Nüve Forum


Bölgelere göre tarih hakkinda Genel Afrika Tarihi ile ilgili bilgiler


Afrika Afrika; Yunanca (A-Frigi) kökünden gelmekte olup, sıcak memleket anlamına gelmektedir. Dünya nufusunun %10***8217;u burada yaşamaktadır. Dünya üretiminin ancak %2***8217;si burada üretilmektedir. Dünya***8217;da nufus yoğunluğu 24 iken, Afrika***8217;da 10***8217;dur. (yani

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.08.07, 20:45
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Genel Afrika Tarihi

Afrika
Afrika; Yunanca (A-Frigi) kökünden gelmekte olup, sıcak
memleket anlamına gelmektedir. Dünya nufusunun %10***8217;u burada
yaşamaktadır. Dünya üretiminin ancak %2***8217;si burada üretilmektedir.
Dünya***8217;da nufus yoğunluğu 24 iken, Afrika***8217;da 10***8217;dur. (yani tenha bir
kıtadır.) Nufus artış hızı yüksektir. Ulusal gelirin %70***8217;i tarımdan
elde edilmektedir. Okur ***8211; Yazar bilmeyenler çoğunlukta olup %90***8217;dır.
Nufusun %53***8217;u animist, %26***8217;sı Müslüman %20***8217;si hristiyandır.

Afrika***8217;daki Toplumsal Yapı
1919***8217;da La Pansee dergisinde yayınlanan bir makalede Catherine Asya
tipi üretim tarzı ile Afrika tipi bir üretim tarzına benzer ve
farklı yönlerini belirtmektedir.
Benzer yönleri şunlardır:
Her iki üretim biçimi de köy topluluklarının kolektif üretimine
dayanır.
Her ikisinde de devlet vardır ve devlet bir takım insanları
sömürür.
Her ikisinde de toprakta özel mülkiyet yoktur.
Her ikisinde de izlenen gelişme yolu Batı***8217;da izlenen yol değildir.
Farkları ise
Asya***8217;daki rejim biçimlerinde devlet genellikle bir despotluk
biçimidir. Afrika***8217;da ise devlet çok zayıf bir örgüttür.
Asya***8217;daki devlet, büyük bayındırlık işlerine girişmiştir.
Kanallar, surlar, kuleler yapmıştır. Afrikadaki devletin yaptığı
işler çok sınırlıdır. Devlet hiç böyle büyük işlere girişmemiştir.
Asyadaki devlet doğrudan doğruya üretimden pay almıştır. Afrika***8217;daki
devlet ise üretimi hiç kontrol etmemiş, yalnız ticaretten kendinden
pay çıkarmıştır.
Koca Afrikada bugün iki sistem çekişme halindedir.
Batı Emperyalizmi (Avrupa ***8211; ABD ve Hristiyanlık)
İslam
Afrikadaki toplumsal dualizmi de şunlardan oluşmaktadır.
Köy ***8211; şehir dualizmi
Kabile - Millet dualizmi
Kapalı ***8211; açık (gelenek ***8211; modern) toplum dualizmi

Çağdaş Afrika toplumlarının ortak özellikleri şunlardır.
Millet ile toplum farklıdır.
Davranış ve idealler farklıdır.
Toplum kendini yabancı hissetmektedir.
Toplum kendini yapay ve zorlanmış hissetmektedir.
İç ve dıştan gelen çeşitli devletlerden sonra uluslar arası
kuruluşlardan büyük firma ve çok uluslu şirketlerden gelmektedir.
Afrikada kölecilik, sömürgecilik, yani sömürgecilik ve kapitalizm
devlet üzerinde büyük baskılar oluşturmuştur. Afrika***8217;da devlet
üzerinde oluşturulan doğrudan veya dolaylı baskı çeşitleri
şunlardır.
Askeri baskı
Siyasi baskı
Kültürel baskı
ü Beyin Göçü
ü Siyasi Propaganda
ü İhtiyaçların reklamların belirlenmesi
ü Genç seçkinlerin burslar kanalıyla dejenere edilmesi
ü Kültürel merkezlerin ele geçirilmesi
ü Okul programları
ü Okul kitapları
ü Aşırı yabancı salgını ve asimile
İktisadi (Ekonomik) baskı
Afrika***8217;da hükümet darbeleri oldukça çok olmaktadır. Bazı dönemlerde
dört yılda 16 tane
Afrika***8217;daki Sosyal ve siyasal sorunlar da şunlardır.
ü Çok sayıda küçük devletlerin varlığı
ü Birbirine rakip milletler
ü Gümrüklerde yetersiz koruma tetbirleri
ü Farklı para sistemi (Frank, dolar, liret, eskodo, peseto,
sterlin gibi) Bu kadar çok para sistemi bağımlılığı artırdığı gibi
kıta içi ticareti de engellemektedir.
ü Üretimde yetersizlik ve dalgalanmalar
ü Arka arkaya gelen hükümet darbeleri
ü Paradaki istikrarsızlık
ü Afrika içi ticaretin az ve önceden parsellenmiş olması
ü Dillerin çokluğu (800 diyalektik, 4 dil ailesi, 20 dil grubu)
ü Aşırı büyümeye uğrayan şehirler
ü Parazit bir üçüncü sektörün gelişmesi
ü Aşırı işsizlik
ü Burjuva mahalleleriyle, fakir insan arasındaki aşırı tezat[1]

Afrika Tarihi
Afrikayla ilglii ilk bilgileri Hredot tarihinden
öğreniyoruz. O, Mısır***8217;a gelmiş, Libya***8217;yı gezmişti. Mısır için;
Mısır***8217;da görülecek öğrenilecek şeyler, diğer bütün ülkelerden daha
çoktur diyordu. İslam bilginlerinden Afrika ile ilgili ilk bilgi
aldığımız kişi de, Mesudi, İdrisi, İbn-i Batuta ve Evliya
Çelebi***8217;dir.
1964***8217;de bir Afrika tarihini yazan UNESCO bu tarihi beş bölüme
ayırmıştır. Bu bölümler;
İslamiyetten önce
Vll.yy***8217;dan xvl.yy***8217;a kadar
l6.yy***8217;dan 19.yy***8217;a kadar
Sömürgecilik dönemi
ll. Dünya savaşından sonra Afrika

Afrikadaki Bazı Tarihi Devletler
İslamiyetten öncede Afrika***8217;da bazı büyük devletler vardı.

ü Habeşistan***8217;daki Aksum Krallığı MS:4.yy***8217;da hristiyan oluyor.
Afraka***8217;daki hristiyanlığın yerleştiği ilk ülke burasıdır.
ü Sudan***8217;da Kuş krallığı bulunmaktadır.
ü MS:790-1070 Gana İmparatorluğu
ü 1235***8217;de Mali Devleti
ü Xl.yy***8217;da Sudan***8217;da Songoy imparatorluğu
ü Xll.yy***8217;da Kongo krallığı


16. Yüzyıla Kadar Kuzey Afrika
Müslümanların Afrikayla ilk temasları 647 yılında halife
hz. Ömer döneminde oldu. Halife hz. Osman ise Abdullah b. Sad***8217;ı
Afrika seferi için gönderdi. Kuzey Afrika***8217;nın ilk gerçek Müslüman
fatihi Ukbe b. Nafi el-Fihri***8217;dir.(1667-1664) merkezi askeri
karargahı olan Keyravanı kurmuştur.
Emeviler, Afrika***8217;ya Musa b. Numan***8217;ı gönderdiler. (710)
Musa b. Nusayr, bu bölgeleri İslamlaştırdı. 800 yılında bir Arap
devleti olan Aglebiler kuruldu. Daha sonra İranlı bir göçmen
tarafından bir harici devlet olan Rüstemiler kuruldu. Fasta***8217;da İdris
Şerifi İdrisiler devletini kurdu.
1045 yılında Murabitun hareketi meydana geldi. Batı
sahradan Fas***8217;a göç ettiler. Dini bir hareket oluşturdular. Abdullah
b. Yasin adındaki bir alim bu hareketin başına geçti. Fas***8217;ı ele
geçirip, islami mücadele yaptılar. Merakeş şehrini kurdular.
1118-1119 yılında Muvahidun hareketi ortaya çıktı.
Muhammed b. Abdullah b. Tümert tarafından (islami tebliğ ve yayma
amacıyla) ortaya çıktı. 1145 yılında Murabıt ordusunu yendi.
1152-53***8217;de orta Mağribi ve 1160 yılında Kuzey Afrika***8217;yı ele geçirdi.

İslamiyet***8217;in Afrika***8217;da Yayılışı

İslamiyetin Afrikada yayılışı sufilerin ve tüccarların
yardımıyla olmuştur. Bunların samimiyetini gören zenciler, kısa
zamanda Müslüman oluyorlardı. Onlar, insanları seven, hoşgörme,
kardeşlik, yardımseverlik gibi ilkeleri vurguluyorlardı. İslam
davetçilerinin yaptığı ilk iş, mescid yapmak, okul açmak, zencilerle
evlenmek ve köle satın alıp azat etmektir.
Araplar, zencileri hor görmüyor, onları da kendileri
gibi görüyor ve evleniyorlardı. Fakat Avrupalılar, zencileri hor
gördüklerinden, onlarla kesinlikle evlenmiyorlardı. Müslüman
davetçiler, adalet, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, ırkların eşitliği
gibi temalarını vurguluyorlardı. İslamiyetin kendilerini
kucakladığını gören ve ırk ayırımı da yapmadığını anlayan zenciler,
Müslümanlığı benimsiyorlardı. Onlar, zenci ırkını hakir görmedikelri
için, islamiyeti bir zenci dini ve hristiyanlığı da beyaz dini
olarak telaki ediyorlardı. İslamiyet, fetih ve gaza ile değil,
ticaret yoluyla Habeş, Somali ve Sundan***8217;da kısa zamanda yayıldı.
İslamiyet, Afrikada iki kolda yayılmıştır. Senegalden de geçip,
sahil boyu giden fetih kolu diğeri ise; Afrika***8217;nın kuzeyinden
başlayıp, vaha ve sahralardan Güney***8217;e, Sudan***8217;a kadar ulaşan ticaret
yoludur.
George Carpenter Günümüz Afrikası adlı eserinde,
İslamiyetin Afrikalılara getirdiği ve üstünlüklerini şöylece
sıralamaktadır.
İslamiyet, birlik bilincini güçlendirmekte, toplumdaki bireylerin
gönüllerini birbirleriyle ısındırmakta, renk ve ırk ayırımını hiç
taşımamakta, herkese kardeşlik ruhunu vermektedir.
İslamiyet, Allah***8217;ın varlığına, birliğine, kuvvetçe kurret sahi
olduğuna ilişkin bilinci güçlendirmektedir.
Sabır, nefse hakimiyet, izzet-i nefs, şeref ve haysiyet bilincin
sahip olmayı teşvik etmektedir.
İslamiyet, Arapçayı Kur***8217;an dili olarak tüm Müslümanlar arasında
evrensel bir dil haline getirerek artık bir kültür oluşturmaya
çalışmaktadır.
Müslümanların Afrikayla ilk temazları 647 yılında Hz. Ömer zamanında
oldu. Kuzey Afrika***8217;nın ilk gerçek Müslüman fatihi Ukbe b. Nafi***8217;dir.
Burada Keyrevan***8217;ı kurmuştur. Emeviler buraya daha sonra Musa b.
Nusayr***8217;i göndiler. Busa b. Nusayr, buraları İslamlaştırdı.
800 yılında Arap sülalesi olan Aglebi***8217;ler devleti kuruldu. İranlı
bir göçmen tarafından Taherti***8217;nin bitişiğindeki topraklarda
Rustemilere ait bir Harici devlet kuruldu. Fas***8217;ta da İdrisiler
devleti kuruldu.
1045 yılında Murabitun hareketi oldu. Batı Sahra***8217;dan göç ederek
Fas***8217;a kadar geldiler. Dini bir hareket oluşturdular. Abdullah b.
Yasin adındaki bir alim bunları eğitip Fas***8217;ı ele geçirip, İslami
mücadele yaptılar.

Afrika***8217;nın Avrupalılarca Tanınması
Portekizlerden denizci Henry adıyla bildiğimiz Dom
Henrique, beş aşamada Afrika içlerine hareket etmişlerdir. Maderia
adalarını, Bojador Burnu, Gine Körfezi, Porto Santo, Beyaz Burun,
Yeşil Burun, Senegal ve Gambia***8217;ya ulaşmıştır.
1487 yılında Lizbon***8217;dan yola çıkan Bertalmi Diyaz***8217;da Afrika***8217;nın
güney batı ucuna ulaşmış ve aşırı fırtına nedeniyle buraya
fırtınalar burnu adını vermiştir. Fakat Portekiz kralı bu adı Ümit
Burnu olarak değiştirmiştir. Vasco do Gama***8217;da 1497 yılında yola
çıkmış ve Mozambike ulaşmıştır. Mozambikte kendisen sıcak ilgi
gösteren kralın Hindistan yolunu bilen üç klavuz vermesiyle 15 Ekim
1498 yılında Hindistan***8217;a ulaşarak, deniz yoluyla Hindistan yolunu
keşfederek, Hindistanın sömürülmesinin yolunu açmıştır. Böylece
Afrika***8217;nın çevresini dolaşan ilk kişi olmuştur.
1749 yılında Michel Adanson, Seneagal ve Gambia***8217;da 5 yıl süren
araştırmalar sonucu, Batı dünyasına biyoloji ve zooloji konusunda
Afrikaya özgü ürünler sunmuştur. Afrika***8217;yı tanıma adına batılılarca
19. yüzyılın sonuna kadar yüzlerce gezgin, gazeteci, bilim adamı ve
denizci gönderildi. Bu çalışmalar sonucunda Avrupa***8217;ya binlerce yazı,
harita, kroki ve araştırma gönderilmeye başlandı. Bunların çabaları
sonucu Afrika artık batılılar için bilinmez bir yer değildi. Artık
sıra Afrika***8217;yı istila etmek ve sömürgeleştirmeye gelmişti.

Afrikada Kölecilik ve Sömürgecilik

Afrika***8217;nın sömürgeleştirilmesi gayet kısa bir sürede
oluştur. O kadar ki; 1870***8217;de Afrika***8217;nın ancak biri sömürge iken
1890***8217;da ise sömürge olmamış bölüm ancak onda biri kadar kalmıştır.
15.yy***8217;dan itibaren Portekizler; Angola ve Mozambik
kıyılarını el geçirirken, Hondalılar da Güney Afrika kıyılarına
yerleşmeye başlamışlardı. Fransıtlar ise 16.yy***8217;dan itibaren batı
Afrika kıyılarına Senegal***8217;den itibaren Afrika***8217;ya girmeye
başlamışlardır. İngilizler ise Gine Körfezi kıyılarına
yerleşmişlerdir.
Avrupa devletleri, Afrika içlerine iklim ve coğrafi
koşullar nedenleriyle girmeye cesaret edemiyorlardı. Fakad daha
sonra coğrafi keşiflerin, Afrika***8217;nın içlerine kadar girip sözde
bilimsel keşifler yapması üzerine, devletler, kendilerinden daha bir
emir olarak içlere nufuz etmeye başladılar. Afrika kıyılarından
herhangi bir yeri işgal eden Avrupa devletleri, iç kısımlarında
kendisine ait olduğunu ilan ediyordu. Bu da çeşitli anlaşmazlıklara
neden oluyordu. Bunun üzerine 1885***8217;de Berlin***8217;de toplanarak ***8220;Berlin
Senedi***8221; adlı bir belgeyi imzaladılar. Bu sened sömürgecilikte ***8220;fiili
işgal***8221; perensibini kabul ediyordu. Yani Afrika***8217;da bir toprak işgal
edilmedikçe, orasına sahip olunamıyacaktı. ***8220;Fiili İşgal***8221; pensibi
Afrika***8217;ya hucumu daha da arttırdı.
Avrupa***8217;lıların Afrika***8217;daki çıkarları ise şunlardır.
Altın Madenleri
Baharat
Köle Ticareti
Amerika***8217;nın keşfinden sonra burada çalıştırılmak üzere önce
Portekizliler, sonra Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar
Afrika***8217;dan insanları esir alıp, köle olarak Amerika***8217;ya
götürüyorlardı. İlk sömürgeleştirilen ülkeler ise XVl.yy***8217;da Mozambik
ve Angola Portekiz sömürgesi oluyor.
Köle ticareti Afrika***8217;yı çökertmiş, şehirlerin
boşalmasına devletlerin yıkılmasına neden olmuştur. 1873 Avrupa
Ekonomi krizinden sonra burası bir Pazar oluyor. 1884***8217;de Avrupalı
devletler bu durumu birbirlerine kabul ettiriyorlar. Afrika
topraklarının Avrupalılar tarafından hoyratça kullanılması üzerine
toprak çoraklaşıp, verimsizleşiyor.
Misyonerler ve emperyalistler tarafından sürekli olarak
köleliğin Müslüman Araplardan kaynaklanan bir düzen olduğunu
vurgulamaktadırlar. Birçok resmi binalarda dev resimlerde
birbirlerine bağlı zenci köleleri götüren bir arap tasvir
edilmektedir. Diğer resimlerde ise bu zinciri çözen bir Avrupalı
çizilmiştir.
Avrupalıların köle ticaretiyle Afrikadan genç nüfusun
azalmasına neden oldu. Aynı zamanda buraların işgalini
kolaylaştırdığı gibi, fakirleşmelerini de sağladı. İkinci dünya
savaşından sonra Avrupa Afrika kıtasını tek tip tarıma zorladı.
Örneğin; Nijerya Pamuğa ayrılırken, Uganda Kahve, Senegal yer
fıstığı üretmeye zorlandı. Bu da, Afrika***8217;nın kendi kendine
yetmemesine neden oldu.


Afrika***8217;nın Paylaşılması

4 Ağustos 1890 yılında Londra***8217;da İngiltere ile Fransa
arasında Batı Afrika***8217;nın bölüşülmesini öngören bir anlaşma yapıldı.
Böylece Almanya***8217;nın bölgeye sokulması bu iki devleti bir anlaşmaya
götürdü. 8 Nisan 1904 yılında İngiltere ile Fransa arasında Etente
Cardiale (dostluk ve ittifak) adı verilen bir antlaşma yapıldı.
Böylece Fransa, İngiltere***8217;nin Mısır üzerindeki, İngiltere***8217;de
Fransa***8217;nın Fas üzerindeki haklarını tanıyıp aralarındaki
anlaşmazlıklara son verdiler.

a)İngiltere***8217;nin Afrika***8217;daki Sömürgecilik Politikası
1815 yılında Cope Colonge, 1882***8217;de Mısır***8217;ı 1889 yılında
Rodezya, 1890***8217;da Kenya, 1891 yılında Nyasalan, 1894 yılında
Uganda***8217;yı işgal eden İngiltere, Nil nehrinin bütünlüğünü korumak
bahanesiyle, güney***8217;e inip Sudan***8217;ı ele geçirmek istedi. Fakat
buradaki Müslüman halkın silahlı savunmasıyla karşılaşıp iki defa
yenilgiye uğradı. Bir süre Sudan sorununa ara verdikten sonra
1895-96***8217;da daha güçlü bir saldırıyla, Sudan***8217;ı işgal etti. Böylece
Mısır***8217;dan Cape Town***8217;a kadar olan bölümü işgal etti.

b)Fransa***8217;nın Sömürgecilik Faaliyetleri
Fransa, Afrika***8217;daki sömürgecilik faaliyetlerine
Batı-Doğu istikametinden hareket etmiş ve 1880 yılında Senegal***8217;i
işgal ederek, buradan Afrika***8217;nın içlerine girmeye başlamıştır.
1870 yılında Fransa***8217;nın elinden Alsace Lorian***8217;ı alan Bismark,
Fransa***8217;nın herhangi bir intikam saldırısına meydan vermemek için,
onu Tunus***8217;u alması için teşvik etmiştir. 1878 yılında Kıbrıs***8217;a
yerleşen İngiltere***8217;de, Kıbrıs karşılığında Tunus konusunda Fransa***8217;ya
onay vermişti. Bunun üzerine 1881 yılında Tunus***8217;u alan Fransa,
Almanya ile tekbaşına savaşamayacağını anladığından sömürgeciliğe
hız verdi. Zaten 1830 yılında Cezayir***8217;i almıştı. Bu sırada 1877-78
Osmanlı-Rus savaşının sarsıntısını taşıyan Osmanlı devleti, Fransayı
protesto etmekten başka yapacak başka bir şey bulamadı.
4 Ağustos 1890***8217;da Londra***8217;da İngiltere ile Fransa
arasında batı Afrika***8217;nın bölüşülmesini öngören bir anlaşma yapıldı.
Böylece Almanya***8217;nın bölgeye sokulması, bu iki devlti bir anlaşmaya
götürmüş oldu. Sömürgeler üzerindeki çatışma dünyayı bloklara ve bir
dünya savaşına doğru hızla sürüklüyordu.
Fransa Sudan***8217;a 1896 yılında girdi. İngiltere Almanya ile
arasındaki gerginlik yüzünden Fransa ile arasındaki bu çatışmayı 14
Haziran 1898 de ki anlaşmayla son verdi. Böylece İngiltere,
Fransa***8217;nın Senegalden Sudan***8217;a kadar olan sömürgelerin kabul etti.
Fakat İngiltere Yukarı Nil havzasını da ele geçirmek isteyince
tekrar araları açıldı. Bunun üzerine Fransa***8217;nın istediğiyle de 21
Mart 1899***8217;da yeni bir sözleşme yapıldı. Bununla da İngiltere ve
Fransa Kuzey Afrika***8217;daki nüfuz alanlarını saptadılar ve aralarındaki
anlaşmazlığa son verdiler.
8 Nisan 1904 yılında İngiltere ile Fransa arasında
Etente Cordiale (Dostane İttifak) adı verilen bir anlaşma yapıldı.
Böylece Fransa, İngiltere***8217;nin Mısır üzerindeki İngiltere***8217;de
Fransa***8217;nın Fas üzerindeki haklarını tanıyıp aralarındaki
anlaşmazlıklara son verdiler.

c)Almanya***8217;nın Sömürgecilik Faaliyetleri
Almanya; Togo, Kamerun, Güney-Batı ve Doğu Afrika
toprakları ile Yeni Gine***8217;yi ele geçirdi. 1885 yılında İngiltere***8217;de
bu durumu kabul etti.

d) İtalya***8217;nın Sömürgecilik Faaliyetleri
İtalya***8217;da sömürge elde etmek istiyordu. Onunu gözüde
Tunus***8217;ta idi. Fakat Tunus***8217;u Fransızlara kaptırınca, sömürgeçilik
için kendisine büyük Avrupa devletlerinden destek aramaya başladı.
Bunun için de Almanya ile anlaştı. Bu anlaşmaya İtalya, Fransa***8217;nın
saldırısın uğrarsa Almanya, İtalya***8217;nın yanında yer alacaktı.
İtalya***8217;da Eritre ve Somali***8217;yi almıştı. 1896 yılında
Habeşistan***8217;ı da almak istediyse***8217;de başarılı olamadı. Fakat daha
sonra 1911 yılında Libya***8217;yı işgal edecek ve 1912 Uşi antlaşmasıyla
burayı Osmanlı Devletinden alacaktır.

Afrika***8217;da Sömürgeciliğin Sonu
1945 yılına gelindiğinde birçok sömürge ülkeleri
bağımsızlıklarını kazanmışlardı. Bunun nedeni de, ikinci dünya
savaşında çeşitli Avrupa devletleri arasındaki savaşlar ve ulusların
özgürlüğü düşüncesiyle tanışarak ülkelerine dönmeleri veya Avrupa***8217;da
eğitim görmüş kişilerin ülkelerine dönerek özgürlük bilincini
geliştirmeleridir.
















SÖMÜRGECİLİĞİN YARDIMCI KOLLARI


1- Siyonizm

İsrail, birkaç yıl içinde Afrika ülkeleriyle siyasal, kültürel,
askeri ve ekonomik sağlam ilişkiler kurmayı başarmıştır. Böylece
Afrikanın Kızıldeniz***8217;e kadar uzanan bölümünü etkisi altına almıştır.
Siyonizm, bütün ülkelerde sinsice çalışmakta ve özellikle devlet
yöneticilerini ve aydınları elde etmeye uğraşmaktadır. Böylece bütün
Afrika devletleriyle ilişkiye girmekte ve orada kurduğu örgütlerle
sömürü ağını güçlendirmektedir. Bu duruma karşı çıkan Müslüman
aydınları öldürmekten çekinmemektedir. Nitekim zengibar katliamında
siyonizmin parmağı bulunmaktadır. Özellikle devrim sonucu kurulan
Afrikalı devletler, hemen İsaril ile ilişkile geçmektedirler.
İsrailin Afrakia***8217;da etkinliğini artırmak için uyguladığı
yöntemlerden bazıları da şunlardır;
a) Afrikalı bakan ve yöneticileri sık sık ülkelerine davet
etmektedirler.
b) Hükümetlerin yapmayı arzuladıkları projeler için hizmet
sunmaktadırlar.
c) Afrika ülkelerinin milletvekilleri çoğu kez kısa süreli
seyahat veya kurslar için İsrail***8217;e çağrılmaktadır.
Hadaratül İslam dergisine göre; ***8220;İsraili yaşatanın Afrikalı
devletler olduğunu, Afrikalı devletin batılıların baskısıyla İsraile
kapılarını açtığını ve İsarilin dünyada tanınmasını sağladıklarını,
en önemlisi de Arapların İsrail etrafında kurmuş oldukları sedin
kırılmasını sağladığını ve böylelikle İsarilin ayakta kalmasına
neden olduğunu belirtmektedir. Tabiki İsrailin planını bozacak tek
gücün İslam olduğun gördüğünden, bütün amaç ve enerjisini de islamı
Afrikada yok etmektir. Ayrıca, kendisinin Asya ve Afrika dünyasının
tarihi, coğrafi ve realite bakımından kopmaz bir parsçı olduğunu
Afrikalı liderlerin kafasına yerleştirmek amacıyla özel yöntemler
izletmedir. İsrail bunun için şu yöntemleri izlemiştir.
a) Afrika ve Yahudi milletlerinin ruhi ve tarihi
açıdan aynı tecrübeden geçtikleri fikrini pekiştirmektir.
b) Tüm Afrika devletleriyle ilgili olarak İrsali***8217;in
vazgeçilmez parlak tecrübelere sahip olduğunu önemle vurgulamak***8230;
c) İsrail***8217;in Afrikayla ilişkilerinde siyasal
tutkulardan uzak olduğunu vurgulamak. Bu nokta İsrail için bir Pazar
avantajı sağlamaktadır.
d) Ortadoğuda Barışın gerçekleştirilmesinde Afrika***8217;nın
oynamakta olduğu rolün önemini vurgulamkatadır.
İsrail 1968 yılına kadar toplam 38 olan Afrika devletlerinden 31
tanesiyle diplomatik ilişkiler kurmuş, 29 tanesiylede ilişkiler
elçilik düzeyindedir. Afrikada Yahudi azınlığın sayısı ise 1965
yılına kadar 501.680 kişi civarındadır.
İsrail, Afrikakada kendi yandaşları olan kişilerin
iktidara gelmeleri için de kesenin ağzını sonuna kadar açmıştır.
Nijerya***8217;da batı yanlısı Duya Faimi Oulo***8217;nun seçimi kazanması için
5.000.000 cüneyhten fazla para harcamıştır.
Kango***8217;da Yahudiler güçlü şirketler kurmuşlar eğitim
sektörüne de el atmışlardır. Kongo***8217;daki Yahudiler tarafından
hazırlanan bazı haritalarda İsrail devletinin sınırı Fırat***8217;a kadar
ulaşmaktadır. İsrail, Afrikalı devletlerinin ordusuna da el atmış ve
bir çok subayın eğitimini üstlenmşitir. Ugandalı 15 Subay ve 5
askeri polotu eğitmiş, Uganda ordusunun bir birliğinde İsrail***8217;de
eğitim görmüştür.
Çad***8217;da ise kurulduğundan beri, Cubhurbaşkanlığını
sürekli gayri Müslimlere vermeye çalşımaktadır batılılar. Ayrıca 16
bakanlıktan 8***8217;i müslümanlar***8217;a ve 8***8217;i gayri Müslimlere aittir. Fakat
bu Müslümanlara yapılmış bir haksızlıktır. Çünkü Müslüman nüfusu
2000.000, Gayri Müslim nüfus ise 800.000***8217;dir.
1963 mart ayında İsrail elçisi Çad***8217;a gelir. Çad***8217;lı
müslümalar öfke gösterisinde bulunurlar. Adalet bakanı, dışişleri
bakanı ve baş yargıçla görüştüğünde kendisi soğuk karşılanır. Etesi
gün cumhurbaşkanıyla görüşüp durumu anlatır. Cumhurbaşkanı onu
teselli eder. Daha sonraki günlerde Cumhurbaşkanı, adalet ve
dışişleri bakanları ile baş Yargıç ve bir çok önde gelen Müslüman
aydını tutuklatır. Dışişleri ve baş Yargıç vatandaşlıktan çıkartılıp
yurt dışına sürülür. Diğerleri ise 15 yıl hapis cezasına çarpıtılır.
Ülke iyice karışmaya başlamıştır. Birçok Müslüman tutuklanıp idam
edilir. Bu olay hala sürmekte ve günümüz Çad***8217;daki huzursuzluğun
nedeni olmaktadır. Son olarak Fransa***8217;da 1987 yılında olaya karışmaya
başlamıştır.
İsrail, Eritreye 40 kadar subayını göndererek, Etyopya
askerlerini gerilla savaşına karşı eğitmekte ve böylece Eritreli
Müslümanlara karşı örgütlemektedir.
1966 yılında Habeşistan hükümeti İsrail***8217;e pamuk ekimi
için 500.000 dönümlük araziyi hediye etmiştir. Eritre dağlarında ve
nehir kıyısında bulunan bu son derece verimli arazi Müslümanlardan
zorla alınmıştır. Arıca, İsrail***8217;in koyunculuk ve arıcılık ile
uğraşan bir şirketine de Eritre topraklarında 200.000 dönümlük bir
arazi bağışlanmıştır. Bunu dışında İsrail, Eritre kıyılarında
balıkçılık yapmakta ve bunun karşılığında da hiçbir gümrük veya
ücret ödememektedir.
Etyopya hükümeti 1967 Arap-İsrail savaşında İsrail***8217;e
15.000 baş sığından oluşan acil gıda yardımını gönderiyor. Amerika
da 19 Haziran 1967 tarihli gazetelerdeki haberler ***8220;İsrail***8217;in
ortadoğuda muzaffer olması, Etyopya***8217;nın ve diğer Afrika boynuzu
ülkelerinin çekmekte oldukları bölgedeki batı ülkelerinin yardımı
sağlamıştır.***8221; [2]

2- MİSYONERLİK

Ortodoksluk ve Katoliklik olmak üzere, her iki kanadıyla
misyonerlki eylemi, eski ve yeni şekliyle sömürgecilikle atbaşı
gitmektedir. Misyonerliğin sömürgeciliğe elverişli bir zemin
kazandığı, önündeki engelleri ortadan kaldırdığı bilinen bir
gerçektir. Misyonerlik kendisine düşen rolünün bir gereği olarak
emperyalizmi de kapsamlı bir şekilde koruyucu kanatlarının altına
alarak onu yüreklendirmiştir.
Misyonerlik, emperyalizme lojistik destek ve yetişmiş
insan katkısı sağlamıştır. Çünkü misyonerler, dünyanın her yerine
ulaşmışlardı. Gittikleri yerlerin dilini, kültürünü en iyi şekilde
öğrenmiş ve bu bilgilerini emperyalistlerin hizmetine sokmuşlardır.
Hatta, birçok batılı istihbarat teşkilatları, ihtiyaç duydukları
ajan ve yardımcıları misyoner teşkilatlarından devşirmişlerdir.
Misyonerlik ve emperyalizm şu çerçevelerde bir
işbirliğine gitmektedirler.
a) Her iki tarafın ortak bir plan çerçevesinde hareket etmesi
b) Barışçı bir hava ile ilişkilerinin sürdürülmesi
c) Her iki tarafın müşterek amaçlarına giden yolda engel
teşkile eden unsurları ortadan kaldırmak için beraberce çalışıp omuz
omuza vermesi

Şu bir gerçektir ki İslami hareketler emperyalistlerle misyonerlerin
çabalarına sed çeken büyük bir engeldir. Şöyle ki;
1. Eski sömürgecilik, Müslümanların direniş ve silahıyla
karşılaşmıştı. Çünkü İslam, düşmana karşı sürekli hazır bulunmayı ve
cihat öğretisini geliştirmişti. Ayrıca, küfrün tek bir millet olduğu
ve kafirlerden dost olunmayacağı tezini işlemektedir.
2. Afrikalılar, misyoner çalışmalarını şu veciz sözle ifade
etmektedirler. ***8220;önceleri biz toprağa sahiptik. Onlar (misyonerler)
ellerinde incili taşıyorlardı. Ama şimdi onlar toprağa sahip
oldular. Bizleri de ellerimizdeki incille baş başa bıraktılar.***8221;
3. Misyoner teşkilatları zengin devletlerden yardım
almakta ve güçlü bir parayla Afrikada hrisityanlağı yaymaya
çalışmaktadır. Buna karşılık, Müslümanların sunabileceği sadece
temiz bir iman ve saf bir kalp olmaktadır. Misyonerlerin elindeki
paraların onda biri Müslüman cemaatlerin elinde olsaydı Afrika,
boydan boya Müslüman olmuş olurdu.
Kongoda ilkokul müdürü George de Ward tarafından kaleme
alma ve ilk okul 6. sınıfları ile ortaokullarda okutulmakta olan
tarih kitaplarında, köle ticaretini Arapların yaptığını ve daha
sonra bu zenci köleleri Türkler ve İranlılara sattıklarını
yazmaktadır. Afrikalıların köleleştiğini gören Belçika Kralı Lepold
ll ve Kardinal la Figri bu işin üzerine eğilmiş ve zor kullanarak bu
sorunu halletme yoluna girmişlerdir. Kitapta, Papanın çağrısıyla
Belçika kralının Kongo***8217;yu köle tüccar Araplardan kurtarmak için ordu
gönderdiğini belirtmektedir.
Misyonerlerin Afrika***8217;daki programlarını şöyle
özetleyebiliriz.
1. Mümkün mertebe çok miktarda zenci rahip ve misyoner
yetiştirmek
2. Yeterlilik sahibi ve kendilerine güvenilir sayıda
ilahiyatçının siyasi ve medeni ilimlerde ihtisas sahibi olmalarını
sağlamak
3. Afrikalıların karakterleriyle uyuşmayan bazı dini konularda
esneklik ve rahatlık sağlamak
Özgür Afrika kitabının yazarı İhsan Hakkı, Pakistanda yayınlanan
***8220;el-müslümun***8221; dergisinde yazdığı bir yazıda Afrikalı hükümetlerin,
Müslümanların elindeki vakıfların gelir ve paralarını gasp ederek,
misyoner teşkilatlarına ve kiliselere verirken, diğer taraftan
Müslümanlar açlıktan ölmekte ve cesetleri kokmakta, buna rağmen
dinlerinden dönmemektedirler.
Güney Afrika***8217;da, Hollanda hükümeti hristiyanlığı yaymak uğruna bir
ele iki milyar sterlin harcamaktadır.
Afrika halklarının çoğunluğu Müslümanlardan oluştuğu halde,
yönetimleri azınlıkta olan hristiyanların elindedir. Örneğin Sierra
Leone devletinin nüfusunun %80***8217;i Müslümanlardan oluştuğu halde 22
kişiden oluşan bakanlar kurulunun 17 üyesini nüfusun %5***8217;ini
oluşturan hristiyanların elindedir. Bu yetmezmiş gibi, devlet
başkanı, başbakan, dışişleri, maliye ve Enformasyon bakanları da
hristiyandır.
Senegal %90, Sierra Leon %85, Orta Afrika Cumhuriyeti %70, Tanzanya
%50, Habeşistan %45, Çad %32, Yukarı Volta %32 müslüman oldukları
halde yönetimde söz sahibi değillerdir.
Misyonerler, hristiyanlaştırma için bir çok yerde okul, hastahane
kurmaktadırlar. Nijerya***8217;da ki 2.743 ilkokulun ve 72 lisenin dörtte
üçü misyonerlerin kontrolü altındadır. Misyonerler kendilerini
engelleyen Nijerya başbakanı Ahmedu bello***8217;yu 1966 yılında ailesi ile
birlikte bir süikast sonucu öldürdüler.
Nijerya petrolünü Shell ve BP şirketleri işleyerek yılda 300.000.000
İngiliz sterlini kazanıyorlardı. Ahmedo Bello***8217;nun öldürülmesi
üzerine Nijerya karışmıştı. Avrupa ülkeleri bölgedeki hristiyanlara
para ve silah yağdırıyordu. Portekiz 90.000.000 Sterlin, Siyonist
şirket Rot Shild bankası 6.000.000 setrlin bağışlamıştı. Fransa***8217;da
Hristiyanları destekleme haftası düzenlemişti. Vatikan ve Papa
gemilerle kaçak olarak silah gönderiyorlardı. Demek ki din ayrı,
siyaset ayrı safsatası Afrikada ve İslam ülkelerinde islamı yok
etmek için uydurulmuştu.
Nijerya***8217;daki Kuzey, Güney (yani Hristiyan-Müslüman) savaşında,
Hristiyan esirler arasında iki tanede İsrailli Subay bulunmuştu.
Yargılama sonucunda üzerlerindeki elbiseleriyle birlikte idam
edildiler.
Kongo***8217;da bir Müslüman çocuğu doğduğunda, kilisede vaftiz edilmesi ve
orada isim verilmesi mecburidir. Bunu yapmadığı takdirde, onu nüfus
kütüğüne kaydettiremez, eğitim haklarından yararlanamaz.
Kongo***8217;da 13.000***8217;den fazla Katolik misyoner kurumuna bağlı ilkokul,
Protestan misyonerlik okuluna bağlı 7.000 ilkokul varken Milli
Eğitime bağlı sadece birkaç yüz okul bulunmaktadır. Ayrıca,
misyonerlere bağlı yüzlerce lise, kolej bulunmaktadır. Misyonerler
Üniversiteleri de idare etmektedirler. 15.000***8217;den fazla çeşitli
Avrupa ülkesinden gelme misyonerler bulunmaktadırlar.
İngilizler, Ugandaya girdiklerinde ülkenin Müslüman yöneticilerini
azledip yerine hristiyan birisini getirmiş ve bir kanun da
çıkararak, hristiyanlardan başka kimsenin yönetici olamayacaklarını
belirtmişlerdir.
Misyonerler, çocuklar henüz anaokulu seviyesindeyken alıyorlar ve
onları hristiyan olacak şekilde eğitiyorlardı.
Mozambikte***8217;de Portezilerin İslamı yok etmek için şu yöntemi
kullanmışlardır.
İslami liderlere karşı, polis ve askeri güç kullanmak
İslami eğitim kuruluşlarını kapatmak
Arap dilinin konuşulmasını yasaklamak
Tüm eğitim faaliyetlerinin Potekizli Katolik misyonerler eliyle
yürütülmesi ve Mozambik müslümanların islam dünyasıyla
bağlantılarının kesilmesi
1940 yılında Mozambik ile Portekiz arasında yapılan anlaşmaya göre
tüm eğitim faaliyeti Portekiz Katolik kilisesine devr edilmiştir.
Ayrıca, bu anlaşma kanunlaştığından Müslümanların çocuklarını
okutmak için okul açmaları yasaklandı. Bunun dışında kanuna göre
Arapça etim yapmak suç olup, kanuni takibe yol açmaktadır. Eylül
1965 el-Müctema dergisine göre, bu kanunu ihlal eden birçok alim
tutuklanıp temerküz kamplarına sürülmüş, bazıları ise öldürülmüştür.
Habeşistan***8217;da misyonerlik okulları 100***8217;ü açmaktadır. Habeş
kilisesine bağlı 96 tane okul bulunmaktadır. Habeşistan hristiyan
okullarını tümündeki öğretmelerinin sayısı 3000***8217;i aşmaktadır.
Habeşistan halkının %60***8217;ını Müslümanlar oluşturmasına rağmen her
türlü haktan mahrumdurlar. Hiçbir devlet kademesinde görev
verilmemektedirler. Etyopya tarım alanın %90***8217;ı Kıpti kilisesinin
eline geçmiştir. Arapça öğrenimi yasaktır.
Amerika Birleşik Devletlerindeki Misyonerlik Araştırmaları
Enstitüsü Müdür T.H.P 1962 yılında yayınladığı bir eserinde,
Afrikayı hristiyanlaştırabilmeyi şöyle gerçekleştirebileceklerini
söylemektedir.
Kadınlarını açıp, açık ve transparan gezmelerini sağlamak
İhtilaller çıkarmak
Müslümanlarla hristiyanları birbirlerine düşürmek.
Kabileciliği geliştirmek[3]

Oryantalizm
Doğu bilimi araştırmaları da sömürgecilikle birlikte
başlamıştır. Sosyoloji, tarih, felsefe, ülkeler coğrafyası ve
özellikle antoropoloji, etnoloji ve etnoğrafya gibi bilimler de
Avrupa dışında olan ülkeleri, ***8220;ilkel***8221; kavim ve toplulukları birer
sömürge olarak tanımak, iç zaaflarını, yumuşak karınlarını tespit
etmek ve böylelikle bilimlerin ***8220;aydınlatıcı***8221; denetim altına almak
gibi salt askeri, politik ve ekonomik yararların elde edilmesi
sonucunu doğurmuştur. Napolyon***8217;un Mısır***8217;a çıkmasının hemen ardından
oryantalizmin görünür bir tırmanış göstermesi, 19. ve 20. yüzyıl
boyunca sürmesi kuşkusuz tesadüfi değildir.
Oryantalizmin sağladığı bilimsel lojistik destekle
giderek yayılma istidadı gösteren Avrupa sömürgeciliğinin
oryantalizme iki açıdan ihtiyacı vardır. İlki tamamen psikolojik;
diğeri her bu faktörün meşruiyet zemini üzerinde yükselen askeri,
politik ve ekonomik nedendir.
Oryantalizm, sömürgeyi yaptığı işten emin kılmıştır.
Hatta ona tarihsel bir misyon vermiştir. Batılı, temeldeki sömürgeci
tavrını, kendisinin ***8220;diğerleri***8221;nden farklı olduğuna bağlamıştır.
Batılı, doğuludan farklıdır. Dolayısıyla da üstündür. Üstün olanın
daha aşağı sevidekiler üzerinde tahakküm kurması, görünürde uygunsuz
değilse de, temelde ahlakidir. Çünkü bu ***8220;aşağı ve gerici***8221; seviyedeki
ilkel ve gelişmemiş kavim ve kabileler ancak batılının eğitici,
terbiye edici hakimiyeti altında yükselebilir, ilerleyebilir.[4]

Türkiye'nin Afrika Ülkeleriyle İlişkileri
Türkiye***8217;nin dıp politikasında en ciddi ihmale uğramış kıta
bağlantısı Afrika***8217;dır. Afrika kıtasına Osmanlılar Yavuz Sultan Selim
zamanında Mercidabık (1516) savaşıyla temasa geçmiş, 1517 Ridaniye
savaşıyla Mısır***8217;ı alarak aynı zamanda bir Afrika devleti de
olmuştur.
Türkiye***8217;nin Sahraaltı Afrika***8217;daki ilk Büyükelçiliği 1926 yılında
Addis Ababa***8217;da kurulmuştur. Addis Ababa***8217;daki Büyükelçiliğimiz, aynı
zamanda Etyopya***8217;da kurulan ilk Büyükelçiliklerden biri olma
özelliğindedir.
Siyasi atmosferin olumlu havasına rağmen, Türkiye ile Afrika
ülkeleri arasındaki ekonomik, ticari ve kültürel alanlardaki
ilişkiler ve işbirliği, coğrafyadan kaynaklanan uzaklık ve
iletişimdeki güçlükler nedeniyle henüz istenilen düzeye
ulaşamamıştır.
Sözkonusu durumu değiştirmek amacıyla oluşturulan ***8220;Afrika***8217;ya Açılım
Politikamıza***8221; işlerlik kazandırmak amacıyla 1998 yılında ***8220;Afrika***8217;ya
Açılım Eylem Planı***8221; uygulamaya konulmuştur. ***8220;Afrika***8217;ya Açılım Eylem
Planı***8221;, Türkiye***8217;nin Afrika ülkelerine yönelik uzun vadeli bakışını
aksettirmekte, Afrika ülkeleri ile işbirliğinin her alanda
güçlendirilmesini ve ilişkilerin geliştirilmesini hedeflemektedir.
***8220;Afrika***8217;ya Açılım Eylem Planı***8217;nın***8221; uygulanmaya konulmasından
itibaren, ikili ticaret hacimlerinde artış gibi somut neticeler elde
edilmiştir.
***8220;Türkiye***8217;nin Afrika***8217;ya Açılım Politikası***8217;nın***8221; 1998 yılında
başlatılmasını takiben ülkemizin 1994 yılında 784 milyon ABD Doları
olan Afrika***8217;ya yıllık toplam ihracatı, 2002 Ekim ayı itibariyle
1.323 milyar Dolara yükselirken; 1994 yılında 800 milyon Dolar
civarında olan ithalatı da 2002 yılının aynı döneminde 2.22 milyar
Dolar düzeyine ulaşmıştır. Türkiye***8217;nin Afrika***8217;daki ***8220;Barışı Koruma
Harekatlarına***8221; katılımı
Türkiye, Birleşmiş Milletler***8217;in Somali***8217;deki barışı koruma
harekatında üst düzeyde görev ve sorumluluk üstlenmiştir. Türk
Emniyet Teşkilatına bağlı birimler Kongo Demokratik
Cumhuriyeti***8217;ndeki BM misyonunda (MONUC) görevlendirilmişlerdir.
Türkiye, BM***8217;in Sierra Leone***8217;deki Barışı Koruma Misyonuna (UNAMSIL),
Angola***8217;daki Gözlem Gücüne (MONUA), Raunda Uluslararası Ceza
Mahkemesine, Orta Afrika Cumhuriyeti***8217;ndeki Misyonuna (MINURCA) ve
Batı Sahra Referandumu Misyonuna (MINURSO) finansal ve teknik destek
sağlamaktadır. Türk Kızılayı, Afrika Kıtasına yönelik uluslararası
yardım kampanyalarına katkıda bulunmaktadır. Bu gayretleri ile
Türkiye, Kıtada barış ve istikrarın sağlanmasında rol oynamaya
kararlıdır. [5]
***8220;Osmanlı Devleti***8217;nin Kuzey Afrika***8217;dan Büyük Sahra derinliğinde
kurduğu dini, kültürel ve ticari bağlar Afrika***8217;nın sömürgeciler
tarafından paylaşıldığı 19. yüzyılda anti-sömürgeci hareketlerin iç
dayanışmasına zemin hazırlamıştır. Batı Afrika***8217;da Senusi, Doğu
Afrika***8217;da Mehdi hareketlerinin anti-sömürgeci karakteri Osmanlı
Devleti***8217;nin sömürgecilik karşısındaki direncine paralel bir seyir
takip etmiştir. Asker sevkini yaparken bile güçlük çekilen
Trablusgarp***8217;ın devletin en bunamlı döneminde son denizaşırı askeri
harekat olarak cansiparane bir şekilde savunulması hala sürmekte
olan cihan ölçekli ve yakın kıta eksenli bir stratejik bilincin
sonucudur.
İstiklal savaşının anti-sömürgeci karakteri Afrika***8217;daki özellikle
Müslüman toplulukların ortak kader bilincini uyarmış ve daha sonraki
sömürge devrimlerinin ilk habercisi olarak heyecan uyandırmıştır.
Ancak, Afrika***8217;daki geniş-sömürge topralarının bağımsız devletler
haline dönüştüğü ll. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki dengeler ve çift
kutuplu uluslar arası ilişkiler yapılanması Türkiye-Afrika
ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiştir. Afrika***8217;daki gelişmelere
tümüyle ilgisiz kalmak veya bütün sömürgeci birikime rağmen hala
bakir kaynaklara sahip olan bu kıtayı bir geri kalmış ülkeler
topluluğu olarak görüp küçümsemek Türkiye ölçeğinde tarihi ve
coğrafi faktörlere sahip bir bölgesel güç için mazur görülemez bir
zaaf oluşturmaktadır.***8221;[6]

İbrahim Halil ER




Kaynak
20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Prof, Dr. Fahir Armaoğlu, T.İş Bankası
Kültür Yayınları
İlim ve Sanat Dergisi, Ömer Meriç
Prof. Dr. M. Holt, İslam Tarihi, Hikmet Yayınları,
Afrika Dramı, İmaduddin Halil
Sömürge Ülkelerinde Fikir Savaşı, Malik b. Nebi
Coğrafi Keşifler Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları
Rudolph, Peters, İslam ve Sömürgecilik,
8. Davutoğlu Ahmet, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları





[2] Rudolph, Peters, İslam ve Sömürgecilik, Ali Bulaç***8217;ın önsözü,
Nehir Yayınları, İstanbul 1989
[3] Halil, İmaduddin, Afrika Dramı, İnsan Yayınları, İstanbul 1985
[4] Rudolph, Peters, İslam ve Sömürgecilik, Ali Bulaç***8217;ın önsözü,
Nehir Yayınları, İstanbul 1989
[5] Dışişleri Bakanlığı sitesinden alınmıştır.
[6] Davutoğlu Ahmet, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, İstanbul
2004, sh:206-208
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
afrika, genel, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:10 .