Nüve Forum


Bölgelere göre tarih hakkinda Mısır Tarihi ile ilgili bilgiler


İ.Ö. 3100 civarında beraberinde insana özgü uzun deneyimler sahibi olan Mısırın yazılı tarihi başlar. Tarıma ait toprakları kesin olarak belirlenmiş, dininin belli başlı unsurları oluşturulmuş, dili ve yazısı saptanmış, önemli

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 11.08.07, 23:44
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Mısır Tarihi

İ.Ö. 3100 civarında beraberinde insana özgü uzun
deneyimler sahibi olan Mısırın yazılı tarihi başlar.
Tarıma ait toprakları kesin olarak belirlenmiş, dininin
belli başlı unsurları oluşturulmuş, dili ve yazısı
saptanmış, önemli kurumları yerlerini almışlardır. Yeni
Krallık döneminde (İ.Ö. 1500) Mısırlılar bronzun
varlığına rağmen çakmaktaşını şekillendirmeyi biliyorlar
ve zorunluymuş gibi taştan yontulmuş ve cilalanmış aynı
bıçakları kullanıyorlardı. Cenaze törenleriyle ilgili
rahipler, yazı daha ortaya çıkmamışken yaşamış olan
atalarının onlara sözlü olarak aktardıkları cümleleri
hâlâ tekrarlamaktaydılar. Kısaca Mısır***8217;ı tarihi
medeniyet yolunda insanın en uzun deneyimini
oluşturmaktadır. Bu da dördüncü binden Hıristiyanlığın
başlangıcına kadar olan dönemi kapsar. İnsanlar bu çok
uzun zaman diliminde aynı dili konuştular, bu dünya ve
ölümden sonraki dünya hakkında aynı fikirleri
paylaştılar ve aynı kuralların zorunluluğu altında
yaşadılar.
Mısır medeniyeti sadece eskiliğinden değil aynı zamanda
sürekliliğinden dolayı da ilginçtir. Devamı ettiği süre
göz önüne alınırsa bu süreklilik dikkat çekicidir. Ve
bunun en önemli sebeplerinden biri Mısır medeniyetinin
sıkı sıkıya coğrafi bir koşula, Nil Vadisi***8217;ne bağlı
olmasıdır. Medeniyet buraya yani Mısır***8217;a dışarıdan
getirilmemiş ve bizzat vadide doğup gelişmiştir.
Medeniyet Nil vadisine özgü nilotigue ve Afrikalıdır.
Aslında onu daha güçlü kılan da budur. Bu yüzden de
istilacılar anarşi ve zayıf dönemlerde vadiye hakim
olmaya çalıştıklarında toplum içinde sindiriliyorlar,
ülkenin gereklerine uyum sağlayamazlarsa dışlanıp
uzaklaştırılıyorlardı. Mısır***8217;daki bu kesintisiz
uygarlığın sürekliliği özellikle evrensel tarihi
anlamamıza yardımcıdır. Bu uygarlık bizi o olmadan
hiçbir şey kavrayamayacağımız Afrika kıtasındaki eski
yaşam hakkında aydınlatmakla kalmayıp aynı zamanda eski
insanın yaşamını etkilemiş olan manevi veya teknik bazı
yenilikleri incelememize, tarihlendirmemize de yardım
eder. Madenlerin keşfinden, tarımın, hayvancılığın, inşa
tekniklerinin, dokumanın, sulamanın geliştirilmesinden,
dümenin icadından, altın kullanımından çok tanrılı
dindeki manevi gelişmelerin görünüp Hıristiyanlığın
başlangıcına kadar gelişimi etkilemiş büyük küçük her
olayın izlerini Mısır***8217;da görmek mümkündür.
Dünyanın bu en eski medeniyeti aynı zamanda çok kısa bir
süredir tanınan medeniyetlerden biridir. Bu
medeniyetinden yeniden keşfedilmesi sadece bir yüzyıldan
biraz fazla bir süredir. Gerçekleştirilmiştir ki, bu da
bizi Egyptologie***8217;nin yeni bir bilim dalı olduğunu
açıklar. Özetlemiş bu sentez Egyptologie***8217;yi yaratan Jean
François Champollion (1790-1831) buldukları sayesinde
gerçekleştirilebilmiştir.
Champollion 1822 yılında Mısır dilini keşfetmiş,
böylelikle Mısır tarihi gerçeklik haline gelmiştir.
Mısır Medeniyeti hakkında bildiklerimizi daha geçen
yüzyıldan beri sahip olmaya başladığımızı düşünürsek
daha ne gibi sürprizlere karşılaşacağımızı bilmeyiz.
Günümüzde hâlâ Mısır piramitlerinin nasıl yapıldığı
hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Bir çok bilim
adamı uzun zamandan beri bu konuyla uğraştıkları ve bir
çok projeyi denedikleri halde kesin çözüme
ulaşamamışlardır. Dikilitaşların nasıl bir teknikle
dikildiği sorusunun yanıtı daha 1999 yılında
bulunmuştur.
KARANLIK ÇAĞLAR
(Prehistorik ve Thinis Dönemi)
Eski Mısır***8217;ın geri kalmış dönemle ilgili ilk sorun
kronolojik sıradır. Bu soruyu cevaplayabilmek için
tarihçilerin elinde çok az bilgi bulunmaktadır. Mısır***8217;da
yıllar o sırada tahtta oturan firavunun saltanatının
başlangıcından itibaren sayılırdı. Her hükümdar
değişikliğinde yıllar yeniden sıfırdan başlardı. Bu
yüzden bilinen ilk kralın tahtta çıkış tarihini saptamak
için bütün krallarının saltanat sürelerini bilmemiz
gerekir. Bu gün üç mısır kralının hanedanlık süresini
kesin olarak bilmemizi gökbilimsel kronolojiye
borçluyuz. Astronomi sayesinde elde edilmiş tarihlerin
kral listeleri (mısır belgelerinde ve Manethon***8217;un
yazdıklarından), soyağaçları, eşlemeler, Mısır***8217;ın komşu
halklarının tarihleri ile birleştirilerek Mısır***8217;da
tarihin başlangıcı olarak günümüzden önce 30. yüzyılın
başları saptanmıştır. ***8220;Karbon 14***8221; veya diğer adıyla
***8220;radyokarbon***8221; metodu sayesinde de Mısır***8217;ın tarih öncesi
dönemlerinin kontrol edilebilmesi mümkün hale gelmiştir.
Prehistorik ve Predinastik (Hanedanlık Öncesi) açıdan bu
tarihler daha önce düşünülenlerden farklıdır ve kesin
kronoloji şöyledir:
Fayum B (Neolitik) İ.Ö. 5700 - 4300 dolayları
El Omari (Neolitik) İ.Ö. 4000 - 3500 dolayları
Nakada II (Predinastik) İ.Ö. 3500 - 3300 dolayları
Hierakonpolis (I. Hanedan) İ.Ö. 3000
Snofru (IV. Hanedan) İ.Ö. 2800
Senvosret III (XII. Hanedan) İ.Ö. 1800 - 1700 dolayları
En son metotlarla da onaylanmış olan Mısır***8217;da Tarihi
Çağ***8217;ın başlangıcı olarak kabul edilen 3100 tarihi bizi
yanılgıya düşürmemelidir. Bu tarih yapay ve yaklaşık
olup yazının başlangıcı değil bilinen yazı anıtların
başlangıcını bildirmektedir. Gerçekte Mısır***8217;da medeniyet
bu tarihten çok daha eskiye dayanır. Medeniyet ve yazı
birbirinden farklı iki kavramı oluşturmaktadır. Mısır***8217;da
Nil vadisinde uygarlık tarihinin gerçekten önem taşıyan
yüzyıllarının Eski Krallık döneminin başlarına rastlayan
5. binle İ.Ö. 2780 yılları arasında geçtiğini
söyleyebiliriz. Gerçekte de dil, yazı, din, kurumlar ve
ülke siyasal birliği bu tarihler arasında
kurulmuşlardır. Burada bu dönemi öneminden dolayı
değerlendirmeliyiz. Bu dönem Mısır tarihinin karanlık
dönemini oluşturduğundan, eskiliğinden ve eldeki
verilerin eksikliğinden tam olarak tanınmamaktadır.
Paleolitik Dönem: Uzun yıllar Mısır***8217;da , Avrupa***8217;da
yaşanmış olan ***8220;taş çağları***8221;nın yaşanmamış olduğuna
inanıldı. Oysa ki Mısır***8217;da yalnızca neolitik çağ değil,
paleolitik çağ bile mevcuttu. Sonuç olarak her dönemde
Nil Vadisi***8217;nde yaşam mevcuttu. Son çalışmalar sonucunda
***8220;ilk öncü Mısırlılar***8221;ın Akdeniz dünyasından önce İ.Ö.
13000ler de Paleolitik Çağın sonlarında Yukarı Mısır***8217;da
buğday ve arpa tarımı yaptıkları tahmin edilmekteydi.
Oysa bugün bu varsayım geçersizdir. Yine de kesin olan
vadinin batısında İ.Ö. 7000***8217;de yetiştirilmese de arpanın
tüketilmiş olduğudur.
Neolitik Dönem: Yapılan kazılar sonucunda Mısır***8217;da tam
bir neolitik dönem yaşandığı, bakırın kullanımından
evvel tarımın, hayvanların evcilleştirilmesinin
gerçekleştirildiği ve seramik sanatının geliştiği
ispatlanmıştır.
Neolitik dönemle birlikte vadinin görünümü tamamen
değişir. İklim günümüz iklimine yakındır. Nil küçülür ve
Mısır kalabalıklaşır. Kıyı bölgelerinin kuruması ve çöle
dönüşmesi yaşayanları Nil***8217;in sularıyla verimli hale
gelmiş olan kısıtlı alandaki topraklarda yerleşmeye
yönlendirir. Neolitik bu toplulukları haklı olarak
hanedanlar dönemi Mısırlıların ataları olarak kabul
etmek mümkündür. Bu insanlar kesin olarak tek bir ırka
mensup değillerdi. Onlar Akdeniz tipi insanların ve son
paleotik dönemden gelen zencileri andıran tipin bir
karışımıydılar. Onların bir zamanlar üzerinde
yaşadıkları topraklar bugün, Nil***8217;in taşımış olduğu
balçıklar arasında gömülü haldedir.
Bu yığılmalardan dolayı suyun yükselmesi de neolitik
yüzeyde kazılar yapılmasını imkansız hale getirmektedir.
İlk Mısırlıların alet takımları çakmaktaşı ve taştan
oluşur. Bunlar özellikle yontmalarının güzelliğiyle
dikkat çekerler. Yazılı tarihin başlangıcından itibaren
dikkat çeken Mısırlı sanatçıların ustalıkları onlardan
önce yaşamış çakmaktaşı yontucularının devamı
olmalarıyla açıklanabilir. Vadinin ilk sahipleri gruplar
halinde kulübelerde yaşamaktaydılar ve sığır, koyun,
keçi gibi hayvanları yetiştirmeyi bilmekteydiler.
Evcilleştirilmiş tek hayvan köpekti ve büyük olasılıkla
sürü hayvanlarının bekçiliğinde, kolektif yaşamda
küçümsenmeyecek yeri olan avda yardımcıydı. Tarımın bu
insanların yaşamında önemli bir yer tuttuğunu kazılar
sonunda bulunmuş tarım aletlerinden, taştan çapalardan
ve çakmaktaşından oraklardan anlamaktayız. Elde
ettikleri ekinlerin taneleri kilden yapılmış ambarlarda
saklanmaktaydı. Neolitik çağın insanları bu taneleri una
dönüştürmeyi bilmekteydiler. Kazılar sonucunda çok
sayıda değirmentaşı bulunmuştur. İlginç olan nokta
bulunmuş olan orak ve değirmen taşlarının tarihi zamanda
kullanılmış olanların benzeri olmalıdır. Yine bu dönemde
insanlar postları hazırlamayı, hasır ve kumaş dokumayı,
dikmeyi biliyorlardı. Zıpkınlar, bilezikler, iğneler
yapmak için kemiği işlemekteydiler. Ölüler embriyon
pozisyonu denilen dizler çeneye katlanarak, yan
yatırılarak köyün yakınındaki oval çukurlara
gömülüyorlardı. Sonuç olarak neolitik uygarlık burada
bütün maddi unsurları oluşturarak Mısır uygarlığının
gelişmesi için gerekli zemini hazırlamıştır. Yaşanacak
şehirleri kurup, tarım alanlarını hazırlayarak insana
özgü görüntüyü oluşturan işte bu neolitik uygarlıktır.
MISIR'IN KLASİK ÇAĞI
KRAL NARMER
İÖ 3200***8217;e doğru Hierakonpolisli Narmer o dönemde mevcut
olan iki krallığı birleştirdi. Bunlar Yukarı Mısır
(başkenti Hiyarokompolis, tanrısı akbaba, tanrıça Nehet,
simgesi Beyaz Taç idi) ve Aşağı Mısır (başkenti Buto,
tanrısı yılan, tanrıça Uto, simgesi Kırmızı Taç idi.)
krallıklarıydı. İki taca sahip olan Narmer otuz
hanedanın art arda gelişiyle üç bin yıl boyunca ve Büyük
İskender***8217;in gelişine (333) kadar Mısır***8217;ı yöneten
kralların ilkiydi.
Narmer başkentini ilk iki hanedan krallarının yaşadığı
Tis***8217;de kurdu. Narmer***8217;in Delta ucunda yeni Memfis kentini
kurduğu sanılmaktadır. Ülkenin birliğini koruyan bu ilk
hükümdarların yaptıkları işlerin önemli olduğunu
söylemek gerekir.
Mısır tarihi dört büyük döneme ayrılmıştır: III. IV. V.
ve VI. Hanedanlığı kapsayan Eski Krallık, XI. Ve XII.
Handanlıkla Orta Krallık, XVIII. XIX. ve XX. Handanlıkla
Yeni Krallık ve son olarak Yunan fethine kadar olan Geç
Dönem***8217;dir.

ESKİ KRALLIK DÖNEMİ (İ.Ö. 2780-2400)
Eski Krallık döneminin tarihi ne yazık ki çok az
bilinmektedir. Aslında bu döneme ait birçok yapıt
bulunmaktadır, fakat yönetim, ordu, siyasal tarihe ait
belge olmadığından sadece maddi uygarlık hakkında bilgi
sahibiyiz.
Eski İmparatorluğun firavunları kendilerinden önce
gelenlerin bilgece siyasetinin meyvelerini toplayarak
Mısır'ın gelişmesi için etkinlikler yaptılar. Zoser
sülalesinin ilk hükümdarı, son derece akıllı ve
becerikli bir adam olan İmhotep adlı vezirinin
yardımıyla bütün kuruluşları yenileyerek, monarşi
dönemini başlatmış oldu. Krallığın başkentini kısa süre
içinde Mısır tarihinde çok büyük yeri olan Memfis
şehrine getirdi. Bununla birlikte Memfis sülaleleri
devri başladı. Zoser'den sonra gelenler, özellikle
4.Sülaleden Kral Snefru, Mısır***8217;ın askeri gücünü arttırdı
ve krallık hakimiyetini Nubye'ye uzatarak Sina
madenlerini ele geçirdi. Sonraki prensler, halk üzerinde
ve yöneticiler üzerinde otorite sağlayamadılar ve
böylece o dönemde Mısır'da çok güçlü ve etkili olan Ayn
Şems rahipleri, kendi çıkarlarına uygun düşen kral
adaylarını başa getirmeye başladı. Bu iç karışıklıklara
rağmen Mısır, yoğun bir askeri etkinlik sürdürüyor, doğu
sınırda tedirginlik uyandıran Asyalı halklara sefer
düzenliyor ve Libya'da otoritesini güçlendiriyordu.
Piramitler devri olarak da bilinen Eski Krallığın
4.Sülalesi döneminde Snefru, ikinci Snefru, Kefren ve
Mikerinas bu dönemde yapılan piramitlerdir. Diğer
piramitler ise 3. Sülale zamanında Coser ve 5. Sülale
zamanında Unas piramitleri inşa edilmiştir. İlk piramit
olan Kral Coser***8217;in piramididir. Yedi basamaklı bu
piramitlin bir eşi daha yoktur. Daha sonra kontrolü
eline alan 6. Sülale zamanında genişleme siyaseti devam
ediyor ve bu arada da Akdeniz***8217;in doğusundaki sitelerle
sıkı ticaret ilişkileri kuruluyordu. Sülalenin en
dikkate değer ismi Pepin I, Sina yarımadasındaki
bedevileri yenerek Mısır'a bakır madenlerinin yolunu
açmış,Nubye'yi birtakım iktisadi yararlar sağlayacağı
için Mısır'ın bir sömürgesi haline getirmişti. Vakitsiz
ölen firavun, yerine 6 yaşındaki oğlunu bırakmıştı.
Pepin II (oğlu) dönemi çok uzun sürdü fakat, Pepin II,
babası gibi, bu çok geniş ve merkeziyetçilikten uzak
imparatorluğu yönetecek otoriteye sahip değildi. Böylece
valiler bağımsız hareket etme alışkanlığı kazanmışlardı.
Pepin I***8217; in ordu birlikleri önünde boyun eğmek zorunda
kalmış ve şu ana kadar her fırsatta Mısır'ın
vesayetinden kurtulmak için fırsat kollayan bedeviler,
Pepin II'nin güçsüzlüğünü ve valilerin bağımsız
davranışlarını fırsat bilip, 2300 yılında hiçbir
direnişle karşılaşmadan Mısır'ın içlerine kadar
girdiler.Krallık iktidarının ve yönetici sınıfların
acizliği halkın ayaklanmasına sebep oldu ve bu bir
sosyal devrime yol açtı. O günden beri Mısır görülür bir
anarşi içine girdi ve bu 8.Sülalenin sonuna kadar sürdü.
Bu devrimle Mısır 3 krallığa ayrıldı:
1-Asyalı istilacıların ele geçirip oturduğu Delta
Krallığı
2-Heraklepolis dolaylarında Orta Mısır Krallığı
3-Teb dolaylarında da Yukarı Mısır Krallığı
Bu krallıklar arasında Teb sülalesi diğer krallıkları
yenerek topraklarını genişletti ve böylece Orta Krallık
Dönemi, Teb Sülalesi tarafından kurulmuş oldu. Aslında
Eski Krallık, yağmacıların istilası altında, yok olmayla
sonuçlanan çökme dönemine girmeden önce uygarlık ve
siyasi kuruluşlar alanında dikkate değer bir dirilik
göstermiştir. Ülkeyi, başkentleri olan Memfis'ten
despotça yöneten bir hükümdar, işbaşında kendilerine
hizmet eden merkezi bir hükümet ve bunu yöneten bir
vezir vardı ki;aynı zamanda adalet,maliye ve tarım
bakanıdır. İdari yönetim bakımından Mısır, illere
bölünmüş ve bu iller valilerin otoritesi altına
konulmuştu. Bu valilerin yetkisi çok genişti. Ayrıca
hükümdarın, mahalli yönetimi ve valilerin icra biçimini
fiilen kontrol etmesi mümkün değildi. Bunun için bütün
Eski Krallık süresince devlet memurları kendilerini
bağımsız saydılar. Hükümdar bu duruma karşı koyamıyordu,
zamanla valilik babadan oğla geçen bir makam oldu.
Böylece merkeziyetçilik ve merkez iktidarı büsbütün
bozuldu.
Bu yarıderebeylik düzeninin Mısır birliği tarafından
taşıdığı tehlikeyi fark eden Teb monarşisi öbür
krallıklara karşı kazandığı zaferden sonra, merkezi
iktidara bağlı bir yönetim düzeni kurmaya çalışmıştı.Bu
sayede Orta Krallık kurulacaktı. Teb monarşisinin ilk
işi, Mısır birliğini yeniden kurmak ve ona kaybettiği
toprakları geri vermek oldu. Bu birliğin başı Mentuhotep
II idi. Bu hükümdar Asyalılara, Nubyelilere ve Habeşlere
karşı bir sürü seferler yaptı. Ondan sonra gelen
Mentuhotep III aynı siyaseti güttü ve 11.Sülalenin son
hükümdarları da Kızıldeniz ile yeniden ticaret
ilişkileri kurdular.12.Sülale zamanında Mısır
Yakındoğu'da yeniden en güçlü devlet niteliğini yeniden
kazandı. Bu dönemde dikkate değer üç hükümdar vardı;
Mısır'ın kudretini yenileyen ve canlandıranlar
oldular:Amennemes I,Sesostris I ve Sesostris III.
Onların etkisi Mısır'ın Asya sınırlarına, Libya'ya ve
Sina yarımadasına kadar uzanmasını sağladı. Sesostris I
; üçüncü çağlayana kadar ulaştı ve Sesostris III de bu
bölgeleri kontrol altına aldı. Daha sonra Nubye'yi
düzenli bir şekilde sömürgeleştirdi, Libya'ya yapılan
sefer yağmacılara karşı polis tedbiri niteliğindeydi.
Sina ve Punt' (Somali kıyıları) a seferler düzenlenmesi
de ticari amaçlıydı.
Bundan sonraki silik prensler tahtı, zorba komploculara
bıraktı ve bunlar başa geçtiklerinden itibaren zaten git
gide bir düşüşte olan monarşi rejimini bozmuş
oldular.Böylece Hiksos istilasına sebep oldular.
Deltaya ilk gruplar 1730 da, sonuncular da 1680 de
vardılar. Bunlar Mısır tarihinin anısını uzun zaman
saklayacağı büyük yıkım yaptıktan sonra Aşağı ve Orta
Mısır'a yerleştiler.
Zamanla Hiksoslar artık ülkenin sahibi olmuş, ancak
Yukarı Mısır'daki yerli sülale, Hiksos hakimiyetini
tanımak şartıyla varlığını sürdürebilmişti. Teb sülalesi
bir yüzyıl Hiksosların hakimiyeti altında kaldıktan
sonra bir kurtuluş savaşına girişti ve önce Memfis'i ele
geçirdi sonra da Hiksosların başkenti Avaris'i ele
geçirdi. Onları Filistin'e kadar kovaladı. O zaman başta
bulunan Ahmes I, Mısır birliğini yeniden gerçekleştirdi
ve Mısır tarihinin en parlak sülalesi 18. sülaleyi
başlatmış oldu. Daha sonra gelen Mentuhotep III,
valiliğin babadan oğla geçmesini kaldırdı ve göreve bir
sınır getirdi. Sesostris III, toprağın verimliliğini
sağlayan kanallar ve barajlar yaptırdı.Bu çalışma
sonunda Fayyum, Mısır'ın en zengin bölgelerinden biri
oldu.
12.Sülalenin düşüşünden sonraki anarşi döneminde
hükümdarlar, Sesostris III***8217; ün reformlarını
koruyamadılar. Ve bu yüzden valilik, parayla
satılabilen, miras bırakılabilen bir makam haline
gelmişti ve her ne kadar Teb Sülalesi, Yeni Krallık
dönemini başlatmaya çalışsa da bu işe kendini 18.Sülale
adayacaktı. Orta Krallık dönemi ise artık tarih olmuştu.
YENİ KRALLIK DÖNEMİ
Yeni Krallık dönemindeki Mısır (MÖ1600-1100),
18.Sülalenin ve özellikle ülkenin iç ve dış siyasetine,
kişilikleriyle yön veren birkaç olağanüstü hükümdarın
eseridir. Bu sülalenin hükümdarları,beceriklilikleriyle
sık sık baş gösteren taht kavgalarının sebep olduğu
karışıklıkları önlemeyi bildiler, böylece siyasi
iktidarın uzun ömürlü olmasını sağladılar.
Uluslararası alanda, Mısır siyaseti yeni meydana gelen
olaylara uygun biçimde reaksiyon gösteriyordu.
Hiksosların istilası Mısır***8217;ın en çok, Asya***8217;dan gelen
saldırılardan korkması gerektiğini açıkça göstermişti.
Böyle bir tehdidin tekrarlanmasını önlemek için
18.Sülale daha sonraları Asya***8217;da bir Mısır imparatorluğu
kurmaya çalıştı ve bu siyasetin, Mısır uygarlığının
geleceği bakımından son derece önemli sonuçları oldu.
Hiksosları Deltadan attıktan sonra, Ahmes I***8217;in ilk işi
Nubye***8217;yi ele geçirmek oldu. Ondan sonra gelen Tutmes I
ve Tutmes III, Sudan***8217;a kadar ilerlediler ve orada Mısır
uygarlığını hakim kıldılar. Ama Mısır***8217;ın emperyalist
arzuları en çok Asya***8217;da kendini gösterdi. Ahmes I, ilk
yaptığı seferde Fenike***8217;yi yönetimi altına aldı. Amenofis
ve özellikle Tutmes İmparatorluğu zamanında Mısır***8217;ın
sınırları Fırat***8217;a kadar genişledi. Genişleme Tutmes III
zamanında yeni bir güçle devam etti. Mısır***8217;a karşı
ittifak kurmak için Asyalı prensler arasında gerçekleşen
yakınlaşma, Asya da durumu güçleştiriyordu. Bunun başını
çeken Mitanni idi. Tutmes III Asya***8217;da Mısır hakimiyeti
kurmak için sekiz sefer yaptı. Birinci seferde kral,
kendisine karşı birleşenleri Megiddo***8217;da ezdi. Sonra
Celile***8217;yi Sur***8217;a kadar ele geçirdi. Fethedilen ülkeyi
örgütledikten sonra Tutmes, Lübnan***8217;ı savunan başlıca
düşmanı olan Kadeş prensini devirmeyi gerekli gördü ve
Kadeş üzerine yürüdü. Çabucak teslim olan Kadeş***8217;in
ardından Filistin,Fenike ve Lübnan***8217;ın da fethedilmesi
Asya***8217;da sağlam bir harekat üssü sağladı, özellikle
Fenike limanlarına sahip olmak, mısır birliklerini
denizden daha kolayca götürmeye elverişli oluyordu.
Tutmes III şimdi de Fırat yöresine göz koymuştu ve
kafasına koyduğunu da yaptı. Böylece hemen hemen bütün
Asya krallıkları Mısır***8217;a vergi ödemeye başladı. Artık
Tutmes Asya***8217;nın da hakimiydi. Tutmes son Asya
prenslerini bastırdıktan sonra öldü. Yerine Amenofis II
geliyor. Ayaklanmaları bastırıyor, Mitanni ile bir
anlaşma politikası içerisine giriyor ve bu politika,
meyvelerini Tutmes IIII zamanında veriyor. Mitanni ve
Mısır bir ittifak antlaşması imzalıyor ve
Firavun,Mittanni***8217;nin kızlarından biriyle evleniyor. Bu
ittifak aslında , Mısır ***8216;a kafa tutmaya yetenekli tek
devlet olan Hitit İmparatorluğuna karşı yöneltilmiştir.
Amenofis III hiçbir bakımdan kendinden önceki krallara
benzemiyordu. Çok rahat ve tasasız biriydi ve Asya***8217;daki
politika onu ilgilendirmiyordu. Bu davranış gerileme
döneminin sebeplerindendir. Hitit kralı Şuppiluliuma, bu
sırada Mittanni***8217;ye saldırmış,Hurrileri ezmiş ve Batı
Asya***8217;nın en büyük kısmını ele geçirmişti. Amenofis III
ve Amenofis IIII müttefiklerini yardımsız bıraktılar ve
bu yüzden Asya***8217;daki Mısır İmparatorluğunun hemen hemen
bütünü çöktü. Bununla birlikte Şuppiluliuma***8217;dan sonra
gelenler,Hitit zaferlerini ayakta tutmayı başaramadılar
ve bu sayede Mısır Kenan ülkesinde etkisini
sürdürebildi.
Asya***8217;da fetihler yapma politikası 19.Sülalenin
hükümdarlarınca yeniden ele alındı. Sethi, Filistin***8217;de
Mısır hakimiyetini, Hititler tarafından yardım gören ve
aralarında güç birliği kuran prenslerin ordusunu
yendikten sonra,yeniden kurdu. Tutmes III***8217;ün siyasetini
ele alarak Lübnan***8217;ı istila etti, Hitit kralı Mürsil,
Mısır ilerlemesini durdurmaya çalıştı ama Kadeş***8217;te
yenildi. Buna rağmen Sethi I, otoritesini Suriye***8217;de
sağlamlaştırmayı başaramadı. Sethi I***8217;in krallığının
sonuna kadar Mısır, Asya siyasetine karışamıyor.
Mısır***8217;ın aradan çekilmiş olması Hititler için elverişli
bir durumdu;böylece yeniden Suriye ve Lübnan***8217;ı kontrol
edebilecekti. Sethi I***8217;den sonra Ramses II güçlü ve
hırslı bir prensti, ama Hitit hükümdarı Muvattali de
aynı derecede hırslı ve güçlüydü. Böylece iki hükümdar
arasında savaş kaçınılmaz olmuştu. Muvattali ilk hamleyi
yaptı,savaştan kesin bir sonuç alınamadı. Savaş yıllarca
sürebilirdi ama Muvattali***8217;nin ölmesi Hitit***8217;in karışıp
tekrar düzelmesi olayın akışını uzattı ve en sonunda
Hitit hükümdarı Hattuşil III ve Ramses II bir ittifak
yaptılar. Tarihte Kadeş barışı olarak geçen bu antlaşma
Batı Asya***8217;ya yarım yüzyıllık bir barış sağlamıştı.
Daha sonraki yıllarda başka tehlikeler çıktı Mısır için.
Bunların başında Asur devleti geliyordu,öbürü Balkanları
ve Küçük Asya***8217;yı işgal edecek olan Hint-Avrupa
dalgalarının gelişiydi. Daha sonra Filistin başkaldırdı,
bu sırada Ramses II***8217;nin yerine Mernaptah geçmişti ve
Filistin***8217;i yeniden ele geçirdi.

ÇÖKÜŞ DÖNEMİ
20.Sülalenin kurucusu tahta çıktığı zaman Asya***8217;da ve
Mısır***8217;ın sınırlarında bile durum karışıktı. Ramses III
yeni bir istila tehlikesi karşısında bulunduğunu anladı
ve ordusunu yeniden örgütledi. Hititler,Filistin ve
Suriye, istilacılar önünde teslim oldular.
Ramses III***8217;ün güçlü direnişi Mısır***8217;ı büyük bir
felaketten kurtardı. İstilacıların donanması bütünüyle
yok edildi. Bunun üzerine deniz kavimleri Filistin***8217;i
bıraktılar. Bu ikinci savaş Libyalıların girişimlerini
püskürttü. Mısır duruma hakim olarak, Asya***8217;da
imparatorluğu yeniden kurdu. Ardından gelen güçsüz ve
otoritesiz prensler Ramses III***8217;ün eserini tehlikeli
durumda bıraktılar ve Yeni İmparatorluğun sonunda(1085),
Mısır artık Asya politikasını elden bırakmıştı.
18. Sülalenin en parlak döneminden sonra Mısır,
Perslerin istilasına maruz kaldı. (MÖ 525) Daha sonra MÖ
332 yılında Büyük İskender Mısır***8217;ı Perslerden aldı ve
İskenderiye kentini kurdu. İskender***8217;in MÖ 323***8217;de ölmesi
ile generallerinden Ptolemaios Mısırlı yöneticilerden
oluşan yeni bir sülale başlattı. Bu sülale MS 30 yılında
Cleopatra***8217;nın kendisini öldürmesi sonucunda son buldu.
Büyük tahıl stoklarından dolayı Mısır***8217;a göz koymuş olan
Roma bu devleti ele geçirdi.
Hıristiyanlık Mısır***8217;a oldukça erken bir tarihte girdi.
Roma İmparatorluğu ikiye bölündükten sonra (395)
İskenderiye, Bizans***8217;a (Doğu Roma) bağlandı ve daha sonra
bu kent 642***8217;de Müslümanlığı yayma fetihlerine girişen
Araplara teslim oldu. Arap egemenliğine girdikten sonra
ülkeyi uzun süre Şam ya da Bağdat***8217;ta bulunan Emevi ve
Abbasi halifelerin atadığı valiler yönetti. 969***8217;da
Fatımilerin Mısır***8217;ı ele geçirmesinden sonra Kahire
başkent ilan edildi. Bugün hala eğitim vermeyi sürdüren
ve dünyanın en eski eğitim kurumlarından biri olan
El-Azhar, bu dönemde Kahire***8217;de kuruldu. 1171***8217;de
Selahaddin Eyyubi***8217;nin Fatımilerin yönetimine son
vermesiyle ülke Eyyubilerin yönetimine girdi.
Selaaddin***8217;den sonra gelen tüm yönetimler Mısır***8217;ın
zenginliğini tüketti.
1250***8217;de yönetim Memlukların eline geçti. 1260***8217;da büyük
bir darbe yaparak yönetimi ele geçiren I.Baybars, Çerkez
kökenli Memlukların güçlü bir devlet kurmasına ön ayak
oldu. Bu arada Abbasi hanedanından birini Kahire***8217;de
halife ilan ederek Mısır***8217;ın İslam ülkeleri arasındaki
gücünü perçinledi. Memluklar döneminde Mısır***8217;ın Arap
kültürünün egemenliğine girme süreci de tamamlandı.
Yavuz Sultan Selim 1517***8217;de Ridaniye savaşı sonunda
Mısır***8217;ı Osmanlı topraklarına kattı. Bu seferle
halifelikte Osmanlı padişahlarına geçti VE Mısır Osmanlı
İmparatorluğunun bir eyaleti oldu. Memluk beyleri
zamanla yeniden güçlendiler ve 18.yy***8217;da yönetimi ele
geçirdiler.
Fransa İmparatoru Napolyon, 1798***8217;de Piramitler
Çatışmasında Memlukları yendi ve Mısır***8217;a girdi. Ama
Fransız donanması, İskenderiye dolaylarında yapılan Nil
savaşında Amiral Horatio Nelson komutasındaki İngiliz
deniz gücü tarafından yok edildi. Ardından Osmanlıların
da Fransa***8217;ya savaş açması üzerine Fransız ordusu
Mısır***8217;dan çıkarıldı. Fransızlara karşı çarpışmak üzere
Mısır***8217;a gönderilen Osmanlı birliklerinin komutanlarından
Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Kahire***8217;de çok güçlenince
Osmanlı padişahı tarafından Mısır***8217;a vali olarak atandı.
Mehmed Ali Paşa Memlukların etkisini yok etti ve 10 yıl
boyunca orduları Osmanlı adına Arabistan,Sudan ve
Yunanistan***8217;da savaştı. Sonunda 1831***8217;de Suriye***8217;ye bir
sefer düzenleyince, Osmanlılar, Mehmed Ali Paşa***8217;ya karşı
harekete geçtiler, ama orduları yenilerek geri çekilmek
zorunda kaldılar. Daha sonra Osmanlıları bir kez daha
yenen Mısır güçlerinin Suriye***8217;yi almasına Avrupa
devletleri engel oldu, ama bu savaş sonunda, Mehmed Ali
Paşa, Mısır***8217;ın ve Sudan***8217;ın gerçek hükümdarı olarak
tanındı.
Mehmed Ali Paşa, 1848***8217;devaliliği, oğlu İbrahim Paşa***8217;ya
bırakana kadar Mısır***8217;da bir çok yeniliğe ve gelişmeye ön
ayak oldu. Mehmed Ali Paşa adıllarından olan Said Paşa,
Fransızlara Süveyş kanalını açma izni verdi. Kanal
1869***8217;da İsmail Paşa***8217;nın valiliği sırasında tamamlandı.
Mısır***8217;da bu dönemde demir yolları, telgraf, deniz
fenerleri ve limanlar gibi başka ilerlemeler de sağladı.
Osmanlı Sultanı Abdülaziz İsmail Paşa***8217;ya içişlerinde
daha fazla bağımsızlık sağladı. Bu dönemdeki aşırı
harcamalar Mısır***8217;ın borçlarının giderek büyümesine yol
açtı. Sonunda Süveyş kanalı hisseleri İngiltere***8217;ye
satıldı. İsmail Paşa 1876***8217;da Mısır***8217;ın mali işlerinin
Fransızlar ve İngilizler tarafından denetlenmesini kabul
etmek zorunda kaldı. İki yıl sonra da Osmanlı hükümdarı
onu valilikten aldı ve yönetim en büyük oğlu Tevfik
Paşa***8217;ya geçti.
19.yy***8217;da Mısırlı albay Arabi Paşa önderliğinde halk
ayaklandı ve 1852***8217;de milliyetçi bir hükümet kuruldu.
Ayaklanmalar başlayınca İngiliz donanması İskenderiye***8217;yi
bombalayarak işgal etti. Arabi Paşa***8217;yı yenen İngiliz
ordusu Kahire***8217;yi aldı. Ülke bundan sonra görünüşte
Osmanlı ama gerçekte İngiltere tarafından yönetildi.
Çoğunluğu İngiliz komutanı olan yeni bir Mısır ordusu
kuruldu. İngiliz yönetimi altında Fransa***8217;ya olan borçlar
ödendi. 1914***8217;te Osmanlı ve İngiltere farklı taraflarda
savaşmaya başlayınca, İngilizler Mısır***8217;ı resmen koruma
altına aldıklarını açıkladılar. Savaştan sonra Mısır
milliyetçiliği daha da güçlendi ve çıkan ayaklanmalar
karşısında İngiltere Mısır***8217;a kendi kendilerini yönetme
hakkını vermek zorunda kaldılar.
MISIR'IN BAĞIMSIZLIĞI
1922***8217;de Kral Fuad yönetiminde bağımsız bir Mısır birliği
kuruldu. 1923***8217;de yapılan anayasayla Mısır***8217;ın iki meclisi
bir parlamentoya bağlı anayasal bir krallık olmasına
karar verildi. Ama İngilizler Mısır***8217;ın Sudan üzerinde
tam denetim kurmasına izin vermedikleri gibi, özellikle
Süveyş Kanalı***8217;nı korumak üzere, Mısır***8217;da askeri
birlikler bulundurmayı sürdürdüler. İki yıl sonra Mısır
halkı ilk kez bir parlamento seçiminde oy kullandı. Saad
Zaglul***8217;ün başkanlığında kurulan hükümet, İngiltere ve
kralla ters düşünce birkaç ay içinde istifa etti.
İngiltere, kral ve parlamento arasındaki sürtüşmeler
nedeniyle ülke uzun süre siyasal dengesine kavuşamadı.
Kral Faruk***8217;un başa geçmesinden sonra 1936***8217;da Mısır ve
İngiltere arasında önemli bir antlaşma imzalandı. Bu
antlaşmayla İngilizler 1956***8217;ya kadar Süveyş Kanalı***8217;nın
savunmasını yürütecek birlikler dışında Mısır***8217;dan
askerlerini çekmeyi kabul etti. Buna karşılık Mısır,
Sudan***8217;ın yönetimini İngilizlerle paylaşmayı ve savaş
çıkması durumunda İngiliz ordusunun üs olarak
kullanılmasını onayladı. II. Dünya Savaşı***8217;nda, Alman ve
İtalyan orduları batıdan Mısır***8217;a girdiler; ama
1942***8217;deyenilerek geri çekildiler. Bu savaşın ardından
Mısırlılar, İngiliz birliklerinin Kanal bölgesini terk
etmesini ve Sudan***8217;dan çekilmesini istedi. İstekleri
kabul edilmeyen Mısır hükümeti imzalanan antlaşmayı
geçerli saymadı.
1948***8217;de I. İsrail-Arap savaşında Mısır ordusunun
yenilgisi ve güçlenen milliyetçilik hareketleri Kral
Faruk yönetiminin yıpranmasına yol açtı. 1952
Temmuz***8217;unda milliyetçi ve reform yanlısı bir grup subay
yönetimi eline aldı. Kral ülkeyi terk etmeye zorlandı ve
1953***8217;te General Muhammed Necib döneminde cumhuriyet ilan
edildi. Ertesi yıl onun yerine Albay Cemal Nasır geçti.
1956***8217;da başkan Nasır***8217;ın Süveyş Kanalı***8217;nı
kamulaştıracağını açıklamasından sonra İsrail, İngiliz
ve Fransız güçleri kanal bölgesine asker çıkardılar.
ABD***8217;nin araya girmesiyle Kanal Mısır***8217;ın eline kaldı.
Devlet artık Mısır Arap Cumhuriyeti diye anılıyordu.
Gereken sanayileşme ve gelişme de yavaş yavaş
sağlanıyordu.
1967***8217;de Mısır***8217;ın, İsrail***8217;in Elat limanına uzanan Akabe
Körfezi***8217;ni kapatma girişimi, iki ülke arasında yeni bir
savaşa neden oldu. Mısır ve Arap güçleri (Ürdün,Suriye
ve Irak) yenildi. Süveyş Kanalı kapatıldı ve İsrail
kanalın doğu kısmının denetimini ele geçirdi. Kanal
1975***8217;te yeniden hizmete açıldı.
Başkan Nasır***8217;ın 1970***8217;te ölmesinden sonra Mısır***8217;ın başına
Enver Sedat geçti. İsrail***8217;e karşı yeni bir savaş açtı.
ABD***8217;nin ikinci arabuluculuğuyla Camp David Antlaşması
imzalandı. Bu antlaşma Arap ülkeleri arasında büyük bir
tepki yarattı ve Mısır Arap birliğinden çıkarıldı. Ülke
içinde de siyasal huzursuzluk baş göstermişti. 1981***8217;de
Başkan Sedat***8217;ın öldürülmesinden sonra başa geçen Hüsnü
Mübarek, Mısır***8217;ın Arap komşularıyla bozulan arasını
düzeltmeye çalıştı. 1982***8217;de İsrail, savaş sırasında ele
geçirdiği Mısır topraklarının sonuncusu ola Sina
Yarımadasındaki bölgeyi de Mısır***8217;a geri verdi.
KÜLTÜR VE MEDENİYET
MISIR TAKVİMİ
Eski Mısır***8217;da belki de daha MÖ IV. Binden itibaren
kullanıldığı sanılan medenî takvim, ilkel bir ay
takvimiyle, Nil nehrinin kabarmasına (ve dolayısıyla
mevsimlere) göre ayarlanmış bir ziraî takvimin
karışımından ibarettir.
Yıl 365 güne ayrılmıştı: 30***8217;ar gün çeken 12 ay ve 5
tamamlayıcı gün (bunlara Yunanlılar epagomenes adını
verdiler). Aylar her biri 4 ay süren 3 mevsime
ayrılmıştı. Akhet (***8221;taşkın***8221;) Peret (***8220;toprağın sudan
çıkması***8221;=kış) ve Şemu (***8220;kuraklık***8221;=yaz). Aylar özel bir
adla değil, ait oldukları mevsim içindeki sıralarıyla
anılırdı. (Akhet***8217;in 3. ayı gibi)
Nil***8217;in kabarması aşağı yukarı, gökyüzünün en parlak
yıldızı Sothis***8217;in (bugünkü adıyla Sirius), uzun süre
kaybolduktan sonra, şafakta gökyüzünde yeniden görüldüğü
güne dek düşüyordu. Bu astronomik olay yılın başlangıcı,
Akhet***8217;in ilk aynın birinci günü sayılırdı.
365 günlük mısır yılı, dönence yılına oranla yaklaşık
0,25 gün eksikti. Bu yüzden yılbaşı yavaş yavaş
mevsimlerden sapmaktaydı. Dengenin yeniden sağlanması
için aradan 1461 yıl geçmesi gerekti (bu süreye Sothis
dönemi veya büyük yıl adı verildi).
Yeni yılın mevsimlere oranla kaymasını önlemek için,
Mısır kralı III. Ptolemaios Euergetes, MÖ 238***8217;de, her
dört yılda bir altıcı bir epagomenos günü eklenmesini
kararlaştırdı. Ne var ki bu takvim reformu uygulanmadı.
Ancak iki yüzyıl sonra, MÖ 30***8217;da Roma imparatoru
Augustus tarafından zorla uygulamaya kondu be o tarihten
başlayarak Mısır***8217;da yeni yıl 29 ağustosta başladı.
Mısırlılar günlerini güneşin doğusundan itibaren
başlatır, eski ayın şafakta kaybolduğu anı yeni kamer
ayının başlangıcı sayarlardı. Gün eşit olmayan 24 saate
bölünür, gündüz ve gece ayrı ayrı 12***8217;şer saate
ayrılırdı.
Mısır***8217;da yıllar o sırada tahtta oturan firavunun
saltanatının başlangıcından itibaren sayılırdı. Her
hükümdar değişikliğinde yıllar yeniden sıfırdan
başlardı.
YÖNETİM VE GÜNLÜK YAŞAM
Mısır'da yaşam vezirden köy muhtarına kadar herkesin
oluşturduğu karmaşık bir yönetim ağıyla sarılmıştı.
Vergiler mal olarak toplanmaktaydı, tarımla ilgili
çalışmalar kesin kurallara bağlanmıştı, adli mekanizma
işlemekte ve büyük işler şaşırtıcı bir kesinlikle yerine
getirilmekteydi: 2 milyon taş bloğundan oluşan bir
piramidi dikmek için, kuraklık mevsiminde
toplanan,binlercesi seferber edilen, beslenip yönetilen
her işe koşulmaya elverişli köylüler kullanılmıştı.
Katı prenslerin yönetiminde erkenden oluşan siyasi ve
idari yapıların kökeninde disiplin ve örgütlenme
yatmaktaydı. Yerel hükümdarların girişimiyle yavaş yavaş
birleşip nomos diye adlandırılan küçük krallıklardaki
ilk Mısırlılar, 4. Bin yılda iki önemli siyasi birliğe
tanık oldular. Mısır uygarlığı, ancak sert hiyerarşik
kurallara bağlanmış ve bir merkezde toplanmış,bütün
zenginlikleri firavuna ve soylulara doğru çekilen bir
toplum düzeni sayesinde varolabilmiştir. Fazlasıyla katı
ve gelişme yeteneğinden yoksun olan bu sistem, sonunda
ülkeyi uçuruma sürükledi. MÖ 9.yy dan itibaren büyük
derebeylerin kavgalarıyla bölünüp zayıf düşen Mısır,
komşu devletler için kolay bir av haline geldi.
Sırasıyla Asurluların, Perslerin,Yunanlıların ve
Romalıların otoritesi altına girdi. MS 7.yy dan itibaren
Araplara geçti
DİL VE YAZI
Mısır halkı ırkının fiziksel özellikleri haricinde
diliyle de özgündür. Uzmanlar, uzun süre aralarında bu
dilin Sami kökenli yada Afrika kökenli olduğunu
düşünmüşlerdir. Bugün, genelde Mısır dilinin, sudan
dilinin, Berberi dilinin, Sami dillerinin eski ortak bir
dilden türemiş birbirinden bağımsız dil gruplarını
oluşturduğu kabul edilmiştir.
Mısır dili İ.Ö. 3100***8217;lerden itibaren kullanılmış olan,
bilinen en eski yazılardan birinin sayesinde günümüze
ulaşmıştır. Bu yazının en önemli özelliği tamamıyla
yerel olmasıdır. Yazı bize üç ayrı biçimde ulaşmıştır ki
bunlardan hiyeroglif denileni özellikle anıtlarda
kullanılmış, oldukça resimsel bir tarzda işlenmiştir. Bu
yazının, figürü basite indirgense bile, çok uzun sürede
çizildiği tahmin edilmektedir, çünkü tek bir kelime beş
veya altı değişik işaretle belirtilmekteydi. Mısır***8217;ın en
verimli çağından itibaren kullanılmış olan, hiératique
adı verilen bir diğer işlek yazı biçimi vardır. Günümüze
ulaşmış olan edebi, hukuka ve yönetime ait belgelerin
bir çoğu bu yazıyla yazılmıştır. En son olarak çöküş
döneminde bu sefer hiératique basite indirgenerek,
démotique adı verilen yazı şekli doğmuştur. Bu yazı
şeklinde işaretler o kadar gelişmiştir ki hiyeroglifin
ilk örneklerini tanımak dahi imkansızdır.
Mısır yazı sistemi aslında oldukça karmaşıktır. Maddi
şeyler her zaman resimleriyle belirtilmiştir. Örneğin;
kürek, yay, saban kelimelerini yazman için sadece kürek,
yay, saban çizmek yeterlidir. Buna piktografi denir.
Mısır yazısı her çağda bundan faydalanmıştır. Ancak
piktografi her şeyi anlatmaya yetmez. Örneğin; koşmak,
aramak, çıkmak gibi eylemler veya düşünmek, aşk gibi
soyut kelimeler nasıl tasvir edilebilir. Bu sorunu
çözmek için mısırlılar bulmaca prensibinden yola
çıktılar. Ve soyut kelimeleri benzer son sese sahip
nesnelerle ifade edebilecekleri bir çok öğeye
ayrıştırdılar.
BİLİM
Mısır***8217;da, katipler ve yazmayı bilen herkes, bu
bilgilerinden ötürü saygın kabul edilirdi. Bir bakıma
Mısırlılar daha sonra Yunanlılarda olduğu gibi soyut
düşünce üretememişti. Onlar uygulama ve deneyime yatkın
kişilerdi. Bilimsel araştırmaları deneylere dayanarak
keşfedilen, gizleri açılayan genel matematik kuralları
geliştirmekten çok, yeniden kullanmaya elverişli emin ve
denenmiş çareler bulmaktan ibaretti. Demek ki Mısırlılar
dev anıtlarına bakılarak kendilerine yakıştırılan yaygın
ve kesin bilgilerine rağmen, bilim adamından çok
teknisyendi. Gerçekte mimarlar rastlantılara göre inşaat
boyunca planlarını sık sık değiştirirdi.
Tıp: Papirüslerdeki tıp metinlerinden öğrendiklerimize
göre doktorlar hastalığın sebeplerini aramaktan çok,
denenmiş yöntemler uyguluyordu. ***8220;Kellerin saçını
çıkarmak için reçete***8221; bazı yöntemler şarlatanların
ilaçlarına benzerken veya büyüden faydalanırken, örneğin
öksürüğe karşı buğu yapılması gibi bazı yöntemler daha
ciddiydi. ***8220;Tiam bitkisinin 1/32***8217;si ince ince kıyılarak
ateşte kaynatılır. Buhar bir gün boyunca bir kamışla
yutulur.***8221; Kemik cerrahisi üzerine bu papirüs bilgileri
ve mükemmel bir yöntemi ortaya çıkarır. Kal Coser***8217;in
hizmetindeki bilgin İmhotep ölümünden asırlar sonra tıp
tanrısı olarak ululandı.
Ağırlık Ölçüsü: Uzun süre ***8220;deben***8221; adı verilen 90 gr
ağırlığındaki ölçü kullanıldı. Bu ölçüden kefeli
teraziyle yapılan tartılarda faydalanılıyordu.
Zaman Ölçüsü: Klepsydre veya Su saati güneş batarken
suyla doldurulurdu. Çanağın altın yerleştirilen küçük
bir delik sayesinde su yavaşça dökülürdü.su seviyesi
çanağın içindeki ilk işarete geldiğinde gecenin ikinci
saati başlamış olurdu. 12 derece işaret aylara
eşitsizlik gösteren gecelerin uzunluğuna denk düşerdi.
Gnomon gün boyunca saati gösterirdi. Basit bir çubuğun
gölgesi derecelendirilmiş bir düzlem üzerinde ilerlerdi.
Aleti düz bir satı üzerine yerleştirmek yeterliydi.
İNANIŞ
Kral, bu dünyadan ayrıldığı zaman yanlarından geldiği
tanrıların arasına yükselecekti. O gökyüzüne çıkarken
piramitler olasılıkla onun çıkışını
kolaylaştıracaklardı. Ama her şeyden önce onun kutsal
bedeninin korunmasını sağlayacaklardı. Mısırlılar ruhun
öte dünyada yaşamını sürdürebilmesi için bedenin
korunması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden karışık
bir mumyalama yöntemiyle ve bedenini sargılara sararak,
cesedin bozulmasını önlüyorlardı. Piramit kralın mumyası
için dikiliyor, ceset ise bu koskoca taş dağının tam
ortasına yine taştan bir mezar içine yerleştiriliyordu.
Ölü odasının duvarlarına, tüm çevreye dünya ötesi
yolculuğunda krala yardımcı olacağına inanılan büyüsüler
işaretler çiziliyordu.
Heykelciler tarafından granite oyulan kral portreleri
ruh o imgede ve imge sayesinde yaşamını sürdürsün diye,
mezara kimsenin göremeyeceği bir yere koyulurdu.
SANAT TARİHİ
Herkes Mısır***8217;ın tarihin uzak ufkunda kilometre taşları
gibi dikili duran, zamanın hışmına uğramış taştan
dağların, yani piramitlerin ülkesi olduğunu bilir. Ne
kadar uzak ve gizemli görünseler de çok şey söyler bize
piramitler. Onlar bize bir kralın yaşam süresi içersinde
taştan o dev kütlelerin dikilmesini mümkün kılabilecek
yetkinlikte örgütlenmiş bir ülkeden binlerce işçi ve
tutsağı madenlerden çıkarmak, onları inşaat alanına
çekmek ve kral mezarı tamamlanıncaya kadar, yıllarca
çalıştırıp, bu taşları en ilkel araçlarla bir bir
dizdirebilecek kadar, zengin ve güçlü krallardan söz
ediyorlar.
Sanat tarihinde eski inanışların rolü konusunda bize bir
şeyler söyleyen yalnızca insan mimarisinin bu çok eski
kalıntıları olan piramitler değildi. Mısırlılar için
bedenin korunması yeterli değildi. Kralının dış görünümü
de yok olmazsa sonsuza dek yaşaması kesinlik
kazanıyordu. Bunun için heykelcilerden aşınmaz ve çetin
bir granite kralın portresini oymaları isteniyordu.
Heykelci sözcüğü ***8220;yaşamı koruyan kişi***8221; ile eş anlama
geliyordu.
Piramitler çağının, yani eski krallığın dördüncü
sülalesinin ilk portrelerinden bazıları Mısır Sanatının
en üstün yapıtlarından sayılır. Bunlar da kolay kolay
unutulamayan bir görkemlilikle yalınlık bir ardada
bulunur.
Geometrik düzenlilikle, keskin doğa gözlemin kaynaşımı
tün Mısır sanatının özelliğidir. Bu özelliği en iyi
şekilde mezarlarının duvarlarını süsleyen kabartmalarda
ve resimlerde izleyebiliriz.
Mısır resimlerin her bağlantısını birbirine bağlayan
düzen o denli güçlü ki, en ufak bir değişiklik tüm
birliği alt üst etmeye yetiyor. Mısırlı sanatçı
çalışmasına davarı düz çizgilerle bölerek başlıyor. Daha
sonra figürlerini bu çizgilere göre yerleştiriyordu. Ama
geometrik düzen duygusu onun doğanın ayrıntılarını
şaşılası bir doğrulukla gözlemlemesini engellemiyordu.
Her bir kuş ve ya balık öylesine bir gerçeklikle
çizilmiştir ki, hayvan bilimciler bugün de o kuşun veya
balığın türünü hemen saptayabiliriler.
Mısır sanatının en önemli üstünlüklerinden birisi her
heykelin resmin veya mimari biçimin sanki tek bir yasaya
uygun olarak mekanda yer almasıdır. Bir halkın tüm
yaratılarının uyduğu görülen bu yasaya ***8220;üslup***8221; denilir.
Bu üslubu neyin oluşturduğunu sözcüklerle anlatmak zor
bir iş ama onu gözle bulgulamak daha zor. Tüm Mısır
sanatını yöneten bu kurallar her yapıda denge ve
ağırbaşlı bir uyum katmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
mısır, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:21 .