
Bige Akdeniz:
Once: Minimalin gücü adına... Romantizmin ve müziğin bu doyumsuz birleşimi en sert kalpleri yumuşatabilir.
Dikkat Şehvet: Ang Lee'nin gösterişli Uzakdoğu dramı, tutkuyu, tarihi ve sinemayı bir yatağa sığdırıyor.
Başkalarının Hayatı: Hollywood Sineması'na Almanya'dan dram dersleri...
Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı: Western'in üç boyutlu hali bugüne daha iyi uyarlanamazdı.
Ve...Apokalipto: Buram buram Lord of the Flies (1963) kokan film, zamanda ve insan ruhunda etkileyici bir yolculuk...

Inland Empire: Son dönem Lynch sinemasında "korku" dolu bir zirve; rüyada görülen unutulmaz ve çıkmaz bir sokak gibi.
Başkalarının Hayatı: Dünyayı değiştirmek için kocaman sistemlerin loş köşelerinde gizlenen küçük kalplerine değmek gerekebilir.
Persepolis: Çizgi romanı türünün başyapıtları arasında kabul ediliyor; animasyonu şüphesiz daha küçük ve mütevazi. Değerli bir küpe gibi.
Ex Drummer: Son derece rahatsız "müzisyenlerden" oluşan müzik grubunun garip hikayesi Chuck Palahniuk romanlarını hatırlatıyor: %100 Punk!
This Is England: Jamaikalı göçmenlerin kültürünü İngilizler yanlış anladı ve içini ırkçılıkla doldurdular. Bu gerçek üzerine unutulmaz bir trajedi. Cool ve acıklı!

Avukat: Bourne üçlemesinin senaryo yazarı Tony Gilroy’un, devasa şirketlerin insanlığı ve bireyselliği nasıl yok ettiğini anlattığı ilk yönetmenlik denemesi, her sahnesi ustalık ve yaratıcılık dolu nadir bir mücevher.
Before The Devil Knows You’re Dead: Bir uzun isim daha. 83 yaþında efsane yönetmen Sidney Lumet’in, stüdyoların, eleştirmenlerin ve hatta seyircilerin ne istediğini umursamayarak, kafasına ne estiyse ekrana aktardığı, haz veren bir dağınıklığa sahip, umarsızca orijinal, bir iki cümleyle açıklanması zor suç draması.
Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti: Karanlık olduğu kadar büyüleyici görüntüleri, derin ve ilginç karakterleriyle, bu “aslında Western olmayan Western”in uzun ismini başlık olarak yazmam, film hakkında fazla detaya girmek için pek yer bırakmıyor.
Çok Fena: Erkeklere lise yıllarının eğlencesini, kızlara ise erkeklerin ne kadar iğrenç olduğunu bir kez daha hatırlatan, fazla duygusallığa kaçmadan nostaljik, olabildiğince belden aşağı, yaşam dolu bir gençlik klasiği.
Zodiac: David Fincher’ın “anti-Yedi”, 70'ler tarzı seri katil prosedürü, karanlık ambiantı ve detay bazlı anlatımıyla hem Fincher’in olgunluğunu müjdeliyor, hem de yılın en ustaca elden geçirilmiş, eski stil gerilimini ekrana aktarıyor.

Paranoid Park: Gus Van Sant’ın beni tam kalbimden vurmayı başardığı, her şeyiyle son zamanların en heyecan verici filmi.
Zodiac: Muhteşem kurgusuyla üç saatlik süresine rağmen dikkatinizi her saniye ayakta tutmayı başaran zorlayıcı bir bilmece.
Şark Vaatleri: Yeni dönem David Cronenberg filmlerinin, yönetmenin eski çalışmalarını aratmayan bir tekinsizliğe sahip olduğunu kanıtlayan büyülü bir yapım.
4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün + Persepolis: 60. Cannes Film Festivali’nin gözdeleri sarsıcı ve dokunaklı hikayeleriyle benim de bu yılki favorilerim.
Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil: Bu kadar sıra dışı ve acıklı bir öyküden böylesine güleryüzlü bir film çıkması gerçekten bir mucize.

Kefaret: Kurmacanın kendisi hakkında acıklı ve görkemli ama son derece de modern bir başyapıt.
4 Months, 3 Weeks and 2 Days: Romanya sinemasında yükselen dalganın şimdilik zirve noktası olan bu Altın Palmiye sahibi film, son derece sade sinema diliyle boğazınızda düğümlenecek bir karabasan yaratıyor.
Son Ultimatom: Gelmiş geçmiş belki de en iyi aksiyon serisine, Amerikan ıstihbaratı’nın bu kez doğrudan kötü adam pozisyonuna yerleştirildiği, sinemasal olarak ders niteliğinde bir final. Ama umarım devamı da gelir…
3:10 to Yuma: Has bir Western, güçlü bir baba-oğul öyküsü ve birinci sınıf bir seyirlik.
Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı: Western’den ziyade Terence Malick’in sinemasına yakın duran, görselliği ve müzikleriyle de hipnotize edici, dört dörtlük bir karakter çalışması.
… ve müsadenizle, Türk sinemacılara örnek diye izlettirilmesi gerektiğini düşündüğüm ısrail yapımı nefis The Band's Visit ile Pixar’ın son şaheseri Ratatouille’i de anmadan yılı kapatmak istemiyorum.

Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı: Finali bilinen bir film yine de güzel olabilir mi? Yanıt, evet! Oscar’a aday gösterilmesi kuvvetle muhtemel Casey Affleck’in “hastalıklı” performansını izlemek için bile değer.
American Gangster: Bu suç filmi, sizi 70’li yılların sokak şiddetiyle tanıştıracak. Siyah bir Amerikalı kendi mahallesinde ‘salyangoz’ satmaya kalkışırsa ne olur? Denzel Washington’ın kiliseden çıkarken Russel Crowe’a bakışına dikkat edin.
Son Ültimatom: Bir serinin üçüncü filmini, yılın en iyileri arasında göstermek için her sebep bu filmde var. Matt Damon bir kez daha Jason Bourne oluyor ve Paul Greengrass’ın atletik kamerası, onu çatıdan pencereye atlarken bile takip edebiliyor.
Şark Vaatleri: Cronenberg’in şiddet üçlemesinin ikinci halkası, pat diye biten finali dışında beklentilerimizi karşıladı. Cronenberg filmin temposunu ve süresini ayarlasa bir başyapıt çıkabilirdi. Mortensen’in hamamdaki anadan üryan dövüş sahnesi şimdiden sinema tarihine geçti.
I'm Not There: Şarkı sözleriyle Nobel’e aday gösterilen efsanevi müzisyen hayatını altı önemli oyuncu canlandırıyor. Egzantrik ustanın ne yediği, içtiği, nasıl efsane haline geldiğini anlatan nefis bir film. Cate Blanchett’i hiç böyle görmediniz!
(alıntıdır)









Normal
