
Hikmet Onat
1882 yılında İstanbul'da doğan Hikmet Onat, ilk öğreniminden sonra, Heybeliada Deniz Harp Okulu'nu 1903 yılında bitirdi. Bahriye'den ayrılarak İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi. 1910 yılında mezun olup, resim üzerine açılan bir yarışmaya katılarak Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nde Fernaed Cormon Atölyesi'nde dört yıl çalıştı. i. Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü ve Nişantaşı Sultaniyesi'nde öğretmenlik yapmaya başladı.
Öğretmenliğine Güzel Sanatlar Akademisi'nde de devam eden Hikmet Onat, 1922 yılında Güzel Sanatlar Cemiyeti'ne kurucu üye olarak katıldı. Hikmet Onat, ilk dönemlerinde İstanbul'un deniz ve kır görünümlerini renk ve ışık parlaklığıyla canlandıran resimleriyle tanındı.
Eserleri Resim ve Heykel Müzesi ile özel koleksiyonlarda bulunan sanatçının başlıca yapıtları şunlardır:
"Kandilli Sırtlarından"
"Siperde Mektup Okuyan Askerler"
"Savaşa Giderken Veda"
"Kabataş'tan Manzara"
"Dikiş Diken Kadın"
"Derede Sandal"
"Salacak"
"Topkapı Sarayı"
"Kıyıda Gemi"

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
1911 yılında Trabzon, Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken, 1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.
Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı. 1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı. 1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye, 1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir.
1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı. 1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı. 1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri "güzel"in aynı zamanda "yararlı"da olabileceği, "yararlı" olmanın "güzel"in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi. Mozaik çalışmalarına 1950'de başladı. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu yapıtıyla serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı.1969'da Sao Paulo Bienali'nde (iki yıllık sergi) onur madalyası kazandı. Ayrıca 1940'ta Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde resim dalında üçüncülük, 1943'te aynı serginin 4.sünde ikincilik ve 1972'de de 33. sergide birincilik ödülünü aldı. Ölümünden sonra 1976'da Ankara'da "Yaşayan Bedri Rahmi" adıyla bir sergisi düzenlendi. Aynı yıl İstanbul'da da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına düzenlenen bir sergiyle anıldı. 1984'te İstanbul'da "Bedri Rahmi-Her Dönemden" adlı bir toplu sergisi açıldı.
Bedri Rahmi Akademi'deki ilk yıllarından sonra temel bilgilerini Paris'te André Lhote'un akademisinde edinmesine karşın onun kübist ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş, Dufy ve Matisse'i kendine daha yakın bulmuştur. Paris'ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya gezilerinde yaptığı resimlerle İstanbul görünümlerinde Dufy'nin renk ve çizgi anlayışının etkileri görülür. Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi halk sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. Halk sanatından yola çıkarak yeni anlatım biçimleri aramıştır. Minyatürlerden de esinlenmiştir. Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri, çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır. Ancak, yalnızca motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve seramik alanlarında birçok ürün vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa da yönelmiş, kumaş üstüne baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle birlikte de yürütmüştür.
İki yıl kadar süren ABD gezisinden sonra değişik malzemelerden yararlanarak soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse de son yıllarında yeniden eski konularına dönmüştür. Kemençeciler, gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini de içeren bu çalışmalarında, konu soyuta yaklaştığı oranda, resmin de bir tür "nakış"a dönüştüğü izlenir.
Bedri Rahmi 1927'de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne değin sürdürmüş, Akademi'deki atölyesinde sayısız öğrenci yetiştirerek, çağdaş Türk resmi için bu açıdan da etkili ve yararlı olmuştur.

Fikret Mualla
1903’de İstanbul’da doğdu, 1967’de (Nice) Fransa’da öldü. Bir süre Saint Josepth Fransız Okulunda, bir süre de Galatasaray Lisesinde okudu. Mühendislik Eğitimi yapmak üzere Almanya’ya gönderildi. Resim çalışmalarına burada başladı ve kısa sürede başarıya ulaştı. Daha sonra Fransa’da André Lhote atölyesinde çalıştı.
Parasızlık nedeniyle Türkiye’ye dönünce Ayvalık Orta Okulunda resim öğretmenliği yaptı. Bir süre Bakırköy akıl Hastanesinde gözetim altında tutuldu.
1976’da çeşitli yerlerden sağlanan resimleriyle Ankara’da bir sergi düzenlendi.
En tanınmış eserleri;
Sevişenler
Sokak
Kafe
Haliç ve Süleymaniye
Baloncu

Hakan Şimşek
1967 yılında doğdu. 1987-1990 yılları arasında İ.Ü bünyesinde ressam Gülseren Südor'un derslerini takip etti.
1990 yılında İ.Ü. Resim Kulübü'nü Ergin Bilgin ile birlikte kurdu. Burada ressam Erol Deneç ve Feride Binicioğlu ile birlikte çalıştı, aynı dönem Remzi Köklü yönetimindeki Mizah Müzesi Baskı Atölyesi'nde özgün baskı üzerine çalışmalarını sürdürdü.
Arada derede 10 kadar karma resim ve özgün baskı sergisine katıldı, 1996 yılında Atatürk Kitaplığı'nda ilk kişisel sergisini açtı. Pekçok ressam gibi hiç onaylamasa da ara sıra yarışmalara katıldı, sergilenme ve ödüle layık görüldüğü de oldu görülmediği de.
Buradaki kıstasa inanmadığı için kaybettiğinde de kazandığında da sanatsal olarak kendine bir pay çıkarmayı doğru bulmadı. Bir başka sanat dalı yarışmasında, örneğin kazanan şarkının veya filmin sanatçının elinden alındığına şahit olmadığı için, resim yarışmalarında ödül verildikten sonra resmin niye ressamdan alındığına anlam veremedi. Yarışmaları, fiyatını düzenleyici kurumun belirlediği seçmeli bir satın alma yöntemi olarak gördü.
Bir üslubum olmazsa resim piyasasında adımı duyuramam kaygısıyla iki aylıkken zorla bir üslup yaratmaya çalışmadı, bunun zamanla olacağını veya olmayabileceğini düşündüğü için resmi hep bir öğrenme süreci olarak gördü ve denemeler yaptı. Çok değişik alanlara ilgi duyduğu için resimlerinin de birbirinden çok farklı anlatım biçimleri oldu.
Resimde dehaya inanmadı, resmin tanımını yapmaya da hiç çalışmadı. Yer yer figüratifmiş izlenimi veren sembollerin sunduğu diyalektikten doğan dinamizmin, fırçanın tuvaldeki devingen serüveniyle buluştuğu noktada bambaşka bir varoluşun yaratıldığını görüyoruz türünden resim yazılarını, o da pekçok kişiyle birlikte anlamakta güçlük çekti ve yine pekçok kişi gibi o da güldü.




























Normal
