Nüve Forum


Etnik gruplar hakkinda Lazların Gerçek Tarihi ile ilgili bilgiler


LAZLARIN GERÇEK TARİHİ Etnik konuların önem kazanması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa***8217;daki eski politik sınırların yeniden çizilmesi, yeni bağımsız ***8216;ulus devletlerin***8217;in sayısında dramatik bir

Like Tree9Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03.08.07, 16:11
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Lazların Gerçek Tarihi

LAZLARIN GERÇEK TARİHİ

Etnik konuların önem kazanması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa***8217;daki eski politik sınırların yeniden çizilmesi, yeni bağımsız ***8216;ulus devletlerin***8217;in sayısında dramatik bir çoğalmayı sağlamıştır. Kültürel ve etnik bilincin ortaya çıkması, Sovyetler Birliği veya başka bir yerdeki, belirli derecede otonomiyi önceden kullanabilme yeteneğine sahip olan sayıca daha büyük gruplarla sınırlı değildir. Daha küçük gruplar da derinden etkilenmiştir. Yakın zamana kadar etnik bilinç etnik bilinç belirtisi göstermeyenler bile.
Bu makalenin konusu, Türkiye***8217;nin kuzeydoğu köşesinde yaşayan Lazlardır. Tarihleri ve etnik kimlikleri, çeşitli çağdaş yazarlar tarafından çelişkili ele alınma konusu olmuştur. Son aylarda Laz entellektüelleri, Lazların tarihinde şimdiye kadar benzeri olmayan bir hareket, kültürel tanıma için bir çalışma başlattılar. Kendi kültürel miras ve tarihlerine olan yeni bir ilgi, belirli bir derecede Gürcüstan ve eskiDoğu Bloku ülkelerinde başka yerlerdeki olaylardan etkilenmiş olabilir ama diğer etkiler de bu duruma katkıda bulunmuştur.
Laz tarihi ve kimliğini oluşturmaya yönelik çeşitli girişimleri inceleyecek ve bu konularda yerel tavırları da tartışacağım. Bu makale, parçalanmış ve çok sayıda küçük gruplar arasında bilekültürelbilinci arttıracak yeni ideolojilerin bina edilmesinin nasıl mümkün olduğun bir çerçeve çalışması olarak tasarlanmıştır. Etno-milliyetçi hareketler ve daha genel olarak etnik çekişmelerin incelenmesi için bir karşılaştırma olabilir.
Bildiğim kadarıyla, şimdiye kadar Lazlar konusunda eleştirel bir değerlendirme girişimi olmamıştır. Zira daha aşırıya kaçan görüşlerin bazı temsilcileri, diğer araştırmacılar tarafından ciddiyetle hiç ele alınmamıştır. Bilimsel kesinlik ve geçerliliklerine bakılmaksızın bu alandaki bütün görüşler göz önünde bulundurulmalıdır. Böyle ***8216;tarih***8217;lerin yaratıcıları, uluslararası bilimin ayrı dünyası tarafından ciddiye alınmamalarına rağmen, kendi ülkelerinde çok ciddiye alınabilirler ve yerel grupların etnik bilinci yanı sıra ulus devletlerin ideolojisi üzerine aşırı etki ederler.
Lazlar (1), Kafkasya orijinlidir. Megrelce ve Gürcüce***8217;ye akraba olan dillerini (Lazuri Nena) günümüze kadar korumuşlardır. Lazca konuşanların sayısıyla ilgili resmi istatistik veriler bulunmamasına rağmen, bütün olarak bu dili konuşanların sayısı 250.000***8217;den daha fazla gözükmüyor. Türkiye***8217;nin Doğu Karadeniz kıyıları boyunca olan yerleşimleri, Batı Anadolu***8217;daki bazı muhacir köylerini, Türkiye***8217;nin büyük çaptaki diaspora***8217;yı ve Gürcistan***8217;da yaşayan az sayıdaki halkı kapsar (Feurstein, 1983, s.26, 1992,s.206, Andrews, 1989,s. 430-433).
(Osmanlı) Lazistan(ı), politik ve idari bir birim olarak, tarih boyunca değişen sınırlara sahip olmuştur. (bkz. Bryer, 1966, 1980). Bununla beraber, Lazca***8217;yı konuşanların çoğunun yaşadığı bölge, Doğu Karadeniz kıyılarının hemen hemen daha kısa uzantısıyla sınırlıdır. Yani, doğuda Sarpi sınır köyü ve batıda Pazar***8217;ın Melyati köyü arasında. Kuzeydeki doğal sınır Karadeniz ile oluşur. Güneyde ise denk bir rol Kaçkar dağlarına atfedilebilir. Br yer***8217;e göre, Lazların anavatanlarının Abhazya***8217;Nın kuzeydoğu sınırlarında uzanması mümkündür. Bazı klasik dönem coğrafyacıları ***8216;Lazları Kolhlar ile bir tutarlar. Bunun, Karadeniz***8217;in doğu hilali halklarını işaret eden geniş bir terim olduğunu da not eder (Bryer, 1966,s.175). Kaçkar dağları, Karadeniz Bölgesi ve Anadolu platosu arasında gerçekten doğal bir coğrafi sınır teşkil ederken, kuzeydeki meyilli, bir dereceye kadar Laz köylerinden daha yukarıda Hemşinliler yaşadığı için etnik sınırları göstermezler. Hemşililer de Lazlar gibi Müslümandırlar ve en azından bazı yerlerde dillerini ve grup kimliklerini korumuşlardır. Hemşinliler, geleneksel hayvancılıkla ilgili hayat tarzıyla bağlantılı olarak, ***8220;Kıyı Lazları***8221; esas olark tarımcı ve balıkçı yaşam tarzlarıyla anılmıştır. Bununla beraber, Bryer şunları belirtiyor:
***8220;...Doğu ve orta Pontos Lazları ve kıyı vadileri Grekleri arasındaki en büyük fark etnik değil ekonomiktir. Prokopyus***8217;un zamanından bu yüzyıla kadar, kıyı halkı büyük ölçüde tarımcıyken, Lazlar ekseriya hayvancılıkla ilgiliydiler***8221; (Bryer, 1966, s.180).
Feurstein***8217;e göre Bizanslı ve diğer yazarlar, Trabzon***8217;u bir Laz lianı olarak yanlışlıkla andılar ve bu yanlışlık daha sonra Osmanlı yazarlarıtarafından tekrarlandı (2) (Feurstein, 1983, s.22). Hemşinlilerin bugün yaşadıkları yörede ortaya ilk çıkışlarını, Batı***8217;ya diğer halkların göçüyle tesadüf eden Arap işgalleri zamanlarından başlatır. Araplara karşı doğu sınırında tampon bir bölge yaratmaya istekli Bişzans bu eğilimi destekledi. (Feurstein, 1983,s.21-23). Bryer, Lazlar ve Tzanların güney ve batı Karadeniz kıyıları boyunca sürekli hareketlerini de tartışır (Bryer, 1966,s.174). Bu kolay anlaşılır aykırılıkların ikna edici bir açıklaması, ***8216;Laz2 teriminin geç Bizans dönemlerinde bazı durumlarda değişikliğe uğradığını belirten Meeker tarafından veriliyor:
***8220;Laz***8221; terimi yabancılar tarafından Pont halklarını topluca ifade etmek için kullanıldı. O yörede yaşayanlar tarafından da, tamamen Bizanslaşmış, Grekçe konuşan Pontikliler***8217;den (Rhomaioi) ayırt etmek üzere, yeterli derecede Bizans kültürü alamamış (Lazoileri) işaret etmek için kullanıldı. (Meeker, 1971,s. 337).
Laz teriminin ilk yüzyılları, onların Hristiyanlığa geçirilmelerine tanık oldu, ama bu bile onların Bizans İmparatorluğuyla birleşmelerine yol açmadı. Bizanslılar ve Persler arasındaki husumet yüzyıllar boyunca, Lazların bir derece bağımsızlıklarını korumuş oldukları gözüküyor.. Bryer***8217;in sözleriyle ***8220;7.yüzyıldan sonraki Laz tarihi Bizanslılaşmış ve Türkleşmiş bir azınlığın tarihidir yalnızca***8221; (Bryer, 1966,s.178). Lazların yaşadığı bölge daha sonra Trabzon İmparatorluğu***8217;na dahil edildi. Trabzon***8217;un 1461***8217;de Türklerin eline geçmesinden sonra bile bir dereceye kadar otonomilerini sürdürmeyi başardılar ve yerel derebeylerinin yönetimi altında kaldılar.
Pontik Türk toplumunun teşekkülü, yerel halkın İslamiyete geç(iril)mesiyle ardarda ilerledi. Muhtemelen Hemşinlilerde 15.yüzyılın başlarından, Lazlarda 16.yüzyılın sonlarından başlamak üzere gerçekleşti (Bryer,1966, s. 181; 1980, s.42; Bryer-Winfield, 1985,s.337; Meeker, 1971,s.341). Meeker, Pontos***8217;ta Türk nüfusunun daha kademeli olduğu ihtimalini ileri sürerken (1971,s. 340, Feurstein, sıkıştıran ekonomik faktörler üzerinde durmaktadır. Yani, gayri-müslim tebaadan istenen vergiler (haraç) ödemede halkın zorlanması, Lazların din değiştirerek İslamiyete geçmeye zorlandı. (Feurstein, 1983, s.23).Meeker, yerel Pont halkının, gelen Türklerle karışmasının, Anadolu***8217;daki benzer durumdan onları farklı kılan özellikli, karışık durumlar yarattığını iddia eder(Meeker, 1971, s. 320). Bölgenin doğuya doğru olan coğrafi açıklığı, Pazar***8217;ın doğusundan başlamak üzere Lazca***8217;nın, Bizans, Osmanlı ve modern Türkiye dönemleri boyunca korunmasına muhtemelen katkıda bulunmuştur. 20.yüzyıldan önce bu bölge, hiç bir zaman tamamıyla büyük bir imparatorluğa entegre edilmedi, ama tampon bir bölge işleviyle onlara gevşek bir yapıda müttefik kaldı. Bu bçölgenin modern tarihi bir dereceye kadar klasik dönemlerdeki tarihiyle benzerlik gösterir: Pers-Bizans tehditleriyle Osmanlı- Rus konfliktleri yer değiştirmiştir. Geçmişte olduğu gibi, Lazlar Batı***8217;ya çekilme eğiliminde olmuşlardır. Bunun için tek nedeninin Lazların dini ilişkileri olduğu düşünebilir. Grek ortodoks dinine döndürülmelerinden itibaren Bizanslı komşularına daha yakınlık hisstemiş olabilirler. Osmanlı ***8211; Rus ihtilafı alevlendiğinde çoktan Müslümanlaştırılmışlardı.
19.yüzyılın başları, merkezi Osmanlı hükümetine karşı kendilerini başarıyla kabul ettiren yerel derebeylerinin güçlenmesine tanık oldu. 1878***8217;de Güney Kafkasya bölgeleri Rusya***8217;nın bir parçası haline geldi. Ruslar derhal Müslüman nüfusu hristiyanlığa dönmeye zorladılar. Bu durum bir çok Lazın, Batı Anadolu***8217;ya şimdi topluca yaşadıkları yörelere göçünü teşvik etti.(Pleczek, 1987, s. 26). Birinci Dünya Savaşı boyunca Lazlar Osmanlılara ayrı bir sadakat gösterdiler. 1924***8217;te Lazistan Sancağı idari bir birim olarak kaldırıldı ve Lazların yaşadığı yöre Türkiye Cumhuriyeti***8217;nin ayrılmaz bir parçası oldu.
Bu tarihsel hatlar, Doğu Karadeniz bölgesinin etnik ve ekonomik açılardan hiç homojen olmadığını göstermektedir. Bu durumun aksine olarak, yaygın olarak kullanılan Laz teriminin bütün Doğu Karadeniz kıyısıyla ilgili kullanımı tamamen de temelsiz değildir. Meeker, yerleşim modelinde (dağınık köyler), evlerin tipi ve bir dizi soyla edet (üretimde kadının rolü de dahil) Anadolu***8217;nun diğer yerlerinden tamamen farklı özellikler gösterdiğini inandırıcı bir şekilde gözler önüne seriyor 8Meeker, 1971, s.326-330). Bu benzerlikler, coğrafi faktörlerle, Kafkasya ile olan yakın bağlarla ve bütün bölgenin karmaşık rtnik, birbirini etkileyen tarihiyle de açıklanabilir.
Yunanistan***8217;da yaşayan Pont Greklerinin de, modern Türkiye***8217;nin Lazları gibi Lazoi olarak adlandırılmaları birrastlantı değildir (Meeker, 1971, s.332). Laz terimi aynı zamanda bölgenin etnik çeşitliliğini de saklar. Çoğu kişi yalnızca, yazılı eserlerde Türkçeleri acaip aksanlı ve komik, zeki ama kurnaz karakterli olarak geniş ölçüde tartışılan, bir dereceye kadar aykırı stereotiplerden haberdardır. Enerjik, cesur, vahşi, kadınlarına karşı zalim ama çocuklarının eğitimine düşkün oldukları düşünülür. Bu genel streotip, daha doğuda yaşayan küçük farklı grupların (Laz, Gürcü, Hemşinli) bilinmesi için küçük bir alan bırakır. Bununla birlikte, Melyati***8217;nin doğusundaki doğal vadilerinde Lazca konuşanlar arasında daha uzun bir ikamet, yalnızca Lazca diyalektler arasındaki farkları değil, sosyal adetler, ahlak ve ideallerdeki anlamlı bölgesel değişmeleri açığa çıkarır. Bu değişme, ayrı vadilerin nispeten birbirlerinden izolasyonunun ve 1960***8217;ların başlarında inşa edilen sahil yolundan önce taşıma ve iletişim zorluğunun direkt bir sonucudur.
Bu bölgede, başka yerlerde olduğu gibi kişi ve yer adları Türkçeleştirilmiştir. Yer adlarının Türkçeleştirilmesi nispeten yakın bir dönemde gerçekleştirildiği için, eski yer adları hala halk arasında kullanılmaktadır. Toumarkine, Lazların asimilasyonuna ilşkin faktörleri şöyle sıralıyor: Kişi ve yer adlarının tamamıyla Türkçeleştirilmesi, Laz olmayan gruplardan evlilikteki artış, hükümet tarafından Lazca***8217;nın kullanımının ***8216;desteklenmemesi***8217;, Lazca konuşanların Türk toplumuna milli, dini ve ekonomi entegrasyonları (Toumarkine, 1991, s.110). Lazca***8217;nın kullanımı ve kültürün yaşatılmasını kesecek sıkı tedbirlerin gereksiz olduğunu çünkü asimilasyon prosesinin her halükarda vuku bulduğunu da ekliyor 8Toumarkine, agy). Bu münasebetle Lazları Türkiye***8217;deki azınlık politikasının kurbanı olarak gören Feurstein***8217;in görüşünü aktarır (Feurstein, 1983,s.29-35).
Bu bölümde fikirleri üzerinde durduğum yazarların her birinin Lazlara yönelik bakış açı ve yaklaşımları var. Bryer, Greek Ortodoks araştırmaları ve Bizans tarihi açısından bir arka plana sahip. Lazlara olan ilgisi, derinlemesine Pontos çalışmalarının bir yan dalı düzeyindedir. Meeker bir antropoljisttir. Toumarkine bir öğrenci; Feurstein Laz Dili, maddi kültürü ve mitolojisiyle ilgili tutkulu bir araştırmacı. Ama bu insanların hepsi temel olarak ***8216;gerçekten olduğu gibi***8217; Laz tarihini anlamaya çalışıyorlar. Mevcut delilleri eleyerek ve desteklenemeyecek iddiaları bir kenara bırakarak tarih biliminin standart metodlarını uygulamaya çalışıyorlar. Şüphesiz tarafsız değiller, ama çalışmaları araştırma ve eleştiriye açıktır. Onların ki, mitoloji ve ideolojiye karşı koyan ***8216;objektif tarih***8217; yazma girişimidir

Ildiko Beller Hann*

__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03.08.07, 16:12
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

***8216;Türk Milliyetçisi***8217; Bir Görüş

Batı biliminin en iyi geleneklerine göre Laz tarihini incelemeye yönelik yukarıda bahsedilen girişimlere ilaveten, bu geleneklerin dışında iki çalışma, bu konu üzerinde keskin bir iddiaya sahiptir. Profesör M.Fahrettin Kırzıoğlu, kuzeydoğu Türkiye ve Kafkasya tarihi üzerine 40 yıldır yazmaktadır. O***8217;nun çalışması yalnızca resmi ideolojiyi takviye etmiyor, böyle ideolojilerin, üzerine bina edilebilecek temeli sağlıyor.
Kırzıoğlu, düşüncelerini diğer kanallardan yaymada da aktiftir. 1990***8217;da, Rize ve Acara tarihi üzerine bir konuşma yaptı. Kültür Müdürlüğü çalışanları, bu konuşmanın bir seri konuşmanın sonuncası olduğunu söylediler.
Kırzıoğlu***8217;nun makalesinin özü şöyle özetlenebilir. Bütün bölgenin tarihi (yani, güney Kafkasya ve komşu bölgeler) yalnızca Türkik halkların konteksti içinde tartışılabilir. Bu yalnızca Lazları değil, Gürcü ve Acaralara da uygulanır. Görüşleri sıklıkla karışık ve birbirlerini tekzip eder mahiyettedir. Bir önceki makalesinde Gürcülerin Çinden gelen Moğol orijinli halklar olduklarını iddia eder, bir sonraki makalesinde Gürcüstan***8217;ın antik dönem ahalisinin Türkik orjinli olduğunu ispatlamaya çalışır. (Kırzıoğlu, 1976). Laz tarihinin hiç birşey olduğunu, ancak Orta Asya***8217;lı Türkik bir halkın tarihi olduğunu göstermeye de çalışır. Bir çok sayfa, yalnızca Lazların Türkik soydan geldiklerini ispatlamaya değil, onların Megrel ve Gürcülerle akraba olmadıklarını ispat etmeye de tahsis edilir (Kırzıoğlu, 1986). Yazdıklarının çoğu, politik ithamlı Sovyet-Gürcüstan görüşlerine karşı kasten yapılan probaganda anlamındadır. Altı makaleden oluşan ilk serisi Gürcü Profeörlere Cevap başlıklıdır (1946). Sonraki makaleleri Gürcü ve Sovyet bilimadamlarına hücum eğilimindedir (1972,s.422; 1976,s:144-145; 1986,s.10).
Kırzıoğlu***8217;nun en geniş kapsamlı Laz tanımı şöyledir:
İslamlığın çıkışından beri yazılı kaynaklar, ***8216;Laz***8217; adlı boyun, şimdiki Çoruk ırmağı ağzının batısında ve Karadeniz kıyısındaki ormanlık ve balkanlık dar bir bölgede yaşadığını gösterir. İslamlık çıkmadan 150 yıl önce... Roma İmparatorluğu***8217;na bağlı bir Laz Krallığında yaşıyorlardı. Yuvarlak başlı, çoğu kumral, düz ve dalgalı saçlı güzelce yüzlü olan Lazlar, bitişkin dilli olup, bugün aralaında üç lehçe ile yazısız bir folklor dili konuşan ufak bir topluluktur. Sarp köyü ile Çayeli ve Pazar ilçelerini ayıran Kemer Burnu arasındaki küçük kasaba ve köylerde yaşarlar. (Kırzıoğlu, 1972, s. 423).
Daha sonra Borçka***8217;yı önemsemeyerek ve yine muhacirLazların yaşadıkları Batı Anadolu***8217;daki köyleri atlayarak, kıyı boyunca Lazların çoğunluğunun yaşadığı beş ilçeyi (Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen, Pazar) tanımlar. Daha sonra...Lazların yörede komşuları Hemşinlilerle yaşadıklarını anlatarak yerel etnisite temasını geniletir.Gürcülerin yöredeki varlığını tamamen atlar. Yukarıda bahsedilen beş ilçenin, 1518 tarihli bir Osmanlı dökümanında 25 köyü kapsayan ***8216;Laz***8217; ve ***8216;Laz-Meğal***8217; adı altında bahsedildiğini ilave eder. Sonunda da, geçmişte toprak azlığından dolayı gurbete çalışmaya giden Lazlaın, çay tarımının uygulanması sonucu zenginleştiklerin ve köylerine ilgi göstermeye başladıklarını iddia eder (1972, s. 424).
Yukarıda bahsedilen fikirlerin çoğu şüphe götürür. Bununla birlikte, Kırzıoğlu***8217;nun az çok tam tamına, bugün Lazların yaşadığı yöreyi tanımlaması ve yine tamamıyla konuşulan bir ***8216;folk***8217; lehçesi olarak bağımsız birLaz dilinin varlıpını onaylaması da dikkate değerdir. Böyle yaparak, çalışmasının hedefinin, ana etnik özelliği ayrı bir dili olan Lazca konuşan grup olduğuna kabul eder. Daha sonra, Lazların Gürcü/Kartveli soyundangelmediklerini ispatlayacağı düşünülen 10 delili sıralar. Bundan sonra da Lazların Türkik/Turani soydan geldiklerini tezini ispatlayacak delili ortaya koyar. Çalışmalarındaki kaynakları kullanması seçici, peşin hükümlü ve tam doru olmayan bir özelliktedir. Lazları, Megrellerden ve Gürcülerden ayırmaya aşırı önem verir. Megrelce ve Gürcüce konuşanlar arasında karşılıklı anlaşmanın olmadığını iddia eder (1972, s. 428; 1994). Lazların yuvarlak başlı ve güzel yüzlü olduklarını, Megrellerin ortabaşlı ve çirkin olduklarını söyleyerek görüşünü ispatlayacak hayal mahsülü ırksal stereotipleri kullanır (1972, 441). O***8217;na göre, ***8216;Megrellerin tembelliği yüzyıllardır dillere destanken, Lazlar çok çalışkan insanlardır (1972, s.441-442). Megrellerin 2.500 yıldır öz evlatlarını ya vergi ya da kazanç için sattıkları suçlamasına devam eder (1972,s.442). Kırzıoğlu, Megrellerin hastaları öldürmeyi hürmete layık bir davranış gören bir halk olduklarını ispat edecek kaynakları da aktarır (1972, s.443). Son olarak namus üzerinde yoğunlaşır. Oldukça haklı olarak, Lazların namuslarına, esas olarak kadınlarının namuslarına duyarlılıklarını belirtir ve kan davalarından bahseder. Yalnızca, Lazların namus ve utanç konularında duyarlılıklarını bilenler, Kırzıoğlu***8217;nun bu temayı sunmasının tam olarak netyi ima ettiğini değerlendirebilirler: ***8216;Lazlar, hırsızlık nedir bilmezler ve dürüstlükleri iyi bilenir. Bununla beraber Megreller tarihleri boyunca alçaklıklarıyla bilinirler... ve hırsılık ve eşkiyalık yapmışlardır 81972, s.443). Kırzıoğlu, bundan sonra Lazların Megrellerle aynı soydan geldiklerini düşlemenin Lazları aşağılama olduğu kararını verir.(1972, s. 445). İddialarını desteklemek için alıntı seçimi (Busbecq gibi) iyi bilien kaynakların yanı sıra kontrol edilmeleri zor olan (Süleymaniye- Esadefendi Kütüphanesindeki bir el yazması gibi) kaynaklardandır.
Amacım, Kırzıoğlu***8217;nun argümanlarını tek tek ele alıp yanlış, olduklarını ispatlamak değildir.
1 Birbirini tekzip eden ***8216;tarihsel argümanları;
2 Aşikar yapısal, gramer ve leksikal farkları bilmezden gelerek ve Lazca ve Türkik diller arasında yakın bir ilişki arayarak
3 hem birinci hem ikincil bir çok kaynağı bilmezlikten gelerek
4 Argümanlarda da peşin hükümlü, ıklıkla öfkeli tarzda ileri sürülür
5 Etnik grupların belirli bir imajını yaratacak argümanların sıralanması

Kırzıoğlu***8217;nun kendi kendisini şüpheye düşürmesi için yeterli gözükmektedir. Lazlar ve diğer kartveluri (Megrel, Gürcü, Svan) dillerini konuşanlar arasında kabul edilen linguistik ve tarihsel bağları şüpheye düşürmek için hem maddi hem de ahlaki terimlerle iyi tanımlanmış streotipleri yeniden tanımlamaya ve tutumlarını sağlamaya çalışır. Son zamanlarda Said (1978) tarafından maruz bırakıldığı gibi, en kötü batılı emperyalist- orientalist geleneğin ilginç bir uygulamasınaki ***8216;Biz***8217; ve ***8216;Onlar***8217; imajlarını yaratır. Kendi görüşlerini yaratmış desteklemek için, zalim, şehvet düşkünü, cahil ve tembel doğulu imajını yaratmaya yaramış aynı kaynaklardan alıntılar yapar. Lazları namuslu, temiz ve çalışkan Türkler olarak tanımlar. Megrelleri ve Gürcüleri, temiz hiçbir halkın kendisiyle bağlantı kurmayı istemeyeceği, acınacak, vahşi, merhametsiz, namussuz olarak tanımlar. Bu, gerçekten batılı orientalistler ve yazarların metodlarının bir Türk tarihçisi tarafından tuhaf bir adaptasyonudur. Bu durum, Said***8217;in tezleriin geliştirilebileceği ve işlenebileceğini ve peşin hükümlü yanlış takdimin suçlusunun yalnızca batılı ***8220; Orientalize eden***8221; yazarlar olmadıklarını ispat ederler. Kırzıoğlu tamamen aynısını yapıyor. Pozitif imajlarını ortaya koyarak, Lazların gururunu okşamaya çalışıyor, onları Megrellerle ahlaki açıdan zıt gibi göstermeye çalışarak etnik kartı oynuyor. Şüphesiz bütün bunlarda gizli bir başka hesap vardır. Yani, Lazlar istenildiği şekilde bağlantılandırıldıkları sürece kendilerini namuslu ve temiz görebilecekler, Kırzıoğlu***8217;nun teorilerinden herhangi bir ayrıış onları Megrellerin düzeyine indirecektir!
Lazlar, Megreller ve Gürcüler arasındaki genetik***8217; ve linguistik bağlarla ilgili teoriyi zayıflatmak durumunda olmasına rağmen, Kırzıoğlu bir dereceye kadar kendisini tekzip eder bir tarzda, Gürcü dil ve folklorunun Türklere çok şey borçlu olduğunu ispat etmeye çalıştığı bir makale de yazmıştır. Bunu, Gürcüstan toprağındaki Türkik dili konuşan halkların erken dönemdeki varlıklarına dayanarak açıklar (Kırzıoğlu, 1976). Bunda şovenist ideolojisine bir adım ileri atırdığı görülüyor. Megrel-Laz ve Gürcü bağına karşı iddialaraı, Lazların kayıtsız şartsız asimilasyonlarını meşru kılmak amacına hizmet ettiği; Gürcüler üzerindeki hatırı sayılır Türk kültürü etkisiyle ilgili uzun makalesi, ekspansiyonist politik bir kaynak olabileceği görülür. Bildiğim kadaruyla, bu iddialar Türk bilim adamları arasında pek ciddiye alınmamıştır. Bununla birlikte, yazdıkları Türkiye***8217;deki etniklere yönelik geçerli olan politikalarla kesin olarak uygunluk göstermiş ve yerel olarak da tesirli olmuştur. O***8217; nun makaleleri, yalnızca kıyı bölgelerin yerel kütüphanelerinde değil, Rize Kültür Müdürlüğü***8217;nde de bulunmaktadır. O***8217;nun yazdıkları, başka kaynakları olmayan yerel öğretmenler tarafındann hazırlanan başka tarihsel taslakları doğurmuştur. Feurstein ve Bennighaus gibi ciddi araştırmacılar, Kırzıoğlu***8217;nu, küçük bir grubun asimilasyonunu destekleyen bir tarih maniplatörü olarak dışlarken, O***8217;nun yerel düşünmedeki etkisi ve resmi ideolojideki potansiyel etkisiniin hesaba katılması gerektiği görülüyor. Hem linguistler hem de Lazca konuşanların bizzat kendilerine göre, birbirlerinin dillerini karşılıklı anlayan ve aralarındaki esas farkın dini çizgi olduğu anlaşılan, yakından akraba Lazları ve Megrelleri bölmeye yönelik ümitsiz teşebbüsü, Sıplarla Hırvatlar arasında yaratılan kin örneği gibidir (Feurstein- Berdsena, 1987,s.38; Bennighaus, 1989,s.501).

***8216;Gürcü Milliyetçisi***8217; Bir Görüş

Yakın zamanlarda, Gürcüce bir kitabın Türkçe çevirisi yayınlandı. Kitap, Lazlar***8217;ın Tarihi başlığını taşıyor. Bu kitap Laz orijinli Muhammed Vanilişi ve Ali Tandilava tarafından yazılmış. Kitabın ilk yayın tarihi 1964 olmasına rağmen, Türkiye***8217;De 1992***8217;de ortaya çıkması manidardır.
Yöredeki son ikametim sırasında, Türkiye***8217;de yayın tarihi nispeten yeniydi ve yöredeki çok az kişi bu kitap hakkında bilgi sahibiydi. Yörede bu kitabı okumuş olanların sayısı ise daha azdı. Kitaptaki bilgiler demode olmasına rağmen, ulusal basında bazı reaksiyonlara yol açmış ve bazı Laz entellektüelleri üzrinde de etkili olmuştur. Kitabı yazanların Sarpi köyünden oldukları belirtiliyor. Sarpi, 1921***8217;de Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında sınır çizildiğinde bölünmüş olan bir köydür. Yazarlar, Laz tarihinin ana hatlarını ve etnografyasını verirler. İkincisi, araştırılmamış Laz etnografyası açısından önemli materyaller sunar. Baştaki bölüm, Lazların Megreller ve Gürcülerle yakın geneteik-linguistik bağlarına dayanan Laz tarihinin girişidir. Bu durum, tarihsel gerçeğe, Kırzıoğlu***8217;nun çalışmasından daha yakın olabilir. Ama ne yazık ki, M. Vanilişi ve A.Tandilava da, kaynak seçimi, milliyetçi sloganlar, aktarılan görüşle ilgili dipnotta kaynak belirtilmemesi (Kitabın, Gürcüce baskısında, alıntı yapılan kaynaklar dipnotta belirtilmesine rağmen, Türkçe çeviriyebu dipnotlar alınmamış) ve aşikar peşin hüküm gibi benzer metod ve hükümleri seçmişler. ***8216;Gürcü milli topraklarından koparılamayan bu küçük mıntıka ahalisi ana dillerini, milli karakter ve değerlerini koruyabilmiş ve günümüze kadar yaşayabilmiştir***8217; diye yazmaktadır 8Vanilişi- Tandilava, 1992, s.36) ve bir başka yerde de Lazların, Megrellerle akrabalıklarının ve ortak tarihlerinin farkında olduklarını ispatlamak için, teyid edilmesi zor çeşitli sözlü kaynaklardan alıntı yaparlar. 1990***8217;ların başlarında, böyle bir bilincin izlerini araştırıp bulmak zordu.(age,s.48). Osmanlı periyodunda bölgenin tarihini çizen bölüm özellikle dikkate değerdir. Kırzıoğlu***8217;nun yaptığı gibi, özel dikkat dini faktörlerle yoğunlaştırılıyor: Lazlar Bizanslılarla aynı dini paylaşıyorken, Osmanlılar müslüman***8217;dı. ***8216;Bu din ayrılığı Lazların durumunu daha da güçleştiriyordu (age,s.43). Ayrıca yazarlar Osmanlıların kültürel yönden geri kalmış bir toplum olduklarını ve bunun içinde Lazların İslama geçirilmelerinde telkin ve ikna yolu yerine kaba güç kullanıldığını ısrarla savunurlar(age,s.43-47). İslamlaşma ve Türkleşme çok yakından bağlantılı olaylar gibi tanımlanır ve Osmanlı mollaları, Lazların arasında onların Gürcülerle akraba olmadıklarının sahte propaandasına inandırmaya çalışan bütün şerlerin temsilcisi olarak snulur. Yine bu mollaların, zengin bir dil ve edebiyatın gelişmesini başarıyla önledikleri iddia edilir 8age, s.48,55,74). Lazların orifin ve pozitif milli karakterlerini ispatlamak için aktarılan başlıca kaynaklar, Kırzıoğlu tarafından aktarılanlardan oldukça farklıdır. Bununla beraber, Palgrave, Osmanbey, G.Kazbegi, N.Marr gibi yazarlar okuyucuya ırki stereo tipleri sağlar. Burada tipik bir aktarma şöyledir: ***8216;Lazların ayrı bir dili vardır. Bu dil, Gürcüce***8217;Nin bir dialektidir. Lazlar fiziksel olarak da Gürcülere tıpatıp benzerlik gösteriyorlar. Lazlar çalışkanlıklarıyla tanınırlar (age, s.56). M.Vanilişi ve A. Tandilava, Lazları süreç içinde önem ve bağımsızlıklarını kaybetmiş, bir zamanlar önemli bir güç olarak tanımlamayı yeğlerler. Lazlar, tarihleri ve kahramanlıklarıyla açıklanabilecek, ama nihayet çevreleyen güçlerin (Bizans-Persiya, Osmanlı-Rusya) arasında otonomi için başarısız bir halk olarak tanımlanır.
Burada gördüğümüz, bir grubun tariini yazmak için, iki çok tehlikeli milliyetçiliğin temsilcileri tarafından ortaya konulan iki girişimdir. Yukarıda bahsedilen yazarlar, yalnızca kendi ülkelerinde ***8216;konu***8217; hakkında yazanlar olarak küçümsenemez, çünkü potansiyel etkileri önemlidir. Zıt konuları tartışıyor olmalarına rağmen, aynı tarihsel basitleştirme ve tahrifat repertuvarına dayanarak aynısını yapıyorlar.

Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03.08.07, 16:12
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Otonomist görüş

Daha önceki bölümde tartışılan yazarlar, Lazların daha büyük bir etnonasyonal toplumun bir parçası olduklarını göstermekle ilgilidir. Ama diğer araştırmacılar farklı bir görüşü savunurlar. Wolfgang Feurstein, Laz dili ve maddi kültürü üzerinde yetkin uzmanlardan biridir. 1960***8217;lardan beri sistematk olarak konuyu araştırmaktadır. Çalışmalarının çok azını yayınladı. Lazların maddi kültürleri üzerine mükemmel tezleri yayınlanmayı bekliyor. Onun fedakar çalışması, kendisinin akademik olarak yükselmesine değil, Lazlara ve kültürlerine hizmet eder. Esas olarak bir fotoğraf arşivini içeren, kısıtlı kaynaklardan oluşan bir merkezi, Laz kültürüne katkıda bulunmak amacıyla Almanya***8217;da organize etti. Laz dili ve bir dilin kültürünün yaşamasında esas engelin, Lazlar arasında yazılı bir dilin eksikliğinden kaynaklandığını anladı. Feurstein, yeni bir alfabe oluşturdu (Feurstein, 1984, 1991). Lazuri Ambarepe (Lazca Haberler) adlı bir dergi yayınladı. Daha önce Gürcü (Kortuli) alfabesine dayalı bir alfabe ile Lazca***8217;Yı yazmak için bazı girişimler olmuştur. Bazen halk, Latin alfabesini kullanarak Lazca***8217;yı yazmayı denemiştir. Yerel bir arkadaş tarafından yardım edilen ve Türkiye Lazlarına tamamen yabancı bir yazı sistemini teklif etme girişiminin başarısızlıkla sonuçlayacağını anlayarak, Laz alfabesini küçük değişikliklerle Türk alfabesine dayandırdı. 1992***8217;ye kadar bu alfabenin bir çok kopyası Lazlar arasında elden ele dolaşıyordu. O sıralarda alan çalışması yaptığım Pazar***8217;da reaksiyonlar farklıydı. Halkın çoğu bu alfabeyi okumayı oldukça zor buldu. Bunun nedeni kısmen, genelde Lazca yazılı textleri okumadaki tecrübesizlikleri, ama daha ziyadae Feurstein***8217;in tekstlerinin Arhavi (Arkabi) diyalektinde olmasıydı. Arhavi diyalektinin, Pazar***8217;da kaybolmuş bir çok kelimeyi içeren en saf Lazca olduğu hem bilim adamları hem de halk tarafından yaygın olarak kabul ediliyor. Bu yayınların Almanya***8217;da basıldığı açıkça belli olmasına rağmen, çoğu kişi bunların Tiflis Üniversitesinden bir profesör tarafından hazırlandığına emindi. Böyle algılama, en azından bir düzlemde, yerel halkın kendisini Gürcülerle kültürel olarak bağlantılandırma eğilimini ifade eder. Yerel entellektüeller, Lazca***8217;nın okunup yazılması ve Laz kültürünün yeniden canlanması için Gürcü bilim adamlarına, belki batıdan daha çok muhtaçtırlar. Ama yerel Lazlar, sınır kapısı açıldığı 1988***8217;Den beri gelen Gürcü ve Ruslar tarafından başlatılan ***8216;bavul ticareti***8217; ve fahişelikle ispatlanmış olan ahlaki çöküş ve fakirlikten dolayı sınırın öbür tarafından gelen herhangi birinden kendilerini ayrı tuttuklarından, kendilerini bir başka düzlemde Gürcülerden ayrı tutmaya çalışıyorlar (Hann anad Hann, 1992).
Feurstein, kendisininki gibi böyle dıştan aktiviteler olmaksızın, Laz dili ve kültürünün çok geçmeden kaybolacağından emindir. Lazebura adlı örgütü hem Türkiye***8217;deki Lazlar hem de Almaya***8217;da yaşayan misafir işçiler arasında Laz dili ve kültürünün yaşanması için bilinci arttırırken, amacı Gürcüce***8217;nin ve Kafkasya***8217;nın bütün küçük dil ve kültürlerinin yaşatılması olan Kaçkar Kültür Çevresi***8217;nin (Kaçkar Kulturkreis) çalışmalarını yakın zamanda başlatmıştır. Örgütünün hiç bir ticari ve politik amacı bulunmamaktadır. Feurstein***8217;in kendisi bir efsane figür haline geliyor, 19.yüzyıldan kalma, pozitifist bilimin bir yadigarı. Independent on Sunday***8217;in ünlü gazetecesi N.Ascherson, Feurstein***8217;ın Lazlar adına yaptığı hümanistik aktivitelerini duyarak bir makale yazdı:
Feurstein, Lazların yaşadığı yöreye ilk defa 1960***8217;larda gitti. Köylerinde dolaştı ve dillerini öğrendi. Bu kibar, sarı sakallı adamın başına gelen, dini vahiy gibi bir şeydi. Almanların Volk dedikleri, zengin bir folk kimliğine sahip otantik bir grup olan Lazları keşfetti. Ama bu halkın kimliği ebediyen yok olmak üzereydi. Kurtarmaya karar verdi.(Independent on Sunday, 1993).
Ascherson da, Feurstein gibi, Grek efsanesi Jason ve Argonotları (çoğu Lazın bilmediği, kollektif hafızlarından silinmiş bir dönemde geçer) seve seve aktarır. Öyle devam eder: ***8220;... Mitolojide cenetten harfelri getiren Tanrılardır... İleride romanlar, şiiler, aileye ve sevgiliye yazılan mektuplar, belki bir gün gazeteler ve bildiriler, belki kanunlar bile olacak***8217; (Independent on Sunday, 1993).
C.Hann, Feurstein ve O***8217;nu izleyenlerin, Lazlar arasında etnik bilinci sağlayacak iyi maksatlı girişimlerdeki farzedilen tehlikelere karşı uyarmıştır. Şunları ekliyor:
Eğer gerçekten ilerki yıllarda pekiştirilirse, Laz etnik kimliği mucize eseri, ***8216;doğal olarak***8217; linguistik veya diğer temellerde ortaya çıkmayacak. Dış etkiler şimdiden canalıcı bir rol oynamış olacak ve Almanya***8217;daki ***8216;Siyah Orman***8217; daki Kaçkar Kültür Çevresi***8217;nin çok yetkili bilimsel sesleinden gelen rehberliği hesaba katan, bir rehberliğe ihtiyaç göstermeye devam edecek (Hann, 1993).
Karadeniz***8217;in küçük kasaba ve köylerinde yaşayan sıradan Lazlar, uykuda olan etnik bilinçerini uyandıracak bu bilimsel aktivitelere hakkında çok az şey biliyor. Lazca konuşulan bölgedeki köylüler ve kasabalılar arasında tekrarlanan ziyaretler ve uzun süreli ikametler, Lazların esas etnik belirtilerinin dilleri olduğu açığa çıkarmıştır. Bölgenin etnik farklılığı ve Lazca konuşan vadiler arasındaki yöresel farklılıklara rağmen, yüzlerce yıllık İslamlaşma ve Türkleşme süreciyle belirli bir derece homojenlik hasıl olmuştur. Bu homojen durum, modern Türk Devletinin azınlık politikasıyla da artmıştır. 20 yıl önce Feurstein***8217;in ***8216;en saf***8217; Arhavi yöresinde bulduğu farklı özellikler, günümüzde Pazar ya da Fındıklı***8217;da bulunamaz. Tahta sabanı Lazların geleneksel olarak reddetmeleri veya süt ürünlerini satmakta iddi edilen gönülsüzlükleriyle ilgili iddiaları, bugün destekten yoksun gözüküyor (Feurstein, 1983, s. 35-37; Hann, 1993a).

İstanbul***8217;dan sesler

Birçok kişi Vanilişi vee Tandilava***8217;nın (Lazlar***8217;ın Tarihi) kitabını satın aldı. Bu kitabın yayınlanması ulusal basında da bazı reaksiyonlara sebep oldu. Kitabın yayınlanması ulusal basında da bazı reaksiyonlara sebep oldu. Kitabın, Lazların Tarihi adıyla yayınlanması bizzat anlamlıdır. Bir topluluk olarak, kendi ayrı tarihleriyle varlıklarının aleni bir kabulüydü. Cumhuriyet Kitap***8217;ta yayınlanan makale gibi, oldukça milliyetçi örnekleri seslendirecek bir bahaneye neden oldu (Cumhuriyet Kitap, 1992). Bu makaleyi yazan, Lazların kendi kimliklerini keşfetmekle önemli bir açılım olarak kitabı övdü. Bekelenen eleştiri yerine, yazar kitabın yayınlanmasını, Türkiye***8217;deki etnik grupların varlıklarının tanınmasıyla ilgili sevincini açıklamak için bir bahane olarak kullanıyor.
Lazların yarı gönüllü asimilasyonundan bahsediyor ve Kürtlerin ***8216;dağ Türkleri***8217; olmadıklarının ve bütün Karadeniz halkının Laz olmadıklarını söylemenin kabul edilir bir hale geldiği yeni bir çağın başlangıcı olduğunu iddia ediyor. Yazar ayrıca, Kürtlerin aktivitelerinin diğer gruplar içim önemini de vurguluyor. Bu durumun, ne Türk ne de Kürt olan sessiz etnik grupları için bir hatırlatma olduğunu söylüyor. Gürcüstan ile olan sınır kapısının yerel tüccarlara açılması üzerine de yorumda bulunur. Bu yeni kullanılmaya bailanan kontaktların ticari çehresini bir tarafa bırakarak, iki taraf Lazlarının birbiriyle karşılaşmalarıyla ilgili kültür şoku ğzerinde dikkatini topluyor: ***8216;Türk Lazları,kendilerini hem Türk hem Laz olarak tanımladıklarında, Gürcüstan Lazları bu Türklüğün nereden geldiğini anlamıyor. Türkiye Lazlarına sorarsanız, diğer Lazların kendilerini yalnızca Laz olarak nasıl gördüklerini anlamıyorlar. (Cumhuriyet Kitap). Son olarak, uzmanlaşmamış,yerel araştırmacıların yayınları, Türkiye***8217;De büyük ölüçüde bulunacak uzmanlaşmış yabancı (Batılı, Gürcü v.b.) bilim adamlarıyla gelişecek bir Laz kültür rönesansından bahseder. Bu aktivitelerde, büyük şehirlerde yaşayan, iyi sosyal prestiji olan Lazca konuşan entellektüellere sorumluluk atfeder. Türkçe vasıtasıyla, büyük şehirlerde Laz dili ve kültürünün yaşatılacağı paradoksunun farkına varmasına rağmen!
Bu kehanet, İstanbul***8217;da Ogni adlı ilk Laz yayınının Kasım 1993***8217;de yayınlanmsıyla doğru çıktı. Etnik kimliğin bir ifadesi olarak, Lazca***8217;ya büyük rol veren (üç ayda bir yayınlanan), ***8220;Dilini Duy***8221; anlamına gelen Ogni Skani Nena. Şimdiye kadar üç sayısı yayınlandı (Yazar 1995***8217;i kastediyor) Dergide yayınlanan makalelerin çoğu Türkçe olmasına rağmen,her sayı, bazı Lazca bölümleri de kapsıyor. Dergi, Jason ve Argonotlar efsanesi, Laz tarihinin çeşitli periyodları üzerine çeşitli bölümler, şiirler, halk hikayeleri, Laz maddi kültürü, anadilin önemi, bireyin kimliği, laz tarihi ve dili üzerine bibliyografya, Kadınlar Günü vb. Konuları içeren başlıkları içermiyor. Makaleler cesur ve çoğunlukla Lazlar arasında etnik bilinci sağlamaya odaklanmasına rağmen, yazarlar amaçlarının bölücülük olmadığını ısrarla vurguluyorlar. Türkiye***8217;deki Lazların ve diğer etnik kültürlerinin tanınmasının Anadolu mozayiğini zenginleştireceğini ve etnikler arasında barışın artmasına katkıda bulunacağını tartışırlar. İkinci sayı, W.Feurstein***8217;in bir makalesini de içerir. Hem o hem diğer yazarlar, Laz tarih ve kültürüne yönelik manipilasyonları mahkum ederler (Feurstein, 1993; Ogni 2, s.43-44). Birçok sayfa Lazca***8217;nın gelişmesine ayrılmıştır. Ama kadınların durumları veya yerel seçimler gibi konulara yoğunlaşan makalelerfazla bir biçimde etnik konularla doldurulur. Bir makaleye göre, seçimlerde Laz kültürüne hizmet edecek politikacılar desteklenmelidir (Ogni,1994, 3.s.19). Laz kadınları üç kat sömürülen olarak düşünülür: Kadın olarak, çay üreticisi olarak ve Laz olarak (Ogni, 1994,3.s.19). Derginin amacı etnik bilincin sağlanmasıyla ilgili bilimsel doğruluk olmasına rağmen, bu denge her zaman korunmaz. İlk sayıdaki bir makalede, büyük bir ciddiyetle Lazların bugün Nuh***8217;un dilini kullandıkları ve Grekçe ve Mısır dilinde bir çok Lazca kelimenin bulunduğu iddia edilir. Bu yaklaşım, daha önce Feurstein***8217;in doğru olarak eleştirdiği ***8216;Güneş dil teorisi***8217;ni çağrıştırır (Feurstein-Berdsena,1987,s.38).
Türkiye***8217;deki etnik politikalara karşı bir protesto sembolü olarak Ogni***8217;nin rolü, dikenli telle çevrili dar bir yolu gösteren bir karikatürle en iyi şekilde anlatılır. Tabelada: Tek dil, tek kültür, tek ulus. İki çift (kadınlardan biri tipik bir Karadeniz başlığı örtmüş), ***8216;Lazuri Nena (Lazca) yazılı olan yan bir yola sapmaya çalışıyorlar. Ama dikenli tel onları engelliyor (Ogni, 1933,1,s.33). Derginin birinci sayısı, bölücülük iddiasıyla İstanbul DGM tarafından toplatıldı ve dava açıldı. Dava daha sonra beraatle sonuçlandı (1994,4,s.1).


Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03.08.07, 16:13
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Yöreden Sesler

Lazlar, geçmişleri, bugünleri ve en önemlisi geleceklerini kuşatan bilimsel tartışmaların ne kadarını biliyor? Gayet açıktır ki, dilleri ve halklarının tarihine veya lokaliteye ilgilerini ifade eden bazı yerel entellektüeller çıkmıştır. Etnik bir grubun kültürüne ilgi göstermek için politik iklimin uygun olmadığından korktukları için bu insanlar sessiz kalmıştır. Yöredeki bazı öğretmenler ve Halk Eğitim Merkezi çalışanları yerel kültürle ilgili verileri yazıya döktüler. Bunlar genellikle, çalışmanın odağı olarak günümüz idari birimini ele alırlar. Böylece, Rize el sanatları üzerine böyle bir çalışma, Doğu Karadeniz***8217;deki yöresel ve etnik adetlerin daha geniş bir örneklemesini başarıyla gözden saklayacaktır. Yabancı yayınların girişi kısıtlıolduğu için, ihtiyaç duyulduğunda bu boşluk resmi tarihin ruhuna uygun yayınlarla doldurulur. Örneğin, İlçenin Tarihi başlığını taşıyan daktilo edilmiş bir çalışma, Pazar halkının Türklerle birlikte, yani 1054^te İslamiyete geçtiğini iddia eder.
1992 ve 1993***8217;te yerel entellektüellerle yapılan çeşitli sohbetler, kendi kültürlerine ilginin yanı sıra, belirli bir derecedeki şaşkınlık ve korkuyu açığa vurdu. Aralarında üniversite mezunu olanlar da bulunan bazıları, Lazların linguistik ve kültürel bağlarının nerede aranacağını çok iyi biliyorlardı. En ünlü ailelerden bir kişi, fırsat verildiğinde bilfiil birçok ayı Gürcüstan***8217;da geçirdi ve Gürcüce öğrenmeye girişti. Laz dili ve folkloruyla ilgili makalelerin kopyalarını topladı ama tecrit edildi. Lazca konuşan bir başka yörede yerel adet ve dille ilgili çalışma yapan bir başka amatör araştırmacı, şimdiki çevresince tecrit edilmesine rağmen, bazı yabanzı bilimadamlarıyla birlikte çalışmasına devam etmektedir. Bununla birlikte, Lazca***8217;nın Latince veya Grekçe ile bağlantılı olduğuna inanan insanlarla da karşılaşmak mümkündür. 1992***8217;de Lazca konuşulan bir yöreden bir grup genç insan, cidi olarak bir Laz kütüphanesi kurmayı planlıyorlardı ve bir Laz Kültür Merkezi kurmayı da düşünüyorlardı. 1993***8217;te bu aktiviteler açık biçimde yasaklanmamasına rağmen, yetkililer tarafından tasdik edilmedikleri için bu tür çabalar meyve vermedi. Bir öğretmen, bir başka yörede bir öğretmenin sohbeti sırasında, birisinin böyle bir derneğin kurulması ihtimali hakkında konuşmaya başladığında nasıl oradan derhal ayrıldıklarını anlattı.
Hayal kırıklığına uğratan bu belirtilere rağmen, yörede belirli şeyler olmuştur. Feurstein***8217;ın alfabesi, en azından küçük kasaba entellektüelleri arasında elden ele geçmektedir. Demode olması bir yana, Vanilişi- Tandilava***8217;nın kitabının yayınlanması yerel etkiyi de sağlamıştır. Büyük şehirlerle yakın kontaktları sayesinde bir çok yerel entellektüellerin, İstanbul***8217;daki entellektüellerin çabaları hakkında iyi bilgilerinin olduğu muhtemeldir. Fkat daha az eğitim görmüş olanların konunun farkında veya ilgili oldukları şüphelidir. Artvin ve Rize***8217;nin küçük kasaba ve köylerinde yaşayan çoğu Laz***8217;ın, Kafkasya orijinli oldukları konusunda bazı bulanık fikirleri vardır. Bununla beraber, bazı insanlar Orta Asya***8217;dan geldiklerine inanıyor. Bu tür inanışlar şüphesiz soğuk savaş yıllarının becerikli çalışmalarına atfedilebilir. Ama Lazca konuşanların ve yörede yaşayanların çoğu, Lazca***8217;nın Türkçe***8217;den taamen farklı bir dil olduğunu çok iyi biliyor. 1988***8217;de Sarpi sınır kapısının açılmasından bu yana, gelen Megrellerle ilişkilerin canlanması bu bilincin güçlenmesine katkıda bulunuyor. Orta Asya Türkleri olduklarına inanan aynı insanlar, şu anda yaşadıkları yöreye Kafkasya üzerinden geldiklerini, bunun için şimdi farklı bir dil konuştuklarını ileri sürerler. Dışarıdan olan bizler için, onların en öenmli, gerçekte tek ***8216;objektif***8217; etnik özellikleri, farklı dilleri gözükürken (Hann,1993), onlar için kimlik, yerel diyalektleri, kendi köyleri, vadileri veya illeri ve kendilerini komşularından farklı gördükleri diğer özellikleriiçeren çeşitli faktörlerden kaynaklanmaktadır Bu faktörlere Türkçe***8217;yi telaffuz etmeleri, belirli evlilik adetleri veya ahlakla ilgili düşünceleri ve dine bağlılık dereceleri de eklenebilir. Belirtildiği gibi, Hristiyan geçmişleri hafızalarından uçup gitmiştir ve kendilerini Kolh halkı veya klasik zamanların Lazika Krallığı***8217;yla tanımlamıyorlar (Feurstein, 1993,s.24; Toumarkine,1991, s. 144).
Yörede, İslamiyet öncesi döneme ait bütün arkeolojik kalıntılar, Lazlara değil, Grekler, Venedikliler, Cenevizliler gibi yabancılara atfedilir 8Toumarkine, 1991,s.147,149). Türk olmakla ayrılmaz bir şekilde birleşen İslam ile hüviyet beirlemelerinin, etnik bilincin ortaya çıkmasını gerçekten engellediğini gösteriyor. Feurstein, bu ***8216;doğal***8217; etnik bilinç eksikliğini, resmi görüşün bir etnik grup olarak Lazlara yönelik gözdağına bağlıyor (Feurstein, 1983, s.29-35). Bana göre, bu argümanlar, yerel kütüphanelerdeki, yetersiz ve niteliksiz kaynaklardan (kendi etnik grupları olmasada) kendi yerel tarihlerini ortaya çıkarmaya çalışan (çoğu erkek) bazı yerel öğretmenlere ve memurlara yönelik olarak düşünülebilir, ama bu argümanlar elbette köy kadınlarının durumuyla ilgili değildir. Köy kadınları, kesinlikle çok az formal eğitim gördükleri veya hiç eğitim görmedikleri ve bu yüzden soğuk savaş propagandalarına çok daha az maruz kaldıklarından dolayı, yerel dil ve adetlerin devamlılığını sağlayanlar olarak kabul edilirler.
Aşağıdaki iki örnek bu konuya açıklık getirecektir. Okul eğitimi çok az görmüş bir köylü kadın bana, Atatürkten önce Türkiye***8217;de herkesin Arapça konuştuğunu anlattı. O***8217;na göre, yalnızca uygulanan reformlardan sonra, onların İslami umma ile bağlarını kopartan farklı dilleri konuşmaya başlamış olmalıydılar! Bir köy yolunda, bir kadınla yaptığım kısa bir sohbet benzer özellikteydi. Nazik selamlaşmadan sonra kadın bana baktı, açıkça şaşkın bir ifadeyle: ***8216;Sen Müslüman değilsin, değil mi? Dedi. Cevabımın ***8216;hayır***8217; olması üzerine: ***8216;Eğer Müslüman değilsen, Türkçe***8217;yi nasıl konuşabiliyorsun? dedi.
Bu örnekler, birçok yerel insan için Müslüman ve Türk kimliğinin nasıl ayrılmaz bir hale geldiğini ve Türkiye, Karadeniz kıyısı, il, öre veya köyle belirli bir yerlliğe ait duygularıyla bunların nasıl birleştiğini gösterir (Hann, 1993b, s.79. Birleşen kimliklerin böyle internalizasyonu, 70 yıllık cumhuriyet döneminin uygulamalarının değil, yüzlerce yıllık İslamlaşma ve Türkleşme sürecinin bir sonucudur. 2Laz rönesansı***8217; tamamen resmi tanınmaya mashar olursa veya olduğunda, Laz dili ve kültürünün entellektüel destekçilerinin dinden kaynaklanan ***8216;engelle***8217;yine karşı karşıya gelmek zorunda kalacakları gözüküyor. Bu durum, günümüz Laz hayat ve gerçeğinin çok önemli bir parçasıdır, ama Ogni***8217;nin bütün yayınlarında göze çarpan eksikliktir. Bunun nedenlerinden biri, kültürel hakların yanı sıra demokrasiye adanmış bir yayında dini konuların tartışılmasının yeri bulunmadığı olabilir. Bir başka neden, yalnızca etnik Türkler arasında değil, Lazlar gibi diğer gruplar arasında da Türk ve müslüman kimliğinin yüzyıllardan ayrılamaz hale gelmesi olabilir. Lazların İslam ve Türkle derin kimlik tespitinin kabulü, özellikle bir Laz kimliği dökmeyle ilgilenenler için elverişsizdir. Yüzyıllardan beri Lazca, Türkçe***8217;den ağır bir şekilde etkileniyorken, böylece bugünkü Laz kültürü büyük ölçüde İslam-Türk ögelerle birleşmiştir. Bugün Türkçe***8217;yi saflaştırmak için çalışmalar yapılırken, Lazca için bunun nasıl geçekleşeceğini hayal etmek zordur.

Sonuç

Bugün, Lazların bir kimlik kriziyle karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Kim oldukları konusunda karar vermelidirler. Bu, şimdiye kadar çeşitli nedenlerden dolayı çoğunu rahatsız eden bir konudur. (Son zamanlara kadar habersiz oldukları) tarihlerinin çeşitli versiyonları yabancılar tarafından kendilerine sunulmuştur. İnteligentsiaları yalnızca şimdi, hangi versiyonu seçecekleri ve geliştireceklerini tartışacak daha iyi bir pozisyondadır. Şimdi bile esas araç olarak Türkçe***8217;ye dayanmalıdırlar. Kendi dillerindeki okuma-yazma eksikliği, şüphesiz diğer ***8216;dış***8217; kaynaklara fiilen bağımlılığa yol açmaktadır. Entellektüeller açıkça en iyi mevcut pozisyonları seçmek için ellerinden geleni yapmaya çalışırken, toplumsal hafızalarından silinmiş kendi tarihlerinin bir versiyonunu halka kabul ettirmeye çalışmaları bir anlamda yapay bir seçim olacaktır. Antik dönemlerdeki tarihleriyle ilgili halkın kolektif hafızasının ***8216;yeniden canlanması***8217;, sonucu oldukça şüpheli bir girişimdir. Ayrıca, dha sonraki yüzyıllarda çoğalmış diğer kimliklerin pahasına bu kültürel çalışma yol tuttuğunda,kimse yardımcı olmaz ama, bu iyi amaçlı aktiviteleri yeni mitoloji yaratılması olarak tanımlanır.
***8216;Laz Rönesansının destekleyicileri, kendi dillerinin canlanması ve onun vasıtasıyla kendi kültürlerini ilerletebililerken, büyük ölçüde İslam ve Türk öğesi taşıyan günmüz Laz gerçeğine göre bunun uygunluk arzetmesi gerektiğini kabul etmelidirler. Bunun yanı sıra, Lazlardan tamamen homojen bir grup olarak bahsetmek için bir yer bulunmamaktadır. Bu durumu bazı Lazların kendileri de farketmektedir.Halkının kültürünü araştıran hararetli bir araştırmacı olan, yerel bir Laz, Lazların orijinleri ve bugünkü kompozisyonu sorulduğunda ***8216;çifte asimilayon***8217;dan bahsediyor. Biri küçük, biri büyük. Lazlar Osmanlı İmparatorluğunda kademeli olarak asimile olurlarken buna paralel Anadolu***8217;nun başka yerlerinden, Bosna***8217;dan ve Kafkasya***8217;dan göçmenlerin asimilasyonunun küçük bir ölçekte gerçekleştiğini iddia eder. Bu gözlem başkaları tarafından teyid edilmiştir: Pazar***8217;In bir köyünde, bir kaç kişi ailelerinin izlerini Samsun***8217;a götürüyor bugün hepsi Lazca konuşmasına rağmen. Kollektif hafızalarının yanısıra mezra, orijinlerinin anısını korur. Oldukça çarpıcı bir örnek, yörede ünlü bir ailenin tarihiyle ortaya çıkar. Bu aileden bir genç, en yaşlılarından başlıyarak aile ağacını kaydetmiştir, yerel olarak ünlü derebeylerinden biri olmalarına ve hepsi bugün Lazca konuşmalarına rağmen, aile geleneği açıkça Bosna***8217;dan göçü akla getirir.
Bu gelenek, Lazları bir etnik grup olarak geliştirmeye çalışanlar tarafından, Lazlara yönelik atfolunan homojenlik iddiasının nasıl şüpheli olduğunu gösterir. Verilen bu yerel çeşitlilik, yerel halkın İslam, ***8216;Lazlık***8217;, Türklük ile kompleks internalizasyonu ve Karadeniz veya daha özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi veya Rize İli***8217;Yle hüviyetlerini tespit etmeleriyle birlikte, büyük şehirlerdeki Laz entellektüellerinin ortak bir Laz bilinci dökmede başarılı olup olamıyacaklarından şüphe duyulur. Avustralya***8217;daki Türk topluluğu gibi, başka ülkelerdeki göçmen işçi çocukları arasında yapılan araştırma, daha yaşlıların Türk kimliğiyle bağlantılarıı sürdürmek için daha duyarlıyken, Avustralya***8217;da doğan genç Türklerin kendilerini Avustralya konteksitinde Türk olarak tanımladıkları, Türkiye***8217;de bulundukları sürelerde kendilerini marjinal hissettiklerini ve Avustralya ile daha fazla tanımladıklarını ortaya koymuştur (Elley, 1993). Evlilik tercihlerinde iyice görülenözellikle bir Avustralyalı Türk kimliği geliştirdikleri görülür. Aileleri çocukların eşlerini Türkiye***8217;Den seçmelerini tercih ederken, çocukların tercihi Avustralya***8217;da doğmuş ve büyümüş Türkler arasındadır. Böylece iki toplum arasındaki marjinal pozisyonları kendilerini her iki kültürle tanımlamalarına izin verir ve bir anlamda kendi gerçeğinde yeni bir ***8216;etnik kategori***8217; geliştirdikleri görülür. Benzer eğilimler Londra***8217;daki Polonyalı ve Kıbrıslı Türkler gibi diğer topluluklar arasında da görülebilir.
Lazların durumu farklı gözükmesine rağmen, farklı dillerini yaşatarak yüzyıllardır güçlü bir İslam-Türk kimliği duygusu geliştirmiş olduklarını tartışacağım. İslamlaşma ve Türkleşme sürecinde kendi kültürel özellikleri şüphesiz kaybolmuş ise de, bu değişiklikler basit olarak, son bir kaç onyılda izlenen azınlık politikasının bir sonucu değil, geriye çevirilemeyecek daha uzun bir prosesin sonucudur. Eğer günümüzün aktivistleri Laz kültürünü korumak istiyorlarsa, bunu öyle İslam öncesi/ Türk öncesi ***8216;saf***8217; formunda yapamazlar. Lazların İslam***8217;a geçirilmesinin 500 yıl önce zorla gerçekleştiğini ispat edebşlseler bile, bu süreç yüzlerce yılı aldığı için, bu durum Lazların kollektif hafıza ve bilinçlerini silmeyecektir. Klasik zamanlardaki Lazların büyüklüklerini hissettirmek, halkın kimlik duygusunda yeri olmadığı için asla yeniden yaşanmayacak bir geçmişin romantik bir araştırmasıdır. Eğer Laz entellektüelleri ve gerçek araştırmacılar Lazca***8217;yı korumak ve Lazların bilincini yakalamak ve uynadırmak istiyorlarsa, bugün halkın kimliğinin parça ve bir tarafı olan, İslam ve Türk değerlerinin Lazlara yönelik internalizasyonuyla başlamalıdırlar.
Ogni***8217;nin yazarları bugüne kadar Lazların klasik zamanlardaki rolleri ve Kafkasya miraslarına daha fazla işaret ettiler. Hiyerarşik olmayan bir şekilde, onların çeşitli kimliklere hapsolmalarını kolaylaştırmış olan, halkın yüzlerce yıllık eski deneyimlerinin birleşimi hakkında sessiz kalmışlardır. Halkın bu yeteneğini kabul etme ve dış etki olmaksızın, kültürel mirasından dilediğini koruyacak bir grubun hakkını kabul etme, etnik kimliğin daha toleranslı bir kavramını gelişmesine katkıda bulunabilirdi. Böyle bir kabul etme olmaksızın Laz otonomistler küçük bir ölçekte Türk ve Gürcü milliyetçilerinin oyununu yeniden oynamaya mahkum edilirler. Birgün ***8216;hayal edilen***8217; Laz toplumunu oluşturmada başarılı olabilirler (Anderson, 1993), ama bu, öyle dizayn edilen, halkların gerçek tarihlerini içeren kompleks kültürel akımlarla çok az bağlantılı bir yapı olacaktır.



1- İngilizce metinde Laz yerine Lazi lullanılmıştır. Yazar, bu konuyla ilgili açıklam yapıyor (çn.). Bkz. Meeker, 1971,s.321; Feurstein- Berdsena, 1987, s.s.36; Benninghaus, 1989, s.497
Lazların kendilerini tanımlamak için Moxti Laz terimi kullanıklarına ilişkin delil bulamadığımdan, Bennighau***8217;un önerdiği bu terimi makalemde benimsemiyorum(Bkz. Benninghaus,1989, s.497)
2- Feurstein***8217;in Bizanslı yazarlara yönelik müphem referansı burada hatalı olabilir: Bryer***8217;e göre, Trabzon***8217;u bir Lazlimanı olarak tanımlayan 10.yüzyıl Arap coğrafyacısı Abul Feda idi. (Bryer,1966,s.179)
.....
* Ildiko Beller Hann, Canterbury, Kent Üniversitesin'nde halen öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bu, makale, 1992-93'de Chris Hann ile ortaklaşa yapılan çalışmasının bir sonucu olarak kaleme alınmıştır. Çalışma, Büyük Britanya Ekonomik ve Sosyal Araştırma Konseyi tarafından desteklenmiştir.

Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03.08.07, 16:16
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

LAZ'LAR
Neal Ascherson'un Karadeniz adlı kitabından alıntı
Çeviri. Kudret Emiroğlu Sf. 248-264 Türiye İş Bankası Yayınları


Laz memleketine varmak için arabayla Trabzon***8217;un seksen kilometre daha doğusuna gitmeniz gerekiyor. Bu, hız yapılan tehlikeli bir yol; Karadeniz***8217;in bütün güney kıyısını dolaşan ve kasaba ve şehirleri birbirine bağlayan ve denizden beton bir engelle ayıran yeni sahil karayolu. Her kilometrede yeni çarpışmış otomobil ve kamyon enkazları geçiyorsunuz, çoğunlukla kurumuş kanla kahverengileşmişler.
Ters yönden eski İkarus otobüslerden oluşan kervanlar geliyor. Çarklı buharlı gemiler gibi kara bir duman savurarak iskele veya sancağa sıralanıyorlar. Şimdi Türkiye ile bağımsız Gürcistan Cumhuriyeti arasında sınır oluşturan eski Sovyet sınırı Sarp***8217;tan Trabzon***8217;a gidiyorlar. Yolcuları, Rus, Ukraynalı ve Kafkaslardaki her topluluktan insanlar, yanlarında toplayıp taşıyabildikleri her şeyi ***8211; çay takımları ve Stalin büstleri, oyuncak tanklar ve tuvalet oturakları, bıçak ve saatler, bahçe mobilyası ve ameliyat aletleri- getiriyorlar. Bunları Trabzon limanının yanında kaldırımda yarım kilometre uzanan yeni Rus pazarında tezgahlarda satacaklar. Satıcıların çoğu Kiev ve St. Petersburg gibi uzak yerlerden günler ve gecelerce yolculuk yapmışlar, sınırlarda rüşvet ve koruma paraları ödemişler, Trabzon***8217;daki tezgahları dağıtan Kafkas mafyasını memnun edecek özel banknot tomarları hazırlamışlar.
Burası ticaret yolu. Kadim çağlardan 1980***8217;lerin sonlarında yeniden ortaya çıkan, Sovyet İmparatorluğu dağılınca bütün doğu Avrupa ve batı Avrasya***8217;ya yayılan Pazar ve seyehat eden tüccar kervanlarının oluşturduğu ağın parçası. Çoğu ticaret yolu gibi tehlikeli. Tehlike, tüccarlar eve dönmek için Türk deri ceket balyaları, ucuz bilgisayarlar ve yağlı Batı banknotu çıkınlarıyla sınırı geçerken daha da büyük. Gürcistan***8217;ın içine bir kaç kilometre girildiğinde, Kabuleti yakınında, askeri üniformalı silahlı soygun çeteleri otobüs konvoylarını pusuya düşürüyor ve yolcuların hazinelerini soyuyor.
Trabzon***8217;un doğusunda yeşil çaylar daha da dikleşip denize yanaşıyor. Yamaçları çay bitkisi kaplıyor. Yol çayın paketlendiği Rize limanından geçiyor sonra Ardeşen***8217;den hemen önce bir köprüye geliyor. Burada ben döndüm. Burası Fırtına Deresi***8217;nin, mavi ***8211; yeşil ve buz gibi soğuk suyun, Pontus Aplerinin zirvelerinden, Kaçkar Dağı denilen suların ayrışma yerindeki çıplak taş doruklarından başlayarak çağıldayıp taşlardan atlayarak denize döküldüğü yer.
Bu Türkçe bir isim değil. Ama Lazlar ve komşuları Hemşinliler de Türk değil. Türkiye***8217;nin kuzeydoğu köşesine, Gürcistan***8217;la Karadeniz arasına sıkışmış bu iki halk farklı ve daha eski etnisitenin bölgesini oluşturuyor. Kendi Türkçe olmayan konuşma dillerine sahipler. Kendi mitleri, adetleri, kıyafetleri ve (iki halk ta müslüman ama) kendi büyüleri var. Şimdiye kadar aileden olmayan kimseyi ilgilendirmeyen düğün elbiseleri gibi kendi farklılıklarını kendilerine saklamışlar. Türk Devletinin farlılıklar konusundaki hassasiyeti düşünüldüğünde, bu akıllıca.
Kemalizm, ideoloji olarak, Avrupa***8217;da ondokuzuncu yüzyıl sonunda ve yirminci yüzyıl başında geçerli olan ***8216;modern***8217; ulusçuluğun***8217; bazı aşırı kavramlarını benimsemiş. Homojenli ***8211; tek dil, tek din, tek Volk- güçlü ve bağımsız devlet olmanın gerekliliklerinden sayılmış. Buradan, çok etnikli, merkeziyetçi olmayan ve bazı bakımlardan hoşgörülü Osmanlı İmparatorluğu***8217;Nun kör kategori ve ayrımları kadar bu bilimsel ruha karşıt bir yapılanma olamıyacağı sonucuna varılmış.
Bilim adamı Effi Voutra bunu çok güzel ortaya koymuştur. Ona göre reformdan önce Osmanlı devleti ***8216;resmin bütününün kendi örüntüsü varsa da, farklı renklerin çeşitlilği ve açık örüntü bulunmuyormuş gibi oluşturdukları bir Kokoschka resmi gibidir. Osmanlı İmparatorluğundaki farklı guruplar kabaca dinle, Ortodoks Hristiyan, Ermeni, Yahudi diye tanımlanırlanırlar, ama bu kriter bile Osmanlı tebaasından birinin Müslüman olma seçeneğiyle (Pontus Rumlarının yaptığı gibi) oldukça elastik tutulmuştur. ***8220;Tersine, modern dünya haritası, bütün şekil ve renklerin açık çizilmiş sınırları ve belirsizlikle üst üste geçişi olmadığı bir Modiglani resmi gibidir...***8221; Voutria***8217;ya göre, dolayısıyla, yirminci yüzyılın başındaki Türk Devrimi Kokoscha***8217;nın yerine Modigliani***8217;nin konmasıdır. Reformcular ve hepsinden önde Mustafa Kemal Atatürk, bu tekil, çevresi iyi çizilmiş birincil renk bloklarına arzu duydular ve ***8216;Türkiye Tüklerindir***8217; mantığı azınlıklara emniyet vermedi. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni olayları, Rumların ve ötki Ortodoks Hristiyanların yurt dışına çıkarılması, 1980***8217;ler ve 1990***8217;larda tekrar alevlenen Kürt ulusçuluğuna karşı acı mücadelenin öncüleriydi.
Daha küçük azınlıklar, bu dehşeti izleyerek, ölümcül Kemalit suçlama ayrılıçılık***8217;tan nasıl kaçınacaklarını öğrendiler. Lazlar, belki de 250.000***8217;e varan sayılarıyla, kendi kimlikleri konusunda sonsuz bir sakınım içinde ve provokasyonlardan uzak oldular. Ancak 20.000***8217;e varan küçük Hemşinli grubu, özellikle baş eğme konusunda zorlayıcı nedenlere sahipti. Bu grubun üyeleri bilinmeyen bir geçmişte Müslümanlığı kabul etmiş Ermeni soyundan geliyor ve halen eski Ermenice konuşmalarına karşın, seksen yıl önceki ana Hristyan- Ermeni olaylarından kurtulmuşlar.
İki grupta sadık Laz Türk tebası. Çay üreticisi ve balıkçı ve Hemşinlilerin durumunda yetenekli fırıncılar olarak, toplumda göze çarpmayan bir yer edinmişler. İstanbul ve batı Anadolu***8217;da kendi küçük diasporaları var ve İstanbul futbol takımlarının talihiyle yakından ilgileniyorlar. Şu ana kadar kendi adına bir cemaat iddiasında bulunmamışlar. Çoğu Türk onların varlığı hakkında bile açık bir fikre sahip değil. Onları, batıda Samsun***8217;a kadar uzanan bütün güney doğu Karadeniz bölgesinin Türkçe konuşan bölge kültürünü tanımlayan popüler ***8216;Laz***8217; terim içinde karıştırırlar.
Fırtına vadisi, ormanlar arasından, sisle kaplanıp asfalt sona erene kadar yükselip bir geçide dönüşerek yukarı tırmanıyor ve yol taşlı katır yoluna dönüyor. Arabamı daha fazla süremeyince ağaçların altına park ettim ve yaya devam ettim. Tepemden yukarda uzakta, iki yanda da yamaçlarda inşa edilmiş siyah boyalı evler, Alp çayırları gibi çimenli açıklıklara tünemişler. Tepelerden ırmak kenarına inen uzun kablolara bağlı seyehat kabinleriyle eşya yukarıdaki evlere taşınabiliyor.
O anda insan ayakları olan iki ot yığını görünüyor ve yoldan, taştan yapılmış ambara yöneliyor. Genç bir erkek yükünü indirerek bana ırmağı nasıl geçebileceğimi gösteriyor- tellere asılmış ve bir oğlan tarafından bir kolun çevrilmesiyle ırmağın karşısına yavaşça ve sallanarak geçen bir başka koca kabin var. Irmağın karşısında eğrelti otları, böğürtlen çalıları, uzun çayır otları ve İskoçya kokusu var. Ormanlarda, yabani çilek ve dikenli çalılar arasında yürüdükçe ellerimde çığ yoğunlaşıyor; bütün vadi ırmak sularının serpintisinden buharla dolu ve güneş nemli ormana ışınlarını yollarken sis bulutları yükseliyor.
Bir açıklıkta Hemşinli bir aile ahşap yaba ve tırmıklarla saman hazırlıyor. Kadınlar Hemşinlileri kendi memleketleri dışında tanımlayan siyah, sarı, leopar başörtüleri takmış. Bazıları bu örtülerin Pontus***8217;a ilk kez Hindistan***8217;dan on dördüncü yüzyılda, Trabzon açılan İpek Yolu***8217;nun parçasıyken geldiğini düşünüyor. Yol Kaçkar Dağı geçitlerine doğru yükselirken görülen kule yıkıntıları, yolun bir zamanlar, olağan Gümüşhane yolu kapandığında, Fırtına vadisinden geçtiğini düşündürüyor. Küçük Çamlıhemin kasabasında bu başörtüler bakkaldan satın alınabilir; bunların Irak***8217;ta yapıldığını ve Kuzey Irak***8217;tan buraya getirildiğini veya Kürt savaşı yoğunlaştığında, Türk sınırına Suriye***8217;den girdiğini söylüyorlar.
Halen Pontus dağlarını kaplayan koca ılıman yağmur ormanı vahşi hayvanlar barındırıyor: domuz, ayı ve geyik var. Lazlar veya belki de yalnızca uzak köylerde yaşayan yaşlı Lazlar buralarda canavarda olduğunu düşünüyorlar.
Germakoçi, örneğin, insan biçimli ama tüyle kaplı bir dev: bazen sık ormanlarda avcılara yanaşır. Durgun akıllı Germakoçi insanlara saldırma niyetinden çok merakından yaklaşır ve onların davranışlarını taklit etmekten hoşlanır; ondan kurtulmanın yolu ince bir dal yakıp sallamak, böylece dev yanan dalı kapıp kendi postunu yakacaktır. Korkuyla homurdanarak tepelerden aşağı koşar ve Karadeniz***8217;e ulaşıp kendini denize atar. Daha korkutucu bir canavar, daha eski ve dişi Didamangisa***8217;dır; o, yerleşim yerlerine yakın yaşar. Salatalıklarn olgunlaştığı mevsimde yere yakın sis gibi sürüklenir, biçimsiz ve torba gibidir, demir kancasıyla salatalık toplayan çocukları kaçırır ve kendi yeraltındaki ininde saklar.
***8216;Lazlar kim?***8217; diye sormak, kaotik ulus tanımlamalarının inşa yerinde kaybolmak demek. Avrupalı dilbilimciler ve sosyal antropologlar bu küçük halktan yüz yıldan fazla bir süredir etkilenmişler ve kendi cevapları var. Dilleri, Lazuri, eski, neredeyse kaybolmuş bir dil ailesinden geliyor. Hint-Avrupa öncesi bir dil olan Lazca, Kafkasya***8217;nın öteki üyeleri Gürcüce (en büyüğü), Mingrelce ve Svanca olan Kartvel ailesinden geliyor. Mingrelce Lazcaya en yakın olanıve iki halkın İÖ 1000 yılı kadar eski tarihlerde Karadeniz***8217;in doğu sahilinde komşu olarak yaşadıklarını ortaya çıkıyor. Bu sahil bölgesi, modern Gürcü limanlaru Poti ile Batum arasındaki, Yunanlıların Kolkhis adını verdikleri Phasis ırmağı çevresinden oluşuyor. Mitolojide burası Medeia***8217;nın yurdudur ve Kolkhis tapınağından Altın Postun çalan Arganotların hedefidir. Ama tek bir Kolkhis ulusunun gerçekten yaşamış olduğu pek olası değil. Ama tek bir Kolkhis ulusunun gerçekten yaşamış olduğu pek olası değil. Modern Abhazya***8217;nın Sohumkale bölgesinde bulunan Yunan kolonisi Dioskourias***8217;ta yetmiş farklı dili konuşulduğu söylenmiştir ve Kolkhis herhalde ***8216;İskit***8217; veya ***8216;Kelt***8217; gibi, dünyanın belirli bir bölgesinde yaşayan, geniş anlamıyla aynı kültürü paylaşan halklara verilmiş Yunanca bir addır.
Tarihte bir dönemde, Lazlar ülkelerini terk ettiler. ***8216;Kolkhis***8217; ve Kafkasları terk ederek Karadeniz***8217;in güney doğu köşesine, şimdi Türkiye olan topraklara geldiler. Mingrellerse, tersine, daha çok eski yerlerinde kaldılar; çoğu Gürcüler gibi Hristiyan dinini benimsedi. Lazlar ise, Kafkasya***8217;nın daha kuzeyinde yaşayan ve çok daha geniş bir dil ailesi oluşturan Abhazlar gibi, ondördüncü yüzyılda Müslümanlığa girdiler. Bu göç niçin ve ne zaman oldu kesin olarak bilinmiyor ama bin yıl önce, Bizans döneminin ortalarında olmuş görünüyor ve Lazlar Kafkasların Araplar tarafından işgali sırasında yer değiştirmiş olabilirler.
1864***8217;de sonunda Rus ordusu kuzey batı Kafkasya***8217;daki kabile direnşini kırdı. Abhazya ve Gürcistan sahilindeki Müslüman halkın çoğu Osmanlı İmparatorluğu***8217;na kaçtı veya sürüldü ve birçok Laz da aynı felakete sürüklendi. Az sayıda Laz Gürcistan***8217;da kaldı. Ama farklılıkları -Mingreller gibi- Gürcü siyaseti ve entellektüellerinin hoşuna gitmiyor ve haksız olarak Gürcüce***8217;nin onların anadili, Mingrelce, Lazca veya Svanca***8217;nın diyalektten ibaret olduğunda ısrar ediyorlar. Tersine görüşler ve bu dillere yazılı edebiyat ve dil bilgisi kazandırma gayretleri, Gürcü kültür ve bağımsızlığını baltalamak isteyen Rus kültürel üstünlüğüne hizmetin işaretleri olarak susturuluyor.
Fakat ***8216;onlar kim***8217; sorusu dilin kökenlerini araştıran bilim adamlarınca doğru dürüst cevaplandırılmış değil. Peki Lazlar kim olduklarını düşünüyor?
Yakın yıllara kadar bu soru Lazlar için önemli görünmüyordu. Bazıları, öngörü ve aldırışsızlığının karışımı bir duyguyla Türklerle birlikte Orta Asya***8217;dan Anadolu***8217;ya gelen göçebe bir halk olduklarını söyleyen tezi kabul ediyordu. Lazların çoğu dillerinin Türkik değil Kafkasyalı ve sınırın ötesindeki Mingrelceyle akraba olduğunun farkında. Aynı zamanda ***8216;nerden geldik***8217; sorusu karşısında oldukça karışıklık içindeler ve bazıları kökenlerini Kafkasya***8217;dan değil açıkça yanlış biçimde batıda Anadolu sahilinde arıyor.
Bu durum şimdi dünyada oldukça nadir bir portreyi, ulusçuluk öncesi ulusu ortaya koyuyor. Lazlar, ayrı dilleri ve folkloruyla, farklılıkların çok iyi farkındalar. Ama ***8216;biz kimiz***8217; sorusundan çok ***8216;biz***8217; cümlesinden tatmin olmuş görünüyorlar. Köklerini keşfetme gibi bir zorunluluk veya kollektif kimliklerini dışsallaştırmak ve Laz tarihini icat etmek gibi duygular taşımıyorlar. Ne de, yakın yıllara kadar, Avrupalıların Laz dilinin yok olmasının Laz halkı ortadan kaldıracağı ve bu iki sürecin direnilmesi gereken kötü bir gelişim olduğu fikriyle ilgileniyorlar.
Ulusçuluk öncesi tutumun dile karşı tavrı, gerçekten de, özellikle küçük etnik gruplarda düşmanca olabiliyor. Kent Üniversitesi***8217;nden profesör Chris Hann, doğu Karadeniz***8217;de sosyal antropolog olarak çalıştıktan sonra, ***8220;bizim Lazuri öğrenmek için sınırlı girişimlerimiz genellikle alay ve saçmalık nitelemeleriyle karşılaştı***8221; diye anımsıyor; ***8220;İngilizce veya Rusça gibi dış dünyada iletişime yarayabilecek bir dili öğrenmek anlamlıydı, ama Lazuri Lazlar dışında hiç bir ***8216;işe***8217; yaramazdı.
Bu görünüşte iki farklı dil kategorisi var. Bir yanda ***8216;bizim***8217; dilimiz var, evde konuşuluyor ve resmi öğrenim ve bilgilenme için uygun değil. Tersine ***8216;bizim***8217; katıldığımız daha büyük toplumun dilinin yalnız öğrenilip öğretilmesi değil, yazılması da gerekiyor. Buradan, ***8216;bizim***8217; dilimizin öğretilip yazılması yolunda bir girişiin ciddi bir yalnış anlama olduğu ortaya çıkıyor. Pratik yönüyle, bu durum ***8216;bizim***8217;daha büyük topluma katılmamızı zorlaştırır ve bütün topluma zarar verir.
Yaşlı Laz kuşağının büyük bölümü böyle düşünüyor. Ama bu yaklaşımın çok daha özel örnekleri Kafkasya***8217;da bulunailir. Mingrelce ve Gürcüce arasındaki patırtı, Mingrelcenin okullarda öğretilmesinin gerekip gerekmediği ve öğretilecekse hangi alfabenin kullanılacağı, veya dil mi yoksa Gürcücenin basit köylü ağzımı olduğu tatışmaları yüzyıldır devam ediyor. Gürcü kültürel emperyalizmi ve Gürcistan içindekiuzaktaki Moskova***8217;dan bilinçle kışkırtılan ayrılıkçı hareketler korkusunu kabul etmek değilse de, anlamak kolay. Daha şaşırtıcı olan, devrim öncesinin bilim adamı Tedo Zhordania***8217;dan 1991***8217;de baüımsız Gürcistan***8217;ın ilk devlet başkanı olup üç yıl sonra asi ve kaçak olarak ölen, parlayan ama ışıtmayan göktaşı gibi akıp giden Zviad Gmzakhurdia***8217;ya kadar Mingrel entellektüel ve siyasetçilerin, kendi dillerinin yazı diline yükseltilmesini engellemek içinbu kavgaya dahil olmaları.
Lavrenti Beria, 1930***8217;larda Gürcistan***8217;da Komüist Parti***8217;Nin başkanı ve sonra Stalin***8217;in gizli polisinin son ve en korkunç başkanı olan kişi, bu tür Mingrellerin en ünlüsüydü. Gürcistan entellektüellerinin bütün meyvelerini yok etti, ailelerini de mahvetmeye özen gösterdi. Ama kendi halkını da ayırt etmedi. Tam tersine, Beria***8217;nın zamanında Mingrel kültürünün zorla Gürcü kültürüyle birleştirilmesi hızlandırıldı.
Ulusçuluk öncesi çağda, İrlanda ve İskoçya***8217;da, Bohemya***8217;da Çekçe konuşanlat arasında olduğu gibi, Gaelce konuşan toplulukların önderleri vardı ve dillerinin, halklarının içinde yaşadıkları İngilizce ve Almanca konuşan toplumların ilerleyişine tam katılımını sağlayabilecek için mutfakta ve ahırda kapalı kalması gerektiğine inanıyorlardı. Kafkasya***8217;dan küçük bir örnek de Ubıh halkın pateti sonudur. Abhazlarla akraba bu müslüman halk 1864***8217;de Ruslar tarafından Osmanlı İmparatorluğuna sürüldü. Önderleri halklarının başta Türkçe ve Çerkezce olmak üzere başka dilleri benimsemeleri kararını aldılar ve son Ubıhça konuşan kişi olan Tevfik Esenç adlı yaşlı adam 1992***8217;de öldü.
Karaorman***8217;da, güzel Schopfloch köyünde Wolfgang Feustein adlı bir Alman bilim adamı yaşıyor. Köyün ana sokağında eski ahşap bir evde yaşıyor. Köyün ana sokağında eski ahşap bir evde yaşıyor ve ev sarışın çocuklar, kitaplar, gazeteler, yabancı pullu mektuplarla dolu. Sarı sakallı, dürüst mavi gözleri olan Feurstein zengin biri değil. Bir üniversitede ders vermiyor ve orta yaş bir Alman entellektüel için biraz olağandışı ama Here Professor hatta Herr Doktor da değil. Ama çok meşgul biri. Schpfloch***8217;daki ahşap bir evde bir ulus yaratıyor.
Feurstein Laz memleketine ilk kez 1960***8217;larda gitmiş, köyleri gezip Lazuri anlamayı ve konuşmayı öğrenmiş. Gelişmiş bir sözlü kültür, müzikve şarkılar peri masalları ve ritüeller ve kendisinden önce dilbilimcileri şaşırtan, konuşulan bir dille karşılaşmış. Ama aynı zamanda Türkçe***8217;Den başka yazı dili bilmeyen, kökenleri hakkında bir fikri olmayan, Pontus***8217;un on beş yüzyılda Türkler tarafından son fethedilişinden önceHristiyan olduklarına dair belleklerinde iz kalmamış bir topluluk bulmuş. Feurstein kitle iletişimi ve toplumsal değişim eğilimlerinin uzak Pontus vadilerine de erişeceğini ve bir şey yapılamazsa, Laz kimliğinin on yıllar içerisinde yok olacağını da öngörmüş.
Bu yumuşak genç adamın aklına gelen dinsel vahye benziyordu. Lazların bir Volk olduğunu , otantik ulusal topluluk olduklarını ve yaşamlarını sürdürmeleri, gelişmeleri ve çoğalmalarının insanlık mirasının değerli bileşenlerinden biri olduğunu düşünmüştü. Eğer bir şey yapılmazsa bu savunmasız, halen gelişiminin nerdeyse bebeklik döneminde olan bu küçük halk sonsuz kadar yok olacaktı. Feurstein onu kurtarmaya karar verdi.
Çok geçmeden başı dere girdi. İlgisi ve haraeketleri hakkında bilgiler Türk otoritelerine ulaştı. Yabancı bir bölgeye yasa dışı bir biçimde girdiği için gizli polis tarafından izlendi, tutuklandı, dövüldü ve ölümle tehdit edildi ve sonra, kısa bir hapis süresinin ardından sınır dışı edildi. O zamandan beri, on beş yıldır, Feurstein yaşamının misyonunu Almanya***8217;dan sürdürüyor. O ve ***8216;Kaçkar Kültür Merkezinden küçük bir grup gurbetçi Laz, Lazlar için yazılı kültür geliştirme görevini yüklenmiş durumdalar.
Önce alfabe geldi. Buradan başlanması gerekiyordu. Sonra ilkokullar için Lazca metin kitapları geldi ve Shopfloch***8217;dan Türkiye***8217;ye gizli kanallara ulaştı. Bir zamanlar için hiç bir şey değişmiyormuş gibiydi. Herhalde amaçlarına ulaşamıyorlardı daha büyük ihtimalle, girişimi kafa karıştırıcı ve tehlikeli bulan Laz aileler gelişmeleri saklı tutuyorlardı. Ama ilk tepkiler Almanya***8217;ya ulaşmaya başladı. Metin kitapları sayfa sayfa fotokopiyle çoğaltılıyordu. Okuldan sonra gayriresmi derslerde Laz öğrenciler tarafından gizlice kullanıldıkları haberleri geliyordu. Orda burda birkaç Laz öğretmen bu yeni fikri benimsiyor ve risk almaya hazırlanıyordu. Halen gelişimi çok küçüktü ama başlamıştı.
Şimdi ilk Lazca sözlük Schopfloch***8217;da hazırlanıyor. Lazların geçmişiyle ilgili, tarih değil, henüz bunun için çok erken, ama bir kaynak kitap ve bibliyografinin ilk ciltleri de hazırlanmakta. Şimdi vadilere kadar ulaşan süreli yayınlarda, peri masalları, folklor metinleri, geleneksel şiirler yazılıp yayımlanıyor. Bunlar ilk ***8216;Laz entelenjiası***8217; nın çalışmaya başlayıp ulusal bir edebiyat oluşturmasına yarayacak temel ham malzeme. Ve şimdiden, posta yoluyla veya Almanya***8217;ya dönen göçmen Laz işçilerin çantalarında gelen malzemeyle geri besleme başlamış. Feurstein saygıyla, Her şiirle, yeni bilinmedik bir Lazca sözlük geliyor***8217; diyor.
Kendi dilinde hiç yazmamış bir halka alfabe getirmek...bu çok az insana verilmiş bir şeydir. Mitolojide bu, gökyüzünden harf getirmek gibidir. Yanlarına Gürcü alfabesiyle karşılığı yazılmış, anlaşılır olması için Türk Latin yazısıyla yazılmış Feurstein***8217;in Lazuri alfabesini elime aldığımda, bir tür huşu duygusu yaşadım, sanki tohum ama aynı zamanda bomba gibi bir şey tutuyordum. Bir alfabeyle bir halk, küçük de olsa, bir yolculuğa çıkıyor. Önlerinde basılı roman ve şiirler, gazete ve konser programları, el yazısı aile ve aşk mektupları, öfkeli polemikler ve posterler, bildiri yayımları, tiyatro için Shakespeare çevirileri ve televizyon için soap operalar, deniz hatları için çizelgeler, doğum ve ölüm ilanları duruyor. Belki bir gün, yasalar. Ama belki, mahkum edilmiş bir hücrenin son konuşmalarını içeren broşür. Bu uzun bir yolculuk ve tehlikeli de olabilir.
Wolfgang Feurstein***8217;in Lazlar için yaptığı çalışmalar hakkında şaşırtıcı ve etkileyici görünen, ilk bakışta, tam da Avrupa geçmişinden yola çıkması. Adım adım folk kültürlerinden ***8216;modern ulus***8217; yaratma sürecini izliyor ve bunun ana hatları ilk kez Johann Herder tarafından 1770***8217;lerde çizilmişti, sonraki bir buçuk yüzyıl Orta ve Doğu Avrupa devrimlerinin çoğunda siyasal projeyi ulaştıracaktı.
Herder, Dil kökenleri üstüne denemeler (1772) adlı kitabında dilin, doğal uygu ve insani düşüncenin yansıtılacağı ortamın en güçlü dinamik olduğu diyalektik bir toplumsal geliim felsefesi geliştirmişti. Toplumlar bireylerin geçirdiği yaşlara benzer büyüme aşamalarından geçiyorlardı. Dil çocukluk aşamasında birincil önemdeydi; önceikle Homeros, Edda, Ossian örneklerinde olduğu gib, epik ve medenileşmemiş şiir biçimleriyle önem taşıyordu. ***8220;Akraba gruplar aşiret ve ulus aşamalarına geçerken dil hazinesi ne kadar önemlidir...diliyle ve dilinde atalarının yaşadğı büyük olaylar hakkında şarkıları, tarih ve şiiri yaşatırlar***8221;. Ve Herder daha da ileri giderek, ondokuzuncu yüzyıl barikatlarında oynanacak trajedi ve komedilerin baş kahramanlarını da düşündü:***8221;Bir şair çevresinde bir ulus yaratır; görülecek bir dünya verir ve onların ruhunuda bu dünyaya götürmek üzere elinde tutar***8221;.
Ulus (Volk) hakkındaki bu yazılarında Herder, Romantik ulusçuluğun en azından üç ögesini görmüştü. İlki Volk***8217;u statik değil dinamik, gelişimin ***8216;doğal***8217; yasalarına tabi, yaşayan bir organizma olarak kabul eden bir görüştü. İkincisi bu gelişimde dilin merkezi önem taşımasıydı ve bu bu görüş Herder***8217; aydınlanma***8217;nın evrenselliğinden uzaklaştırıp ulusal farklılık ve özelliklerin kutsanmasına götürdü. Üçüncüsü bu süreçte entellektüelin edebi yaratıcı ama aynı zamanda ulusal tarihçi ve sözlükçü ve sık sık barikatlardaki ayaklanma önderi olarak oynayacağı yüce roldü.
Herder***8217;in popülerleştirilen, işlenen ve kabalaştırılan görüşleri, Fransız Devriminden sonra Avrupa köktenci düşüncelerinin ana akımı içine karıştı. Hepsinde önemlisi bu görüşler ulusçuluğun siyasal programının hazırlanmasına katkıda bulundular. Avrupalı entellektüeller alfabeyle başlayan yolculuğun nereye varacağı konusunda hiç bir kuşku duymuyorlardı. Okur yazar hale gelen ve kültürel olarak kendi bilincine sahip olan bir ***8220;Volk***8221;,***8217;ulus***8217; olmaya doğru giderdi, bunun da bağımsız ulus devletin kurulmasıyla tamamlanacak bir süreç olduğu kabul ediliyordu. Frantise Palacky Çek dilini bu ruhla standartlaştırmış ve Çek tarihini kurgulamış, Vuk Karadzic tek Sırp Hırvat dilini oluşturarak sözcü hazinesine elini bundan daldırmış, on dokuzuncu yüzyıl sonunda Douglas Hyde İrlanda***8217;yı ***8216;de-Anglicise etmek için Gaelik Lig***8217;i bundan kurmuşur.
Bu entellektüeller, sözcüğün her anlamıyla ulus kalpazanlarıydı. Temel olarak köy ağzı veya sözlü gelenekleri kullanarak bütünüyle yeni olan modern dünyanın ulus devletine uyan siyasal topluluk modelleri kurmaya yöneldiler. Kayıp Homerik destanları bulmak için duyulan yurtsever ihtiyaç (Herder terimleriyle bütün ulus projesini doğrulayacak olan buydu) bazen dürüstlükten güçlüydü. James Macpherson, Ossian***8217;ın gerçek yazarı, ik hilekardı. Palacky ise Vaclav Hanka tarafından kandırılmıştı. Hanka Prag***8217;daki yeni ulusal müzenin kütüphanecisiydi ve Çeklerin otantik ulusallık iddialarını cesaretlendirmek için sahte antik el yazmaları (Vysehrad şarkısı ve Kral Wencelas***8217;ın aşk şarkısı) bulmuştu. Finlandiya***8217;dan Gallere kadar Romantik ulucçuluğun dolaplarında halen bir çok edebi iskelet beklemektedir.
O zamandan beri entellektüel dünya neredeyse tanınmayacak kadar değişti. Ulusçuluk, 1989 devrimlerinin açık kalpli, modernleştirici bçimli altında olsu, Bosna ve Hırvatistan***8217;daki jenositçi toprak kapatmalarında olsun, gücünü halen sürdürüyor. Ama eski Herderci alttan desteklemek anlayışı itibar kaybetti. Egemen ulus devletin modası geçmeye baişlıyor ve Herder***8217;in ulusu doğanın yasalarına uygun biçimde gelişip değişecek canlı bir organizmaya benzetmesi boş metafizik olarak bir kenara atılıyor. Avrupa***8217;da Faşizm alaşağı edildikten elli yıl sonra etnisite kavramı halen mayın tarlası gibi tehlikeli bir konu. Ulusçuluk üstüne çalışan çoğu kimse, etnik terimini yalnızca öznel inançlara bağlı kalaak mecburen kullandıklarını söyleyerek kaçak oynuyorlar. Paylaşılan bir dil, din, veya ortak biyolojik kökenden gelindiği inancıyla topluluk duygusunun yaşatılması hala söz konusu ama bunun oranları büyük değişkenlik gösteriyor.
Eğer söylenecek başka söz kalmadıysa, o zaman Wolfgang Feurstein anakrponizmden başka bir şey olamaz. O ancak son Herder***8217;ci, bir ulus inşa eden son Avrupalı entellektüel olabilir. Feurstein, ***8220;kendini Patusan yaşamının, halkının umut, sevgi ve güveninin göbeğine atan***8221; bir başka Lord Jim olabilir (yalnız Patuan zaten vardır ve Jim***8217;in onu kurgulaması değil yalnızca kurtarması gerekmektedir). Ama söylenmesi gereken sözler bundan fazladır.
Feurstein Laz Volk***8217;unun basit öznellik olmadığına inanıyor. ***8220;Bu Avrupalı kafasıyla icat edilmiş bir şey değil! Her köyde, onların kültürlerine önem verildiğim görüldüğünde yüzlerin ve gönüllerin aydınlandığına tanık oldum. Onlara ulus, folk veya etnitisit edeyin- bunlara aldırmıyorum. ***8220;Türkiye düzenine uyum göstermemeni yaratacağı sorunları çok iyi bilen biri olarak, siyaal perspektifler koymama konusunda çok özenli: Schopfoch***8217;daki merkez yalnızca bir Kultureis- kültürel araştırma grubu. Ama yolculuk bir kere başlamış ve yolculuğun ilk yılları daha şimdiden bildik bir yöne gidiyor.
Batılı akademisyenlerinde dahil olduğu eleştirmenlere göre, Feurstein***8217;in yaptığı ahlaki ve bilimsel olarak yalnış. Onların en kaba yaklaşımın agöre ulusçuluk her durumda kötüdü ve bunu cesaretlendirek dolayısıyla affedilebili bir şey değildir. İkinci, daha zorlu itiraz noktasına göre, bir başka toplum üzerine araştırma yapan biri, araştırma yapmanın ötesine gitmemek zorundadır. Yabancı bir araştırmacının varlığı bile bir derecey kadar incelee konusu oln toplumda etki ve davranışlarda değişiklik yaratması kaçınılmaz olabilir fakat bu toplumun tartışmalarında taraf olmak, dahası geri dönülmez biçimde onun yaklaşımlarını değiştirmeye kalkışmak, canavarca bir tutumdur ve bilimsel sorumluluk anlayışının kötüye kullanılmasıdır.
Feurstein ise olayların onu çoktan haklı çıkardağını düşünüyor. Karaorman***8217;dan Karadeniz***8217;e gönderilen alfabe canlı ve artık onun elleri dışında yürüyor, küçük ama sayılsarı artan genç Laz grubunun verdiği değerle, her gün yeni kullanım yerleri bulunuyor. Bir dil daha tarihte yok olup giderken ona kenarda durması, kayıtlarını yapıp sessiz kalması gerektiğini söylüyenlere tahammül edemiyo. ***8220;Ben bir halk hskkında yazmak istemiyorum, bir halk için yazmak istiyordum***8217; diyo, bu anlamda, benim kişiliğim yalnızca bu amaç için bir araçtı.......

Bu anlayışla, Feurstein***8217;in müdahaleciliği destekleyiciler bulmuş. Londra Üniversitesin***8217;De Kafkas Dilleri okutmanı olan Dr. George Hewitt tehlikede olan bir başka kültür, Mingreller konusunda onun duygularını paylaşıyor.

***8220;Feurstein***8217;le beni başkasının işlerine karışmak ve Mingrellerin (ve Svanların) kendi kararlarıyla tatmin olmamakla suçlayanlar, başlarını siperlerden kaldırıp bir tartışma başlama girişimi için cesaret gösteren Mingrelerin başına gelenleri unutuyorlar; [başları] bir matafor ama Mingrelya***8217;da halen mevcut koşullar belki de o kadar metafor içermiyor, başlarına kurşun sıkılıyor...İlgi duyup endişelenen Batılı dil bilimcilerinin çalışma arkadaşlarına... öğretilemeyen, yazı dli olmayan dillerin yirminci yüzyılın sonunda yaşanan bu koşullar nedeniyle bütünüyle yok olma tehlikesi karşısında olduğunu ve yaşamlaının nasıl güvence altına alınabileceği yolunda sakin ve akılcı bir tartışma başlatılması için öneride başlatılması için öneride buşlunmaları mantıklı değilmi?***8221;

Hewitt son Ubıhça konuşan kişii tanıyordu.
***8220;Kendimi, 1974***8217;de Tevfik Esenç***8217;le tanışıp birlikte çalıştığım için müthiş ayrıcalıklı hissediyordm ve o zamandan beri Kafkas dillerinin, ister bilerek veya tesadüfi görmezlikten gelme veya fiziki yok etme tehditi altında, Ubıh dilinin akibetine uğramamaları için hepimizin yapabileceği her şeyi yapması gerektiği inancım hiç sarsılmadı.***8221;

Feurstein***8217;a yapılan son suçlamaya verilen gerçek cevap bu- Lazları dil ve kültürlerini savunma konusunda cesaretlendirerek gerçekte onların özgürlüğünü kısıtladığı için suçlanıyor. Şu anda, bu eleştiriye göre, Lazlar çok kimlikli bir seçenek karşısındalar, büyük Türk toplumunun, bütün olanaklarıyla, tam üyesiler ve aynı zamanda evlerinde özel Laz varoluşlarını da sürdürebiliyorlar. Ama eğer Laz ulusçuluğu gelişirse, özümlenmeyi reeddederlerse, bu iki kimlik uyumsuz hale gelecek ve Lazlar ikisi arasında seçim yapmaya zorlanacak. Bu eleştiriye Feurstein ve desekleyicileri, ikili kültürün artık bir tercih hakkı olmadığını söylüyerek karşılık veriyorlar. Yazıya geçmeyen Lazurinin, Ubıhça gibi öleceği kesin ve onunla birlikte bu küçük ama özgün insan grubunun kalbide atmaz olacak.
Feurstein***8217;in yaptığı seçimi darlaştırmak değil geniletmek. Ona göre, Hewitt***8217;e de göre olduğu gibi, bilim adamı bir kamera değildir ve bilim adamının görevi yalnız kaydetmek değil, bilgi sunmak ve şunları söylemektir:***8221; Bu son kaçınılmaz. Yaşamı sürdürmenin tek yolu var ve ben bunu size gösteriyorum.***8221;
Bu yolculuğun sonu nereye varır? Sağduyu, ellerini ovuşturarak, umutsuzca bir olayın bir ötekini izlemesi gerekmediğini bağırıyor. Bir dilde okuma kitabı yazma kararının, gösteriye, gösterilerin kafalarının kırılmasına, kışkırtma davalarına, Birleşmiş Milletlere dilekçe verilmesine, kahvelerin bombalanmasına, büyük güçlerin arabuluculuğuna, şehitlerin cenaze törenlerine, bayrağın dalgalandırılmasına yol açması gerekmiyorlar. Bütün Laz hevesliler anılarını saptamak, kendi kültürlerine sahip çıkmak istiyorlar.Bu fazla bir şey, bir provokasyon değil. Mantık olarak, yolculuğun burada durması gerekir- Türk Devleti içinde daha rahat bir yer için kısa, barışçıl bir yolculuk.
Ama yolculuk sertleştikçe gerisi gelir. 1992***8217;de Feurstein***8217;in alfabesi ilk kze İstanbul***8217;da bir gösteride öğrenci pankartlarında görüldü. 1994 başlarında Ogni adlı Türkçe ve Lazca bir dergi İstanbul***8217;da bir grup genç Laz tarafından yayımlandı. Editör ilk sayıdan sonra tutuklandı ve şimdi ***8216;bölücülük***8217; suçlamasından yargılanıyor. Derinin ikinci sayısı bir kaç hafta sonra çıktı. Birincisinden daha açık biçimde Laz kültürünün asimilasyonuna son verilmesi çağrısında bulundu. Yayımcılardan biri ***8220;yeni bir çağ başlıyor***8221; demişti.
Kadmos, Thebai***8217;nin ilk kralı, Yunanistan***8217;a alfabeyi somuştu. Ama aynı zamanda silahlı insanların filizlendiği ejderha dişlerini toprağa diken de oydu.

Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03.08.07, 16:17
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Osmanlı Lazistanı'na Yolculuk

Niko Marr


Türkiye Lazistani'na yapilacak bu gezimin amaci, buranin kadim yerlileri olan Anlarm ya da daha yeni bir terimle söyleyecek olursak, LazIarin dilini incelemekti. Ana dilinin incelenmesi, Yafetik diller grubu, yani Gürcüce ve onunla akraba diller ve lehceler hakkmdaki bilimsel bilgilerin mevcut durumdan dogan gercek bir gereksinime dayanmaktadir. Yafetolojinin, Semitik dillerle karsilastirma ve kendi lehcelerine ait materyaller temelinde insa edilmis tarihsel bir fonetik sinavindan gecmeye ihtiyaci vardir.

Yafetik dillerin tarihsel fonetigini Lazca ya da Anca materyaller temelinde olusturmak gerekmektedir. Bize Kolkida hakkindaki klasik efsanelerin Rion dönemiyle degil de Arux dönerniyle ayni zamana rastlamasi sorununu aciklamak icin bir temel sunar. (Cünkü Arux Yafetik dillerin fonetigine göre korox bicimine kadar iner, bu da Grek efsanelerinde saklanmis olan galx ya da kolx sözcügtlnün ( 1 ) yerine ( r ) gelmis olarak ismin 1 -de 1 halindeki bicimidirAnlarin bütün olarak bugünkü duruma eskiden itildiklerini, ancak bunun bir kerede olmadiginda s üphe yoktur. Ya Megreller ya da Anlar (Irux'un dogusundaki yerli halki temsil ediyorlardi. Arux'un sol kolu imerxev'in havzasinda ise Gürcü-Kartlar ancak 8. yüzyilin sonlarindan beri vardirlar. Onlardan önce gelen Erineniler de ayni sekilde Anlarin topraklarina yerlesmis yabanci bir kavimdi. 8-9. yy. Gezgini Grigori Xanzhtiyski'nin biyografisi sayesinde bizde Klarceti hakkinda olusan izlenim ilgimizi Klarceti'nin cografi terimler listesinde Anca kalintilari bulrnak iQin mca metinleri sekti.

Gürcülerin An ( /Tan-eb-i)dedikleri ve eski Ermenilerce Tsan olarak bilinen Lazlarin diline özel bir dikkatle yaklasmamizi gerektiren daha baska kültürel-tarihsel sorunlar da vardi. Bronz pgt da dahil olmak azere bazi metallerin isimleri uzerinde calisirken onlarin Yafetik kökenine isaret eden belirtilere rastladim ve dilbilimsel argümanlanmi Lazca verilerle sinamak istedim ki bunlar arasinda LazIarm dogal adlarmin (Tsan ya da Tsayn) tarihsel fonetigimize göre £ayn (£ain, Zayin) incil'de gecen, bakir ya da demirin mucidi, "bakir ya da demirden bütün silahlarin yapimcisi" efsanevi kahraman "Tubal Kain" ya da "Fuval Kain"in ikinci isminden geldigi de var.Nihayet eski Gürcüce edebi, daha dogrusu kilise dilinin incelenmesi Megrelce ve Anca kökenli bazi sözcükler ve ifadeleri aQiga gikarmistir. Bunlar arasinda Hiristiyan Kilisesi'nin ( ) aksam yernegi ve ( ) alqam ayini gibi önemli terimleri de vardir. Bunlarin aciklamasini Anca ve Megrelce de buluruz: ( ) Bu dillerde gece, alqam anlamina gelen siradan bir kelimedir.

Meselenin bu yönünün daha da ayrintili bir bicimde aciklanmasi eski Gürcüce yazili anitlarin tarihlerinin belirlenmesi ve genelde Gürcü edebiyatinin tarihi agisindan olaganüstü önemdedir. Mesele bu ki Grek - Bizans dünyasinin Gürcü kilisesi ve Grekcenin Gürcüce üzerindeki dogrudan etkisi belli bir tarihten itibaren baslliyor, ama ne zamandan? Bu hususta yerel gelenekler günumuze ulasmamistir. Yerel gelenekler Grek etkisini efsanevi bir bigimde Gürcüstan'da Hiristiyanligin dogusuna kadar götürmektedir. Gürcü Kilisesi'nin baslangic dönemi Hiristiyanligin dogusu dönemine kadar gitmektedir. Gürcü Kilisesi'nin baslangic dönemi eski Dogu Suriye (Siryak) - Pers - Ermeni Kilisesi ile birlik iginde gecmistir. Bu nokta baska seylerle birlikte incil'in Gürcüce Qevirilerinden acikca anlacilmaktadir.



Klasik edebi eserlerden ögrendigimize göre, Gürcü Kilisesi mensuplari, daha 8., 9., 10. ve hatta 11. yy. da bile Grek ortodoks ögretisine uygun bicimde, eski Gürcüce gevirilerin gözden gecirilmesi, Grekce orijinalleriyle karsilastirilip uygunlastirilmasi veya eski Ermenice cevirilerle karsiIastirarak tümüyle Grekreden yeniden ceviri isiyle ugrasiyorlardi. Bu durum ayni zamanda Grek etkisinin tasiyicilarinin esas olarak, (Inlarin anayurdunun bulundugu bölgeden gelen Gürcü Kilisesi'nin ögret menleri olmasiyla da aQiga cikmaktadir.

Genel olarak Dogu Gürcüstan üzerin deki Grek etkisinin, Megrel-Iverler ya da Laz-Anlar olarak Bizansla dogrudan temasta bulunan LazIar ve Meg reller, yani Anlar ve iverler araciligiyla gerceklestigi a priori olarak görülmektedir. LazIar ve Megreller, bir yandan Grekceye eklenmie seylerin et kiseyle, öte yandan Gürcüceyle akraba diller konusmalari itibariyle, Grek Kilisesi'nin etkisinin Gürcüstan'da yayilmasi ve özellikle kilise literatürünün Grekce'den Gürcüce'ye cevrilmesi gibi bir misyon igin dogal olarak cok uygundular. Gercekten de eski Gürcüce metinlerde Anca ve iverce metinier görülmeye baslandigi zaman, a priori olarak muhtemel olan bu düsünce sag lam bir olgunun önemini arttirabilir.

Gürcüstan'da Anlar-LazIarin Hiristiyanlasmasindan önce, yani 11. yüzyildan önce, Grek-Bizans Kilise si'nin etkisinin gelismesinin mümkün olmadia 7 ini kabul etmek gerekir. Lazistanla ilgili ge5itli sorunlarin hepsi, eninde sonunda Lazca'da ya da daha dogrusu Anca'da kendine bir destek arayacaktir.

(Inca'ya Rusya sinirlari iginde Batum oblastinda Batum'dan batiya dogru üg saatlik yolculuk sinirlari iQinde', deniz kiyisinda ve daha yukarilarda, Murgul Bogazi'nda rastlarnak mümkündür. Ancak bu dilsel bölge ve Hopa kasabasi ile birlikte Türk sinir 5eridi, Gürcüce ve Megrelce'nin güclÜ bizzat Batum'da da LazIarin sayisi az degildir. Ancak bunlar göcmendir.etkisi altinda kaldi. .


Bu nedenle Türkiye Lazistani'na vermeye galisiyordun yaptigim bu gezinin temel görevi, Ana ziyaretlerimizin amaci Laz dilinin mümkün oldugunca Gürcüce'nin anlamayi kendi görevi ve Megrelce'nin etkisinden arinmis dilini incelemek icin olarak incelenmesi idi .

Resmi makamlardan yardim görme umudunu yitirmeye baslayinca, özel kisilerden yararlandim. Talihim beni Batum'da, Türkiye'de 20 yil kalmis bir Gürcü ile karsi1astirdi. Ona iver Manastiri'nda ve 1898 yilinda Atina'ya giderken istanbul'da rastlamistim.

Onuun araciligiyla Arhavili bir Lazlatanistim ve bu kisiden, sonradan Lazistan'daki en büyük koruyucum ve iyi yürekli, entellektüel Lazca ögretmenim olan Fevzi Bey'e bir tavsiye mektubu aldim.Arhavili Laz Türkce konusuyordu ve görünüse bakilirsa anadili Anca'dan utanjyordu. Lazca (Anca) konusunda benimle konusmasini istedigim zaman, Türkse kacamak bir yanit verdi: "Migrelce bilursun, birdir." Arhavili yine de bana su bilgiyi verdi: "Atina'nin ötesinde yalnizca iki köyde Lazca konusuluyor, sonra da Rize tarafinda Lazca bitiyor. Rize'nin icinde elbette Lazca konusan Lazlara rastlaniyor. Ama bunlar göcmendir. Ülkenin icinde Lazca ancak yaylalara kadar genisliyor. Denize yakin yerlesim birirnlerinden, ömegin Atina'dan ülkenin iglerine dogru ilg dört saatlik bir yolculuktan sonra Lazcanin konu§uldugu en ug noktaya variliyor. Atina'da konusulan Lama pek temiz (an) degildir; eski adetleri ve saf Lazcayi Arhavi'de bulabilirsiniz."


Arhavili Lazin verdigi bültün bu bilgiler, genel olarak kisisel gözlemlerimi dogruluyordu. Batum'dan daha baska kisiIer, bu arada gimnazyum'dan arkadasim Batum Günirüsü'nde mernur olan N. Eliava'da karantinanin söz konusu olmadigini, Hopa ve äteki Laz kasabalarina giden kücük bir vapura binmek icin vaktim oldugunu söylediler. Epey tereddütten sonra nihayet bana yine Batum'dan dönmek kosuluyla, Rusya'dan getirdigim aletler ve aygitlarin dönüste gürnrüge tabi olmadigina dair belgeyi verdiler.



Resmi makamlara son yararsiz basvurum, Rize temsilcimize Lazca ko. nusan LazIann en batidaki önemli merkezi Atina'ya fotograf makinesi ve bilimsel materyallerle cikisimi kolaylastirmak icin önlemler almasini isteyen telgrafim oldu.

Böylece, Batum ile Trabzon arasmda kiyi ulasiminda kullanilan vapura bindik. Vapurun adi "Trabzon" (Trapezund) du. Batum'dan 31 Agustosta ögleden sonra saat 4.15'te ayrildik. Yelkenli ile gitmeyi reddettigimiz icin knez N. F. Eristov'un verdigi (>ruh nehrinin agzindan bir verst batida bir Sehrin kalintilarinin oldugu ve bunun Petra Sehri oldugu sek-Iindeki bilgiyi dogrulama olanagindan yoksun kaldik.

Vapurda ara sira Anca komismal: duyuluyordu, ancak uluslararasi dil görevini Türkce görüyor. Vapur Ermenilerin, kaptani Türk. Büfede calisanlann biri Ermeni, digeri Türk. Yolcular arasinda birkac Grek ve zengin Hemsinli var. Hemsinliler Rusca konusuyorlar ve kaptanin yardimcisi da Ermeni. Benim bilirnsel galismalarimdan, özellikle Ani kazisindan haberdar. Onun vapurdaki yerlilere tavsiyeleri bana özellikie Arhavi'de cok yardimci oldu.

Ancak beni bizzat LazIarin kendi anadillerine bakis1ari ilgilerdiriyor. GOvertede Ancanin üc agzi konusuluyor: Atina, Arhavi ve Hopa. Bir Hopalinin görüsüne göre, en saf konusma dili (3xal'da. Ancak muhataplarimin cogu er) temiz konusmanm Vige'de oldugunu teyit ediyorlar. Atinahlar hakkmda, onlann Canca ögrenmis Grekler oldugunu ve Anca'nin onlann agzinda bozuldugunu söylüyorlar. Söylediklerine göre, Atinahlann telaffuzlan bozukmus.

Gece Atina'ya ulastik. Ancak bizi 1 Eylül sabahina kadar beklettiler. KaMi lanmamiz da dostga degildi. Rize ternsilcimizden ses gikmadi. N. N. Ktihanov ile beni bir sorgudan gecirdiler. Kurye pasaportuma el koydular ve ancak 10 gün sonra geri verdiler. Bu süre icinde kisisel baglantilanm, nihayet bölgede bulunusumu tahammül edilebilir bir hale getirebildiler.

"Trabzon" vapurunun sahibi olan Sirketin kiralik odalan olan kocaman kahvehanesinde kaldim. Burada göcmenler kolonisi ile karsi1astim. Müslüman Gürcü, Rusya'dan kagmis Tevfikbey Bejanisdze, Grek doktor Atanasiades, Errneni Feldser

Tevfik Bey, Baturn'un Müslürnan Gürcülerindendi. ' Edebiyatin ebedilestird igi bu tip Fransa nin taninmis bir güney eyaletinden. Politik kahramanliklari kendi anlatimina bakilirsa, süphesiz güney adetlerine yabanci biri izlenimi uyandirabilirdi. Büyük olasilikla bu korkusuz kahraman kaderini kendi anlattiklarina borcluydu: Rusya icin büyük tehlike olarak taninan biriydi.

Atina'ya yerlestigimiz ilk günlerde bana cok büyük yardimi dokundu.Tavsiye mektubunun kendisi degil ama Fevzi Bey'e yazilmis olmasi, bana dili üzerine, yerinde ve serbestce karsilastirmali casmalar yapma olanagi sagladi. Mamafih, bütün LazIar Fevzi Bey'e arastirmalarimda bana yardim edebilen tek kisiye, benim hic kirnseye arnaclarimdan söz etrnemem gerektigini söylediler

Fevzi Bey ya da Tilaturzade Fevzi Efendi'nin annesi Gürcü, fakat kendisi sadece Türkce ve Anca biliyor. Fevzi Bey'in filoloji caltsmalarina neredeyse dogustan bir ilgisi var. Diyebilirim ki saglam bir dilbilimsel icgüdüye sahip. Lazistan'daki cografi adlann kökeni üzerine bir teori gelistirmis kendine Lazca'da 1 K cegisin düzensizligi yas Fevzi Bey sabah erkeni saatlere dek benimle yorulmuyordu. lki gün bas1adi. Fevzi Bey oruc tuttu benimle Wun saatler sü devam ediyor ve Cam sözlügü konusunda bana materyal sagliyordu. .

Bu rastlantisal Anc arasinda 25 yaslarinda, bir calisan, yalnizca Rize'de Carahoglu'da vardi. $ev yerlileri tavsiye etmiser, bir süre Sonra onun Palavit Köyü'nden geldig iyi bir üne sahip olmadigi, Kendine Ali Kaptan : adini veren sade görüz kayikgi benim icin özel edilmisti. Ali Reis, Atine Bulepli idi. 37 yasinday( Batum arasinda calisiydu bana cok Anca konusma Özellikle Bulep agzi üze yapmnak icin, Bulepli kahvehane sahibi Bali Efendi ve yine orali 12 y Kernal Baltazade bana materyaller verdiler.

11 Eylül'de N, N.

Birlikte, kilavuzumuz Ali cindeki bu geziyi gerceklesturen Reis tam bir Müslüman.. Bütün gün suya el bile sürmedi. Ali Reis, ayni zamanda siyasal konularda olaganüstü serbest fikirli idi. Onun sözlerine bakilirsa, Türkiye bir monarsi degil cumhuriyetti. Rusya'ya geri kalmis bir ülkeye bakar gibi tepeden bakiyordu. "Bizde özgürlük var" diye rahatca beni temin edebiliyor; "kimi akilli ve iyi görüyorsak, bizi yönetmesi icin istanbul'a onu yerlestiriyoruz." Toplumsal sorunlara ilkel bir sadelikle yaklasiyor. "Burada her calisanin mali mülkü vardir" diye ders veriyor. "Herkesin topragi var. Rusya'da ise toprak bol ama birkac asilzadenin elinde" Odesa'da hemsehrilerine "Sis! Sis!" diyerek satasirlarmis. Görünüse göre bu Grekce, (domuz) demek ancak o inatla bu sözün Rusca oldugunu, Ruslarin Müslümanlara böyle davrandiklarini iddia ediyor. Ali Reis Rusga'dan yalnizca küfürleri biliyor ve bunlari Anca konu5urken anlamlarini bilmedigi icin masum ünluleriymis gibi araya katiyor. Yolumuz Atina Nehri'nin sol kanadi boyunca uzaniyordu, buraya sehirden nehrin agzi üzerinde köprü görevi gören bir cift kalasin üzerinden gecerek geldik.

II. Bölge

"Laz" terimi, daha önce agiklandigl gibi 3 "Zan"larin ya da "(San"larin ülkesinin Elenize olmu bicimidir. Bu terim, (-la ) önekinin yardimiyla olusturulmustur: La-z[an]-i. Bu isim ne Ancadan ne de Megrelce'den gelmektedir, olasilikla Yafetik diller grubunun Svanca koluna ait bir dilden mirastir.' N. Marr, Ermeniler, Gürcüler, AbhazIar ve Alanlarin Vaftizi, Rus Arkeoloji Demegi Yayinlari, Cilt XVI, s. 165-166

An adi Megrellere gecmistir. Lazika denilince genellikle iverya-Meg. relya anlasiliyordu. Ancak daha sonra' lari ömegin imparator irakliy zamanmda Megrellerin adi Anlara gecti. Megreiya denince Lazika anlasilmaya baslandi. Böylece bazen Trabzon anlatilirken bu sehrin Megrelya'da oldugunu okuruz.

Eskiden Laz (An) kabilelerinin yerlestikleri yerler gok büyük bir olasilikla yalnizca illkenin iclerine dogru degil, fakat batida Kizilirmak'a kadar uzanan önemli ölgüde genis bir alani kapsiyordu. Nitekim Kizilirmak'in ilk adi olan Hallys, Lazca (Anca)'da, irmak anlamina gelir.

Anlar kendilerini sadece Laz olarak adlandirirlar. Fevzi Bey'in su gözlemi ilgingtir: "istanbul'da Samsunlular ve Sinoplular dahil bütün Karadenizlilere Laz derler; Sinoplular Samsunlulara, Samsunlular Trabzonlulara, Laz derler. An "bizim Sehirliler, Rizeliler ve geri kalanlar dogruyu söyler. En azindan simdi biz Rizelilere Laz demiyoruz."

Fevzi Bey ayrica sunlari ekledi: "Gümüshaneliler Erzurumlulara Laz derler. Erzurumlular ise bir yandan Gümüshanelilere, öte yandan da bütün sahil ahalisine Laz derler." Bugün Anlar güneyden Müslümanlasmis Ermeniler olan Hemsin(Ii)ler, güneybati ve batidan Türkler, daha dogrusu Türklesmis Anlar dogudan ve güneydogudan aralarinda bir cok Gürcüleemis Anlar ya da LazIarin bulundugu Müslüman Gürcülerle kusatilmistir. Burada, Grekleeen LazIara deginmiyoruz.



Laz ülkesinin güneyde dogudan batiya uzanan bugünkü önemsiz kalintisi ana parcadan bir dag zinciri ile ayrilir. Bu siradaglar icinde 3.000 metrelik zonlular da Rizelilere cak" diyor Fevzi Bey, Vergmbek ve Cimil dorugu ile taninmie fakat pek az gezilen Gürcü manastiri ,Parxal bulunur.

Ne var ki bu zirveler denizden görülmez. Buradaki dag zinciri ya da orrnanlar önünde, deniz tarafindaki daglarin genel adi, Anca'da Kackar-i, Hemsince'de Xagkar'dir. Kackar'da yüz kadar yayla vardir. Ancak bugün bunlarin hepsinde Hemsinliler vardir, bunlar arasinda
1) Akrak (kare. Erm . ),
2) Abu-tsor (kare. Erm.
3) . (Hemşinlilerde Xaçkar).

Yukarida gösterilen sinirlar icindeki alan, Trabzon vilayetinin Rize sancagina bagli iki kazayi kapsar. Kerner'den Gurupi'ye dek bir kaza, Atina kazasi ve Gurupi'den Kotrnis'e (bes verstlik haritada-Kotmus) kadar ise Hopa kazasi.

Vitse ve Arhavi'de müdürler bulunur. Lazlari güneyden gevreleyen Hernsinler Müslüman Ermenilerdir. Bunlar yalnizca din degistirrnekle kaimamis, anadillerini de önemli ölgüde unutmuslardir. Hala Enneni dilini saklamis olan köyler, Hopa kazasina baglidir.

Yalnizca Atina kazasinda 69 muhtarlik ya da köy vardir. Bunlardan 6411 Anca (Lazca) konusur.

1- Deniz kiyisinda ya da Atina kazasinin bati kenarinin denize yakin kisminda:

1) Kukulat

2) Laros

Bir görüse göre bu iki birimin her ikisi bir köy olustururken, bir baskasina göre Laros, Tordovat'in "Mehlesi"dir. Bundan sonra;
3) Tordovat
4) Dudxevat

Fevzi Bey'in babasinin sözüne göre Dutxevat, Tordovat'in mehlesi ya da rnezrasidir.

5) Kalecuk, Tordovat'nin iskelesi
6) Zelek

7) Meliat (kiyida)

8) Kemer (kiyi seviyesinin üsto layarak son altrn denizci; en i Bunlarin hepsi bölgesindendir

Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 03.08.07, 16:30
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Lazi is. Antik Çağdan günümüze değin Güney batı Kafkasya ve Kuzey Doğu Anadolu***8217;da yaşayan bir halkın kendini tanımladığı isim.

Antik Yunan kaynaklarında:

Lazi (***923;***940;***963;***959;***953; [Arrian, Peripl. s. 11; Plin. vi. 4])

Laze (***923;***945;***950;***945;***953; [Ptol. v. 10. § 5]).

Gürcüce Megreli, ***268;***8217;ani

Orta dönem Ermenice Çen (Tvn) (Vaux, 1996: 3)

Türkçe Laz.

Trabzon ve Rize Türkçe dialektlerinin terminolojisinde:

(Bk) mo***7723;ti, komo***7723;ti (Trabzon, Rize)

Laz tarihi açısından bilinen en eski arkeolojik kanıt, Urartu kralı II. Sarduri dönemine ait bir kitabede sözü geçmekte olan Qulha adlı ülkedir:

***8220;İldamuşa kenti, Qulhai halkının kralı olan ...***8217;nın krallık şehir***8221; (kralın adı çözümlenememiştir) bahsedilen ülke Kolhis olmalıdır (Bk. Kulha)

Arrian, Abhazya***8217;nın kuzeybatı sınırında, Malassa adlı bir kralın Palaia (eski) Lazikê olarak adlandırılan bir bölgeden bahseder (Per.15) ve Trabzon ile Dioskuria (Sebasto-polis) arasında yaşayan halklar arasında Lazlar***8217;ı da sayar:

(Kolhlar, Saniyalılar, Malahonlar, Heiohlar, Helonlar, Tsitreitler, Lazlar, Apsiller, Abaz-glar, Sanigler) (Per.11)

Roma imparatoru Diokletian (284-303) Dönemi***8217;nde, Kırım***8217;lı Sauromat***8217;lar, Lazia***8217;yı işgal eder ve Kızılırmağa (Halys) kadar iler-lerler. Kiros***8217;u Theodereti (MS 293-466) Laziler, Sanigler ve Abazlar***8217;ın Roma***8217;nın egemenliğini kendi istekleriyle kabul ettik-lerini yazmıştır (Theodereti Episcopi Cyren-sis Graecorum affetionum curatio, ed. J. Raeder, Lpz. 1904, s. 223, 15; ed. P. Canivet, Theodoret de Cyr, in: Sources chr. T. 57, 1u, 2.p 1958; T. 2. S. 339; 17-340, 1 mit a.1 des Thrapeutique des maladies Helleniques)

Bizanslı yazarların seyrek de olsa adından bahsettiği Lazi Halkı***8217;nın tarih sahne-sinde boy göstermesi, MS 456 yılında Roma İmparatoru Marcian***8217;ın Laz Kralı Gobazes***8217;e (Gubaz) boyun eğdirmesiyle başlar (Prisc. Exc. de Leg. Rom. s. 71; Le Beau, Bas Empire, vol. vi. s. 385)

İmparator Justinian ve Chosroes arasın-da, Phasis nehri havzasında yaşanan kıyası-ya mücadele, en ince ayrıntılarına kadar kaydedilmiştir (Procop. B. P. ii. 15, 17, 28, 29, 30, B. G. iv. 7--16, Agath. ii. iii. iv. ss. 55-132, 141; Menand. Protect. Exc. de Leg. Gent. s. 99, 101, 133--147; Gibbon, c. xlii.; Le Beau, vol. ix. ss. 44, 133, 209--220, 312-353)


Özellikle Prokopius***8217;un (MS 554) notları Tzani/Çani***8217;ler hakkında bizzat kendi gözlemlerini yansıttığı için son derece değerlidir:

***8220;Tzaniler, kadim zamanlardan beri, her-hangi bir hükümdara bağlı olmayan bağımsız bir halk olarak yaşamışlardır. Vahşice bir yaşam biçimi sürdürerek, ağaçlara, kuşlara ve çeşitli mahluklara tanrıları gibi hür-met ederler ve onlara taparlar. Ömürlerinin tamamını gökyüzüne doğru uzanan ve or-manlarla kaplı olan bu dağlarda yaşayarak geçirirler, ama hayatlarını, ziraat ile değil, haydutlukla ve eşkiyalıkla kazanırlar. Zira, toprağı işleme konusunda usta değillerdir ve memleketleri, sarp dağların en az olduğu yerlerde bile oldukça engebelidir. Bu yaylalar, engebeli olmanın ötesinde, son derece taşlık, işlenmesi zor ve hiç bir mahsule uy-gun olmayan bir toprak yapısına sahiptir. Onlar tarım yapacak olsalar bile, ürün ye-tiştirmek için yeterli toprak bulamazlar. Bu-rada, ne araziyi sulamak, ne de tahıl yetiş-tirmek mümkün değildir; çünkü bu bölgede düz bir arazi bulunmaz ve hatta buralarda ağaç da yetiştiği halde, bunlar meyve ver-meyen ağaçlardır. Zira bu bölge; bitmek bilmeyen kışın etkisiyle, uzun süre kar altında kaldığından, ilkbaharın başlangıç dönemi son derece belirsiz ve düzensizdir. Bu ne-denlerden dolayı Tzaniler eski çağlarda ba-ğımsız bir yaşam sürmüşler, ama şimdiki imparator Justinianus***8217;un saltanatı sırasında, general Tzittas***8217;ın komutasındaki bir Roma ordusu tarafından bozguna uğratıldılar ve hepsi kısa sürede mücadeleden vazgeçerek boyun eğdiler. Böylece, tehlikeli bir özgür-lüğün yerine, sıkıntısı daha az olan esareti tercih etmiş oldular. Ve onlar hemen Tanrıya itaat ederek, Hristiyanlığı kabul ettiler. Böylece, her tür haydutluktan vazgeçerek yaşam biçimlerini huzurlu bir yola sokmuş oldular ve daha sonra düşmana karşı sefere çıkıldığında, her zaman Ro-malıların yanında yer aldılar***8221; (Prokopius, Buildings, III. vi. 17; AMC 101)

Prokopius, Tzanika seyehatinde bugünkü Bayburt şehri civarından Trapezus kentine doğru yolculuk ederken Ermeniler ile Tzaniler arasında Horoni adlı bir kale inşa edildiğini (Prokopius, Buildings, III. vi. 15- 17) ve Horoni***8217;den iki gün uzaklıktaki bir yerde Tzanilerin Okeniti (bugünkü Çaykara Ogene köyü?) olarak bilinen bölgesinin baş-ladığını ve Kharti (< bugünkü Bayburt Hart köyü?) adlı bir bölge eskiden inşa edilmiş bir kalenin İmparator tarafından tamir etti-rildiğini yazmıştır (Prokopius, Buildings, III. vi. 18-19)

Laz***8217;lar Roma İmparatorluğu***8217;nun doğu sınırını korumaları karşılığında yarı bağımsız krallıklarında özgür bir hayat sürmekteydiler Agathias***8217;ın yanısıra Prokpius***8217;un notları da (MS 6. yüzyıl) bu ilişkiye tanıklık etmektedir:

***8220;Laziler ilk önce Romalılara bağlı kalarak Kolkhis***8217;e yerleşmişlerdi. Ama sadece onlar vergi ödeme ve Romalıların her dediğini yapmakla yükümlü değillerdir. Kralları öldüğü zaman, Roma imparatoru, tahta geçecek olana imparatorluğun simgelerini göndere-cek ve onlarda Roma***8217;nın sınırlarını koruyacaktı. Düşman Hunlar Kafkas dağlarını aşıp Lazika***8217;yı geçip Romalılardan hiç para ve ordu yardımı almadan ama Pontos Euxe-nios***8217;un etrafında yaşayan Roma halkıyla ti-caret yapacaklardı. Kendilerinin tuzu, hububatı ve iyi bir şeyleri yoktu. Ama ihtiyaçlarını köle ve deri vererek karşılıyorlardı***8221;

(Procopius, Peri ton Polemon, II. XV. 1-6; AKKB 212)

Kolhis***8217;teki sayısız küçük kabilenin tek hakimi olan Laziler, genişleme arzusu duyarak bölge üzerinde hakimiyet kurmak isteyen Pers ve Roma İmparatorlukları ile Kafkasya***8217;nın kuzeyinden talan amaçlı akın-lar yapan atlı göçebelerin arasında sıkışmış bir pozisyonda yaşamak zorunda kalmıştır. Perslerin amacı Lazileri bölgeden atıp yerlerine kendi halkını yerleştirmek olduğundan, Lazlar Roma***8217;ya yakın durmuşlardır.

Lazi***8217;ler, MS 520 - 512 arasında bir tarihte, Theophane döneminde Hristiyanlığı kabul edip (Gibbon, l. c.; Neander, Gesch. der Christl. Religion, vol. iii. s. 236), 6.-7. yüzyıllar Kolhis***8217;e hakim olup güneye doğru inmiş ve Batum ile Akampsis (Çoruh) nehri arasına yerleşmiştirlerdir.

MS 6. yüzyılda yaşamış olan Bizans tarihçisi Agathias, ***8220;Lazlar büyük ve gururlu bir halktır ve onlar, oldukça önemli başka kavimlere hükmetmektedirler. Kolkhidalıların antik isimlerine bağlı olmaları ile abartılı bir şekilde gurur duyuyorlar ve muhtemelen kibirli yaklaşımları da bundan kaynaklanmaktadır. Eminim ki, bize bağlı kavimler arasında, böyle bol insan gücü kaynaklarına sahip olan, bu kadar ideal bir coğrafi ko-numa sahip olan, böylesine bolluk içinde bir yaşam biçimleri olan ve böylesine yüksek bir medeniyete ve inceliğe sahip olan, bir başka kavim daha yoktur***8221; (Agathias III, 5.1) notlarıyla, Laz***8217;lar hakkında değerli bilgiler vermesinin dışında, Roma İmparatorluğu***8217;na bağlı yerel hükümranlıkları olan Laz krallarını da anlatmıştır.

Roma ordusunun Persliler karşısında bozguna uğramasından Laz kralı Gubaz***8217;ı sorumlu tutan Roma***8217;lı komutanlar Hopi/Khopi nehri kıyısında kendisiyle buluşup ona suikast düzenlerler:

***8220;Zavallı adam kendinden emin ve rahat bir şekilde, sadece bir kaç silahsız adamı ile bir-likte orada onlarla buluştu. Tabii ki, bu-luşacağı insanlar yabancı olsa başka şekilde davranırdı, ancak onun randevulaştığı insanlar düşmanları değil, müttefik bildiği ve tanıdığı insanlardı. Onlar, onun ülkesini sa-vunmak ve istilacıları püskürtmek için gönderilmemişler miydi?***8221; (Agahthias, III. 3. 9)

***7722;opi, ***7722;obi (Lat (DMS) 42° 19' 37N Long (DMS) 41° 53' 50E Altitude (meters) 20 m)
Krallarının öldürülmesinin ardından Laz ileri gelenleri toplantı yapıp, Bizans***8217;a karşı nasıl bir tavır alınacağını tartışırlar. Laz ileri gelenlerinden Phartaz, akılcı ve mantıklı düşünülmesi gerektiğini, suikastle İmparato-run alakası olamıyacağını, tekrar Perslerle ittifak kurmanın akılcı olmayacağını ileri sürer. Phartaz***8217;ın görüşleri kabul edilerek, yeni Laz kralı II. Tzathi, Roma İmparatoru tarafından taç giydirilmek üzere Constantinapol***8217;e (İstanbul***8217;a) gönderilir (Agathias, III. 15. 2)

Pers kralı Kosroes ordusuyla, İberya***8217;yı (Gürcistan***8217;ın iç kısımların Gürcülerin ana yurdu olarak bilinen bölge) aşıp Lazika***8217;ya girip, ordusunun rahat ilerleyebilmesi için ağaçları kese kese ilerleyerek Kolhis***8217;in mer-kezine ulaşarak, Daras şehrini kuşatınca Laz kralı Gubaz, Roma İmparatoru***8217;ndan yardım ister:

***8220;Kosroes***8217;in amacı, ani bir saldırıyla Daras şehrini alarak, tüm Kollkhislileri Lazika***8217;dan çıkarıp yerlerine Persli halkı yerleştirmek olduğu için, amacında kendisine yardım için bu iki adamı seçti (Pharizos ve Isdigousnas) Kendisine göre şanslı bir saldırı ve Kolkhis***8217;in tamamını ele geçirmek için önemli bir ge-lişme olacaktı. Ona göre bu bir çok yönüyle Pers ordusuna avantajlar kazandıracaktı***8221; (Procopius Peri ton Polemon,II. XXVIII. 17-18)

Roma İmparatoru Iustinianius, Laz kralının beklediği orduyu gönderir:

7.000 Roma askeri ve 1.000 Tzani.

Bölgeyi çok iyi bilen Prokopius***8217;un notlarında, genellikle aynı halkı nitelemek için kullanılan Tzan (Çani) ve Lazi kelimeleri farklı kabileler için kullanılmıştır.

Tzani***8217;lerin Trapezus civarında yani Roma İmparatorluğu topraklarında yaşayan, Lazilerin ise Phasis nehri civarında yaşayan birer Kolh kavmi olduğu bilinmektedir. MS 6. yüzyılda Prokopius***8217;un her iki halkı ayrı kelimelerle ifade etmesi (Lazi***8217;lerin en yakın komşuları olan Gürcüler Tzani kelimesinin bir formu olan Çani, Ermeniler***8217;in ise Çen olarak tanımlamasından hareketle gerçekte bu iki terimin aynı halkı nitelediği düşünüle-bilir) acaba farklı etnisitelere sahip oldukları için midir? Tzani adı verilen Kolh kabilesinin özgün adları yaşamakla birlikte (Trabzon İmparatorluğu yıkılıp bölge İslamlaşıncaya kadar bu isim kullanılacaktır) artık Rumlaş-mış (Roma adetleri edinmiş, Rumca konuşmaya başlamış vs...) olduğu için midir? soruları henüz cevapsızdır:

***8220;...Ve Gubazes, İmparator Iustinianos***8217;a içinde bulundukları durumu bildirdi ve Lazilerin geçmişte yaptıklarında dolayı özür diledi. Media boyunduruğundan dolayı kuvvetleriyle onlara yardım etmesini istedi. Kendi başlarına bırakılan Kolhisliler, Perslerin ellerinden kurtulamayacaklardı. İmpa-rator Iustinianos bunu duyunca, kabul etti ve Dagisthaeus liderliğinde yedi bin adamını ve bin Tzani***8217;yi, Lazi***8217;ye yardıma gönderdi. Bu kuvvet Kolkhis topraklarına ulaştığında, Laziler ve Gubazes***8217;le birlikte Petra yakınla-rında kamp kurdu ve burayı kuşatma altına aldı***8221; (Prokopios, Peri ton Polemon, III.XXIX. 9-11; AKKB 213)

Gözüpek savaşçılar olan Tzani***8217;ler kaçan Roma askerlerini takip etmeyip Perslerin bir bölümünü öldürdükten sonra yürüyerek vatanları Trabzon***8217;a geri döneceklerdir:

***8220;Dagisthasios, ordusuna emir bile vermeden kuşatmayı bıraktı ve Phasis nehrine doğru ilerledi Tüm Romalılar da onu izledi. Onların herşeylerini kamplarda bıraktıklarını gören Persler kapıları açarak dışarı çıktılar ve kampı talan etmeye kalkıştılar. Ama Dagisthaios***8217;u takip etmeyen Tzani***8217;ler derhal kampı savunmaya koştular ve bir çok Pers-li***8217;yi öldürdüler. Persler kaçtılar. Roma kampını yağmalayan Tzani***8217;ler, Rhizaeum***8217;a (bugünkü Rize) ilerlediler. Buradan Atina***8217;ya (bugünkü Rize, Pazar) gelerek Trapezuntion topraklarından eve döndüler***8221; (Prokopius, Peri ton Polemon, II.xxx.11-14; AKKB 214)

Tzan***8217;ların Roma İmparatorluğu tarafından düzenli askeri güçlerin dışında paralı asker olarak kullanıldığını yine aynı kaynaktan öğrenmekteyiz ***8220;İtalya***8217;dan yeni dönmüştü ve emri altında sekiz yüz Tzanı vardı***8221;

(Prokopius, Peri ton Polemon, VIII. XIII.8-28; AKKB 216)

Prokopius, Phasis nehrinin kuzeyinde yaşadıklarını ve eskiden Yunan ve Romalılar tarafından Tzani veya Kolhian olarak bilinen halkın artık Lazi olarak adlandırıldığından bahsederken daha o zaman bile olan terim karmaşasına açıklık getirmeye çalışır:

***8220;Örneğin bazı yazarlar, Trapezuntion böl-gesinin, şu anda Tzani (***932;***950;***940;***957;***959;***953;) denen Sani (***931;***940;***957;***959;***965;***962;) bölgesiyle, ya da şu anda Lazi (***923;***945;***950;***959;***973;***962;) denen Kolkhislilere (***922;***972;***955;***967;***959;***965;***962;) komşu olduğunu yazarlar. Ancak bu açık-lamalardan hiç biri doğru değildir. İlk önce, Tzaniler sahilden uzakta, içerde Armenia ile komşuydular. Orada ise geçilemez dağlar vardı ve burası insanların yaşamasına uygun değildi. Ormanlı yükseklikler ve geçilmez uçurumlar, tüm bunlar onların (Tzanilerin) kıyıya ulaşmasını engellemektedir. İkinci o-larak Kolkhisliler, bunlar Lazi olamazdı çün-kü onlar Phasis nehrinin karşısındaydılar ve Kolkhisliler isimlerini diğer bazı milletler gibi sonradan Lazi***8217;ye çevirdiler ama bundan ayrı olarak, bu anlatımların yazılmasının üzerinden çok uzun seneler geçti ve olayların gelişimi değişikliklere uğradı. Ortaya ko-nulan durumların yerini başkaları aldı. Bunlara neden milletlerin göç etmesi, yönetici ve isimlerin sürekli değişmesiydi***8221;

(Prokopius, Peri ton Polemon I, XXIII, 12-15; AKKB 214)

Romalılarla Persler arasında yapılan bir anlaşmanın 4. yılında kalabalık bir Pers or-dusu Khorianes adlı bir komutanın liderliğinde yanında pek çok Alan klanından savaşçıyla Kolhis topraklarına girdiyse de ba-şarı sağalayamadan geri dönmüştü.

Prokopius, Perslerin Lazika***8217;da yaptığı kıyımlardan da bahsetmiştir:

***8220;Hüsrev***8217;in yönetimindeki İranlılar üç defa Bizans toprağını işgal ettiler ve kentleri yer-le bir ettiler. Saldırdıkları kentlerde yakaladıkları kadın ve erkeklerden kimini kestiler, kimini götürdüler, geçtikleri her yeri bütü-nüyle insansız hale getirdiler. Kolhis***8217;i işgal ettiklerinden bu yana Kolhislilerin, Lazikalıların ve Bizanslıların kıyımını sürdürdüler***8221; BGT 115.

Bizans ile Persliler arasındaki mücadele so-na erip, MS 7. yüzyılın sonlarında, Kolhis***8217;in Arap işgaline uğraması Laz***8217;lar için dönüm noktası olabilecek bir çağın başlangıcı olmuştur. Tzani/Çani kelimeleri ise Lazi***8217;lerin, Yunan ve Gürcü kaynaklarında geçen diğer adı olup, Bizans Kültürüne adapte olmuş Lazları ifade etmek için de kullanılmıştır.


· Çaniyeturi (Lat (DMS) 41° 58' 0N Long (DMS) 41° 55' 60E Altitude (meters) 92 m)

· ***7688;ana (Lat (DMS) 42° 52' 44N Long (DMS) 43° 9' 7E Altitude (meters) 1668 m) adlı köyler bulunmaktadır.

Bugün bile Gürcistan içlerinde Çaniyeti olarak adlandırılan köyler bulunmaktadır. İlginç olan Lazca ile oldukça yakın bir dili konuşan Megreller, Lazlar***8217;ın yaşadığı bölgeyi Çanişi (WaniS-i) MNG 581 ***8220;Lazistan***8221; yani Çanlara ait bir bölge olarak adlandırırken Çan adını kendilerinin dışında değerlendirmektedir.

· Çaniyeti (Lat (DMS) 41° 52' 43N Long (DMS) 41° 59' 1E Altitude (meters) 199 m)

Kobuleti kasabası civarında yapılan arke-olojik incelemelerde, MÖ 5. yüzyıla ait 42 tanesi güneşin doğuş yönüne dönük 167 mezarda bulunan 49 sikkeden Sinope kaynaklı bir tanesi dışında diğerlerinin bizzat Kolha sikkesi olduğu görülmüş, Ege kaynaklı çanak çömlek kalıntıları, 2 mezarda silah araç gereçleri (üç tane demir mızrak, altı bronz ok ucu) bulunmuştur.

Kolhların yazılı dilleri olmamasına rağ-men ölen asillerin adlarının Yunan harfle-riyle yazılı olduğu görülmüştür (Tsetskh-ladze, 1994; AMC 25)

Elde edilen bulgulardan Yunanlıların ti-caret amacıyla bölgeye geldiği, Yunan kültürüyle etkileşimin başladığının işaretleridir.

MÖ 335 yılında Pseudo Skylax tara-fından hazırlanan bir coğrafya kitabında bölge hakkında bilgi verilmektedir:

Kuzeyden güneye Dioskuria (bugünkü Sohumi), Gyenos (bugünkü Oçamçire yakın-larında), Phasis (bugünkü Poti), adlı Yunan kolonileri ve Gyenos, Kherobios, Khorsos, Arios, Phasis akarsuları bulunur. Phasis***8217;den daha aşağıda Ris, İsis, Latronum nehirleri ve Apsarus bulunmakta, ardından Byzeri kabilesi, Daraanon ve Arion dereleri, Ekekhiri/ Ekriti kabilesi, Arabis/Arkhabis deresi, Limne kenti, Bekhiri kabilesi ve Bekhiri adlı Yunan kolonisi, Makrokephali kabilesi (<? Mak-ron***8217;lar), Psoron limanı (? Bugünkü Araklı) ve Yunan kolonisi Trapezus kenti (bugünkü Trabzon) AMC 34.

Romalı mimar Vitruvius***8217;un MÖ 25 yılı civarında yayınladığı 10 ciltlik eserde Kolh-ların kendine özgü ahşap yapım teknik-lerinden bahseder ki bugün Rize ve Artvin***8217;in ormanlık alanlara yakın bazı yaylalarında ahşap yayla evleri aynı şekilde inşa edil-mektedir:

***8220;Karadeniz***8217;deki Kolkhi Kavmi, bol kereste kaynaklarına sahiptir ve onların yapı teknik-leri de bu kaynaklara bağımlıdır. Onlar, iki ağacı zeminin üzerine paralel bir şekilde yatırarak aralarında bir ağaç boyu mesafe bı-rakırlar, sonra da bunları; üzerlerine, uç kı-sımlarından karşılıklı iki ağaç daha koyarak birleştirirler. Bu belirlenmiş alan içinde kalan yer evin iç kısmı olur. Bu dört kenardaki duvar aynı şekilde üstüste ağaçlar koyarak yukarı doğru yükseltilir. Böylece köşelerde, her ağaç bir diğerini düşey olarak des-teklemiş olur. Ağaçların kalınlıklarına bağlı olarak arta kalan karşılıklı boşluklar, çamurla ve küçük parçalarla kapatılır. Çatının yapımı içinde aynı yöntem uygulanır. Ağaçların uzunlukları aşamalı olarak azaltılarak, köşeler arası mesafe giderek daraltılır ve böylece piramite benzer bir çatı formu elde edilir. Çatıyı dal parçaları ile örterler ve ü-zerini balçıkla sıvarlar. Böylece onların bu dörtkenarlı çatıları, kabaca bir tonoz şeklini almış olur***8221;

(Vitrivus, De Architectura, II. I. 4; AMC 46)

Amasya***8217;lı Strabon***8217;un MÖ 5 yılında ta-mamladığı Coğrafya adlı çalışmasında, Kol-his***8217;in kuzey sahilinde yaşayan ve korsanlık yapan halklar hakkında bilgi verilmektedir:

***8220;Kafkas dağlarının uzantısı olan, bu sarp ve dağlık sahil kesiminde, kuzeyden güneye sırasıyla, Achaei, Zygi ve Heniokhi kabilele-rinin toprakları yer alır. Bu insanlar denizde korsanlık yaparak geçinirler. Onların Yu-nanca ***8216;kamarae***8217; olarak isimlendirilen küçük ve hafif tekneleri, ortalama yirmibeş, en fazla otuz kişiyi alacak boyutlardadır... Gerektiğinde bu tekneleri süratle biraraya toplayarak, korsan filoları oluştururlar; ticari gemilere, ülkelere ve sahil kentlerine sal-dırılar düzenlerler; bu şekilde denizdeki hakimiyeti ellerinde tutarlar... Ve bu sahil-lerde yerleşik kabilelerin tümü, her zaman korsanlıkla geçinirler; gece ya da gündüz, adam kaçırma amacı ile ormanlık sahillerde gizledikleri tekneleriyle pusuya yatarlar ve bu şekilde esir aldıkları insanlar için hemen bir fidye tutarı belirleyerek,onların yakınla-rına gönderirler***8221; (Strabon 11. 2. 12-13)

Nüve Forum
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 03.08.07, 16:35
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

1910 yılında Osmanlı Lazistanı***8217;nı gezen Rus dilbilimci N. Marr Megrellerle Çanları öz-deşleştirmiştir. Marr, Çanileri, Çoruh***8217;un do-ğusundaki yerli halk olarak tanımlayıp, böl-genin Gürcü (Kart) ve Ermenilerin gelme-lerinden önceki yerli halkı olduğu kanaatindedir (Marr, 1910)

10. yüzyılda Arap coğrafyacı Abul Feda, Trabzon***8217;un bir Laz limanı olduğundan bahsedecek ABFD 40, 13. yüzyılda ise Roma***8217;lı tarihçiler Trabzon krallarından küçümseyerek, Lazlar***8217;ın yöneticisi olarak söz edecektir (Nikephoros Gregoras, i, 149; AB 1)

Trabzon İmparatorluğu***8217;nda şehirli elit Helenler ve taşralı Tzan***8217;lar arasında yaşanan iktidar mücadelesi sırasında Laz savaş-çılar Anna Anachoutlou***8217;yu iktidara getirmişlerdir (17 Temmuz 1341)

Lazlar, Trabzon İmparatorluğu***8217;nun yıkılmasının ardından, kısa bir süre için varlıklarını bağımsız sürdürmüşlerse de Osman-lı egemenliği altında 1580 yılında toplu olarak İslam***8217;a geçmişlerdir.

1396***8217;da Yıldırım Beyazıt***8217;a, 1402***8217;de Timur***8217;a esir düşen, Bavyera***8217;lı seyyah Schiltberger, 1427***8217;de yayınladığı anılarında bölge hakkında:

***8220;Kereson (Giresun) şehrine vardık. Lasia bölgesi de yukarıda adı geçen krallığa (Tarbesanda Krallığı) aittir, verimli bir memleket olup şarap (üzüm) yetiştirilir, ahalisi Rumdur... Kursi (Gürcü) Krallığındaki ahalinin dini, Rum inancıdır, kavgacı insanlardır... Baş-kenti Kathon (Chari) olan Megral (Megrel), ahalisi Rum dininden olan küçük bir böl-gedir***8221; notlarını düşmüştür SCH 106-7.

Evliya Çelebi ve Aşık Çelebi (Menazırü***8217;l-Avalim) bölgeyi bizzat gezmişler ve Trab-zon***8217;un güneybatısındaki Çepnilerin dışında Trabzon Eyaleti***8217;nin geri kalan halkını Laz olarak nitelemişlerdir:

***8220;Gerçekten de eyalet halkının çoğu Laz ve hepsi de kul oğlu kul yeniçeriler olup Trabzon merkezindeki halkın bile anlamadığı bir dille konuşurlar***8221; (Evliya Çelebi) MG 62.

Evliya Çelebi, Kanunî Sultan Süleyman'ın emri ile İstanbul***8217;da kurulan Yeniköy Kasabası***8217;nın 3.000 kadar evden (hâneden) oluştuğunu ve burada yaşayan halkın tamamının ***8216;Trabzonlu***8217; olduğunu belirtmiş ve Arnavutköy'de 1.000 kadar Rum ve Yahudi evi bulunduğunu ve Rum Hristiyanlar***8217;ın çoğu-nun Laz olduğunu kaydetmiştir (Zillioğlu Mehmed (Evliya Çelebi), Seyahatname I, İstanbul 1314, s. 452-458)

Roma***8217;lı tarihçi Chalcocondyles***8217;in kayıtla-rından, Trabzon***8217;un fethinin hemen ardından (1461) şehir merkezi nüfusunun bir bölümünün İstanbul***8217;a gönderildiğini biliyoruz LWRY 5. Anlaşılan, aradan iki asır geçtikten sonra bile, İstanbul***8217;da gönderilen Trabzon şehrinin asil aileleri, kendilerini Laz olarak tanımlamakta ya da en azından yabancılar tarafından farkedilecek ölçüde Karadeniz-lilere özgü gelenekleri devam ettirmektedir. Hanefi Bostan, Robert Mantran***8217;ın (17. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul I, trc. M. A. Kılıçbay- E. Özcan, Ankara 1986, s. 57) bu kişilerin ***8216;Trabzon kökenli Rumlar***8217; olduğu yorumunu da aktarıp, Evliya***8217;nın gözlemiyle birleştirerek XVI. asırda İstanbul'un Yeniköy ve Arnavutköy kasabalarında Trabzon Sancağı***8217;ndan sürülen yaklaşık 3.500 hane Hris-tiyanın yaşadığı anlaşılmaktadır dedikten sonra bunların çoğunun Trabzon sancağının kaza ve nahiyelerinden ve bir kısmının da Trabzon şehrinden sürüldüklerini belirtir.
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 03.08.07, 16:36
parpali08 - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.580
Blog Başlıkları: 3
parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!parpali08 öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Günümüzde, kendini Laz olarak adlandıran üç topluluk bulunmaktadır:

1. Ana dili Lazca (Bk. Lazuri nena) olan ve batıda Rize ili Pazar ilçesinde Melyat De-resi***8217;nden, doğuda Sarpi köyüne kadar Pazar (Atina), Ardeşen (Artaşeni), Çamlıhemşin (Vijadibi), Fındıklı (Viçe), Arhavi (Arkhabi), Hopa (Xopa) ve Borçka ilçelerinde otoktan olarak, Sapanca, Akçakoca, Düzce, Yalova, Karamürsel, İzmit ve Gölcük kentlerinde 93 harbi (1877 Osmanlı-Rus savaşı) muhacirleri olarak yaşayan bir halk topluluğu.

Büyük kısmı 1877 yılında Osmanlı topraklarına göç etmiş olan Gürcistan Lazlarının bugünkü sayısı, Gürcü hükümetinin Megrel ve Lazları da Gürcü etnik kimliği içerisinde değerlendirmesi yüzünden net olarak bilinmemektedir.

2. Ana dili Türkçe olan Doğu Trabzon ve Rize***8217;nin batı sahilinde yaşayan halk topluluğu.

Yöresel Türkçe üzerine yapılan araştırmalarda Lazi Dilinin (Lazuri nena) dolayısıyla Kafkas gırtlağının Türkçe konuşulan Batı Rize ve Trabzon***8217;u, hatta daha da batısını etkilediğini göstermiştir (Brendemoen 1990 b: 56-58)

M. Meeker, eski Osmanlı belgelerinide araştırarak, 19. yüzyılın başlarında Of ilçesi dolaylarında, toplulukların ve insanların kaynaşmasında dilin herhangi bir önemi olma-dığını ileri sürmüştür ki, yerliler ve sonradan gelenlerin bugün tek parçalı bir etnisite görünümü vermesinin sebebi de bu durum olmalıdır.

Trabzon***8217;lular, komşuları Gümüşhane ve Bayburtlular tarafından ***8220;Laz***8221; olarak adlandırılırken, onlar muhataplarını ***8220;Halt***8221; (< Hal-diya***8217;lı), Lazca konuşan halkı ise Laz olarak değil ***8220;mohti ve komohti***8221; (Bk) terimleriyle tanımlamaktadırlar.

Brendemoen***8217;in textlerinde 90 yaşındaki Sürmene***8217;li kadın ise Sürmenelileri Laz olarak tanımlarken Çaykara***8217;nın Haldiya ile olan sınır köyünü bu tanımın dışında tutmaktadır ***8220;Xaldizen şeydedur şera tarafında//onlar xalt biz laz***8221; BR 74 (Sürmene Arpalı)

Trabzon***8217;un doğusunda yeralan İkizdere***8217;de, iç bölgelerde yaşıyanlar sahilden gelen, muhtemelen kendilerinden farklı bir etnisiteye sahip olmayan köylüleri Laz olarak adlandırmaktadır:

***8220;Bu konuşmalar, yaylacı olmayıp, yaylayıcıya inek veren kimseler arasında geçmektedir. Bu konumdaki kişilere, yaylacının tabiri ile Laz adı verilmektedir. Savurganlık yapan yaylacıya komşusundan şöyle eleştiri gelir.

- O Paçi... o sütleri harca, harca...Yayla inimine bakayım ***8220;Lazlara***8221; ne hesap vere-cesun.

- Çok konuşma... sen cendu ***8220;lazlarunun***8221; sorilarına veap hazırla***8221; RK 295 (İkizdere)***8221;, ***8220;25 Ağustosda, yaylada evi bulunmayanlar (Laz***8217;lar), ineklerini almak üzere topluca yaylaya gelirler***8221; RK 297.

İlginç olan Trabzon***8217;dakinden farklı olarak, etnik olmaktan çok coğrafi bir ayrımı ifade eden benzer bir tanımın Giresun***8217;da da kullanılmasıdır. Giresun***8217;lu dağ köylüleri Giresun sahiline Cenik adını vermektedirler ki bu tanımın Çanik kelimesinden kaynaklanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Trabzon ağzında (özellikle Sürmene civarı) /c/ harfi-nin /***267;/ (IPA dz) formunda telaffuz edilme eğilimi vardır. Kısacası Giresunlu***8217;nun can dediği Trabzon***8217;da dzan, Rize***8217;de tsan/***7689;an-dır.

Bölgeye yabancı olan birisine bu karmaşık tanımlamaları açıklamak için günü-müzde kullanılan bir tabir de ***8220;gerçek Laz-dır***8221;. Laz olanlar ve olmayanlar arasında gerçek ve sahte kavramları, cumhuriyet sonrası ulus ideolojisinin zoraki kimlik ta-nımları da işin içine girince, içinden çıkılmaz tartışmalara, Batı Rize***8217;li Türklerin, Lazlara ***8220;Megreli dönmesi***8221; olarak köklerini hatırlat-masına, karşılığında kendisinin de ***8220;Horumi***8221; olarak nitelenmesine kadar uzayabilmek-tedir.

Burhanettin Oğuz, Pont Grekleri olarak tanımladığı Karadeniz Rumları ile Karadeniz***8217;li Türklerin giyim, folklor ve menşei bakımından aralarında büyük benzerlik olduğunu, bu halkların Türk, Grek veya iki-sinden evvelki halklarla alakasının teşhis edilemediğini kaydetmiştir.

Hemşin***8217;liler gibi farklı etnik kökene sahip üstelik Laz***8217;larla pek iyi ilişkileri olmayan topluluklar bile, bölge dışına çıktıklarında, çağlar boyunca korku salan becerikli korsan ve savaşçılar olarak algılanan Laz kimliğini sahiplenmektedir. Günay***8217;ın (1978), Çamlıhemşin Aşağıviçe köyünden derlediği, bir Hemşinli***8217;nin (Hüseyin Şenocak, 74) askerlik anısında, Oflu Çavuş ile birbirlerinin gözünü korkutmak amacıyla ne derece Laz olduklarını ispatlamaya çalışmaları eğlenceli olduğu kadar ilginçtir de:

***8220;Ben ç***8217;avuş mavuş ***8216;bilmem, vu***7775;a***7775;ím ağzuni burnuni ***7731;è***7775;á***7775;ím***8221; dedim, ***8220;hiç***8217; dinl***8217;ámám, bana laz dárle***8221; dedim ***8220;ben da lazim***8221; dedi. ***8220;Laz isen dedím, ***8220;işte bi ***7731;avuşaluk da bakalum sen misen laz, ben mi?***8221; RA

Başka bir derlemeden de anlaşılacağı gibi gerçekte Hemşin***8217;liler, Lazların kim olduğunu çok iyi bilmektedir:

***8220;sizun ***7731;a***7775;şinuzda sizin kibi bi se***7775;seri Laz olac***8217;ağ idi ***7731;i senun şindi postuni dá***7775;eye atsáydi, dua et ***7731;i bi Hemşinli va***7775; karşí***324;de***8221; RA 46/34 (Çamlıhemşin Şenyuva)

Gerçekten de Hemşinli***8217;ler ile Laz***8217;lar arasında günümüzde yumuşamakla birlikte etkisi halen süren bir rekabet, gerek batı ge-rekse doğuda asırlardır sürmektedir. Yakın zamanlara kadar Laz***8217;lar, komşularını Hopa çarşısı içine sokmazlar, hatta rastladıklarını tartaklar, bir hafta sonraki pazarda aynı Hemşinli***8217;yi tekrar pazarda görünce, dayaktan etkilenmemelerine dolayısıyla kemiklerinin sağlamlığına atıfta bulunarak, ***8220;kalın kaburgalı***8221; adını verirlerdi.

Hopa Hemşinlilerin de komşuları için benzer tanımları vardır. Vaux***8217;un kaydettiği ***8220;jinjuxnon çak xelk onin (kuş kadar beyni yok)***8221; gibi (Vaux & Laporta &Tucker). Günümüzde iki toplum arasındaki kız alıp vermek dahil ilişkiler normalleşmeye başlamıştır.

Balıkçı***8217;nın Rize ili, Pazar ilçesi Akbucak, Ortayol ve Uğrak Köyleri'nde yaptığı derlemelerinde de benzer ifadelere rastlanmaktadır:

***8220;Lazlar'la ilişki yok, kız alıp veririz ama Laz-ları sevmeyiz, herşeyleri bizden farklı ters ve kavgacı insanlar, onlar yalan yere iş çıka-rırlar... Lazlar kan davası güder. Hemşinliler kan gütmezler, Lazlar bir dikme üstüne kan çıkarırlar. Kız kaçırma olayı da Lazlıkta çok olur... Bize en yakın Laz köyleri var, kom-şularımız onlar. Türkçe konuşurlar. Ama asıl dilleri Lazca. Lazlar'ın giyim kuşamları bizimkinden farklı olur, gidişatları da bizim gibi değil. Lazlar eskiden çok adam vururlardı, yayla yollarında yüklerimizi alırlardı... Bizden başka burda Lazlar yaşıyor, Lazları iyi kabul edemem, Hemşin insanı güler yüzlü görünüşünden belli olur. Lazlarla mecliste oturup muhabbet edilmez hemen hadise çıkarmaya hazırdırlar... Burda bize en yakın Lazlar var ama biz onlarla komşuluk etmeyiz. Onların giyim kuşamları değişik dilleri değişik, Lazlar bir kızın başörtüsünü başından alınca o kız onun olur***8221; GB 37

N. Marr notlarında, Laz kabilelerinin geçmişte Karadeniz sahili boyunca yayıldıkları için Kızılırmak***8217;ın eski adı olan ***8220;Hallys***8221;in Lazca ğali ***8220;ırmak***8221; kelimesininden kaynaklandığını iddia etmekteyse de bu iddiayı (ya da tam tersini) kanıtlayabilecek maddi delil bulunmamaktadır.

Yine N. Marr notlarında (1910), sıklıkla karıştırılan Laz kavramına, modern yazarlar tarafından pek çok kez alıntı yapılarak kullanılan Fevzi Bey adlı arkadaşının gözlemiyle açıklık getirmeye çalışır:

***8220;İstanbul***8217;da Samsunlular ve Sinoplular dahil bütün Trabzonlular***8217;a, Trabzonlular da Rizeliler***8217;e Laz derler. Ancak diyor Fevzi Bey ***8216;bizim şehirliler, Rizeliler ve geri kalanlar doğruyu söyler. En azından biz Rizeliler***8217;e Laz demiyoruz***8221; N. MARR 66. Marr, Meeker ve Benningahus Karadeniz Türklerinin kendileri ve Anadolulular tarafından Laz olarak adlandırılmalarını tartışmışlardır.

Frunze, 1921***8217;de ziyaret ettiği bölgede Laz kelimesini yarı bir dili olan bir çeşit Gürcü olarak tanımladıktan sonra, Giresun***8217;lu Topal Osman***8217;ı ve Laz müfrezesini hatta Samsun Batum arasında erkekler tarafından takılan geleneksel erkek başlığını (kukula, kabakak) takan herkesi bu gruba dahil etmiştir:


Mihail Vasiyeviç Frunze, 1921 (Trabzon)

... Kentte yaşayanların önemli çoğunluğu Türkler***8217;den meydana gelmiş. Giydikleri geleneksel başlıkları kırmızı fesleriyle hemen ötekilerden ayrılıyorlar. Türklerin yanısıra, sayıları gittikçe azalmasına rağmen Rum-lar***8217;da giyiyor fesi. Ama onlarınki daha uzun. Bir de Laz***8217;lar var bu yörede. Bunlar Karadeniz bölgesi***8217;nin güneydoğusundaki köylerde yerleşmişler çoğunlukla. Onlar da kendilerine özgü başlıklarıyla seçiliyorlar. Bir başlık ve başlarının çevresine sarık gibi bağlanan bir sargı. Bu sargının en belirgin rengi koyu, bazende sarımsı gri. Lazlar ayrı bir dil konuşan Gürcülerdir; hemen hemen eski ulusal benliklerini tümüyle yi-tirmişler ve artık Türkiye***8217;nin bu uçta en sağlam parçası haline gelmişler. Sayıca aşağı yukarı yarım milyon kişiler. Bunlar son derece yiğit ve çalışkan insanlar; ordu içinde mükemmel bir kaynak. İslam dininin ve Türk Devleti***8217;nin desteği olma görevlerine yalnızca Lazistan***8217;da değil, Türkiye***8217;nin ö-teki bölgelerinde de yerine getiriyorlar. Kısa bir süre önce Lazistan***8217;ın en etkili önderlerinen biri olan Osman ağa, gönüllü Lazlardan topladığı bir kuvvetle, Türklere karşı ayaklanan Doğu Anadolu Bölgesi***8217;ndeki Kürtleri ve Samsun Sancağı***8217;ndaki Rumlar***8217;ı kan ve ateşe boğdu AAST 213


3. Ana dili Rumca olan ve tamamına yakın bölümü 1923 mübadelesinde Yunanistan***8217;a gönderilen, bir kısmı ise Osmanlı dönemi sırasında Rusya ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri***8217;nde yerleşmiş halk topluluğu (Bk. Urum, Romeika)

Meeker, Laz kelimesinin Bizans Dönemi***8217;nde bugün kullanıldığı anlamıyla kullanıldığını belirtmiştir:

***8220;Geç dönem Bizans***8217;ta kullanılan Laz sözcüğü belki de bugün Türklerin kullandığı Laz sözcüğüne benzerdi. Sözcüğün anlamındaki bu dönüşüm belki de Rum olmayan Pontus halklarının bribirinden ayrı, özerk sayısız kabileler halinden daha homojen, Bizanslaşmış, Rumlarla çeşitli asimilasyon süreçlerinden sonra imparatorluğa katılmış bir topluluğa dönüşmeleriyle aynı dönemlidir***8221;

(Meeker, 1970: 25-6; İBYÇ 25)

Modern Türk toplumunca üretilen ve Laz fıkrası olarak Temel kimliğinde karakterize edilen fıkralarda, Osmanlı döneminin Karagöz oyununda, hızlı ve gülünç bir şive, bir merhaba ve ***8220;anami tanaymisun, babami tanamisun?***8221; girişiyle başlıyan yüksek sesli konuşmasını karşısındakinin cevap vermesine izin vermeden on beş dakika aralıksız sürdüren, gemicilik yapan, öfkesi birdenbire parlayıp sönen, Laz karakteri de aynı ölçüde Trabzon veya Rize***8217;lidir. Gerek fıkralarda gerekse Osmanlı döneminde revaçta olan doğaçlama Karagöz oyunu dialoglarında, Laz***8217;ın Türkçe dışında başka bir dil bildiğine dair en ufak bir ima bulunmamaktadır.

1950***8217;li yılların ardından başta İstanbul olmak üzere, metropollere büyük kitleler halinde yerleşen Karadenizliler, yöresel dialekt, gelenek ve yaşam tarzlarını büyük ölçüde değiştirerek kentleşirken, diğer etnik topluluklar ile kurulan ilişki, Laz kimliğinin, ulusal kimlik içinde erimesinin yanısıra, farklı etnik grupların kitleler halinde yaşayıp, yoğun rekabet içine girdiği kenar mahallelerde etnik kimlik ve dağlı kavimlere özgü dayanışma etkisini henüz kaybetmemiştir. Pek çok büyük şehirde yakın zamana kadar Of, Sürmene ve Arsinliler***8217;in kaymağını yediği bir Mafya örgütlenmesine rastlanması, antik Heniochilerin, Laz***8217;ların antik çağdan itibaren sürdürdüğü korsanlık dönem-lerinin mirası olarak da değerlendirilebilir.

1894 yılında Borçka***8217;da görevli bir Gürcü subay, Gürcü köylerinde tütün yarıcılığı yapan Laz***8217;lardan benzer nedenlerden dolayı yakınmaktadır:

***8220;Lazlar***8217;ın bu memlekete zarardan başka bir şey verdiği yok. Buranın yerleşik insanları olmadığı için zarar vermekten kaçınmıyorlar. Örneğin geçen yıl bir Laz, Acarlı bir askeri Murgul***8217;da öldürdü. Olaydan iki saat sonra da Osmanlı Ükesi***8217;nde soluğu aldı ve halen kaçak. Bu yılda muhtar Bolukvadze***8217;yi öldürdüler. Katillerden biri de Lazdı. O da ilki gibi Osmanlı topraklarında aldı soluğu. Bu Lazlar***8217;a karşı bir önlem alınabilseydi ve bu kötü eylemlerine son verilebilseydi, halk için çok yararlı ve iyi bir iş olurdu***8221; BM 88-89.

19. yüzyılda bölgeyi gezen Ritter (1843) Laz***8217;ların Gürcüler ve Türkler arasındaki kötü ününe sebep olan karakterini tahlil etmeye çalışmıştır:

***8220;Bu topraklarda yaşayan Lasisch soyundan gelenler genellikle fazla çekici olmayan vücut ve yüz özellikleriyle değil de dilleri ve gelenek görenekleriyle Kafkas ırklarıyla iliş-kilerini ele verirler. Dilleri ve gelenek görenekleri söz konusu olduğunda en belirgin özelliklerinden, sık sık insanların ölümüne yol açan kan davalarını da gütmelerine neden olan inatçılıklarından bahsetmek gerekir. Sözgelimi, Batum***8217;a gelmeden önceki beş hafta içinde kan davaları yüzünden sekiz kişi öldürüldü. Bütün bu şartların beraberinde getirdiği tehlikeleri düşünürsek hiç kimsenin silahsız evden çıkmaması gerekiyor. Ne vakit bir Lase görsek, nereye giderse gitsin, ister ormanlara, ister deniz kenarında kürek çekiyor olsun, her zaman silah taşır; ya omuzunda tüfek vardır, ya belinde jatagan, mümkünse bir çift tabanca bile taşır... Çocukluklarından beri adaleti kendi elleriyle uygulamaya alışmışlardır; hem saldırıya hem de savunmaya hazır-dırlar. Öyle vahşi, öyle tuttuğunu koparan bir karakterleri vardır ki, Türkler***8217;le Gürcüler arasında kötü bir ünlerinin olması boşuna değildir. Sınırların korunması için lazım olmasa ellerindeki silahları Paşalar çoktan alırdı***8221; (Ritter 1843, 222; İBYÇ 23)

Etnik bir terim olarak Laz kelimesi, ilk olarak Pliny***8217;nin Naturalis Historia adlı ese-rinde geçmekte olup, Prokopius***8217;un da be-lirttiği gibi birden fazla Kolhis kabilesi tarafından zamanla benimsenmiş bir isim olmalıdır.

Evliya Çelebi (17. yüzyıl) hatta onu kaynak alan modern Türk tarihçilerinin bile Lazları bir Doğu Kafkas kavmi olan Lezgiler***8217;le karıştırması, bazı tarihçilerin Lazların Türk olduklarını ispatlamaya çalışması (Goloğlu 1973 s.109) ya da Rumların halk etimolojisinde, bir dönem Türklerin dilini kestiği yöre halkının, Helazi yerine Lazi demesi gibi siyaset kokan önermeler gerçeklikten uzaktır.

V. Minorsky, Çan kelimesinin Yunanca Sannoi/Tzannoi kelimeleriyle aynı şeyi ifade etiğini (ISLM Laz), Prokopius ise Tzani veya Kolhian olarak bilinen halkın artık Lazi olarak adlandırıldığından bahsetmiştir (Prokopi-us, Peri ton Polemon I, XXIII, 12-15).

W.E.D Allen ve N. Marr ise başka bir Kolhis kabilesi olan Svan***8217;ların, Gürcüce Ça-neti olan Laz Bölgesi***8217;ne Lazan adını ver-diklerini, bu adın La (bölgesel ön takı) + Zan (Laz***8217;ların eski adı) etimolojisine sahip olduğunu belirtmektedir (Allen, 1929: 153), (Marr, 1910b: 66)

Pek çok ilkel dilde kabile adının ***8220;adam***8221; kelimesi, ya da ***8220;yiğitlik, cesaret***8221; çağrıştıran bir kelimeyle özdeş olduğu göze alındığında Megrelce Wan-i (Xan-i) ***8220;güç, kuvvet***8221; MNG 667 [kraft, stärke], La + (Megrelce) zana (zana) ***8220;üst; çok yüksek, zirve [oberer]***8221; MNG 117 birlikteliğinden ***8220;dağlılar ya da soylular***8221; gibi bir anlamda çıkartılabilirse de bu önermelerin gerçekliği tartışılabilir. Zugdidi civarında alçak ve düz ovalarda yaşayan Megreller de aynı dili konuşan ve tüm Kolhis***8217;e hükmeden akrabalarını dağlılar olarak kendilerinden ayırmış olabilirler.

Zehiroğlu, Lazi adının ilk ortaya çıktığı Phasis nehrinin kuzeyinde, özellikle iç kesimlerde ***8216;Laşketi, Latali, Lenojedi, Lenketi, Lçkhumi***8217; gibi yer adlarına dikkat çekmiştir AMC 61.

Tüm Kolhis halklarına hükmeden bu kabilenin adı zamanla ***8220;güçlülerin/soyluların toprağı; dağda yaşayanlar***8221; anlamına gelen Lazani kelimesinden gelmiş olabilir.

Minorsky, herhangi somut bir kanıt sun-madan ***8220;Rumca konuşan Karadenizli***8217;ler***8221; olarak tanımladığı Karadeniz***8217;li Rumların Laz orijinli olduğunu, MS 7. yüzyıldan sonra Bi-zans yönetimi altında Rumlaşıp, günümüzde ise Türkleştiği kanaatindedir.

Megrelce de ***267;an-i/tzan-i (wan-i) ***8220;güney veya batıdan gelen deniz rüzgarı***8221; MNG 546 aynı zamanda Tzan adı verilen halkın Megrellere göre yaşadığı coğrafi konumu çağrıştırmaktadır. Bu durumda Megreller***8217;in Çanlar***8217;ı kendileri dışında tanımladığını bir ihtimal yaşadıkları coğrafyaya göre Lazi***8217;ler ve Tzaniler olarak tanımladıklarına işaret edebilir.

Strabon***8217;un, bir halk adı olan Kolhi (***954;***959;***955;***967;***959;***943;) ve o halkın yaşadığı coğrafyanın adı olan Kolheti (***954;***959;***955;***967;***943;***962;) kelimelerini eş anlamda kullanması tesadüf olmayabilir.

Bugün anadili Lazca olan veya daha batıda Rumlaşan Laz***8217;ların ortak ve orjinal adı çeşitli şivelerde Can/***266;an/Tzan/***7688;an olması da (Tonluluk ve tonsuzluk yönünden kararsızlık gösteren Trabzon ağzında /***267;/ ve /***7689;/ yani dz ile ts seslerinin karışması sık rastlanılan bir olaydır [Brendemoen, 1989: 13]), Giresun sahiline ve Samsun bölgesine neden Canik denildiğini, Bizans tarihçilerinin Trabzon yerlilerine neden Tzan olarak andığını da bu bağlamda Türklerin ve Rumların geçmişte bu dili konuştuklarına dair bir bilgiye sahip olmamalarına rağmen Laz adını sahiplenmelerini bir ölçüde aydınlatabilmektedir.

Macar Türkolog Ignácz Kúnos 1891 yılında, Doğu Karadeniz***8217;e hiç gitmeden, İstanbul***8217;da Laz denizcilerden geleneksel türküler derler ve Lazları İstanbulluların anlamadığı garip bir Türkçe konuşan bir halk olarak tanımlayıp, Trapezan***8217;ın Lazlar***8217;ın ana merkezi olduğunu belirtir:

***8220;Bu Lazlar, Samsun ve Trabzon limanları arasındaki Karadeniz***8217;de yaşarlar ve dilleri, İstanbul***8217;daki halkın büyük zorlukla anlaya-bildikleri diğer Türkçe dialektlerden çok farklıdır. Çok hızlı konuşurlar, sayısız yaban-cı kelime kullanırlar ve ses uyumunu öyle karıştırırlar ki, konuşmaları bozulmuş Türkçe izlenimini uyandırır. Türkleşmiş, belirli yerlerde hala kendi dilini kullanan yabancı bir soy oldukları düşünülür. İstanbul kayıkçıları-nın çoğu Laz olduğundan, İstanbul***8217;da bile dillerini tanımak için büyük bir fırsatım oldu***8221; ETK 58.

Kúnos***8217;un, Lazca konuşan halktan çok Trabzon ve civarındaki Türkleri işaret etmesi bölgeyi tanımaması kadar o dönemde Trabzon ve çevresinde yaşıyan Türk ve Rumların, Anadolu Türkleri ve Rumları***8217;ndan ayırıcı kültürel farklılıklarını tanımlamak için Laz kelimesini fazlasıyla sahiplenmelerinden kaynaklanmaktadır.

Gerek anadili Rumca olan Trabzon***8217;lu Rumların, Rumca***8217;nın Trabzon dialektini, gerekse anadilleri Türkçe olan Karadenizliler***8217;in, Trabzon ve Rize Türkçe dialektini, zaman zaman Lazca olarak nitelendirmeleri bilgisizlikten ve ait oldukları dil gruplarından haberdar olmamalarından değil, kendilerini geleneksel olarak Laz olarak tanımladıklarından, doğal olarak konuştukları dilin de kendi kabile isimleriyle tanımlanacağı düz mantığıdır.

MS 3 - 4. yüzyıllar arasında kurulan ve MS 561 yılında yıkılan Lazi Krallığı döneminde, genel olarak Can/Çan/Zan olarak anılan birbiriyle akraba olan veya olmayan pek çok Kolh kabilesi, Giresun civarından, Kafkasya***8217;nın iç bölgelerine değin yaşa-dıkları bölgede Laz/Lazi adını benimsemiş, bu isim Roma, Trabzon ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde de geleneksel olarak kullanılmaya devam etmiştir.

Bugün Rize***8217;nin doğusunda yaşayıp adı Lazca (Lazuri nena) olan, Megrelce***8217;yle akra-ba bir Kafkas dilini konuşan halktan farklı olarak, ana dili Türkçe veya Rumca olup, Laz adını benimseyen batıdakiler, asimilasyona uğramış aynı kabile mensupları değildirler. Kafkasya***8217;nın Arap ordularının işgaline uğradığı dönemde bazı Kolh kabileri güneye bugün yaşadıkları bölgeye göç etmek zorunda kalmışlardır ve bugün Lazca konuşmaktadırlar.

Batıdakiler ise ilk çağlardan beri yerlisi oldukları topraklarda yaşayan ve Anabasis***8217;te (MÖ 401) Mossionik, Makron, Kolh ardından bir dönem Heniokhi olarak adlandırılıp, Lazi Krallığı döneminde diğer Kolh klanlarıyla birlikte aynı adı benimseyen halklardır. Çeşitli dönemlerde Yunanlı, Haldiyalı ve Türk klanlarıyla karışmalarına rağmen kısmen varlıklarını korumuş olmalı-dırlar.

Tabii ki, önemli bir ayrıntı gözden kaçırımamalıdır. Tarih boyunca Laz***8217;larla içiçe yaşamış olan Abhaz kabileleri hep kendi adlarıyla anılmış ve antik çağ yazarları tarafından bile Kolhlarla karıştırılmamıştır.

Bizanslı yazar Agathias, Misimyalılar ve Apsiller gibi Abhaz kabilelerinden ve bu kabilelerin topraklarının arasında Çibili/Çivilon (***964;***950;***953;***946;***953;***955;***953;, ***964;***950;***953;***946;***953;***955;***959;***957;) kalesinden bahsederken, her iki halkın da Kolhların yani Lazların egemenliği altında yaşadığını belirtmekte ama Lazca***8217;yla akraba bir dili konuşan bu halkı Kolh/Laz kimliği dışında tutmaktadır. Yazarın bu yaklaşımı, Kolh/Laz/Çan isimlerini taşıyan halkı oluşturan doğu ve batı klanlarının, bir zamanlar konuştukları dil veya dillerin (muhtemelen aynı dilin dialektlerinin) en azından Abhazcayla Lazca ile olduğundan daha yakın olması gerektiği düşündürmektedir
__________________
... mezarcılar öldüğünde kazmalarını gömmezler.

...ruhum kokuşacağına ağzım koksun

Ne verirseniz alırım,
Ben bir DİLENCİYİM
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 18.08.07, 03:26
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Lazların Gerçek Tarihi

Ben bu konuda hiç birşey bilmiyormuşum.Çok ilginç bilgiler var.Teşekkürler canım
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
gerçek, lazların, tarihi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:18 .