Baltık Ülkeleri
Baltık dilleri
Baltık halklarının anayurdu
Coğrafya ve tarih
Yer şekilleri ve iklim
Baltık resimleri
Baltık ticareti ve burjuvazisi
Estonya yazını
Büyük Litvanya
Letonya'da Ulusal düşünce ve Ruslaştırma
Leton yazını
Litvanya yazını
Litvanya'da Ulusal düşünce ve Ruslaştırma
Hıristiyanlaştırma süreci
Rus varlığının sağlamlaştırılması
Ilk ilişkiler
Isveçliler
Liberal ayrıntı
Tacitus kimleri fark etti
baltıklılar
Baltık ülkeleri
“Estonya, Letonya ve Litvanya günümüzde Baltık adıyla bilinen ülkeleri oluşturur. Bazı tarihçilerin, etnolojik ve dilbilimsel kökenleri nedeniyle Finlandiya’yı da bu öbeğe dahil etme eğilimine rağmen Finlandiya, bütün 20. yüzyıl boyunca izlediği farklı bir gelişmeyle diğerlerinden ayrılmıştır. Dolayısıyla bu ülke konumuz dışında kalacaktır.
En başta etnoloji, dil ve kültür alanlarında önemli farklılıklar gösterseler de Estonya, Letonya ve Litvanya homojen bir bütün oluşturur. Coğrafya onlara, birbirlerine karışacak kadar ortak bir tarihsel çerçeve çizmiştir.
Büyük Rıs ırmaklarının denize döküldüğü yerde bulunan, Kuzey Avrupa ile Doğu Avrupa’nın yayılmacı büyük kırallıkları ve imparatorlukları arasına sıkışıp kalmış olan Baltık ülkeleri, bu konumları nedeniyle güçlü komşularının iştahını çekti.
Küçük ve zayıf ülkeler olarak sırasıyla İsveç, Polonya, Almanya ve Rusya’nın boyunduruğunda kaldılar. Tarihin kasırgası ve getirdiği acıların kıskacında kalan bu halkları sanki her zaman boyun eğecekleri bir gelecek bekliyor gibiydi.
Oysa, 1.Dünya Savaşı onlara bağımsızlık şansını sundu. Baltık halkları bunu yakalamasını bildi ama Germen-Sovyet cumhuriyetleri olan Estonya, Letonya ve Litvanya’nın toplumsal-İktisadî ama aynı zamanda etnik görünümü, o tarihten sonra büyük ölçüde bozuldu...”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)
Baltık dilleri
“Geleneksel olarak Baltık halkları iki büyük dil ailesine ayrılır. 1.Fin-Ugur Ailesi, 2.Baltık Dilleri Grubu.
Fin-Ugur Ailesi: Rusya’nın doğusundan gelen Fin-Ugur boylarının, Hıristiyanlık’tan hemen önce Baltık kıyılarına yerleştikleri sanılır. Uygarlıklarının ilkel niteliği ve yüzyıllarca bir siyasal örgütlenmelerinin olmaması nedeniyle en güneydeki halklar, zaman içinde Slav-Baltık boyları tarafından yutuldu. Bugün bu kavimlerin soyundan gelenler yalnızca Estonyalılar ile Liveler’dir.
A) Estonya Dili: Estonyalılar’ın dili Fin-Ugur dilleri ailesine bağlanır; çok yakın olan Fince’nin (Suomi) yanı sıra Macarca ile Laponca da bu dil ailesi içinde yer alır.
Estonya Dili 13. yüzyıl başlarında belgelenmiştir; nitekim 1220’de Leton Henryk’e ait Latince bir vakayinamede Estonyaca birkaç cümleye rastlanmıştır. Bu dilde kaleme alınmış bilinen en eski el yazması 1524-1528 tarihlidir. Estonyaca Latin alfabesiyle yazılır. Farklı iki lehçe vardır: Biri ülkenin kuzeyinde (Tallinn Lehçesi) diğeri de güneyinde konuşulan lehçedir.
Estonyaca Estonya’nın resmi dilidir. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’ndeki diğer Estonyalılar –özellikle Letonya’daki Estonyalılar- ve 20.yüzyılın ilk yarısındaki birtakım siyasal karışıklıklar nedeniyle çok sayıda Estonyalı’nın yerleştiği ABD’De de konuşulmaktadır.
B) Livce: Baltık ülkelerinde konuşulan ikinci Fin-Ugur dilidir. Estonyaca’ya yakın olan bu dil artık günümüzde yalnızca bir milyon Liv tarafından kullanılmaktadır. Livler, adını Livonya’ya (Letonya’nın kuzey kesimi ile Estonya’nın güneydoğu kesimini kaplayan bölge) veren bir halktır. Letonya’da, Kurzeme’nin kuzey ucundaki on iki kadar köye dağılmış durumdadırlar.
2. Baltık Dilleri Grubu: Dilbilimsel anlamda Baltık sözcüğünü ilk kez Alman dilbilimci G.H.Nesselmann, 1845’te yayımlanan Die Sprache der Alten Preussen adlı yapıtında, Ortaçağ’da yaşamış olan ve Baltık dili konuşan halklar bütününü belirtmek için kullanmıştır; bu dil grubundan varlığını sürdüren yalnızca Litvanyaca ve Letonca’dır.
A) Ön Baltık Dilleri : Letonca ve Litvanyaca, Hint-Avrupa dilleri ailesinden Baltık kolunun tek temsilcisidir. Tarihçilere ve dilbilimcilere göre, bu iki dilin kökeni, genelikle Ön Baltık ya da Letonca-Litvanyaca denen aynı başlangıç ağzıdır. Letonlar ile Litvanyalılar’ın Hıristiyanlık’ın ilk yüzyıllarına kadar aynı dili konuştukları sanılır. Daha sonraları zamanla meydana gelen bir farklılaşmanın 11.yüzyıla doğru tamamlandığı tahmin edilir.
Her iki dil son derece arkaik diller olarak kalmışlardır. Ama, Roger Caratini’nin vurguladığı gibi, iki dil arasındaki temel ayrım Litvanyaca’nın Letonca’ya göre çok daha arkaik olmasıdır.
‘Örneğin, Litvanyaca, eski sesçil birleşimleri muhafaza etti (Söz gelemi en, in Letonca’da ie, i olmuştur); vurgu Litvanyaca’da değişkendir, oysa Letonca’da daima sözcüğün ilk hecesindedir. Her iki dil biçimbilimsel bazı ayrımlar gösterir: Litvanyaca’da beş, Letonca’da altı çekim vardır (isimler için); sıfatlar için Litvanyaca’da üç, Letonca’da bir çekim vardır. Fiil dizgesi her iki dilde de aynıdır. Sözcükler, tüm Hint-Avrupa dillerinde olduğu gibi, sonekler ve örnekler yardımıyla türetme yoluyla oluşur. Alfabe her iki dilde de Latin alfabesidir.’
B)Litvanyaca : Litvanyaca’dan ilk kez 11. yüzyıla doğru tarih kaynaklarında söz edilmiştir. Uzun süre kırsal alanların halk dili olarak kaldı; oysa grandüklükte resmi dil yüzyıllar boyu Latince, Lehçe ya da Eski Prusya diliydi. Litvanyaca ilk metin, Luther kateşizminin 1574’ta çıkan çevirisidir. İlk sözlük 1629’da çıktı; Danielus Kleinas’ın ilk Litvanyaca dilbilgisi hazırlaması için 1653’ü beklemek gerekecekti.
Litvanyaca iki değişkenlik gösterir: Edebiyat dilinin çıktığı güney lehçeleri grubu ve ülkenin kuzey kesiminde, Kurzeme’de konuşulan cemayit.
Litvanyaca, günümüzde, Litvanya Cumhuriyeti’nin resmi dilidir. Aynı zamanda Kaliningrad bölgesi ile yarım milyon Litvanyalı’nın yaşadığı ABD’de de konuşulur.
C)Letonca: Letonca’da Litvanyaca ile aynı dönemde, 1585’te Hıristiyanlık’ın temel ilkelerini içeren bir kitabın çevirisiyle belgelenmiştir. İlk Letonca dilbilgisi ise 18. yy.’da yayımlanmıştır.
Letonca üç lehçeye ayrılır: Ülkenin doğu kesiminde Yukarı Letonca, orta kesim Letoncası ve Batı Letonca. Letonca Letonya Sovyet Cumhuriyeti’nin (artık bağımsız, b.n.) resmi dilidir.
D)Yokolan Baltık Dilleri: Hint-Avrupa ailesinden Baltık dalına ait üç dil, kaybolana kadar birkaç yüzyıl konuşulmuştur. En yaygını tartışmasız Prusyaca’dır; Bu, batıdan Litvanya’yı çevreleyen bir bölge olan Prusya’da yaşayanların dilidir. Prusyaca’ya karşı amansızca mücadele eden Töton Tarikatı Şövalyeleri –Alman dilindendirler- 1283’te ülkeyi bütünüyle fethettiler. Zorla Germenleştirme politikası ve yerel toplulukların imhası ile varlığını yitiren bu dil 17. yüzyıl sonlarında kesin olarak yok oldu. Bu dilde yazılmış ve bize ulaşabilen belgeler iki dilde kaleme alınmış iki kateşizm ile 16. yüzyıla tarihlenen Almanca-Prusyaca iki sözcüktür.
Bölgenin, diğer dili, Letonya’nın batı kesimi ile Litvanya’nın, daha sonraları Kurzeme adını alacak olan kuzeybatı kesiminde konuşulan Kurca’dır. Komşuları Letonlar ve Samogintiyenler tarafından özümsenen Kurlar 16.yüzyılda ortadan kalktılar.
Nihayet, Prusya ve Litvanya’nın güney sınırlarında yaşayan Baltık dilinden bir halk olan İatviaglar’dan söz etmek gerekir; bu halk da Alman ve Polonyalılar’ın baskısına direnemedi. Dilleri 14. yüzyılda yok oldu.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)
Baltık halklarının anayurdu
“Baltık Denizi’nde kıyısı olan toprakların gerçek anlamda tarihi 12. yüzyılda ilk Alman misyonerlerin Livonya ve Prusya’ya gelmeleri ile başlar. Bu bölge halklarının daha önceki dönemlere ait yaşam biçimi üstüne pek az bilgimiz vardır.
İlk bin yılına kadar Baltık ülkeleri
Hıristiyanlık’ın başlangıcına kadar bu bölge üstüne elimizde hiçbir tanıklık yoktur. Dolayısıyla tarihçiler, Baltık halklarının çok eski geçmişini yeniden oluşturabilmek için arkeolojik ve dilbilimsel çalışmalara yöneldiler.
Fin-Ugur dil ailesine bağlı halkların protohistorya (tarih öncesinden tarih çağına geçiş dönemi, ç.n.) anayurdunun Volga’nın orta çığırı olduğu ve buralardan Riga Körfezi ile Finlandiya’ya kadar göç ettikleri sanılır.
Baltık dillerinden halkların tarihsel yurdu da Daugava ve Niemen’in doğdukları yerler olmalıdır. Ayrıca birtakım arkeolojik araştırmalar sonunda, Berezina kıyıları ile daha güneyde Dinyeper kıyılarında bir Baltık dil topluluğunun izleri keşfedildi. Kuzeybatı yönündeki Baltık göçlerinin patlama noktası bu bölge olabilir.
Baltık kıyı şeridi ile Riga Körfezi kıyılarında yaşayan ilk kavmin Livler (Fin-Ugur ailesinden bir halk) olduğunun sanılmasına karşılık, Baltık dilinden halkların, Fin kökenli halklardan çok daha önceleri denizle bağlantıları olması hiç de olanaksız değildir. J.Meuvret’nin vurguladığı gibi: ‘Finler’in Fince-Estonyaca grubundan lehçe farklılaşmasından önceki bir dönemde, Baltık dilleri sözcük dağarcığından çok sayıda sözcük almış olması bu varsayımları doğrulamaktadır. Alınan bu sözcüklerden yelken, gemi ve deniz sözcükleri Baltıklılar’ın Finler’den önce denizle ilişkide olduklarını kanıtlamaya yeterlidir.’
Takvim başlangıcının ilk yüzyıllarında Yunanlı ve Romalılar’ın Baltık Denizi’nin doğu kıyıları üstündeki bilgilerinin son derece belirsiz olduğu sanılmaktadır. Strabon bunu doğrulamaktadır: ‘Okyanus yakınından geçen Elbe’nin ötesinde kalan toprakları hiç bilmiyoruz... Roma gemileri Elbe’nin ağzını aşamadılar; ayrıca okyanus kıyısını karadan izleyip keşfetmiş olabilecek bir gezgin de yok. Germenler ile en yakın komşularının ötesinde hangi halklar yaşamaktadır? Germenler’i izleyen tüm Kuzey halkları üstünde de aynı bilinmezlik perdesinin bulunduğunu ekleyelim.’
Bununla birlikte, Romalılar, o zamana kadar bilinmeyen bu dünyaya yavaş yavaş girmeye başladı. Bunu hiç olmazsa dolaylı yoldan, o dönemlerde aranan bir mala, ambere sahip olmak için Germen tacirler aracılığıyla yaptılar. Kurzeme kıyısındaki Leipaja çevresinde bulunan Roma paraları, Doğu Baltık kıyıları kökenli kehribar kalıntılarının Yunanistan’da ve özellikle d Argolis’teki Mykenai Akropolü’nde bulunması bunun kanıtlarıdır.”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)
Coğrafya ve tarih
“Bu üç Baltık ülkesinin yazgı ortaklığı büyük ölçüde coğrafi konumlarından kaynaklanır. Baltık ülkelerinin üçünün de Baltık Denizi’nde kıyısı vardır. Kapalı bir deniz olan Baltık, Hıristiyanlık’tan önce ve Hıristiyanlık’ın ilk zamanlarında uzun süre büyük ticari ve siyasal yolların dışında kaldı.
Ama ilgi uyandırdığı ilk andan itibaren Baltık dünyası ile dış dünya arasındaki ilişkilerin odağı oldu. Büyük yabancı etkilerin (İskandinav ve Germen) yanı sıra Hıristiyanlık’ın da bölgeye girişi bu yolla gerçekleşti.
Büyük Rus ırmaklarının ağzında olmaları, bu ülkelere; bilinen dünya ile uçsuz bucaksız Rus toprakları ve daha ötedeki Asya toprakları arasında doğal bir bağlantı özelliği kazandırdı. Bu konumları nedeniyle, kendi akarsu ulaşım yollarının denize döküldüğü yerleri denetlemek isteyen Rus hükümdarlarının daima iştahını uyandırdı.
Nihayet, sınırlarının yanı başında üç büyük imparatorluğun (İskandinav, Alman ve Rus) bulunması ve gelişmesi, bu ülkeler için, yabancı istilaları ve bağımsızlık arayışlarıyla örtülü acılı bir yazgıdan başka neyin habercisi olabilirdi ki...”
(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)

















