|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
08.06.08, 15:30
Stalker, her bir sahnesinin ışık, renk, gölge ve tonlamalar açısından kendi başına bir sanat eseri niteliği taşıyabilecek bir film. Açık, orta, koyu ton değerleri büyük bir ustalıkla işlenmiş. Filmin kurgusu 3 karakter üzerine kurulu. Bu karakterler ise farklı alanları temsil ediyor. “Sanat ve bilim”in çatışması, birbirlerine üstünlük kurma çabası, günümüzde sanat ve bilimin bulundukları nokta ve sonuca varamama, insanların her zaman içinde var olan hırs ve ben kimim sorusu tüm film boyunca bizi düşünmeye itiyor. Neredeyse her sahnede göstergebilimsel olarak örnekler görüyoruz. İlk sahne, iz sürücünün evinde olduğu sahnede, tek başına duran sandalye görüyoruz. Sandalye yalnızlığı simgeliyor, iz sürücü eşini bırakarak gittiğinde sandalyede yer alarak bu imgeyi vurguluyor. Kameraların kullanımı yönetmenin tarzını açıkça gösteriyor, bize olayı yaşatarak, içine alarak görmemizi sağlıyor. Bazı kamera kullanımları the Shining’te de benzerdi. “Bilincim vejeteryanlık istiyor, dünyayı ikna etmek için. Ama bilinçaltım, bir parça kanlı et için çıldırıyor. Peki ben ne istiyorum?” Konuşmalar kısa ve öz, gereksiz hiçbir kelime kullanılmamış sanki. Söylenilecek her söz özenle seçilmiş, ve söylenenler belli gruplara, insanlara, topluma, dünyaya göndermeler yapıyor. İç benliğimizde düşündüğümüz konuların en derin şekillerini yansıtmış Tarkovsky. Stalker’da renkler sakin ve seçici olmasına karşın, the Shining’te canlı ve parlak renkler görüyoruz. Kırmızı tehlike anlarında, önemli konuşmaların yaşandığı zamanlarda ana renk olarak göze çarpıyor. Korku amaçlı karanlık odalar tercih edilmemiş, aksine daha parlak renkler, ışıklar göze çarpıyor. Stalker’da da, Shining’te de doğanın yüceliği vurgulanıyor sanki. İkisinde de doğayı sergileyen uzun sahneler mevcut. Bir anlamda her ikisinde de bu, doğada yalnız olmak fikrini vurgular. Shining’te tek başına bir otel, doğa güzelliği olan bir bölgede yer alıyor. Shining aslında her zaman içinde var olan öldürme isteği, deliliğin bu yalnız kalma fikri ile ortaya çıkmasını anlatıyor. Uzun koridorlar, bitmek tükenmek bilmeyen labirentler dikkat çekiyor. Tarkovsky ile Kubrick’in filmlerine baktığımda gördüğüm fark, onların yaşadığı kültürlerin farklı oluşunu net bir şekilde yansıtıyor. Kübrick Amerikan tarzı, kapitalist fikir ve biraz da piyasa filmi diyebileceğimiz klişeler kullanarak sanatını icra ediyor. Tarkovsky’de ise gerçekten sanat görüyoruz, her bir sahnenin tek tek işlenmesi, kullanılan sözler vb her şey Amerikan mantığından çok farklı. Ayrıca filminde kullandığı renk farkı, iz sürücünün yaşadığı yer siyah beyaz (hatta kahverengi tonları), olmayı istediği ve sevdiği yer renkli olarak çekilmiş ki bu onun toplumsal olarak sistemle ilgili düşüncelerini de ifade ediyor. Tek düzelilik, rutinleşmiş hayatlar… Stalker ile ilgili dikkat çeken bir diğer nokta ise, bir anlamda yabancılaşma kavramını filminde işlemiş olması. Teknolojinin bize kolaylık sağlaması gerekirken aslında daha çok esir ettiği, daha çok çalışmak zorunda kalmamız vs gibi konular film karakterlerin yaşadıkları yalnızlığı, bıkkınlığı anlatıyor. Ve bu yabancılaşmadan kurtulmak için kendi benliklerini bulmaya çalışıyorlar. Nüve Forum » kütüphane » Kültür » Sinema » Filmler |
| 2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için suje kullancısına teşekkür ediyor : | ||
lolipop (08.06.08), İlhan Hoca (08.06.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Stalker daha önce izlediğim bir filmdi. Ancak ağır film olduğunu düşünüyorum. |
| İlhan Hoca kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
lolipop (08.06.08) | ||
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| tarkovsky, stalker, shining, kubrick |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|