Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Coğrafya ve Tarih > Konularına göre tarih > Altın ın tarihi - altın hakkında herşey

Konularına göre tarih hakkinda Altın ın tarihi - altın hakkında herşey ile ilgili bilgiler


Altın En değerli damarlar...Altına ulaşmak ... Hemen hemen tüm doğal maddelerde, çok küçük oranlarda da olsa altın bulunuyor. Hatta, insan bedeninin bile küçük bir altın madeni olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.02.08, 01:44
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Altın ın tarihi - altın hakkında herşey

Altın
En değerli damarlar...Altına ulaşmak ...

Hemen hemen tüm doğal maddelerde, çok küçük oranlarda da olsa altın bulunuyor. Hatta, insan bedeninin bile küçük bir altın madeni olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ağırlığa göre, vücudun milyarda 100'lük bölümü altın... Yani bu, 70 kg. ağırlığında bir kişinin vücudunun farklı bölümlerindeki toplam altın miktarının 7 mg. olduğu anlamına geliyor. Yine aynı kiloda bir kişinin vücudunda 980 gram kalsiyum bulunuyor. Dünyanın madeni çekirdeği, her tonda 1,5 gram altınla zenginleşmiş durumda. Yerkabuğunda ise, bir ton kayada sadece 5 mg. altın barınıyor. Kuşkusuz, bu miktarlardaki altını bulmak çok kolay değil...


Altın, yerkabuğunda izole atomlar halinde serpilmiş ve kayaları oluşturan minerallere karışmış şekilde bulunuyor. Bu değerli metal okyanus sularında da gizli... Her litrede 0,002 mg., yani toplamda 20 milyon ton gibi astronomik bir miktarda. Kulağa çok etkileyici gelmekle birlikte, deniz suyundaki altını seçip çıkarmak, toplanacak altının değerinden çok daha büyük maliyetleri gerektiriyor.
Altın arama işlemlerinde en büyük şans ise, altının kümelenmeye uygun bir yapı göstermesi ve maden yatağı adı verilen oluşumlara yönelmesi. Maden yatağının oluşumu, jeolojik yapıya göre farklılıklar gösteriyor. Genel olarak iki ana türü var: birincil ve ikincil maden yatakları.

Birincil maden yatakları, metal oluşumuna yol açan hidrotermal sıvılar ile yerkabuğundaki kayaların kimyasal tepkimeleri sonucu çökelen altının bulunduğu yerlerde şekilleniyor. Örneğin, sıcak su kaynakları ya da volkanik bölgeler gibi... Sıcak sıvıda eriyen altın daha sonra soğuyor, katılaşıyor ve diğer metallerle birleşince altın cevheri oluşuyor.

Bu aşamadan sonra ikincil maden yatağı biçimleniyor. Altının yüksek direnç gösterdiği kaya yüzeyindeki erozyon ve havayla temas, geniş alüvyonlu yatakların oluşumuna yol açıyor ve bunlar nehirlerle taşınıyor. 1849'da California'da yaşanan "Altına Hü-cum", bir su değirmeni işçisinin, dere yatağında tesadüfen bulduğu altın külçelerinden sonra başladı. Sierra Nevada'nın kayalarının üzerindeki altın, binlerce yıllık erozyon sonunda serbest kalmış ve nehre taşınmıştı. Altınla karışık alüvyon, bin yıllık süre içinde nehirler yoluyla dağlardan dere yatağına inmişti.


Altın, sudan 19 kat daha ağır olduğu için, hızla dibe çöküyor. Bu nedenle şelale ta-banlarında, büyük taş ya da kayaların çevresinde, çatlaklarda veya nehrin çok yavaş aktığı geniş bölümlerin tabanlarında birikiyor."Elek" ya da "leğende yıkama", altın avcılarının bu biriken altını topraktan ayrıştırmak için kullandıkları geleneksel yöntemlerin başında geliyordu. M.Ö. 2500 yılına ait yazılı kaynaklarda, Mısırlılar'ın bu yöntemi kullandıkları anlatılıyor. Ve bu işlem bazı ülkelerde hâlâ tercih ediliyor. Altın arayıcıların kullandıkları leğene benzeyen kap, ilk kez Batı Afrika'da, 1471 yılında Portekizliler'in istilasından önce kullanıldı.

Altın bulma çalışmalarındaki modern yöntemlerde jeoloji, kimya ve fizikten birlikte yararlanılıyor. Madencilerin sık sık andığı eski bir atasözü, bugün altın arama çalışmalarında da benimseniyor: "Eğer fil bulmak istiyorsan, filin bulunduğu ülkelere git..." Bu doğrultuda bilim adamları da, altının oluşabileceği alanlarda araştırma yapmayı tercih ediyorlar.

Kayaların, toprağın ve suyun jeokimyasal çözümlemeleri, altın araştırmacılarına po-tansiyel kaynaklar hakkında ipuçları veriyor. Jeokimyagerler, altını doğrudan test etmek yerine, antimon, arsenik, cıva, gümüş ve talyum gibi ipucu verebilecek daha değersiz metalleri inceliyorlar. Çünkü, bu metaller daha yüksek oranlarda bulunuyor; ulaşılması kolay ve altının varlığı hakkında faydalı bilgiler sunuyorlar.

Maden yatağının çevresindeki kaya oluşumlarının özellikleri, duyarlı cihazlar kullanıldığında altının yerini bildirebiliyor. Örneğin altın, genellikle damarlar halinde, kayalardaki yarıkları ya da fayları izliyor. Normal olarak bu faylar, manyetik alandaki değişimlerle ortaya çıkarılabiliyor. Bu değişimler takip edildiğinde de maden yatağına ulaşılabiliyor.


Maden yatağı bulunduğunda, genellikle sondaj yöntemiyle örnekler alınıyor ve altının kalitesi saptanıyor. Böylece, büyük bir arama çalışmasına başlayıp başlamama konusunda karar veriliyor. Örneklerin çok dikkatli bir şekilde test edilmesi gerekli. Çünkü altının değeri, kimi zaman mikroskop altında bile anlaşılamıyor. Bu anlamda, örneğin çok dikkatli seçilmesi gerekli. Altın keşif tarihinde başvurulan hileli yollar nedeniyle pek çok yatırımcının canı yandı.

Kaya yatağından altının ayıklanması için farklı yöntemler var. Bunların arasında en basit olanı, "elek" yöntemindeki gibi, kayanın parçalandıktan sonra içindeki altının çıkarılması. Ancak bu yöntem, çok düşük sınıf cevherlerde sonuç veriyor. Bunun dışında, daha etkili yöntemlerden bir başkası da altının siyanür yardımıyla kolayca ayrıştırılması...

Altın bazı zamanlar, mikroskopla görülemeyecek kadar küçük olabiliyor. Örneğin, sülfürlü minerallerin içindekiler... Bu tip altına "görünmez altın" deniyor. Güney Afrikalı bilim adamları, altın parçacıklarını ayrıştırabilmek için öncü bir yöntem geliştirdiler. Mineral örneğiyle beslenen bakterileri kullanarak bu "görünmez altın'ı elde ettiler. Ancak, düşük kalitedeki cevherden altın elde etme konusunda çok ilginç ve yeni bir yardımcı daha bulundu: hardal bitkisi...

"Phytology"(bitkibilimi) ve "mining" (madencilik) kelimelerinin birleşmesinden oluşan "phtyomining" yönteminde, Çin hardal bitkisi, altının ayrışmasında kullanılıyor.



Altının ayar damgasıyla ilgili kanunlar 1478'e kadar değişmedi. Ancak her ülke, ayar damgasıyla ilgili olarak kendi kanunlarını uygulasa da, altının evrensel değeri kıratla belirleniyor
Altınınız kaç ayar?
Altının saflığı "kırat"la (ayar) ifade ediliyor. Bu sözcük, Arapça "kirat"tan geliyor. Arabistan'da değerli madenlerin keçiboynuzu ağacının taneleriyle tartılması, bu sözcüğün Arapça'dan gelmesinin nedeni. Saf altın 24 kırat... Bir yüzüğün 18 kırat olması, 18'lik bölümünün saf altından, geri kalan kısmının ise başka metallerden oluştuğu anlamına geliyor. 19. yüzyılda, altının değerini ifade etmek için "binler" sistemi getirildi. Buna göre 18 kırat altının ayar damgası 750 olarak tanımlanıyordu. Yani 750'lik bölümü saf altın 250'lık bölümü diğer metaller...

Altın külçeleri... - Kimyasal simgesi olan Au , Latince'deki "aurum"dan (parlamak) geliyor.
- Kuyumcu tartısıyla 31,1 gr'lık altın, uzatıldığında 54 km'lik bir tel oluşturabiliyor. Yine ezildiğinde ve uzatıldığında, 4 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
- Bugün dünya altın üretimi 125 bin ton... Bu miktarla, kenar uzunluğu 1,8 km'yi bulan bir altın küp yapılabilir.
- Güney Afrika altın üretiminde başı çekiyor.
- Bugüne kadar en büyük altın külçesi Avustralya'nın Victoria eyaletinde çıkarıldı. "Welcome Stranger" adı konulan bu külçenin ağırlığı 78 kg. idi ve yüzde 91 saf altından oluşuyordu.
- Getiri açısından altın çok da kârlı değil. 10 yıl önce yapılan 1.500 dolarlık yatırımın getirisi sadece 860 dolar civarında...

Altını saflaştırmak... Mısırlılar, bundan tam 3.000 yıl önce altını saflaştırmayı ve işlemeyi biliyorlardı. Ara-dan geçen onca zamana ve gelişen tekniklere karşın, bu alandaki temel işlemlerde çok büyük değişiklikler olmadı. İşte altını saflaştırmanın bu geçmişten gelen 4 ana yöntemi... Cilalama (parlatma) : Madenden çıkarılan materyal, özel bir kap içinde, tazyikli su ile yıkanıyor. Diğer minerallerden ve topraktan oluşan kirlilik suyla birlikte akıp gidiyor. Geriye saf altın kalıyor. Siyanürleme: Madenden çıkarılan mineral, siyanür alkalin ile karıştırılıyor. Ortaya karmaşık bir madde çıkıyor. Daha sonra birtakım özel tekniklerle bu karışımdan altın çekilip alınıyor. Karışım yöntemi: Madenden çıkarılan mineral ince ince parçalanıyor ve daha sonra cıva ile karıştırılıyor. Daha sonra bu karışım, ikinci bir işlem olarak damıtılıyor ve altın elde ediliyor. Arıtma yöntemi: Madenden çıkarılan mineral, ya sülfürik asit ya nitrik asit ya da klor ile arıtılıyor ve ayrışmanın sonunda altın elde ediliyor.

kaynak

Konu nuvekolik tarafından (04.02.08 saat 02:02 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04.02.08, 02:04
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Altın

Altın
Bölüm II: Masallardan istilalara...Altın efsaneleri...

Altının mistik özeliklerine ilişkin inançlar, eski uygarlıkların kültüründe önemli bir yere sahipti. Örneğin İnkalar, altının "Güneş'in teri" olduğunu düşünüyorlardı ve altından yaptıkları değerli nesneleri güneş tanrısına armağan ediyorlardı. Eski Mısırlılar, altının tahrip olmayan gücüne hayrandılar. Bunun için, başka bir hayata doğru yolculuğa çıktıklarına inandıkları ölülerini, altın kaplama sarkofajlarla koruma altına alıyorlardı.

Her dokunduğu nesneyi altına çeviren Midas'tan, altın yumurtlayan tavuğa, tüm çocukluğumuz altın üzerine kurulu öykülerin bombardımanıyla geçti. Kuşkusuz bunların çoğu bir efsane... Ama, aralarında gerçek payı olanların sayısı da az değil. Örneğin, Yunan mitolojisine göre tanrı Dionysos, Frigya kralı Midas'a dokunduğu her şeyi (buna ayaklarıyla dokunduğu şeyler de dahildi), altına dönüştürme gücü vermişti. Bugün bilimsel çalışmalar bu efsaneyi açıklayabiliyor. Midas'ın kralığının hayat kaynağı, bölgedeki Sardes Nehri'ydi. Bu su yatağının Antikçağ'da altın madeniyle dolu zengin alüvyonlar içerdiği artık biliniyor. Kuşkusuz, Kral Midas bu nehirde dolaşırken ayaklarının dibindeki altın tortuları ortalığı parıldatıyordu.

Altın konusundaki mitolojik öyküler Midas'la sınırlı değil. 17 Şubat 1923 tarihinde arkeolog Howard Carter, M.Ö. 1343'te ölen Tutankhamon'un mezarını ortaya çıkardığında, buradaki altın miktarı hayal tacirlerini yeniden hareketlendirdi. Bir efsaneye göre, tanrı Osiris, tanrı Anubis'in yardımıyla yeryüzündeki bütün altını ele geçirdi ve bunu Birinci Hanedan'ın firavunlarına verdi. Ama bugün Eski Mısır'ın altın zenginliğinin, özellikle Nübye bölgesindeki madenlerden geldiğini biliyoruz. Bunu kuşkusuz firavunlar da biliyordu. Çünkü "Nub", Mısır hiyeroglif dilinde altın anlamına geliyordu. Ancak o tarihte kimse Nübye'den bahsetmiyor, herkes efsanevi "Punt" diyarından söz ediyordu.
Bir başka efsanevi altın diyarı ise, Eski Ahid'de adı geçen "Ofir" idi. Oradan getirttiği altınlarla, Yahudi kralı Süleyman, Kudüs'teki ünlü Süleyman Tapınağı'nı inşa ettirmişti. Bilim adamları şimdiye kadar "Ofir" diyarının neresi olduğunu tam olarak saptayamadılar. Ama, o tarihlerde altının, Arabistan'dan Fenikeli denizcilerle taşındığı ileri sürülüyor.

Geçen yüzyılın sonlarında Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Miken ve Troya altınlarını gün ışığına çıkarınca, dikkatler bu kez de eski bir Yunan efsanesine çevrildi. Acaba büyük ve tehlikeli bir deniz seferine çıkan Argonotlar, dev yaratıklar Kikloplar'la mücadelelerinde galip çıkıp, o ünlü "Altın Vadi"'yi bulmuşlar mıydı? Günümüzde, bu altınların Balkanlar'da ve Kırım bölgesinde yaşayan barbar halkların yağmalanmasından geldiği kanıtlandı. Çünkü, M.Ö. 4000 yılına ait bazı Yunan metinlerinde, Yunanlılar'ın barbar komşu kavimlerin altınından haberdar oldukları açıkça belirtiliyor.



Tutankhamon'un mezarından çıkarılan altın eserler bugün Kahire Müzesi'nde sergileniyor. Altın madenini gösteren bir Mısır haritası...



Mayalar'a ait bu altın disk, bugün British Museum'da sergileniyor. 1800'lerde, Silezya bölgesinde bir başka efsane yayılmıştı. Şeytan, bölgede bir yeraltı krallığı kurmuştu ve buraya giren insanlar büyük acılarla ölüyordu. Aslında olay, tüm madencilerin çok yakından bildiği, grizu gazının etkisinden başka bir şey değildi.

Altın konusundaki en büyük Ortaçağ efsanesi ise, Fafter adlı bir ejderhanın el koyduğu Ren Nehri'nin altınlarıydı. Bu efsanenin gerçeği ise şuydu: Söz konusu altın, Alp Dağları'ndaki madenlerden çıkarılıyordu. Onu ilk keşfeden filozof ve teolog Albert Mago idi. 1342 yılında Salzburg başpiskoposu, bu madenlerin işletilmesini ve çıkan altının küçük teknelerle Ren Nehri boyunca taşınmasını emretmişti. Daha sonra, Latin Amerika'dan getirilen altın daha ucuza geldiği için bu yol terk edilmişti. Yani, altınlara el koyan dev ejderhanın adı, ekonomik rekabet idi.


Eski bir Japon gravüründe, altın madenindeki koşullar gösteriliyor. Kuşkusuz, "Eldorado"'dan söz etmemek olmaz. İspanyol gemici Francisco Pizarro, Latin Amerika keşfine 177 asker ve 67 at ile başlamıştı. Ancak, ateşli silahlarının ve kurnazlığının sonucu, 300.000 kişilik bir orduya sahip olan İnkalar'ı yenmeyi başarmıştı. İnkalar, güneşin simgesi olarak gördükleri altına karşı büyük bir inanç besliyorlardı ve tapınaklarında bu madenden yapılmış sayısız zenginlik bulunuyordu. Öyle ki, Cuzco'daki ana tapınağın içinde som altından gemiler bile vardı. Pizarro İspanya'ya dönüp bu gördüklerini anlatınca, Avrupa'da ipini koparan soluğu Latin Amerika'da aldı. Herkes altın diyarı "Eldorado"'yu arıyordu. Önce Şili boyunca dolaşıldı, daha sonra Brezilya'ya dönüldü. Ama bir türlü "Eldorado"'yu bulunamıyordu. Efsaneye göre "Eldorado" kavramını çıkaran Amazon ormanlarında yaşayan yerlilerdi. Beyaz adamın açgözlülüğü ve acımasızlığı karşısında ürken yerliler, Amazon bölgesinin güneyindeki içi altınla dolu bir göl hikâyesini uydurmuşlardı. Böylece beyaz adamı o yöne doğru sürmeyi planlamışlardı. Ancak, Portekizliler, bölgeyi İspanyollar'dan daha iyi tanıyorlardı. Bu nedenle güneye değil, Brezilya'dan karaya çıkarak, Amazon Ormanı'nın tam göbeğine yöneldiler ve sonunda ünlü Minas Gerais madenlerine ulaştılar. O günden bugüne "Eldorado" kavramı, kısa yoldan zengin olmayı hedefleyen insanların düşlerini simgeliyor.
Altın ve ünlüler "Altın, değerli ama kırmızı altın. Siyahı beyaz, çirkini güzel, kötüyü iyi, yaşlıyı genç, korkağı cesur, sıradan insanı soylu yapan lanetli maden. Sen insanlar arasına kavgadan başka bir şey getirmedin..."
William Shakespeare. (Atinalı Timon)

"Uluslararası düzeyde galip geldiğimiz zaman, bazı büyük kentlerin ana caddelerinde altından umumi tuvaletler yaptıracağız. Bu da, bu madenin en doğru ve en örnek kullanımı olacak..."
Vladimir Lenin (Pravda)

"Altın içeri girdiğinde, asalet kapıdan çıkar."
Rotterdamlı Erasmus (Özdeyişler)

"Altının görevi bitti. Şimdi yeniden toprağın derinliklerine girebilir. Şimdi o, cumhuriyet ilan edilmesine bile gerek kalmadan, sıradan bir bakan koltuğuna oturtulmuş, çöküş halindeki bir kraldan başka bir şey değil..."
John Maynard Keynes. Ünlü İngiliz iktisatçı.

kaynak
Focus
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 04.02.08, 02:05
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Altın

Altın
Bölüm III: Acı ve ölümle biten yolculuk...Altına hücum...

Dünya tarihinde "Altına Hücum" olarak anılan ilk hareket, 1849 yılında California'da Sierra Nevada'nın dağlarında yaşandı.Dünyanın dört bir yanından gelen altın avcıları, kaderlerini değiştirecekleri inancıyla kayıklarla, trenlerle, yürüyerek bölgeye akın ettiler. Çoğu 1849'da yola koyuldu. Her şeyi göze alarak çıkılan ve bir yıl süren çetin yolculuklardan sonra, altın tarlalarının zalim gerçeğiyle karşılaştılar. Gelecekleri ufuktaydı. Ancak, çoğu için umuda yolculuk hüsranla sonuçlanmıştı.


Yalnızlık, ev özlemi, fiziksel tehlikeler, ölüm, iç içe yaşadıkları günlük kavramlar ve olaylardı. Bu çıkmazdan kurtulmak için, kendilerini kumara ya da içkinin kollarına bırakmışlardı.
Altını bulmak zengin olmak anlamına gelmiyordu. 1848'de 800 nüfuslu küçük bir kasaba olan San Francisco, 5 yıl içinde 50.000 kişinin barındığı bir kente dönüştü. Ayrıca, her yıl madenlerde çalışmak için on binler buraya akın ediyordu. Yiyeceğe, barınmaya ve giysiye ihtiyaçları vardı. Ellerindeki altınları bunlara harcıyorlardı. Hatta Levi Strauss, işçilerin daha sağlam pantolonlara ihtiyaç duyduklarını kavramış ve sağlam dikişli "blue-jean"'leri altın işçilerine satarak Levi's efsanesini başlatmıştı.

San Francisco'lu tüccar Sam Brennan da bu ticari fırsatı değerlendirdi. Bir gün bile altın aramaya tenezzül etmeden, California'nın en zengin adamı unvanını kazandı. Altına hücumun başlayacağını duyduğu zaman, bölgedeki bütün kazma, kürek ve elekleri satın almıştı. İlk altın avcıları bölgeye geldiklerinde 20 sente satılan gereçleri, Brennan, üzerine yüzde 750'lik bir kâr oranı koyarak satmıştı.

Altını çıkarmak da bir şey ifade etmiyordu. Bu altını sağ salim bir şekilde geri götürmek çok zordu. Çünkü her yer haydut kaynıyordu. Çinliler bu tehlikeye karşı dahiyane bir yöntem geliştirmişlerdi. Buldukları altını önce eritiyorlar ve yanlarında getirdikleri çanak, çömlek ve kızartma tavalarına boşaltıyorlardı. Evlerine dönmek için gemilerine bindiklerinde, hepsinin islenmiş araç ve gereçleri dikkat çekiyordu

Pek çok altın avcısı evine dönmeyi başaramadı. Kimi yorgunluktan, kimiyse kötü beslenme ya da hastalıktan öldü. Hayal kırıklığı hepsinin benliğini sarmıştı; bu onları suç işlemeye de sürüklemişti. Meydanda asılan adamların sayısı bir hayli fazlaydı.



Karun Hazinesi'nden çıkan pinçon, çiçek şekilli takıların yapılmasında kullanılan bir kuyumculuk aletiydi. California, altına hücumu en yoğun şekilde yaşayan ilk yerdi. Ancak bunu izleyen 50 yıl içinde diğerleri de yaşandı. Altın tutkusu, 1850'li yıllarda Avustralya'da bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Ancak bu hücum, ülke tarihinde önemli bir dönemin başlangıcı, modern sanayinin kuruluşunun temeli sayılıyor.

En büyük ve ünlü altın külçeleri, Victoria eyaletinde çıkarıldı. Alüvyonlu altın, 1851 yılında bölge halkından bir demirci tarafından bulundu, Ballarat ve Bendigo gibi büyük altın tarlalarının kuruluşuna öncülük etti. Altın avcıları zenginliğin kokusunu almışlardı. Avustralya'da saatin ters yönünde iz sürmeye başladılar.

II. Catherina'nin tütün tabakası "Hermitage" Müzesi'nde bulunuyor. Altın arayıcıları için Avustralya'daki hayat da toz pembe değildi. Saatler süren yorucu çalışmalar ve hayal kırıklığı... Aslında, buradaki koşullar cehennem çukuru olarak adlandırılan California'ya göre daha iyiydi.

Afrika, 19. yüzyılda başlayan altına hücumdan önce, iyi bir kaynak olarak kabul ediliyordu. Afrika'nın bugüne kadar altın yönünden en zengin bölgesi, 1886 yılında George Walker adındaki çiftçi tarafından bulundu. Tarlada bir kayaya, kazmasıyla tesadüfen vurmuş ve yine şans eseri kayanın altın içerdiğini fark etmişti. Witwatersrand bölgesi, Güney Afrika'da üretilen toplam altının yüzde 98'ini karşıladı.
California ve Avustralya'da yürütülen çalışmalardan farklı olarak, Rand diye adlandırılan bölgedeki altın arama çalışmalarında, sadece el aletleri kullanılarak altın çıkarmanın imkansızlığı anlaşıldı. Bunun yanı sıra yeraltı madenciliği ve altın yönünden zengin kayalara ulaşabilmek üzere teknolojik ekipmanlar gelişti. Rand bölgesi, dünyanın en önemli altın hacmine sahip ve günümüzde, her yıl ortalama 500 ton altın üretiliyor.


M.Ö. 2500 yılına ait Mısır duvar resminde, altını döverek varak yapan kuyumcular görülüyor. 1898 yılında, Kanada'da Thron Duik Nehri'nde altın bulunduğu söylentisi ortaya atılmıştı. Bu altın avcıları için yeni bir serüven demekti. Zengin olma hayaliyle yanıp tutuşan binlerce kişi, keskin kayalıkları, buzul şelalelerini ve sıfırın altında 10 dereceye düşen hava sıcaklığını hiçe sayarak nehre yöneldi. Hemen hemen çoğunun çabası ölümle sonuçlandı.

Bonanza Irmağı'nda, Klondike'taki altın, Robert Henderson ve George Carmack tarafından bulundu. Bölgenin konumu nedeniyle, altının sadece bir kısmına ulaşılabilmişti. Bundan bir yıl sonra altın haberi yayılmıştı.
California'da olduğu gibi Klondike'ta da altına hücum, birçok yatırımcıyı zengin etti. Bir tüccar, Belinda Mulroney, plastik botlar, pamuklu ürünler ve sıcak su ısıtıcılarını yüzde 600 kârla satarak zenginliğine zenginlik kattı. Yine bölgede 300 kişiden oluşan bir gangster ordusu kuran Soapy Smith, altın arayıcılarına kan kusturmuştu. Klondike, korku veren öyküleriyle ün kazanmakla birlikte, tarihteki son altına hücum örneği olması açısından önemli.




Her parıldayan şey altın değildir... Bir mineral piritine bakıldığında, şu eski atasözünü hatırlamakta yarar var: "Her parıldayan şey altın değildir..." Çünkü, soluk, kirli sarı rengi ve parlayan görünümüyle kimi zaman altına çok benziyor. Bu nedenle mineral piritine takma bir ad bile takılmış: "***** altını"... Pirit, altın gibi kuvars damarlarında ve kayalarda bulunuyor. Çıplak gözle bakıldığında aynı altını andırıyor. Ancak, altın daha yoğun ve yumuşak. Buna karşılık, pirit kristalleri çok çabuk kırılıyor.




Kuyumculuğun doğuşu Değerli madenler ve taşlar, insanlık tarihi boyunca kimi zaman güzellik, kimi zaman zenginliğin ve asaletin simgesi olarak işlendi, kullanıldı. Takının tarihi, günümüzden 30.000 yıl önceye, Üst Paleolitik Çağ'a kadar uzanıyor. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun, Mezopotamya'da, Mısır'da ve Anadolu'da, M.Ö. 4. binyılın sonlarına doğru başladığını belirtiyorlar.
Antik takıların karmaşık kompozisyonları, ayrıntılı ve özenli işçilikleri incelendiğinde, akla hemen bunların hangi aletlerle, hangi üstün teknik bilgiyle yapıldığı sorusu geliyor. İnsanın yaratıcı gücünün bir uzantısı olan bu teknik gelişimler, aynı zamanda insanın çevresindeki malzeme ile savaşımının da bir göstergesi.
Kültürün en eski çağlarından itibaren teknik ve insan iç içe... Plastik deformasyonu çok yüksek olan altının bu özelliği, İlk Tunç Çağı'nda biliniyordu. Eski çağların ustaları, saf altını döverek zar gibi inceltebiliyorlardı. Varak ve varak kaplama denilen bu teknik Mısırlılar, Çinliler, Yunanlılar tarafından kullanılmıştı. İslam sanatında altın ve gümüş varaklar, ahşap ve metal eşyanın yanı sıra minyatürlerin renklendirilmesinde, baskı motiflerinde ve elyazmalarında geniş ölçüde kullanılmıştı. Kuyumculuk tarihinin başlangıcı gibi kabul edilebilecek varakçılık sanatı, 19. yüzyıl sonlarında savaş döneminin ekonomik sıkıntıları ve değişen sosyo-kültürel koşullarda hızla geriledi ve unutuldu. Kuyumculuğun tarihi, doğal olarak sayısız tekniklerle dolu. Günümüz kuyumculuğunda seri ve standart üretim için kullanılan santrifüj (merkezkaç) veya vakum gibi döküm tekniklerinin temeli olan kaybolan mum tekniği, delikli süslemeler yapmak için kullanılan ajur, kazıma tekniği, taneleme anlamına gelen granülasyon ya da Türk kuyumculuğundaki karşılığıyla güherse, tombaklama ve mine tekniği bunların belli başlıları...
Uşak/Lydia hazinesi ya da popüler adı ile "Karun Hazinesi" Anadolu'da kuyumculuk ve kullanılan aletlerle ilgili önemli bilgiler sunuyor. Bu hazine içinde yer alan iki tane bronz üfleme borusu ile takı ve heykelcilik üretiminde kullanılan 30 parça bronz kalıptan oluşan kuyumcu aletleri özel bir öneme sahip. Bronz üfleme boruları metalin ergitilmesi sırasında körük uçlarına takılıyordu. Bulunan kalıpların bir bölümü stampa pinçonlarıydı. Bir bölümü de kalıp üzerine konulan ince soy metal levhaların, çekiçlenerek kalıbın formunu alması için kullanılan dövme kalıplarıydı.

Kuyumculuğun Doğuşu - Goldaş Kültür Yayınları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 04.02.08, 02:07
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Altın

Altın
Bölüm IV: Dünyayı parmağında oynatan maden

Amerikan Federal Bankası'nın mahzenlerinde yaklaşık 8 bin ton altın olduğu tahmin ediliyor. Peki bu değerli madenin tüm dünya bankalarındaki rezervleri ne kadar? 140 ülkenin rezervlerini koordine eden Uluslararası Para Fonu'nun rakamlarına göre bu miktar, yaklaşık 30 bin tonu aşıyor. Ancak, bu yanıltıcı bir istatistik. Çünkü, 30 bin tonluk dünya rezervi, dolaşım halindeki toplam altın miktarının sadece üçte birini oluşturuyor.


Altın, çağlar boyunca halkların ve devletlerin zenginliğini, geleceğini belirleyen maden... Eğer bu maden olmasaydı, kim Alaska için yerinden kımıldardı? Avustralya ve California bugünkü şöhretlerini büyük ölçüde altına borçlular. Ne var ki altın, iktisatçılar arasında da tartışmalar yaratıyor. Kimisi için altın rezervi ekonominin gidişatı konusunda ciddi bir referans... Kimisi için ise, bu maden artık bir ülkenin ekonomik ve mali gücünü belirlemiyor.



Altın, Antikçağ'dan bu yana para olarak kullanılıyor. Ama, günümüzde artık para değil, bir "değer rezervi"... Ülkelerin parasının değeri altın rezervlerine endekslenmiş durumda. Peki ama neden? Çünkü para, uluslararası spekülasyonlara karşı fazla duyarlı. Sonuçta bir ülkenin parasının değerine bakarak zenginliğini saptamak mümkün değil. Oysa, altın daha sabit bir değer. İşte bu nedenle, asırlardır uluslar zenginliklerini artırmak için altın rezervlerini genişletmeyi hedef aldılar. Tıpkı, bazı ailelerin ekonomik durumlarını daha sabit kılmak için altın biriktirmeleri gibi...


1944 yılında ABD'deki Bretton Woods kasabasında toplanan 44 ülkenin temsilcileri, savaştan sonra uluslararası değiş tokuşları daha düzenli kılmak için "god exchange stardard" denilen bir para sistemine geçtiler. Bu sistemin temel ilkesi şuydu: Her ulusal para, bir başka değerle değiştirilebilir, aynı zamanda altına da çevrilebilirdi. Bu değişimde referans para, Amerikan dolarıydı. Ve parite şöyle kurulmuştu. Bir ons altın, yani 29 gram altın 35 dolara eşitti. Kısacası, bir kişi, sabit bir kurdan elindeki doları serbestçe altına, altını da dolara çevirebiliyordu. Bu sistem 1971 yılında geçersiz hale geldi. Çünkü, Amerikan devlet başkanı Nixon, aynı yıl, doların altına çevrilebilmesine son verdi. O yıl Amerikan dış borçlar dengesi kırmızı alarm veriyordu ve dünyanın diğer yörelerinde çok miktarda altın hareket halindeydi.


Günümüzde altının değeri, belli başlı mali merkezlerde gün gün belirleniyor. Bu merkezlerden en önemlisi, Londra Altın Piyasası... Fiyat, sabahın 10.30'unda belirleniyor, gün boyunca küçük de olsa değişiklikler gösterdikten sonra, öğleden sonra 3'te sabitleniyor. Bu rakamın belirlenmesinde, dünyanın en güçlü 5 pazarının temsilcileri (Johnson Matthey, Mocatha and Goldsmith, Samuel Montagu, Rothshild ve Sharps Pixley) belirleyici rol oynuyorlar. Fiyatı, tüm dünyadaki altın alış ve satışları etkiliyor. Burada hemen belirtelim ki, serbest piyasa koşullarının yanı sıra başka değişkenler de fiyatın oluşmasında devreye girebiliyor. Örneğin, Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki madenlerde başlatılan bir grev, "sarı maden"'in fiyatını ok
gibi yükseltebiliyor.

Altın çok eskiden beri bilinmesine karşın, bir sanayi ürünü olarak üretilmesi 1800'lerin ortalarında gerçekleşiyor. Günümüzde, yılda yaklaşık 2.500 ton altın üretiliyor. En büyük altın üreticisi ülke, yılda ortalama 475 ton ile Güney Afrika Cumhuriyeti. Onu sırasıyla ABD, Latin Amerika, Avustralya, Kanada, Çin, Endonezya ve Rusya izliyor. Avrupa altın üretimi açısından fakir bir kıta. Yıllık ortalama altın üretimi 25 tonu geçmiyor. Avrupa'da İspanya, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde üçüncü şahısların külçe altın satın almaları yasak. Türkiye'de ise, sadece kuyumcu firmalar, altın borsasından külçe altın satın alabiliyorlar. Üçüncü şahısların alımı söz konusu değil.

Dünyadaki altının sadece üçte biri ulusal bankaların rezervlerinde. Geri kalan ise, özel şahısların kasalarında ya da kuyumculuk sektöründe... Ancak, altından sadece kuyumculuk sektöründe yararlanılmıyor. Sarı maden, elektronik sanayiinden uzay çalışmalarına, tıp alanından dişçiliğe kadar çok geniş bir kullanım alanına sahip.

Altının fendi diğer madenleri yendi.
Değişimlerde aracı değer olarak neden altın yerine başka bir değerli maden seçilmedi? Bunun en önemli nedeni, bu madenin asırlar boyunca çok çeşitli halklar tarafından "sağlam ve güvenilir" olarak görülmesi... Bir kere çok büyük rahatlıkla işlenebilen bir malzeme... Birkaç miligram altın ile metrelerce uzunluğunda ince tel üretilebiliyor. Altın, akıl almaz derecede ince malzemelerde kullanılabiliyor. Örneğin, metrenin binde biri olan 0,2 mikron kalınlığında işlenebiliyor. Altının bir başka özelliği ise, iyonik asit ve selenik asit dışında, diğer asitler tarafından etkilenmemesi... Oksijen ile tepkimeye girmeyen, yani paslanmayan altın, çıkarımı her ne kadar kolay değilse de, yeryüzünde yaygın olarak bulunan bir materyal... Öte yandan altın, ender olarak "saf" haliyle kullanılan bir madde. Çoğunlukla bakır, nikel ve çinko ile karıştırılıyor. Bir karışım içindeki saf altının oranı, binde olarak belirtiliyor. Örneğin binde 600 demek, yani karışımın onda birinin altın olması anlamına geliyor. En yaygın tanımlama, 750 ve 900. Bankaların rezervlerindeki altın külçelerinin üzerinde ise, 999 yazıyor. Yani pratikte en saf altın, işte bu bankalardaki külçe altınlar...

Altının devleri
Güney Afrika altın üretiminde yarışı başta götürüyor. Hemen arkasından ABD geliyor. Dünya altın üretimi 11 ülkenin hakimiyeti altında; bunlardan sadece ikisi Avrupa ülkesi: Özbekistan ve Rusya... Günümüzde, Avrupa'nın tamamında, her yıl yaklaşık 25 ton altın üretiliyor. Bugün dünya üzerinde 50 ülke, her yıl 2500 ton altın üretiyor. Ancak, yeni geliştirilen düşük maliyetli teknolojilerle üretimin artırılacağı sanılıyor. Bu teknolojiler sayesinde, maliyetli olduğu gerekçesiyle Türkiye ile Yunanistan'da başlatılmayan altın arama çalışmalarının, yakın gelecekte hızlandırılacağı belirtiliyor.
Fazla altın göz çıkarır... Tarih, altın fazlasının ekonomiye verdiği zararların örnekleriyle dolu. Örneğin 16. yüzyılda, Amerika'nın keşfiyle birlikte, İspanyol fatihler Meksika ve Peru altınlarını Avrupa'ya taşıdılar. Bu yüklü miktarda altın, Avrupa'daki fiyatlarda gerçek anlamda bir devrim yarattı ve bütün ülkelerde malların fiyatları olağanüstü ölçüde arttı. Bir araştırmaya göre, o 50 yıllık dönem içinde Avrupa'da hayat koşulları tam 5-6 misli daha pahalılaştı. Aşırı altının ikinci yıkıcı etkisi, 18. yüzyılın ortalarında görüldü. Amerika (Nevada ve California) ve Güney Afrika'daki altın madenlerinin aşırı çalıştırılması, dünya altın rezervlerini katladı ve bunun sonucunda, yine birçok ülkede yüksek enflasyon yaşandı.
Bölüm IV: Dünyayı parmağında oynatan maden
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 04.02.08, 02:10
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Altın ın tarihi - altın hakkında herşey

Yıllık Altın üretimi (ton) Ülkeler Miktar Güney
Afrika 475 ton
ABD 365 ton
Latin Amerika 335 ton
Avustralya 335 ton
Kanada 185 ton
Çin 160 ton
Endonezya 140 ton
Rusya 125 ton
Özbekistan 85 ton
Gana 75 ton
Papua Yeni Gine 60 ton
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
altın, hakkında, herşey, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:41 .