Nüve Forum


Bölgelere göre tarih hakkinda Avrupa birliğinin tarihi ile ilgili bilgiler


Avrupa Birliğinin Tarihi birinci bölüm 1.1 avrupa***8217;nın bütünleşme tarihi Genellikle Avrupa toplulukları tarihinin başlangıç noktası olarak II. Dünya Savaşı***8217;nı izleyen yıllar alınmakla birlikte, bu fikrin temelini oluşturan ***8220;Avrupa Birliği***8221; yahut

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.08.07, 21:14
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Avrupa birliğinin tarihi

Avrupa Birliğinin Tarihi
birinci bölüm
1.1 avrupa***8217;nın bütünleşme tarihi
Genellikle Avrupa toplulukları tarihinin başlangıç noktası olarak
II. Dünya Savaşı***8217;nı izleyen yıllar alınmakla birlikte, bu fikrin
temelini oluşturan ***8220;Avrupa Birliği***8221; yahut ***8220;Avrupa Birleşik
Devletleri***8221; düşüncesi daha eskilere gider. Avrupa***8217;nın siyasi
birliğine ilişkin teori ve projeler 16. yy***8217;dan sonra ortaya
atılmıştır. Bunların amacı; Avrupa***8217;yı yeni baştan kurarak, bir bütün
haline getirmek ve kolayca Avrupa Milletleri arasında iş bölümünü ve
barışı gerçekleştirmekti. Bu fikirlere önceleri kilise öncülük
etmiş, ancak Papa ile Krallık arasındaki mücadele sonrasında
Avrupa***8217;nın ikiye ayrılması üzerine, filozoflar ve devlet adamları da
bu akıma katılmışlardı. Bu fikirler daha çok Almanya ve Fransa***8217;da
doğmuş ve gelişmiştir.
17. yy***8217;da Fransis Emeric Cruse***8217;nin ***8220;Barış ve Dünya Federasyonu
Projesi***8221; Alman Leibniz***8217;in Avrupa Birliği***8217;ne ilişkin görüşleri bu
düşüncenin ilk felsefi temsilcileridir.
II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa***8217;nın yaşadığı emsali görülmemiş
yıkım, savaş sonrasında Avrupa Birliği düşüncesinin bu sefer çok
daha kuvvetli bir şekilde yeniden gündeme gelmesine sebep olmuştur.
Nitekim, daha savaş biter bitmez, 19 eylül 1946***8217;da İngiltere
Başbakanı Sir Winston Churchill Zürih***8217;te yaptığı bir konuşmada,
gerek Sovyet Rusya***8217;nın tehdidinden korunmak, gerekse savaşın
getirdiği yaranın sarılabilmesi için bir Avrupa Birleşik Devletleri
kurulmasını gereğinden bahsetmiştir.
Bunun üzerine çok geçmeden 1947***8217;de Fransa ile İtalya aralarında bir
***8220;Gümrük Birliği***8221; kurmak için çalışmalara başladılar. Bu amaçla
1949***8217;da Paris***8217;te bir anlaşma imzalamışlarsa da, pazarlarının geniş
olmaması ve ekonomik sektörler arasında büyük bir rekabetin olması
sebebiyle bu projeden vazgeçmişlerdir. Daha sonra aynı projeyi
BENELUX ülkeleriyle birlikte gerçekleştirmek istemişler ancak o
sırada gözler Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çalışmalarına
kaydığı için bu teşebbüs de öylece kalmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa***8217;yı birleştirmeye iten
sebeplerden birisi de, ABD***8217;nin Marshall Planı***8217;dır. Öyle ki, ABD
Dışişleri Bakanı George C. Marshall 5 haziran 1847 tarihli nutkunda,
Savaştan yıkımla çıkan Avrupa***8217;nın yeniden inşası için ABD***8217;nin
Avrupa***8217;ya geniş bir yardımda bulunacağını; ancak bu yardımın daha
etkili olabilmesi için Avrupalıların dayanışma içinde olmaları
gerektiğini söylemiştir. Ancak, Avrupa***8217;nın bütün ülkeleri henüz
böyle bir işbirliğine, hele de buradan yola çıkarak bir bütünleşme
sürecine aynı ölçüde hazır değildiler. Polonya, Macaristan,
Bulgaristan ve Çekoslovakya***8217;da savaş sonrası meydana gelen rejim
değişiklikleri Avrupa***8217;yı ikiye bölmüştü. Ancak Doğu Bloğu ülkeleri
dışındaki Batı Avrupa Ülkeleri bir ***8220;bütünleşme***8221; süreci olmasa bile
en azından Marshall Planı***8217;nın yürütülebilmesi için gerekli
teşkilatlanmaya gitmeye istekliydiler. Nitekim bu amaçla başlayan
çalışmalar 16 Haziran 1948***8217;de Avrupa Ekonomik İşbirliği
Teşkilatı***8217;nın (Organisation for European Economic Cooperation-OEEC)
kurulmasıyla sonuçlanmıştır.
OEEC***8217;nin kurulması Avrupa***8217;nın bütünleşme çabalarında çok önemli bir
adımdır. Zira OEEC***8217;nin amacına ulaşması, bütünleşme yanlısı
Avrupalıları daha da cesaretlendirmiştir. Her ne kadar Avrupa***8217;nın
ortak savunması için girişilen ***8220;Batı Avrupa Birliği***8221; (BAB)
tecrübesinden istenilen başarıya kısa sürede ulaşılmamış ise de, bu
durum bütünleştirmecileri yıldırmadı. Çünkü, Avrupa***8217;nın savunması
ABD***8217;nin de katıldığı Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı (NATO)
tarafından güvenceye alınmış; 5 Mayıs 1949***8217;da kurulan Avrupa Konseyi
ile de Avrupalılar arası siyasi dayanışmada önemli bir aşama
kaydedilmişti. Bu sebeple, Avrupa***8217;nın bütünleşmesi için önlerinde
hala bir şans vardı. Üstelik bu şansı kullanmak zorundaydılar. Zira,
Marshall Planı***8217;nın birkaç yıllık tecrübesi göstermişti ki, bu yolla
Batı Avrupa Ekonomisi giderek ABD***8217;ye bağımlı bir hale gelmektedir.
İşte bu durum Batı Avrupalı devlet adamlarını oldukça rahatsız
ediyor, farklı çözüm yolları düşünmeye itiyordu. Aşağıda incelenecek
olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu bunlardan birisidir.

1.2 AVRUPA KÖMÜR VE ÇELİK TOPLULUĞU
Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, 9 Mayıs 1950***8217;de, özellikle
yakın tarihlerinde birbirleriyle savaşmış olan Fransa ve Almanya***8217;nın
bir daha savaşmalarını engellemek amacıyla, savaş sanayisinin ana
maddeleri olan kömür ve çeliğin üretim ve kullanımının ***8220;uluslar
üstü***8221; (Supranational) bir organ tarafından yönetilmesi teklifiyle,
Avrupa***8217;nın bütün ***8220;demokratik***8221; ülkelerine çağrıda bulundu. Schuman
Bildirisi diye anılan bu çağrıya Fransa***8217;nın yanı sıra Federal
Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda ve Lüksembourg olumlu cevap
verdiler.
Şu bir gerçektir ki, Schuman Bildirisi***8217;nin kısa vadeli amacı
Fransız-Alman çekişmesini yok etmekti; ancak bu bildiri uzun vadede,
Batı Avrupa Ülkeleri arasında geniş bir işbirliğini öngörmekte ve
aynı zamanda müstakbel bir ***8220;Avrupa Birleşik Devletleri***8221;nin temelini
atmaktaydı. Üstelik bu yolla, Batı Avrupa gelecekte ABD***8217;ye bağımlı
olmamak yolunda da önemli bir adım atmış oluyordu.
Schuman Bildirisi***8217;nden hemen sonra başlayan müzakereler oldukça
çetin geçti ve 18 Nisan 1951***8217;de Avrupa Kömür ve çelik Topluluğu***8217;nu
(AKÇT) kuran anlaşma Paris***8217;te imzalandı. Paris Anlaşması***8217;nın 25
temmuz 1952***8217;de yürürlüğe girmesi ile de ilk Avrupa Topluluğu hukuken
doğmuş oldu.
Bu ilk Topluluk, kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan ***8220;Avrupa
Toplulukları***8221;nın nasıl bir temel üzerine kurulacağının da habercisi
idi. Zira AKÇT***8217; deki kurumsal ve teorik yapı, diğer iki toplulukta
da bir değişikliğe uğramamış, değişen sadece toplulukların
düzenledikleri alan olmuştur.
AKÇT***8217;yi kuran Paris Anlaşması 100 maddeden oluşmakta ve kömür ve
çelik gibi ekonominin iki temel maddesini ele alarak, bunların altı
üye devlet arasında serbestçe mübadele edilmesi ve ekonominin
bütününe hitap etmesi amaçlanmıştır. AKÇT bu amaçlarına ulaşmak için
de aşağıdaki şekilde teşkilatlanmıştır:
ü Yüksek Otorite (High Authority)
ü Ortak Meclis (Common Assambly)
ü Özel Bakanlar Konseyi (Special Council of Ministers)
ü Adalet Divanı (Court of Justice)
AKÇT***8217;nin supranational niteliğini Yüksek otorite örneğinde açıkça
görmekteyiz. Zira, bu organ, o zamana kadar kurulmuş olan OEEC, GATT
gibi uluslar arası kuruluşların organlarından farklı olarak, aldığı
kararları üye ülkelerde doğrudan uygulayabiliyordu.

1.3 AVRUPA SAVUNMA TOPLULUĞU DENEMESİ
AKÇT***8217;nin başarılı olması ve Almanya ile Fransa arasındaki
anlaşmazlığı çözmesi üzerine, altı üye ülke bu sefer nihai amaç olan
Avrupa***8217;nın siyasi birliğini kurma yolunda faaliyetlere giriştiler ve
ilk olarak, askeri güçlerini birleştirip dışa karşı kendilerini
korumak amacıyla bir ***8220;Avrupa Savunma Topluluğu***8221; kurmaya çalıştılar.
Bu konudaki resmi teklif Fransız devlet adamı Rene Pleven***8217;den
gelmişti. Ancak böyle bir topluluğun kurulması, savaş sonrası
silahsızlandırılmış olan F. Almanya***8217;nın yeniden silahlanmasını
gerektiriyordu ki, bu durum bir çok Fransız***8217;ı rahatsız ediyordu. Bu
sebeple Fransız Millet Meclisi bir toplantısında AST projesini
onaylamadı. Böylece AST projesi doğduğu ülkede ölmüş oldu.
Ancak AST projesi Avrupalılara şunu öğretti ki, siyasi entegrasyonu
sağlamak için öncelikle ülkeler arasında güveni yerleştirmek
gerekiyordu; bunun yolu ise ekonomik entegrasyonu geliştirmekti.

1.4 AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU VE AVRUPA ATOM ENERJİSİ TOPLULUĞU
AKÇT***8217;nin başarısı ve AST denemesinin ortaya koyduğu gerçek
karşısında, altı ülke, kömür ve çelikte giriştikleri deneyi
ekonominin diğer alanlarına da yaymak üzere harekete geçtiler. Bu
amaçla, altı ülkenin devlet ya da hükümet başkanları 1-2 Haziran
1955***8217;te Messina***8217;da bir araya geldiler ve söz konusu amacı
gerçekleştirmek üzere bir ***8220;Hazırlık Komisyonu***8221; kurdular, başına da
Belçikalı P. Henri Spaak***8217;ı getirdiler. Spaak komisyonu bir yıllık
bir çalışma sonucunda hazırladığı raporu, 21 Nisan 1956***8217;da
incelenmek üzere üye devlet yetkililerine verdi. Raporda Avrupa***8217;nın
birleşmesindeki genel prensipler, muhtemel problemler ve çözüm
yolları, yeni bir nükleer enerji birliğinin kurulması teklifi yer
alıyordu. Bu rapor altı ülkede uzman komitelerce incelenip
olgunlaştırıldı ve nihayet 25 Mart 1957***8217;de Roma***8217;da bir araya gelen
altı ülke yetkilileri ***8220;AET***8221; ve ***8220;Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu***8221;nu
kuran antlaşmaları imzaladılar. Anlaşmaların üye ülke
parlamentolarında onaylanmasından sonra 1 Ocak 1958***8217;de yürürlüğe
girmesiyle, Avrupa Topluluklarını oluşturan diğer iki toplulukta
hayat bulmuş oldu.
1.4.1 AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU
Avrupa topluluklarını kuran anlaşmalar içerisinde en geniş
kapsamlısı olan ***8220;AET***8221;yi kuran anlaşma 248 maddelik bir ***8220;esas metin***8221;
ile, buna ilişik; dört ***8220;ek***8221;, on ***8220;protokol***8221;, bir ***8220;uygulama
sözleşmesi***8221;, son senet, iki ***8220;ortak bildiri***8221;, dört ***8220;niyet bildirisi***8221;,
iki ***8220;hükümet bildirisi***8221;, ve bir ***8220;AT adalet divanı statüsü hakkında
protokol***8221;den meydana gelmektedir.
Roma anlaşması ile altı üye ülke zamanla aralarındaki gümrükleri
kaldırmayı, üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesi
uygulamayı, topluluk içinde malların, insanların, hizmetlerin ve
sermayenin serbestçe dolaşabilmesini hedeflemişlerdir. Üye ülkeler
bunları gerçekleştirebilmek içinde, ekonominin bütün sektörlerini
kapsayan geniş bir Pazar kurmayı, ekonomik, mali, sosyal ve siyasi
bütün kurumları arasında bir yakınlaştırmayı hatta bütünleştirmeyi
ön görmüşlerdir. AET bu haliyle de, ekonomik bir entegrasyonun
ötesine geçmektedir.

1.4.2 AVRUPA ATOM ENERJİSİ TOPLULUĞU
EUREATOM kurucu antlaşması genişlik bakımından AET kurucu
antlaşmasından sonra ikinci sırada yer alır. EUREATOM***8217;un amacı üye
ülkelerde yaşayanların hayat standartlarının yükseltilmesine katkıda
bulunmak ve nükleer endüstrilerinin süratle kalkınması için gerekli
tedbirleri almak, diğer ülkelerle ticari amacı artırmaktır
EUREATOM***8217;un temelleri Spaak komisyonu tarafından atılmıştır. Atom
enerjisi Spaak komisyonu tarafından sektör entegrasyonu seçilen tek
alandı. Bu alan uluslar üstü bir entegrasyona çok uygundu. Ayrıca
Avrupa eğer atom enerjisi alanında ileride ABD***8217;ye bağımlı olmak
istemiyorsa, böyle bir entegrasyona gitmek zorundaydı. Üstelik
uzmanlar yakın bir gelecekte Avrupa***8217;nın geleneksel enerji
kaynaklarının tükeneceğini; bu sebeple yeni enerji kaynaklarının
gecikmeden geliştirilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Nihayet, Fransa
Almanya***8217;nın atom enerjisini askeri amaçla kullanabileceğini
düşünerek, böyle bir entegrasyonu Almanya üzerinde bir kontrol
mekanizması olarak görüyor ve atom enerjisi alanında AET***8217;nin dışında
ayrı bir topluluk kurulmasını istiyordu. Bütün bu sebepler AET ile
EUREATOM***8217;u kuran anlaşmaların aynı zamanda imzalanmasını
sağlamıştır.
EUREATOM bugün Belçika, İtalya, Hollanda ve Almanya***8217;da bulunan
dört ***8220;ortak araştırma merkezi***8221;ne sahiptir. Bu merkezlerde yürütülen
araştırma faaliyetlerinin alanı çok geniştir ve nükleer fizik,
hayvan ve bitki radyobiyolojisinden, tarımda radyoaktif-maddelerin
kullanımına kadar uzanmaktadır. EUREATOM bu tür temel nükleer
araştırmaların yanı sıra nükleer güç tesislerinin kurulmasına da
katkıda bulunmaktadır.

1.5 AVRUPA TOPLULUKLARININ GENİŞLEMESİ
AT***8217;nin ilk yılları gerek ekonomik gelişmeler açısından gerekse
kurucu antlaşmaların uygulanması bakımından oldukça başarılı
geçmiştir. Bu durum Avrupa***8217;daki diğer ülkelerinde AT***8217;ye yönelmesine
sebep olmuştur. Bunlardan İrlanda 31 Temmuz 1961, Danimarka 9
Ağustos 1961, İngiltere 10 Ağustos 1961 ve Norveç 30 Nisan 1962
tarihinde AT***8217;ye tam üyelik için baş vurmuştur.
Bu başvurular AT için çok önemliydi zira böylece AT artık ***8220;rüştünü
ispatlamış***8221; oluyor ve kendisine güveni geliyordu. Üstelik, AET***8217;ye
karşı 1960***8217;da ***8220;Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi***8221;ni (EFTA) kurmuş olan
İngiltere***8217;nin de başvuruda bulunuyor olması ayrı bir önem taşıyordu.
Kısacası AT, EFTA***8217;ya karşı ağırlığını koymuş ve önemli bir zafer
kazanmıştır. Tam üyelik başvuruları topluluk yetkili organlarında
görüşülmeye başladığında İngiltere***8217;nin kuruluş yıllarında AT***8217;ye
karşı aldığı cephe nedeniyle Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle ***8220;henüz
topluluğa üye olacak düzeyde değil***8221; bahanesiyle İngiltere***8217;nin
başvurusunu veto etmiştir.
1969 La Haye Zirve Konferansı toplandığında Fransa***8217;nın başında De
Gaulle yoktu. Bu sebeple İngiltere, Danimarka, İrlanda ve Norveç***8217;in
ikinci tam üyelik başvuruları bir itirazla karşılaşmadan, tam üyelik
müzakerelerinin başlatılması kararı alındı. Haziran 1970***8217;de başlayan
müzakereler anlaşmayla sonuçlandı ve AT***8217;yi altı***8217;dan on***8217;a çıkaran
katılma anlaşmaları 22 Ocak 1972***8217;de Brüksel***8217;de imzalandı. Ancak,
Norveç aynı yıl Avrupa Topluluğu***8217;na katılmayı referanduma sundu ve
Norveç halkı %53 ile katı8lmayı reddetti. Böylece 1 Ocak 1973***8217;de
yürürlüğe giren anlaşmalarla AT***8217;nin sayısı dokuz***8217;a çıkmış oldu. Bu
genişlemeye AT***8217;nin Kuzeye Genişlemesi denir.
AT***8217;nin ikinci genişlemesi ise Yunanistan***8217;ın katılması ile
gerçekleşmiştir. Zaten AET ile Yunanistan arasında 1962***8217;den beri tam
üyeliği öngören bir ortaklık ilişkisi vardı. 1974***8217;de ülkede Albaylar
cuntası devrilince, Yunanistan 12 Haziran 1975***8217;de AT***8217;ye tam üyelik
için başvurusunu yaptı. 27 Temmuz 1976***8217;da başlayan müzakereler 10
Mart 1979***8217;da tamamlandı ve 25 Mayıs 1979***8217;da tam üyelik antlaşmasını
imzaladı.
Toplulukların ***8220;Güneye Genişlemesi***8221; denilen İspanya ve Portekiz***8217;in
katılımları ise katılma antlaşmalarının 1 Ocak 1986***8217;dan yürürlüğe
girmesiyle gerçekleşmiştir.
Son olarak 1995 yılında Avusturya, İsveç ve Finlandiya***8217;nın
katılmıştır.
Böylece AT, günümüzde 15 üyeli bir büyük entegrasyon olarak
karşımızda durmaktadır.

1.6 AVRUPA TOPLULUĞUNUN HEDEFLERİ
AT***8217;nin hedefleri siyasi, ekonomik ve sosyal hedefler olmak üzere üç
başlık altında toplanabilir.
1. Siyasi Hedefler.
- Avrupa***8217;da siyasi birliğin kurulması
- Üye ülke halkları arasında iki defa dünya savaşına neden
olan ayrımcı muameleleri ve uyrukluk dolayısıyla meydana gelen
engelleri kaldırmak.
- Üye ülkelerin tek başına halledemeyecekleri uluslar arası
problemleri AT çatısı altında oluşturacakları güç yoluyla çözmeye
çalışmak
- Uluslar arası ilişkiler sisteminde ikili kutuplaşma
yerine, Çin ve Japonya ile birlikte sistemde yer alarak çoklu
kutuplaşmayı gerçekleştirmek ve böylece hukuka saygılı istikrarlı ve
dengeli bir uluslar arası ilişkiler sisteminin kurulmasına katkıda
bulunmak
- AT içinde ortak bir savunma sistemi geliştirerek, dünya
barışı açısından güçlü bir unsur olmak
2. Ekonomik Hedefler
- Avrupa topluluğu ülkeleri arasında ekonomik bütünleşmeyi
gerçekleştirmek.
- Topluluk üreticilerinin gelirlerini artırıcı politikalar
izlemek ve onları dış rekabette korumak.
- Ekonomik ve teknolojik alanda kaynakların ve
kapasitelerin etkin bir şekilde kullanımını sağlamak.
- Bu yolla da ABD ve Japonya gibi dünyanın diğer ekonomik
güçleri karşısında rekabet gücünü yükseltmek.
3. Sosyal Hedefler
- Üye ülke halklarının yaşam standartlarını yükseltmek.

1.7 AVRUPA TOPLULUKLARININ KURUMSAL YAPISI
AT yukarıda saydığımız hedeflerine ulaşmak ve faaliyetlerini
gerçekleştirmek üzere aşağıdaki organları oluşturmuştur.
Asıl Organlar
- Konsey (The Council)
- Komisyon (The Commission)
- Avrupa Parlamentosu (The European Parliament)
- AT Adalet Divanı (The Court of Justice)
Yardımcı Organlar
- Ekonomik ve sosyal komite (The Economic and Social
Committee)
- Avrupa Yatırım Bankası (The European Investment Bank)
- Sayıştay (The Court of Auditors)
a-) Konsey : Avrupa Topluluğunun üst düzeyde karar alma ve yürütme
organıdır. Konsey, üye devletlerin Dışişleri Bakanlarının
katılmasıyla oluşur. Buna esas Konsey denir. Konsey ayrıca üye
ülkelerin tarım, ticaret, sanayi, ulaştırma vb. bakanlarının
iştirakleriyle de toplanabilmektedir. Buna İhtisas Konseyleri denir.
Merkezi Brüksel***8217;de olan Konseyin başkanlığı altı ayda bir dönerli
usule göre değişir. Konseyin görevi kurucu antlaşmaların belirlediği
amaç ve hedeflerin gerçekleştirilmesi ile üye ülkelerin
politikalarının koordinasyonunu sağlamak ve bu yönde karar alma
yetkisini kullanmaktır.
b-) Komisyon : Avrupa Topluluğunun Konseyden sonra ikinci karar alma
yürütme organıdır. Komisyon üyeleri tabiiyetinde oldukları
devletlerinden bağımsız olarak görevlerini yürütürler ve onlardan
talimat almazlar. Yeniden seçilmedikleri taktirde görev süreleri
dört yıldır. Komisyonun başkan ve altı adet başkan yardımcısı ise
üye devletlerce iki yılda bir seçilir. İki yıllık süreden sonra
yeniden seçilebilirler.
Komisyonun temel görevi kurucu antlaşmaların uygulanmasını
gözetmektir. Bunun dışında antlaşmalarda öngörülmemiş olsa bile
antlaşmaların amaçlarına ulaşması için girişimde bulunma, Topluluk
bütçesini hazırlama, Konseye teklifler götürme, üçüncü ülkelere
karşı AT***8217;yi temsil etme görevleri vardır.
c-) Avrupa Parlamentosu : Avrupa Topluluğu***8217;nun ***8220;Demokratik denetim
organı***8221; olan Avrupa Parlamentosu (AP) Konsey ile Komisyon arasında
paylaşılmış olan yasama ve yürütme yetkilerinin kullanılmasını
demokratik yoldan denetler.
AP***8217;de Parlamento üyeleri siyasi görüşlerine göre grup kurarlar.
Burada mensubu oldukları ülkeler önemli değildir. Grup oluşturulması
önemli olan siyasi görüşlerdir. AP***8217;deki gruplar şunlardır:
Sosyalist Grup(S), Hıristiyan Demokrat(PPE), Muhafazakar Avrupa
Demokrat (ED), Komünist Grup (COM), Liberal Grup (LDR), Avrupa
Demokratlar İttifakı (RDE), Yeşil ve Gökkuşağı Grubu (ARC), Avrupalı
Sağcılar (DR), Bağımsızlar (NI).
AP***8217;nin Konsey üzerindeki denetimi oldukça sınırlıdır. AP yazılı ve
sözlü soru yoluyla faaliyetlerin demokratik denetimini yapar.
AP***8217;nin Komisyon üzerindeki denetimi biraz daha geniştir. Yazılı ve
sözlü soruların yanında Komisyon hakkında gensoru ve güvensizlik oyu
vererek onu düşürebilir.
d-) Avrupa Toplulukları Adalet Divanı (ATAD): AT***8217;nin bağımsız yargı
organı olan ATAD kurucu antlaşmalarının hukuka uygunluğunu sağlamaya
amaçlayan kararları temyiz edilemeyen bir üst yargı organıdır.
ATAD***8217;ın yetkileri şunlardır:
- Topluluk hukukunu asıl ve nihai olarak yorumlama yetkisi.
- Topluluk organlarının yasama ve yürütme tasarruflarının
topluluk hukukuna uygun olmadığını; üye devletlerin topluluk
hukukunu ihlal edip etmediklerini karara bağlama yetkisi.
- Topluluk hukuku süreleri (gerçek ve tüzel kişiler ile üye
devletler) arasında yine bu hukuk alanında çıkabilecek
anlaşmazlıkları çözme yetkisi
ATAD kararları üye devletlerdeki bütün mahkemeleri bağlar.
e-) Ekonomik ve Sosyal Komite (ESK): Roma Antlaşması ile Konsey ve
Komisyona yardım etmek ve istişari nitelikte görev yapmak üzere
kurulmuştur. Üyeleri belli başlı üç grupta toplanır. Bunlar işçiler,
işverenler ve serbest meslek sahipleri.
ESK Konsey ve Komisyona görüş bildirir. Görüşleri bağlayıcı
değildir.
f-) Avrupa Yatırım Bankası: 1958 yılında kurulmuştur. Merkezi
Lüksembourg***8217;dadır. AYB verdiği uzun vadeli kredilerle, toplulukta
bölgeler arası dengesizliği giderecek ve ortak menfaatlere uygun
gelişme sağlayacak projelere destek vermeyi amaçlamaktadır. Üyeleri
topluluktaki 15 devlettir.
g-) Sayıştay : AT***8217;nin ve bağlı kuruluşların gelir ve harcamalarını
incelemek bunların topluluk mevzuatına uygun bir şekilde
yürütülmesini sağlamakla görevlidir.

1.8 1 KASIM 1993: AVRUPA BİRLİĞİ
7 şubat 1992***8217;de Maastricht***8217;te imza edilen Avrupa Birliği antlaşması
1 Kasım 1993***8217;te yürürlüğe girdiğinde, Avrupa bütünleşmesine tamamen
yeni bir boyut verdi. Amaç ve içerik bakımından esas olarak ekonomik
olan Avrupa Topluluğu, şimdi üç sütun üzerinde durmakta olan bir
Avrupa Birliği***8217;ne dönüştürüldü.
Topluluk sütunu veya ayağı, geleneksel kuramsal prosedürlere göre
yönetilmekte ve Komisyonun, Parlamentonun, Konseyin ve Adalet
Divanı***8217;nın faaliyetlerini düzenlemektedir. Bu sütun, esas olarak, iç
pazarın ve ortak politikaların yönetilmesiyle ilgilidir. Diğer iki
sütun ise, üye devletleri, bugüne kadar sadece ulusal hükümetlerin
yetkili oldukları düşünülen konuların içine sokmaktadır: bir yanda,
dış politika ve güvenlik politikası; diğer yanda, göç ve irtica
politikası, polis ve adalet gibi konuları kapsayan içişleri. Bu,
ileriye doğru önemli bir adımdır. Zira Üye Devletler, bu alanlarda
daha sıkı işbirliği yapmayı kendi çıkarlarına uygun görmekte ve
böylece Avrupa***8217;nın dünyadaki kimliğini teyit etmekte ve
yurttaşlarının, örgütlü suça ve uyuşturucu ticaretine karşı daha iyi
korunmalarını temin etmektedirler.
Ancak, insanların Maastricht Antlaşması hakkında en iyi
hatırlayacakları şey, muhtemelen, onların günlük hayatları üzerinde
en büyük pratik etkiyi yaratacak olan karar, yani ekonomik ve
parasal birliğe geçme kararı olacaktır. 1 Ocak 1999 tarihinde, EPB,
sağlam mali yönetimi garanti etmek ve tek para biriminin (***8220;Euro***8221;)
gelecek yıllarda istikrarlı olmasını sağlamak için tasarlanmış bazı
kriterleri karşılayan tüm ülkeleri içine alacaktır.
İç Pazarın tamamlanmasındaki nihai, mantıki aşama olan tek para
biriminin uygulamaya konulması, bunun her yurttaş için kişisel
yansımaları, ekonomik ve sosyal sonuçları düşünülecek olursa son
derece siyasi bir adımdır. Hatta denilebilir ki Euro, Avrupa
Birliği***8217;nin en son simgesi olacaktır. Büyük uluslar arası rezerv
paralarla rekabet etme kabiliyetine sahip ve güçlü bir para birimi,
birleşen ve kendini ispat eden bir kıtaya ait olduğumuzun açık
kanıtı olacaktır.

1.9 KOPENHAG KRİTERLERİ
Haziran 1993***8217;te gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi***8217;nde, aşağıda
sıralanan üç kriterin karşılanması durumunda, aday ülkelerin Avrupa
Birliği***8217;ne üye olabilecekleri kararı alınmıştır.
i Siyasi Kriterler : Demokrasinin güvence altına alındığı istikrarlı
bir kurumsal yapı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık
haklarına saygı;
ii Ekonomik Kriterler : İyi işleyen pazar ekonomisi ve AB içindeki
piyasa güçlerine ve rekabet baskısına karşı koyabilme kapasitesi;
iii Topluluk müktesebatının kabulü : AB***8217;nin çeşitli siyasi, ekonomik
ve parasal hedeflerine bağlılık.
Bu kriterler, Aralık 1995 tarihinde düzenlenen Madrid Avrupa
Zirvesi***8217;nde aday ülkelerin idari yapılarının, aşamalı ve uyumlu bir
bütünleşmenin koşullarını sağlayacak biçimde uyumun önemi de
vurgulanmıştır.
Ancak AB, yeni üyelerin kabul edilmesi açısından uygun zamanlamayı
saptama hakkına sahiptir.




İKİNCİ BÖLÜM

AVRUPA BİRLİĞİ ***8211; TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

2.1. TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ / GÜMRÜK BİRLİĞİ VE TAM
ÜYELİK

2.1.1 Türkiye***8217;nin Avrupa Birliğine Üyelik Başvurusunun
Nedenleri

Söz konusu nedenler aşağıdaki gibi sıralanabilir :

· 1958 yılında Yunanistan Hükümeti Ortak Pazara ve
ilerde tam üyeliği amaçlayan bir ortaklık antlaşması yapmak
istediğini bildirmişti.***8221; Türkiye mutlaka Yunanistan***8217;ı izlemeli ve
AET***8217;ye aynı şekilde başvurmalıdır. ***8220;,***8221; Yunanistan girmek istediğine
göre bir iş vardır. Bizimde Atina***8217;nın gerisinde kalmamız söz konusu
olamaz***8221; ve ***8221;Yunanistan ile aynı tarım ürünlerini ihraç ediyoruz, biz
AET***8217;ye girmezsek piyasayı onlar ele geçirecekler, Yunanistan üye
olarak bizden fazla kredi alabilecek***8221; şeklinde görüş belirten,
zamanın hükümet yetkilileri, AET***8217;ye başvurmak gerektiğini
belirtmişlerdir.
· Atatürk***8217;ün çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkma
politikası, topluluğa tam üye olmakla pekişecek ve sağlamlaşacaktır.

· Nüfus ve ekonomik potansiyeli büyük ve yaşam standardı
yüksek bir topluluğun tam üyesi olmakla, bu güne kadar sürdürdüğü
ticari ve ekonomik ilişkilerin boyutları genişleyecek, istikrarlı
ve zengin geniş bir pazarın ortağı durumuna girecektir.
· Toplulukla o günkü ortaklık ilişkileri aşamasında
karşılaşılan birtakım kısıtlama ve engeller ortadan kalkacak ve
Türkiye***8217;nin topluluğa tam üyeliği, topluluğun, uyguladığı korumacı
politikaları aşmasını sağlayacağı gibi, topluluk üyesi olan
Yunanistan,İspanya,Portekiz gibi Akdeniz ülkelerinin yaratacağı
sıkıntıları da hafifletecektir.
· Topluluğa tam üye olunmasıyla Türk Ekonomisi itici bir
güç kazanacak ve işbirliği koşulları içinde topluluk kurallarına
daha kısa zamanda uyum sağlayarak gelişmesini hızlandırabilecektir.
· Türkiye, bir arada bulunduğu ortaklarıyla daha yakın
bir diyalog ve işbirliği çerçevesinde Avrupa***8217;nın teknoloji ve
sermayesinden daha etkin bir biçimde yararlanma imkanı olacaktır.
· Topluluğun ekonomik açıdan az gelişmiş bölge ve
yerlerine, çeşitli fonlardan yapılan yardımlardan yararlanma olanağı
bulabilecektir.
· Amacı ilk aşamada ekonomik ve daha sonra siyasal birlik
içinde bütünleşme olan topluluğa katılmakla, Türkiye, bu güne kadar
askeri ve siyası iş birliği içinde bulunduğu Batı ile ekonomik iş
birliğini de gerçekleştirerek Batılılaşma istek ve arzusuna kavuşmuş
olacaktır.

2.1.2 ANKARA ANLAŞMASI VE KATMA PROTOKOL
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin neredeyse 40 yıllık bir geçmişi
vardır. Türkiye, AET***8217;nin 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre
sonra Temmuz 1959***8217;da topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta daha öncesinden beri,
batılılaşma ile modernleşmenin eş tutulması özellikle 2. Dünya
Savaşı***8217;ndan sonra Avrupa kıtasında veya onu merkez alarak kurulan
siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya ülkemizi
yöneltmiştir. Bu suretle Türkiye Avrupa Konseyi OECD ve NATO***8217;ya
girmiştir. Aynı neden, Türkiye***8217;yi Avrupa***8217;nın bu en iddialı
entegrasyon hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevk etmiştir.
Dolayısıyla, Avrupa ile entegrasyonun başlangıçtan itibaren ülkemiz
için ekonomikten ziyade politik amaçları olduğu söylenebilir.
Tam üyelik başvurumuza o zamanki adıyla AET tarafından verilen
cevapta, Türkiye***8217;nin kalkınma düzeyinin tam üyeliği gereklerini
yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik
koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık
antlaşması imzalanması önerilmişti. Söz konusu antlaşma 12 eylül
1963 Tarihinde Ankara***8217;da imzalanmıştır.

Ankara Antlaşması***8217;nın ön sözünde Türk halkının yaşam standardının
yükseltilmesi amacı ile AET***8217;nin sağlayacağı desteğin ilerdeki bir
tarihte Türkiye***8217;nin topluluğa katılmasına yardımcı olacağı
belirtilmektedir. 28 Madde ise ***8220; Antlaşmanın işleyişi, topluluğu
kuran antlaşmadan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından
üstlenebileceğini gösterdiğinde, akit taraflar,Türkiye***8217;nin topluluğa
katılmasını incelerler***8221; denmektedir. Bundan da görüleceği üzere
Ankara Antlaşması uyarınca kurulan Türkiye- AB ortaklık ilişkisinin
nihai hedefi Türkiye***8217;nin topluluğa tam üyeliğidir.
Antlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olarak 3
dönem öngörülmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise gümrük birliğinin
tamamlanması planlanmıştır. Antlaşmada öngörülen hazırlık döneminin
sona ermesiyle birlikte, 13 kasım 1970 Tarihinde imzalanan ve 1973
yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde geçiş döneminin hükümleri
ve tarafların üstleneceği hükümler belirlenmiştir. Ancak gerek
Ankara Antlaşması gerek Katma Protokol öngörüldüğü şekilde
uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu Türkiye ile topluluk arasında
paylaştırmak gerekir. Ülkemiz 1970***8217;li yıllarda içinde bulunduğu
ekonomik krizler ve bazı siyası tercihlerle Katma Protokollerden
kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. O
tarihlerde yaygın olan kanaat, AET ile ilişkinin bir çeşit sömürü
düzeni kurmakta olduğu pazarımızı, topluluk ürünlerine açmanın
sanayileşmemizi ve kalkınmamızı baltalayacağı, dolayısıyla koruma
duvarlarının muhafaza edilmesi gerektiği yolundaydı. Başka bir
deyimle, AB ile ortaklık ilişkimizin ve gümrük birliğinin temsil
ettiği kalkınma modeli dışarıya açık, bütünleşmeyi öngören bir model
iken 1970***8217;li yılların tamamı boyunca bu modelin tam tersine
sembolize eden iç dönük, ithalat ikamesine dayalı politikalar
uygulanmıştır.
Türkiye kendi hükümlülüklerini yerine getirmemeye toplulukla
ilişkilere soğuk bakmaya başlayınca, topluluk da kendi
yükümlülüklerini aksatmaya ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi
istikametinde çaba harcamaktan kaçınmaya başlamıştır.
Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, 12 eylül döneminde ve
Yunanistan***8217;ın 1980***8217;de topluluğa tam üye olmasıyla siyasi boyutlarda
kazanmaya başlamıştır.topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve
mali iş birliğine son verilmiştir. Katma Protokol***8217;ün ise sadece
ticari hükümleri işlemeye devam etmiş diğer bütün hükümleri atıl
kalmıştır.

2.1.3. GÜMRÜK BİRLİĞİ
1983 yılında Türkiye***8217;de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984
yılından itibaren ülkemizin ithal ikamesi politikalarının hızla terk
ederek dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden
canlandırmıştır. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987***8217;de AB***8217;ne tam
üyelik müracaatında bulunmuş, diğer taraftan ertelenmiş bulunan
gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren
hızlı bir biçimde yeniden yürürlüğe koymuştur.
AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta,
Türkiye***8217;nin AB***8217;ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle,
topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve
gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile
gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri
tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma
Protokol***8217;de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için
gerekli hazırlıklara başlanmıştır. 2 yıl süren müzakereler sonunda 5
Mart 1995 tarihinden yapılan ortaklık konseyi toplantısında alınan
karar uyarınca Türkiye ile AB arasında gümrük birliği 1 Ocak 1996
yılında yürürlüğe girmiştir.
Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle entegrasyon
istikametinde çok önemli bir merhale kat etmiştir. En azından, Türk
Ekonomisi ve sanayi Gümrük Birliği***8217;ni tamamlayarak altından
kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış, dolayısıyla tam
üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde
üstlenebileceğini göstermiştir. Bir yerde Gümrük Birliği ülkemiz
için bir test olarak görülebilir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği***8217;ne
girebilmiş tek üçüncü ülkedir. Ticaret açığının önemli ölçüde
büyümesine rağmen, Gümrük Birliği***8217;nden kaynaklanan yükü rahatlıkla
kaldırabileceğini göstermiştir. Ancak, Gümrük Birliği***8217;nin sorunsuz
yürüdüğü de söylenemez. Bir kere, AB Gümrük Birliği ile birlikte
ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülükleri yerine getirmemiştir.
AB, gümrük Birliği kararının kabul edildiği ortaklık konseyi
toplantısında üstlendiği ve ülkemize dört-beş yıllık bir dönem
içinde 2,5 milyar Euro***8217;ya varan mali yardım yapma yükümlülüğünü
yerine getirmemiş, aynı şekilde kurumsal alanda entegrasyonu
öngörülen bazı tedbirleri alamamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine
getirilememiş olmasının başlıca iki nedeni vardır. Birisi
Yunanistan***8217;ın, diğeri Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Türkiye
tabiatıyla bu taahhütlerin yerine getirilmesi üzerinde ısrar etmeye
devam etmektedir. Zira bunlar Gümrük Birliği Antlaşması paketinin
bir parçasını teşkil etmekte olup, yerine getirilmemeleri
ilişkimizin dengesini bozma sonucunu doğurmaktadır.

2.1.4. AVRUPA BİRLİĞİ***8217;NİN GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE
Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantısı***8217;nda aldığı kararlar
uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan merkezi ve Doğu Avrupa
ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB
Komisyonu***8217;nun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek
üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde ***8220;Gündem 2000***8221;
başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRY***8217;nin iki
dalga şeklinde iki binli yıllarda AB***8217;ne tam üye olmaları
öngörülmüştür. İlk dalga Kopenhag Kriterleri dediğimiz-demokrasi,
insan hakları, ekonomik gelişme, topluluk müktesebatını benimseme-en
fazla uyum gösterebilme yeteneğine sahip olduğu değerlendirilen,
Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya, söz
konusu kriterlere göre daha geri bir durum da bulunan ikinci dalgada
ise Slovak Cumhuriyeti, Lituanya, Letonya, Bulgaristan ve Romanya
yer almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de daha önce alınan bir
kararla söz konusu genişlemenin içine dahil edilmiştir. Türkiye ise
genişlemenin kapsamına alınmamıştır. Gündem 2000 raporunda ülkemiz
ile ilgili olarak, Gümrük Birliği***8217;nin tatminkar bir biçimde işlediği
ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam
bir dayanak teşkil ettiği, ancak siyasi durumun, mali işbirliği ile
siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde
sürdürülmesine imkan vermediği, Gümrük Birliği***8217;nin uygulamasının
ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla
üstlenebileceğini gösterdiğini, buna karşılık ekonomimizin makro
ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir.
Siyasi konularda ise insan hakları ve Güneydoğu sorunu ile ilgili
bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil, siyasi
bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
Gündem 2000 raporunu açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye AB üyesi
ülkelerle AB Komisyonu düzeyinde yoğun ikili temaslar
gerçekleştirmiştir. Bütün bu görüşmelerde Türkiye, komisyonun
kendisini AB***8217;nin hali hazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem
2000***8217;deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak,
AB***8217;nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin
müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksembourg
zirve toplantısından beklentilerini aşağıdaki biçimde ortaya
koymuştur.
· Türkiye***8217;nin AB***8217;nin genişleme sürecine dahil olduğunun
resmen ilanı.
· Türkiye***8217;nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile
desteklenmesi.
· Türkiye***8217;nin Avrupa Daimi Konferansı***8217;na diğer adaylarla eşit
statüde katılması.

2.1.5.1 LÜKSEMBOURG ZİRVESİ
12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksembourg***8217;da yapılan Avrupa Birliği
zirvesinde kabul edilen sonuç bildirisinin en önemli bölümü
genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri, genelde komisyonun
Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte,
ülkemiz için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır.
Lüksembourg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında
Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır.
· Türkiye***8217;nin tam üyeliğe bir kez daha teyit edilmiştir.
· Avrupa Birliği, Türkiye***8217;yi tam üyeliğe hazırlamak için bir
strateji tespitini kararlaştırmıştır. Bu stratejide, Ankara
Antlaşması***8217;nda ön görülen imkanların geliştirilmesi, Gümrük
Birliği***8217;nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi
unsurlara yer verilmesi ve gelişmeleri düzenli olarak
AnkaraAntlaşması***8217;nın 28. maddesi Kopenhag Kriterleri ve AB***8217;nin 29
Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi
öngörülmüştür.
· Bunlara karşılık Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin
güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasi ve ekonomik
reformların sürmesine, Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere
sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM
gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu
vurgulanmıştır.
Hükümetimiz Lüksembourg Zirvesi***8217;nin ertesi günü 14 Aralık 1997
tarihinde yaptığı açıklamada AB***8217;nin Türkiye***8217;ye yönelik yanlı ve
ayırımcı tutumunun kınamış, bununla birlikte ülkemizin tam üyelik
hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin
sürdürüleceğini ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB***8217;nin
yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını, AB***8217;nin mevcut
zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerimizin ahdi çerçevesi
dışındaki konuları AB ile ele almayacağımızı belirtmiştir.
Müteakiben yapılan açıklamalarda, AB ile siyasi diyalogun,
ilişkilerimizin gelişmesine engel oldukları iddia edilen Kıbrıs
sorunu, Türk-Yunan ilişkileri dahil olmak üzere Türkiye***8217;nin iç
meselelerini bundan böyle kapsamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, ilk
oturumunu 12 Mart 1998 tarihinde Londra***8217;da yapan Avrupa
Konferansı***8217;na ülkemizin katılmayacağı, bu arada Gümrük Birliği***8217;nin
ortaklık antlaşmalarımızda öngörüldüğü şekilde sürdürüleceği AB
tarafının Lüksembourg Zirvesi***8217;nin sonuç bildirisinde yapmayı
üstlendiği, Gümrük Birliği***8217;nin değiştirilmesine ve Ankara
Antlaşması***8217;nın sağladığı imkanların kullanılmasına yönelik
tekliflerin beklendiği ifade edilmiştir. Bu suretle ilişkilerimizin
içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunun AB***8217;nin göstereceği siyasi
iradeye bağlı olduğu karşı tarafa ifade edilmiştir. Avrupa Birliği
ile ilişkilerimiz Lüksembourg Zirvesi***8217;nden sonraki dönemde yukarıda
belirtilen Hükümet açıklaması çerçevesinde yürütülmüştür. Bu dönemde
Komisyon Lüksembourg Zirvesi***8217;nde kendisine verilen yönerge gereğince
4 Mart 1998 tarihinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini konu
alan bir strateji belgesini açıklamıştır. Söz konusu raporun bu
bölümünde bu stratejinin uygulanmasıyla Türkiye***8217;nin AB***8217;nin genişleme
sürecinde yer alacağı bildirilmiştir.

2.1.6. CARDİFF VE VİYANA ZİRVELERİ
15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff zirvesi
sonunda yayınlanan Başbakanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili
bölümünde, Türkiye***8217;nin AB'nin genişleme sürecindeki konumunu nispi
şekilde iyileştiren bir üsluba yer verildiği görülmüştür. Belgede,
bu kez Türkiye***8217;nin ***8220;üyelik için ehil***8221; olduğu ifadesinden
vazgeçildiği, bunun yerine zımni ***8220;üyelik adayı***8221; tanımlamasının
getirildiği gözlemlenmektedir. Bu çerçevede adayların tam üyeliği
hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş bulunan ve AB
Komisyonun her aday için 1998 yılı sonunda bir rapor sunmasını
amaçlayan periyodik gözden geçirme mekanizmasını Türkiye de dahil
edilmiş ve Türkiye için hazırlanacak raporun 1963 Ankara Ortaklık
Antlaşmasının tam üyeliğimizi öngören 28. maddesi ve Lüksembourg
Başkanlık Kararlarını temel alması öngörülmüştür. Belgede ayrıca,
Komisyon tarafından Türkiye***8217;yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan
***8220;Avrupa Stratejisi***8221; onaylanmış, bu stratejinin Türkiye***8217;nin
önerileriyle de zenginleştirilebileceği de vurgulanarak, hayata
geçirilmesi için Komisyondan, gerekli mali desteğin sağlanması
amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.
Belgede yer alan bu olumlu unsurların genişleme sürecindeki
konumumuzda nispi nitelikte bir iyileştirme yaptığı, ancak bunun
Lüksembourg***8217;da Türkiye***8217;ye karşı yapılan ayırımcı muameleyi izole
edecek bir düzeyde olmadığı ve ülkemizin adaylığının kabul
edilmesinin ilave siyasi koşullara bağlanmasını kabul edemeyeceğimiz
17 Haziran 1998 tarihinde yapılan Bakanlık açıklamasında dile
getirilmiştir. Açıklamamızda ayrıca, 14 Aralık 1997 tarihli hükümet
açıklamasında ortaya koyulan parametrelerin halen geçerli olduğu da
vurgulanmıştır. Öte yandan AB Komisyonu, Cardiff Kararları
doğrultusunda, diğer aday ülkelerle birlikte Türkiye için de
hazırladığı ilerleme raporunu 4 Kasım 1998 tarihinde Türkiye***8217;ye
tevdi etmiştir. Rapor bazı ön yargılı ifade ve tespitler içermekle
birlikte, Komisyon tarafından Türkiye***8217;nin aday ülke olarak
algılandığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak bu konuda 11-12
1998 tarihlerinde yapılan Viyana Zirvesi***8217;nde de önemli bir gelişme
kaydedilmiştir.

2.1.7 KÖLN ZİRVESİ
Almanya***8217;da Ekim 1998 ***8216;de iş başına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller
Komisyonu***8217;nun Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir önceki hükümete
kıyasla daha olumlu ve görüşlerimize müzahir bir yaklaşım
benimsediği görülmüştür. Bu husus, Köln Zirvesi öncesinde, İngiltere
ve Avusturya Dönem Başkanlıkları sırasında uygulanandan farklı
olarak, Alman Dönem Başkanlığı ile daha yakın temaslar kurulmasını
sağlamıştır. Bu çerçevede Başbakan Bülent Ecevit ile Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder arasında Köln Zirvesi***8217;nde Türkiye***8217;nin
adaylığının tescili konusunda bir mektup teatisinde bulunulmuş ve
AB***8217;den beklentilerimiz ayrıntıları ve gerekçeleriyle ortaya
konulmuştur.
Bununla birlikte 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde Köln***8217;de yapılan AB
Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından
hazırlanan ve Türkiye***8217;nin beklentilerini karşılayabilecek
nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa***8217;nın desteğine rağmen
Yunanistan***8217;ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları
neticesinde kabul edilememiştir.
Bu gelişme üzerine Dış İşleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı
tarafından 4 Haziran 1999 günü yapılan açıklamada, Alman Dönem
Başkanlığı***8217;nın gayretlerinin memnuniyetle karşılandığı , ancak
AB***8217;nin Türkiye***8217;ye yönelik ayırımcı politikasında herhangi bir
değişiklik meydana gelmemesi sebebiyle
Türkiye***8217;nin de AB ile ilişkilerinde,Hükümet tarafından 14 aralık
1997 tarihinde yapılan açıklama ile belirlenen yaklaşımın
değişmeyeceği bildirilmiştir.

2.1.8. 17 AĞUSTOS DEPREMİ ERTESİNDEKİ GELİŞME

a.Deprem Yardımları

İzmit depremini ardından AB ülkelerinden münferiden ve Komisyon
aracılığıyla gelen yardımlar, ayrıca Yunanistan***8217;ın
davranışı,Türkiye­-AB ilişkilerinin de yumuşamasına yol
açmıştır.Fin dışişleri bakanı Halone, Komiser Vander Broek ile 27
Ağustos 1999 tarihinde Ankara***8217;ya gelerek yardımlar bakımından somut
bir gösteride bulunmuştur.
4-5 Eylül 1999 tarihlerinde Finlandiya***8217;nın Saariselka kasabasında
yapılan AB Dışişleri Bakanlığı Gayri Resmi Toplantısında, deprem
vesilesiyle tekrar gündeme gelen Türkiye mali işbirliği konusu
ayrıca AB***8217;nin genişlemesi bağlamında Türkiye***8217;nin adaylığı ele
alınmıştır. Ancak bu konuda Saariseka***8217;dan herhangi bir karar
çıkmamıştır.Aynı toplantıda deprem felaketi nedeniyle verilmiş
bulunan 4 milyon Euro tutarındaki acil yardıma ilaveten ,
Türkiye***8217;ye insani yardım ve yeniden yapılanma için 30 milyon Euro
ve Avrupa Yatırım Bankasından 500-600 milyon Euro kredi sağlanması
kararlaştırılmıştır.

b. AB Komisyonunca Açıklanan İkinci İlerleme Raporu
AB Komisyonunun Cardiff Zirvesi kararları uyarınca, aday ülkeler
hakkında hazırladığı raporlardan ikincisi, 13 Ekim 1999 tarihinde
Komisyon Başkanı Romano Prodi tarafından açıklanmıştır. Türkiye,bu
raporda , bu kez tam üyeliğe aday gösterilmiş ve Lüksembourg
Zirvesinde diğer ülkeler için yapılmış olduğu gibi, ülkemizde de
somut bir Katılma Ortaklığı Stratejisi önerilmiştir

c.AB Devlet Hükümet Başkanları Tampere Özel Zirvesi
Adalet ve içişleri konularının ele alındığı AB Devlet
Başkanlarının ve Hükümet Başkanlarının Özel zirve Toplantısı 15-176
Ekim 1999 tarihlerinde Finlandiya***8217;da Tampere Kentinde
yapılmıştır.Zirvede ayrıca genişleme ve bu kapsamda Türkiye***8217;nin AB
***8216;ne adaylığı konusu resmi olarak ele alınmıştır.

d. Dışişleri Bakanı İsmail Cem***8217;in AB Üyesi Ülkelerin Dışişleri
Bakanlarına Verdiği Yemek
İstanbul***8217;da 18-19 Kasım 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen AGİT
Zirvesinin ardından dışişleri Bakanı İsmail Cem ,AB üyesi ülkelerin
dışişleri bakanlarına İstanbul***8217;da bir öğle yemeği vermiştir.Söz
konusu yemekte 10-11 Aralık 1999 Helsinki AB Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesinde Türkiye***8217;nin AB ne adaylık statüsü konusu ile
Türkiye***8217;de Son dönemde kaydedilen başarılar ele alınmıştır.

2.1.9 AB HELSİNKİ DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANLARI ZİRVESİ
Türkiye,10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki***8217;de yapılan AB
devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Oybirliği ile AB***8217;ne aday
ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit
konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.
Helsinki Zirvesi karalarına göre Türkiye, diğer aday ülkeler gibi
bir katılım öncesi stratejisinden yaralanacaktır.Böylece,Türkiye
topluluk programları ve ajansları ile,aday ülkeler ile Birlik
arasında.katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma
imkanına sahip olacaktır.Zirve sonuç bildirisi ayrıca önceki AB
Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını
öngörmektedir.Bu ortaklığın aynı zamanda, siyasi ve ekonomik
kriterleriyle, üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında
ve AB müktesebatının yoğunlaşacağı belirtilmiştir.Komisyon ayrıca
Türk mevzuatının topluluk sürecini hazırlamakla görevlendirilmiş öte
yandan, katılım öncesine yönelik mali kaynaklarının eş güdümü için
tek bir çerçeve sunmaya çağrılmıştır.

2.2 TÜRKİYE İÇİN AVRUPA STRATEJİSİ
AB***8217;nin genişlemesi kapsamında 13-14 Aralık 1997 tarihli
Lüksembourg Zirvesi öncesinde sürdürülen girişim ve temaslarda
Türkiye***8217;nin genişleme sürecinde kazanacağı konum ele alınmış ve
Türkiye***8217;nin bu sürecin dışında kalamayacağı vurgulanarak diğer aday
ülkeler için öngörüldüğü gibi bir katılma öncesi stratejisinin
oluşturularak hayata geçirilmesi hususu öncelikli talebimiz olarak
ortaya konmuştu.
Lüksembourg Zirvesinde Türkiye diğer adaylardan farklı bir konuma
oturtularak, onlar için öngörülen katılma sürecinin dışında
bırakılmıştır.Bununla birlikte AB Komisyonu,Türkiye***8217;nin ihtiyaçları
doğrultusunda ülkemizi tam üyeliğe hazırlamak amacıyla Türkiye***8217;yi
AB***8217;ne yaklaştırmayı hedefleyen bir strateji hazırlamak ve hayata
geçirmekle görevlendirilmiştir.Komisyon bu görevlendirme uyarınca
bir çalışma gerçekleştirmiş ve Türkiye***8217;yi AB***8217;ne katılıma hazırlamak
şeklinde tanımladığı stratejinin unsurlarını 4 Mart 1997 tarihinde
açıklamıştır.Komisyon iç prosedür gereği strateji belgesini konseyin
onayına sunmuş ve gerekli incelemeler yapıldıktan ve onay
prosedürleri tamamlandıktan sonra söz konusu belge, üzerinde bir
değişiklik yapılamaksızın Cardiff Zirvesinde onaylanmıştır. Belge
sonradan 30 Haziran 1998 tarihinde yapılan ortaklık komitesi
toplantısında tarafımıza resmen sunulmuştur. Strateji belgesinde yer
alan mülahazalar ve somut olarak sunulan işbirliği alanlarını
aşağıda görüldüğü şekilde sıralamak mümkündür.
Stratejinin uygulanmasıyla Türkiye***8217;nin AB***8217;nin genişleme sürecinde
yer alacağına işaret edilmiş,tarafımızdan eleştiri konusu yapılan
mali işbirliği alanındaki AB taahhütlerine değinilerek önerilen
unsurların gerçekleşmesinin AB***8217;nin Türkiye***8217;ye taahhüt ettiği mali
yardımların yürürlüğe konulmasıyla mümkün olacağı belirtilmiş ve bu
konuda yetkili bulunan konseyin söz konusu yardımları gecikmesizin
kullanılabilir hale getirecek düzenlemeyi yapması istenmiştir.
Gümrük Birliğinin derinleştirilmesi ve daha fazla içerik
kazandırılması stratejinin önemli bir bölümünü teşkil etmiş ve
komisyonla muhtelif alanlarda esasen yürütülmekte olan görüşmelerin
sonuca bağlanması için somut adımlar atılması yönünde önerilerde
bulunulmuştur.
Strateji belgesinde Gümrük Birliğini yanı sıra sanayi,
tarım,hizmetler,makro ekonomik diyalog, telekomünikasyon, bilim ve
teknoloji, araştırma, ulaştırma, enerji, çevre,tüketici politikası,
bölgesel ve sınır aşan işbirliği, Türkiye***8217;nin topluluk programlarına
katılımı ve kurumsal iş birliği başlıkları altında toplam 14 alanda
somut işbirliği önerilmiştir. Genelde işbirliğini amacı, ülkemizin
bu alanlarda AB ile entegrasyon uyumunu kolaylaştırmaktır.
Komisyon tarafından oluşturulan söz konusu stratejinin
açıklanmasını takiben stratejide yer verilen unsurlar incelenmiş ve
bu unsurların ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilip,
yönlendirilmesini teminen karşı önerilerimizi içeren bir belge
hazırlanmış ve Bakanlar Kurulunda onaylanmasını takiben 22 Temmuz
1998 tarihinde dönem başkanlığı ve AB Komisyonuna
sunulmuştur.Stratejinin hayata geçirilmesi amacıyla komisyon ile
teknik düzeyde müzakereler başlatılmış olup, bu çerçevede komisyon
heyeti ile 25 Eylül 1998 ,
30 Kasım 1998, 24Mart 1999,ve 2 Temmuz 1999 tarihlerinde olmak üzere
Ankara ve Brüksel***8217;de 4 tur görüşme yapılmıştır. Bununla
birlikte,esasen AB***8217;nin Türkiye***8217;ye karşı daha önceki antlaşmalarla
üstlenmiş olduğu, ancak yerine getirmediği yükümlülüklerden başka
yeni bir unsur içermeyen strateji belgesi, mali kaynak yetersizliği
başta olmak üzere, AB***8217;ne katılımı hususunda Türkiye***8217;ye uygun bir
perspektif verilmesi yönünde siyasi irade eksikliği sebepleriyle
Türkiye***8217;nin beklentilerini karşılamakta yetersiz kalmıştır.




ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİNİN ROLÜ
3.1 GİRİŞ

Bildiğimiz gibi endüstri mühendisliği disiplini, çağımız
terminolojisinde önemli bir yeri olan kalite, kıt kaynakların
planlanması, rekabet gücünün arttırılması, insan kaynakları
yönetimi, verimlilik, standardizasyon,tüketici hakları, çalışma ve
yaşam koşulları, çevre gibi konuları ilgi alanına alan bir
mühendislik dalı olarak göze çarpmaktadır. Bu bağlamda her ne kadar
Türkiye***8217;nin AB***8217;ye tam üyeliğinin siyasi ve makro-ekonomik hedefler
açısından ele alınıyor gibi görünmesine karşın söz konusu hedefler
doğrultusunda ilerleyebilmek önemli bir yöntem sorununu gündeme
getirmektedir. Özellikle endüstri mühendisliği çalışmalarının aynı
zamanda bir yöntem disiplini olarak karşımıza çıkması nedeni ile
Türkiye***8217;nin AB***8217;ye tam üyeliğe geçiş sürecinde kilit noktalardan biri
olduğu düşünülebilir.
AB rüyasının yavaş yavaş ve emin adımlarla gerçekleşiyor olması ve
Türkiye***8217;nin tarihi misyonuna ters düşmemesi için AB gerçeğinden uzak
kalmaması gerekmektedir. Bu konudan hareketle Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının bazı ortak sorumluluklar yüklenmesi gerektiğini
söylemek yanlış olmaz. Dolayısı ile Türkiye***8217;nin makro-ekonomik ve
siyasal hedeflerine ulaşması için ***8220;en iyiyi ve doğruyu zamanında
yapmak***8221; misyonu ile ortaya çıkan endüstri mühendislerine önemli
görevler düşmektedir.
Türkiye***8217;nin AB***8217;ye tam üyeliğinde endüstri mühendisliğinin rolü
konusu, kısmen yoruma açık olmakla beraber, AB teknolojisi olarak
nitelendirilebilecek bir takım kavramlar dahilinde ele alındığı
zaman daha iyi anlaşılabilecektir. Dolayısı ile çalışmanın bu
kısımda, söz konusu kavramlar üzerinde yoğunlaşılarak; endüstri
mühendisliği ile ilişkileri noktasında kısmen sübjektif bir
çerçeveden bakılması ile konunun daha iyi anlaşılabileceği
düşünülmektedir.

3.2 STANDARDİZASYON VE CE İŞARETİ
Standartlar, yetkili kılınan ve bu yetkileri ulusal ve uluslar arası
bir standardizasyon kurumu tarafından kabul edilen; yaygın olarak
bir defadan fazla kullanılan; madde ürün ve hizmetler için
kuralların, yöntemlerin veya ürünlerin üretim metotlarının, ilgili
süreçlerin niteliklerini saptayan ve ilgili tarafların işbirliği ile
hazırlanan teknik belgelerdir. Malları serbest dolaşımının
sağlanması, büyük ölçüde kullanılan ulusal standartların
uyumlaştırılması ile bağlantılıdır, bu nedenle uluslar arası düzeyde
standardizasyon çalışmaları yapılmaktadır. Standardizasyon alanında
uluslar arası düzeyde faaliyet gösteren en önemli kurum ISO
(International Standards Organization)***8217;dur.
AB de malların serbest dolaşımına katkıda bulunmak amacıyla ulusal
standartların yerini Avrupa Standartları***8217;nın oluşturulması için
çalışmalar yürütmektedir. AB***8217;de standardizasyon çalışmalarının
tarihi gelişimi incelendiğinde, uyumlaştırma sürecinin ***8220;Klasik
Yaklaşım***8221; ve ***8220;Yeni Yaklaşım***8221; olmak üzere iki farklı yaklaşıma dayalı
olarak belirlendiği göze çarpmaktadır.
Klasik yaklaşımın temel ilkesi mevzuat düzeyindeki teknik
düzenlemelerle eş etkili standartların uyumlaştırılmasıdır. klasik
yaklaşım çerçevesinde düzenlenen yönergeler, test ve belgelerin üye
devletler arasında karşılıklı tanınmasına yönelik düzenlemelerin
ötesinde, her ürünün uyması gereken teknik özellikleri en ince
ayrıntısına kadar açıklamıştır. Zaman içerisinde bu durum
üreticileri tek tip mal üretmeye zorlamıştır. Ayrıca teknolojik
gelişmeye paralel olarak ürünlerin çeşitlenmesi ve gerekli
belgelerin sayısının giderek artması sonucu, sistem işlevselliğini
yitirmiştir.
Yeni yaklaşım ise, yönergelerin çok fazla teknik ayrıntı içermemesi,
ürünlerin mal gruplarına göre uyması gereken genel kuralları
belirlemesini öngörmektedir. Teknik ayrıntılar için ise AB düzeyinde
belirlenen standartlara atıfta bulunulmaktadır. Yeni yaklaşımda
ayrıca, yönergeler ürünlere göre değil, ürünlerin kullanım
amaçlarına göre sınıflandırıldığı ürün gruplarına göre hazırlanmakta
ve böylece benzer işlev gören ürünler aynı yönerge kapsamında yer
almaktadır. Yeni yaklaşıma göre yönergelere uymak zorunlu,
standartlara uyum ise ihtiyatidir. Ancak standartlara uygun üretim
yapılması halinde, yönergelere de uyulduğunun varsayılması
üreticileri standartlara uygun üretimi teşvik etmektedir.
AB***8217; de standardizasyon alanında faaliyet gösteren üç kurum
bulunmaktadır:
- CEN (Avrupa Standartlar Komitesi)
- CENELEC (Avrupa Elektroteknik Standartlar Komitesi)
- ETSI (Avrupa Telekomünikasyon Standartlar Komitesi)

3.2.1 CEN (AVRUPA STANDARTLAR KOMİTESİ)
Kısa adı CEN olan Avrupa Standartları Komitesi, standartların AB
düzeyinde uyumlaştırılması amacıyla faaliyette bulunan temel
kurumdur.
CEN, tüm sektörlerde uyumlaştırılmış AB standartları oluşturarak,
ulusal standartların fsrklılığından doğan ve tek pazarın işleyişini
olumsuz yönde etkileyen teknik engellerin kaldırılması yönünde
çalışmalar yapmaktadır.


3.2.2 CE İŞARETİ
CE (Comfermité Européene) işareti, bu işarete sahip ürünün ilgili AB
yönergeleriyle belirlenen sağlık, güvenlik, tüketicinin ve çevrenin
korunması gerekliliğine uyduğunu belirten bir işarettir.
CE işareti, AB genelinde kullanılan değişik uygunluk işaretleri
yerine AB yönergelerine uygunluğu belirlenen tek tip bir AB işareti
kullanılması anlamına gelmektedir.
Önümüzdeki yıllarda gerçekleşmesi gündemde olan gelişmeler göz
önünde bulundurulduğu zaman, AB***8217;nin hedefleri arasında yer alan tek
pazarın oluşturulması açısından tek tip bir AB standardı
oluşturulması ve özellikle CE işaretinin daha da yaygınlaşacağına ve
vazgeçilmez bir hal alacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. AB***8217; ye
tam üyelik sürecinde, Türkiye***8217;nin bu yönde bir tavır sergilemesi
şüphesiz tek pazara entegrasyonunu daha da kolaylaştıracaktır.
Dolayısı ile Türkiye***8217;nin bu yönde politikalar oluşturması ve
uygulamaya çalışması gerekmektedir. Özellikle AB gerçeğinin
özümsenmesi ve tek Pazar kültürünün oluşturulmasına ilişkin
çalışmalar yapmak gerekmektedir. Bu noktadan hareketle
standardizasyon kalite güvence sistemleri gibi konulara aşina olan
endüstri mühendislerinin yeterli müfredat ve AB kültürüyle
donatılmış olarak ortaya çıktıkları zaman, kilit rol
oynayabileceklerini söylemek yanlış olmaz.

3.3 KALİTE
AB ve Türkiye arasında gümrük birliğinin tamamlanmasıyla sonuçlanan
6 Mart 1995 tarihli ve 1/95 sayılı ortaklık konseyi kararının 8.
maddesinde tarafların kalite, standardizasyon, belgelendirme,
akreditasyon vb. alanlarda işbirliği içerisinde bulunmalarının
önemine dikkat çekilmektedir.
Türkiye***8217;nin her alanda kalite anlayışı ile ortaya çıkması sadece AB
ile değil aynı zamanda dünya ile entegrasyonunu kolaylaştıracak ve
liberal globalizasyonun gerçekleşmesine yardımcı olacaktır. Bu konu
ile ilgili olarak; özellikle mal ve hizmet üretiminde kalitenin
sağlanması ve geliştirilmesinde çoğu zaman aktif rol oynayan
endüstri mühendislerinin önemli bir role sahip oldukları
söylenebilir.

3.4 MAKRO-EKONOMİK GERÇEKLİK
AB***8217;nin temel hedefleri arasında yer alan istikrarlı ve dengeli
büyüme, fiyat istikrarı, yüksek düzeyde istihdam, ödemeler dengesi,
yaşam koşullarının iyileştirilmesi, dengeli kamu harcamaları gibi
hedeflerin gerçekleşmesi için üye ülkelerin ekonomi politikalarının
koordinasyonu gerekmektedir.
1992 yılı sonunda Tek Pazarın kurulması, bunu takiben Maastricht
Antlaşmasıyla Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB) temel hedeflerden
biri halini almıştır. EPB***8217;nin gerektirdiği makro-ekonomik istikrar
ve bütünleşmenin sağlanmasını teminen Maastricht Antlaşması beş
yaklaşım kriteri belirlenmiştir. EPB***8217;nin üçüncü aşamasına geçebilmek
için üye devletlerin bu kriterleri karşılaması zorunludur. Söz
konusu kriterler:
· Kamu açığı. GSYİH (Gayri safi yurt içi hasıla)***8217;ın % 3***8217;ünden
az olması.
· Toplam kamu borcunun GSYİH***8217;ye oranı % 60***8217;ı aşmamalıdır.
· Enflasyon oranı, 1999 yılından önceki son 12 ay içerisinde
en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülkenin enflasyon oranları
ortalaması en fazla 1,5 puan üzerinde olabilir.
· Uzun dönem nominal faiz oranları, en düşük ortalamaya sahip
üç ülkenin faiz oranları ortalamasından en fazla 2 puan fazla
olabilir.
· Avrupa para sisteminin döviz kuru mekanizması çerçevesinde
belirlenen normal dalgalanma marjına, en az son iki yıl ciddi
sapmalar gözlenmeksizin uyulmalıdır.
Makro-ekonomik yaklaşım kriterlerinin hedefi, EPB çerçevesinde
dengeli ekonomik kalkınma sağlanması ve üye ülkeler arasında parasal
ve mali açıdan gerilimlerin engellenmesidir.
Dikkat edilirse EPB çerçevesinde yukarıda belirttiğimiz kriterlerin
üye ülkeler tarafından sağlanmasının zorunlu olması, Türkiye***8217;nin
AB***8217;ye geçiş süreci içinde söz konusu kriterler etrafında mali ve
ekonomik politikalar oluşturulması ve istikrarlı bir şekilde
uygulaması gerekmektedir.
Bu arada AB***8217;nin en temel hedeflerinden biri olan istikrarlı bir
ekonomik büyümenin sağlanması ve birliğe yeni üyelik sürecindeki
ülkelerin bu yönde ilerlemeler sağlamalarının gerekliliği,
Türkiye***8217;ye ve özellikle Türkiye***8217;deki endüstriyel kapsamı oluşturan
firmalara önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu noktadan hareketle,
endüstri mühendislerinin sürekli iyileştirme ve karlılığın artmasına
yardımcı olarak, firmaların istikrarlı ve sistematik bir şekilde
büyümelerine yardımcı olmaları açısından önemli roller yüklendiğini
(ve yüklenmesi gerektiğini) söyleyebiliriz.

3.5. GÜMRÜK BİRLİĞİ
6 Mart 1995 tarihinde toplanan AT ve Türkiye 36. Ortaklık Konseyi,
1/95 sayılı kararı ile gümrük birliğinin yürürlüğe girmesi konusunda
anlaşmaya varmışlardır. Daha önce de denildiği gibi bu yepyeni bir
zemindeki bir anlaşma değildir. Karar Ankara Antlaşması ve bunun
işlerliğini sağlayan karma protokolün doğal bir uzantısı ve oyunun
bundan sonraki kurallarını belirleyen bir metindir. Bu arada Türkiye
ile AB arasında malların serbest dolaşımı 31 Aralık 1995 tarihinde
gerçekleşmiştir. Serbest ticaretin en temel unsuru olan malların
serbest dolaşımı ülkelerin karşılıklı olarak ithalat/ihracat
vergileri (gümrük vergileri) ve eş etkili vergiler ile tüm miktar
kısıtlamaları ve eş etkili engelleri kaldırmasıyla gerçekleşir.
Gümrük birliğine girerken özellikle imalat sanayiimiz için kayda
değer çevre değişiklikleri olacaktır. Gümrük birliği sonucu
kaldırılan gümrük vergi ve/veya fonların başlangıçta büyük bir
ithalat patlamasına yol açacaktır. Ancak kısa sürede döviz arz ve
talebinde meydana gelecek gelişmeler kurlarda olağanüstü baskı
yaratarak ithalatı caydırıcı, ihracatı arttırıcı etkileriyle yeni
dengeleri oluşumu söz konusu olacaktır. Kurlardaki yükselme ise
sermaye hareketlerinde içten dışa kaçış etkisi yaratacaktır. Bu
kaçışı önlemek için finans sektörü çaresiz mevduat faizlerini
yükseltmek zorunda kalacaktır. Bunun sonucu olarak artan kredi
faizleri ekonomide maliyetlerin yükselmesine, sabit sermaye
yatırımlarının yavaşlamasına, bunun sonucu olarak rekabet durgunluğa
yol açacaktır. Sermaye piyasası artan faizleri etkisiyle daralacak
ve işsizlik artacaktır.
Şüphesiz ki bir firma şayet rakiplerine göre müşterinin açık ve
saklı isteklerini daha hassas bir şekilde tespit edebiliyor ve bu
isteği daha kaliteli olarak ve daha ucuza, isteğin oluştuğu andan
itibaren en hızlı ve tam zamanında tatmin edebiliyorsa, bu firmanın
rekabet gücü daha yüksektir. Söz konusu firma için
gerçekleştirilebilecek stratejilerin çoğunun endüstri mühendisliği
disiplin doğasında varolduğu göz önünde bulundurulduğunda endüstri
mühendislerinin Türkiye***8217;nin AB***8217;ye tam üyelik sürecinde ne kadar
önemli oldukları kavranabilir.

3.6. REKABET
AB***8217;nin rekabet kuralları, piyasa koşullarına dayalı bir Avrupa
Ekonomik Alanının etkin biçimde işleyebilmesini sağlamak amacıyla
oluşturulmuştur. AT***8217;nin rekabet politikası (Roma Antlaşması, madde
85-94) beş temel ilkeye dayanmaktadır.
· İşletmeler arasında, üye ülkeler arası ticareti
etkileyebilecek ve ortak Pazar kapsamında rekabeti bozacak,
engelleyecek ya da kısıtlayacak anlaşmalar, ortaklıklar ve ortak
uygulamaların yasaklanması.
· Ortak Pazar içerisinde hakim konumu, üye ülkeler arasında
ticareti etkilediği ölçüde kötüye kullanılmasının yasaklanması
· Üye ülkelerin sağladıkları ve bazı işletmelerin ya da bazı
malların üretiminin kayrılması yoluyla rekabeti bozma yönünde tehdit
oluşturan her tür devlet yardımının denetlenmesi.
· Yapılması öngörülen anlaşmaların kabulü ya da reddi
yoluyla, birleşmelerin Avrupa boyutu göz önünde bulundurularak
koruyucu denetimi.
· Haberleşme, ulaştırma,enerji gibi çoğu zaman kamu ya da
özel sektör firmalarının tekel konumda olduğu bazı sektörlerin
liberizasyonu.
AB***8217;nin rekabet politikası, iki çerçeve etrafında çizilmektedir:
haksız rekabetin önlenmesi ve rekabet koşullarına uyumun sağlanması
için fon desteği sağlanması.
Şüphesiz Türkiye olarak özellikle gümrük birliğinin getireceği yoğun
rekabet ortamı ve AB***8217;ye tam üyelik sürecinde önemli göstergelerden
biri olarak kabul edilen rekabet edilme kapasitesinin yeterliliği
sorunlarının aşılması gerekmektedir. Bu noktada, gerek firma gerekse
endüstri boyutunda herkese önemli görevler düşmektedir. Özellikle
tüm yönleriyle kalite artışıyla rekabetin sağlanması ve bunu teşvik
edici politikaların uygulanması gerekmektedir. Mal ve hizmet
maliyetlerinin düşürülmesi, verimlilik artışının sağlanması, uygun
Pazar stratejilerinin uygulanarak müşteri isteklerinin en iyi
şekilde tatmin edilmesi, teknolojik yeniliklerin baz alınması gibi
kalitenin her yönüyle hareket edilmesi gerekmekte olup, söz konusu
stratejilerin uygulanmasıyla endüstri mühendislerinin önemli rollere
sahip olduğu açıktır.
Bu arada etkin olarak rekabet ortamına karşı koyabilmek için
şüphesiz yöneticilere önemli görevler düşmektedir. Bu bağlamda
endüstri mühendisleri yönetim disiplinine hakim kişiler olarak ön
plana çıkabileceklerdir
Özellikle rekabet koşullarında tutunabilmek için firmalarımızın
sürekli içerisinde olmaları gerekmektedir. Bu bakımdan günümüz
koşullarında toplam kalite yönetimi ,kaizen vb . araçlar etkin bir
şekilde kullanılmalıdır .dikkat edilirse ,endüstri mühendisliği
müfredatı ve uygulamalarında yönetim sistemlerinin yer alması
endüstri mühendislerinin rolünü , bir kez daha açık bir şekilde
ortaya koymaktadır.

3.7. TÜKETİCİ HAKLARI
Tüketicinin korunması, AB***8217; yi kuran antlaşmaya Maastricht
Antlaşmasıyla eklenen madde 129 A***8217; da ele alınmaktadır. Söz konusu
madde tüketicilerin sağlığı, güvenliği ekonomik ve yasal haklarının
yanı sıra bilgiye erişim haklarının da korunması hedeflenmektedir.
AB***8217;nin önemli amaçlarından birisi de tüketici hakları konusunda
uluslar arası yasal mevzuatların uyumlaştırılmasıdır. Türkiye***8217;de
tüketici hakları konusunda gerek yasal mevzuatların gerek sivil
inisiyatiflerin özellikle AB üyesi ülkeler düzeyinde olmasının
ileride önemli sorular doğurmaması için gerekli çalışmaların
yapılması gerekmektedir.
Kaliteli mal ve hizmet üretimiyle tüketici haklarının önemli
oranlarda korunmasının sağlanmasında endüstri mühendislerinin durumu
önemli olmakla beraber, Türkiye***8217;nin geleceğini daha sağlam temeller
üzerine oturtması açısından gerçekçi bir tüketiciyi bilinçlendirme
politikası oluşturması gerekmektedir.

3.8. İSTİHDAM
AB ülkelerinde işsizliğin yüksek boyutlarda seyrettiği göz önünde
bulundurulduğunda istihdam AB***8217;nin temel sorunlarından biri
olmaktadır. Hali hazırda AB düzeyinde işsizlik oranı % 10 civarında
seyretmektedir. Bu nedenle ilk kez komisyonun 1993 yılında
hazırladığı büyüme, rekabet gücü ve istihdam konulu ESSEN zirvesinde
(9-10 Aralık 1994) istidamın arttırılması için 5beş öncelikli alan
belirlenmiştir:
· Mesleki eğitim alanında yatırımın arttırılması yoluyla
istihdam olanaklarının iyileştirilmesi:
· İstihdam arttırmaya yönelik büyüme sağlanması:
· Ücrete dayalı olmayan iş gücü maliyetlerinin azaltılması:
· İş gücü piyasalarının ilişkin politikalarını etkinliğinin
arttırılması:
· Toplumun istihdam azlığından özellikle zarar gören
kesimlerine yardımın arttırılması:
21 Kasım 1997 tarihinde AB düzeyinde ilk kez istihdama ilişkin bir
olağanüstü zirve düzenlenmiştir. İstihdam edilebilirlik,
girişimcilik, uyum sağlama yeteneği ve fırsat eşitliğinin odak
noktasının oluşturduğu zirvede, her yıl istihdamı arttırmaya yönelik
yönlendirici ilkeler hazırlanması ve üye ülkelerin bu doğrultuda
hazırladıkları eylem planları ile bu planları ne şekilde hayata
geçirildiğine ilişkin faaliyet raporlarını sunmalarını
kararlaştırılmasıdır.
Amsterdam Antlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte istihdam
AB***8217;nin hedefleri arasına alınmış, AB***8217; yi kuran antlaşmaya istihdama
ilişkin yeni bir bölüm eklenmiştir.
Dikkat edilirse, ESSEN Zirvesi***8217;nde ***8220;Ücrete Dayalı Olmayan İşgücü
Maliyetlerinin Azaltılması***8221; şeklinde ele alınan gündem maddesi,
oldukça spesifik bir şekilde AB***8217;nin istihdama ilişkin politikasını
yansıtmaktadır. Temel amacı iş gücü çıkarmadan maliyetlerin
azaltılması olan iş etüdü gibi teknikleri başarı ile kullanan
endüstri mühendislerinin, genel istihdam politikalarını destekler
nitelikte yöntemle sergiliyor olduklarını söylemek yanlış olmaz.

3.9. ÇEVRE VE KAMU SAĞLIĞI
1972 yılında hazırlanan topluluğun 1. Çevre Eylem Programıyla
uygulamaya koyulan çevre politikası, Avrupa Tek Senediyle birlikte
ROMA Antlaşması***8217;na eklenerek bir topluluk politikası halini
almıştır. AB***8217;nin çevre politikasının hedefi, çevrenin korunması,
kalitenin iyileştirilmesi; İnsan sağlığının korunması ve doğal
kaynakların tasarruflu ve rasyonel kullanımıdır. Bu hedefleri yanı
sıra AB çevre politikası, ilgili hükümlerden etkilenen alanlara
bağlı olarak farklı karar alma yöntemleriyle belirlenir. Ancak bu
alanda çoğunlukla işbirliği yöntemine göre karar alınır.
Artan çevre bilincine paralel olarak, bir yandan uygulanan çevre
eylem programlarının, diğer yandan ilgili mevzuatın kapsamının
genişlemesiyle birlikte çevre politikası, zaman içerisinde giderek
önem kazanmıştır. Amsterdam Antlaşması ***8220;sürdürülebilir kalkınmayı***8221;
AB***8217;nin hedefleri arasına almak ve çevrenin korunmasını, başta tek
pazara ilişkin konular olmak üzere tüm diğer topluluk politikalarını
eklemek suretiyle çevre politikasını merkezi konuma yükseltmektedir.
***8220;Çevrenin korunması, kalitenin iyileştirilmesi; insan sağlığının
korunması ve doğal kaynakların tasarruflu ve rasyonel kullanımı***8221;
şeklinde belirttiğimiz AB***8217;nin çevre politikası, oldukça önemli
görünmekle beraber, merkezi bir konumda bulunması AB***8217; ye tam üyelik
sürecinde Türkiye için özel bir önem arz etmektedir. Kalitenin
iyileştirilmesi, iş güvenliği, işçi sağlığı ve çalışma koşullarının
iyileştirilerek verimliliğin arttırılması ve yöneylem araştırması
gibi tekniklere aşina olan endüstri mühendislerinin, birlik çevre
politikasının uyumlaştırılmasına ön ayak olabilecekleri ve
Türkiye***8217;nin AB***8217; ye giriş sürecini hızlandıracakları söylenebilir.

3.10. SOSYAL POLİTİKALAR
AB***8217;nin sosyal politikası, üye ülkelerdeki çalışanların yaşam ve
çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi-işveren kesimleri
arasında bir diyalog ortamı oluşturulması ve üye ülkelerin sosyal
politikaları arasında uyum sağlanması amacıyla oluşturulmuştur.
Endüstri mühendisliğinin, sosyal yönüyle diğer mühendislik
disiplinlerinden ayrılması ona özel bir önem vermektedir. İş
güvenliği, ergonomi, çalışma hayatının düzenlenmesi gibi çoğu
çalışmalarında insan faktörünü göz önünde bulundurduğu
düşünüldüğünde; endüstri mühendisliğinin ne kadar önemli olduğu ve
oldukça önemli bir misyona sahip olduğu anlaşılabilir.


Kaynakça :
1-) Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları birliği
2-) Üretim Sistemleri Dersi 2000 yılı Sunum Notları
3-) www.foreigntade.gov.tr

HAZIRLAYANLAR

SAADETTİN ERHAN KESEN
YUSUF ARSAKAY
AHMET YILDIZ
GÖKHAN ERDAL
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
avrupa, birliğinin, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 14:39 .