iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 22:37 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 20.08.07, 19:29
Standart baltıklılar ( baltık ülkeleri )

hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 48.561
Send PM
20.08.07, 19:29


Baltık Ülkeleri
Baltık dilleri
Baltık halklarının anayurdu
Coğrafya ve tarih
Yer şekilleri ve iklim
Baltık resimleri
Baltık ticareti ve burjuvazisi
Estonya yazını
Büyük Litvanya
Letonya'da Ulusal düşünce ve Ruslaştırma
Leton yazını
Litvanya yazını
Litvanya'da Ulusal düşünce ve Ruslaştırma
Hıristiyanlaştırma süreci
Rus varlığının sağlamlaştırılması
Ilk ilişkiler
Isveçliler
Liberal ayrıntı
Tacitus kimleri fark etti




baltıklılar

Baltık ülkeleri
“Estonya, Letonya ve Litvanya günümüzde Baltık adıyla bilinen ülkeleri oluşturur. Bazı tarihçilerin, etnolojik ve dilbilimsel kökenleri nedeniyle Finlandiya’yı da bu öbeğe dahil etme eğilimine rağmen Finlandiya, bütün 20. yüzyıl boyunca izlediği farklı bir gelişmeyle diğerlerinden ayrılmıştır. Dolayısıyla bu ülke konumuz dışında kalacaktır.

En başta etnoloji, dil ve kültür alanlarında önemli farklılıklar gösterseler de Estonya, Letonya ve Litvanya homojen bir bütün oluşturur. Coğrafya onlara, birbirlerine karışacak kadar ortak bir tarihsel çerçeve çizmiştir.
Büyük Rıs ırmaklarının denize döküldüğü yerde bulunan, Kuzey Avrupa ile Doğu Avrupa’nın yayılmacı büyük kırallıkları ve imparatorlukları arasına sıkışıp kalmış olan Baltık ülkeleri, bu konumları nedeniyle güçlü komşularının iştahını çekti.
Küçük ve zayıf ülkeler olarak sırasıyla İsveç, Polonya, Almanya ve Rusya’nın boyunduruğunda kaldılar. Tarihin kasırgası ve getirdiği acıların kıskacında kalan bu halkları sanki her zaman boyun eğecekleri bir gelecek bekliyor gibiydi.
Oysa, 1.Dünya Savaşı onlara bağımsızlık şansını sundu. Baltık halkları bunu yakalamasını bildi ama Germen-Sovyet cumhuriyetleri olan Estonya, Letonya ve Litvanya’nın toplumsal-İktisadî ama aynı zamanda etnik görünümü, o tarihten sonra büyük ölçüde bozuldu...”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)





Baltık dilleri
“Geleneksel olarak Baltık halkları iki büyük dil ailesine ayrılır. 1.Fin-Ugur Ailesi, 2.Baltık Dilleri Grubu.

Fin-Ugur Ailesi: Rusya’nın doğusundan gelen Fin-Ugur boylarının, Hıristiyanlık’tan hemen önce Baltık kıyılarına yerleştikleri sanılır. Uygarlıklarının ilkel niteliği ve yüzyıllarca bir siyasal örgütlenmelerinin olmaması nedeniyle en güneydeki halklar, zaman içinde Slav-Baltık boyları tarafından yutuldu. Bugün bu kavimlerin soyundan gelenler yalnızca Estonyalılar ile Liveler’dir.
A) Estonya Dili: Estonyalılar’ın dili Fin-Ugur dilleri ailesine bağlanır; çok yakın olan Fince’nin (Suomi) yanı sıra Macarca ile Laponca da bu dil ailesi içinde yer alır.
Estonya Dili 13. yüzyıl başlarında belgelenmiştir; nitekim 1220’de Leton Henryk’e ait Latince bir vakayinamede Estonyaca birkaç cümleye rastlanmıştır. Bu dilde kaleme alınmış bilinen en eski el yazması 1524-1528 tarihlidir. Estonyaca Latin alfabesiyle yazılır. Farklı iki lehçe vardır: Biri ülkenin kuzeyinde (Tallinn Lehçesi) diğeri de güneyinde konuşulan lehçedir.
Estonyaca Estonya’nın resmi dilidir. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’ndeki diğer Estonyalılar –özellikle Letonya’daki Estonyalılar- ve 20.yüzyılın ilk yarısındaki birtakım siyasal karışıklıklar nedeniyle çok sayıda Estonyalı’nın yerleştiği ABD’De de konuşulmaktadır.
B) Livce: Baltık ülkelerinde konuşulan ikinci Fin-Ugur dilidir. Estonyaca’ya yakın olan bu dil artık günümüzde yalnızca bir milyon Liv tarafından kullanılmaktadır. Livler, adını Livonya’ya (Letonya’nın kuzey kesimi ile Estonya’nın güneydoğu kesimini kaplayan bölge) veren bir halktır. Letonya’da, Kurzeme’nin kuzey ucundaki on iki kadar köye dağılmış durumdadırlar.
2. Baltık Dilleri Grubu: Dilbilimsel anlamda Baltık sözcüğünü ilk kez Alman dilbilimci G.H.Nesselmann, 1845’te yayımlanan Die Sprache der Alten Preussen adlı yapıtında, Ortaçağ’da yaşamış olan ve Baltık dili konuşan halklar bütününü belirtmek için kullanmıştır; bu dil grubundan varlığını sürdüren yalnızca Litvanyaca ve Letonca’dır.
A) Ön Baltık Dilleri : Letonca ve Litvanyaca, Hint-Avrupa dilleri ailesinden Baltık kolunun tek temsilcisidir. Tarihçilere ve dilbilimcilere göre, bu iki dilin kökeni, genelikle Ön Baltık ya da Letonca-Litvanyaca denen aynı başlangıç ağzıdır. Letonlar ile Litvanyalılar’ın Hıristiyanlık’ın ilk yüzyıllarına kadar aynı dili konuştukları sanılır. Daha sonraları zamanla meydana gelen bir farklılaşmanın 11.yüzyıla doğru tamamlandığı tahmin edilir.
Her iki dil son derece arkaik diller olarak kalmışlardır. Ama, Roger Caratini’nin vurguladığı gibi, iki dil arasındaki temel ayrım Litvanyaca’nın Letonca’ya göre çok daha arkaik olmasıdır.
‘Örneğin, Litvanyaca, eski sesçil birleşimleri muhafaza etti (Söz gelemi en, in Letonca’da ie, i olmuştur); vurgu Litvanyaca’da değişkendir, oysa Letonca’da daima sözcüğün ilk hecesindedir. Her iki dil biçimbilimsel bazı ayrımlar gösterir: Litvanyaca’da beş, Letonca’da altı çekim vardır (isimler için); sıfatlar için Litvanyaca’da üç, Letonca’da bir çekim vardır. Fiil dizgesi her iki dilde de aynıdır. Sözcükler, tüm Hint-Avrupa dillerinde olduğu gibi, sonekler ve örnekler yardımıyla türetme yoluyla oluşur. Alfabe her iki dilde de Latin alfabesidir.’
B)Litvanyaca : Litvanyaca’dan ilk kez 11. yüzyıla doğru tarih kaynaklarında söz edilmiştir. Uzun süre kırsal alanların halk dili olarak kaldı; oysa grandüklükte resmi dil yüzyıllar boyu Latince, Lehçe ya da Eski Prusya diliydi. Litvanyaca ilk metin, Luther kateşizminin 1574’ta çıkan çevirisidir. İlk sözlük 1629’da çıktı; Danielus Kleinas’ın ilk Litvanyaca dilbilgisi hazırlaması için 1653’ü beklemek gerekecekti.
Litvanyaca iki değişkenlik gösterir: Edebiyat dilinin çıktığı güney lehçeleri grubu ve ülkenin kuzey kesiminde, Kurzeme’de konuşulan cemayit.
Litvanyaca, günümüzde, Litvanya Cumhuriyeti’nin resmi dilidir. Aynı zamanda Kaliningrad bölgesi ile yarım milyon Litvanyalı’nın yaşadığı ABD’de de konuşulur.
C)Letonca: Letonca’da Litvanyaca ile aynı dönemde, 1585’te Hıristiyanlık’ın temel ilkelerini içeren bir kitabın çevirisiyle belgelenmiştir. İlk Letonca dilbilgisi ise 18. yy.’da yayımlanmıştır.
Letonca üç lehçeye ayrılır: Ülkenin doğu kesiminde Yukarı Letonca, orta kesim Letoncası ve Batı Letonca. Letonca Letonya Sovyet Cumhuriyeti’nin (artık bağımsız, b.n.) resmi dilidir.
D)Yokolan Baltık Dilleri: Hint-Avrupa ailesinden Baltık dalına ait üç dil, kaybolana kadar birkaç yüzyıl konuşulmuştur. En yaygını tartışmasız Prusyaca’dır; Bu, batıdan Litvanya’yı çevreleyen bir bölge olan Prusya’da yaşayanların dilidir. Prusyaca’ya karşı amansızca mücadele eden Töton Tarikatı Şövalyeleri –Alman dilindendirler- 1283’te ülkeyi bütünüyle fethettiler. Zorla Germenleştirme politikası ve yerel toplulukların imhası ile varlığını yitiren bu dil 17. yüzyıl sonlarında kesin olarak yok oldu. Bu dilde yazılmış ve bize ulaşabilen belgeler iki dilde kaleme alınmış iki kateşizm ile 16. yüzyıla tarihlenen Almanca-Prusyaca iki sözcüktür.
Bölgenin, diğer dili, Letonya’nın batı kesimi ile Litvanya’nın, daha sonraları Kurzeme adını alacak olan kuzeybatı kesiminde konuşulan Kurca’dır. Komşuları Letonlar ve Samogintiyenler tarafından özümsenen Kurlar 16.yüzyılda ortadan kalktılar.
Nihayet, Prusya ve Litvanya’nın güney sınırlarında yaşayan Baltık dilinden bir halk olan İatviaglar’dan söz etmek gerekir; bu halk da Alman ve Polonyalılar’ın baskısına direnemedi. Dilleri 14. yüzyılda yok oldu.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)





Baltık halklarının anayurdu
“Baltık Denizi’nde kıyısı olan toprakların gerçek anlamda tarihi 12. yüzyılda ilk Alman misyonerlerin Livonya ve Prusya’ya gelmeleri ile başlar. Bu bölge halklarının daha önceki dönemlere ait yaşam biçimi üstüne pek az bilgimiz vardır.

İlk bin yılına kadar Baltık ülkeleri
Hıristiyanlık’ın başlangıcına kadar bu bölge üstüne elimizde hiçbir tanıklık yoktur. Dolayısıyla tarihçiler, Baltık halklarının çok eski geçmişini yeniden oluşturabilmek için arkeolojik ve dilbilimsel çalışmalara yöneldiler.

Fin-Ugur dil ailesine bağlı halkların protohistorya (tarih öncesinden tarih çağına geçiş dönemi, ç.n.) anayurdunun Volga’nın orta çığırı olduğu ve buralardan Riga Körfezi ile Finlandiya’ya kadar göç ettikleri sanılır.
Baltık dillerinden halkların tarihsel yurdu da Daugava ve Niemen’in doğdukları yerler olmalıdır. Ayrıca birtakım arkeolojik araştırmalar sonunda, Berezina kıyıları ile daha güneyde Dinyeper kıyılarında bir Baltık dil topluluğunun izleri keşfedildi. Kuzeybatı yönündeki Baltık göçlerinin patlama noktası bu bölge olabilir.
Baltık kıyı şeridi ile Riga Körfezi kıyılarında yaşayan ilk kavmin Livler (Fin-Ugur ailesinden bir halk) olduğunun sanılmasına karşılık, Baltık dilinden halkların, Fin kökenli halklardan çok daha önceleri denizle bağlantıları olması hiç de olanaksız değildir. J.Meuvret’nin vurguladığı gibi: ‘Finler’in Fince-Estonyaca grubundan lehçe farklılaşmasından önceki bir dönemde, Baltık dilleri sözcük dağarcığından çok sayıda sözcük almış olması bu varsayımları doğrulamaktadır. Alınan bu sözcüklerden yelken, gemi ve deniz sözcükleri Baltıklılar’ın Finler’den önce denizle ilişkide olduklarını kanıtlamaya yeterlidir.’
Takvim başlangıcının ilk yüzyıllarında Yunanlı ve Romalılar’ın Baltık Denizi’nin doğu kıyıları üstündeki bilgilerinin son derece belirsiz olduğu sanılmaktadır. Strabon bunu doğrulamaktadır: ‘Okyanus yakınından geçen Elbe’nin ötesinde kalan toprakları hiç bilmiyoruz... Roma gemileri Elbe’nin ağzını aşamadılar; ayrıca okyanus kıyısını karadan izleyip keşfetmiş olabilecek bir gezgin de yok. Germenler ile en yakın komşularının ötesinde hangi halklar yaşamaktadır? Germenler’i izleyen tüm Kuzey halkları üstünde de aynı bilinmezlik perdesinin bulunduğunu ekleyelim.’
Bununla birlikte, Romalılar, o zamana kadar bilinmeyen bu dünyaya yavaş yavaş girmeye başladı. Bunu hiç olmazsa dolaylı yoldan, o dönemlerde aranan bir mala, ambere sahip olmak için Germen tacirler aracılığıyla yaptılar. Kurzeme kıyısındaki Leipaja çevresinde bulunan Roma paraları, Doğu Baltık kıyıları kökenli kehribar kalıntılarının Yunanistan’da ve özellikle d Argolis’teki Mykenai Akropolü’nde bulunması bunun kanıtlarıdır.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)






Coğrafya ve tarih
“Bu üç Baltık ülkesinin yazgı ortaklığı büyük ölçüde coğrafi konumlarından kaynaklanır. Baltık ülkelerinin üçünün de Baltık Denizi’nde kıyısı vardır. Kapalı bir deniz olan Baltık, Hıristiyanlık’tan önce ve Hıristiyanlık’ın ilk zamanlarında uzun süre büyük ticari ve siyasal yolların dışında kaldı.

Ama ilgi uyandırdığı ilk andan itibaren Baltık dünyası ile dış dünya arasındaki ilişkilerin odağı oldu. Büyük yabancı etkilerin (İskandinav ve Germen) yanı sıra Hıristiyanlık’ın da bölgeye girişi bu yolla gerçekleşti.
Büyük Rus ırmaklarının ağzında olmaları, bu ülkelere; bilinen dünya ile uçsuz bucaksız Rus toprakları ve daha ötedeki Asya toprakları arasında doğal bir bağlantı özelliği kazandırdı. Bu konumları nedeniyle, kendi akarsu ulaşım yollarının denize döküldüğü yerleri denetlemek isteyen Rus hükümdarlarının daima iştahını uyandırdı.
Nihayet, sınırlarının yanı başında üç büyük imparatorluğun (İskandinav, Alman ve Rus) bulunması ve gelişmesi, bu ülkeler için, yabancı istilaları ve bağımsızlık arayışlarıyla örtülü acılı bir yazgıdan başka neyin habercisi olabilirdi ki...”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 20.08.07, 19:30
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20.08.07, 19:30
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )





Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20.08.07, 19:30
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Yer şekilleri ve iklim
“Litvanya, Letonya ve Estonya jeoloji, hidrografya ve iklim bakımından, kuzeybatı ucunu oluşturdukları Rusya toprakları içinde yer alırlar.
Üç Baltık devleti, Jeomorfolojik bakımdan görece bir bütünlük gösterir. Dördüncü Saman buzullaşmaları, bu bölgelerin yer şekli üstünde kalıcı izler oluşturdu. O çağlarda bu bölgeleri kaplayan buzullar, çekilirken geride düşük yükseltili sağrılar bıraktı.
İşte bu nedenle Baltık Bölgesi’nin yer şekli tepeler, tümsekler ve ovalarla ayrıt edilir. Yükseltiler çok düşüktür. Nitekim bu bölgenin en yüksek noktası 318 metreyi aşmaz. (Estonya’daki Suur Munamagi). Buzultaş özellikleri nedeniyle topraklar -asitli- çoğu yerde oldukça verimsiz ve tarıma pek elverişli değildir.
Doğal ortamı niteleyen ve Baltık Bölgesi’nin coğrafyasını belirleyen bir başka unsur da suların bolluğudur. Çok sayıda göl vardır (Letonya’da 4 bin, Litvanya’da yaklaşık 3 bin); marş çöküntüleri geniş alanlar kaplar (Estonya yüzölçümünün yaklaşık yüzde onu, Litvanya yüzölçümünün yüzde 6’sına yakını).
Büyüklü küçüklü birçok akarsu ovalara yayılır ve yer şekli üzerinde değişiklikler meydana getirir. Başlıca ırmaklar, Litvanya’da Nemuras (Niemen) ve kolu Neris ile Rusya’da Dinyeper ve Volga’nın kaynaklarına yakın bir yerde doğan ve Letonya’da ülkeyi iki büyük bütüne ayırarak 370 km. boyunca akan Daugava’dır.
Bu kısa panoramayı tamamlamak için geniş ve sayıca çok ormanlardan söz etmek gerekir; ormanlar, Baltık manzaralarını daha da güzelleştirir. Litvanya topraklarının yaklaşık dörtte birini, Estonya’nın üçte birini ve Letonya’nın da yüzde 40’ından fazlasını kaplarlar.
Yüksek enlemlerde bulunmasına rağmen bölgede, özellikle, kışın sertliğini yumuşatan Baltık Denizi sayesinde ılıman ve karasal iklim hüküm sürer. Serin yazları ılıman kışlar izler.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)




Baltık ticareti ve burjuvazisi
“Baltık Denizi’nin Doğu kıyılarındaki Germen yayılmacılığının başlıca nedenlerinden biri Hıristiyanlaştırma iradesi ise, diğeri kuşkusuz ticari çıkardı. Baltık bölgeleri, ayrı bir ticari çekicilik göstermeden önce uzun süre Rus ticaretinin zorunlu konakları olarak görüldü.
Almanlar’ın Baltık kıyılarında kurdukları kentler zenginliklerini, Rus ticaret merkezi Novgorod ile Batı arasında transit ticaretten elde ettiler. Livonya merkezi bir konuma sahipti. İki ana yolun ağzında bulunuyordu: Narva’ya giden Novgorad yolu ve Riga’ya giden Polock Yolu.
İhraç edilen başlıca mallar mum ve deriydi. Başlıca iki ithal ürünü ise, tuz ve watmal denen sıradan yün kumaştı. Livonya kentlerinin kurulması ve Rusya’da kent uygarlığının gelişmesi mübadele konusu malların yavaş yavaş çeşitlenmesine katkıda bulundu (şarap, tuzlu balık vb.).
Hızla büyümekte olan bir ticaret ekonomisi için gerekli olan para basımının gelişme ihtiyacını karşılamak üzere kullanılan değerli madenler de böylece, önemi gitgide artan bir ticaret konusu olmaya başladılar.
Almanlar ve Ruslar’ın 19.yüzyılda Baltık Eyaletleri dedikleri kıyılarda, yani Estonya, Livonya, Kurzeme ile Saaremaa (Oesel) ve Dagoe Adaları’nda kurulan kentlerde korporatist örgütlenme ve yapılara model olarak özellikle Hamburg, Lübeck ve hepsinden de önce, ilk tüccarların hareket noktası olan Gotland Adası’ndaki Visby gibi Hansa kentleri alındı.
Doğmakta olan Baltık kentleri Hansa’ya katıldı: 1280’de Riga, ardından Tallinn, Pärnu, Narva ve Tartu. Bu tüccar kentleri arasındaki ilişkiler güçlendi. Ama 14.yüzyılın ikinci yarısında, Baltık kentleri ile Hansa kentleri arasındaki anlaşma, Hansa’nın temellerinden biri olan serbest değişimi engelleyen güçlü bir tekelleşme eğilimiyle zarara uğradı. Ticari ve medeni bağışıklıklar yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. 14.yüzyılda Riga işi, yabancılar ile Ruslar arasında her tür doğrudan ticareti yasaklamaya kadar vardırdı.

Hansa Birliği’nin çökmesinden sonra, Baltık Denizi bölgesinde yeni bir ticaret gücü ortaya çıktı: Hollanda. Çağın en güçlü ticaret filolarından birine sahip olan Hollandalılar, 15.yüzyıldan itibaren Baltık ticaretine egemen oldu. Gıda kaynaklarında dışa bağımlı, denizci bir halk olan Hollandalılar gereksinim duydukları bağdayı, bu konuda çok ünlü olan Polonya, Litvanya, Kurzeme ve Livonya’dan ithal ediyorlardı. Baltık ülkeleri onlara ayrıca gemileri için gerekli olan tüm malzemeleri sağlıyorlardı: Ağaç, kenevir, zift ve yelkenler için Riga bezi.
Ticaretin gelişmesi herkesin yararına olmadı. 14.yüzyılda Germen Hansa’ya girmiş olan Germenleştirilmiş büyük Estonya kentleri (Reval-Estonyaca’da Tallinn-, Pernau, Narva, Tartu-Almanca’da Dorpat) büyük refah dönemi yaşarlarken, Estonya halkı ise korkunç bir sefalet içindeydi. (Meuvret)
Yani genel anlamda, ‘ticaretin gelişmesi, köylü toprak sahibinin borçlanmasından yararlanmayı iyi bilen Alman kökenli bir kent burjuvazisini zenginleştirdi.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20.08.07, 19:31
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Estonya yazını
“Estonya dilinde bilinen ilk yapıt uzun süre, A.T.Hellen’in 1739’da yayımlanan Kutsal Kitap çevirisi olarak kaldı. Estonya yazın yaşamında gerçek bir patlama 19.yüzyılın başlarında gerçekleşti. Bu döneme damgasını vuran gelişme, ‘Estophile Hareketi’nin ortaya çıkışıydı.
Griedrich Neinhold Reutzwald (1803-1882) 1857-1861’de Kalevipoeg’in (Kalev’in Oğlu) ilk versiyonunu yayımladı. Sözlü gelenek anlatılarından esinlenen bir ulusal destan olan bu yapıt 20 şarkıya dağılmış 19.047 dizeden oluşur ve Leton yazınının kurucusu sayılır.
Ulusal Romantizm denen dönemi en iyi Lydia Koidula (1843-1886) simgeler. Ülkesinin şanı uğruna yazılmış şiirlerinden başka, Leton dilinde ilk tiyatro oyununu kaleme aldı. 19. yüzyıl sonları iki kişinin damgasını taşır: Juhan Liiv (1864-1913) ve özellikle de Eduard Vilde (1865-1933). Eduard Vilde, belli bir eleştirel gerçekçiliğin temsilcisi oldu. Almanya’ya yaptığı bir yolculuk dönüşünde iki roman yayımladı: 1896’da Külmale Maale (Soğuk Topraklara Doğru), iki yıl sonra da Raudsed Käed (Demir Eller). Ama başyapıtı, tartışmasız, köylüler ile sanatçıların yaşamını betimleyen romanesk bir üçlemenin ilk bölümüdür: 1902’de yayımlanan Mahtraz Soda (Mahtra Savaşı).
20.yüzyıl başlarının en önemli yazın olayı Noor Esti (Genç Estonya) hareketinin doğuşudur. Bu hareket çok açık ve yazın hareketlerine ve genel olarak Avrupa kültürlerine yakın olma eğilimindedir.
Şairler Gustav Suits (1883-1956) (Elu Tuli / Yaşam Ateşi, 1905 ve Tuulemaa / Rüzgar Ülkesi 1913), ile Villem Grünthal-Ridala Tuglas (1886-1917): Hunt (kurt, 1901), Felix Ormusson (1915), Väike Illimar (Küçük İllimar, 1937) ve dilde yenileştirmeci Johannes Aavik (1880-1937), her biri kendi türlerinde, hareketin simgeleri oldular. 1905 Devrimi ertesinde birçoğu sürgüne gitmek zorunda kaldı.
Bağımsızlık, Estonya yazın faaliyetinin itici gücü oldu. 1922’de Yazarlar Birliği kuruldu. Ertesi yıl aylık Looming dergisinin ilk sayısı çıktı; derginin düşünsel etkisi çok büyük oldu. Bu dönemde yazınsal üretim arttı ve zenginleşti. Anton Tamsaare’ın (1878-1940) başyapıtı olan beş ciltlik roman Tode Ja Oigus (Hakikat ve Adalet) 1926-1933 yılların arasında yayımlandı; bu, 19.yüzyılda ve 20 yüzyıl başlarındaki Estonya’da yaşam üstüne geniş bir freskti.Sovyet istilası büyük yazarların çoğunun sürgüne gitmesine yol açtı. Faaliyetlerini kendilerine kucak açan ülkelerde, özellikle de İsveç’te sürdürdüler.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)




Büyük Litvanya
“Araplar’ın Kutsal Topraklar’dan kovduğu Töton Şövalyeleri. Bölgedeki pagan toplulukları (Eski Prusyalılar) Hıristiyanlaştırmak isteyen Polonya Kıralı’nın isteği üzerine 1226’da Prusya’ya yerleşti. Hıristiyanlaştırma çok kaba bir şekilde oldu ve Borus halkının hızla yok olmasına yol açtı; yine de bu halkın bir bölümü, kendileri gibi pagan olan Litvanyalı akrabalarının yanına sağındılar.
Litvanya üstündeki baskı giderek arttı. Baskı, Tötonlar ile Schwarttragerler varlıklarını birleştirip tek bir Germen Devleti oluşturduklarında en üst noktasına ulaştı. Yeni Töton devletini ikiye ayıran bir toprak parçası olan Litvanya’nın deniz kesimi üstündeki baskılar karşısında Litvanya ‘Kuningas’ı (yüce önder) Mindaugas ile şövalyelerinden 600’ü, ülkelerini tehdit eden Hıristiyan haçlı seferini durdurmak amacıyla 1251’de Hıristiyanlık’ı kabul etti.
J.Meuvret’nin aktardığı gibi,’ Töton Tarikatı Şövalyeleri, beraberlerinde Culm Piskoposu’ olmak üzere 1252’de, Mindanaugas’ın genel ikameti olan Varute Şatosu’nda görkemli bir alay halinde göründüler. Litvanya Grandükü’nün, onların desteğiyle giydiği tacı taşıyorlardı.
Ertesi yıl da bir Litvanya piskoposluğu kuruldu. Ülkenin doğusundaki siyasal gelişmeler, yeni Grandük’ün Hıristiyan âlemi tarafından tanınmasını kolaylaştırdı. Nitekim, Tatar akınları gittikçe artıyor ve bir barbar istilasından endişe ediliyordu. Yeni Hıristiyan Litvanya Devleti tampon görevi görecekti.
Üstelik Litvanya önderi kendini fatih gibi gösteriyordu. Rus prensliklerinin zayıflıklarından yararlanarak 1239’da Smolensk’i fethetti. Pskov, ardından da Novgorod, kısa bir süre sonra, Litvanyalılar tarafından ele geçirildi.
Ellerindeki toprakları genişletmek isteyen Tötonlar, kendi topraklarının birleşmesini bloke ettiği için Litvanya’nın Hıristiyanlaşmış olmasından pek memnun görünmüyorlardı. Nitekim, Romalı papazların yeni Hıristiyan Litvanya’ya gelmesine karşı çıktılar ve bunların yerini Germen din adamlarının alması için ellerinden geleni yaptılar.
Hâlâ daha köklü bir şekilde pagan olan bir ülkede tepki gecikmedi. Pagan isyanlar ve Zemgaliler’in, Almanlar’ı 1260 ve 1261’de Letonya’da bozguna uğratması Mindaugas’ın 1262’de Hıristiyanlık’tan açıkça kopmasına yol açtı.
Mindaugas’ın ölümünden sonra ülke tekrar pagancılığa döndü ve Tötonlar’ın fetihçi emelleriyle karşı karşı kaldı. Tötonlar, sonunda Kaunas&ı işgal etmeyi başardılar.
1316’da Litvanya’nın başına da Gerdiminas’ın geçmesi karışıklığa son verecekti. 1320’de, Zeime ve Varniai zaferleri sayesinde ülkesini Almanlar’dan Karadeniz’e ve Batı Bug’dan Moskovya’daki Mojaisk’e kadar uzanan geniş bir alanda Litvanya iktidarını gerçekleştirdi.
Litvanya’dan atılmaları Almanlar’ı yeni bir haçlı seferi tezgahlamaya yöneltti. J.Meuvret’nin söylediği gibi, ‘14.yüzyıl Avrupası’nda serüven peşinde koşan ne kadar maceraperest varsa hepsi birden ortaya çıkıverdi. Almanlar Almanlar, Fransızlar, İspanyollar, Çekler, Danimarkalılar, Litvanya’da kendilerini göstermeye hazırdılar.’
İstilayı önlemek için, Mindaugas’ın bir yüzyıl önce yaptığı gibi Gerdiminas da Katoliklik’i kabul etmeye karar verdi. ‘Ama Hıristiyanlaştırmanın yanı sıra başka bir siyasal önlem daha aldı, bunun etkileri çok büyük olacaktı. Kızı Aldona’yı, Polonya Kıralı Wladyslaw’ın oğluyla evlendirdi. Bu, Polonya-Litvanya ittifakının başlangıcıydı.’
Gerdiminas, güçlü komşularıyla sağladığı barıştan yararlanarak Litvanya İmparatorluğu’nun temellerini attı. Ordularını güneydoğuya doğru harekete geçirerek Podolya, Polesiye ve Volinya’dan sonra en sonunda Kiev’e ulaştı. Gerdiminas’ın, ‘Nemunas kıyısındaki Veliona mevkiini kahramanca savunurken 1341’de Tötonlar tarafından vurularak ölmesine rağmen iki oğlu Algirdas ve Keiskutis babalarının izinden getti ve Tatarlar’ı yenerek Ukrayna’yı fethettiler.
Böylece Litvanya, Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar uzanan ve üstünde çoğu Ruthenialı ve Ortodoks olan halkların yaşadığı geniş bir federasyonun başına geçti. O tarihlerde Litvanya az kalsın Bizans tarafına geçecekti. Mindaugas’ın Vaisilkas’ın daha önceleri Ortodoks Kilisesi’yle yakınlık kurmuş olmasına rağmen, Litvanya, her şeyden önce Roma Katolikliği’nden etkilenmişti. Yine de, şayet Bizans tüm Rusyalar metropolitinin ruhanî merkezini, o zamanlar Litvanya’da yer alan Kiev’den Moskova’ya nakletme hatasını işlememiş olsaydı, yeni İmparatorluk içindeki güçlü Ortodoks varlığı Litvanya’nın Bizans tarafına kaymasına yol açabilecekti.
Gerdiminas’ın her iki oğlunun ölümü üzerine Keiskutis’in oğlu Jagellon imparatorluğun başına geçti. Anjou Kıralı’nın kızı Kıraliçe Hedwige’le Mart 1386’da evlenmesi ona Polonya tacını getirdi. Bu birlik küçük Polonya’nın koskoca Litvanya’yı yutmasına yol açacaktır. Ama yeni Töton akınlarının tehdidindeki Litvanya’yı, Jagellon ile Algirdas’ın oğlu olan kuzeni Vytautas arasındaki artan gerginliğin Grandüklük üstündeki olası etkilerden de kurtaracaktır. 1401 Vilnius Anlaşması ile bütün Litvanya’da ömür boyu hüküm sürecek Grandük olarak tanındı.
Vytautas, atalarının izinden gitti ve Litvanya İmparatorluğu’nu sağlamlaştırdı. Baltık’ı Karadeniz’e bağlayan ticaret yolları boyunca kaleler yapıldı. Vytautas, çok geçmeden dikkati çeken bir Avrupalı hükümdar oldu.
Yeni Polonya-Litvanya gücünden tedirgin olan komşuları 1409’dan itibaren düşmanlıklarını belli etmeye başladılar. Polonya-Litvanya, 15.yüzyılın en kanlı savaşlarından biriyle Töton tehlikesini uzaklaştırdı. ‘Jagellon ve Öytautas çok büyük bir ordu toplamışlardı. Tüm Polonya ve tüm Litvanya federasyonu, Slav metbularıyla birlikte silah altındaydı. İki hükümdar Prusya’ya karşı saldırıya geçerek doğrudan Töton Tarikatı’nın merkezi olan Malborg üstüne yürüdüler.
15 Temmuz 1410’da Grünewald ile Tanneberg arasında Almanlar’ı karşılarında buldular. İki insan yığınının çarpışması, Ortaçağ tarihinin en korkunçlarından biri oldu. Her iki taraf da çok büyük kayıplar verdi. Sonunda, Töton Tarikatı’nın yüce önderi ile en iyi şövalyelerinin yüz bin insanın ortasında inleyip sızlandığı bir savaş alanına hükmedenler Polonyalılar, Litvanyalılar ve Ruslar’dı.’ (J.Meuvret)
Töton Tarikatı’nın gerilemesi artık geri dönüşü olmayacak bir şekilde başlamıştı.
Polonya yayılması devam edecekti. ‘1466’da, Elbing, Malborg ve Warmia’yı, yani Vistül’ün ağzını ele geçirmiş ve Töton Tarikatı’nı kendisine saygılarını sunmaya mecbur etmişti. 1471’de Polonya Kıralı Bohemya Kıralı, bir süre sonra da Macaristan Kıralı olmuştu.’
Bütün bu sonuçlara rağmen Litvanya ile birlik zayıflığını koruyordu. Ortodoks dini ile Ruthenia dilinden pek çok Litvanyalı soylu Moskovya’ya yakınlık gösteriyordu; Doğu Litvanya topraklarının bir bölümü 1492’de Moskovya’ya bağlandı. Ruslar Baltık Denizi’ne doğru ilerlemeye başladı. Baskıları özellikle Livonya’yla sınır kesiminde yoğunluk kazandı. 1478’de Novgorod’u ele geçirdiler. 1483’de Estonya müstahkem mevkisi Narva’nın karşısında İvangorod kalesini düşürdüler. Kuzey sınırlarındaki Rus baskısı Korkunç denen 4.İvan’ın saltanat döneminde şiddetlendi ve Livoya Savaşı’na yol açtı. Eski Kazan Çarı Şah Ali’nin yönetimindeki ve başlıca Tatarlar ve Çeremisler’den oluşan bir ordu 1557’de ülkeyi yakıp yıktı. Ertesi yıl, Korkunç İvan Narva ve Tartu kentlerini ele geçirdi ve yağmaladı.
Kısa bir sessizlikten sonra İvan 2 Ağustos 1560’da, Wiljandi’de Livon soyluluğunun en iyi unsurlarını bozguna uğrattı. 4.İvan’ın doymak bilmez iştahı karşısında topraklarını tek başına savunamayacağını gören Livonya’daki Töton Tarikatı’nın son önderi, Polonya-Litvanya Devleti ile ittifak kurmaya karar verdi. 21 Kasım 1561’de Livonya’nın Litvanya ile birleşmesini kabul etti. Bununla birlikte, kendi ve soyundan gelenler adına, Kurzeme’yi ve Zemgaliler ülkesini, Polonya’nın metbuluğu altında dük unvanıyla muhafaza edebildi.
Yine de, Rus kuvvetleri ilerleyebiliyorlardı. 1563’de Polock fethedilirken Litvanya’nın bir bölümü de işgal edildi. Rus tehlikesi karşısında, ama aynı zamanda Jagellon’un soyundan gelenlerin sonuncusu olan Kıral Zygmunt August’ün yakında öleceği (7 Temmuz 1572’de öldü) düşüncesiyle de Polonya ve Litvanya birleşmeye karar verdiler.
1 Temmuz 1569’da Lublin Birliği ilan edilmişti: ‘Bugünden itibaren Polonya Kırallığı ile Litvanya Grandüklüğü aynı, bölünmez ve tek bir gövde, iki devlet ile iki halkın birbirine karıştığı ve tek bir ulus ve tek bir devlet olarak kaynaştığı tek ve ortak bir cumhuriyettirler.’
Ne var ki, bu eşit bir birlik değildi. Litvanya topraklarının büyük bir bölümü (D.Podolya, Volinya, Podlahya ve Kiev Bölgesi) doğrudan Polonya Kırallığı’na bağlandı. 12 Aralık 1575’de Etienne Batherry Polonya Kıralı seçildi. Büyük bir örgütçü olan kıral yeniden saldırıya geçti ve Polock’u ele geçirdikten sonra Pskov’u kuşattı. 15 Aralık 1582’de iki taraf arasında imzalanan bir anlaşma özellikle, Polonya’nın Daugava’ya kadar Livonya üstündeki nüfuzunu tanıyordu. Aynı zamanda Polonya, İsveçliler’e ilişkin haklarını da saklı tuttu.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20.08.07, 19:32
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Ulusal düşünce ve Ruslaştırma, Letonya...
“Benzeri bir durum Letonya’da da gelişti. Leton dili ve dilbilgisini bir kurallar dizgesine oturtan baba ve oğul Stenderler’di. Leton Dili’nde ilk tiyatro gösterisi ve çok sayıda yabancı yapıtın Letonca’ya çevirisi 19.yüzyılın ilk yarısında gerçekleşti.
Yüzyılın ikinci yarısından itibaren gerçek anlamda bir ulusal yazın hareketi ortaya çıktı; bu, özellikle Alman aleyhtarı Petersburg Avizes (Petersburg’dan Düşünceler) gazetesinin kurucusu Krisjanis Valdemars’ın (1825-1891), ama aynı zamanda ilkokul öğretmeni ve reklamcı Atis Kronvalds (1837-1875) ile Horatius, Schiller, Goethe ve Puşkin’i Letonca’ya çeviren Juris Allunas’ın (1832-1864) büyük çabalarıyla gerçekleşti. Leton ulusal uyanışında çok önemli bir rol oynayan Juris Maters (1845-1885) Estonya muhalefetinin başlıca gazetelerinden Baltijas Zemkopis’in (Baltık Çiftçisi) kurucusuydu.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)




Litvanya yazını
“Bilinen basılmış ilk kitap, 1547’ye tarihlenir (Mazydas’ın Kateşizmi). Ama ulusal yazının gelişmesi için 18.yüzyılı beklemek gerekiyordu. Kritijonas Donelaitis’in (1714-1780) Dört Mevsim adlı şiiri (köy yaşamının renkli, ama sert anlatısı) bu dönemin en iz bırakan yapıtıdır.
19.yüzyılda, Dionyzas Poska (1757-1830), Simanas Daukantas (1793-1864), Simanas Starevicia (1799-1848) ve Antanas Baranuskas (1835-1902) gibi yazarlarla birlikte gerçek bir rönesans gerçekleşir. Bu sonuncusu 19.yüzyılın ikinci yarısının en büyük şairi olarak sayılmıştır; başyapıtı, 1859’da yayımlandı: Anyksciai Ormanı. Ne var ki, Litvanya’da kaleme alınan yazıların, Latin harfleriyle yayımlanmasının 1864’te Rus yetkililerce yasaklanması, ulusal yazın üretiminin birden durmasına yol açtı.
Yine de Prusya Litvanyası da denilen Küçük Litvanya’da devam etti; Alman yetkililer burada Litvanya dilinde yazınsal üretime karşı daha esnek oldu. Ulusal yazılar bu bölgede basıldıktan sonra gizlice sınır dışına çıkarıldı. Böylece yazınsal yaratı, özellikle iki kişinin iz bıraktığı bu dönemde yeniden başladı. Vincas Kudirka (1858-1899) ki şiirlerinden biri bağımsızlık sırasında ulusal marş oldu ve Litvanya rönesansının peygamber şairi olarak anılan ve daha çok Maironis takma adıyla tanınan Peder J.Maciulis (1862-1932).
Litvanya’da kaleme alınan yapıtları Latince harfleriyle basma yasağının 1908’de kaldırılmasıyla birlikte yazınsal üretim arttı. 20.yüzyıl başlarındaki ulusal kültürün önde gelenleri arasında şunlar sayılabilir: J.Baltrusaıtis (1873-1944), K.Binkis (1893-1942), B.Sduoga (1896-1947), roman ve tiyatro oyunu yazarları V.Kreve- Miuckievicius (1882-1954), S.Ciurlioniene (1886-1958), P.Vaiciunas (1890-1959) ve V.Putinas-Mykolaitis (1893-1967).
Sovyet istilası, Estonya’da olduğu gibi Litvanya’da da bu ulusal yazının gelişiminde bir kopmaya yol açtı. Yine de, ülke dışında, sürgüne gitmeyi yeğleyebilen Litvanyalılar arasında devam etti. İçeride ise tersine aydınlar komünist yetkililerin isteklerine uymak zorunda kaldı.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)





Ulusal düşünce ve Ruslaştırma Litvanya...
“Rus iktidarının, ulusal arzuları bir daha uyanmamak üzere yok etmek istediği bu bölgede ulusal yeniden doğuş hareketi geç başladı. Bu, Frederic Kurschatt’ın 1879’da Koenigsberg’de (Prusya) ilk ulusal gazete olan Keleivis’i kurmasına tarihlenebilir. Litvanya milliyetçi düşüncesinin öncülerinden Basanavicius’un çıkardığı Ausra (Şafak) gazetesi Litvanya’da gizlice elden ele dolaşmaya başladı.
Litvanya ve Prusya’da girişilen hareketler, yurt dışına kaçmış olan Litvanyalı topluluklar tarafından hemen benimsendi ve örnek alındı. Böylece 1879’da New York’ta Gazieta Lietuviska (Litvanya Gazetesi) yayımlandı.
Yükselen milliyetçi düşünce, yüzyılın sonlarına doğru, Slavcı düşüncenin büyüyen etkisiyle çatıştı. Jean Meuvret bunu üç sözcükle özetler: ‘Bir çar, bir Kilise (Ortodoks), bir dil (Rusça)’.
Bu düşünceler, 3 Aleksandr’ın tahta çıkması üzerine, özellikle de Saint-Synode (Rus Kilisesi yüksek konseyi, ç.n.) baş görevlisi ve Çar Aleksandr’ın lalası Konstantin Petroviç Pobedonosçev’in etkisiyle başarı kazandı.
Rusça, tüm resmi dairelerde zorunlu oldu. Litvanya’da uyguladığı Ruslaştırma politikası Katolik Kilisesi’ne karşı sistemli bir mücadeleyle at başı gitti. Estonya ve Letonya’da Baltık baronlarıyla çatışma içine girdi; bunun nedeni, baronların Germen asıllı olmaları değil, ama özellikle Lutherci rahipleri himayeleri altına almalarıydı. En çarpıcı ve simgesel karar, Germen kültürü ve etkisinin Estonya, Livonya ve Kurzeme eyaletlerindeki ışık kaynağı olan Dorpat Üniversitesi’nin (Tartu, Estonya’da) Ruslaştırılması oldu. Üniversite’nin sahip olduğu bütün ‘akademik özgürlükler’ kaldırıldı ve Alman dilinin kullanımı yasaklandı (1889-1893).
1905 Rus Devrimi’nin, Baltık bölgelerinde önemli yansımaları olacaktı: Estonya ve Letonya’nın kırsal kesimlerinde önemli ayaklanmalar meydana geldi; yetkililer bunlara şiddetle karşılık verdi. Katliamlar, Sibirya’ya sürgünler vb. Letonya’da 28 Kasım 1905’de toplanan Leton Kongresi bir Letonya Cumhuriyeti’ni ilan etti. Aynı yılın aralık ayında, imparatorluk silahlı kuvvetleri, bir an olsun tehlikeye düşen Rus hükümranlığını yeniden kurmak için müdahalede bulundu.
Japonya’yla çatışma olasılığından tedirgin olan Rus yetkililer Litvanya’da Ruslaştırma politikalarını gevşetmişlerdi. 1904 başlarında dini kısıtlamalar kaldırıldı ve kitap ve her tür yayının Yatin harfleriyle serbestçe basılmasına izin verildi. Çok sayıda dernek kuruldu. Ulusal gazeteler çıkmaya başladı. 1904’te mühendis Vileisis tarafından kurulan Vilniaus Zinios bunlardan biriydi. Devrimci karışıklıklardan yararlanan Litvanyalı çeşitli siyasal kuruluşlar 4-5 Aralık 1905’de Vilnius’ta bir kongrede bir araya geldiler. 2000 temsilci Basanavicius’u başkan seçti ve sınırlarını ‘merkez olarak bugünkü etnografik Litvanya ile halkları katılmak isteyen... komşu bölgelerin oluşturacağı özerk bir Litvanya’nın kurulmasını talep eden bir karar tasarısını onayladı. Çok geçmeden, Vilnius’ta alınan kararları uygulamaya azimli temsilciler çoğu yerel yetkilinin yerini aldı. Aralık sonuna doğru Rus yetkililer burada da şiddetle tepki gösterdiler, katliamlar yaptılar ve yaklaşık 8 bin Litvanyalı’nın sürülmesini kararlaştırdılar. Sayıca çok olan diğerleri, baskıdan kurtulmak için sürgün yolunu tuttu.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20.08.07, 19:33
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

Hıristiyanlaştırma sürecinin ilk adımları nasıl atıldı?
“12.yüzyıl başlarında Avrupa Hıristiyanlık’ı kabul etmiş durumdaydı; bu dini hareketin dışında kalan yalnıca Baltık bölgeleriydi. Doğu Baltık kıyıları, buralara sık sık gelip giden Alman tüccarlarınca kuşkusuz biliniyordu, ama Hıristiyanlık’ın yayılmasına sık sıkıya kapalıydı.
1164-1170 arasında, Holstein’da, Sageberg Manastırı’na bağlı Aziz Augustin Tarikatı’ndan papaz Meinhard, o tarihlerde Livler7in yaşadığı Daugava Bölgesi’ni baştan başa dolaştı. Ykescola Köyü’nde küçük bir kilise kurdu. Misyoner olarak gösterdiği çabalar sonucunda bir grup insanı Hıristiyanlaştırmayı başardı.
1186’da Livler’in ilk piskoposu oldu; piskoposluk merkezi Ykescola’ydı. Pagancılık ve putataparlık Daugava kavimlerinin yaşamına o kadar işlemişti ki Papaz Meinhard, dini eyleminde büyük göçlüklerle karşılaştı. 1196’da öldü.
Hannover asıllı ardılı Papaz Bertold 24 Temmuz 1198’de öldürüldü. O dönemlerde Livonya Kilisesi Bremen Başpiskoposu’nun oğlu Piskopos Albrecht’in dinamizmi sayesinde ayakta kalabildi.
Hıristiyanlık’ı yaymak için otuz yıl boyunca büyük bir enerjiyle çalıştı. Papa 3. Innocentius’un aktif himayesine mazhar oldu. Nitekim, Papa Ekim 1199’da ‘tüm Saksonya ve Westfalya müminlerini’ Livonya Kilisesi’ni savunmak için ayağa kalkmaya çağırdı.
Papa, Livonya ‘haçlıları’nı himayesi altına alıyordu; yoklukları sırasında malları, Kutsal Topraklar haçlılarınkilerle aynı düzene tabi olacak ve aynı bağışıklıktan yararlanacaklardı.
Albrecht Gotland Adası’ndan 500 kadar asker topladı. Daha sonra, hareketi için yeterli mali ve insan desteği sağlamak üzere Danimarka Yarımadası’na gitti. Nihayet Nisan 1200’de 23 gemilik bir donanmanın başında Livonya kıyıları önlerine geldi. Daugava ağzından karaya çıkar çıkmaz bir kent ve bir liman kurdu; çevresini tahkim edilmiş geniş bir surla kuşattı ve surların ortasında da bir katedral inşa ettirdi.
Bugfünkü Riga kenti işte böyle doğdu. Ertesi ilkbaharda, Albrecht’in baba bir kardeşi, Holstein’daki Neumünster Manastırı keşişi Engelbert, bir grup tüccarla kente geldi; çoğu Bremen ve Hamburg asıllı olan bu tüccarlar, geleceğin yerel burjuvazisini oluşturacaklardı.
Varlıklarıyla yeni kentin armasını belirlediler, çünkü bu arma iki Hansa kentinin armalarının bir araya gelmesinden oluşuyordu: Hamburg kuleleri ve Bremen anahtarı.
Hâlâ daha pagan olan yeni koloniyi bir an önce nüfuslandırmak üzere kolonlar çağrıldı. Ancak, hacı akını gerçekleşmedi. Üstelik, çağrıya uyanların çoğu ortalama bir yıl kaldıktan sonra Batı’ya gitti. Kolonları çekmek ve yerleşmelerini sağlamak amacıyla keşiş Theodorich, 1204’de Papa’dan, Doğu’nun çeşitli dini ve askeri tarikatları modelinde bir keşiş askerler tarikatının kurulması iznini aldı. Üstüne bir kırmızı haç ile bir kılıç basılı beyaz bir manto örtünen Fratres Militae Chirstiler tarihe Schwarttrager Şövalyeleri olarak geçti.
Kolonlar, bu kez akın ettiler. Çok geçmeden, Livler’e komşu Baltık dillerinden halkların Albrecht’in yönetiminde Hıristiyanlaştırılmasına girişildi. Bu hareket Ortodoks Latgallar’ı olduğu kadar pagan Kurlar’ı ve Zemgaller’i de içine aldı. Kullanılan askeri güçler, her yerde çok canlı olan bir pagan direnişiyle karşılaştı.
Çok geçmeden Baltık kıyılarındaki halklar arasındaki çekişmeler, Hıristiyanlaştırılacak topraklar üstünde yoğunlaşmaya başladı. Albrecht 1229’da öldüğü zaman Livonya’nın görünümü değişmişti. J.Meuvret’nin vurguladığı gibi ‘Germanizm ve Katoliklik Livonya’ya iyice yerleşmişti.’
Albrecht ve Almanlar, yalnızca Livonya’yı Hıristiyanlaştırmakla yetinmediler. Hıristiyanlık’ın yayılması kuzeyde Estonya’da devam etti. Letonyalı Henryk’e göre, buna, kuzey yönünde ilerleyen Estler’in rakipleri olan Letonlar’ın isteği üzerine girişildiği sanılır.
Komşu Pskov ve Novgorod Rus prenslerinin verdiği destekler ve özellikle de yerel kabilelerin savaşkanlığı Estonya’ya girişi zorlaştırdı. Estonyalılar, Saaremaa Adası (Oesel) kavimlerinin yönetiminde 1215’de Riga kentine bile saldırdılar. Estonyalılar’ın direnci karşısında, 1211’de Bremenli Albrecht tarafından Estonya Piskoposluğu’na getirilen Teodorich, 1218’de Danimarka Kıralı 2.Voldemar’ın desteğini sağladı. Kıral, ertesi yıl 60 bin kişilik bir ordunun başında Baltık kıyılarına çıktı.
İleride Estonya’nın başkenti olacak Tallinn kentini –Danimarkalılar kenti- kurdu. Danimarkalılar’ın varlığı bir işe yaramadı. Estonyalı isyancılar her seferinde daha önemli başarılar kazanıyorlardı. 29 Ocak 1233’de Schwarttrager Şövalyeleri Wiljandi’de katledildi. İsyancılar yavaş yavaş ülkeye egemen oluyorlardı. Bu arada Estonyalılar bir hata yaptı. Savaşı Letonya’ya taşımak istediler ve bir Leton ve Schwarttrager Şövalyeleri koalisyonu karşısında Burtnieks Gölü bölgesinde, Seda kıyısında yenilgiye uğradılar. 1224 ilkbaharından itibaren Hıristiyanlar Estonya’nın fethine yeniden çıkabilecek duruma gelmişlerdi, üstelik bu kez zaferler kazanarak.
Estonyalılar yenilince ülke Danimarkalılar (Kuzey Estonya), bağımsız piskoposlar (ülkenin güneydoğusu ve batısı, Tartu, Saaremaa ve Hiuumaa adalarının bir bölümü) ve Est ülkesinin orta bölgelerini alan Schwarttrager Şövalyeleri arasında paylaşıldı.
Daha da doğuya püskürtmeye yeltenen Germen Şövalyeleri 1242’de Aleksandr Nevsky tarafından Peipus Gölü kıyılarında durduruldular. Burası uzun süre iki rakip güç arasındaki sınırı oluşturacaktır.
Kuzeye doğru ilerlemeyi, Livonya’nın güneyinde, Kurlar ve Zemgaller’in yaşadığı bölgelere yönelik Germen akınları izliyordu. 1236’da Schwarttrager Şövalyelerinin önderi Volwin, güneye doğru büyük bir seferin başına geçti. Güney Livonya’da Saule yakınındaki bataklık bir bölgede, Zemgali’nin beklenmedik bir saldırısıyla karşılaştılar. Volkwin ve kendisiyle birlikte çok sayıda şövalye öldü. Bu bozgunun ardından Papa, Schwarttrager Tarikatı’nın, o dönemde Litvanya’nın batısında yerleşmiş Töton Şövaleyeleri Tarikatı’na katılmasını kararlaştırdı.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)









Rus varlığının sağlamlaştırılması...
“30 Ağustos 1721’de Uusikaupunki’de İsveç ile Rusya arasında imzalanan antlaşma, Rusya’nın Estonya ile Livonya üstünde 1710’dan beri fiilen süren egemenliğini teyit etti.
İsveç bozgunu Baltık baronları ya da doğrusu ‘Germen Baronları’nın zaferi anlamına geliyordu.
Nystad Antlaşması’nın 11.maddesi bu konuda çok açıktı. 11.Karl reformuyla el konulan toprakların, en azından kısmen, eski sahiplerine verilmesini öngörüyordu. Köylülerin durumu bozulmaya başladı. Yetkililerin, Baltık köylü sınıflarının içinde bulundukları durumun gerçekten bilincine varmaları için Eisen’in çalışmalarını beklemek gerekecekti.
Yena ve Weisenberg’de eğitim görmüş bir Alman olan Eisen yaşamının büyük bir bölümünü Baltık eyaletlerinde geçirmiş ve oralarda özellikle ekonomi politika dersleri vermişti. Köylülerin serfleştirilmesi üstüne 1751’de yayımlanan bir çalışmasında Eisen görüşlerni çok açık bir şekilde ortaya kokuyordu: ‘Serf, senyorü için bütünüyle bir veraset ve sahiplenme konusudur. Hiçbir şeyi kendi kullanımı için muhafaza edemez... buna karşılık, senyörün, altına nasıl sahipse serfine de o şekilde sahip olduğunu söylemek kesinlikle bir abartma değildir... Serf kendi doğal hakkından yoksun bırakılmıştır, oysa bu hak diğer bütün insanlara olduğu gibi ona da verilmiştir. Bu durum gerçekten yeryüzünde bir cehennem azabıdır...’
Livonyalı Bir Yurtsevere Göre Serflik, 1767, adlı ikinci bir yapıt Rusya Bilimler Akademisi’nin katkısıyla yayımlandı ve öyle bir yankı uyandırdı ki Çariçe 2.Katerine kitabın yazarını kabul etmek istedi. Bu konularda duyarlı olan 2.Katerina Livonya Diyet Meclisi’nde 24 Ocak 1765’de, büyük bir bölümü köylü sınıfının yararına olacak bir dizi toplumsal önlemi oylamaya zorladı. Burada özellikle ‘köylülere kendi elde ettikleri taşınmaz mallar üstünde mülkiyet ve veraset hakkının tanınması, belirlenmiş vergi ve angarya miktarlarının değişmemek üzere sabitleştirilmesi ve evinde ıslah hakkının azaltılması...’ isteniyordu. Bu önlemler –zorla- kabul edilmelerine rağmen fiilen uygulanmadı. Bu da aynı yıl köylü ayaklanmalarına yol açtı, bu ayaklanmalar 1784’de yinelendi.
Litvanya’nın yazgısı, gördüğümüz gibi, sıkı sıkıya Polonyanınkine bağlanmıştı. Polonya’nın 14 Aralık 1772’deki ilk paylaşımı sırasında bir bölüm Litvanya toprağı Rus boyunduruğuna girdi.
1793’teki ikinci paylaşımda Rusya yönetimi Letgaliler’in Leton ülkesi ile Beyaz Rusya’nın Litvanya topraklarına yayılıyordu. Bununla birlikte Samogitia, Vilnius ve Trakai bölgeleri çevresinde küçük bir Litvanya Devleti bağımsızlığını koruyordu. Litvanya kökenli Polonyalı general Kosciuszko’nun yönettiği 1794 Polonya-Litvanya ortak ayaklanmasından sonra Polonya art arda üçüncü kez paylaşıldı.
Nemuras’a kadar esas Litvanya Rusya’ya katılmıştı; Avusturya ise Polonya’yı Boug’a kadar topraklarına katarken geri kalan topraklar da Prusya’ya veriliyordu. Kurzeme ise, Kettler’in soyundan son Grandük’ün 1726’da ölmesi üzerine bir Rus protektorası olmuştu. Kurzeme Devletleri, kendilerini her tür Rus tehdidinden korumak için, Çariçe Anna’nın ünlü sevgilisi Biren’i başa geçirdi. 1795’de Kurzeme Baltık Baronları bizzat kendileri ülkeyi Çariçe 2.Katerina’nın doğrudan egemenliği altına soktu.
Baltık bölgelerinin Ruslar tarafından fethi, Prusya’nın, 1795’de kendisine verilmiş olan Nemuras’ın ötesinde yer alan Litvanya’nın doğu kesiminin bir bölümünün 1807’de bırakmasıyla tamamlandı.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20.08.07, 19:33
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: baltıklılar ( baltık ülkeleri )

İsveçliler...
“İsveçliler, bütün Finlandiya Körfezi kıyıları boyunca çok güçlü bir şekilde yerleşmiş ve Rus ordularının Doğu Estonya’daki ilerlemelerine başarılı bir şekilde karşı koymuşlardı. Rus tehdidi durdurulunca, bu iki kerhen müttefik, kimseye ait olmayan toprakları ele geçirmek için çarpışmaya başladı.
Üstünlük kısa sürede İsveçliler’e geçti. 1626’da İsveç’in, Estonya ve Daugava’ya kadar (1621’de fethedilen Riga dahil) Kuzey Letonya üstündeki egemenliği tanındı. İsveç boyunduruğundaki Baltık bütünü, Danimarka’dan alınan Saaremaa Adası’nın 1645’te katılmasıyla genişledi.
Bu bölgeler üstündeki İsveç egemenliği 1662’de Oliva Barış Anlaşmasıyla onandı.
İsveç Kıralı 11.Karl, o tarihlerde köklü reformlara girişti; bu reformlar Baltık illerinde köylülerin durumunu iyileştirirken garip bir şekilde Alman, Livon ve Estonya soyluluk imtiyazlarını budayıcı sonuçlar doğuruyordu. Bu durum soyluların Jean Reinhold de Patkul yönetiminde bir tepki göstermesine yol açtı.
1701’de Ruslar’la İsveçliler arasında çatışmalar başladı. Kuzey Savaşı 20 yıl sürdü. Haziran 1709’da, 11 Karl’ın ardılı 12.Karl, Poltava’da Rus orduları karşısında bozguna uğradı. Çar Livonya’yı istila etti. Kendisini bir kurtarıcı gibi gören Alman soyluluğu tarafından alkışlandı. Nitekim, Riga kentinin teslim senedinde 11.Karl’ın aldığı önlemlerin iptal edildiği ve eski derebeyi ayrıcalıklarına dönüldüğü yazılıdır. Ordusu bozguna uğrayan İsveç hükümdarı teslim olmak zorunda kaldı. 1721’de Nystad Barışı’yla Livonya ve Estonya üstündeki Rus egemenliği tanınmış oldu.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)





Liberal ayrıntı...
“1.Aleksandr’ın 1801’de tahta çıkmasıyla birlikte Rusya’da liberal bir dönem başladı; bundan, imparatorluğun Baltık eyaletleri de yararlandı. 1802’de Letonya’da köylü gösterileri yapıldı. Fransız Devrimi’nin yankıları buralara kadar ulaşıyor ve köylüler baronları doğruyu kendilerinden gizlemekle suçluyorlardı. Köylülerin hoşnutsuzluğuna bir de, o tarihlerde hüküm süren derin ekonomik bunalım nedeniyle soyluluğun tatminsizliği ekleniyordu.
Köylülüğün maddi durumunda bir iyileşmenin bütün tarıma da yararlı olacağı düşüncesi kısa sürede yönetici sınıflar arasında yandaşlar buldu. 1803’te Livonya Diyet Meclisi, yeni zihniyeti yansıtan bir yasa taslağı hazırladı. Ertesi yıl Rus Hükümeti bunu ilan etti: Serflik kaldırılmamıştı, ama artık köylüler ne satılabilecek ne de işledikleri topraklardan atılabileceklerdi.
Yükümlülükler yeniden belirlenmişti. Ancak, bir kez daha hiçbir somut değişiklik olmadı.
Bunun üzerine yeni karışıklıklar patlak verdi. 1809’da Petersburg Baltık soyluluğundan, köylülüğe dayatılan angarya ve serflik külfetlerini yeniden derinlemesine ele alınmasını istedi.
Hükümet baskısının sürekli olacağına kesin kanaat getiren baronlar hemen harekete geçti. 1816’da Estonya’da serfliği kaldırdılar. 1817’de Kurzeme’de, 1819’da da Livonya’da aynı yönde kararlar alındı. Litvanya, 19.yüzyılın ilk yarısı boyunca etkisi altında kaldığı siyasal karışıklar nedeniyle bu hareketin dışında bırakılacaktı. Serflik Litvanya’da (Latgal’da da) 1861’de kaldırılacaktı.
Köylü, yine de, geniş ölçüde senyöre bağımlıydı. Artık kendi emeğini serbestçe tasarruf edebiliyordu, buna karşılık serflik kaldırılırken köylü Tenureleri de (Feodalitede bir toprağın veriliş şekli; bu toprağın kendisi, ç.n.) kalkıyor ve toprakların mülkiyeti senyörlere bırakılıyordu.
Toprak, soyluluk tarafından köylülere çoğunlukla çok zorlayıcı koşullarla kiralanıyordu. Sonuç itibariyle kırsal kesimde yaşayanların durumunda hiçbir iyileşme olmuyor, bu da özellikle Letonya’da yeni ayaklanmalara yol açıyordu (1838-1840).
Litvanya’da 1.Aleksandr’ın önayak olduğu liberal dönem özellikle din ve öğrenim alanında kendini gösterdi. Birbirini izleyen Rus ilhakları sırasında başlamış olan Katoliklik’e karşı mücadele yavaşladı. Aynı zamanda Adam Czartoryski de Vilnius Üniversitesi’nin başına getirildi. Onun yönetiminde, Polonya-Litvanya kültürü yeniden serpilip gelişme olanağını buldu. Rus varlığına karşı siyasal bir muhalefet yavaş yavaş uyanmaya başladı. Resmen yazınsal, ama aslında açık bir siyasal amaç taşıyan öğrenci dernekleri kuruldu. Vilnius’ta (Işık Saçanlar, Philarete’ler vb.)
Eski Polonya-Litvanya toprakları üstünde gizli örgütler kuruldu. Bunların en ünlüsü, 1821’de Varşova’da Valerien Lukasinski tarafından kurulan Ulusal Yurtseverler Örgütü idi.
Zulüm uygulamalarına verilen ara kısa sürdü. Yetkililer, bu yükselen Litvanya muhalefetine çok sert bir şekilde tepki gösterdi. 1824’den itibaren çok sayıda öğretmen görevden alındı. Öğrenci önderleri tutuklandı, bazıları Sibirya’ya sürüldü.
Polonya, 1830’da Rus yönetimine karşı ayaklandı ve Diyet Meclisi Kıral Nikolay’ı tahttan indirdi. Büyük kargaşa Litvanya’nın yanı sıra eski Polonya-Litvanya toprakları olan Podolya ile Volhinya’yı da sardı. Ruslar buna çok sert karşılık verdi.
Bu tepkinin başlıca üç mağduru oldu: Okullar, Katolik Kilisesi ve soyluluk. 1832’de Vilnius Üniversitesi kapatıldı; öğretim üyeleri Kiev’e nakledildi. Dini okullar kaldırıldı. Çok geçmeden ülkedeki çeşitli yüksek öğrenim merkezleri de aynı sonu paylaştı. Rus Dili okullarda zorunlu hale getirildi ve yalnızca Ortodoks dininde öğrenime izin verildi. Katolik Kilisesi de bundan hem de fazlasıyla payını aldı. J.Meuvret’ye göre, üç buçuk milyon Katolik 1830-1835 arasında Ortodoks dinine geçti. 1839’da, Unyat kilisesi sorgusuz sualsiz kaldırıldı; malları Ortodoks Kiliselerine bağışlandı. Gerginlik, kırklı yılların ilk yarısında biraz azaldı. Catikan’la bir konkordatum imzalandı. Polonya asıllı soyluluk, kitleler halinde sürüldü. Meuvret’ye göre ‘Kasım 1831’de Podolyalı 5 bin aile Kafkasya’ya gönderildi. Nisan 1832’de, çeşitli yönetimlerden 45 bin ailenin bir bölümü Güney Rusya’ya, diğer bölümü ise Volga bölgesine gönderildi.
Bu önlemler radikal bir sonuç verdi: ‘Ülke Polonyalılar’dan kurtarıldı.’ Öğrenimde Rusça zorunlulğu, evlerde konuşulmaya devam edildiği için Litvanyaca’yı değil, ama Lehçe’yi olumsuz etkiledi. Çoğu Polonyalı olan Katolik din adamları ortadan kaldırılmıştı. Szlachta üyelerinin kitleler halinde ülke dışına sürülmesi Litvanya’yı, Polonya’nın siyasal etkisinden kurtardı.
Aslında Rus tepkisi, Litvanya milliyetçiliğini, farkında olmadan kışkırtıyordu. 1863’de Polonya’da başka bir ayaklanma meydana geldi. Kaunas bölgesi dışında Litvanya pek kımıldamadı. Ele başların hedefleri köylü kitlelerini pek ilgilendirmiyordu.
Litvanya eylemcileri, bir kez daha Polonyalılar’dı. Sırasıyla Muraviefi (yerli halk ona Asıcı diyordu) ve von Kaufmann adlı valilerin art arda yürüttükleri baskının hedefi Polonizm’in kalıntılarını da (Polonya Dili, kilisesi ve soyluluğu) ortadan kaldırmak ve doğmakta olan Litvanya milliyetçiliğini daha başlangıcında öldürmekti.
Kararlaştırılan önlemlerin en önemlisi hiç kuşkusuz Latin harfleriyle basılı Litvanya dilinde yapıtların yasaklanması oldu. 1840’ta Rus yetkililerin Litvanya adını değiştirme kararı –artık haritalarda Kuzeybatı Toprağı olarak geçiyordu- kültürsüzleştirme politikasının etkili bir uzantısıydı.
Kaynaşma Litvanya’da denetim altına alındı. Estonya ve Letonya’da Germen dili konuşan Baltık Baronları’nın çıkarları ile iyice germenleştirilmiş olan bir Rus sarayının çıkarları çakışıyordu.”
(Baltık ülkeleri, Pascal Lorot)





Tacitus kimleri fark etti?
“1.yüzyılın sonuna doğru, Germen topraklarının ötesinde başka halkların da yaşadığını ilk ilk farkeden Tacitus oldu. Bu halklara Aestii ve Fenni adlarını verdi. Bu bilgileri, Baltık ile Akdeniz arasında ticaretle –özellikle de amber ticareti/ geçinen tücaarlardan edindiler. Germanya üzerine olan yapıtının son iki bölümünde bunu oldukça belirsiz bir şekilde anlatır: ‘Süevi Denizi’ne gelindiğinde, kıyıda Aestii kabileleri görülür. Âdetleri ve g