Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Sanat > Sanatçılar > Fotoğraf sanatçıları > Ara güler-ünlü fotoğrafçılar

Fotoğraf sanatçıları hakkinda Ara güler-ünlü fotoğrafçılar ile ilgili bilgiler


İnsanlara sevgi lâzım, fotoğraf bu işe yarar Ara Güler, Türkiye’de fotoğrafın duayeni ve dünyaca ünlü fotoğrafçımız Sayısız sergi açan, dünya müzelerinde fotoğrafları sergilenen, fotoğrafçılara poz vermeyen Picasso’yu görüntüleyen, onlarca ödül

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.04.07, 18:28
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Ara güler-ünlü fotoğrafçılar



İnsanlara sevgi lâzım, fotoğraf bu işe yarar

Ara Güler, Türkiye’de fotoğrafın duayeni ve dünyaca ünlü fotoğrafçımız

Sayısız sergi açan, dünya müzelerinde fotoğrafları sergilenen, fotoğrafçılara poz vermeyen Picasso’yu görüntüleyen, onlarca ödül alan Ara Güler, artık çok fazla fotoğraf çekmiyor. Şu anda Kiev ve Belçika’da sergileri süren Güler, son olarak geçtiğimiz günlerde bir arkadaşının hatırını kıramayıp Promat Matbaası’nın 2007 takvimi için basmış deklanşörüne... 60 yıldır Leica makinesiyle ‘yaşamı donduran’ Ara Güler ile fotoğraf ve fotoğrafçılık üzerine konuştuk. Ara sıra aksileşse de sorularımız bitene kadar tahammül etti bize. Daha kısa pantolon giyerken sinema hastalığına yakalanan ama Beyoğlu’ndaki Doğan Film Stüdyosu’nda çıkan yangından en son kurtulan o olunca babası tarafından sinema aşkı sonlandırılan Ara Güler, Yeni İstanbul Gazetesi’nde foto muhabirliğinde almış soluğu. O günden beri de fotoğraf makinesini bırakamamış bir daha elinden.

Artık eskisi kadar fotoğraf çekmiyorsunuz öyle mi?
Canım isterse çekiyorum, istemezse çekmiyorum. Hoşuma giden şeyler olursa çekip hazır ediyorum. Ondan sonra birtakım adamlar gelip peşimden koşuyor. “İşte bana bilmem ne çeksene” diyor. Ben de zaman istersem veriyorum istemezsem yok diyorum.

Fotoğraf makinenizi hep yanınızda mıdır?
Eskiden gezdirirdim şimdi hiç umrumda değil. Çekilecek bir şey kalmadı benim için İstanbul’da, Türkiye’de. Aslında Avrupa’nın birçok yerinde de öyle oldu.

Nasıl yani?
Her şey değişti, güzel değil artık. Sen Türkiye’yi bilmiyorsun. Ben 60 senedir etrafa bakıyorum. Benim gördüğümü sen bulamazsın. İmkanı yok. Artık bir şey kalmadı çekecek. Eskiden bir kedi geçerdi sokaktan onu çekerdim, artık kedi de geçmiyor. Şimdi sokaklarda adamları soyuyor hırsızlar. (Gülüyor.) 800 bin kare fotoğraf çektim. İnsanlar ancak 300-400 tanesini gördü... O kadarı da yeter.

Fotoğraf çekerken neyi arar gözleriniz?
Kompozisyon ararım. Benim bir fotoğraf eğitimim, teknik bilgim var. Çok alışığım fotoğraf çekmeye. Vücudumun bir parçası gibidir makinem. Herkesin bir ayda çekeceğini ben bir günde çekerim. İki fotoğrafa baktığınızda neden bu Ara Güler fotoğrafı diyebiliyorsunuz? Çünkü öteki adamın uslübu yok. O sadece fotoğraf çektiğini zanneden zavallılardan... Çok düşünmeden çekerim fotoğrafı. Bazen düşünüp çektiğim de oluyor. Bir proje düşünülebiler benim için. Ama ben proje muroje takmıyorum. Canım sıkılırsa bırakıyorum o işi. Projeye bağlamıyorum kendimi, çünkü bozulursam bırakırım. Onun için bana hiç güvenilmez. “Hee he” derim yapmam.

Fotoğraf çekmeyi nasıl tanımlarsınız?
Fotoğraf çok güzel, sonradan keşfettiğim mühim bir şeydir. Her şeyden önce dökümantasyondur. Fotoğraf makinesi de hayatın içinden, yaşamın bir parçasını koparıp onu ölümsüzleştirmeye, kaydetmeye yarayan bir alettir. Fotoğraf çekmek insanların etrafına bakmasını, dünyayı tanımasını sağlar. Fotoğraf insanların birbirlerini sevmelerine, aşka yarar. Bırak fotoğraf çeksin insanlar... Bakmayı öğrensinler, bakmayı öğrenirlerse hanıma bakmayı öğrenirler, aşık olurlar, sevgili olurlar. İnsanlara sevgi lazım. İnsanlar birbirini sevsin. Fotoğraf işte bu işe yarar.

Size “sanatçı” denmesini karşı çıkıyorsunuz? Ama Türkiye’de birçok fotoğraf sanatçısı var. Onlar da sanatçı değil mi?
Değil tabii... Bir sürü adam var sokakta. Onları fotoğrafçı mı sanıyorsun sen? Çöpçü de olabilirlerdi. Aslında fotoğraf sanatçısı diye bir halt yok. Fotoğrafın sanatı olmaz ki sanatçısı olsun. Fotoğrafla sanat arasındaki farkı anlatayım sana. Sanat yalandan doğar, yalan söyler. Olmayan şeyden sanat yapılır. Bu lafı ben söylemedim. Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi adlı kitabının önsözünde var. Bir rejisör var. Bir sahne düşünür. O sahne hakikat midir? Hayaldir. Onu kurar artistler de oynar, sanat olur. Onun için sinema sanattır. Fotoğraf ise gerçekte vardır. Gerçekten bir parça koparıyorsun fotoğrafta. Gerçeği alıyorsun. Halbuki sanat hayal gücünün neticesidir. Bunun için de sanat değildir, fotoğraf gerçekte somut olarak varsa çekebilirsin.

O zaman niye bazıları kendilerini fotoğraf sanatçısı olarak tanımlıyor?
Neden biliyor musun? Çünkü beleşten sanatçı oluyorlar da ondan. Fotoğrafçı palavra bir şey ama sanatçı olursa mühim biri oluyor bir yere gittiğinde. Ben sanatçıyım diyecek yaa... Sıkıysa müzisyen olsunlar, olabiliyorlar mı? Mozart olsunlar da göreyim bakayım. (Basıyor kahkahayı.) Türkiye’de ben dahil fotoğraf sanatçısı yok.

Ama geçtiğimiz yıl “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Ödülü”nü aldınız...
Veriyorlar böyle... Aldım diye büyük sanatçı mı oldum şimdi? Boşver sen onları. Benim için Time’ın muhabiri olmak başbakan olmaktan bile önemli.

Fotoğraf nedir o zaman?
Hiçbir şey değildir. Oyuncak...

Bunca yılınızı bir oyuncağa verdiğinizi mi söylüyorsunuz?
Maalesef... Yazık oldu Süleyman Efendi’ye... 78 yaşındayım... 60 yıldır fotoğraf çekiyorum. Demek ki 60 yıldır ıstırap çekiyorum. Aptallığıma doymayayım. Salyangoz ticareti yapsaydım milyoner olmuştum şimdi.

Peki yetiştirdiğiniz öğrenciler var mı?
Var var... Gelir, burada etrafımda dolaşırlar bir şey anlamadan giderler. Bazen güzel fotoğraflar çeken genç çocuklar görüyorum. Ama belli olmuyor, bilerek mi yoksa tesadüfen mi çektikleri... Ancak genç nesilden bir şeyler beklemem gerektiğini biliyorum.

Bilerek ve tesadüfen fotoğraf çekmek arasındaki fark nedir?
Sana anlatılanlar, duydukların, okudukların, gittiğin konserler seni bir şekle sokar. Yani seni şekle sokan sanatçılardır. Onun için bu adamlar mühimdir. Hasta olsan doktora gideceksin. Ama bir doktor sanatçıdan mühim değildir. Ancak daha mühimdir çünkü senin yaşamanı sağlar. Ötekisi hiçbir şey yapamaz. Hikaye budur. 20 yaşına geldiğinde birikimlerinle bir ayrıma başlarsın, “Şöyle mi, böyle mi yapayım?” diye. İşte bu insanın sanatçı olup olmayacağını gösterir. Bunu az anlayanlar az yapar...

Dijital makine kullandınız mı hiç?
Kullanmam. Hediye ettiler kutusunu açıp bakmadım. 50 küsür makinem var. Dijital makinelerde derinlik yok. Benim şöför Hasan kullanıyor dijitalleri. Ama iyi oldu dijital makineler sayesinde insanlar etrafa bakmaya başladı.

“Benden sonra bu işi o yapar” dediğiniz kimse var mı?
Ne diye adamın başını belaya sokayım yahu... Bırak doğru düzgün iş yapsın. Fotoğraf çekecek de ne olacak? Fotoğraf zor iş yapamaz... Bir de, çok fotoğrafçı girmek istese bile giremez bu ortama. Bu bir fotoğraf çetesidir. Başını da en büyük çete olan Magnum çeker. Adamlar almıyorlar içlerine. Ben oradan emekli oldum. www.araguler.com

DİKKAT!BU BİR “ARA GÜLER” FOTOĞRAFIDIR

Grafiker, resim seçici, redaksiyon, matbaa işlemlerinde çalışanlara mühim nottur. Elinizdekiler birer Ara Güler fotoğrafıdır. Bu fotoğraflar işlemde iken çay, kahve, gazoz, fanta ve benzeri meşrubatlarla fotoğraflara yaklaşılmaz. Fotoğrafların civarında yemek yenmez ve içki içilmez. Fotoğraflar ıslak veya sıcak yere, örneğin vantilatör veya kalorifer üzerine konulamaz, üzerine öksürülemez, ıslak veya pis ellerle tutulamaz, yakınında sigara içilemez ve yüksek sesle konuşulamaz.


Son olarak arkadaşı için deklanşöre bastı

Güler, Promat takvimi için çektiği fotoğrafları şirket yöneticisi Tolga Ürkmezgil ile değerlendirdi.

Promat’ın ortaklarından Yaşar (Bozatlı) arkadaşım. Rica etti ben de gittim matbaayı çektim. Matbaalar benim için mühimdir. Bizim bütün işlerimizin insan kitlelerine dağılması için matbaa lazım. İsteğin kadar git sergi aç, fotoğrafını duvara as. Kitlelere ulaşmak için matbaa gerekli.



14.01.2007
Haber: Türkan Hiçyılmaz



Ara Güler ( 1928) BİYOGRAFİ



--------------------------------------------------------------------------------
Ara Güler (1928 ) Fotoğraf sanatçısı, oyun yazarı. İstanbul'da doğdu. İÜ İktisat Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bıraktı. Gazeteciliğe 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde başladı.
Babası eczacı Dacat Bey’dir. Dacat Bey’in ilk işyeri Hacopulo Han 16 numarada Panosyan’la birlikte açtığı ecza deposudur. Gazeteci Gülçin U. Tahiroğlu, Ara Güler’in ailesini şöyle tanıtıyor; “1930’lu yılların başlarında bu işyerine ait kartvizit ve antentli kağıtlarda Dacat Bey’in soyadı ‘Derderyan’ olarak geçiyor. Güler soyadını 1934’de çıkarılan soyadı yasasıyla almış. Sonraları Haccopulo Pasajı, 38 numarada açtığı eczanesini ölene kadar sürdürmesini Güler soyadına borçlu Dacat Bey. 1955’te 6-7 Eylül olayları sırasında Güler Eczanesi’ne kimse ilişmemiş. Dacat Bey, bir acil yardım servisi gibi hizmet vermiş, yaralılara pansuman, kırıklara-çıkıklara ilk yardım. Güler ailesininki bir baba-oğul hikayesi. Dacat Bey, oğluna olan sevgisini kendi imalatı olan kremin adında somutlaştırmış. Ara’dan AR, Dacat’tan DA; olmuş ARDA.

Ara Güler’in başarılı fotoğrafları, Fransa'dan Amerika'ya kadar birçok katalogda yer aldı. Türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerinde çektiği kendine has klasik fotoğraflarıyla tanındı. Anadolu ve İstanbul'un yok edilen birçok güzelliğini yakaladı. Resimli Hayat ve Hayat dergilerinde çalıştı. Stern, Time, Life ve Paris-Mach gibi dergilerin foto muhabirliğini de yaptı. Uluslararası bir ünvan olan 'Master of Leica' ünvanına layık görüldü. 1966’da, ABD Modern Sanatlar Galerisi’nde açılan ‘Renkli Fotoğrafın On Ustası’ adlı sergiye katıldı. 1967 yılında Kanada'da 'İnsanların Dünyasına Bakışlar' adlı sergi açtı. 1971’de Almanya’da ‘Türkiye’ adlı albümü yayımladı. 1980 yılından sonra çeşitli dergi ve gazetelerde muhabirlik yaptı.
Alman akademisyen Rosa Buchner, dünya çapında şöhret olan Ara Güler’i doktora tezinde inceledi (1999). Aktüel Dergisi'nin 'Türkiye'nin yaşayan kırk aydını' başlıklı araştırmasında, sosyolog yazar Etyen Mahçupyan'la birlikte yer aldı. (Ocak 1999) Ayrıca, 8 Nisan 1999'da Aydın Doğan Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü'ne layık görüldü.

Nezihe Araz'la "Kırk Pencereli Konak", Fikret Otyam'la "Sabahcı Kahveleri" ve Çetin Altan'la yaptığı "Surlar" onun iz bırakan röportajlarından bazılarıdır. Nemrut Dağı'nın zirvesindeki heykellerin fotoğrafını ilk defa çeken Ara Güler, Hayat Dergisi’nde ileride bu konuda uzman olacak birçok fotografçının yetişmesini sağlamıştır.

Gördüğünü, gördüğü anda olduğu gibi çeken Ara Güler, "Ben fotoğrafın bir sanat olduğundan da emin değilim. Fotoğrafın bir mesaj vermesi lazım" diyor. Fotoğrafın yalan konuşmayan tek makina olduğunu savunan Güler'e göre, "Çünkü dili yoktur yalan konuşmak için. Fotoğraf çok mühimdir. Sanat olup olmaması ikinci plandadır, gerçeği yaşantıyı yakalamak için" ( )
Dünyanın birçok ülkesini gezen Ara Güler, Hindistan'ı çok seviyor. Bir büyük medeniyet Hindistan onun için. Avrupa ise belalı, ruhsuz bir kıta. Ara Güler bu konuda gazeteci Ömer Sercan’a şöyle diyor; "Avrupa medeniyeti beladır. Hindistan'ın yamyamları bile onlardan daha insan. Pislik herifler. İnsanlığın başına bela olan bütün izm'ler Avrupa'dan çıktı. Gidip yamyamların fotoğrafını çekerim daha iyi. İnsanlık yok orada. Sanatları beş para etmez. Bizim Osmanlı'nın hat sanatının yarısına ulaşmaz onların resmi."

Ara Güler iyi bir arşivci. Babasının ölümünde gelen başsağlığı notlarını bile dosyalayıp saklamış. Kimler yok ki başsağlığı arasında. Bunlar arasında Muhsin Ertuğrul adı da dikkat çekiyor. 1928 doğumlu Ara Güler, yetmişinci yaşını Nazım Hikmet‘in şiirindeki gibi zeytin ağacı dikerek kutluyor. Güler Apartmanı’nı bir müzeye dönüştürebilme çabasıyla, arşiviyle ve ustalarla haşır-neşir.”

Tarih Vakfı tarafından, 26 Eylül 1998'de Cumhuriyet'in 75. yılı münasebetiyle düzenlenen Cumhuriyet'in Aile Albümleri sergisinde, Güler Ailesi de yer aldı. Ara Güler, ailenin bugünkü temsilcisi olarak serginin açılışına katıldı. Türkçe, İngilizce, Ermenice ve İngilizce birçok dilde 23 kitabı yayınlanmıştır. Bunlardan "Babilden sonra yaşayacağız" adlı hikaye kitabı da Aras yayınları tarafından İstanbul’da basıldı.

Kaynak:Ermeni Portreleri Hüdavendigar Onur Burak Yayınları İstanbul 2000






Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03.04.07, 08:30
Meraklı
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 101
sharp_sword doğru yolda ilerliyor.
Standart Ynt: Ara güler-ünlü fotoğrafçılar

ara güler in bir röportaj ı



Karaoğlan'ın bilinmeyen tarihi aralandı

H.salih zengin
Fotoğraf sanatının duayen isimlerinden Ara Güler, Türk siyasetinin Karaoğlan’ı Bülent Ecevit’in fotoğraflarından oluşan bir albüm çıkarmak üzere. Çoğunluğu Ara Güler’in çektiği fotoğraflardan oluşan “Beyaz Güvercinli Adam” isimli albüm, Güler’in deyişiyle Ecevit kitabından çok, bir devrin görsel tarihi niteliğinde.
Fotoğrafevi tarafından çıkarılacak albümde yer alan 160 kadar fotoğraf, dönemin birçok olayına ışık tutuyor. Güler’in Hayat Mecmuası ve Time Dergisi muhabiri iken çektiği fotoğraflar arasında Ecevit’in siyasi ve özel yaşam karelerinin yanı sıra Kanlı Taksim Olayları, İsmet İnönü ve Mevhibe Hanım, öğrenci olayları ile mitingler yer alıyor. Ecevit ölmeden önce hastaneye kaldırıldığında, “Benim bu adama son bir hizmetim olmalı.” diyerek daha önce niyetlendiği ve hatta Ecevit’in kendi elleriyle düzelttiği kitabı yeniden gözden geçiren Ara Güler, Ecevit’i 1960 ihtilalinin ardından CHP’den ayrılışına kadar takip etmiş. “O zamanlar çok sıkı bir gazeteciydim ben. En yalan konuşmayan tarih kitabıdır, fotoğraf makinesi mekaniktir. Sevdalanmaz da. Ama şimdiki dijitalde her şeyi değiştirebilirsin. Onun için önce foto muhabirlerini döver polisler. Hırsızın da, polisin de, dünya tarihinin de korktuğu fotoğraf makinesi ve kameralardır.” diyen Ara Güler, seçim otobüsü kullanan ilk politikacının Bülent Ecevit olduğunu söylüyor. “Ecevit’le bütün Trakya’yı gezdim. Otobüsün içinde hiç konuşmazdı, boyuna yazı yazardı. Notlarını otobüste bile daktilo ederdi.” diyen Güler, İsmet İnönü ve eşi Mevhibe Hanım ile Ecevit ve Rahşan Hanım’ı birlikte çektiği kare için, “Bu odada kimse resmini çekmemiştir onların. Bu tarihî bir resimdir, benden başka çeken adam yok.” yorumunu yapıyor.

Ecevit’le aynı zamanda iyi arkadaş olan usta fotoğrafçı, Ecevit’in pozlarında ciddi olduğunu ve bunun gündelik hayata yansıdığını söylüyor. Ecevit’in evinden dışarı pek çıkmaması hususunda, “Rahşan ‘Şimdi dışarıya çıkarsak ayıp olur.’ diyordu. Biraz da o engelliyordu yani.” diyen Güler, Ecevit’in en öne çıkan özelliğinin Türkiye’yi dolandırmaması olduğunun altını çiziyor. Ara Güler’i bu kitabı hazırlarken en çok şaşırtan olay ise Bülent Ecevit’in 7 kez suikasta uğradığını öğrenmesi olmuş. Güler, “Ecevit’in İsmet Paşa’ya kazık atarak” CHP’nin başına geçtiğini söylediğinde ise bu durumu İsmet Paşa’yla konuşup konuşmadığını merak ediyoruz. Ara Güler o muzip üslubuyla cevap veriyor: “Sorar mıyım ulan, enayi miyim? Aram bozulur.”

Peki Ara Güler, Ecevit son yolculuğuna uğurlanırken fotoğrafını çekti mi? Cevap: “Üşendim abi. Son derece tembel bir herifim. Tembel olmasam da bıktım fotoğraf çekmekten.”



--------------------------------------------------------------------------------

Dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olan Ara Güler’le, hazırladığı “Beyaz Güvercinli Adam-Bir Dönemin Hikayesi” kitabından hareketle Bülent Ecevit’i ve kendisini konuştuk. Henüz basım aşamasındaki kitabın sıcaklığı muhabbetimizle karışınca Ara Kafe’den neşeli kahkahalar yükseldi. Usta fotoğrafçı ilginç anılarını kendi üslubuyla anlattı. Şahsen benim hayatımı da neşeyle ‘ara’ladı...

‘Beyaz Güvercinli Adam’ albümünde kaç fotoğraf yer alıyor?

Valla saymadım, 150-160 fotoğrafı var. 1960 İhtilali’nden başlıyor. Tanklar, adamlar, askerler-maskerler, çocuklar, Turan Emeksiz olayı filan… Çok sıkı bir gazeteciydim. Genel seçim boyunca bütün mitinglerde Ecevit’in yanında dolaştım. Mitinglere girişleri, çıkışları. Seçim otobüsü kullanan ilk politikacı Ecevit’tir. Onunla bütün Trakya’yı gezdik. Seçimlerde vatandaşı çekmek daha enteresandır ama. Otobüsün içinde hiç konuşmazdı, boyuna yazı yazardı. Niye? Çünkü gittiği vilayette ne konuşacağını bilmiyordu, havadan aldığı tansiyonla not alıyordu. Otobüsün içinde de daktiloyla yazıyordu. Çok çabuk da yazıyordu. Ecevit’e kaç tane suikast yapıldı biliyor musunuz? Biz birini biliyoruz, 7 tane suikast yapılmış Ecevit’e. Sonradan da İsmet Paşa’ya kazık attı, onu suçladı falan filan, genel başkan oldu.

Siz o olaydan sonra İsmet Paşa’yla, bu durumla ilgili bir şey sormadınız mı?

Sorar mıyım ulan, enayi miyim? Aram bozulur. (Gülüşmeler)

Tamamı size mi ait fotoğrafların?

Bazı fotoğraflar da var, başkasından aldığım. Mesela Kıbrıs çıkarmasına gidemedim ki, AP’den aldım. Ben Kıbrıs yüzünden Amerikan Hastanesi’ne düştüm, kaburgalarım kırıldı. Adana’da uçuruma uçtum. Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel idi. Bana tayyaresini verdi, gittim İncirlik’e. O dönemler hiç kimseyi kabul etmezlerken ben Paşa’nın yanındayım ve tayyare ile Adana’ya oradan da Kıbrıs’a gidiyorum, düşünün. Ama altından arazi görünen bir kargo tayyaresi! Askerler aşağıda, ben yukarıda havadayım. İstedim ki, arkada sis olsun. Bizim gemiler de önde Kıbrıs’a doğru gitsin. Ama geminin biri ötede, diğeri bambaşka yerde. Yan yana getiremedim. Adana’ya geri döndüm. Çukura düştüm işte orada da, omuz kemiklerim kırıldı, elim yere değecek gibi... Bir ay hastanede süründük.

Askerden helikopter alacak kadar bir güveni nasıl tesis ettiniz?

Güven falan değil abi. İlk fotoğraflı dergi olan Hayat Mecmuası’ndayım o zaman. Hürriyet, 80-90 bin satarken, 250 binden çok satıyorduk. Yassıada sayılarında 400 bindi tiraj. Ayrıca Time idim yani.

Kanlı Taksim olaylarının fotoğraflarının tamamını siz mi çektiniz?

1977 Taksim olaylarında benim fotoğraflarım yanında İsveçli ama Alman bir başka fotoğrafçının resimleri de var. Kapadokya’ya peri bacası çekmeye gelmiş. Bende misafir kalırken sabah Taksim’e götürdüm, ‘adam suratları çek’ dedim. Ortalık birbirine girince ‘Ne oldu?’ diyor. Türkiye tarihini mi anlatayım oturup? Herif o delikten bütün ölüleri çekti. Ben bir kare çekebildim. 500 lira önerdim, vermedi. O sırada Hasan Cemal, Cumhuriyet’te idi. Almancası da olduğu için Pierre Loti Oteli’ne gönderdim. Ne diller döktüyse, parayı ödeyip negatifleri getirdi. Bunlar sadece Cumhuriyet’te çıktı.

Cenazesini neden çekmediniz Ecevit’in?

Üşendim abi. Son derece tembel bir herifim. Tembel olmasam da bıktım. Bıktım abi, bıktım anladın mı? (Gülüyor)

Şair, politikacı, eş, gazeteci… Ecevit’in hangi özelliğini önemsiyorsunuz?

Tabii en öne çıkan özelliği Türkiye’yi dolandırmamasıdır. Namuslu politikacı olmuştur. Yoksa büyük bir şair değildi, sıradan bir şairdir. En bilinen Türk politikacısı olmuştur, İsmet Paşa’dan sonra. Ama ondan daha da verimlidir.

Ecevit iktidarda, muhalefette, mahkemede ve evde nasıl fotoğraf veriyordu?

Mahkemelerde sıkılıyordu. Evinde rahat gibi gözüküyordu, ama rahat değildi. Çünkü hep kafasının gerisinde olaylar vardı. Anlaşılıyordu suratından. Ama resim çekiyorum diye ona göre duruyordu.

İnönü ve Ecevit dışında başka bir siyasetçiyi neden çekmediniz?

O zaman bu adamlar revaçtaydı. Şimdi git deseler, umurumda olmaz hiçbiri.

Peki Süleyman Demirel?

Onu da çok çekmişimdir. Ama ondan bir kitap çıkmaz. Ayrıca onun istemesiyle mi bir kitap yapacağım. O kim ki? Çok acaip bir suratı vardır. Herifin politik olmadığı zaman yok, valla ilginç bir tip.

Erbakan ve Menderes peki?

Erbakan, başbakan olduğu zaman çektim. Yedi buçuğa randevu verdi, on buçukta geldi. Bir Amerikalı yazarı götürmüşüm, herif aç kaldı. Menderes’i de çok çektim. Ama aramak lazım, üşeniyorum. Ecevit’i kitap yapıyoruz. Bunu Japonya’da satsak kaç tane satar? Bir! (Gülüyor) Winston Churchill değil ki herkesi ilgilendirsin. Atatürk bile olmaz ya! Bir İngiliz’e sorsan bilmez Atatürk’ü, biz biliyoruz.

Arşivinizde duran 800 bin kareyi niye kaderine terk ettiniz?

Şimdi adam telefon ediyor, ‘Sana şu kadar para vereyim, bilmem neyi versene.’ diyor. Yukarıya çıkmaya üşendiğim için ‘Onu çekmiştim ama kaybettim’ diyorum. Daha kolay değil mi abi? Elli saat ara! Hiçbir paraya değmez. (Gülüşmeler)

Artık makineniz elinizde yok. İstanbul’u fotoğraflamak içinizden gelmiyor mu?

Gelmiyor. Benim İstanbul’um Yahya Kemal’in, Orhan Veli’nin şiirinde, Tanpınar’ın anlattığı İstanbul’dur. Artık hissedemiyorum, İstanbul ölmüştür. Kokular içinde cesetlerin üzerinde geçiyoruz ulan, cesettir İstanbul. Baksana sokağa, tiplere bak! Böyle İstanbul mu olur?

Fotoğraf çekmek niye ıstırap çekmektir?

Benim için değil, diğerleri için. Onlar ha fotoğraf çekmiş, ha kuyudan su çekmiş fark etmez. (Gülüyor) Fotoğrafları beynimde çeker, sonra makineye aktarırım.

Deklanşöre hiç basmayıp da keyfini sürdüğünüz bir görüntü olmadı mı?

Bali Adası’nda idim, çekmedim, güneşin batışını seyrettim. Çok keyif aldım. Pişman olmadım. Ama sonra kızdım, neden çekmedim diye. Niye çekeceksin ki enayi, yaşa! Olanı yaşayamıyorsun.

Gıpta ettiğiniz fotoğraf oldu mu?

Bende kıskançlık hissi yoktur. O da çeksin, sen de çek. Nasıl olsa hepsi ölecek.

Hangi çağı fotoğraflamak isterdiniz?

Rönesans döneminde yaşamak isterdim. O da 400 sene sürdü. Ortaçağ’da da olmamak lazım. Elektrik yok, araba yok. Fotoğraf mühimse mühimdir abi! Ne çekersen çek dokümantasyon topluyorsun demektir. Yerde bir düğme mi çektin, demek ki orada bir düğme vardır. Fotoğrafta başka bir şeye yaramaz zaten. Sanat manat diyorlar ya, sanatın kendisi palavradan doğar. Biz gerçeği zapt ediyoruz, sanatçı bunu yapmaz ki! Sanat yalandan doğar. Her akşam dünyada bir sürü Hamlet ölüyor. Bu kadar çok Hamlet mi vardı? Herifin cenazesine bile gidemedik. (Gülüşmeler)



--------------------------------------------------------------------------------

Einsteine’i çekmek isterdim, yaşım tutmadı

Ünlü ile sıradan birisini çekmenin farkı nedir?

Senin ünlü dediğin bu adamları takmıyorum. Benim için o kadar mühim değil; taktığım birkaç adam var. Mesela Einsteine’i çekmek isterdim, yaşım tutmadı, adam öldü. Çekerken çok heyecanlanmam. Heyecanlanırsan donarsın.

Ölü bir insanı çekmekle, yaşayan bir insanı çekmek arasındaki fark nedir?

Sultanahmet Meydanı’nda bir adam astılar. Adam ters döndü. Gittim, ölüyü çevirdim, tıkır tıkır çekmeye başladım. Denklanşöre basarsın çeker, ölü-diri fark etmez. Ama morgdaki insanları, çocukları çekerken asabım bozuluyor.

Birisini habersizce çekmekle, arkadaş olup çekmek arasındaki fark nedir?

Dost bile olsan, onun haberi olmadığı bir anda resmini çekerim. Habersiz çekmek her zaman iyidir.

Bir nesneyi ya da kişiyi tek kare çekmekle, saatlerce çekmek arasındaki fark nedir?

Çok çekersen daha iyidir. Seçme imkanın olur.

Olay çekmekle portre çekme arasındaki fark?

Olay çekmek heyecanlandırır beni.

Peki fotoğraf çekmekle, çekilmek arasındaki fark nedir?

Çekmek daha önemlidir.



__________________
><.·´¯`·. ( Forumda yaşadığınız ve çözüm istediğiniz sorununuz varsa bunu özel mesaj atarak değil Yardım bölümümüzde " Yardım İstekleriniz" adlı kısma yazın.Böylelikle daha hızlı bir şekilde size yardımcı olunacaktır.

) ¸.·´¯`·.¸><
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ara, fotoğrafçılar, güler-ünlü

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:01 .