iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:29 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » araplar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 16.08.07, 19:12
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

Emevi yönetiminin zayıf yönleri nelerdi?
“Emevi idaresinin başlıca zaafı, Arap kabileleri arasında ardı arkası kesilmeyen mücadelelerden ileri geliyordu. Arap milli geleneği, kabileleri kuzey ve güney olmak üzere iki büyük kısma ayırıyordu. Bu kısımların her biri, aynı grubun içindeki farklı kabilelerin karşılıklı ilişkilerini ve onların ortak bir atadan geldiklerini gösteren geniş bir şecereye sahipti. Daha İslam öncesi Arabistanı’nda sık sık çıkan anlaşmazlıklar birbiriyle komşu olan kabileler arasında görülüyordu. Büyük kabile grupları arasındaki düşmanlıklar fetihlerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Emsâ7da Araplar, kabilelerin yatkınlık derecelerine göre belirli yerlere yerleştiriliyordu. Bu parçalar coğrafî temelden yoksun ve fakat bir mozaik şeklinde rakip birlikleri meydana getiriyordu. Soy kütükleri muhtemelen itibari idi, bununla beraber tarihi önemi bakımından Emeviler devri’nde Arap yaşayışına onlar yön veriyordu. Kuzey ve Güney Arapları arasında oldukça belirsiz bir mücadelenin ilk işareti Muaviye zamanında görülmekledir. Kabiller arasındaki geçimsizlik hızla yayıldı ve tıpkı Yezid’in ölümünde olduğu gibi merkezi hükümetin zayıf olduğu zamanlarda zora başvurdu. Yezid öldüğü zaman kuzey kabilelerinin en önemlilerinden birisi olan Kays, Yezid’in halefini tanımayı reddetti ve İbn Zubeyr tarafına geçti. Emeviler, güney kabilelerinden Kelb’in yardımıyla onları Merc-i Râhit’te mağlup edebildi. Böylece açıkça mücadeleye giren Emevi hanedanı tarafsızlığını kaybetmiş ve bir kör dövüşünün içine düşmüştür. Abdülmelik’ten sonra gelen halifeler genellikle biri yahut diğerinin tarafını tuttu ve halifelik kabilevi mücadelenin içine girerek dejenere oldu, Derinlere kök salmış ve uzayıp giden mücadelenin geleneğin hayali şecerelerinden daha çok ciddi nedenlere bağlı olması gerektiği olasılığı mevcuttur. Analaşmazlık, çoğunlukla güney kabilelerine mensup olan ve fetihlerden önce fethedilecek ülkelere sızmış bulunan Araplar ile büyük bir kısmını kuzel kabilelerinin meydana getirdiği ve İslam ordularıyla gelmiş olan Araplar arasında menfaat çatışmalarından ileri gelmektedir. Bu teşhis, güney kabilelerinin büyük bir kısmını Şi’a propagandasına açık olmalarına ve mevâli ile belirli bir çıkar birliğine dayanıyordu.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.107)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 16.08.07, 19:13
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

Abdülmelik’in ilk yılları
“İkinci savaş esnasında mücadele sahası bütün faktörlerin faal ve mevcut olduğu Irak’tı. Büyük bir önemi haiz ve tam anlamıyla gelişmiş olan Küfe buranın merkezi olup, birçok karışıklığa sahne olmuştu. Abdülmelik, halifeliğinin ilk yıllarını Araplar arasında düzeni yerleştirmek, hanedanın işlerini düzene koymak ve Bizans İmparatoru ile varılan anlaşma sayesinde kuzey sınırında barışı yeniden sağlamakla geçirdi. 690 yılına doğru isyancılara karşı harekete geçmek için hazırdı. Üç yıldan daha az bir zamanda kendisini onlara kabul ettirmeyi başardı.
Şimdi mesele yeni bir teşkilat kurmaktı. Meselenin kaçınılmaz hal çaresi, Suriye Ordusu’nun askeri gücüne dayanan ve bütün otoriteyi halifede toplayan daha geniş merkezileşmeydi. Abdülmelik’in halifeliği, doğunun eski tarzına göre bir otokrasi olmayıp, teokratik kalıntılarını ve Arap geleneğini değişikliğe uğratan merkezi bir monarşiydi. Onun hilafeti esnasında Arap tarihçilerinin ‘teşkilatlanma ve düzenlenme’ diye tanıttıkları devre başladı. Bu zamana kadar eyaletlerde tatbik edilen ve Bizans ile İran’dan alınmış olan eski idari sistem yavaş yavaş yeni bir Arap imparatorluk sistemiyle değiştirildi. Bunlardan birincisi resmi dilin Arapça olmasıdır. 696 yılında İslami Arap parası Bizans ve İran paralarının yerini aldı. Abdülmelik ve müşavirleri bir mali reforma girişti. Bu mali reform daha sonraki halifeler devrinde özellikle İslami vergi sistemi haline getirildi. Abdülmelik halefine sakin ve güçlü bir imparatorluk bıraktı. Bununla beraber esas meseleler askıdaydı.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.109)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 16.08.07, 19:13
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar



Velîd’in hilafet devri
“Velîd’in hilafeti (705-715) Emeviler’in en parlak devridir. Fetihler yeniden başladı ve yayılma üç yeni bölgede kendini gösterdi. Orta Asya’da Abdülmelik’in Irak Genel Valisi el-Haccâc’ın tayin ettiği Kuteybe b.Müslim, Buhara ve Semerkant’ı zaptederek ve parlak zaferler kazanarak Ceyhun’un ötesindeki bölgelerde Arap hakimiyetini kuvvetlice yerleştiren birinci kumandan oldu. Daha güneyde Hindistan’da bir Müslüman ordusu Sind’i fethetti. Bu fetih hareketi devam etmedi; Hindistan’ın Müslümanlar tarafından fethi çok daha sonraları olacaktır. 709 yılında İspanya’ya yapılan çok önemli olan çıkarma kısa zaman sonra yarımadanın büyük bir kısmının fethi izledi.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.110)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 16.08.07, 19:13
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar



1.Süleyman’ın hilafeti
“1.Süleyman7ın halifeliğinde (715-717) İstanbul’a karşı başarısız son büyük sefer yapıldı. Bu seferin başarısızlıkla sona ermesi Emevi iktidarını tehlikeye sokmuştur. Donanım ve sefer harcamaları çok tehlikeli muhalefeti ortaya çıkaran iktisadi sıkıntıları şiddetlendirdi. İstanbul surları önünde Suriye Ordusu’nun yok edilmesi ve donanmanın tahribi, rejimi dayandığı esas kuvvetten mahrum bıraktı. Bu kritik dönemde ölen Süleyman, kendisine halef olarak dindar Ömer b. Abdülaziz’i tayin etmişti. Bu makama diğer Emevi şehzadeleri arasında en layık olanı ve devleti tek başına kurtaracak ve kırgınlıkları giderecek yalnız Ömer idi.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.110)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 16.08.07, 19:14
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

2.Ömer’in halifeliği
“Ömer’in (717-720) vazifesi Araplar’ın ve imparatorluğun birliğini mevâli ile anlaşarak muhafaza etmekti. Aldığı bir seri mali önlemle krizlerin üstesinden geldi. Esas mesele Zımmiler’in büyük sayıda İslamiyet’i kabul etmesinde ve daha az vergi ödemek isteyen arazi sahiplerinin artmasında yatıyordu. Haccâc’ın bulduğu çare, mevâliyi kendi topraklarına göndermek ve bütün Müslüman ad-razi sahiplerinden tam vergi almaktı. Bu tedbir huzursuzluk yarattı ve işlemedi. 2.Ömer, haraç diye adlandırılan çok yüksek vergiden muaf tuttuğu Müslüman arazi sahiplerine öşr vergisi çıkararak güçlüğü yenmeye çalıştı. Bir vergi ile vergilendirilmiş toprakların Müslümanlara geçmesi Hicri (719) yılından sonra dikkate alınmayacaktı. Bundan böyle Müslümanlar kanuni zorunluluk sayesinde bu toprakları ancak kiralayabiliyor ve o zaman bunun için haraç ödemeleri gerekiyordu. Ömer, mevâliyi sakinleştirmek için onlara ordugah şehirlerinde yerleşme izni verdi ve aynı zamanda onları haraç ve cizyeden muaf tuttu. Böylece haraç ve cizye Müslüman olmayan arazi sahiplerine uygulanan bir nevi arazi vergisi haline geldi. Mevâli, Horasan hariç hâlâ Arap savaşçılarından daha düşük ücret alıyorlardı. Ömer, mevâliye de Suriye’deki Araplar’ın düzeyinde eşleri ve çocukları da dahil aylık ödenmesini kabul etmişti ki, bu her yerden yüksekti. Bu tedbirler, kalabalık halde çalıştıkları idari görevlerden çıkarılan Zımmiler7e karşı çok sert olan rejime yenilerini ekledi. Diğer taraftan Zımmiler, kanunun onlara empoze ettiği sosyal ve mali külfetler altına zorla itildi.
2.Ömer’in reformları harcamaları artırdı ve gelirleri azalttı. Onun idari işlerde Zımmiler7i çalıştırmayı kabul etmeyişi karışıklıklara neden oldu. Halefleri 2.Yezid (720-724) ve Hişâm’ın (724-743) devirlerinde, Emeviler’in yıkılmasından sonra da uzun zaman bazı değişikliklerle devam eden yeni bir sistem ortaya kondu. Doğu geleneği Hişâm’ı yalnız vergilerin toplanmasıyla ilgilenen istifçi bir cimri gibi anlatır. Mevcut belgeler halifeliğin mali politikasının genel durumu hakkında bir fikir edinmemize imkan vermiyor. Bununla beraber Hişâm’ın başlıca üç eyalet valisi, Mısır’da Ubeydullah b. el-Habbâb, Irak’ta Hâlid el-Kasri ve horasan’da Nasr b.Seyyâr’ın politikaları hakkında bilgimiz vardır. Bunlar bize Emevi hilafetinin son devir tablosunu çizmemize imkan vermektedir. Yeni düzen kanuni temel üzerine kuruluyordu, buna göre haraç arazi sahibine değil, araziye çıkarılıyordu. Bundan böyle sahibinin dini yahut milliyeti ne olursa olsun haraç arazisi bütün vergi yükünü taşıyordu. Halifeliğin başlangıcında meydana getirilmiş olan öşürlü arazi daha az vergi ile vergilendirilmeye devam edecekti, fakat arazi daha büyüyemeyecekti. Diğer taraftan Zımmiler cizye yahut arazi vergisi ödemek zorunda idi. İslami hukukun dini kaidesi haline gelmiş olan bu yeni sistem, eyalet valilerinin yanında bulunan ve araştırma ve sayımla vazifeli mali işleri yürüten memurlar tarafından yeni gelir kaynakları bulmak gayesiyle kuvvetlendirildi.
Hişâm’ın ölümünden sonra Arap İmparatorluğu süratle çökmeye başladı. Kabileler arasındaki mücadelenin şiddetlenmesi, Şii ve Harici muhalefetin yıkıcı bir hal alması sebebiyle 744’ten itibaren merkezi hükümetin yetkileri artık Suriye’de bile tanınmıyordu. Emevi halifelerinin sonuncusu olan 2.Mervan (744-750) akıllı ve muktedir bir halife id, fakat hanedanı kurtarmak için çok geç kalmıştı.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.111)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 16.08.07, 19:14
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

Emevi iktidarının sona erişi
“Emevi iktidarının sona germesi Hâşîmiyye adı verilen bir parti tarafından hızlandırıldı. Muhammed b. el-Hanefiyye’nin Ebu Hâşim adında ve Muhtar ile savaşmış olan oğlu, mevâlinin yardımıyla aşırı bir Şii topluluğunun başına geçmişti. 716 yılında varis bırakmadan ölümünde bütün haklarını, Hz. Muhammed b. Ali b. el-Abbas’a vasiyet etmişti. Teşkilat Muhammed’i reisliğe kabul etti ve o da böylece propaganda ve ihtilal faaliyetini kontrolü altına aldı. Onun esas faaliyet merkezi 670 yılına doğru Basra ve Kufe’den gelip yerleşen Arap kolonilerinin bulunduğu Horasan’da idi. Hâşimîler yeni çevreye yayılmış olan kabile mücadelelerini oraya taşıdı. Araplar sosyal ve iktisadi durumlarının kötülüğü yanında savaşçı İranlılar’ın arasında küçük bir azınlık meydana getiriyordu.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.110)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 16.08.07, 19:15
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar


Hâşimi propagandası nasıl başladı?
“İslam’ın gerçek liderlerinin peygamberin soyundan olduğuna ve yeni bir adalet döneminin başlayacağına inananlara etkili bir şekilde hitap eden Hâşimi propagandası 718 civarında Küfe’de tezgahlandı. İlk önce Arap’tan Arap7a hitap ederken çok geçmeden birçok mevâliyi de cezp etti. Hidâş adı verilen propagandacı aşırı akideleri benimsedi ve başlangıçta bazı başarılar kazandı, fakat 736’da yakalanarak idam edildi. Muhammed b. Ali b. el-Abbas onu ve akidesini tanımadı ve Horasan’ın kontrol görevini sekizi Arap ve dördü mevâliden oluşan 12 kişilik bir heyetin yardımıyla Süleyman B.Kesir adlı güneyli bir Arap’a verdi. Bunu, Muhammed’in öldüğü ve vasiyeti üzerine doğudaki teşkilat tarafından kabul edilen oğlu İbrahim’in geçtiği bir hareketsizlik devri izledi. 745 yılında İbrahim, Iraklı bir Mevla olan Ebu Müslim’i gizli ajanı ve propagandacısı olarak Horasan7a gönderdi. Ebu Müslim Arap ve İranlı halk, hatta eski aristokrasi arasında hayli başarı kazandı. Orta sınıf Şîa arasındaki bazı memnuniyetsizlikler bir tarafa bırakılırsa Ebu Müslim’in liderliği ortaya çıktı ve Abbasiler’in siyah bayrakları Horasan üzerinde dalgalanmaya başladı. Siyah genellikle Abbasi hanedanının özel rengi olarak tanınır. Aslında siyah bayrak kullanılması, Arap İmparatorluğu’ndaki memnun olmayan halk arasında uzun zamandan beri var olan Mesihi ve ledünnî kehanetlere uymak amacına dayanıyordu. Abbasiler’den önce de başka isyancılar siyah bayrak açmışlardı. Abbasiler’in başarısı onu hanedanlarının alameti haline getirmiştir. Birkaç yıl içinde Abbasiler, Bizans’ta olduğu gibi uzak Çin’de de siyah elbiseler adı altında tanındılar.
Bundan sonraki olaylar birkaç kelime ile özetlenebilir. Horasan’daki Arap kabileleri arasındaki mücadele, onların yeni harekete karşı başarılı bir direnişlerine engel oldu. Doğu’da yerleşmiş olan Ebu Müslim’in birlikleri batıya doğru saldırıya geçti. Emeviler’in son askeri birlikleri Büyük Zab Savaşı’nda mağlup edildi. Abbasi partisi lideri İbrahim’in kardeşi ve halefi Ebu’l Abbas, Saffâh unvanı ile halife ilan edildi.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.110)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 16.08.07, 19:15
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

Abbasiler döneminde İslam
“İhtilalin getirdiği değişiklikleri açık bir şekilde Abbasi İmparatorluğu’nun ekonomik hayatında görebiliriz. Sulanabilen büyük nehir vadilerinde yetiştirilen buğday, arpa ve pirinç, imparatorluğun önemli ürünleri arasında yer alıyordu; hurma ve zeytin ise ikinci derecede önemli besin kaynaklarıydı. İmparatorluk zengin maden kaynaklarına da sahipti. Gümüş doğu eyaletlerinde, özellikle Hindikuş Bölgesi’nde çıkarılıyordu. Bir 10. yüzyıl kaynağına göre burada kapitalist sistem çerçevesinde on bin maden işçisi çalıştırılıyordu. Altın batıdan, özellikle Nubya ve Sudan’dan geliyordu; bakır Isfahan çevresinden elde ediliyordu. Dokuzuncu yüzyılda burada bulunan maden ocakları Orta Asya ve Sicilya’dan geliyordu. İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde kıymetli taşlar da bulunuyordu. Basra Körfezi’nde bol miktarda inci elde ediliyordu. İnşaat kerestesi batı eyaletlerinde az bulunuyor, oranın ihtiyacının bir kısmı doğu eyaletlerinden sağlanıyor, diğer kısmı da Hindistan ve çevresinden ithal ediliyordu.
Abbasiler sulama faaliyetine girişti, tarım yapılan araziyi genişletti ve bataklıkları kuruttular. Tarihçiler, verimin yüksek bir seviyeye çıktığını belirtmektedirler. İhtilal köylülere çok geniş mülkiyet hakları ve adil bir vergi sistemi getirdi. Bu sisteme göre vergi tespit edilmiş sabit bir miktar yerine ürünün yüzdesi üzerinden alınıyordu. Fakat köylülerin hayat seviyesi hâlâ çok düşüktü ve onların durumları zengin tüccar ve arazi sahiplerinin spekülasyonları ve büyük çiftliklerde köle işçilerin çalışmaya başlaması neticesinde daha da kötüleşti.
Bir Orta Çağ ansiklopedisi endüstri ve zanaatları iki gruba ayırıyor: birincisi insanın temel ihtiyaçlarını, ikincisi ise tali ve lüks ihtiyaçlarını karşılıyordu. Birincisi yiyecek, giyecek ve barınağı ihtiva ediyordu. İkincisi İslam İmparatorluğu’nda daha çok gelişmişti. Kullanılan işçi sayısı ve üretim hacmi bakımından en önemli endüstri kolu, Emeviler Devri’nde başlayan ve hızla gelişen tekstil idi. İhracat için olduğu gibi yerel tüketim için de her türlü mal üretiliyordu: Kumaş, elbise, döşemelik kumaş, halı, yatak takımları vb. Keten kumaş, Dimyat, Tznnîs ve İskenderiye gibi üç önemli merkezde, Koptlar’ın önemli rol oynadıkları Mısır’da dokunuyordu. Pamuk, başlangıçta Hindistan’dan ithal ediliyordu; kısa zaman sonra Doğu İran’da yetiştirilmeye başlandı ve batıya, İspanya’ya kadar yayıldı. Bizans ve Sasani İmparatorluğu’ndan kalan ipek endüstrisi İran’ın Curcân ve Sîstân eyaletlerinde toplanmıştı. Hemen her yerde halı dokunuyor, ancak en iyileri Taberistan ve Ermeniye’den geliyordu. Endüstri kısmen devletin kontrolü altındaydı. Emevi hilafetinin sonlarından itibaren, halifelerin günlük ve merasim elbiselerinin, yüksek memurlara ve askeri kumandanlara ve şeref nişanesi olarak verilen hil’atlerin ve diğer elbiselerin yapıldığı tirâz atölye ve fabrikalarını devlet işletiyordu. Zanaatkarlar imal ettikleri malları, devletin tayin ettiği kimselere veya kendilerini finanse eden özel teşebbüse satmaya mecburdular. Bazı durumlarda zanaat erbabının belirli bir ücret aldıkları da görülür. Mısır’da 9.yüzyılda günde yarım dirhem verildiği tespit edilmiştir.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.126)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 16.08.07, 19:16
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar

Kağıdın kullanımı ne zaman başladı?
“Rivayete göre kağıt ilk defa M.Ö.105 yılında Çin’de imal edilmeye başlandı. 751’de Müslümanlar Ceyhun’un doğusunda çinliler7e karşı zafer kazandıkları zaman esirler arasında, İslam dünyasında kağıt yapımını başlatacak olan ustalar bulunuyordu. Harun’ur-Reşîd zamanında (786-809) kağıt Irak’ta imal ediliyordu. Kağıdın kullanılması kısa süre içinde Mısır’a (800) ve İspanya’ya (900) kadar yayılmasına rağmen imalat doğu eyaletlerinde devam etmekteydi. 10.yüzyıldan itibaren Irak, Suriye, Mısır ve Arabistan’da, hatta kısa zaman sonra da Kuzey Afrika ve İspanya’da imalata başlandığına dair kesin deliller vardır. Semerkant, Bağdat, Dımaşk, Hama, Trablusşam, Kahire, Fas ve Valence çok meşhur kağıt imalat merkezleri arasında sayılıyordu. Diğer endüstri kolları seramik, madenlerin işlenmesi, sabun ve parfüm üretiminden ibaretti.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.128)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 16.08.07, 19:16
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: araplar



Abbasiler devrinde ticaret
“İmparatorluğun kaynakları ve Avrupa ile Uzakdoğu arasındaki transit ticaret, içte düzen ve güvenlik, Emeviler’in fasılasız savaşları yerine komşu ülkelerle barışçı ilişkiler geniş bir ticari hamleyi mümkün kıldı. İslam İmparatorluğu’nun ticari faaliyeti geniş bir sahaya yayılmıştı. Müslüman tüccarlar Basra Körfezi limanlarından Basra, Ubulla ve hatta Aden ve Kızıldeniz limanlarından Hindistan, Seylan, Doğu Hindistan ve Çin istikametlerinde ticari mallar sevk ediyordu. Müslüman tüccarlar dönüşlerinde iç tüketim ve tekrar ihraç etmek için ipekli dokumalar, baharat, hoş kokulu maddeler, kıymetli ağaçlar, kalay ve diğer lüks maddeler getiriyorlardı. Hindistan ve Çin’e giden kara yolları Orta Asya’dan geçiyordu. Bir kaynak, Çin’den getirilen ticari eşyayı şöyle sıralıyor: Hoş kokulu maddeler, ipekten mamul eşya, porselen, kağıt, mürekkep tavuş kuşları, süratli atlar, eyer takımları, para, altın ve gümüşten yemek takımları, ilaç, cariyeler, oyuncaklar, kilitler, su mühendisleri, tarım uzmanları, mermer ustaları ve hadımlar… Hindistan’dan gelenler: Kaplan, panter, fil, panter derisi, yakut, abanoz, ceviz ve beyaz sandal ağaçları. Denizcilikten bahseden Müslümanların yazdıkları bazı rehberlerden açıkça anlaşıldığına göre, Müslüman denizciler doğu denizlerini çok iyi tanıyorlardı. Zaten Arap tüccarları yedinci yüzyılda Çin’i ziyaret etmişlerdi.”
(Uygarlık Tarihinde Araplar, Bernard Lewis, Pegasus Yayınları, s.126)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
araplar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz