Nüve Forum


Çevre Mühendisliği Bölümü hakkinda Bütünsel yaklaşımla çevre ile ilgili bilgiler


1.1. Çevre Sorunları ve Çevre Bilincinin Evrimi Dünya oluşumundan günümüze dek süre gelen ve bundan sonrada devam edecek olan bir evrimin içindedir. İlk oluşumundan sonra kendi iç özellikleri ve bunu

Like Tree7Likes
  • 1 Post By SemaGürcan
  • 1 Post By SemaGürcan
  • 1 Post By SemaGürcan
  • 1 Post By SemaGürcan
  • 2 Post By SemaGürcan
  • 1 Post By SemaGürcan

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 29.10.08, 20:18
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

1.1. Çevre Sorunları ve Çevre Bilincinin Evrimi
Dünya oluşumundan günümüze dek süre gelen ve bundan sonrada devam edecek olan bir evrimin içindedir. İlk oluşumundan sonra kendi iç özellikleri ve bunu tamamlayan dış çelişkilerin etkisiyle ilk hayat belirtileri ortaya çıkmıştır. İnsan bu evrimin ürünlerinden bir tanesidir. Yaşamın merkezinde de evrimin değerli ürünlerinden biri olan insan vardır.

Dünyadaki ilk ve basit canlıların mikroorganizmalar olduğunu görülür. Daha sonra dünyada bitki ve hayvanlar oluşmuştur; bu gelişim süreci içinde aynı ilkeler doğrultusunda insan ortaya çıkmıştır. İnsanın toplumsallaşması, kültürel ve tarihsel aşamalardan geçmesi ve belli teknikler yaratıp sürekli geliştirmesi sonucunda bugünkü modern teknik ve endüstriyel dünyamız oluşdu. Ancak tüm bu gelişme aşamaları ardından çevre sorunlarını da getirdi. İnsanlar da böylece bir çevre bilinci ortaya çıkdı. Bugün insan yarattığı tekniklerle bozduğu doğal ekolojik dengeyi yine aynı tekniğin yardımıyla onarmaya korumaya çalışıyor. Sanayileşme ile iyi yaşam koşullarına kavuşma hırsının gerçekleşmesi için sanayi toplumu olma bilinci geçen yüzyılda oluştuğundan, sanayinin çevreye olası etkileri hiç dikkata alınmadan yapılan hızlı sanayileşme faaliyetleri sırasında bu günkü duruma geleceğimiz hiç fark edilmedi ve düşünülmedi. Katı artık bertarafı, özellikle yakarak bertaraf etme olayı 1890'lı yıllarda; atıksu arıtma da 1900'lı yıllarda başlarken,itici güç salgın hastalıkları önlemek ve insan sağlığını korumak olmuştur. Daha sonraki yıllarda özellikle 1950'li yıllardan sonra; toprak, su, hava ortamlarının kirlendiğini fark eden insanlık; korunacak ortamın sadece biyosfer olmadığını aynı zamanda da atmosfer, hidrosfer, pedosfer ve litosfer gibi ortamların da bir bütünsellik anlayışı içinde korunması gerektiği anlaşılmıştır. Bu bilince varış evrimi hiç de kolay olmamıştır.

İlkel ekonominin unsurları iş, üretim ve ihtiyaçtır. Bu sistemde üretim ihtiyaca kadar harcanan iş karşılığında ortaya çıkmaktaydı. Toplumsal gelişim süreci içinde ilkel ekonomi yerini pazar ekonomisine terk etti. Bunun sonucunda ortaya arz, talep, ihtiyaç, satınalma gücü, verim, iş gibi unsarlar çıktı. Bu sistemde yapılacak iş ; arz / talep / ihtiyaç üçlüsüyle doğrudan bağıntılıdır ki iş sonucu ortaya çıkan üretimden kişi, satın alma gücü oranında faydalanmakta bu da kişinin istemiyle doğrudan ilişkilidir.

Üretim / tüketim / çevre ilişkileri de bir çok unsuru içinde toplayan bir unsur bütünlüğüdür. Birbirini tamamlayan ve aralarında direk ilişki olan Endüstriyel ve Tarımsal üretim sonuçta tüketim aşamasına ulaşırlar. Ancak olay daha detaylı incelenirse üç unsurunda (Endüstriyel üretim, Tarımsal üretim ve Tüketim sahası) direk olarak maden yatakları, su ve peyzajla ilişkide oldukları görülür. Dolayısıyla tüm ortamların ( Litosfer, Atmosfer, Pedosfer, Hidrosfer ve Biyosfer ) birbirleriyle karşılıklı alışveriş ve sıkı ilişki içinde olduğu anlaşılmıştır.

Tarımsal ekonomiden, sanayi ekonomisine kadar her faaliyet alanında oluşacak gaz, sıvı ve katı atıklar, artık sıkı kontrol altına alınmak, mümkünse kaynağında hiç oluşturulmamak ve oluşuyorsa da en aza indirilmek, zararsızlaştırılmak zorundadır. İleri ülkelerde ve ülkemizde çıkan çevre kanunları ve yönetmelikleri bunu hedeflemekte ve istemektedir. Bu alanda eğitim ve öğretim gören Çevre Mühendisleri de meslek uygulayıcıları olarak kendilerini göstermek ve ağırlıklarını koymak zorundadır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 29.10.08, 20:25
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

1.2.Ekolojinin Tanımı ve Ekosistemler
Ekoloji (oikost + logos) terimi 1866 yılında Ernst Haeckel yaşam toplulugu (biyozonus) 1877 de Möbins ve ekosistem 1920'li yıllarda Woltereck tarafından yerleştirilmiştir. Yaşam dünyada bir çok organizasyon kademesine inşaa edilmiştir. En basit kademesini (basamağını) hücreler oluşturmaktadır. Yaşamsal önemi olan olaylarda işte bu yapı taşında gerçekleşmektedir. Fotosentez protein sentezi, ve diğer maddelerin sentezi besi maddelerinin oksitlenerek parçalanması ve enerji temini; üreme, genetik özelliklerin iletilmesi v.s.
Çok hücreli canlılarda ise hücreler aynı işlemleri yerine getirmek için, bir doku oluşturmuştur.Bu dokularda bir araya gelerek organları ve organ sistemlerini meydana getirir. Böylece de yeni ve değişik görevleri üstlenen ve yaşam fonksiyonu olan bir olgu ile karşılaşılmaktadır. Hücrede farklılaşma olmuştur; evrimleşmiştir; kan hücreleri sinir hücreleri, kas hücreleri vs. ister tek hücreli ister çok hücreli organizmalar olsun, hepsi bağımsız ve tek başlarına yaşıyamazlar. Topluluk oluşturmak zorundadırlar. Fert dışı bir birlik, bir üreme ortak yaşamı, populasyon oluştururlar.Genetik özellikler ise her birleşmede yeni nesiller meydana getirmek üzere değişerek iletilir. Populasyon düzeyindeki zaman içindeki bu değişimlere evulusyon (evrim) denilmektedir. Bu sayade her organizma türü değişen çevre koşullarına kendini uydurarak yaşamını neslini devam ettirebilmektedir. Populasyonlarda tek başlarına yaşayabilecek birim veya yaşam ünetileri değildir. Doğada bir bölgede çok sayıda bitki ve hayvan organizması veya türü birbirlerine bağlı olarak ve topluluk yani yaşam topluluğu (biozonos) oluşturarak yaşamaktadırlar. Ama her biozonos'de yaşam ortamının canlı Biotop, yani yaşam ortamı ve yaşam topluluğu yani biozonos bir bütündür. Birlikte ökesistemi maydene getirirler.
Biotop(B) + Biozonos(B) = Ekosistem
Bioekosistemdeki yaşam onun her kademesindeki doğal yasalarla belirlenmiştir ve çok karmaşıktır.Biogeokimyasal döngüler, geri döngü mekanizmaları; tüm bunlar populasyonların dağılımını ve sayısını etkilemektedir.
Dünyadaki tüm farklı farklı ekosistemler çok çeşitli ve sayıdaki karşılıklı etkileşimle, madde alışverişi, organizma taşınımı enerji aktarılması, verilmesi, kirlilik alış verişi ile birbirlerine etkilemktedir ve üst düzeyde bir ekosistem
oluşturmaktadır. Biyosfer. Bu da bizim dünyamısın biyolojik sisteminin son ve bağımsız kademesini meydana getirmektedir.
***935; Ekoloji kısaca ortam bilmidir. İlk olarak hayvanlar üzerinde yapılan incelemelerden doğmuştur; ve bundan sonra gelişmiştir. Genel olarak ekoloji üç dala ayrılır: 1°Hayvan ekolojisi; 2°Bitki ekolojisi ;3°İnsan (Human) ekolojisi
***935;Ekolojinin Unsurları:
1) Biyotik (Canlı) Unsurlar: a.Yeşil bitkiler; b.Yeşil olmayan bitkiler:Genellikle üç grupta toplanırlar; ve ekosistemde üç farklı yönde etkindirler. Bunlar: Dekomposörler,Parazitler,Simbiontlar' dır. c.Hayvanlar; d.İnsanlar
2) Abiyotik (Cansız) Unsurlar:Ekolojinin abiyotik unsurları doğal ve yapay olarak iki farklı gruba ayrılırlar.
*Doğal Unsurlar: a.Enerji b.Sıcaklık ve ısı akımı c.Su ve nemlilik d.Atmosfer ve rüzgar e.Yangın f.Yerçekimi g.Topoğrafya h.Jeolojik k.Substurat
*Yapay Unsurlar: Bina vs..
3) Sosyal unsurlar : (ekonomi, politika, kültür, sanat, v.b.)

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 29.10.08, 20:33
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

*Ekolojik Denge:
Doğanın her ortamı için ortamın ekolojik özelliklerini ortaya koyan parametrelerin belirli değerlerde olması gerekir. Doğal ortama herhangi bir atık girerse parametre değerleri yükselir ve kalite düşer, ortam kirlenir. Ortam ise kendi kendini arıtma mekanizmasını işleterek kendiliğinden parametre değerlerini korur veya kaliteyi yükseltir. Böylece doğal olarak ekolojik denge korunur veya sağlanır.
*Ekosistem:
Ekosistemden söz edildiğinde öncelikle iki kavram akla gelir. Bunlar biyotop ve biyosenöz' dür. Biyotop yaşam ortamı biyosenöz ise yaşam topluluğu' dur. Buna göre ekosistem Biyotop + Biyosenöz olarak tanımlanır.Ekosistemler :
1)Doğal ekosistemler:***935;Karasal ekosistem
***935;Sucul ekosistem
2)Yapay ekosistemler:***935;Kentsel ekosistem
***935;Tarımsal ekosistem (Agrosfer)
Teknosfer (Endüstri ekosistemi)
Çevre Mühendisliği uygulamalarındaki tesisler, yapılar
Diğer mühendislik alanlarındaki yapılar, tesisler

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 29.10.08, 20:36
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

1.3.Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Ko***9553;feransı
3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında Brezilya'nın Rio de Janerio kentinde ; 178 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra 170 ülkenin diğer kuruluşlarından da 12 bin delegenin katılımı ile, dünyanın tarihinde gerçekleşen en büyük toplantı idi.
Çevreye zarar vermeden kalkınmanın sürdürülebilmesi deklarasyonda benimsendi, ancak bağlayıcı hüküm taşımıyor.
21.Yüzyılın Yeşil Eylem Planı: 27 maddelik 21.Yüzyıl Çevre Hakları Beyannamesi benimsendi.
5 Ana Sözleşme içinde : Bir ülke, sınırı içindeki faaliyetlerini , başka ülkenin doğasına zarar vermeyecek şekilde sürdürmek zorundadır.
Doğanın korunması kalkınmanın bir parçasıdır. Ancak gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarına karşılık vermek zorundadırlar.
1. Ana Sözleşme : Biyoçeşitlilik Sözleşmesi
ABD dışında, Türkiye ve AT ülkeleri de dahil olmak üzere toplam 153 ülke "Biyoçeşitlilik Sözleşmesi" 'ne imze attı.
2. Ana Sözleşme : İklim Değişikliği Anlaşması
Dünyanın ısınmasına neden olan karbondioksit emisyonlarının azaltılmasını hedef olarak alıyor. Sera etkisini yaratan gaz oranlarına kısıtlama getiriyor. 3.Dünya ülkelerine bu konuda yardım içeriyor. Türkiye imzalamadı.
3. Ana Sözleşme : Rio Deklarasyonu
Temiz bir kalkınma planının ana hatları belirleniyor. Bir ülke sınırı içindeki faaliyetlerin, başka ülkelerdeki doğaya zarar vermeyeceği garantisi getiriliyor.
4. Ana Sözleşme : Ajenda 21
Güvenli, sağlıklı çevre oluşumunu ve gelişmesini öngören 800 sayfadan ibaret olan anlaşmanın yaşama geçirilebilmesi için 125 milyar dolarlık bir kaynak gereksinimi olduğu belirtiliyor.
5. Ana Sözleşme : Ormanların Korunması
Bu bağlayıcı niteliği olmayan bir anlaşma. Ülkelerin kalkınmaları için ormanı mahfetmekten vazgeçmelerini ve ormanları ekonomik amaçlı kullanmalarını en aza indirilmesini isteyen bir anlaşma. 1972 yılından günümüze kadar dünyada 200 milyar hektar orman alanında ağaç yok olmuş durumdadır.
Bu konuda Almanya Doğayı Korumadaki liderliği ABD'in elinden almıştır.
Ve Rio Deklarasyonu
* Çevrenin korunması, kalkınma süreci ile bir bütün teşkil etmektedir. Birbirinden ayrı düşünülemez. Tüm devletler ve halklar sürdürülabilir kalkınmanın sağlanabilmesi için yoksulluğa karşı mücadelede işbirliği yapacaktır.
* Dünya ekosisteminin korunması ve iyileştirilmesi için tüm dünya devletleri global ortaklık ruhu ile hareket edeceklerdir. Çevreye zararda farklı katkıları olan ülkelerin ortak, ancak farklı sorumlulukları vardır.
* Tüm insanların daha yüksek bir yaşam standardına kavuşabilmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi için devletler çevreye zarar veren tüketim, üretim tarzlarını değiştirmek zorundadırlar. Uygun nüfus politikaları oluşturmalı ve desteklemelidirler. Bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişi ile kalkınmada işbirliğini güçlendirmelidirler.
* Çevre sorunlarına önem veren ve vurgulayan, tüm ülkelerdeki ekonomik gelişme ve sürdürülebilir kalkınmayı getirebilecek uluslararası açık piyasa ekonomisi sisteminin desteklenmesi için işbirliği yapılmalıdır.
* Devletler çevreye zarar verenlere ve bunlardan etkilenenlere karşı iyileştir-meyi öngören ulusal yasalarını oluşturmak ve geliştirmek, iyileştirmek zorundadırlar.
* Çevreye insan sağlığını tehdit eden her türlü atıkların bir başka ülkeye transferi ve dökülmesine karşı önlem almada tüm devletler işbirliği yapmalıdır.
* Başka devletlere de zarar verebilecek ulusal çevre felaketleri veya olağanüstü durumlar hemen diğer ilgili ülkelere de duyurulacaktır. Uluslararası topluluklar da bir faciaya sahne olan ülkeye yardım konusunda elinden geleni yapacaktır.
* Kadınların çevrenin korunması, yönlendirilmesi ve geliştirilmesi konusunda yaşamsal önemi olan işlevleri vardır. Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için de kadınların çevre korumaya katılımlarının tam sağlanması gerekmektedir.
* Dünya gençlerinin yaratıcılığı, idealleri ve cesareti daha iyi bir insanlık geleceğinde , global sorumluluğu paylaşmaları yönünde kanalize edilmelidir.
* Baskı ve işgal altındaki insanların doğal kaynakları ve çevresi de korunacaktır.
* Devletler "Çevre Sorunlarını" Birleşmiş Milletler Bildirgesi çerçevesinde barışçı yollardan ve uygun yöntemlerle çözeceklerdir.
* Bu deklarasyonun ilkelerinin uygulanmasında herkes iyi niyet ve ortaklık ruhu ile işbirliği yapacaktır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 29.10.08, 20:38
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

1.4.Çevremiz ve Biz
Ülkemizde kentleşme hızının büyük oluşunun nedeni ile özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi kentlerimizdeki %4-5 lik gibi nüfus artışı bu kentlerin yol, su temini, kullanılmış suların uzaklaştırılması, atıksuların arıtılması ihtiyaçlarını artırmaktadır. Altyapı hiç bir zaman artan nüfusun ihtiyacını karşılar duruma gelememektedir. Kentlerdeki trafik yoğunluğu ses ve gürültü kirlenmesinin yani sıra büyük bir oranda hava kirlenmesine neden olmaktadır. Bugün yaz kış büyük kentlerimizde görülen hava kirliliğinin en büyük sorumlusu dizel ve kurşunlu benzin kullanan araçlardır. Araçların kent havasının kirlenmesindeki payı yaklaşık %60 dolayındadır. Kış aylarındaki ısınma amacı ile kullanılan kalitesiz yakıtlar nedeni ile evlerdeki ısınmadan dolayı da özellikle soğuk havalarda hava kalitesi solunamayacak hale gelmektedir. Bu sene Bursa'da, İstanbul'da, Ankara'da ve Eskişehir, Kayseri, Erzurum, Kocaeli, Samsun, Zonguldak, Gaziantep, Trabzon, Diyarbakır, Konya gibi kentlerimizde de hava kirliliği bir sorun olmaya başlamıştır.
Kaynak belli taşıtlar, ısınan evler, termik santraller, fabrikalar. Peki çözüm ne? Kaliteli yakıt kullanmak, yakıtı en iyi şekilde yakmak, çıkan gazı ve dumanı arıtmak. Araçlarda kurşunsuz benzin kullanımına, katalizötörlü araç üretimine de biran önce geçmek gerekir. Termik santral veya diğer sanayi kuruluşlarının mutlaka iyi, randımanlı çalışır hava kirliliği kontrol ünitelerinin bulunması gerekmektedir. Ülkemizde Aliağa Bölgesi, Yatağan yöresi, İzmit Körfezi gibi yerlerdeki hava kirliliği olaylarını sürekli olarak basından izlemekteyiz. İnsan, bitki ve hayvan sağlığı ciddi boyutlarda tehlike altındadır. Son günlerde de Almanyanın zehir saçan kağıt fabrikasının Denizli'ye montajı konusu tartışılmaktadır. Bu da şunu göstermektedir ki, uçuz bulduk diye bir fabrikayı hibe fiatına alacak olursak, o fabrika doğada ve kaynaklarımızda yapacağı tahribat ile bize çok çok pahalıya mal olacaktır. Bu nedenle de teknoloji transferi sırasında teknolojinin çağdaş, çevreye dost, uyumlu olması gerekmetedir. Böylece topluma bedeli ödetilmesin. Atıksız veya az atıklı teknoloji seçimi, tesislerde kirlilik kontrol ünitelerinin bulundurulması gerekmektedir.
Toprak, su ve hava gibi doğal ortamların belirli atıkları özümleme kapasitesi vardır. Biz insanlar yaşarken ürettiğimiz artıklar az ise, doğanın özümleyebileceği kapasitenin altında ise, kirleticiler sürekli olarak özümleneceğinden insanlar için büyük bir tehlike oluşturmamaktadır. Ekolojik denge içinde yaşam sürüp gitmektedir. Ancak bu kapasiteyi zorladığımız zaman sorun ortaya çıkmaktadır. İzmir'in nüfusu ikiyüz üçyüzbin iken körfezde denize girmek sorun ve tehlikeli değilken, günümüzde on kat artmış nüfusa foseptik çukuru gibi görev görmektedir. Bu nedenle de suyuna girilemediği gibi, suyunda avlanan balıklar da yenemeyecek düzeydedir, balıklar petrol kokmakta ve ağır metal içermektedir. Bu da bize ülkemizdeki su kirlenmesinin boyutunu göstermektedir. Kentlerimizin çoğunda kanalizasyon altyapısı ya tam değil, ya da yapılmaktadır. Kanalizasyonlarda genelde yüzeysel sulara doğrudan akmaktadır. Bunun sonucu olarak günümüzde sık konuşulan, kokusundan ve görüntüsünden rahatsız olduğumuz kirli akasular, göller, körfezler ve denizler oluşmaktadır. Atıksularla bir çok akarsuyumuz, Sakarya ırmağı, porsuk, Gediz ırmağı, Nif çayı gibi ve Tuz gölü, Gölcük gölü vb. gibi göllerimiz de kirlenmektedir. 230 kuş türünün konakladığı ve 44 kadarının da kuluçkaya yattığı kuş cenneti ve milli parkımız Manyas Gölü hem çevresindeki yoğun tarımsal faaliyetlerin hem de sanayinin etkisi altında ölüme doğru gitmektedir. Basında çeşitli kuş cennetlerimizin su kirliliği nedeni ile büyük tehdit altında olduğu yer almaktadır. Bütün bu olgular çok hızlı gelişen ve büyüyen Türkiye nin ödediği çervsel bedellerdir. Gelişmenin getirdiği tahribatın düzeltilmesi olanaksız düzeylere eriştirilmemesi gerekir.
Turizm olgusu da kıyılarımızda deniz kirlenmesine neden olmaktadır. Bunun nedeni de kanalizasyon, arıtma tesisi gibi gerekli yapıların bulunmayışı, çöplerin gelişi güzel depolanması, fosseptik çamurlarının da gelişi güzel boşaltalıması vb Turistik beldelerimizin ve tesislerimizin mutlaka atıksu arıtma tesisi ve çöp toplama, bertaraf etme merkezleri olmalıdır.
Büyük şehirlerimizin içme suyu kaynakları bile koruma bandları oluşturulmadığı için doğrudan veya dolaylı olarak kirlenme tehdidi ile karşı karşıyadır. İçme sularımızın kalitesi olumsuz etkilenmektedir. Bu yüzden biran önce içme suyu kaynağı olan yüzeysel sularımızın etrafındaki kirletici kaynaklar uzaklaştırılmalı ve koruma bandı oluşturulmalıdır.
Besin maddesi üretim alanları olan topraklarımız artan sanayileşme ve kentleşme nedeni ile sürekli olarak azalmaktadır Nerede o Bornova nın o güzel bamyalarının yetiştirildiği tarlalar, enginar bahçeleri, üzüm bağları, narenciye alanları, Kemalpaşa'nın, Turgutlu'nun çekirdeksiz üzüm bahçeleri, bağları, kiraz alanları, vb. gibi daha nice örnekleri olan verimli topraklarımız tarım dışı kullanıldığı için yitirilmektedir. Üretim açısından olaya bakınca bu da bir toprak kaybı ve kilenme olayıdır. Diğer yaygın bir kirlenme şekli ise atıksu, arıtma çamurları çöp ve katı artıkların, havadan gelen tozların ve gazların neden olduğu toprak kirlenmesidir. Termik santral toprakları öldürüyor gibi başlıklı yazıları güncel haber olarak günlük gazeteleimizde görmek mümkündür (Güneş 15 Şubat 1990) asit yağmurları ile topraklar asitleşmekte, içindeki bitkilerin yararlanabileceği besin maddeleri yağışlarla yıkanarak uzaklaştırılmaktadır. Bu da toprağın besin maddesince fakirleşmesine ve bitlireni iyi gelişmesine neden olmaktadır.
Tarımda gelişi güzel kullanılan hormonlar, tarımsal mücaadele ilaçları, sunni gübreler de aynı şekilde kirlenmelere neden olmaktadır.
Erozyon olayı ülkemiz içni bir alın yazgısı gibidir. Günümüzde de büyük çevre sorunlarından biridir. Rüzgar veya su erozyonu yolu ile taşınan topraklarımız denizlere, göllere ve barajlarımıza gitmekte bir yandan arazilerimiz verimsizleşmekte, diğer yandan barajlarımız dolarak kullanım ömürleri kısalmaktadır. Körfezlere akan sularla sedimentler taşınmakta, sular sığlaştırılmakta, tarama, sediment taşıma, uzaklaştırma işini çıkarmaktadır. Ormanların yakılması inşaat sahalarının veya tarlaların açılması dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar, inşaat için kesilen zeytin, incir, portakal, mandalin ağaçları yerlerini binalara bırakırken, bize çevre kirlenmesinin başka boyutunu yaşatmaktadır. Ülkemizdeki endemik bitkilein 8 türü tamamen yok olmuş 46 ı ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Tüm Avrupa ülkesinde 2200 bitki türü bulunurken, ülkemizdeki bitki türü sayısı 3000 dir. Endemik bitki sayısı Fransa da 80, Yunanistan'da 750, Yugoslavya da ise 140 dir. Ülkemiz büyük bir gen merkezidir fakat bu gidişle bu özelliğini de kaybedecektir.
Çöp ve katı artıkların da düzenli toplanıp, bertaraf edilmemesi de su, toprak, hava ve dolayısıyla bitki, hayvan ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Ürettiğimiz artıkların özelliklerini iyi bilmek ve ona göre çevreye zarar vermeyecke şekilde bertaraf etmeliyiz.
Sağlıklı bir çevrede mutlu, rahat ve huzur içinde yaşamak istiyorsak, soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu, kullandığımız toprağı kirletmemeliyiz. Halbuki hızlı nüfus artışı doğal kaynaklarımızın, verimli alanlarımızın gelişi güzel kullanılmasına neden olmaktadır. Bu olayın kontrolü ise imkansızlaşmaktadır. Nüfus artış hızının aşağıya çekilmesinin yanı sıra, nüfus hareketlerinin de durdurulması gerekmektedir. Yatırımların tüm ülke sathına yayılmasında büyük yarar vardır. GAP projesi bu açıdan büyük bir önem arzetmektedir. İyi organize edebilir ve yönlendirebilirse yeni çağdaş sağlıklı üretim ve yerleşim alanları oluşacaktır. İyi bir sağlıklı bir çevre için bizler birey olarak da çevre bilincine sahip olmalı ve yaşamımızı ona göre yönlendirmeliyiz. Herşey Devlet den, Devlet Babadan beklenemez. Demokrasilerde bireyler Devlet Babayı birşeyler yapmaya zorlar. Bunun için de bizlerni iyi eğitilmiş, kültürlü, çevre bilincine sahip ülke topluluğunu oluşturması gerekmektedir. Böyle bir toplum olarak sürekli olarak çok seslilik ve renklilik içinde üretecğimiz sentez ve çözümlerle bizi yönetenlere ışık tutmak zorundayız. Batı ülkelerinde çevrecilerin ellerinde taşıdıkları pankartlarda şu yazıya "Soluyacak sağlıklı havam olmadıktan sonra, zengin olmuşum neye yarar?" sık sık rastlamak mümkündür. O halde ekonamik büyümeye evet, ancak ekolojiyi ihmal etmeden. Çevreyi tahrip ederek büyümenin bedeli çok büyüktür, bunun ıslahı çok cok pahalıya mal olmaktadır. Bu nedenle de büyümemiz için gerekli her türlü yatırımları yaparken, gelecke nesile de yaşanabilecke bir çevre bırakabilmemizi, kendimizin de sağılıklı bir ortam da yaşayabilmemesi içni işin başında gerekli önlemleri almak zorundayız, sonraya bırakamayız, sonra çok geç olabilir.
Türkiyedeki çevre kirliliğinin boyutları, ileri sanayi ülkelerindeki kadar büyük değildir. Fakat gürültülü ayak sesleri duyulmaktadır. Onların deneyimlerinden yararlanmak ve aynı hataları yapmamak bize düşen en önemli ödevlerdendir.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 29.10.08, 20:40
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

1.5.Çevre ve Evrimleşme
Bu günkü çevre dünyanın oluştuğu ilk günden günümüze kadar sürekli bir evrimleşmenin sonucunda meydana gelmiştir. Çevre sabit, statik, dondurulmuş veya konserve edilebilen bir olgu, kavram değildir. Sürekli evrimleşme, değişim ve gelişim halindedir.
Birinci kademede dünyamızda hiç bir canlı yoktu. Daha ziyade fiziksel ve kimyasal prosesler dünyamıza hakimdi. Daha sonra yaşamın ilk adımları ortaya çıktı, aminoasitleri, porfirin vb. gibi maddeler oluştu. Bunun ilk koşulu da oksijensiz, fakat karbondioksitce, metanca, hidrojence, azotca, amonyakca ve suca zengin bir atmosferin var olması idi. Biz buruda kimyasal evolusyondan söz edebiliyoruz. İekil de evrimleşme görülmektedir. Yaşam hücreye benzer bir yapının oluşması ile başlamıştır. Bu hücrelerde çoğalma, kalıtsal özelliklerini gelecek nesile aktarmak için bilgi yüklü kodlar bulunmaktadır. Bu aşamada canlıların evolusyonu başlamaktadır. Sudan başlayan yaşam yayılmakta, su bitkileri, kara bitkileri ortamları kaplamaktadır. Atmosferin kimyasal bileşimi değişmiştir. İndirgeyici bileşenleri azalmış, yükselgeyici bileşenleri, oksijen ve azot oanları artmıştır. Bu koşullarda günümüzdeki bitki, hayvan ve mikroorganizma türleri gelişmiştir. Ölü organizma kalıntılarından günümüzde büyük fosil yakıt kaynağı olarak hizmet veren kömür, petrol ve doğal gaz gibi enerji yatakları oluşmuştur (İkinci kademe).
Bunu takip eden ücüncü kademede insan, doğal düşmanlarına karşı kendini korumak için, varolmak ve varlığını devam ettirmek için sürekli mücadele vermiş, doğaya ve düşmanlarına hakim olabilmek amacına yönelik aletler geliştirmiş, aletler bulmuştur. bu aletler, buluşlar, bilgi birikimleri hep gelecek nesillere aktarılarak insanın oluşturduğu yapay ortamlar sürekli evrimleşmeye açık olmuştur.
Doğal ve fen bilimlerinin sürekli gelişmesi de bunları pratikte kullanılabilirlik sahalarını da artırmıştır. Sonuçda bilim ve tekniğin damgasının bastığı, ağırlığını koyduğu bir yapay ekosistem oluşmuştur.
Modern sanayi peyzajları oluşmuş, fabrika bacaları, duman bayrakları, ekspres yolları, hafif metrolar, metropoller vb. Ekonomik ve teknik proseslerdeki büyümeler bizim tahmin edemeyeceğimiz boyutlara doğru gidebilir. Sonunda da çevremizin sınırladığı büyüme düzeyine geliriz. Dördüncü evrimleşme kademesinde ise önümüzde modern dünya vardır.
1.6.Dünyada Nüfus Patlaması
Dünya nüfusu 1650'lilerde yaklaşık 500 milyon iken, yıllık artış hızı %0.3 dür. Bu dünya nüfusu 250 yıl sonra ikilenmiştir. 1970'lere gelişnidğinde %2.1 ortalama nüfus artış hızı ile ve 33 yıllık ikilenme süresi ile dünya nüfusu 3.6 milyara çıkmıştır. Bu ise doğum oranında azalma olmamasına rağmen, ölüm oranında azalma olmasının doğal bir sonucudur. 1650'lili yıllarda doğum ve ölüm oranları aynı derece çok yüksekti ve ortalama ömür 30 yıl idi. Günümüzde ise ortalama ömür 60 yıl civarındadır.
Kalabalık nüfus ilk olarak yeterli ve iyi besin maddesi temini sorununu, aşırı hammade tüketimini, çevre kirlenmesini teşvik etmekde ve insan psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Bilim adamlarının azıları dünya insanlarının ihtiyaçlarının optimal karşılanması açısından bakıldığında, şu anda erişilen nüfus sınır nüfustur ve bunu daha fazla artırmamak gerekir. Ancak bütün milletler sıkı bir aile planlaması uygulasa bile, her ailenin maksimum iki çocuğu bulunsa bile, 2000 li yılların başında dünya nüfusu 5.8 milyar, 2100 lerde ise 15,5 milyar olacağı tahmin edilmektedir. Ve bu nüfus artık sabit kalacaktır.
Gelişmekte olan ülkelerde gelişmişleri arttıkça yaşam düzeyleri yükselmekte, sanayileşmiş toplumların streslerine girmekte ve dolayısiyle insan kendini ve sağlıklı yaşamını düşünmekte, dolayısiyle bir veya iki çocukla aileler yetinmektedir. Ülkenin nüfusu ya sağlıklı bi oranla artmakta, ya da stagnasyona uğramaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde hızlı nüfus artışı devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerin geçen yüzyılda hammaddelerini temin ettikleri kolonilerinde günümüzde açlıktan her yıl 5-6 milyon insan ölmektedir. Bugün Batı Ülkeleri bu devletlere yardım ederken, kendi ileri teknolojilerini pazarlamayı da düşünmektedirler, bu nedenle tam otomatik, sermaye yoğun, işçiden tasarruf yapan ve rasyonel tesisler ihraç etmektedirler. Bu da yerli sanayii silip götürmektedir. İekil de bu tür ilişkilerin anlatımı görülmektedir. Burada ayrıca nüfus artışı ve yarattığı sosyal sorunlar görülmektedir. Sanayinin, tarımın ve hizmet sektörlerinin modernize edilmesi insanların el ve beğni emeğinin yerini makinalar, bilgisayarlar gibi araçlar aldığı için insan işsiz kalmakta, işsizler ordusu büyümekte ve sosyal farklılaşmalar artmakta, uçurumlar oluşmaktadır. Bu gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere ihraç ettikleri bir olaydır. Varlıksızlar zemini üzerinde ince bir varlıklılar kaynağı oluşmaktadır. Kimileri dürüst, kimileri kaçakcılık, kimileri de hayalı ihracat yolları ile bu ince kaymak tabakasının içine girmektedirler. En iyilenmiş orta direk yaşam tarzı hayel olarak kalmaktadır.
Sosyal yaşamda da büyük bir transformasyon yaşanmakta ve büyük aileler, sıkı aile bağları yavaş yavaş azalmakta ve dağılmaktadır. Batı tarzı iş ve üretim birimlerinin getirdiği yeniliğin ve devrimlerin beklenen sonuçlarıdır bunlar Et, tereyağ, bal, peyni gibi gıda maddeleri nüfusun büyük bir çoğunluğu için ancak vitrinlerde seyredilir mal haline dönüşmektedir. Bunlar insanın insanca yaşaması için gerekli olan normal besin maddeleri, baklavalar, her çeşit tatlılar veya pastalar büyük bir çoğunluk için, hatta birinci derece devlet memuru içni bile ihtiyacını, azusunu seyirle tatmin şekline dönüşmüştür. Yeni ürünleri pazarlamak için insanlar borçlanarak da olsa tüketime tahrik edilmekte robotlaştırılarak hiç de hayati önemi olmayan mallar aldırılmaktadır. İnsan doğadan uzaklaşmakta teknolojinin kölesi haline gelmektedir. Ni insan ne makina ikisi arasında bir varlık olarak transformasyonunu tamamlamaktadır.
Eğer bir kentte tüm gelişmeler ve büyümeler lojistik sınırı aşarsa orada hem ekolojik hem de ekonomik ve sosyolojik açıdan büyük sorunlar ortaya çıkar. Bu kadar sıkışık oturmanın, iş yeri bulundurmanın çok yoğun trafiğe sahip olmanın getirdiği büyük sorunlar vardır. Tüm trafik günde en az iki kere sabahları işe giderken ve akşamları işden dönerken hallaç pamuğu gibi olmaktadır. Bu trafik ayrıca yoğun bir şekilde hava kirliliğine nedne olmakta, kirlilikteki payı %60 ve 70'leri bulmaktadır. Buna evlerde, işyerlerinde yıkılan yakıtın kirliliği de eklenince, yoğun nüfuslu kent yaşamı çekilemez hale gelmektedir. Dolayisiyle de insanlar büyükkent çevresindeki uydukentlere kaçmakta, orada yaşamayı tercih etmektedirler. İlave insan taşıma araçları da bu durumda ek kirliliğine neden olmaktadır. İnsan için en kötü olgusu ise insanlar anonümleşmekte, birbirlerini tanımamakta, birbirlerin ile ilgilenmemekte, sosyal bağlar yerine, sosyal dezintegrasyon olayı egemen olmakta ve hiç kimse birbirinin iyiliği için ilgilenmemektedir. Yakınlarına, dostlarına ilişkisi azalmaktadır. Özellikle de ülkemizde son on yılda bu durum bariz bir şekilde gelişmiş ve yaşanmıştır. Kalan ilişkiler de ancak yazı yoluyladır, mektuplardır. Bu hızlı transformasyona uyum sağlayamayan insanlarımızın pisikolojik dengeleri bozulmuş, saldırgan veya kırıcı tip olmuşlardır. İşyeri, aile huzurları kaçmıştır. İnsanların bu olgular karşısında alacağı pasif davranışlar ise, onları ya alkolik yapmakta ya da eroinman. Aktif veya sasif davranışların yaygınlaşması demek polisiye olayların artması demektir. Tüm bunlar da aşırı nüfus artışının doğurduğu gelaketlerdir. Sağlıklı sanayileşmek ve gelişmek içni olayın sosyal yanını ihlam etmememiz gerekir. Nüfus kontrolu da şarttır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 29.10.08, 20:41
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

* Aşırı Nufus Artışı mı Sanayileşme mi Çevre Kirliliğinden Sorumlu ?
1985 yılında Avrupa ve Afrika'nın nufusları aynı iken, 2025 yılında Afrika'nın nufusu Avrupa'nın nufusunun dört katı olacaktır. Yaşam kalitesini ve çevre koşullarını bozan aşırı nufus artışı olan fakir ülkeler değildir. Bilhassa yaşam düzeyleri yüksek olan, aşırı hammadde ve kaynak tüketicisi durumunda olan gelişmiş ülkelerdir. Gelişmiş üülkerdeki kişi başına düşen çevresel kirlilik yükü olan gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki arasında 16 gibi bir faktör söz konusudur. Diğer bir değişle bir sanayi ülkesi insanı (USA) = 16 gelişmemiş ülke insanına eşittir. Bir sanayi ülkesi insanı (Batı Avrupa) = 6 gelişmemiş ülke insanına eşittir. Gelişmiş ülke insanları gelişmemiş ülke insanlarına kıyasla ortalama olarak on kat daha fazla enerji, on kat daha fazla çelik, 0nbeş kat daha fazla kağıt, bir-iki katı kadar daha fazla gıda maddesi tüketmektedir. Bu tüketimleri ve bununla ilgili olarak doğal kaynakların kullanımlarını göz önüne getirdiğimizde kimin atmosfere daha fazla karbondioksit, metan, floroklorohidrokarbon gazlarını ve diğer emisyonları verdiğini bulmak çok kolay olmaktadır.Ancak bu durum aşırı nufus artışını hiç bir zaman aklamaz. Nufus artışları da ekosistemleri için bir baskıdır bir tehdittir.
1.6. Ekonomik / Politik Sistemler ve Çevre : Uzun Ömürlü Devrim
Devletlerin yönetim tarzı (teokratik, monarşik, fundamantalist, demokratik, liberal, pluralist, ateist, laik, kapitalist, sosyalist, komunist, v.b.) o devleti oluşturan toplumları dolayısiyle de bireylerin yaşam tarzını ve verimliliğini doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Her şeyi yüce Allah' tan bekleyen ve her şeyi onun sırtına atan toplumlarda hiç bir sahada üretkenlik ve verimlilik beklenemez. Ancak insanın verimli olması için de ruh düzeni ile maddi düzeninin iyi olması gerekmektedir. Amaç iyi bir çevrede ruhen ve madden sağlıklı insanların yaşamasını sağlamaksa; din ve devlet işini ayırmak bu konuda atılmış en akılcıl ve en geçerli uzun ömürlü ve kalıcı bir adım olur. Türkiye bunu büyük Atatürk ile yapmıştır. Ancak son yıllarda Atatürk'ün en önemli ilkelerinden biri olan Laiklik ilkesi ivmesi artırılmış bir şekilde kemirilmekte ve yok edilmeye çalışılmaktadır. Açık saldırılar yapılmaktadır.
Toplumda egemenmiş gibi görünen laik yaşam tarzından islami yaşam tarzına geçiş, geçenlerin sayısını artırma çalışmaları Anadolu da inançlı ve imanlı binlerce kişi tarafından bireysel uğraşlar halinde yürütülmektedir. Bu ara yumuşak ve direnç görülmeyen Devlet kuruluş ve örgütlerinde de insanların bilinç altına hitap edilerek, içinde bulunduğu stresli, bunalımlı durumundan yararlanarak, islama laik yaşamdan reintegrasyon yapmaktadırlar. Türkiye de islama reintgerasyonun başlangıcı 1974 yılının başına kadar gider. Tarlaya ekilen reintegrasyon tohumları hiç bir yabancı ot ile rekabete girmeden, mevcut besi ortamında, ışık ve diğer ekolojik koşullarda tüm Türkiye topraklarında büyümüştür. Popülasyonun saflılık oranı artmaktadır. SAflık oranı % de 100 olan çok sayıda aile birimleri yanı sıra hücre köyler bile oluşmuştur.
Bugün vaazlerde, dualarda dünyadaki sorunlarımızdan kurtuluşun ve bunun çaresinin islam da olduğu, Atatürk ün Türk milletine çok şey kaybettirdiği imalı olarak söylenmektedir. İslami yaşam tarzının toplumumuz için yegane kurtulaş yolu olduğu belirtilmektedir.
Atatürk ün getirdiği transformasyonları günümüze kadar kabüllenmemişlerin kalıntıları, zararlı kalıntılardır. Çimlenme gücleri de fazladır. Bunlar laiklik bitkilerinin gölgesinde kalıp, fazla ışık görmemelidirler. Yoksa laiklik bitkileri sürekli gölgede kalmak zorunda olur, solar, çılız kalır, yok olur gider. Ancak Atatürk Anadolu olgusunu çok iyi görmüş diğer devrimleri gibi, laiklik devrimini de Anadolu Medeniyetlerinden etkilenen Anadolulu insanlara bunu medeniyetlerin bir bileşkesi olarak sunmuştur. Dolayısiyle bizim laikliğimiz, Fransız, Amerikan, alman veya diğer ülke laikliklerinden çok farklıdır.
Anadolu her türlü canlılar için genetik açıdan çeşitlilik ve zenginliklerle doludur. Çok sesliliğe, çok renkliliğe, çok hareketliliğe uygundur. Bunun aksini oturtmaya çalışmak, Anadolu insanına kalıtsal özelliklerine ve kültür miraslarına aykırı hareket ettirmek demektir. En gerçekçi devrimi Anadolu yu dünkü medeniyetleri, onu yaratan insanları, üzerinde olmuş tarihi olayları ile, ve yakın tarihi ile en iyi tanıyan ve değerlendiren ve de sentezi olarak inkilap ve ilkeleri ile hedef gösteren en büyük insan Mustafa Kemal Atatürk yapmıştır. Dünyada birçok devrimler kısa ömürlü olup, sönüp gitmişken, bu devrim gerekçesini ve gerekliliğini hala korumaktadır. Uzun ömürlü bir devrimdir ve de öyle kalacaktır ve de kalmalıdır.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 29.10.08, 20:42
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

* Ekolojı - Ekonomi - İnsan
Ekolojinin amacı ve hedefi insanlar hangi din ve ırktan olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, insanlar için ekosistem dengesini (ekolojik dengeyi) bozmadan; bozulanları da iyileştirerek) sağlamak ve kurmaktır.

Ekonomiye Ekolojık Yaklaşım
Örneğin Kemalpaşa Tarımsal Ekosistemi de ülkemizdeki bir çok tarımsal ekosistemler gibi hızlı sanayileşme sonucu kent ve sanayii ekosistemine dönüşmektedir. Ekonomik büyümede ekolojik unsuru unutmamak gerekir. Yoksa bedeli çok pahalı olur. Dünyada artık hiç bir ekonomik sistem, ekolojiyi özümlemeden ve ekolojik düşünceyi ekonomiye işlemeden hareket edemez. Bu şekilde hareket eden bir çok sanayi ülkesi tutumunu değiştirmediği, ekolojiye rağmen ekonomik büyümeye devam ettiği takdirde o ülke kendi atıklı teknolojisinin kirletici virüsleri arasında boğulmaya ve yok olmaya mahkümdur. 1970'lere kadar dramatik denecek kadar acıklı olan bu durum, sanayi ülkelerinde değişmeye başlanmıştır. 1980'li yıllarda ekolojik dengenin korunması ve iyileştirilmesi için yapılan gayretler hem devlet hem de kirleticileri üreten sanayi ve işletmeler düzeyinde çok büyük yatırımlar yapılmış önlemler alınmıştır. Ekonomiye ekonomik büyümeye ekolojik yaklaşımın sokulması hiç bir zaman işsizliğin iş sahasının azalmasına neden olmamış bilhassa yeni bir iş sahası potansiyelini yaratmıştır.

İş, çevre ve teknoloji arasında uyumu sağlamaya, çevre kirlenmesine rağmen gelişme ve büyüme yerine çevreyi koruyarak ekonomik büyüme zorunludur. Gelişmekteki ülkeler, gelişmiş ülkelerin yapmış oldukları hatayı aynen tekrarlamaları gerekmemektedir.

Ekonomiye ekolojik düşünceyi sokar ve yaygınlaştırırken savurganlığa neden olan teknik açıdan rizikolu, ekolojik olarak sakıncalı sosyal açıdan daha az tahammül edilebilir enerji üretim teknolojilerinden vazgeçmek gerekir. Çünkü bu tür teknolojilerin ekolojik zararlarının giderilmesi de çok pahalıdır. Bu yöntemlerle hem günümüzün insanlarına hem de geleceğin nesline ekstra faturalar çıkarmaktadır. Üstelikte tükenebilen kaynaklar eritmekte yok edilmektedir. Aynı zamanda da bir çok zararlı maddeler açığa çıkmaktadır. Bu derece ekolojik damga yememiş ekonomik faaliyet çok sakıncalıdır ve devam etmemelidir. Seçilecek teknolojik sistemler sosyal açıdan katlanabilir çevreye uyumlu olumsuz etkisi olmayan güvenceli ve ucuz bir sistem olmaktadır. Güneş enerjisinden yeterince yararlanılsa ısınma ve elektrik ihtiyacının büyük bir kısmı bu yolla karşılanabilir. Ekonomide ekolojik yaklaşımla alternatif enerji kaynaklarının araştırılmasına devam edilmektedir.

Güneş enerjisini kullanmakla ayrıca yeni olumlu iş sahalarıda açılmaktadır. Ev ve kullanma suyu arıtılmasında ihtiyacın % 6 sı güneş enerjisi ile karşılanması halinde güneş enerjisine dayalı yaklaşık bir milyon yeni işçi yeri açılmaktadır. Rüzgar enerjisi yaklaşık 25 000 sürekli işçinin çalışabileceği yerin açılmasına neden olmaktadır. Bu gün yenilebilir enerji kaynaklarının kullanılmasında uygulanan teknolojiyi pahalı bile olsa, bu konuda rekabeti teşvik etmek sürümü artırmak için gayret göstermek gerekir. Ekoloji damgalı enerji sistemi insan sağlığına biyotik abiyotik unsurlara zarar vermemeli; tükenebilir enerji kaynaklarına fazla yüklenmeli; güvenilir enerji kaynağı almalı; Sosyo ekonomik değişimlere uyumlu olmalı; yerinde iş sahası yaratmak; çevresinde altından kalkılamayacak problem ve sorunlar yaratmamaktadır. Tüketici olarak ne yapabiliriz? Enerjiyi bilinçli kullanmalıyız. Enerjiyi nasıl tasarruf edebileceğimizi araştırmalıyız. İş ve ikematgah mekanında aktif ve pasif olarak güneş enerjisi kullanmamızı kontrol etmeliyiz. Yeni alet alımında az enerji kullanımı tercih etmeliyiz. İlgili daire veya makamlardan enerji tasarrufu konusunda plan ve tasarımları hakkında bilgi almak.

Ekolojik açıdan bakıldığında alışıla gelen ekonomik sistem zararları üreten, çevresel değerlerden kayıplara neden olacak ekonomik büyüme politikası idi. Artık hedefler iyileştirilmeli, araçlar yenilenmeli ve yeni ekonomik yapılaşmaya gidilmelidir.

Ekonomik açıdan ise alışıla gelen çevre politikalar hep açık veren uygulamada dirençle karşılaşılan, kaynakların az kullanılmasına neden olan ve toknolojinin yeterince gelişmesini engelleyen bir uygulamadır.
Halbuki günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için önemli stratejiyi uygulamak zorundadırlar:
1. Ekonomide çevresel yükü azaltacak şekilde yapısal değişimi
2. Çevre politikasının önleyici olması
3. İş yeri temini ve ekonomi politikasının ekolojik damgalı
olması gerekmektedir.

Çevre koruma konusunda yapılan yatırımlar sayesinde Federal Almanya Cumhuruyetide 1984 yılında 500 000 kişi çalışmakta idi. Bu sayının 1987 yılı için bir milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Tüm çalışan nufusun 20 milyon olduğu düşünülürse 20.1'inin çevre sektörünce düştüğü görülür. Aynı yıl devletin ve özel sektörün çevre koruma için yaptığı yatırım ve masraflar 22.7 milyar m dir. 1984 yılında özel sektör çeşitli çevresel sahalara yatırımlar yapmışlardır. Bu yatırımların tamamı 3.507 Milyar DM. Katı artık işlemleri için 270 milyon DM, suların korunması için 1040 milyon DM ses ve gürültü kirliliği mücadelesi 230 milyon DM hava kirliliği ve kontrolu için 1960 milyon DM gibi önemli çevresel yatırım sahalarına yayılmaktadır. Çevresel kaliteyi korumak ve iyileştirmek için yatırım ve masraf yapılan tüm bu sahalardaki buna rağmen kalan zararın sektörlere dağılımı ise şöyledir.

Hava kirliliği zararlı 48.0 milyar DM
Su kirliliği zararları 18.0 milyar DM
Toprak kirliliği zararları 6.0 milyar DM
Ses ve gürültü kirlenmesi zararları 33.0 milyar DM
Zararların toplamı 10 5.0 milyor DM
Mobil, sabit emisyon kaynaklarını kontrol altına almak zorundayız. Ekolojik damgalı ekonomide iyi belirlenmiş amaç ve hedef çevrenin ve ortamlarının kalitesini korumada ve iyileştirmektir. Bunun için uygulanacak Çevresel ekonomik politika da en önemli iki silah (manövela) ekonomik kökenli para politikası ve mali düzenlemelerdir. Kaynakların müsrifce tüketilmesi ve harcanmasını önlemek için kaynak kullanma vergisi ve kirletici yayınları azaltmak için`de "Emisyon Ücretleri"," Çevre vergisi" ve daha diğer alternatif vergi sistemleri geliştirilip konabilir. Örneğin kaynakların az kullanılması ödüllendirilip çok kullanılması ücret politikası ile cezalandırmak mümkündür. Çevre konusunda yatırım yapanlara da vergilendirme de çeşitli kolaylıkları getirmek finansman desteği sağlamak gibi yollar denenmelidir. Ayrıca atıksız az atıklı teknoloji ile yatırım yapan kuruluş ve firmalara teşvik belgeleri verilmelidir. Bugün A.B.D ve Federal Almanya Cumhuriyetinde yapılan çevre konusundaki yatırımların % 75 i mevcut tesisleri ve etkileri iyileştirmek için yapılan yatırım iken; % 25 i de az atıklı teknolojiyi geliştirmek ve uygulamak yaymak için yapılan yatırımdır. Bu oran her yıl büyümektedir.

Türkiye'de bugünkü sanayi toplumunun yaşadığı evreleri aynı hataları ile gelişmek ve büyümek isterse bu büyümenin çevredeki değer kayıplarını telafi etmek için yapması gerekecek yatırımları "Ekolojik damgasız Ekonomi" modelin kararları ile büyümenin zararını bu işleri zaman kapatamıyacaktır. Bu gün Federal Almanya Dünya ülkeleri arasında "Çevre" konusunda en yoğun yatırım yapan ülkelerin başında gelmesine rağmen kalan emisyonlardan ve kirliliklerden dolayı yılda GSMH'nın % 6 sı yani 106 milyar mark kadar bir kaybı vardır. Türkiye'de bu oran çok daha büyük olabilir ve aşağıya çekmek azaltmak gerekir. Çevresel ortamların değer kaybını hesaplamak çok zordur. Bu konuda geliştirilmiş bir yöntem de yoktur. Batı Almanya'da bu çalışma en sağlıklı olarak görülmektedir.
* Ekolojik Damgalı Ekonomi

Ekonomiye ekolojik düşünceyi sokar ve yaygınlaştırırken savurganlığa neden olan teknik açıdan rizikolu, ekolojik olarak sakıncalı sosyal açıdan daha az tahammül edilebilir enerji üretim teknolojilerinden vazgeçmek zorundayız. Çünkü bu tür teknolojilerin ekolojik zararlarının giderilmesi de çok pahalıdır. Bu yöntemlerle hem günümüzün insanlarına hem de geleceğin nesline ekstra faturalar çıkarmaktayız. Üstelikte tükenebilen kaynaklarımızı eritmekte yok etmekteyiz. Aynı zamanda da bir çok zararlı maddeler açığa çıkmaktadır. Bu derece ekolojik damga yememiş ekonomik faaliyet çok sakıncalıdır ve devam etmemelidir. Seçilecek teknolojik sistemler sosyal açıdan katlanabilir çevreye uyumlu olumsuz etkisi olmayan güvenceli ve ucuz bir sistem olmaktadır. Güneş enerjisinden yeterince yararlanılsa ısınma ve elektrik ihtiyacının büyük bir kısmı bu yolla karşılanabilir. Almanya da RWE ÖKE İnstitut'un yaptığı bir araştırmada Federal Almanya Cumhuriyeti'nin tüm yüzeyinin % 2 sini işgal edecek şekilde güneş kollektörleri yerleştirilse Taşkömürü Birimi üzerinden yaklaşık 180 milyon ton enerjiyi ihtiyacı (21.yüzyılda ısınma için gerekli olan) karşılanmaktadır. Aynı şekilde % 1'nin de güneş enerjisi hücreleri ile kaplanması durumunda da 35 milyon ton Taşkömürü eşdeğerinde elektrik enerjisi üretilebilmektedir. Biomas enerjiyi 50 ve rüzgar enerjisi 33, su enerjiisi de 4 milyon ton taşkömürü eşdeğeri enerji yenilenebilir enerji potansiyelini oluşturmaktadır. Ekonomide ek olarak sakıncalı sosyal açıdan daha az tahammül edilebilir enerji üretim teknolojilerinden vazgeçmek zorundayız. Çünkü bu tür teknolojilerin ekolojik zararlarının giderilmesi de çok pahalıdır. Bu yöntemlerle hem günümüzün insanlarına hem de geleceğin nesline ekstra faturalar çıkarmaktayız.

__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29.10.08, 20:52
Yardımcı Doçent
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 4.173
SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.SemaGürcan karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Bütünsel yaklaşımla çevre

Dünya' da Ekonomik Gelişmeler - Oluşumlar
Özellikle 1990' lı yıllarda Dünya ' da çok hızlı gelişmeler ve değişimler oldu. Dünya iki zıt super devlet halinden tek süper devletli hale geçti. Uygulanan bazı sistemler yıkıldı onun yerine yeni yeni mikro milliyetciliğe dayanan devletler kuruldu. Bazılarında iç savaşlar, soykırımı eylemleri baş gösterdi. İnsanlar kendi öz kaynaklarını, dünya ekosisteminin ekolojik ana unsurlarını en iyi ve en verimli kullanma bilinci ile eğitilmediklerinden; taa kökü orta çağa ve hatta ilk çağa giden temelinde güdüsel ve fanatik davranış yatan bir yola doğru yönelmeye başladı. Bu ara bu gidişattan yararlanan küçük çıkarcı zümreler ve gruplar da servetlerine servet kattılar. Bir devletin veya topluluğun aşırı zenginleşmesi zaten diğer büyük kitlelerin ezilmesi ile mümkün olabilir. Çifte standart uygulayan Batılı ülkeler sanki sadece Batılı ve Hiristiyan insanların insanca yaşamaya hakları varmış gibi; sözde dünyada barışı korumaya, sağlamaya ve geliştirmeye sorumlu kurum ve kuruluşlar-da da sadece kendi sözlerini kendi menfaatlerine göre geçirtmektedirler. Başka toplumlara karşı " İnsanlık ülküsünü ve onun haklarını " afyon olarak kullanmaktadırlar.
Dünya' da bir ekonomik düzen yıkılmış onun yerine ise kapitalist düzen yayılmış gibi gözükmektedir. Ama bu gerçekten böyle midir, değil midir tartışılır. Ancak bilinen bir gerçek insana baskı uygulamayan, insanı eğiterek, biliçlendirerek ve ona insanlık ülkülerini aşıyarak " insanın üretken ve verimli çalışmasına neden olacak " bir " Yeni Dünya Düzenidir." Aslında şu anda bunun arayışı içindedir. Din, dil, ırk ve köken farkı gözetilmeden insanların sağlıklı bir çevrede sağlıklı ve verimli ürtim araçları ile üretimlerini sürdürebileceği ve sağlıklı , mutlu yaşayabilecekleri bir dünya düzenidir.
* Avrupada Birleşik Devletinin Doğması :
1950 yılında Schumann 'ın Avrupa Kömür ve Çelik Birliği Oluşurma Planı ve bunun Nisan 1951 yılında sözleşme imzalanması ile gerçekleşmesi AT'in ilk temel taşı olmuştur.
1957 yılında da Roma'da Avrupa Ekonomik Topluluğunun ve Avrupa Atom Birliğinin kurulması ve sözleşmenin 1.1.1958 'de yürürlüğe girmesi ile ileriye doğru bir büyük adım daha atılmıştır.
1968 yılında 6 Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkesi arasında gümrük birliğinin gerçekleşmesi.
1970 altı Avrupa Ekonomik Topluluğu ülkesi arasında ortak dış polika götürmenin başlangıcı olmuştur.
1973 'de İrlanda, Danimarka ve İngiltere AET'ye girmiştir.
1979 yılında Avrupa Para Birliği Sisteminin kurulması gerçekleşmiştir. Aynı yıl Avrupa Parlementosunun doğrudan seçimle oluşturulması sağlanmıştır.
1981 yılında da Yunanistan 10. üye olarak AET' ye girmiştir.
1984 yılında Avrupa Parlementosuna ikinci doğrudan seçim yapılmıştır.
1986 da İspanya ve Portekiz AET''ye girmiştir.
1987' de de AT de reformları gerçekleştirebilmek için Avrupa Birliği yasaları yürürlüğe girmiştir.
1989 'da da Avrupa Parlementosuna üçüncü doğrudan seçim yapılmıştır.
1990 da Ekonomik ve para birliğinin ilk kademesinin gerçekleştirilmesi başlamıştır.
3 Ekim 1990 da Almanyanın birleşmesinden dolayı da Demokratik Almanya Cumhriyeti de AT'ye girmiş olmuştur.
14-15. Aralık 2001 Laaken AB Üst düzey Başbakanlar toplantısı Türkiye ye yeni bir ufuk açmıştır. Artık Türkiye de AB -Anayasası oluşmasında söz sahibidir. Her ne kadar oy hakkı yoksa da. Atatürk devrimlerinin tamamlanmasında çok büyük bir katkıda bulunacaktır. 50 yıldır geciktirilen devrimler yeniden ivme kazanacaktır.
11 Eylül de New York da ikiz kullere hunharca islamlık adına saldırı, dünyada insanların islamiyete ve Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyetine bakış açısını değiştirmiştir. İslam Dünyası için Türkiye bu yapısı ile en iyi örnek ülkedir.
AB ülkelerinin şu andaki yaklaşık nufusu 340 milyon civarındadır. Ve bu Türkiye dahil diğer ülkelerin girişi ile de çok daha fazla olacaktır. Türkiye de AB nin yaptırdığı AB-Barometre çalışmasına göre nufusumuzun %68 zi AB için EVET demiştir. Bu çok iyi bir sonuçtur. AB sadece bir ekonomik topluluk olmayıp aynı zamanda ortak politik ideallerde, demokratik değerlerde, birleşen bir devletler topluluğudur.
Avrupa Birliği Avrupa Parlementosu, AB Bakanlar Kurulu, AB Komisyonu, AB Devlet Başkanları, Başbakanları Kurulu, Avrupa Mahkemesi gibi kurum ve kuruluşlardan oluşmaktadır. Avrupa Parlementosunda 518 doğrudan seçilmiş milletvekilleri bulunmaktadir.
01.01.1993 tarihinden itibarende AB ülkeleri tek pazar haline gelecek ve tüm engeller, duvarlar, sınırlar kalkacak.
EUREKA Avrupa Araştırma ve Teknoloji Programı uygulanmakta ve Çevre Koruma konusunda da AB ülkeleri işbirliği yapmaktadırlar. Ortak tarım politikası, ortak ticaret politikası, ortak bölgesel ve sosyal politikalar uygulanmaktadır.
Ortak para birimi olanEURO da 01.01.2002 den itibaren resmen piyasaya girecektir.
SOKRATES-ERASMUS gibi programlarla da AB ülkeleri gençlerinin, bilim adamlarının kaynaşması , birbirlerine yakınlaşması hedeflenmiştir.
* AB Kapısında Bekleyenler (Gözlem,3-9.8.1992):


KaynakPDF
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: doc ekoloji_01.doc (386,0 KB (Kilobyte), 77x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bütünsel, çevre, yaklaşımla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:15 .