün köşelerinin dokunduğu bir küre içine yerleştirir. Buna göre, Satürn yörüngesini oluşturan kürenin içerisinde, bütün köşelerinin bu küreye dokunduğu bir küp (altıyüzlü) yer alır. Bunun kürenin içerisinde, bu küreye içten teğet Jüpiter'in küresi bulunur. Jüpiter'in küresinin içerisinde, bütün köşelerinin bu küreye dokunduğu bir başka düzgün çok yüzlü, dörtyüzlü (tetrahedron) yer almaktadır; Mars' ın küresi, dörtyüzlünün içerisindedir ve ona içten teğettir. Mars'ın küresinin içerisinde, on iki yüzlünün (dodecahedron) bulunur. On iki yüzlünün içerisinde, Yer'in küresi yer alır. Yer'in küresi içerisinde de yirmi yüzlü (icosahedron) bulunur. Yirmiyüzlü'nün içerisinde de, yine ona içten teğet olan Venüs'ün küresi bulunur. Venüs'ün küresinin içerisinde, sekizyüzlü (octahedron) yer alır ve Merkür'ün yörüngesi bu sekizyüzlüye içten teğettir.
Hepsinin merkezinde ise Güneş bulunur (Şekil 7).
Hepsinin merkezinde ise Güneş bulunur -Şekil 7.JPG

HAZIRLAYAN: UĞURCAN SAĞIR
DANIŞMAN: DR. BİROL GÜROL


__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 14.01.09, 10:35
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.13. Johannes Kepler

"Misterium Cosmographium" adlı kitabında Kepler buna ilişkin şunları yazar: " Bütün yaz bununla uğraştım... ve bir gün inanılmaz bir şans eseri gerçeğe yaklaştım... 19 Temmuz 1595'te, sınıfımdaki öğrencilere Satür'ün ve Jüpiter'in kusursuz kavuşumlarını ve onların bir üçlü takımdan diğerine nasıl geçtiklerini gösterirken, birinin başlangıcı diğerinin sonu olacak biçimde bir çok üçgenler çizdim. Böylece üçgenlerin birbiriyle kesiştiği yerlerin birleşmelerinden daha küçük daireler oluştu...ve şu soru kafama takıldı. Neden üç boyutlu yörüngelerde düzlemsel figürler bulunsun?...Yer'in yörüngesi tüm nesneler için ölçü birimidir. Bunun çevresine bir onikiyüzlü çizin; bunu kapsayan daire Mars'ın, Mars'ın çevresine çizeceğiniz bir dörtyüzlüyü kapsayan daire Jüpiter'in, Jüpiter'in etrafına çizeceğiniz bir küpü kapsayan daire ise Satürn'ün yörüngesi olacaktır. Şimdi de Yer'in içine bir yirmiyüzlü (yirmi eşkenar üçgen yüzlü) çizin; bunun içine çizeceğiniz daire Venüs'ün ve Venüs'ün içine çizilecek bir sekizyüzlünün (sekiz eşkenar üçgen yüzlü) içindeki daire de Merkür 'ün yörüngesi olacaktır. İşte şimdi gezegenlerin adedinin nedenini biliyorsunuz...Bu benim uğraşlarımın sonucu ve başarısıdır... Birkaç gün içerisinde her şey yoluna girdi ve tüm gezegenlerin birbiri ardı sıra uygun bir biçimde iç içe geçmesini izledim.
Göksel Gizem
Göksel Gizem.JPG
" Gerçekte varsayılan bu ilişki olgusal temelden yoksundu; ancak Kepler bu araştırmasında büyük coşku yaşamış ve her ne kadar da başarısız olsa da, bu onu gezegenlere ait yörünge büyüklükleri arasında bir tür korelasyon düşüncesine getirmiştir. Nitekim Kepler'in formüle ettiği üçüncü yasası bu düşünceden kaynaklanır.
Kepler'in önemi, gezegenlerin daire biçimindeki yörüngeler üzerinde değil de elips yörüngeler de dolandığını keşfetmesinden kaynaklanır. Bu fikre ise Mars gözlemleri sayesinde ulaşmıştır. Mars'ın hareketini dairesel yörüngeye oturtmaya çalışan ve Brahe'nin gözlemleri ile kendi gözlemlerini karşılaştıran Kepler, kuramda 8 dakikalık bir hata bulmuş ve kendisinden önce Copernicus 10 dakikalık bir hata ile tatmin olacağını düşünerek, bu hatanı neden kaynaklanabileceğini düşünmeye başlamıştır. Böylece Kepler, Mars yörüngesinde ortaya çıkan bu 8 dakikalık hatanın gerçekte kuramdan kaynaklandığını varsayarak, Mars'ın sadece iki konumda dairesel yörünge üzerinde bulunduğunu, ancak diğer konumlarda Mars'ın daire içerisinde kalması gerektiğini ortaya koymuştur.
Ancak bu onu hayal kırıklığına uğratmış ve Mars ile uğraşmayı bir kenara bırakarak Yer yörüngesi üzerine çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma sonucunda, Yer'in hızını Güneş'e olan uzaklığı ile ters orantılı olduğunu bulan Kepler, eşit olmayan hızlarda süpürülen alanların eşit zamanlarda alındığını düşünerek ikinci kanunu olan alanlar yasasına ulaşmış ve bu yasa Kepler'i dairesel yörünge fikrinden vazgeçirmiştir. Kepler hesaplamalar sonucunda, bir gezegenin Güneş'e yakın olduğunda hızlı, uzak olduğunda ise yavaş hareket ettiğini bulmuştur. Buna göre gezegen eşit zamanlarda eşit alanlar taramaktaydı; Kepler ikinci kanununu bulmuştu :
Güneş'le gezegeni birleştiren doğru parçası, eşit zamanlarda eşit alanlar süpürür.Gözlemler, gezegenin Güneş etrafında dolanırken bazen yavaş bazen de hızlı dolandığını göstermekteydi. Oysa daire üzerindeki hareket düzgün olmalıydı. Demek ki yörünge daire değildi. Yörünge daireden farklı olmalıydı . Kepler bu yörüngenin oval yada yumurta şeklinde olması gerektiğini düşündü ve hesaplarını buna göre yaptı. İdeal bir daire içerisine oval biçimli bir yörünge çizdi .(Şekil 8) ve Mars'ı bu yörünge üzerine yerleştirdi. Yörüngenin basık kısmı ile ideal daire arasında kalan kısmının en kalın noktalarını ölçtü ve bu değeri, dairenin r yarıçapı 1 birim olarak alındığında 0.00429 olarak buldu . Buna göre, şekil 8'de, r dairenin yarıçapı, e basıklığın en kalın kısmı olmak üzere, e+a = r ve e = r-a = 0.00429'dur.
Şekil 8
şekil-8.JPG
Bundan sonra Kepler, Mars-Güneş-Yörünge merkezi arasında oluşan açı değerlerini ölçtü ve bu açının maksimum değerinin 5° 18' olduğunu buldu. Açının sekantını aldı . Sonuç şaşırtıcıydı; açının sekantı 1.00429 çıkmıştı. Gerçekten de Mars, açının en büyük olduğu konumda, daire üzerinde değil de oval bir yörünge üzerinde bulunuyordu. Böylece Kepler yörüngenin eliptik olması gerektiğini buldu. Bu Kepler'in birinci yasasıdır. Buna göre; Yer' de dahil olmak üzere, bütün gezegenler, odaklarının birinde Güneş'in bulunduğu bir elips üzerinde dolanırlar ( Şekil 9 ).
Kepler bu yasayı nasıl bulduğunu 1605 yılında David Fabricius'a yazdığı mektubunda şöyle yazar; "Sevgili Fabricius, ne kadar aptalmışım! Araştırmam boyunca Mars yörüngesi sorununun yanıtını elimde tutuyormuşum da haberim yokmuş! 8 dakikalık bir yay hatası nedeniyle o sorunla uğraşmaktan vazgeçtiğimden bu yana dört uzun yıl geçti ve şimdi yeniden bu konuya yöneldim...
Şekil 9
Şekil 9.JPG
İşe yeniden, Mars'a dairesel bir yörünge vermeye çalışarak başladım. Bunda başarısız oldum. Sonuç basitçe, gezegenin yolunun iki yandan içe doğru ve karşıt kutuplarda yine dışa doğru eğimlendiğiydi... bu oval figür beni çok ürküttü. Bu, bilimimizin başlangıcından bu yana Astronomlarca tartışmasız kabul edilen dairesel hareket doğasına tersti. Fakat ortaya koyduğum kanıtlarda göz ardı edilemezdi... Biliyorum ki, Mars için geçerli olan, diğer gezegenler ve Yer için de geçerli olacaktı. Bu dehşet verici bir şeydi. Ben kimdim ki Yer'in yörüngesini yeniden biçimlendiriyordum ?... Kısa bir hazırlık aşamasından sonra bu ovalin bir yumurtaya benzediğini buldum... Bu şüpheli yumurtanın yerini bulmak için 180 tane Mars -Yer uzaklığı hesapladım ve bunları topladım . Bu işlemi 40 kez yineledim. Yine de başarısız oldum. Daha sonra gerçek yörüngenin yumurta şekli ve çember arasında bir şekil olması gerektiğine karar verdim; tıpkı tam bir elips miş gibi... Daha sonra o tuhaf ve harika olay gerçekleşti. Ovalin basık tarafıyla ideal bir çemberin yörüngesi arasında bulunan kısımların en kalın noktalarının 0.00429' a eşdeğer bir genişlikleri olduğu ortaya çıktı... Artık Mars'ın konumu, Güneş ve Mars'ın yörüngesinin merkezi arasında oluşan açıya yönelmiştim. Şaşkınlık içerisinde bu açının sekantının 1.00429 olduğunu gördüm. Bu değerin yeniden karşıma çıkması, bu açıyla Güneş arasında, gezegenin aldığı yolun her noktasında sabit olan bir ilişki olduğunu gösterdi bana. Sonunda, bu sabit oranı kullanarak Mars yörüngesini hesaplamanın bir yolunu bulmuştum... Umutsuzluk içinde bu formülü bir kenara atıp, yörüngenin bir elips olduğunu varsayarak yeni bir hipotez geliştirdim. Geometri yoluyla bu figürü kurduğumda, kaçınılmaz olarak iki yöntemin de aynı sonucu verdiğini gördüm ve anladım ki denklem, elips şeklinin matematiksel bir ifadesiydi... artık bunu bir yasa olarak ortaya koyabilirdim; basit, kısa ve gerçek: Gezegenler Güneş tek bir odakta olmak üzere elips biçiminde hareket ederler."
Keplerin birinci yasası.JPG
Kepler bu yasası ile, o zamana kadar daire olarak bilinen gezegen yörüngelerinin elips olduğunu söylüyordu. Bu ise, daha önce daireye göre yapılan hesaplamalardaki sapmaları tamamen ortadan kaldırmaktaydı. Kepler bulduğu bu iki yasayı (elips yörünge ve eşit alanlar yasası ) Astronomia Nova (Yeni Astronomi, 1609) adlı kitabında açıkladı.
Bu çalışmadan dokuz yıl sonra ise Kepler, gezegenlerin periyotları ve uzaklıkları arasında bir bağıntı bulur. Harmonik yasa olarak bilinen bu ilişkiyi ise Harmonica Mundi (Evrenin Uyumu, 1619) adlı eserinde yayımlar. Buna göre, gezegenlerin periyotlarının karesi ile Güneş'e olan uzaklıklarının küpü birbirleri ile orantılı idi. Bu ise üçüncü yasadır;
Gezegenlerin periyotlarının karele0rinin, Güneş'e olan uzaklıklarının küplerine eşittir.(T2/a3 = T2ı/a3ı ).
Kepler'in bulduğu yanıtlar, gezegen sistemiyle ile ilgili kuvvet yasalarının saptanması için gerekli olan temeli sağlamış ve Copernicus'u haklı çıkarmıştır. Diğer taraftan teorinin tam olarak yerine oturması için önce sistemin olanaklığının gözlem yolu ile doğrulanması gerekiyordu. Bunu ise Galilei sağladı.
Kepler gezegen hareketlerinin dinamik yönü üzerinde de çalışmıştır. 1605 yılında yine David Fabricius' a yazdığı mektubunda şunları yazar; Astronomia Nova'daki amacım, göksel mekanizmanın tanrısal ve canlı varlık olmadığını, fakat bir tür saat mekanizması olduğunu... ve varolan her hareketin basit manyetik ve özdeksel bir güçten kaynaklandığını göstermektir... daha da önemlisi, beni özellikle ilgilendiren şey bu göksel mekanizmanın biçimi ya da görünümü değil, fakat gerçekliğidir. Gezegensel hareketlerin matematiksel açıklamaları gözümde inandırıcılıklarını yitirdiklerinde, bu hareketleri fiziksel nedenleri açısından açıklamaya çalıştım. Benden önce hiç kimse böyle bir şeye kalkışmadı; geçmişte kimse düşüncelerini bu çerçeveye oturtmadı."
Şekil-10
şekil 10.JPG
Gezegen Güneş'ten uzaklaştıkça hareketi azalıyor, yani Güneş'in hareket ettirici gücü azalıyordu (Şekil 10) .
Bunun nedenini vermeye çalışan Kepler, Güneş'teki güç ışıması kavramına ulaştı ve buna "anima motrix (hareket ettirici güç)" adını verdi ve 1621'de Misterium Cosmographium adlı eserinin ikinci baskısına şu dipnotu ekledi: " Ruh (anima) sözcüğü yerine kuvvet (vis) sözcüğünü koyarsanız Astronomia Nova'nın dayandığı ilkelerin aynısını elde edersiniz... gezegenleri hareket ettiren nedenin bir ruh olduğuna tamamen inanıyordum. Ancak hareket ettirici nedenin... Güneş'e olan uzaklık arttıkça zayıfladığını fark ettiğimde, bu kuvvetin maddesel olması gerektiği sonucuna vardım. "
Kepler'in anima motrix adını verdiği bu güç Güneş'ten çıkıyordu. Güneş'in mıknatıslığı çembersel fakat maddesel olmayan "görünüşler " uzay (species) içinde yayılıyordu. Kepler ışınların maddesel olmayan " görünüşler" le yayıldığı düşüncesini Grosseteste ve Bacon'da almıştı. Bu " görünüşler " ışıktan faklı olarak her yönde değil, sadece gezegenleri yörünge düzlemleri civarında, yani ekliptik düzlemi boyunca yayılıyordu. Uzaklıkla güç ters orantılıydı. Böylece bir gezegenin yörüngesindeki hızı mesafeye bağlı olarak farklılık kazanıyordu . Güneşsel olan bu güç gezegenlerin dolanmasını sağlıyordu. Zira Güneş kendi ekseni etrafında ekliptiğe dik olarak dolanıyor ve bu dolanım, gücü gezegenlere ileten etrafındaki bu " görünüşleri" batıdan doğuya doğru sallıyordu. Böylece dairesel bir akıntı ya da vorteks oluşuyor ve bu da gezegenin hareketini sağlıyordu. Ancak Güneş sebebiyle oluşan bu vorteksler gezegeni Güneş'le ortak merkezli dairesel bir yörüngede taşıya bilirdi. Bu nedenle oluşan dairesel hareketi eliptik harekete dönüştüren güçler olmalıydı. Gilbert'in On the Magnet (Mıknatıs üzerine, 1600) adlı kitabının yayımlanmasından önce Kepler magnetizmaya ilgi duymaktaydı. Bu konuda Harwart von Hohenburg'a yazdığı mektubunda bu ilgisini dile getirmiştir . Gilbert'in kitabından sonra Kepler'in konuya ilgisi arttı ve bu olgunun gezegenlerin eliptik hareketinin izahını sağlayacağına inandı. Böylece kısmen Commentory on Mars'ta ve kısmende Epitome Astronomiae Copernicanae'de konuya ilişkin teorisini geliştirdi.
Kepler'e göre gezegenler dev bir mıknatıstır. Bunun kanıtı da Gilbert'in Yer'in bir mıknatıs olduğu görüşünde arar. Zira Yer de bir gezegendir. Her gezegen manyetik bir eksene sahiptir. Bu manyetik eksen her zaman aynı yöndedir ve kendisine paralel kalır. Bu eksenin iki kutbu vardır. Bu manyetik kutuplardan biri Güneş tarafından çekilir diğeri itilir. A noktasında bir gezegen olsun (Şekil 10). Bu konumda gezegenin manyetik kutupları Güneş'ten çıkan güç gezegeni yörüngesinde ileriye doğru haraket ettirir ve bu haraketle gezegen sırasıyla B,C,D,E konumlarına ulaşır. Bu durumda "Güneş'e dost " (soli amica) kutup Güneş'e doğru döner ; " Güneş'e düşman " (soli discors ) kutup ise aksi yöndedir. Böylece yörüngenin bu kısmında gezegen Güneş tarafından çekilir. Bu , gezegen E konumuna ulaşıncaya kadar devam eder. E konumunda çekim ve itim yine dengelenir ve birbirlerine eşit olur. Gezegen E konumunu geçince zıt kutup (düşman kutup ) Güneş'e döner ve yörüngenin bu ikinci , kısmında gezegen Güneş tarafından itilir ve A konumuna ulaşıncaya kadar gezegenin mesafesi artar. Ancak gezegenin manyetik ekseni Güneş'in etkisiyle küçük bir sapma oluşturur. Eksen , gezegen ortalama uzaklığında iken tam olarak Güneş'i işaret eder (Şekil 11). Güneş , gezegen alt çeyrekte iken , uzun bir müddet zayıf bir kuvvet ile , üst çeyrekte iken ise kıssa bir süre fakat güçlü bir kuvvetle ekseni eğer. Gezegen yörüngelerinin dışmerkezlik değeri , gezegenlerin manyetik yoğunluklarına bağlı olarak farklılık gösterir. Fakat en büyük hızın en küçük hıza oranı her zaman sabittir.
Şekil 11
şekil 11.JPG
Kepler'in " Ruh (anima ) sözcüğü yerine kuvvet (vis) sözcüğünü koyarsanız Astronomia Nova'nın dayandığı ilkelerin aynısını elde edersiniz " sözüne geri dönelim . İlk bakışta , bir sözcüğün yerine bir başkasının geçmesinden başka bir şey değilmiş gibi görünür. Ancak iki sözcük tamamen farklı iki görüşü temsil etmektedir. Anima yerine vis okumak , animistik bir görüşü mekanik bir görüş için terk etmektir. Kepler artık doğayı canlı bir varlık olarak değil bir makine olarak görmektedir . Eğer gezegenlerin hareketleri ruh yerine bir güce atfedilirse bu onların cansız cisimler olarak görünmek istendiğini gösterir. Cansız cisimler ise mekanik kanunlara maruz kalırlar. Böylece Kepler , gezegen hareketi kuramında vis sözcüğünü anima yerine kullanmaya başladığında doğru yönde ilk adımı atmış oluyordu. Bu sadece vis sözcüğünün animanın açıklayamadığını açıklayabilmesi yönünde atılmış bir adım değil , aynı zamanda vis sözcüğünün kullanılmasıyla gezegen hareketlerinin mekanik kanunlar yardımıyla anlaşılabileceği yönünde atılmış bir ilk adımdır. Bu noktadan sonrası, gezegen hareketlerinin ne türde güçlerle yönetildiği ve hangi yasalara uyduğunun belirlenmesidir.
Kepler'in gezegen hareketlerinin bu izahı Güneş sisteminin mekanik anlamını verme yolunda atılmış ilk ciddi teşebbüstür. Ne var ki Kepler bunun ötesine geçememiştir. Zira Kepler , bir gezegenin hareketini sürdürmesi için sabit bir gücün olması gerektiğine inanıyordu. Güç kesildiğinde gezegen durmalıydı. Ona göre bu aktif güç manyetizma idi ; "Gezegenler birer mıknatıstırlar ve Güneş tarafından manyetik güçle idare edilirler ; sadece Güneş canlıdır ."
Kepler'in diğer bir önemli eseri de Epitome Astronomiae Copernicanae'dir (Copernicus Astronomisinin Özeti , 1618-1621). Güneş merkezli Astronominin kanıtlamalarını , elips hareketi , evrendeki harmoniği ve gezegen hareketlerine ilişkin bulgularını verdiği bu eserinde Kepler ayrıca , Tycho Brahe'nin gözlemlerine dayanarak gezegenlerin kürelerinin neden Aristotales yandaşlarının söylediği gibi katı olmayacağına ilişkin görüşlerini de verir . O buna ilişkin üç kanıt ileri sürer : 1. Eğer gezegenleri taşıdığı yöne sürülen bu küreler katı olsalardı, kuyruklu yıldızlar bir küreden diğerine geçemeyeceklerdi. 2. Eğer göksel cisimler Yer'i merkeze alan katı kürelerden oluşan yörüngelerde dolanıyor olsalardı , göksel cisimlerden gelen ışıklar defalarca kırılmalıydı. 3. Gözlemlerimize göre , Mars Yer'e bazen Güneş'ten daha yakın bazen de daha uzaktır. Küreler katı ise bu durum asla olamaz.
Kepler astroloji ile de uğraşmıştır. 1602 yılında Kralın astrolojik eğilimlerine cevap verebilmek için On the More Certain Foundations of Astrology ( Astrolojinin Kesin Dayanakları ) adlı kitabını kaleme almıştır. Burada Kepler astrolojiye ilişkin olarak şunları söyler : " Her canlıya varlığın anlamını veren doğa , bir yardımcı olarak astrolojiyi armağan etmiş ve astronomi ile birleştirmiştir. "

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 14.01.09, 10:41
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.14. Johannes Hevelius

Johannes Hevelius (1611-1687)
Johannes Hevelius.JPG
Johannes Hevelius müstakil olarak çalışmıştır. 1647'de Selenographia (Ay'ın Fiziksel Coğrafyası) adlı bir kitap yayınlamış ve burada Ay yüzeyinin önemli dağlarını, kraterlerini, karanlık bölgelerini, denizlerini tanımlamış ve isimlendirmiştir. Onun kullandığı bazı isimleri günümüzde de kullanılmaktadır. Hevelius'un diğer önemli eserleri Prodromus Cometicus (1654) ve Cometographia'dır (1668). Hevel bu iki eserinde de kuyruklu yıldızları incelemiştir. 1500 yıldızı içeren bir yıldız katalogu da olan Hevel ilk sistematik kuyruklu yıldız kayıtlarını tutmuştur.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 14.01.09, 10:44
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.15. Francesco Maria Grimaldi

Francesco Maria Grimaldi (1618-1663)
Francesco Maria Grimaldi .JPG
2 Nisan 1618'de Bologna'da doğdu, 28 Aralık 1663'te aynı kente öldü. Sırasıyla Parma, Ferrara ve Bologna'daki Cizvit okullarında felsefe, retorik ve dinbilimi öğrenimi gördü. 1647'de felsefe doktorasını tamamlamasının ardından Collegio di Bologna'da felsefe dersleri vermeye başladı. Bir yıl sonra matematik bölümüne geçti, Astronomi ve Mekanik araştırmalarına yöneldi. Bu dönemde, yardımcılığını yaptığı Giovanni Riccioli'nin (1598-1671) deneylerine olduğu kadar kitaplarının içeriğine de önemli katkılarda bulunan Grimaldi, 1655'ten sonraki çabalarını, ölümünden kısa bir süre önce tamamlayabildiği "Physicomathesis de lumine" (Işık Üzerine Fiziksel-Matematiksel Bir Tez) adlı kitabın yazımında yoğunlaştırdı.
Riccioli ile birlikte yürüttüğü çalışmalar sırasın da, serbest düşmeye bırakılan bir cismin aldığı yolun zamanın karesiyle orantılı olarak değiştiğini savlayan yasaya deneysel olarak varmayı ve Ay'a ilişkin gözlemlerinin sonucunda da oldukça ayrıntılı bir Ay haritası çıkarmayı başaran Grimaldi, bilimsel katkılarının en önemlisini, ışığın yansıma ve kırılma özelliklerinin yanı sıra kırınıma uğrama özelliğinin de gözlemlemekle yapmıştır.
Grimaldi'nin Ay Haritası
Grimaldi'nin Ay Haritası.JPG
İçine yalnızca dar bir delikten güneş ışığı girmesine izin verilen bir odaya yaptığı deneylerde, ışığın yolu üzerine yerleştirilen ışık geçirimsiz bir cismin ekrana düşürülen görüntüsünün içinde parlak ve renkli çizgiler bulunduğunu görmüş, başka bir deneyde ise ikinci ve daha dar bir delikten geçmesini sağlayan ışığın ekranda yarattığı aydınlık bölgenin beklenenden daha geniş olduğunu gözlemlemişti. Işığın bir engele rastladığında büküldüğünü gösteren ve çizgisel yayılmayla açıklanamayan bu sonuçlara bir akarsuyun, karşılaştığı engeller çevresindeki davranışları arasındaki koşutluğu de lumine'de açıklayan Grimaldi, ışığın kırınıma uğradığını göstermekle, sonraları Huygens'in kuruculuğunu yapacağı dalga kuramına ulaşa yolu açmıştır.
ışığın yansıma ve kırılma özellikleri.JPG

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 14.01.09, 10:52
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.16. Christian Huygens

Christian Huygens (1629-1695)
Christian Huygens.JPG
Paris Gözlemevi'nde çalışmış en önemli astronomlardandır. Huygens kendi hazırladığı teleskoplarla yaptığı keşiflerle tanınır. Mercekler ve merceklerin nasıl yontulması gerektiği üzerinde çalışan, "Huygens Merceği" adı ile anılan merceği yapmıştır. Huygens'in bu konuya ilişkin eseri ölümünden sonra basılmıştır (Commentarii de Formendis Poliendisque Vitris ad Telescopia, 1703).
1671 yılında Paris Gözlemevi'nde çalışmaya başlayan Huygens'in en önemli keşfi, Satürn gezegeninin halkasıdır. Galilei Satürn'ü gözlemlemiş ve Satürn'e yapışık iki yapıdan söz etmişti. Huygens ise kendi yaptığı yaklaşık 4 metrelik teleskopla bu iki yapının Satürn'ün halkaları olduğunu bulmuştur. 1953-1956 yılları arasında yaptığı gözlemlerde Satürn gezegeni çevresinde yaklaşık 28° eğimli ince bir yapı gözlemleyen Huygens, gerçekte bu yapının Satürn'ün halkası olduğunu tespit etmiştir. Aynı yıl Satürn'ün safhalarını inceleyen Huygens ayrıca Satürn gezegeninin uydusu Titan'ı da keşfetmiş (1655) ve bu keşfini 1656 yılında "De Saturni Luna Observatio Nova" adlı eserinde vermiştir. 1659 yılında ise, "De Saturni Luna Observatio Nova" anagram biçiminde bahsettiği Satürn'ün halkasına ilişkin keşfini "Systema Saturnium" (Satürn Sistemi) ayrıntılı olarak ele almıştır.
1658 yılında daha önce William Gascoigne tarafından 1640'ta bulunmuş olan mikrometreyi astronomik amaçla kullanan Huygens, "Satürn Sistemi" (1659) adlı eserinde mikrometreyi teleskopla birlikte bir ölçüm aracı olarak betimlemiş ve konumsal astronomi alanında devrim yaratmıştır.
Huygens kesin zaman ölçümü üzerine de çalışmıştır. Bu amaçla bir saate ucunda bir ağırlığın bulunduğu bir sarkaç ilavesiyle ilk sarkaçlı saati geliştirmiş (1657) ve bu aracı 1658 yılında yayımladığı Horologium (Saat) adlı eserinde betimlemiştir. 1673 yılında ise sarkaçlı saatlerin prensiplerini ele alıp matematiksel analizini yaptığı Horologium Oscillatorium (Sarkaçlı Saat) adlı eserini yayımlayan Huygens bu eserinde, dinamiğin maddeler sistemine ilk uygulanması olan bileşik sarkaç kuramını ortaya koymuş ve bir sarkacın salınımının, Galilei'nin de işaret ettiği gibi, eş zamanlı olduğunu göstermiştir. Ayrıca Huygens, sarkacı saatlerde ayarlayıcı olarak da kullanmıştır.
Sarkacın ilk kim tarafından saatlere uygulandığı meselesi çelişkilidir. Bu başarı Galilei'ye, J. Bürgi'ye, R. Harris'e ve Huygens'e atfedilmiştir. Galilei sarkacın eş zamanlı olduğunu biliyordu. 1641 yılında görme duyusunu yitirdikten sonra oğlu Vincenzio'ye sarkacın nasıl saatlerde kontrol mekanizması olarak kullanılabileceğini açıklamıştı. 1649'da ise Vincenzio Galilei'nin bu fikrini uygulamaya başlamıştı. Ancak çalışmaları sona ermeden Galilei öldü ve bundan bir sonuç alınamadı.
Diğerlerinin çalışması ne olursa olsun böyle bir saati yapan ilk kişi Huygens'tir. Huygens Galilei'nin sarkaca ilişkin çalışmasından haberdardı. Ancak onun Galilei'nin kontrol mekanizmasını bilip bilmediği hakkında bir bilgimiz yoktur. Huygens'in kontrol mekanizması Galilei'nin kinden farklıydı. Sarkacın eş zamanlı oluşu meselesinde gerçek daire ile sikloid eğri arasındaki farkı biliyordu. Huygens eşzamanlılığı elde etmek, yani sarkacın çizmiş olduğu eğriyi sikloid eğrisi haline getirmek için iki sikloid yanak kullanmıştır. Huygens, sarkacın salınım açısı ne olursa olsun bu hatayı sikloid eğrisi çizmeye zorlayarak ortadan kaldırabileceğini düşünüyordu. Ancak bu beraberinde başka hatalar da getirmiş ve bu yüzden bu uygulama hemen terk edilmiştir.
Huygens yaşamının son yıllarında tekrar astronomi üzerine çalışmaya başlamıştır. 1698 yılında ölümünden sonra basılan eseri "Cosmotheoros" astronomideki son gelişmeleri popülarize etmeye yöneliktir ve burada ayrıca diğer gezegenlerde yaşam olasılığı da tartışılmaktadır.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 14.01.09, 10:58
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.17. Olaus Roemer

Olaus Roemer (1644-1710)
Olaus Roemer.jpg
Paris gözlemevinde çalışan Roemer (1644-1710)'in en önemli keşfi ışığın sonlu hızda olduğunu bularak ışığın hızını belirlemesidir. Roemer'den önce Descartes ışığın hızının sonlu olduğunu söylemiş ancak buna ilişkin bir değer vermemişti. Descartes'ten sora Galilei ışığın hızını ölçmek için ilk girişimde bulunmuş ve buna ilişkin bir deney tasarlamıştır. Kendisi ve yardımcısı, aralarında yaklaşık 5 kilometrelik bir mesafe bulunan iki ayrı tepe üzerine, fenerlerini de alarak çıkarlar. Her ikisi de yanan fenerlerini örterler. Galilei fenerini açar ve ışık 5 kilometrelik mesafeyi aşarak yardımcısına ulaşır. Yardımcısı ışığı görürü görmez kendi fenerini açar ve fenerinin ışığını Galilei'ye gönderir. Işık Galilei'ye ulaştığında Galilei, kendi fenerinin ışığını yardımcısına gönderdiği zaman ile yardımcısının fenerinin ışığını gördüğü zaman arasındaki süreyi ölçer ve mesafeden de yararlanarak ışığın hızını tespit eder. Ancak ışığın hızını bulma yolundaki bu ilk girişim, tepki sürelerinin ışığın aldığı yolculuk süresinden daha uzun olması nedeniyle başarılı olmamıştır.
Işığın hızını ölçmeye yönelik ilk ciddi çalışma Roemer'e aittir. 1675 yılında Jüpiter'in uydularının hareketini gözlemleyen Roemer şu sonuca ulaşır: " Işık, uzayda, büyük bir hızla, belirli bir zamanda hareket eder.". Roemer Jüpiter'in uydularının tutulma sürelerini ölçer tutulma süreleri arasındaki farklılıklar ve bu farklılıkların Yer'in hareketinden kaynaklandığını tespit eder. Yer yörüngesinde belirli bir yerde iken uydunun tutulmada kalma süresi 42.5 saat idi. Ancak altı ay sonra Yer yörüngesi üzerinde 180° bir katedeceği için aynı uydunun tutulma süresinde 1000 saniyelik bir artış oluyordu. Burada Roemer, Jüpiter' in uydusunun ışığının Yer'in yörüngesinin çapı kadar fazladan bir yol kat ettiği ve bundan da t' zamanına karşılık geldiğini buldu ve bu sayede ışığın hızını ölçmeyi başardı. Bu, bilim tarihinde ışığın hızını ölçmeye yönelik ilk başarılı girişimdir.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 14.01.09, 11:02
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.18. Edmond Halley

Edmond Halley (1656-1742)
Edmond Halley.JPG
Edmond Halley (1656-1742) Greenwich gözlemevinin ikinci müdürü ve ikinci kraliyet Astronomudur. 1676 yılında güney yarıküreye gözlem yapmak üzere gitmiş ve burada yaptığı gözlemlerin sonuçlarını 1678'de bir katalog halinde yayımlamıştır. İlk defa bir teleskop temel alınarak hazırlanan bu katalogda 360 güneysel yıldızın konumlarını vermiş olan Halley'e bu başarısından ötürü " Güney'in Tychosu " ünvanı verilmiştir.
Halley'in en önemli çalışması kuyruklu yıldızlar üzerinedir. Kuyruklu yıldızlar üzerinde araştırma yapan Halley, bu gökcisimlerinin gelip geçiçi olmayıp Güneş'in birer üyesi olduklarını ve üzerinde çalıştığı kuyruklu yıldızın (daha sonra Halley adı verilmiştir) ise 75-76 yıllık süreler içinde Güneş'in çevresinde dolandığını kanıtlamıştır.
Halley.JPG
Halley Kuyruklu Yıldızı.JPG
Halley Kuyruklu Yıldızı
Daha önceleri kuyruklu yıldızların sisteme dahil olmadıkları düşünülüyordu. Isaac Newton'a bunlar gravitasyonun etkisiyle Güneş'e çekilip ve sonra uzaklaşmaktaydılar. Halley, 1680-1682 yılları arasında 24 kuyruklu yıldız üzerinde çalıştı ve bunların yörüngelerini belirledi 1682'de ise bir kuyruklu yıldız gözlemledi. Kayıtlara göre bu yıldız 1607'de Kepler tarafından gözlemlenmiş ve hatta 1531'de de görülmüştü. Gözlemler arasında 76 yıllık fasıla bulunduğunu gören Halley, buradan hareketle bu kuyruklu yıldızın 76 yıl sora 1758'de gözleneceğini söylemiştir (1705). Ona göre kuyruklu yıldızlar gelip geçici değil, Güneş sisteminin birer üyesidirler ve Newton yasası uyarınca Güneş'e çekilirler ve itilirler.
Halley'in diğer bir gözlemi sabit yıldızlar üzerindedir. Halley sabit yıldızları gözlemlemiş ve bazılarının parlaklıklarının Batlamyus'tan bu yana değiştiğini, bazılarının da kaybolduğunu bulmuştur. Üç yıldızın da yer değiştirdiğini, tespit etmiştir (Sirius, Procyon, Arcturus). Onun bu keşfi sayesinde yıldızların öz hareketleri olduğu anlaşılmıştır (1718).
Halley Güneş tutulmasıyla da ilgilenmiş, tutulma sırasında oluşan Corona (Taç)'yı gözlemlemiş ve bunun Ay' ın atmosferi nedeniyle oluştuğunu söylemiştir. 1761 ve 1796 yıllarında Venüs'ün Güneş'in önünden geçişini gözlemleyerek Yer-Güneş mesafesini tespit etmek isteyen Halley, bunun için en uygun gezegenin Merkür olduğunu düşünerek Merkür'ün Güneş önünden geçişini belirlemiştir.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 14.01.09, 11:06
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.19. Anders Celsius

Anders Celsius (1701-1744)
Anders Celsius.JPG
Andres Celsius 27 Kasım 1701'de Uppsala kentinde doğdu, 25 Nisan 1744'te aynı kentte öldü. Babası Astronomi profesörüydü. Astronomi, matematik ve deneysel fizik okuyan Celsius, bir süre Uppsala Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1730'da Astronomi profesörlüğüne getirildi. 1733'te kendisinin ve başkalarının kutup ışklarına (aurora borealis) ilişkin, yapmış oldukları 316 gözlemin sonuçlarını derleyerek yayımladı.
1736'da dünyanı kutuplarda daha basık olduğunu ileri süren Newton'un savını kanıtlamak amacıyla saha araştırması yapan Maupertius'un ekibiyle İsveç'in kuzeyindeki Tornia'ya gitti. Meridyen ölçümündeki katkılarıyla bu ekibin Newton'un savını doğrulamasına yardımcı oldu. 1740'ta Uppsala Gözlemevi'ni kurarak, Jüpiter'in uydularının ışık şiddetindeki değişimi ve fotometrik yöntemlerle yıldızları inceledi.
Celsius bugün Astronomi alanındaki çalışmalarında çok, 1742'de önerdiği sıcaklık ölçüm sistemi ile tanınır. Termometrelerde yüzlük derecelendirme daha önce kullanılmışsa da, bu skala da bugün kullanılan sistemde iki sabit derecenin bulunması Celsius'un önerisinden kaynaklanmaktadır. Celsius bu amaçla buzun ergime ve suyun kaynama derecelerini sabit noktalar alarak alıp aradaki farkı yüz eşit dereceye bölerek bugün kullanılan termometre sistemini oluşturmuştu. Ne var ki suyun kaynama noktasını 100°C, donma noktasını ise 0°C olarak kabul etmişti. Bu derecelendirme sekiz yıl sonra Celsius'un öğrencisi M. Stromer tarafından tersine çevrilerek bugün kullanılan durumuna getirildi. Santigrat (Centigrade) adıyla da bilinen Celsius derecelendirme sistemi, Fahrenheit ve Kelvin'inkilerle birlikte bugün yaygın olarak kullanılan üç sıcaklık ölçüm sisteminden biridir.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 14.01.09, 11:08
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.20. Charles Messier

Charles Messier (1730- 1817)
Charles Messier.JPG
26 Haziran 1730 Badonviller'de doğdu. 12 Nisan 1817 Paris'te öldü. Bulutsuların ve yıldız kümelerinin ilk sistemli katalogunu hazırlayan Fransız Astronomdur. O dönemde bulanık ışık yayan her gökcismine bulutsu deniyordu.
Messier 1751 de ünlü Fransız Astronom Joseph-Nicolas Delisle'in gözlem kayıtçılığına getirildi. Halley Kuyrukluyıldızı'nın 1758-1759 arasındaki dönüsü sırasında bu kuyrukluyıldızı Fransa'da gözlemleyen ilk Astronom oldu. Bu olaydan sonra yeni kuyrukluyıldızlar araştırmaya girişti, bunlardan yeni 13 tanesini keşfetti, pek çok başkasını da gözlemledi.
Bulutsuların kuyrukluyıldızlarla karıştırılmasına son vermek için 1760'ta bir bulutsu listesi hazırlamaya başlayan Messier'nin kataloguna aldığı bulutsuların pek çoğu günümüzde de onun verdiği katalog numarasıyla anılır. Messier 1764'te Londra'daki Royal Society'ye yabancı üye olarak kabul edildi. 1770'te Paris Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi.
Messier Katalogu, Fransız Astronom Charles Messier'in hazırladığı yıldız kümesi, bulutsu ve gökada listesi. Katalogda yer alan 109 gökcisminden pek çoğunu Messier kendisi keşfetmiştir. Bugün bile amatör Astronomlarca kullanılmakta, özgün katalog numaralarından yararlanılmaktadır. Messier katalogu'nda, Yengeç bulutsusu (M1), Ülker yıldız kümesi (M45) ve büyük sarmal Andromeda Gökadası (M31) gibi oldukça farklı yapıdaki gökcisimleri yer alır. Kuyruklu yıldızları belirleme çabasında olan Messier'in katalogu hazırlamaktaki amacı kuyruklu yıldızları öteki gökcisimleri ile karıştırılmasını önlemekti. Kırkbeş gökcismini içeren ilk listesini 1771'de yayımlayan Messier, kataloguna son halini bunu izleyen on yıl içinde verdi. 1784'te Messier listesine 103 yıldız kümesi, bulutsu ve gökadayı almıştı; 1786'da Pierre Mechain 6 gökcismi daha ekledi. Messier'nin katalogunda yer verdiği 5 gökcisminin (M40, 47, 48, 91, 102) varlığı bugün tartışmalıdır.

__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 14.01.09, 11:09
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart 1.21. Frederick William Herschell

Frederick William Herschell (1738-1822)
Frederick William Herschell.JPG
Gözlemsel Astronomi alanındaki en önemli çalışma Herschell'e aittir. Herschell'in kızkardeşi Carolin ve oğlu John da Astronomdur. Herschell merceklerini kız kardeşiyle birlikte hazırlamış ve çok güçlü teleskoplar yapmıştır. Teleskopun çapıyla yıldız uzaklığı arasında bir oran olduğunu bulmuştur. Buna göre, teleskop merceğinin R çapıyla yıldızın L uzaklığı arasında doğru orantı vardır. Örneğin, merceğin çapı 40 inç olan bir teleskopla A yıldızını, 10 inç olan bir başka teleskopla da B yıldızını gözlemleyelim. Eğer iki yıldızın parlaklığı aynı ise A yıldızı B yıldızından 4 kat daha uzakta demektir.
Herschell Astronomide oldukça önemli keşiflerde bulunmuş bir bilim adamıdır. En önemli çalışması galaksiler üzerinedir. Aristoteles kozmolojisi, gezegenlerin ve sabit yıldızların iç içe geçmiş kristal kürelere çakılı olduklarını varsayıyordu. On altıncı yüzyıla kadar geçerli olan bu görüş Tycho Brahe'nin yaptığı bazı gözlemler sonucunda geçerliliğini yitirmişti. Bundan sonra sabit yıldızların evrende nasıl dağılmış oldukları sorusu gündeme gelmişti. Herschell Astronomi tarihinde ilk defa sabit yıldızlar bölgesinde araştırma başlatmış ve teleskopla gökyüzünü tarayarak, evrende sabit yıldızların gelişi güzel değil, adacıklar, galaksiler oluşturduğu görüşünü ortaya koymuştur. Ayrıca bizim sistemimizin Samanyolu galaksisine bağlı olduğunu bulan Herschell, bu gök adaların hareketini de incelemiş ve güneş sisteminin Herkül Takımyıldızı'na doğru hareket ettiğini de belirlemiştir.
Herschell'in asıl önemi Güneş sisteminin ilk yeni üyesini keşfetmesinden kaynaklanır. 1781 yılında Herschell kuyruklu yıldız sandığı hareketli bir gök cismini, yaptığı hesaplar sonucu, Güneş sisteminin altıncı üyesi olduğunu göstermiş ve bu gezegene Uranüs adı verilmiştir. 1787'de ise, yine Herschell tarafından bu yeni üyenin iki uydusu keşfedilmiştir.
Herschell'in önemli bir çalışması da çift yıldızlar üzerinedir. Gözlemleri sonucunda bazı yıldızların çift yıldız olduklarını bulan Herschell sayesinde, Newton'un kanunu artık evrensel bir hal almıştır. Zira bu zamana kadar Newton'un çekim kanunu sadece Güneş sisteminde geçerli olduğu görüşü hakimdi. Oysa çift yıldızlar da birbirlerinin etrafında çekim kanunu ile dönüyorlardı. O halde Newton'un çekim kanunu evrensel, yani bütün evrende geçerliydi.
Mars ve Satürn gezegenlerini de gözlemleyen Herschell, Mars'ın yörünge eğimini bulmuş ve bu gezegenin Yer'e benzediğini söylemiştir. Satürn gezegenin halkasının dolanım periyodunu da inceleyen Herschell, bu gezegenin uydusu olan Mimas' ı keşfetmiştir.
Herschell, yıldızlara ilişkin gözlemlerinde, bazı yıldızların parlaklıkların değiştiğini tespit etmiş ve bu olgunun büyüklükle orantılı olduğunu belirliyerek bu değişimlerin periyotlarını vermeye çalışmıştır. Günümüzde bu yıldızlara " Değişken Yıldızlar " adı verilmektedir. Ayrıca yıldızların parlaklık değişimlerinin de inceleyen Herschell, parlaklık derecelerine göre yıldızları sınıflandırmıştır.
Herschell'in diğer çalışması Güneş lekeleri üzerinedir. Güneş lekelerini inceleyen Herschell bu lekelerin 11 yılda bir değişerek yeryüzündeki iklimleri etkilediğini bulmuştur. 1774'de Alexandra Wilson, Güneş lekeleri üzerine çalışmış ve bu lekelerin huni benzeri karanlık yapılar olduğunu ileri sürmüştü. Ancak Herschell, bu görüşü kabul etmez. Ona göre Güneş'in çekirdek kısmının üzerinde protosfer yer alır. Lekeler ise bu protosferin yırtık kısımlarıdır. Bu yırtık kısımdan çekirdek görünür ve biz bunları leke olarak algılarız.

HAZIRLAYAN: UĞURCAN SAĞIR
DANIŞMAN: DR. BİROL GÜROL


__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
astronomlar, boyunca, tarih, ünlü

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 16:06 .