iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:50 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » eğlence » Aşk & Sevgi » Şiirler » şair ve yazarlar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 03.03.07, 20:20
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

dede korkut
Oğuz Türklerinin destansı öykülerinin ilk anlatıcısı ve bu öykülerin kahramanı olan efsanevi ozan.

Dede Korkut'un yaşamı hakkındaki bilgiler söylentilere dayanır. Dede Korkut Kitabı'nda, Oğuzname metinlerinde ve bazı tarih kaynaklarında Dede Korkut, "Oğuzların kendisinden akıl danıştıkları, gelecekten haber verdiğine inandıkları, kopuz çalarak bilgece sözler söyleyen, kendisi de bilge bir kişidir.

Oğuz Han'a vezirlik yaptığı, Hz. Muhammet'e elçi olarak gönderildiği ve Oğuzlar arasında İslâm dinini yaydığı da bu söylentiler arasında yer alır. Korkut Ata adıyla da anılan Dede Korkut, efsaneye göre 295 yıl yaşamıştır. Birçok yerde Dede Korkut'a ait olduğu söylenen mezarlar vardır.

DEDE KORKUT KİTABI

Dede Korkut'un anlattığı ve Oğuz Türklerinin yaşantılarıyla ilgili 12 destansı öykünün toplandığı kitaptır. Asıl adı, Kitab-ı Dede Korkut âlâ Lisan-ı Taife-i Oğuzân'dır (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı). Kitaba bu adın verilmesi bütün hikâyelerde Dede Korkut'un ortaya çıkmasındandır. Oğuz Türklerinin Rum, Ermeni ve Gürcü beylikleriyle yaptığı savaşları ve Oğuz boyları arasındaki anlaşmazlıkları masal biçiminde anlatan bu öyküler aynı zamanda, Oğuzların günlük yaşantıları, dini inançları, töreleri, sosyal ve siyasi durumları hakkında bilgi verir.

Olayların İslâm öncesi ve sonrasına göre değişik biçimde değerlendirildiği bu öykülere yer yer manzum parçalar eklenmiştir. Oğuz Türkleri arasında söylenen ve ağızdan ağıza dolaşarak geniş bir alana yayılan öykülerin, XIV. yüzyıl sonu ile XVI. yüzyıl arasında yazıya geçirildiği sanılmaktadır. Dede Korkut Kitabı'nın Arapça olarak yazılmış 12 hikâyeden oluşan asıl nüshası Dresden Kütüphanesi'ndedir. Vatikan Kütüphanesi'nde 6 hikâyelik ikinci bir nüsha bulunmaktadır. 1916'da Kilisli Rifat tarafından yayımlanan Dede Korkut Kitabı sonraki yıllarda değişik kişiler tarafından yayımlanmıştır.

DELİ DUMRUL ÖYKÜSÜ

Deli Dumrul, Dede Korkut Kitabı'ndaki ünlü öykülerden biridir. Öykünün kahramanı Deli Dumrul, her şeye meydan okuyan gözüpek bir kişidir.

Bir köprü yaptırır ve üzerinden geçen, geçmeyen herkesten para almağa başlar. Bir gün köprünün yanıbaşında yerleşmiş oba halkının ağlaştığını görür, merak eder. Oba halkından bir yiğidin Azrail tarafından canının alındığını duyunca öfkelenir, Azrail'e ders vermeğe kalkar. Bu davranışına kızan Tanrı onu ölümle cezalandırır.

Deli Dumrul canını geri vermesi için Tanrı'ya yalvarır; kendi yerine başka bir can bulması şartıyla bağışlanır. Deli Dumrul önce anne ve babasına başvurur, ikisi de Deli Dumrul'un yerine ölmek istemezler. O da çaresiz kalarak vasiyetini bildirmek için karısı ile görüşmek üzere Azrail'den izin alır. Karısı onun için canını feda etmeğe hazır olduğunu söyler. Bunun üzerine Deli Dumrul yeniden Tanrı'ya yakarır, karısı ve çocukları için bağışlanmasını diler. Kadının bu sevgisi ve fedakârlığı karşısında onlara acıyan Tanrı, Azrail'e yaşlı ana-babanın canlarını almasını buyurarak, onların ömürlerini de genç karı-kocaya bağışlar.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #22  
Alt 03.03.07, 20:21
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

denis diderot
Langres'li, varlıklı bir küçük kentsoylu aileden gelen Diderot, Paris'te parlak bir öğrenim yaptıktan sonra, babasının bıçakçı dükkânının başına geçecek yerde, edebiyat mesleğine atıldı. Son derece zeki, doymak bilmez bir meraka sahip olduğundan, her konuyla ilgilendi ve romanda da, tiyatroda da, edebi eleştiride de aynı derecede yetenekli olduğunu gösterdi. Gazeteci ve sanat eleştirmeni oldu ve birçok makalesinde büyük resim sergilerini anlattı: Salonlar. Ayrıntılı tanımlamalarıyla, bir tabloyu canlandırmağa, ışığını ve renklerini vermeğe çalıştı. Bu makalelerin ilgi çekici üslûbu, Alman yazarı Goethe'nin gözlerini kamaştırmıştı.

Ama özellikle, bu sözcüğe XVIII. yy.da verilen anlamıyla, bir filozoftu. Cüretli, yeni ve cömert fikirlere susamış bir düşünür olarak, çağının temel sayılan verilerini yeniden söz konusu etmekten çekinmedi: din, aile, monarşik toplum gibi. Körler Üstüne Mektuplar'da ortaya attığı karşıt görüşleri, Voltaire tarafından çok beğenilmekle birlikte, Vincennes'de de üç ay hapsedilmesine yol açtı. Birçok bilimsel makale kaleme almıştır, dinsiz ilk maddeci düşünürlerden sayılır.

Diderot, kendisine haksız veya modası geçmiş görünen şeyleri eleştirmekle yetinmedi; yapıcı çözümler önermeğe de gayret etti. 1750'de, dostu d'Alembert ile, büyük bir Ansiklopedi yayımlamağa girişti ve ömrünün yirmi yılını buna adamakla birlikte, edebi verimini de ihmal etmedi. Ama eserlerinin çoğu, ancak ölümünden sonra yayımlandı.

Diderot'un bir felsefe öğretisi yoktur. Eserleri arasında en kalıcı olanlar romanları ve özellikle de «Rameau'nun Yeğeni»dir. Tiyatro oyunları orta değerde, ama tiyatro kuramı önemlidir.

Bu oldukça şaşırtıcı, çok yönlü yeteneklere sahip kişi, Fransız XVIII. yy. ın en «modern» yazarlarından biridir.

ESERLERİ

Sır Tutmayan Mücevherler, Gayrımeşru Oğul, Aile Babası, Rahibe, Kaderci Jacques, Rameau'nun Yeğeni, Aktörlük Hakkında Aykırı Düşünceler. Kocaman bir cilt oluşturan Mektuplar'ı ve bu arada özellikle kadın arkadaşı Sophie Volland'a yazdığı mektuplar da ilgi çekicidir.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 03.03.07, 20:22
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

dostoyevski
Nefret ettiği, ayyaş, kaba ve cimri bir doktorun oğlu olan Dostoyevski, Moskova'da doğmuş ve ömür boyu gerek vücutça, gerek ruhça ıstırap çekmişti. Sık sık, şiddetli sinir nö*betleri geçirir, vicdanı onu rahat bı*rakmaz (kendini, işlediğini sandığı ci*nayetlerden sorumlu tutarak), Hıristiyan inancının sorunlarıyla tasalanır ve sorardı: Tanrı var mı?

Aşırı duyarlıkta, gururlu ve öfkeli, yapayalnız, yoksulluk içinde yaşadı, îlk romanı olan İnsancıklar'ın ka*zandığı başarıya rağmen, borçtan kur*tulamadı. Düş kırıklığına uğramış, buruklaşmış olarak genç, ilerici ay*dınlarla ilişki kurdu. Çarlık polisin*ce tutuklandı, ölüme mahkûm edil*di, ama son dakikada bağışlanarak Sibirya'ya kürek cezasına gönderil*di (1849-1854). Dönüşünde, hep has*taydı; üstelik karısının ve kardeşi*nin ölümüyle de çok sarsılmıştı. Alacaklılarından kaçmak için yurt dı*şına gitti. Gece gündüz çalışarak, en büyük başeserlerini işte o zaman yaz*dı. Rusya'ya dönüşünde nihayet başa*rıya ulaşmıştı.

Romanları, hayatının yansımasıdır: iyilikle kötülük arasında kalmış is*yancı kahramanları, gerçeği ve zihin huzurunu ararlar. Dostoyevski yoz*laşmış bir toplumda çılgınlık ile ki*nin, saflığa ve aşka kafa tuttuğu bir evren yaratmıştır.

Bazı Eserleri

Budala, Delikanlı, Ebedi Koca, Ecinniler, Karamazov Kardeşler, Kumarbaz, Ölüler Evinden Anılar, Suç ve Ceza.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 03.03.07, 20:22
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

euripides
(MÖ.480-MÖ.406) Eski yunan trajedi yazarı. Edebiyatın yanısıra, felsefeyle de ilgilendi. Tiyatro sanatına gerek konu gerekse dekor ve sahne düzeni bakımından yenilikler getirdi, kadın rollerine önem verdi ve askı işledi. 92 eserinden zamanımıza 17'si ulaştı. Türkçe'ye çevrilen başlıca eserleri: Alkestis, Helene, Herakles, İphigenia Auslis'te, Bakkhalar.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 03.03.07, 20:34
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

evliya çelebi
Asıl adı Derviş Mehmed Zillî olan Evliya Çelebi'dir 1611 yılında İstanbul Unkapanı'nda doğdu. Babası Derviş Mehmed Zillî, sarayda kuyumcubaşıydı. Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'dan gelip İstanbul'un Unkapanı yöresine yerleşmişti. İlköğrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış öğrendi. Musiki ile ilgilendi. Kuran'ı ezberleyerek "hafız" oldu. Enderuna alındı, dayısı Melek Ahmed Paşa'nın aracılığıyla Sultan IV. Murad'ın hizmetine girdi.

Evliya Çelebi Seyahatname’nin girişinde seyahate duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece rüyasında Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed'i gördüğünü, ondan "şefaat ya Resulallah" diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp "seyahat ya Resulallah" dediğini, bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz'in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verdiğini yazar.

Evliya Çelebi bu rüya üzerine 1635'te, önce İstanbul'u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. 1640’larda Bursa, İzmit ve Trabzon’u gezdi, 1645'te Kırım'a Bahadır Giray'ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı, savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katıldı.

1645'te Yanya'nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa'nın yanında görevli bulundu.1646'da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa'nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan'ın, Gürcistan'ın kimi bölgelerini gezdi. Bir ara Revan Hanı'na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi, bu sebeple Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648'te İstanbul'a dönerek Mustafa Paşa ile Şam'a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651'den sonra Rumeli'yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya'da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.

Seyahatname

Evliya Çelebi 50 yılı kapsayan bir zaman dilimi içinde gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yapmıştır. Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlar. Seyahatname'nin içerdiği konular, belli bir çalışma alanını değil, insanla ilgili olan her şeyi kapsar. Üslup bakımından ele alındığında, Evliya Çelebi'nin, o dönemdeki Osmanlı toplumunda, özellikle divan edebiyatında yaygın olan düzyazıya bağlı kalmadığı görülür.

Divan edebiyatında düzyazı ayrı bir marifet ürünü sayılır, ağdalı bir biçimle ortaya konurdu. Evliya Çelebi, bir yazar olarak, bu geleneğe uymadı, daha çok günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan bir dil benimsedi. Bu dil akıcıdır, sürükleyicidir, yer yer eğlenceli ve alaycıdır. Evliya Çelebi gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi yorumlarını, düşüncelerini de katarak gezi yazısına yeni bir içerik kazandırmıştır. Burada yazarın anlatım bakımından gösterdiği başarı uyguladığı yazma yönteminden kaynaklanır. Anlatım belli bir zaman süresiyle sınırlanmaz, geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Bu özellik anlatılan hikayelerden, söylencelerden dolayı yazarın zamanla istediği gibi oynaması sonucudur.

Evliya Çelebi belli bir süre içinde, özdeş zamanda geçen iki olayı, yerinde görmüş gibi anlatır, böylece zaman kavramını ortadan kaldırır. Seyahatname'de, yazarın gezdiği, gördüğü yerlerle ilgili izlenimler sergilenirken, başlı başına birer araştırma konusu olabilecek bilgiler, belgeler ortaya konur. Bunlar arasında öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, eğlence, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar.

Evliya Çelebi insanlara ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır. Yapının çevresinden, çevrenin havasından, suyundan sözeder. Böylece konuya bir canlılık getirerek çevreyle bütünlük kazandırır. Seyahatname'nin bir özelliği de değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, davranışlarına, tarımla ilgili çalışmalarından, süs takılarına, çalgılarına dek ayrıntılarıyla geniş yer vermesidir. Eserin bazı bölümlerinde, gezilen bölgenin yönetiminden, eski ailelerinden, ileri gelen kişilerinden, şairlerinden, oyuncularından, çeşitli kademelerdeki görevlilerinden ayrıntılı biçimde söz edilir. Evliya Çelebi'nin eseri dil bakımından da önemlidir.

Yazar, gezdiği yerlerde geçen olayları, onlarla ilgili gözlemlerini aktarırken orada kullanılan kelimelerden de örnekler verir. Bu örnekler, dil araştırmalarında, kelimelerin kullanım ve yayılma alanını belirleme bakımından yararlı olmuştur. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si çok ün kazanmasına rağmen, ilmi bakımdan, geniş bir inceleme ve çalışma konusu yapılmamıştır.1682'de Mısır'dan dönerken yolda ya da İstanbul'da öldüğü sanılmaktadır.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 03.03.07, 20:34
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

fuzuli
Büyük divan şairidir (1480-1556). Asıl adı Mehmet'tir. Irak'ta Kerbelâ'da doğdu, Bağdat'ta öğrenim gördü. Gençliği, Safevi Türk İmparatorluğu'nun parlak dönemine rastlar. Bağdat'a yerleşti ve Irak'tan hiç dışarı çıkmadı. Kanuni Süleyman 1534'te Bağdat'ı fethettiği zaman padişaha kaside yazıp sunduğu gibi, veziriazam Damat İbrahim Paşa, vezir Rüstem Paşa, nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi gibi devlet ilerigelenlerine de kasideler yazdı. Kanuni, şaire günde 9 akçe aylık bağladı. Fuzuli'nin bu aylığı alamaması üzerine nişancı Celâlzade Çelebi'ye yazdığı mektup Şikâyetname adıyla ün kazandı.

Fuzuli'nin divan edebiyatı üzerindeki etkisi büyüktür. Şiirlerini Azeri diyeleğinde yazmasına rağmen bütün Türk topluluklarınca sevilen ve benimsenen bir şairdir. Üslûbu, edası ve temaları gerek klasik divan şairlerince, gerek halk şairlerince günümüze kadar taklit edilmiştir. Dili sade olan şiirleri halk arasında da yayılmıştır.

Türkçe, Farsça ve Arapça olmak üzere üç divanı vardır. O zamanın sanat ve bilim dili Arapça ve Farsça olmasına rağmen Türkçe ile de mükemmel şiir söylenebileceğini öne sürmüş ve bunu kanıtlamıştır.

Eserleri

Fuzuli yalnız şairliğiyle değil, eserlerinin çokluğuyla da ünlüdür. Üç divanından başka başta Leylâ ve Mecnun olmak üzere birçok eseri vardır. Başlıca eserleri şunlardır: Leylâ ve Mecnun (ünlü bir mesnevidir); Hadikat-üs-Süeda (Kerbelâ Olayı'nı konu alan bu düzyazı ve şiir karışımı eser, şairin en önemli kitaplarından ve Türk edebiyatının şaheserlerinden biridir, sonraki şairleri büyük ölçüde etkilemiş, birçok defa basılmıştır); Beng ü Bade (500 beyitlik Türkçe mesnevi); Heft-Cam (327 beyitlik bir sakiname); Rind ü Zahid (Farsça düzyazı); Hüsn ü Aşk (Farsça düzyazı); Şikâyetname (Türk mizah ve hiciv edebiyatının şaheserlerindendir) v.d.

Leylâ ve Mecnun

Türkçe divanı kadar ünlüdür. Bir Arap emirinin kızı Leylâ ile ona âşık olan bir Arap gencinin başından geçenleri anlatır. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Zamanımıza kadar 30 defadan fazla basılmış, bütün önemli dünya dillerine çevrilmiştir. Rusya'da opera olarak da bestelenmiştir.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 03.03.07, 20:35
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

gustave flaubert
Gustave Flaubert, Fransız romancısıdır (1821-1880). Rouen'de, hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu olarak doğan Flaubert, özgürlük, şöhret ve özellikle aşk hülyaları kurmaktaydı. Yirmi yaşında, Paris'te neşeli bir hayat sürüyordu, 1844 yılından itibaren sara krizleri geçirmeğe başlayınca, dünyadan elini eteğini çekti, birkaç yıl keşiş gibi yaşadı ve kendini edebiyata verdi. İki gencin yaşantısını anlattığı ve bu gençlerden birini şaşılacak derecede kendisine benzettiği ilk önemli eseri Duygusal Eğitim'i yazdı.

Madam Bovary (1857) ile Flaubert, bir trajedi düzeyine ulaşmıştı: bu ihtiraslı kadının hikâyesi, yazarın, edep ve ahlâka aykırı davranıştan dolayı ceza mahkemesine verilmesine yol açtı. Sonunda beraat eden Flaubert, yarattığı kadın kahramanın gerçekliğini ileri sürerek kendini şöyle savundu: «Hiç kuşkusuz şu saatte benim zavallı Bovary'm, Fransa'nın yirmi köyünde birden acı çekmekte, ağlamaktadır».

Flaubert, gerçeğin ozanı olmak istiyordu. Bu amaçla, çelişkilerle dolu, aşağılıklarına ve küçüklüklerine gömülmüş, hayal âleminde yaşayan kişileri günışığına çıkarıyordu. Küçük Fransız burjuvazisini anlatıyor ve kahramanlarının yaşantısını ve karakterini en ufak ayrıntısına kadar okuyucuya iletiyordu.

Bazı Eserleri

Salammbö, Ermiş Antonlus, Üç Hikâye, Basmakalıp Fikirler Sözlüğü, Mektuplar.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 03.03.07, 20:36
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

haldun taner
1915-1986) Yazar istanbul'da dogdu. Taner, hikaye ve tiyatro eserleri, makaleler ve fıkralar yazdı. Hikayelerinde genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, züppleleri, iki yüzlüleri anlatır. Canlı neşeli ve nükteli üslubu vardır. Tiyatro ve hikayelerinde gözleme dayalı hikaye ve tiyatrolarında mizah ve hiciv havası hakimdir.

Hikayeleri; Yaşasın demokrasi, Sancho'nun sabah yürüyüşü. Oyunları; Dışarıdakiler, Fazilet Eczanesi, Keşanlı Ali Destanı.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 03.03.07, 20:58
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

halide edip adıvar
Adıvar'ı (1882-1964); Türk Roman tarihinde öne çıkan ve romancılığımızın önemli köşe taşlarından biri olmayı başarmış ilk kadın yazarımız olarak kabul edebiliriz. Çok sayıda eser vermiştir ve bu eserler, uzun bir döneme yayılmanın yanı sıra Adıvar'ın duyarlılığının etkisiyle de içerik açısından oldukça değişmiştir. Bu nedenle, eserlerini üç dönemde inceleyebiliriz.

Birinci grupta yer alan Seviye Talip (1910), Handan (1912), Kalp Ağrısı (1924) gibi eserlerinde; bireysellik, psikolojik aşk ön plandadır dar bir çerçeve içinde geçerler. II. Meşrutiyet döneminde bu tarz konuları ele alırken, Osmanlı'nın yaşadığı Balkan Savaşları, ardından I. Dünya Savaşı, Halide Edip'teki değişimleri hazırlayan ilk önemli olaylardır. Milli Mücadele ise, onun topluma bakışını ve romanlarının içeriğini oldukça değiştirmiştir.

Daha önceleri, aldığı eğitimin de etkisiyle, Amerikan ve İngiliz kültür yansımaları görülürken, şahit olduğu olaylar ( Anadolu'yu keşfeden aydın yazarlardandır; savaşı İstanbul'dan izlememiş, cephede hemşirelik gibi aktivitelerde bulunmuş, yazdıklarıyla geniş kitleleri uyandırmak istemiştir. Çeşitli mitinglerde konuşmuştur; en önemlisi Sultanahmet'tekidir ) onu adeta uyandırır, kadını sadece aşk vasıtası olarak algılamaktan vazgeçer, her anlamda mücadeleci kadını ele alır, gittiği yerlerdeki insanları, mekanı oldukça ayrıntılı verir.

Bu dönemi yansıtan eserleri Ateşten Gömlek (1922), Vurun Kahpeye (1923), İzmir'den Bursa'ya (hikaye,Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Mehmet Asım ile birlikte, 1923), Dağa Çıkan Kurt'tur (hikaye,1922). Bu eserlerin edebi değerlerinin çok yüksek olduğu söylenemez; ama dönemi yansıtmaları bakımından önemlidirler. Savaştan sonra, siyasetle de ilgilenmiş, bu yüzden 1924-39 yılları arasında yurtdışında yaşamak durumunda kalmıştır.

Üçüncü aşamayı ise başlı başına Sinekli Bakkal (İng. Basımı; The Clown and His Daughter: Soytarı ve Kızı,1936) oluşturuyor diyebiliriz. Panaromik bir romandır ve II. Abdülhamit Dönemi'den Meşrutiyete kadar süreci ele alıp toplumdan bir kesimin hayatını yansıtır. Siyasal, dinsel, toplumsal, kültürel sorunlar iç içedir. Adıvar'ın ne tek taraflı, ne de tamamen duygusal bakışını görebiliriz bu romanda; 19. yy. gerçekçi romanı tekniğiyle, realist bir roman yazmıştır.

Geçmişe eskisi olumsuz bakmaz, onun bazı değerlerini benimseyip bugüne taşır ve bunları Batı Kültürü'yle harmanlayabilmenin örneklerini sergiler, bu onun aynı zamanda olgunluk dönemi düşünceleridir. Bu romanın devamı mahiyetinde Tatarcık'ı (1939) yazmıştır, Cumhuriyet döneminin gençlerini yansıtır.

Pek çok yazar gibi o da II. Dünya Savaşı'ndan etkilenmiştir ve bu dönemin İstanbul'unu Sonsuz Panayır (1946) adlı romanında anlatır.Öteki romanları ise şunlardır ve son romanlarını "devir" romanları olarak adlandırabiliriz: Yeni Turan (1913), Mev'ud Hüküm (1918), Son Eseri (1919), Raik'in Annesi (1924), Zeyno'nun Oğlu (1928), Yol Palas Cinayeti (1937), Döner Ayna (1954), Akile Hanım Sokağı (1958), Hayat Parçaları (1963), Sevda Sokağı Komedyası (1971), Çaresaz (1972), Krim Usta'nın Oğlu (1974), Heyula (1974).

Öbür hikayeleri: Harap Mabetler (1911), Kubbede Kalan Hoş Seda (1974). Bunların yanında Adıvar, Mor Salkımlı Ev (orjinali: Memories of Halide Edip-1926, (1963) ve Türk'ün Ateşle İmtihanı (orjinali: The Turkish Ordeal-1928, (1962) adlı yapıtlarında anılarını toplamıştır.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 03.03.07, 20:59
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: şair ve yazarlar

halit ziya uşaklıgil
Türk romancısı ve yazarıdır (1866-1945). Halit Ziya Uşaklıgil, ilk gerçek Türk romancısıdır. Tanzimat döneminde Fransız edebiyatının çevirisi ve taklidi olarak başlayan Türk romancılığı, acemilik döneminden onunla kurtuldu.

İstanbul'da dünyaya gelen Uşaklıgil, Türk ve Fransız okullarında öğrenim gördü. Fransızca'dan çeviriler yaparak genç yaşta yazı hayatına atıldı. İki arkadaşıyla birlikte İzmir'de Nevruz adlı bir dergi çıkarmağa başladı (1884). İki yıl sonra, bir arkadaşıyla Hizmet adlı günlük bir gazete kurdu (1886).

İlk hikâye ve romanlarını bu gazetede yayımladı. 1893'te İstanbul'a gelerek Reji Îdaresi'nde kâtip oldu. 1896'da edebiyatı cedide topluluğuna katıldı. Meşrutiyet'ten sonra Dârülfünun'da (üniversite) batı edebiyatı dersleri okuttu, bir ara sarayda mabeyn başkâtipliği yaptı, sonra gene üniversitedeki görevine döndü.

Sanatı ve Eserleri

H. Z. Uşaklıgil'in romanlarındaki gelişme, romantizmden gerçekçiliğe doğru bir çizgi izler. Yazar Fransız edebiyatı yoluyla batı gerçekçiliğini kavramış, konularını gözleme dayanarak ve kişileriyle olaylar arasında psikolojik açıdan tam bir bağıntı gözeterek tarafsız bir tutumla işlemiştir. Ama onun gerçekçiliği toplumsal bir gerçekçilik değildir.

O genellikle kişisel mutluluk, özellikle de aşk konusu üzerinde durmuş, bütün romanlarında bunları işlemiştir. İlk romanlarında evlilikten önceki romantik aşk ve hayal kırıklıklarını, daha sonraki olgun romanlarında yasak aşk, cinsel tutkular ve gerçek yaşamda görülen evlilik sorunlarını ele almış ve gerçekçi bir yöntemle deşmiştir.

Gerçek bir romancı olmasına rağmen yazarın dili ve üslûbu çok süslü ve ağdalıdır. Yazar, halkın anlayamadığı bu dili romanlarının yeni basımı sırasında sadeleştirmek gereğini duymuştur.

Başlıca Eserleri

Roman: Nemide, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşkı Memnu, Kırık Hayatlar.
Hikâye: Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Si'ri Hayal, Bir Hikâye-i Sevda, Aşka Dair, Kadın Pençesi.
Anı: Kırk Yıl, Saray ve ötesi, Bir Acı Hikaye, Sanata Dair.

Mai ve Siyah ve Aşkı Memnu

Mai ve Siyah'ın (1879) önemi, edebiyatı cedide akımının sanat anlayışını yansıtan ilk eserlerden biri olmasından gelir. Eser, istibdat döneminde baskı yönetiminin aydın orta sınıf üzerindeki etkilerini konu edinmiştir. Uşaklıgil'in en önemli romanı olan Aşkı Memnu (Yasak Aşk), İstanbullu bir ailenin yasak aşk yüzünden uğradığı felâketleri anlatır.



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
yazarlar, şair

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz