iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:18 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » basklılar ve bask ülkesi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 21.08.07, 17:59
Standart basklılar ve bask ülkesi

hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 48.561
Send PM
21.08.07, 17:59


BASKLILAR
ve
BASK ÜLKESİ







GİRİŞ




“...Batı Avrupa’da bütünüyle özgün, komşularından belirgin olarak hatta şiddetle farklı bu etnik grup, ayrınlar da dahil olmak üzere halk tarafından oldukça az tanınmakta ve hakkında bazen ciddiyetten oldukça uzak masallar uydurulmaktadır. Böyle bir sentezi gerçekleştirmeye kalkışma fikri öncelikle bir dilbilimcinin aklına gelmiştir çünkü dil olgusu olayın temelinde yatmaktadır: Bir Basklı kendini bir Euskaldun olarak tanımlıyorsa bu, dil yoluyla olmaktadır. Sözcük, Euskara’nın ‘sahibi’ –du-n anlamını taşır. Baskzdili (Euskal + Herri ‘Ülke’ olarak yani ‘Bask Dış Ülkesi’ olarak çözümlenir.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)



Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 21.08.07, 18:00
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Bask’ın başlangıç tarihi
“Hiçbir dilbilimsel verinin olmadığı en eski dönemlerden, paleolitik ve neolitikten kalan buluntularda, öncelikli şekilde konuştukları dile göre tanımlanabilen bu Euskarya Kavmi’ne ait herhangi bir iz bulunabilir mi?
Belki!
Çünkü bu insan topluluğu, tarihin tan vaktinde muhtemelen oldukça homojen bir yapıya sahipti ve Avrupa’ya Hint-Avrupa dilleri konuşan uluslar akın edince dilleri sayesinde ayrı kalabilmişti.
Bask Ülkesi’nde tarih öncesinden kalma pek çok ören yeri vardır ve kazılar, mobilya ve taş eşyanın yanı sıra pek çok insani buluntuyu da gün ışığına çıkarmaktadır. Bunlar arasında yer alan kemikler, özellikle de kafatasları, sistematik (veya dizgesel) bir enceleme sonucunda yerel halklarda dikkate değer bir sürekliliğe işaret eder gibidirler.
Eski Taş Devri’nden günümüze ise Cambo yakınlarında Saint-Pierre-d’Irube’de Olha kaya kovuğunda, Aussurucq’daki Isturitz mağaralarında, Estella’nın doğusunda, İspanyol Navarrası’nda Zuniga’da bulunan sert taş aletler ve Isturitz neanderthal alt çenesi gelişmiştir.
Güneybatı Fransa’daki standart kazıların katmanbilimine (veya stratigrafisine) oranla iyiden iyiye gecikmiş olan Fransız orinyasiyeninin başı ve perigordiyenle çağdaş yani Fransızlar’ın yukarı paleolitiğimiz içindeki geç (veya son) müsteriyen’i, Sare, Ossas, Saint-pierre-d’Irube, Isturitz ve Saintmamine’nin, Blinkoba (Visc.) ile Ermitia’nın Solutreen’i, son olarak Santimamine, Bolinkoba, Isturitz ve Ermite ile Aitzbitarte, Urtiaga, Lumentxa, Balzola ve Armine istasyonlarında bulunan Magdaleniyen izler.
Isturitz, Alquerdi, Atxerri, Santimamine ve Goikolau kaya resimleri ile Istritz, Berroberria, Aitzbitarte, Urtiaga, Ermitia, Lumentxa, Santimamine, Atxeta, Bolinkoba, Aretzi ve Atxure’de bulunan heykelciklerin paleolitikten kalma olduklarını da bu arada hatırlatalım. Bu yörelerdeki aziliyen buluntularla epipaleolitik de temsil edilir.
Bunlar daha önce sayılan istasyonlarda (Aitzbitarte, Lezetxiki, Alkxerri ve Atxeta hariç) ve Berroberria’da tanımlanmıştır. Aziliyen, bu ören yerlerinde Magdaleniyenle üsüste binerken Silibranka ve Lamineneskatza’da tektir. Bu maddi buluntuların yapıları daha çok ihtisas eserlerinin alanına girdiğinden ve bizce ikincil olduklarından üzerlerinde fazla durmayacağız.
Sadece, bu ören yerlerinde bulunan kafataslarının genellikle Batı Pirene Tipi’nden olduklarını ve günümüz Bask halklarının da bu tipe girdiklerini vurgulamakla yetinelim.Basion’da (artkafa deliğinin ön kenarı) içe dönmesi ile değişime uğramış bir cromagnon olarak tanımlanabilecek olan bu tip, neolitik kazılarda egemen durumdadır. Aslında protohistoryaya dahil olan bu arkeolojik düzey, öncekilerin kesintisiz bir devamı durumundadır. Yukarıda saydığımız istasyonlarda, Santimamine’de, Lumentxa’da, Ermitia’da, Urtiaga’da, Balzola’da, Berroberria’da ve daha pek çok başka istasyonda da karşımıza çıkmaktadır. Bazılarında bulunan kabuklar 8Helix Nemoralis) bu yeni yaşam türünü güzel bir şekilde maddeleştirmektedir ama aralarında bir bağlantı kurageldiğimiz keramik genellikle belli bir gecikme ile belirmektedir. Daha sonra Tunç Çağı’nın (eneolitik) başlamasından önce ve muhtemelen doğudan ve güneyden gelen halkların cenaze gelenkeleriyle yayılan ‘Megalitik Düşünce’ Bask Ülkesi’ne ulaşınca ortaya üç özgün akım çıkmıştır. Bunlardan birincisi Sierralar ve çayırlara dikilen klasik tipte ‘İspanya’da Gorbea, Aitzgorri, Urbasa, Aralar, Larraum, Abodi; Fransa’da Rhun çevresi, Artzamendi, Iholdy yöresi, Nive ile Saison arasındaki yüksek yerler) veya ‘koridorlu mezarlar’ tipinde (Aşağı Alava ve Orta Navarra) dolmenlerle somutlaşır.
İkinci akımın karşılığı Artajana’nın büyük ve üstü kapalı geçitleri, üçüncü akımın karşılığı ise Roncal Vadisi’nin Katalonya Pireneleri’ndekilerle türdeş olabilir. Bu durumda Bask Ülkesi o devirde dışarıdan gelen kültürlerle, hatta yerleşim dalgalarına açık bir bölge olarak anlaşılmaktadır – ki bu, geleneksel görüşlere ters gibidir. Yukarıda tanımladığımız ‘Batı Pireneli’ ırk tipi, hükümranlığını terk etmeden, sık rastlanan Akdenizli Tipler’le hatta bazı Armenoid ve Alp kökenli kısakafalılarla (veya Brakisefal) karışmış olmalıdır. Bu etnik haraketlerin en verimli ve sonuçları açısından en zengin olanı hiç kuşkusuz Demir Çağı’nda başlayan Hit-Avrupa akımıdır. Bunlar, -ki herhalde Keltler’di- yarımadanın batı kapısı Bask Ülkesi’nden durmadan geçmişler fakat yerlilerle daha sonra sürekli canlı tuttukları ilişkiler sayesinde, onların demircilik, koşum tekniği, belki de tarımda yeni yöntemler ve türlerle hiç şüphesiz daha önceki dönemlerde bilinmeyen sığı ve at yetiştiriciliğini öğrenmelerini sağlamışlardır. Bask Dili’ndeki bazı belirgin Kelt etkileri de herhalde bu devirlerden kalmadır.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)






Antik kaynaklarda Basklılar
“Antik kaynaklarda Basklılar’ın izlerini aramak için yalnızca iki yöntem vardır. Yeradlarını inceleyerek (veya yeradıbilimsel incelemeyle ya da toponimyayı inceleyerek) Bask Dili’ne bağlanabilecek öğeleri taramak ve bu kaynaklarla Basklılar’ın bugün oturdukları bölgeler ve bunlara komşu yöreler arasında etnik bir bağlantı kurarak eski ve yeni sınırların bize Proto-Bask veya onlarla akraba kavimlerin erken yerleşimleri hakkında ne ölçüde fikir verebileceklerini araştırmak.
Eski Yeradıbilim (veya toponimya) bize bazı sağlam dayanak noktaları sağlar gibidir: Bazı durumlarda eski formatlar yenilere tıpatıp uymaktadır. Tabii bir de yeradıbilimsel (veya toponimik) bir ifadeyi arkeolojik bir buluntuyla da doğrulamak gerekir ki bu her zaman mümkün olmayabilir.
...
Ne yazık ki antik kaynaklarda adı geçen kentlerin çoğu ya yok olmuş ya da isim değiştirmişlerdir ve günümüzdeki pek çok yerleşim biriminin adıyla ilgili bilgilerimiz yeterince eskiye dayanmamaktadır.
Şimdi bir de Bask Ülkesi Haritası üzerinde antik yazarların sunduğu verileri işaretleyelim. Pirene ötesi bölge hakkında Yunan yazarlar Polybos (M.Ö.2.yy. ortaları – Tarihsel Bölümler (‘Fragments Historiques’), II), özellikle de Strabon (66’dan 24’e kadar; Γεωγραφία III) ve Ptolemaos (II. Yy. ortaları; Γεωγραφία II), Nervion’dan (Vuscaya), Gallego’ya (Huesca Vilayeti) ve güneyde Navarra ile Alava’nın sınırlarına ulaşan bölgede anılan –ve bizim Latin söyleyişe göre sayacağımız- halklar arasında aşağı yukarı şöyle bir dağılım yapılmasına olanak vermektedir: Caristiiler’e Viscaya ile, Alava’nın Victoria’nın güneyine kadar olan bölümü karşılık gelmektedir; Varduliler’e ise Guipozcoa ve Alava’nın Lagurdia’nın kuzeyine kadar olan bir başka bölümü ve Alava’nın doğusu denk gelmektedir. Beronesler Alava’nın neredeyse geri kalan tüm topraklarını kaplamaktadır. Batıda Okyanus’a kadar Autrigones toprakları uzanmaktadır.
Burada, bu konuda bilgi içeren diğer Yunan ve Roma kaynaklarından söz etmeyeceğiz çünkü bunların içerdikleri savlar birbirleriyle genellikle çelişmektedirler. Söz konusu yazarlar Yunanlar’da Plutarkhos’tan (1.yy.) ve Sevillalı İsidoros’a (6-7. yy) ve Titus-Livius, Pomponius Mela, Büyük Plinius, Tacitus, Değerli Avienus Ora Maritima (veya Deniz Kıyıları. Bu esere Türkçe literatürde her iki adla da rastlanmıştır, 4.yy), Ausonius Ammianus Marcelinus ve Prudentius’a kadar uzanan bir yelpaze içinde yer alırlar – ki biz yalnızca en önemlilerini saydık. Pirene berisi bölge için ise yukarıda anılan belgelerin değeri yadsınamaz fakat biz bildiklerimizin çoğunu ünlü Galya Savaşları (De Bello Gallico, I, I eserinde Aktinyalılar’ın Garonne, Pireneler ve Okyanus arasında kalan bölgede yaşadıklarını yazar Sezar’a borçluyuz. Gerçi bu coğrafya ‘Fransız’ Bask Ülkesi sınırlarından fazlasıyla taşmaktadır fakat bilgiler yine de son derece önemlidir. Bunun nedenini daha ileride göreceğiz.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21.08.07, 18:01
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Siyasi Coğrafya
“İspanya’da Euzkarya Ülkesi batıdan doğuya önce ‘vascongadas’ vilayetlerini kapsar: Başkenti Bilbao, başlıca şehirleri ise Durango, Marquino ve Gernica olan Ciscaya (Bizkaia) vilayeti (2197 km.kare, 1.200.000 nüfus, 1991 rakamı yuvarlatılmıştır), başkenti Vitoria (Gasteiz), en önemli şehri Laguardia olan Alava (Araba) vilayeti (3044 km.kare, 260.000 nüfus), başkenti San Sebastian (Donostia) önemli kentleri ise İrun, Eibar, Tolosa, Azpeitia, Vergara olan Guipozcoa vilayeti (1844 km.kare, 700.000 nüfus) ve başkenti Pamplona (Iruna), başlıca şehirleri Üoiz, Tafalla, Estella, Tudela, Olite olan Navarra (Naparra, -rroa) vilayeti.
Fransa’da Bask bölgelerinin tümü Pyrenées-Atlantiques vilayetinin Bayonne ve Oloron bölümlerinde yer alırlar: Başkenti Ustaritz (Ustaritze), önemli şehirleri Bayonne (Baiona), kısmen Bask’tır. Biarritz, Saint-Jean-de-la-Luz (Donibane Lohitzun), Saint-Pee-sur_Nivelle, Espelette, Cambo, Nasparren, Hendaye olan Labourd bölgesi (Lapurdi) (777 km.kare, 200.000 nüfus); Saint-Jean-Pied-de-Port (Dohibane Garazi), önemli şehirleri Saint-Stienne-de-Baigorry, Iholdy, Labastide-Clairançe, Saint Palais (Donapaleu) olan Aşağı Navarra bölgesi (Baxe Nabarre, Benaparroa) (1500 km.kare, 29.000 nüfus); başkenti Mauleon-Licharre (Mauale, Leixtarre), en önemli şehri Tardets (Atarratze) olan Soule bölgesi (Zibero, Xüberro) (817 km.kare, 16.000 nüfus). Fransa-İspanya sınırı, yerel ekonomiler veya belirleme kolaylıklarının istisna oluşturduğu altı nokta dışında dorukları izleroğudan batıya Irati Ormanı’nın bir kısmı (güney yamaç) Fransa’ya aittir; Valcarlos (Kuzey yamaç) İspanya’nındır ve Kuzey Quint Ülkesi’nin çayırlarından istifade edebilir; Baztan (Biidasoa’nın yukarı havzası) İspanya’ya aittir; Cinco-Villas bölgesinde sınır doğal ögeleri izler (dereler, ormanlar); Ayrıca Bsk Ülkesi’nin ve Bearn sınırlarında Roncal ve Baretous Vadileri’nin Fransız tarafındaki eski yoldan geçer. Pierre-Saint-Martin Çukuru’nun girişi İspanya toplağında kabul edilir.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)




ABasklılar Avrupalı mı, Dumezil ve Lafon’un görüşleri...
“G.Dumezil ve R:Lafon gibi bazı Baskbilimcilerin ve dilbilimcilerin Bask Dili ve Kafkas Dilleri arasında ısrarla savunageldikleri akrabalık ise öncel (veya apriori) olarak oldukça şaşırtıcıdır.
Bunlar, -ki en çarpıcısı Gürcüce’dir- günümüzde en az Bask Dili kadar terkedilmiş durumdadırlar ve Pireneler’den iki kat büyük bir kütlenin yamaçlarında birbirlerinden bütünüyle farklı o kadar çok bölüme ayrılırlar ki, aralarında kökensel bir bağ ancak sanısal (tahmini) olarak kurulabilmektedir.
İçlerinden pek çoğu pek kısa bir süreden beri ve pek az bilinmektedir. Bu yüzüyle Bask Dili’yle yapılacak herhangi bir karşılaştırma büyük güçlükler yaratmaktadır. Unutmayalım ki Bask Dili’nde sahip olduğumuz ilk metinler de 16. yüzyıldan geriye gitmez.
Elimizde ‘Kafkas Ortak Dili’ olmadığından Euskarya öğelerini tek tek her birinin dağarcığı ve dilbilgisi dizgesiyle (sistemiyle) karşılaştırmak gerekmektedir. Sözcüksel benzerliklerin birçoğu kabul edilebilir niteliktedir fakat herhangi bir Bask-Kafkas akrabalığından söz edebilmek için öncelikle fiilin ‘çokşahıslılığı’na (Fransızcası Pluripersonalite) ve ‘ergatif yapı’ya (Kuzeybatı Kafkasya Dili ve bazı tümcebiçimsel (Fransızcası morphosyntaxique) çerçeveler içinde Gürcüce) dayanmak gerekir: Örneğin bütün Gürcüce fiiller Bask Dili’ndeki ‘Bireşimsel (sentetik) fiiller gibi, eyleme katılan etken, nesne, lehtar gibi değişik öğeleri temsil eden takılarla biçimlenirler. Çok eski ilişkiler...Göçler...
Acaba Hint-Avrupa istilalarından önceye dayanan bir Kafkas-Bask Birliği’nin sorunlu kalıntıları mıdır söz konusu olan? Bilgilerimizin bugünkü düzeyi herhangi bir fikir belirtmemize olanak vermemektedir.
Ne var ki arkeolojik bulgular da Kafkas ve Pirene uygarlıkları arasında bazı benzerlikler saptamıştır ve kantipbilim (hemotipoloji) de konuya bu türden bir akrabalığı olabildiğince destekler yönde kanıtlar bulmuştur.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)




Basklılar Avrupalı mı, Hemotipoloji ne diyor?
“Basklılar’ın kökenini saptama yolundaki araştırmalarımızda oldukça yeni ve hızla gelişen bir bilim dalının, kantipbilimin Hemotipoloji) son bulgularından da yararlanmamız gerekir.
L.Hirszfeld, 1917-1919 yıllarına doğru, kan yapısında o güne kadar bilinen kan grup oranlarının halklara göre değişiklikler gösterdiğini ortaya koymuştur. A.E. Mourant, Moulinier ve J.Ruffie de Batı Avrupa, daha genel olarak da beyaz ırktan uluslar dikkate alındığında, Basklılar’ın çizgidışı bir konumda olduklarını saptadılar:
O (sıfır) grubunun oranı yüksek, A’nınki düşüktür. B ise hiç yoktur ya da hiç yok gibidir. Rhesus faktörüne gelince orada çizgi dışı yapı daha da belirginleşmektedir çünkü burada Dünya’nın bilinen en yüksek negatif oranı vardır. Bu kanbilimsel özellikler, günümüzde Bask Dili konuşulan bölgeden taşarak ve giderek azalarak A.V.Vallois’nin ‘Fransa’nın Güneybatı Köşesi’ diye adlandırdığı Akitanya Çevresi’ni oluşturan– büyük üçgenin tümünde görülür.
Kısa bir süre önce J.Rufie ve J.Bernard, O grubu ve Rh –faktörlerinin çok görüldüğü eşgensel (izogenetik) eğrilerle, dilbilimsel ve yeradsal (toponimik) çizgiler ve bazı kültürel olguları birbirlerine yaklaştıran sıkı bir ilinti olduğunu ortaya çıkardılar. Öte yandan Pireneler’in Bask Ülkesi, Bigorre, Yukarı Couserans gibi ilkele en yakın (arkaizan) alanlarda görülen söz konusu kantipbilimsel (hematipolojik) özelliklere, Eskidünya’nın İrlanda, İskoçya, Kuzey Afrika (Berberîleri), Sardunya, Ligurya, Kafkasya başta olmak üzere Bask olgusunu anımsatan arkeolojik verilerin en eskil dilbilimsel katmanların bulunduğu bölgelerde de rastlanır. L.Cavalli-Sforza, J.Bertrampetit gibi biyologlar, T.V. Gamkrelidze, A.V.V.İvanov gibi dilbilimciler, C.Renfnew, M.Gimbauts gibi arkeologlar, Bask Kavmi’nin ve Dili’nin Akdeniz-Avrasya çerçevesindeki doğru yerini saptamaya yolundaki çalışmalarını sürdürmektedirler.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21.08.07, 18:01
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Fransız İhtilali’nden günümüze...
“Fransa’da 18.yy.’ın sonu ve İspanya’da 19.yy.’ın ilk üç çeyreği boyunca Basklılar’ın ezelden beri yaşadıkları topraklarda kendi dehalarına uygun olarak çağlar boyunca oluşturdukları geleneksel, liberal –ve çoğu zaman demokratik- siyasal toplumsal yapıların çöküşü yaşandı.
Avrupa’yı iki yüzyıldır egemenlikleri altına almış olan Jakoben ve merkeziyetçi akımlar bu yapıları kınayarak reddetmişlerdi. Bu yüzden Fransa’da ihtilal rüzgarlarına dayanamayarak yıkıldılar. İspanya’da ise soylu bir aile veya örgüte tutunarak kaderlerini onlarınkine bağlamaya çalıştılar ve onlarla birlikte yok oldular.
1.Güney İlleri; Carlosçuluk, Fuerolar’ın kaldırılması, uluslar arası çatışmalar ve İç Savaş:
Aydınlanma yüzyılı Pirene Ötesi Bask Ülkesi’nde Fransa’da olduğu gibi kıyameti andıran bir felaketle bitmeyerek bazı aydınlık girişimleri doğurdu. Bu da yüzyılın ikinci yarısında Ekonomik Dernekler’in oluşmasına yol açtı. Bunlardan ilk ve en önemlisi olan Sociedad –Vascogada de los Amigos del Pais (Bask Ülke Dostları Derneği) burada anılmaya değer: Dernek 1765 yılında Penaflorida Kontu tarafından, uygulamalı bilimlerin gelişmesini destekleyerek Bask Ülkesi’nin zenginlik ve mutluluğunu artırmak için kurulmuştu.
Dernek içindekilerin kovulmasından (veya tahliyesinden) sonra boşalan Vergara Cizvit Koleji’nde Real Seminaro Patriotico Vasco’yu kurdu.Dernek faaliyetlerini yüzyılın son 30 yılı boyunca sürdürdü. Fakat sonraki yüzyılda Bask Ülkesi’nin en önemli konusu Carlosçuluk oldu. Bu akımın, tahtta hak iddia etmenin yanı sıra amacı, artık iyiden iyiye tehlikede görülen iki geleneksel ayrıcalığı korumaya çalışmaktı. Bu iki ayrıcalıktan biri, ülke içinde _Fueroslar’ın güvence altına aldığı geleneksel özgürlükler, diğeri ise Bask İlleri’nin siyasal açıdan Madrid’e karşı göreceli bağımsızlığıydı.
İspanya’nın 14. Louis soyundan gelen kıralı Bourbonlu 4.Carlos’un iki oğlu vardı. Fernando ve Carlos (Don Carlos). Bunlardan birincisi, 1808 yılında 7.Fernando adıyla babasının yerine geçti ve Napeleon tarafından bir ara –1813’e kadar- tahttan uzaklaştırılmasına rağmen 1823 yılında kadar antiliberal bir politika izledi. İspanyol Salica Kanunları’nı yürürlükten kaldırarak kızı İsabel’i Asturya prensesi 2.İsabel adıyla taht varisi ilan etti. Böylece kardeşi Carlos’un yolunu kesmiş oluyordu. 1833 yılında ölünce Carlos, karısı Marie-Françoise ve onun kendisine destek veren kızkardeşi Beira Prensesi Marie-Therese ile kaçmak zorunda kaldı. Önce Londra’ya giderek iki pirenses ve general Zumalacarregui ile birlikte İspanya’ya dönüş planları yapmaya başladı. Ekim ayında kendisini 5.Carlos adıyla İspanya kıralı ilan etti ve tüm Pirene Ötesi Bask Ülkesi ile güneydeki komşu topraklarda yedi yıl sürecek bir savaş başlattı. Savaşan taraflar önceleri sadece birbirlerini incelemek, kuvvetlerini düzenlemek ve ordularını güçlendirmekle yetindi.
Bilbao’nun ilk kuşatması sırasında yaralanan Zumalocarregui 1835’de ölünce yerine General Maroto geçti. Savaşın iki yıl sürecek bu evresi 1834’de Marie Françoise’dan dul kalmış olan Don Carlos’un dört yıl sonra evleneceği Beira Pirensesi’nin oğlu Carlosçu general Don Sebastian’ın hücumlarıyla başladı. Fakat ordu 1837’de Madrid’e kadar ilerlediyse de gerçekte artarda kayıplara uğruyordu ve morali çok bozuktu.
Yenilgiler Saray’da dedikodulara yol açıyordu. Sonuç olarak çözülme başladı ve çarpışmalar Fueroslar’a doğrudan bir tehdit oluşturmayan Vergara Konvansiyonu ile (1839) sona erdi. General Cabrera on ay daha dayanmaya çalıştıysa da Don Carlos Fransa’ya kaçmak zorunda kaldı.
Ana Kıraliçe, hükümeti, Carlosçular’ı yenmiş olan General Espartero’ya emanet etti ve bir süre sonra da Kıral Naibeliği’nden onun lehine feragat etti. Espartero da bir süre sonra liberallerin baskısına dayanamayarak iktidardan ayrıldı ve İngiltere’ye sığındı (1843). Tahta da 2.İsabel geçti.
Üç yıl sonra yeni bir iç savaş başladı. Bu kez olaylar, Montemolinos Kontu Carlosçu Luis’in 5.Carlos’un tahttan kendi yehine feragat etmesi üzerine 6.Carlos adıyla kırallıkta hak talep etmesinden kaynaklanan olaylarla Barselona’da başlamıştı. Cabrera, ordulara komuta etmek için 1847 yılında geri geldi fakat ertesi yıl sınırı yeniden geçmek zorunda kaldı.
Mücadele Montemolinos Kontu’nun kardeşi Juan ile Modeneli Mraie-Beatrice’in oğlu olan bir yeğeni tarafından 1868 yılında 7.Carlos adıyla yeniden başlatıldı. Çarpışmalar önce Londra, sonra da Paris’ten yönetildi ve 1871 yılında 2. İsabel’in yerine geçen 1.Amedeo zamanında ciddi boyutlara ulaştı.
Fueroslar’dan yana olan Amorebieta, savaşın 1873’ten itibaren tırmanmasını engelleyemedi. Federalist düşünceli Birinci Cumhuriyet Savoie’lı Amedeo’nun yerini almasıyla Carlosçular önce başarılı oldular. Bask illeri ve Rioja d’Alava boyun eğdi. Don Carlos Loyola’da kıral ilan edilerek kutsandı. Mahkemeler, bilimsel ve askeri akademiler, bir de posta idaresi kuruldu. Hatta eski Omake Üniversitesi bile yeniden öğretime açıldı. Ne var ki 1874 yılı Carlosçular için başarısızlıkla sonuçlanan yeni bir Bilbao kuşatmasının ardından İspanya Tahtı’na 12.Alfonso’nun geçmesiyle bitti.
Yeni kıralın generalleri bir yıl içinde Katalonya’dan Vascogadaslar’a kadar zaferler kazandılar. Don Carlos sınırı Arneguy’dan yine geçmek zorunda kaldı (1876, Şubat).Birkaç ay sonra Fueroslar askıya alındı. Yasalar askere gitmeyi, arazi vergisini, maden ve tuz için harç ödenmesini, damgalı kağıt kullanımını zorunlu kılarak, Forales örgütlerinin yerine İspanya’nın geri kalanındaki gibi Bölge Temsilcilikleri’ni getirdiler.
Bu hizaya getirilişin ertesinde, 1893’te, eski bir Carlosçu olan Viscayalı Sabino Arama Goiri, ‘Gelecekteki Bask Milliyetçi Partisi’ ‘Communio’yu kurdu. Sloganı Joungo ikoa Eta Lege Zaarrak’tı, ‘Tanrı ve Eski Yasalar-Fueroslar’.
Bu arada liberal hükümet işçi kesiminden gelen önemli taleplerle karşı karşıyaydı. Avana Goiri’nin bu yüzyıl başında ölmesinden sonra, hareket inanç kökeninden ayrılarak (1910’da kurulan Aberri Eta Aşkatasuna ‘Vatan ve Özgürlük’ grubu veya Milliyetçi Bask Hareketi gibi) köktenleşmeye (radikalleşmeye) yöneldi.
1918 seçimleriyle Cortes’e giren milliyetçi yedi milletvekili Fueroslar’ın yeniden açılmasını istedi. Primo de Rivera’nın diktatörlüğü sırasında bu hareket biraz gölgede kaldıysa da canlılığını yitirmeden çeşitli kültürel (resim, müzik) etkinlikler düzenledi ve destekledi. 1930’daki San Sebastian Paktı, özerklik yanlılarının taleplerini yeniden gündeme getirdi: Milliyetçi Bask Communio’sundan 1906’da doğan Euskadi Buru Batzar (Bask Ülkesi Yüksek Konseyi) selefinin yerine geçen Kıral 13.Alfonso’nun tahttan cumhuriyet lehine feragat etmesi üzerine toplanan ve çoğunlukla Cumhuriyetçiler’den ve Sosyalistler’den oluşan 1931 Kurucu Cortesi’ne Viscayalı Jose-Antonio Aguirre’i sözcü olarak gönderdi.
Jose-Antonio Aguirre burada, Estella ‘Özerk Kentler Büyük Meclisi tarafından kabul edilmiş olan Bask İlleri Özerk Statüsü’nün ön projesini sundu. Fakat Sertlik Yanlıları şiddet kullanılmasından yanaydı. Milliyetçi Parti yine de Cumhurbaşkanı Alcala Zamora’yı destekledi. Bu da Navarralı bir azınlığın ayrılmasına yol açtı. 1932’de ilk Aberri Egnna ‘Anavatan Bayramı’ kutlandı ve dört il coşkuyla biraraya geldi. Kuzey İspanya’nın 1934 Ekimi’nde yaşadığı karışıklıklar Parti’nin Milliyetçi Cephe’ye geçen birkaç milletvekilini kaybetmesine yol açtıysa da ilk oluşum beraberce Manuel Azana’yı destekledi. 1936 Temmuzu’nda Fas birliklerinin ayaklanması iç savaşı başlattı. Milliyetçi Bask Partisi tercihini cumhuriyetten yana kullandı. Pamplona Navarrası’nda ise Carlosçu Talepler ve Franco’nun arkadaşı General Mola ile, asilerden yana bir ortam oluştu.
Böylece Kuzey Cephesi bu bölgeyi Cumhuriyetçi Vascogadaslar’dan ayırmış oluyordu. Guipozcoa’nın alınmasıyla orduların yalnızlıktan kurtulması ve Fransa Sınırı’ndan uzaklaşması üzerine cephe dengelendi ve 1936’da Aguirre başkanlığında özerk ve cumhuriyetçi bir hükümet kuruldu. Ne var ki güç karşı taraftaydı.
Fueroslar’ın, Milliyetçi’in safındaki Alman Uçaklarınca 1937’nin bir panayır günü bombalanarak ezilen sembolü Guernica’yı unutmak olası değildir.* Bask Orduları teslim olmak zorunda kaldılar ve çekilmiş oldukları Santander’den uçağa binen Aguirre, Biarritz’e sürgüne gitti. General Franco’nun ölümünden sonra Kıral Juan Carlos yürüttüğü politika, İspanyol-Bask Sorunu’nun çözülebilmesine olanak sağladı. Ne var ki aradan geçen 10 yıla rağmen Bask Sorunu hâlâ çözülebilmiş değildir:
Basklılar’ın çoğunluğu, kendilerince yetersiz olarak nitelendirdikleri güvenceler veren İspanya Anayasası’nı reddetmişlerdir. Yine de üç Vascogadas Vilayeti, Guernica Statüsü olarak bilinen ve kendilerine önemli kültürel, ekonomik ve siyasal olanaklar sağlayan özerklikten yana oy kullanmışlardır: Vittoria’da (Gasteiz) özerk bir parlamento ve hükümet, Bilbao, San Sebastian ve Vittoria’da üç kampusü bulunan Bask Halk Üniversitesi, Euskara’nın genelleştirilmiş öğretimi, Bask Dili’nde kamu televizyonu, özerk polis gücü (Ertzantra) gibi... Buna paralel olarak Navarralı seçilmişler Madrid’le anlaşarak geleneksel Fueroları’nın yeniden düzenlenmesini sağladılar.
Böylece Özgün bir parlamento ve hükümete kavuşmuş oldular fakat Basklılar’la Navarralılar arasında somutlaşan bu farklılık Madrit Hükümeti’nin işine gelmekle birlikte, aslında Basklılar’la İspanyollar arasındaki en önemli engeli oluşturmaktadır.
2.Kuzey illeri: Fransız İhtilali ve sonuçları; Konsüllük ve İmparatorluk:
Bask illeri 1789 Etajenero Meclisi’ne yasal olarak Yargıevleri’nce (Soule), Geleneksel Meclisçe (Navarra İlleri) ya da Lannes Yargıevi’nden hakkını kazanmış olan Labourd Basklıları’nda olduğu gibi özgün yöntemlerle seçilmiş temsilciler gönderdiler. Ünlü 4 Ağustos Gecesi’nin toplu sarhoşluğu içinde Basklı temsilciler, -oturumlara katılmayan Aşağı Navarralılar hariç- diğerleriyle birlikte, tüm ayrıcalıkların kaldırılması yönünde oy kullandı.
Bu, tüm vilayetlerin geleneksel olarak sahip oldukları özgürlük ve özel haklardan vazgeçmeleri demekti. Bir şaşkınlık süreci ve özellikle Labord’da bazı tepkiler sonrasında Navarra dahil tüm vilayetler Fransa Bütünü’nde erimeyi kabul etti. Hatta bir Bask Vilayeti bile oluşturulmadı. Aşağı Pireneler Vilayeti’ne dahil edildiler. Aslında eski sınırlar tamamen ortadan kalkmış sayılmaz: Ustaritz, Saint-Palais ve Mauleno aşağı yukarı üç vilayetin devamı sayılabilir. Yaşamını sürdüren tek ayrıcalık Bask Dili gibiydi. Bask Dili, yerel Resmi dil olan Bearn Dili’nin yerine halka yönelik tüm metinlerde 1794’e kadar kullanıldı.
Yeni rejimin devrimci yapısı yüzünden kısa zamanda aşırılıklar başladı. Bunların kimisi, halkı maddi olarak pek etkilememiş olsa dahi yine de ilginçtir. Örneğin yerleşim birimlerinin isimleri, Günün Beğenisi’ne daha uygun olarak değiştirildi.
Böylece Saint-Jean-Pied-de-Port’un Itxassou’nun, Baigorry’nin Ustaritz’in ve Saint-Jean-de-Luz’un yerlerine Nive-Franche, Union, Thermopyles, Marat-sur-Nive ve Chauvin-Dragon (yerel bir kahramanın adı) kondu. Din adamlarına uygulanacak sivil anayasanın oylanması ise halkı daha derinden etkiledi.
Pek çok din adamı girişime karşı çıktı ve yetkililer onlara sertlikle karşılık verdi. Sonunda dinin kendisi mahkum edilince dini bina ve eşyalar, Bayonne Katedral Heykelleri’nde olduğu gibi yağmalanarak zarar gördü. İhtilalci abartıların acımasızlığını anlatabilmek için son bir örnek verebiliriz: 1794’de Itxassoulu elli kadar gencin askerden kaçmasını cezalandırmak için, sınıra yakın altı Labourd köyü’nün tüm halkı tarif edilemez acılar çektirilerek Landes ve Gers’e sürüldü. Çünkü sınırda gözlemlenen bazı tehlikeli yığılmalar üzerine 1792’den itibaren İspanya ve savaş yeniden başlamıştı. Bir yılı aşkın bir süre boyunca Fransa tarafından bütünüyle savunmaya yönelik bir statüko korundu. Bu taktik, güçler arasındaki sayısal dengesizlikten kaynaklanıyordu. Bu süre zarfında Basklı Avcı Erleri kendilerini gösterebilme fırsatını yine de buldu. 1794’de kitle halinde askere yazılan gönüllülerden oluşan Batı Pirene Ordusu hücuma kalkarak ateşlerin yükseldiği Baztan ve Guipozcoa’yı bir yıl sonra da Viscaya ve Navarra’yı aldı. Navarra da tehdit altındaydı fakat Basel Barışı (1795) ile kurtuldu.
Bask Ülkesi, iki komşu ulusun tarihlerinde bundan sonra da üzücü olaylara sahne oldu: Napoleon’la 4.Carlos’un Bayonne’da karşılaşmaları, İmparatorluk Orduları’nın Wellington karşısında geri çekilmeleri, 1940’ta Hitler’le Franco’nun Hendaye’de görüşmeleri gibi... bunlardan hiçbirinin önemli bir sonucu olmamıştır.
Bu, olayların artık durulduğu anlamına gelmemelidir. 1981 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde aday François Mitterand, Bask Ülkesi adıyla bir vilayet oluşturmayı vaat etmiş ne var ki cumhurbaşkanı, adayken verdiği sözü çok çabuk unutmuştur. Bu yüzden sınırın kuzey ve güneyinde Basklılar’da bugün de belirgin bir hoşnutsuzluk vardır. Bu tasarı bir seçim balonu olarak kaldığı sürece de olacak gibidir.
3.Sonuç ve ileriye dönük düşünceler:
Günümüzde Basklılar, ‘Eskaria Olgusu’nun resmen tanınmasından, kişiliklerini kurtarmaya ve kaderlerine bağlı kalmaya yönelik taleplerinden vazgeçmeye her zamankinden daha az razıdırlar. Pirene Ötesi’nde bunu gerçekleştirebilecek maddi güçleri de vardır. Yarımada’nın bazı kilit sanayileri Viscaya Toprağı’nda bulunmaktadır. Diğer vilayetlerin doğal kaynakları ise yeterince işletilmemekte, bu da halkın göç etmesine yol açmaktadır.
Üstelik Sınır’ın kuzeyinde Bask Dili ve Bask Kültürü resmen tanınmamaktadır. Sağcı olsun solcu olsun tüm kamu güçleri, iflah olmaz jakobenlikleriyle bu tanımayı inatla reddetmektedirler. Bu arada ünlü ETA (Eukadi Ta Askatasuna, Bask Ülkesi ve Özgürlük) gibi az-çok gizli ayrılıkçı örgütler sıkça şiddete başvurmaktadırlar. Siyasi eğilimler açısından ise, güneyde ılımlı milliyetçiler yüzde 50’ye ulaşırken, merkez soldaki Partido Nacionaliste Vasco (PNV) yüzde 40, Meşrutiyetçi-Milliyetçi Euskadiko Ezkerra (Bask Solu) Vascogadaslar yüzde 10, Kökten milliyetçi Parti Herri Batasuna (Toplumsal Birlik’) tüm bölgelerde yüzde 15 desteğe sahiptir.
Günümüzde köktencilik yükselmekte gibidir. Benzer eğilimler kuzeyde de varolmakla birlikte o kadar örgütlü ve etkin değildirler: İparretarrak (Kuzeyliler), Gizli Askeri Güçler, Solcu Milliyetçi Gençlik ve seçilmiş çeşitli milliyetçiler... Son olarak, Madrit Hükümeti’nin 12 Haziran 1985’te Avrupa Topluluğu’na giriş anlaşmasını imzalamış olduğunu anımsatalım. Bu anlaşmanın, federal görünümlü bir budunlar (ya da etnik gruplar) Avrupası kurulmasına kadar Fransa ve İspanya Baskları’nın, tarihlerinin şafağından bu yana mahkûm edildikleri ayrılmışlığa bir çözüm çerçevesi sunmasının gerektiği düşünülmektedir. Avrupa’nın 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan bütünleşmesi ya da en azından siyasi Manikeizm’den vazgeçmesi bu süreci kolaylaştıracak değildir...”
*Guernica, Viscaya Toprağı’nda, kıralların, çattığı bir anıt tarafından kutsalmışçasına korunan, 1860’da yenisi ile değiştirilen, Viscaya Arması’nda bir Latin Haçı’na işlenmiş olarak da bulunan (zaten tüm Batı Avrupa’nın kutsal ağacı olan) meşenin altında Fueroslar’a saygı andı içtikleri, ilkel çekirdeği olan küçük bir kasabadır.
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)

Konu lolipop tarafından (21.02.08 saat 12:20 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21.08.07, 18:03
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Navarra’da Şampanya Hanedan Yönetimi’nden Fransız İhtilali’ne...
“Fransız İşgali’nden Pireneler Anlaşması’na kadar güney illeri: Güneybatıdaki İngiliz egemenliğinin sona erişini görmek için 15.yüzyıl ortalarını beklemek gerekecekti. Bayonne ancak 1451 yılında 4.Gaston’un (Foixlı Gaston) Guiche (Labourd) ve Mauleon (Soule) şatolarını almasından sonra düştü. Soule 1510’da Fransa Tacı’na bağlandı.
Bu vilayet Juanna de Albret’in ülkesi Bearn’a yakınlığı nedeniyle Reform’dan ilk etkilenen bölge oldu. Onu Aşağı Navarra izledi. Bu döneme damgasını vuran kanlı olaylar dizisi ancak Juanna de Albret’in ölümüyle son buldu (1572).
1608’de başlayıp Bordeaux Parlamento Danışmanı Pierre de Lancre tarafından yönetilen ünlü büyücülük davaları yüzünden kötü bir şöhret kazanmış olan Labourd Hendaye’deki Faisans Adası’nda Pireneler Anlaşması’nı imzalamaları ve ertesi yıl 14. Louis’yel henüz çocuk yaştaki Marie-Therese’in düğünleri sayesinde, Fransa’nın ve Avrupa’nın odak noktası oldu. Belki de Vauban, kısa bir süre sonra Bayonne Kalesi’nin restorasyonuna, Saint-Jean-de-Luz yakınındaki Socoa ve Hendaye Kaleleri’nin bitirilmesine, Saint-Jean-Pied-de-Port Kalesi’nin de güçlendirilmesine bu olayların verdiği ivme ile girişmişti.
Böylece balina yokolalı ve morina balığı da azalalı beri Lüzlüler’in denize dönük etkinlikleri yoğunluğunu giderek kaybederken coşkulu ve cesur Kıyı Labourdluları için kıralın hizmetinde korsanlık gibi yeni bir geçim yolu yaratılmış oldu. Tanınmış korsanlar arasında Duconte, Harismendy, Saint-Martin, Dolabaratz, Larregui, Haramboure, Etcheverry ve ‘Kıralın fırkateyn kaptanı Croisic’ adıyla da bilinen, 1694 tarihli mezartaşı Terra Nova Adası’nın eski Fransız başkenti Placenti’deki ahşap kilisede hâlâ duran ünlü ‘Svigaraychipi’ sayılabilir.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)





Geleneksel sanat
“Geleneksel kökenli pek çok eşya çeşitli bezem temalarıyla süslenmektedir. Evin içinde dolap, sandık (Kutxa), Suletin yuvaların köşesinde bulunan yüksek arkalıklı sıra (Züzülü), şömine kapağı ya da şöminenin kendisi; dışarıda ise Aşağı Navarra’da çok zengince süslenmiş, üzerinde evin adı ve kitabevi de bulunan kapı boyunduruğu, yumak duvar alınlığı, mezarlıklarda (tüm Uçbatı Avrupa’da görülmekle birlikte) Bask Mezarları’na özgü Dairesel Mezartaşları* ya da Aşağı Navarra’nın siyah beyaz mezar haçları gibi...
Süsleme konuları da çeşitlidir. Beş köşeli yıldız, yelpazeli ya da siperal motifler, dörtlü kullanıldığında gamalı haça (-ki o da Bask Sanatı’nda bilinir ve kullanılır) benzeyen Bask Haçı’nı oluşturan virgüller** gibi...
Eşya, alet ve donanımlarda din de sıkça kullanılır. Yazıtbilim (epigrafi) alanında ise T gibi yatay bir çizgiye asılmış A’yı ve harfleri birbirlerine bağlamada kullanılan özel yöntemleri sayabiliriz.”
* Anlamı henüz açıklığa kavuşmamıştır: Güneş kursu simgesi midir? Stilize (biçemlenmiş) insan başı mıdır? Bilinmiyor! İşte bugün fazlasıyla sahip çıkılan, Bask Varlığı’nın temel unsuru düzeyine yüceltilmiş _Hil Harriak’lar- ve bu yüzden çok çağdaşça geliştirilmiş bir ekin (kültür) çizgisi. Aynı zamanda Bask haçı ya da Lau Buru ‘Dört Kafa’...
** Kimileri onda, koyun yetiştiricisi çoban uygarlıklara özgü bir Koyunsever işareti görmektedir.
(Basklılar, Jacques Allieres)




Bask Halk Edebiyatı
“Çok zengin olmakla birlikte genellikle ağızdan ağıza yayılan sözlü anlatımları yazıya geçirmekle yetinmiştir. Bunlar da belirli koşulların yönlendirdiği ifadelerdir ve o koşulların dışında bir anlam ifade etmezler.
Buna rağmen üç tür varlığını sürdürebilmiştir: Önce Halk Masalları’nı sayabiliriz. Bunların çeviri olarak yayımlanmış olanlarının dışında iki dilde yazılmış pek çok örneği de vardır. Bunlara örnek olarak R.M. de Azkue’nin anıtsal eseri Euskaleriaren Yakintza’nın 2.cildindekileri, Angel Irigaray’ınkileri (Euskalerriko Ipuinak), J. Barier’ninkileri (Legendes du Pays Basque) (Bask Ülke Efsaneleri), Mayi Aritzia’nınkileri (Amatorren Uzta –Büyükannemin Hasadı) ve J.M. de Barandiaran’ın Anuario de Eusko-folklore’ye yazıp bir kısmını da El Mundo en la Mente Popular Vasca adıyla yayımladıklarını sayabiliriz.
Bunlar doğaüstü veya düşsel unsurlardan pek ender olarak yoksundurlar ve daha ileride anacağımız bütünüyle mitolojik kahramanlarla Hıristiyan geleneklerin, İsa ya da doğrudan doğruya bizzat Tanrı (Gure Jainkova, Jinko Jauna), sık sık da Aziz Paulus (Jondone Petri), Meryem (Andre Dena Maria) veya şeytan (Deabrua, Debrua) gibi kişilerini birarada kullanırlar.
Büyücülüğün bir zamanlar çok ciddi ve trajik gelişmeler yaşadığı bu ülkenin folklorunda büyücüler (Sorginak, Belhagileak) de önemli bir yer tutar. Masallara Atasözlerini de ekleyebiliriz. Atasözleri, halk edebiyatının yazıya en erken geçirilmiş örnekleridir.
Elimizde günümüze kadar ulaşmış çok eski ve çok zengin güldesteler (antoloji) vardır. Bunlar arasında yazarı bilinmeyen (anonim), eskil bir Viscaya Dili ile yazılıp 1596’da basılmış olan Refranes y Sentencias’ı, 1533’te Mondragon’da (Viscaya) doğan tarihçi Garibay tarafından toplanıp elimizde 17.yüzyıl tarihli el yazması bir örneği bulunan (Poligraf) Suletin yazar Arnaud d’Oihenart tarafından hazırlanıp yine kendisi tarafından 1657’de yayımlanan çalışmayı sayabiliriz.
Sözlü Edebiyat grubunda son olarak şarkıları veya türküleri sayabiliriz. Basklılar, toplu halde eğlenme fırsatını her bulduklarında bir şarkı (veya türkü) söylerler. Bu, onların kıymetli bir hazinesidir. Andığımız fırsat, bir bayram esnasında, bir yemek sonrasında ya da yalnızca köy kahvesinde doğabilir. Şarabın oradakileri neşelendirmesi ve seslerin gür çıkmasını sağlaması yeterlidir.
İnsanlar genellikle tek başlarına şarkı veya türkü söylemez. Bu yüzden hemen ilkel bir koro oluşturulur ve buna hariçten bir-iki ses de katılır. Şarkılar veya türküler sayısız denebilecek kadar çokturlar. Konuları da çok çeşitlidir. Anavatan, deniz, asker acıları, şarap ya da milliyetçi veya alaycı konular gibi... Bütün halk şiirlerinin şarkılaştırılmak veya türküleştirilmek üzere yaratıldığı düşünülürse, şarkıların veya türkülerin büyük bir kısmında sözlerin (bazı) şairler tarafından yazılmış olmalarını da doğal karşılamak gerekir.
Etchahun, Iparraguirre veya Elissamburu söylenebildiği gibi yaratıcıları bilinmezlikte kaybolmuş olan Jeiki jeiki etxenkoak, Boga boga marinela, Iruten ari nuzu, Urzo xuria errazu, Maitia nun zira, Zantzikitin veya Kaiku da söylenebilmektedir. Salaberry’den (Chants Populaires du Pays-Basque, 1870) (Bask Ülkesi Halk Şarkıları) bu yana yapılmış olan şarkı veya türkü derlemeleri burada birkaç örnek seçmemize izin vermeyecek kadar çoktur. Ve kaynak, günümüzde de son derece verimlidir. Yeter ki gündemde (aktüalitede) uygun bir şeyler olsun!”
(Basklılar, Jacques Allieres)





Kutlamalar, halk müziği dans ve oyunlar
“Halk müziği: Sazlardan başlarsak, üç delikli –ikisi üstte, biri altta- tahta kavalın üç çeşidi vardır: Txistu’nun 42,2 cm. Txirula’nınki (Fransız Bask Txistu’su) 32. cm. birbirine geçmeli iki parçadan oluşan Sibote’nınki ise 61.8 cm. olmalıdır.
Boylu boyunca anahtarla gerilen, üzerinde altı tel iki delik bulunan uzun (90 cm.) yamuk, ahşap kasalı Fransız Bask Davulu* Ttun-Ttun ya da Soinu çalan davulcu omzuna çapraz astığı saza sağ elindeki bir çubuk (baget) ile vururken, sol eliyle de Txistu çalar.
Txistulari, Ttun-ttun çalacak yerde, aynı şekilde yüksekliği eninden fazla olan küçük bir davul (Danbore, Danbolin) kullanabilir, kendisine iki çubukla çalınan (baget) küçük yassı bir davulla (Atabal) başka bir davulcu eşlik edebilir.
En çok görülen bu tür sazlar 16. yy.dan beri bilinmektedir. Daha nadir görülen başkaları da vardır: Birbirlerine belikli kamışlarla bağlanmış farklı boyda iki boynuzdan oluşan Viscaya Albokası, üzerine ‘müziğin’ gereksinimlerine göre çan ve çıngırakların asılabildiği ‘Bask Davulu’ ya da Pandera gibi... Bu aletlerle çalınan ve söylenen halk ezgileri genellikle çok dizemlidir (ritm). Başka yerde çok ender rastlanan beş zamanlı (5/8) ölçü, burada sık sık kullanılır.**
Öte yandan pek çok geleneksel hava, aslında dini ilahilerin ‘Laikleşmiş’ halinden başka bir şey değildir. Bu da canlı ve taşlamalı şarkıların niçin masum ve tekdüze ezgilerle söylendiğini açıklamaktadır.”
*Komşu Bearn’da da yaygındır (Tamborin).
**Belki Balkanlar –örneğin Yunanistan- hariç. Biz burada yalnızca Avrupa müziğinden söz ediyoruz. Bu özellik, haksız bir şekilde Bask Müziği’nin belirleyici unsuru olarak kabul edildi ve Euskarya Müziği’nin simgesi olarak benimsendi. İparaguirre’nin Gernikako Arbola marşı 5/8’liktir ve Cibourna doğumlu Maurice Ravel, Daphnis ve Chloe’nin Genel Dansı’ndaki Quatuor’un sol bölümünü memleket sevgisiyle ya da müzikal bir cilve olarak bu ölçüde yazmıştır vb.
(Basklılar, Jacques Allieres)





Halk tiyatrosu
“Halk kökenli edebiyatın, neredeyse tek bir cilayetle sınırlı gibi gözüküp de, özgünlüğü ve ünü burada anılması için yeterli boyutlarda olan bir ürünü daha vardır: O da Suletin Pastoralesler’in (hiç şüphesiz dinsel kaynaklı Ortaçağ oyunlarından devşirme ve komşu Bearn Bölgesi’nde de gözde halk tiyatrosunun son örneği olan) tiyatrosudur.
Temsiller açık havada verilir. Sahne sıpalar (veya sehpalar) üzerine kurulur. Klasik dekor, tiyatro tekniğinin kendisi gibi pek basittir. Melekler ve Hıristiyanlar’ın bulunduğu bir kapı cenneti simgeler.
İkinci bir kapıda ise Şeytanlar ve Türkler vardır. Bu Manikeist Evren’de, etkinliğin kurucusu tarafından belirlenen bir düzen içinde yarı tarihsel ya da efsanevi karakterler görülür. Rengarenk, alacalı geleneksel kıyafetler içindeki oyuncuların hepsi erkektir. Kadın rollerini de kılık değiştirmiş erkekler oynar.
Temsiller beş-altı saat sürebilir. Bu süre içinde oyuncular karşılıklı atışır, söyleşir ya da uyaklı dizeler okur.
Bazen onlara sazlar da eşlik eder. Çoktanrılı ya da İncilsel Eskilçağdan (ankiteden) seçilerek Ortaçağ zihniyetine uygun olarak yorumlanan konular ya da güncel olaylar işlenir. Her temsil doğal olarak ‘iyiler’in zaferi ve kötülerin bozgunuyla sonuçlanır.
Gelenekler hiçbir zaman kesintiye uğramadığı için, günümüzde Bask Kültürü’ne gelen taze kan, bu tiyatro türünün de-bir süreklilik içinde- yenilenmesine yol açmıştır. Yenilik, teknik konularda olduğu kadar temalarda da görülmekte ve artık açıkça milliyetçi fikirler işlenmektedir. Eski oyunlar da oynanmayı sürdürmektedirler.
Genç yazarların da yetişmesiyle oyun sayısı her geçen yıl artmakta ve artık Soule’ün sınırlarından fazlasıyla taşmaktadır. Temsillerden yalnızca Bask Dili bilenlerin gerektiği gibi tat alabilecekleri gözönüne alınırsa, bu durumun önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Bu tiyatro türüne ‘Gürültülü Şakalar’ (Astro-Lasterrak Eşek Yarışı) da eklenebilir. Onlar da Soule kökenlidir ve yerel toplumun bir üyesini, özellikle evlilik ve aile yaşamı konusunda yerleşik kurallara aykırı davranışlarından ötürü cezalandırmayı amaçlarlar.”
(Basklılar, Jacques Allieres)






Hayvancılık
“Önceleri Pirene Halkları’nın temel geçim kaynağıydı. Mısır İhtiyar Kıta’da bilinmezken, bu etkinlik, dağlıları giderek daha geniş alanları ormandan otluğa dönüştürmeye ve hayvanların ekili alanlara zarar vermeleri bahasına serbestçe dolaşmalarına göz yummaya zorladı.
Bütün hayvancılık bölgelerinde olduğu gibi otlak alanlarının kullanımı bir dizi gelenek ve yerel uzlaşmalarla belirlenirdi. Otlak alanları ya bir köye, ya da vadi veya il olarak düzenlenmiş bir köyler topluluğuna aitti. Bu tür toplu istifade hakları sınırları pek dikkate almazdı. Bunları düzenleyen uzlaşmalara ‘Döküntü ve Geçiş Anlaşmaları’ denirdi. Mısırın gelişi bu düzeni altüst etti ve tarımda devrim yarattı. Hayvanlar bu tahıl sayesinde ağıllarda beslenebilir oldu. Bu da sayılarının hatırı sayılır ölçüde artarak halkın gereksinimlerini karşılayabilir düzeye gelmesini sağladı. Fakat mısır, tüm sorunların çözülmesine yetmedi. Çobanlarla çiftçiler toprak kavgasını 19.yüzyıla kadar sürdürdü.
Kavgalar bazen kanlı dahi oldu. Birileri hayvanların serbestçe dolaşabilmesini ve otlayabilmesini güvence altına almaya çalışırken diğerleri de aksine tarlalarını büyütmek ve verimliliği artırmak istiyordu. İspanya, iki taraf arasında kesin bir eşitlik ilkesi uygularken, Fransa tercihini çiftçilerden yana kullandı -ki bu da şiddetli çatışmalara yol açtı. Sonuç olarak, ortak alanların satılması veya paylaşılması ancak çok uç durumlarda düşünülebildiği için, sürülerin serbest geçişe hasattan sonra kaydıyla izin verilmesi yoluna gidildi.
18. yüzyılda sakinleşen ortam, ihtilalden sonra Fransa’da yeniden bozuldu. Ortamın İspanya’da bozulması ise biraz daha ileri bir tarihe sarkacaktı. Barış, ‘Kır Sendikaları’nın kurulmasıyla (Fransa’da 1838) geri geldi.”
(Basklılar, Jacques Allieres)





Bask’ın Hidrografyası
“Kuzeyde her ne kadar Biidouze’la, Oloron’un kolu Saison, sularına Bayonne’da Aşağı Navarra’nın Nive’inin de katıldığı Adour’u beslerse de yine de önemli sayılabilecek tek yalı nehri (veya kıyı nehri) Nivelle’dir.
Güneydoğu Aragon’un kolları ‘Eca, Salazar, Irati, Arga) günümüzde Basklar’dan neredeyse tamamiyle arındırılmış toprakları sular. Geriye de yalnızca yalı boyu suları kalır: Bidasoa, Urumea-Oria, Urol, Deva, son olarak da Ibaizabal ile Bilbao’nun deresi Nervion.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21.08.07, 18:05
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Bask’ta İklim ve Bitki Örtüsü
“Sıcaklık, dağlık bölgelerin iç kısımları dışında ılımandır. Yağış bol düşer ve güneyde kireçle toprak tarafından hemen emilir. 150 metrenin üzerinde zaman zaman yağan kar, doğudaki çatı çizgisinin çevresinde artış gösterir. (Atlas Okyanusu’ndan esen rüzgârlar özellikle kış ve ilkbaharda yağış getirirken, sonbaharda Fransız Bask Ülkesi’nde havaya olağanüstü bir aydınlık ve duruluk veren ünlü Haize-Hego ‘Güney Rüzgârı’ eser.)
Doğal bitki örtüsü üç ana gruba ayrılabilir: Yüksek bölgelerde Alp Dağları Altı Bitki Örtüsü (Çengelli Çam (Fransızca adı Pin à Grochets), kayın, göknar), Güney Bitki Örtüsü (Sarı Çam, Şimşir, Yeşil Meşe), Kuzey Bitki Örtüsü (Atlantik Bitkileri: Ak Meşe, Dişbudak, Akağaç, Çınar, Kavak, Söğüt; Kuzey Yarımada Bitkileri: Tozza Meşesi, Ilgın ağacı, Kocayemiş Ağacı, Lüsitanya Meşesi).
Çalılıklar daha ziyade Atlantik türündendir: katırtırnağı, Dikenli Katırtırnağı, Süpürgeotu, Kuşburnu, Akdiken, Sarmaşık.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)




19.yüzyıl Sanayi Devrimi’ne kadar geleneksel yaşam
“İletişim ve ulaşım: Eski Rejim Fransası’nda karayolları ağı yetersizdi. 18. yüzyıl ortasında kötü durumda iki yol vardı. Bunlardan biri, Baigorry Vadisi’nin dökümhanelerini Cambo’ya, öteki de Bayonne’u İspanya Sınırı’na bağlandı. Bu, Saint-Jean-de-Luz’den geçen Madrit Yolu’ydu. Sonraki yüzyılın başlarına doğru Bayonne’dan başlayan iki yol daha yapıldı. Biri Puyoo ve Pau yönüne, diğeri ise Saint-Jeande-Pied-de-Port’dan geçerek Pamplona’ya, İspanya’da da Roncesvalles’e gidiyordu. Bask köylüsü bir köyden öbürüne ancak yaya ya da katır sırtında gidebiliyordu. Güney illerde durum farklı değildi.
Malların nakliyesi bu ender yollar üzerinde yapılabildiği zaman ilkel arabalar kullanılırdı. Bunların ahşap dingili tekerleğe bağlıydı ve tahta yuvada serbest dönüyordu. Bu yüzden dayanılmaz gıcırtılar ve çatırtılar da duyulurdu. Şair bunları İnleyen Arabaların Sesi’ne benzetirdi.
Karanın içine doğru 10-20 km. bir alanda etkili olan gel-git hareketleri, bazı havaleli malların yukarı ve aşağı doğru gemilerle taşınabilmesine izin verirdi fakat yine de taşınan mal miktarı yetersiz kalırdı.”
(Basklılar, Jacques Allieres)


Bask’ta İl’ler
“Vadilerle bezenmiş coğrafyanın yanı sıra Bask Tepeleri de az çok geniş alanlarda kümeleşerek, halklarının vadilerde yaşayanlar gibi doğal olarak farklılaşmasına yol açmışlardır. Kabilelerin birbirlerinden farklılığı her bölgenin birbirinden ta kökende farklı bireyleşmesinin nedenini oluştururken, bir yandan da yaşayanların toplumbilimci ile bireyler kendilerini birbirlerine bağımlı hissedip komşularından farklılaşmaları sonucunu doğurmuştur.
Bu olgu çok basit olmakla birlikte budunbetimciler (etnograf) ve dilbilimciler tarafından yeterince araştırılmaktadır. Halbuki en geniş anlamıyla ‘Lehçe’ olgusunun anahtarı burada aranmalıdır. Böylece davranış ve dil konusunda bazı ortak kullanımlarla tanımlanan, sadece coğrafi olmaktan çok kavimsel birimler olan ‘İl’ler oluştu. Sınırın bu tarafında (Fransa-İspanya sınırı) Baigorry (-ki bir vadidir), Cize, arberoue, Ostabaret, Mixe illeriyle öteki tarafta gerçek anlamda birer vadi olan Roncal, Aezcoa veya Baztan illeriyle (Bugün Gaskonyalı olan ve etnik kişiliği çok belirgin Arou Vadisi’ne dikkat ediniz) Cinco-Villas ya da Burunda birimlerini sayabiliriz.
Bu topluluklar geçmiş zamanlarda siyasi bölünmelere dayanak oluşturmuşlardır ve bu gerçekler toplumsal bilinç içinde canlılıklarını hâlâ korumaktadırlar.”
(Basklılar, Jacques Allieres)




Basklılar’ın Keltler, İberler ve Berberiler’le ilişkileri
“Dil, Kelt Dili’nden belirli deyimleri ya da vijezimal numaralama sistemini almış olabilir. Proto_Basklılar’la yakın komşuları Keltler arasında bazı uygarlık kesişmeleri olmuş da olabilir fakat Keltler’le Basklılar arasında hiçbir budunsal (veya etnik) ya da dilbilimsel (veya linguistik) yakınlık yoktur.
Bu sav en azından, ‘kavim eşittir dil’ denkleminin özellikle antik çağda doğru olduğunu kabul ettiğimizde, geçerlidir. O devrin, Keltler’i iyi tanıyan tarihçileri, onları daha önce andığımız halklardan, Pireneler’in kuzey ve güneyindekilerden ayıran sınırları genellikle özenli bir biçimde belirtmişlerdir. Güney konusunda ise adbilimi (veya onomastik) eskilerin savlarını, ‘İberik’ bir bölge içinde tanımlanan yöreleri (Yarımada’nın güneydoğusu), Keltik bölgeden –daha doğrusu Keltiberik bölgeden- bütünüyle ayrı kabul ederek çarpıcı bir şekilde doğrulamaktadır.
Proto-Basklılar’la İberler arasında, ilişkiler ise biraz daha karanlık gibidirler. Arkeoloji Caristi, Vaduli ve Vaskon ülkelerini İber uygarlık bölgelerinin dışında kabul eder. Tarihi metinler çok açık olmadıklarından bizim burada yapmamız gereken arkeolojinin haklı olup olmadığını dilbilim (veya linguistik) yoluyla araştırmaktır.
Ne var ki bu açıdan bakarsak, yaklaştırma yapmamızı sağlayan (Önce İber Dili’nde sonra da Bask Dili’nde yazacağız) and-/(h)andi ‘büyük’, baes-/bas(o) ‘orman; yabani’, -bels/beltz ‘siyah’, il(t)i-/(h)iri ‘şehir’, il(d)un/il(h)un ‘karanlık’ vb. gibi bazı terimler ya da köklerin varlığı tartışma kabul etmez çıplak bir gerçek açığa çıkalı beri pek sönük kalmıştır: Gomez Moreno’nun, alfabetik ve hecesel sistemlerin garip bir bileşimi olan İber Yazısı’nın sırrını çözmesinden beri (Boletin De La Real Academia De La Historia’da La Escritura Iberia, 1943), İberler’le Keltiberler’in bize bıraktıkları tüm yazıları okuyabiliyoruz. Keltiberler’in yaşadıkları bölgelerde bulunanlar (ki buralarda yaşayanlar muhtemelen İber İuygarlığı’nı benimsemiş fakat Kelt kökenli ve Kelt Dil Grubu’ndan kavimlerdi) açık şekilde bir Hint Avrupa dilini çağrıştırmaktadır (kimilerinin Fransızca’ya çevirisi de yapılmıştır. İber Toprağı’nda bulunanlar ise bilinen hiçbir şeye benzememekte ve gizlerini hâlâ korumaktadırlar. Bu konuda en fazla, deyimlerin genel yapısı, kelime yapısı ve bazı takıların Bask Dili’ni çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Belki aralarında uzak bir akrabalık olabilir fakat doğrudan bir ilişkinin varlığı söz konusu değildir.
Doğrusunu söylemek gerekirse yeradlarındaki (veya toponimlerdeki) il/(t)i ögesi rahatsız edici bir sorun yaratmaktadır. Onu Bask ve Akitanya bölgelerinde yaygın Iluro ‘Oloron’, Eliberris ‘Auch’, Ilumberris ‘Lombez’ ile ‘Lumbier’ (Navarra) ve Lerida’dan (Iltirda-Ilerda), Collioure (Gauco Iliberris, Elne (İlkel adı Iliberris’tir) ve Barcelona yakınlarındaki Mataro’ya Iluro hatta Andaluzya’da Granada’ya (Iliberis) İber Uygarlık Bölgesi’nin tümündeki yer adlarında genellikle başka bir öga ile, ber®i ile birlikte görüyoruz.
Bu öge birleşik kullanım durumunda ‘Yenişehir’ gibi sık rastlanan ve doğal bir ad özel yapısı sayesinde (bkz. Tüm Newton’lar, Neustadt’lar, Neapolis’ler, Novgorod’lar, Noviodunum’lar vb.) uzak akrabalık’tan da yararlanarak İber Toprakları’nda kolayca yayılma olanağı bulmuş olabilir. Biz sorumuzu yanlış soruyor da olabiliriz. Elimizdeki bilgi de yeterli olmayabilir.
İberler’in kökenini araştırmaya kalkarsak işler daha da karışır. Klasik varsayım onların Kuzey Afrika’dan gelmiş olduklarını kabul eder. Böylece onlarla o bölgenin en eski sahipleri olan Berberiler (iki isim de aynı kökten, ber-‘den türemiş gibidir) arasında bir ilişki kurulmuş olur.
Halbuki Bask Dili’nin kökenine eğilen dilbilimciler iki temel varsayımı arasında bölünmüşlerdir. Bunlardan biri bu dilin Şamî (Fransızcası Chamitique) dillerle, (örneğin Berberi Diliyle) benzeştiği ögelere dayanır. Bu benzerlik bazen Sami Dili ve başka Afrika Dilleri’ne de yaygınlaştırılır. Öteki varsayım, ‘Kafkas Varsayımı’dır. Gerçekten de eğer sadece arkeologların ve dilbilimcilerin Ptoro Basklılar’la ilgili olarak buldukları indirgenemez yapıtlara bağlı kalmamayı kabul edersek, ikinci varsayımın pek çok soruya yanıt verebildiğini görürüz.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)



Kıyafet
“Eski dönemlerle ilgili olarak yalnızca 12.yüzyılda Aymeri Picard’ın yazdığı ve İskoçlarınkine benzettiği kıyafetten söz edeceğiz. Dizlere kadar inen bir gömlek (tünik) ve ham deriden yapılıp ayağa kayışlarla bağlanan ‘Lavarcas’ adı verilen sandallar.
Bunların değişik biçimleri hâlâ kullanılmakta iseler de yerlerini çoğu zaman kenevir tabanlı espadrillere –Espartinak- terk etmişlerdir. Bu kıyafet bazen, siyah yünden yapılıp dirseklere kadar inen saçaklı bir külah tarafından tamamlanır. Bu başlık Pireneler ötesinde çeşitli Kapusailer* şeklinde hâlâ kullanılıyor gibidir. 17.yüzyıla kadar bilinmeyen ve önceleri Carlos’un üniformaları için benimsenmiş olan berenin (boner ya da Poner, gapelu, xapel) yayılmasından önce Bask erkekleri geniş kanatlı şapkalar, Bask kadınları ise 17.yüzyıla kadar bir tür cinsel simge içeren boynuzlu türbanlar takmışlardır.
Kafalarını kazıtan genç kızlar başları açık dolaşırlardı. Baş mendili (Buruko) bugün azalmış gibidir ve kullanıldığında yalnızca enseyi örter. Fransız Bask Ülkesi’nde ihtilale kadar, İspanya’da ise Bağımsızlık Savaşı’nda sık sık görülen kısa pantolon ve çorap, Navarra Dağları’nda uzun süre terk edilmemiştir. Bask günlük kullanımında uzun süre geniş yün kemer ya da Geriko (Katalonya’da Faixa, Oks, Kamar) takmıştır.
Bask kadını önemli günlerde, cenazelerde veya kilisede eskiden olduğu gibi bugün de kendini, geniş siyah Kaputxa’sıyla (harmanî) sarmayı pek sever. Fakat en gözalıcı kıyafetler günümüzde yalnızca folklorik etkinliklerle şölenlerde görülmektedir.”
*Belki önceleri kabuktan yapılıyordu. Böylece Abar “Dal” kelimesinin türevliliği anlaşılabilir.
(Basklılar, Jacques Allieres)






Kutlamalar, halk müziği, dans ve oyunlar
“Kutlamalar: Yılın ilk kutlamaları herhalde en renkli olanlardır. Bunlar, Maskeliler Geçidi’nin de yapıldığı Karnvallar’dır. Özellikle Soule’dakiler anılmaya değer.
Kılık değiştirmiş erkek çocuklardan oluşan iki alay (kortej) kurulur. Bunlardan birincisi at yelesinden süpürge ve kamçılarıyla Txerrero’dan, ardından da –eskiden Kuzular ve Ayı, daha sonra ise- Gethüzain’den tahtadan yapılmış büyüyebilir ‘makas’ıyla ‘Kedi’den, ‘Kantinci’den Kantiniera (Bir travesti), beline bağladığı hasır bir at kuklasını koşumlarından tutarak sallayan türbanlı merke karakter Zamalzain’den (Adı, ‘Atlı’ anlamına gelir) iğdiş edicilerden, Gethüzain tarzı giyimli dansçılar olan Küküllerok’tan, Marizalaklardan (Nalbantlar), bayraklı Ensenariler’den, Morizalaklar’dan (Nalbantlar), bayraklı Ensenariler’den (Alem), Jauna Eta Anderea’dan (Bey ve Hanım), (Çiftçi ve evin hanımı) ile müzikten oluşan ‘Kırmızı Maskeliler Alayı’dır.
‘Siyah Maskeliler Alayı’ daha basit insanlardan oluşur. Katılımcılar listesi değişebilmekle birlikte, çingeleneleri, bakırcıları (Kazancılar), bileycileri, bir doktoru, bir eczacıyı vb. bir siyah Txerrero ya da Zamalzain’i içerir. Kortej geçerken yollardaki seyircilerle boğuşma taklitleri yapar, tüm katılanlar bir engelin simgelediği köye temsili baskınlar düzenler sonra sıra danslara ve herkesin kılığına uygun bir rol oynadığı sahnelerin canlandırılmasına, (Zamalzain’in akrobatik (cambazca) Godelet Dantzası ‘Cam Dansı’ bu sırada yer alır) gelir ve kapanış balosuna geçilir.
Muhtemelen eski putperest geleneklerin bir devamı olan maskeli alayların kökeni ve anlamı hakkında duraksamalar (tereddütler) vardır. Mayıs Kraliçesi’nin (Maiatzeko Erregina) seçildiği –bunda hiçbir gariplik yok!’- Mayıs Bayramı’ndan sonra çok daha önemli bir bayram , Güneş, Su, Bitki tapınmaları (kültleri) gibi Hıristiyanlık öncesi kökenleri iyice bilinen Aziz Yahya (St.Jean) ya da gön dönümü kutlamaları gelir.
Gece yakılan çalı çırpı ateşinin üstünden atlanarak her türlü hastalık ve kötülükten kurtulunacağına ve korunacağına inanılır. Evler, kavak, dişbudak, akdiken ağaçlarının koruyucu dallarıyla süslenir; çeşitli kaynakların sularından içilerek, çiy sürünerek, nehirlerde yıkanılarak şifa aranır.
Genellikle yazın veya sonbaharda kutlanan, eskiden bazı panayır ve pazarlara denk getirilen Hamilik Kutlamaları herhalde önceleri bir tür ürün bayramı, hasat bayramı, bolluk bereket bayramıydı. Bu kutlamaların başlıca eğlencesi toplu Dans’tı. Yıl, külleri kutsal erdemlere sahip geleneksel odunun, daha sonra fırtınalı (sorunlu) günlerde işe yaraması için ya da tılsım olarak evin bir köşesinde yarı yanmış bir halde saklanmak üzere yakıldığı Noel kutlamalarıyla (Eguberri ‘Yeni Gün’, anlamı bilinmeyen Olentzari* veya Gabon ‘İyi Gece’, ‘Nochebana’yı açıklamaktadır) sona erer.”
*Bu, aynı zamanda Noel Kütüğü’nde ısınmak için bacadan indiği söylenen hem hoyrat hem de komik mitik bir yaratığın adıdır. İsa’nın doğumu simgelemek için başka Avrupa ülkelerinde de karşılığı olan bu tür bir habercinin seçilmiş olması, kış gündönümünün putperest bir ilahın Hıristiyanlaşmış şekli olabilir (J.Caro Baroja’ya göre).
(Basklılar, Jacques Allieres)






Arap İstilası’ndan 14.yy.’ın ilk üçte birine kadar...
“Navarra Kırallığı’nın ilk dönemleri: Müslüman Orduları hemen ertesi yıl Yukarı Aragon’a ulaştılar. Bu arada Asturya Kıralları, Araplar’ın yolunu kesmek için kendi sancakları altında kuvvet oluşturmaya çalışıyorlar, Mağripli vali Muttarif’i devirip yerine Velasco (799) adında birini seçen Pamplonya Basklıları ise yavaş yavaş özerk bir direniş odağı oluşturuyor ve bu güce Kuzey Yamaç Pirenelileri’nin de katılımını sağlıyorlardı. İlk kıralları Bigorre kökenli İnigo (Enneco) Inigez ‘Arista’ (849-859) efsanevi bir kişilikti. Bağımsızlık ağırlıklı bir politika izleyerek Asturya Kırallığı’na hiçbir zaman sıkı sıkıya bağlanamadı.
Gerektiğinde Müslümanlardan yana bile döndü. Üç hükümdar boyu sürmüş olan bu hanedandan sonra Pamplona tahtına 905 yılında Kıral 1.Sanche Garces’le ‘Jimena Ailesi’ geçti. Aragon Ülkesi’ni 922’den beri vesayeti altında tutmakta olan Navarra Kıralı, başkentinin 924 yılında 3.Abdül Rahman tarafından yakılıp yıkılması üzerine kendini bu düşmana karşı 937 yılından itibaren Austurio-Leon Kıraliyet Birliği’nin içinde buldu.
Bu ittifak sayesinde iki yıl sonraki Simancas Savaşı’nda Galicia’dan Kastilya’ya Doğu Basklılar da dahil olmak üzere tüm Kuzeybatı İspanya Kırallıkları Cordoba ve Saragosa Müslümanları’na karşı zafer kazandılar. Böylece topraklarını geriye alma ateşiyle yanan Kalt, İber ve Bask dehalarının birbirlerine karıştığı bir pota olan ve tarihçi Sanchez Albornoz tarafından ‘Yolların, sınırların ve ulusların birleşme noktası’ olarak nitelenen, adı Vardulia’ya dönüşmüş Autrgaunes üzerinde Kastilya doğmuş oldu.
13.yy.’a kadar serbest hukuk yani geleneksel hükümlerin egemen olduğu bu bölgede 10.yy.’dan itibaren Kont Fernand Gonzalez’in etkisiyle Leon Kırallığı’ndan bütünüyle bağımsız bir politika izlenmeye başlanacaktı. Kastilya’nın, parlak kaderini gerçekleştirebilmesini sağlayan dehasının öğelerinden biri olan efsanevi Navarralı Gururu’nun bu alanda temel unsurlardan biri olduğu da düşünülebilir. Her ne ise, 1036’da kırallık olan bu küçük vilayet giderek Navarra’ya rakip ve komşu devletler için de bir ilgi odağı olmaya başlamıştı.”
(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 21.08.07, 18:08
hayati - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Ordinaryüs
Üyelik tarihi: Dec 2006
Nereden: istanbul falan
İletiler: 48.561
Ettiği Teşekkür: 6.516
7.640 tane iletisine 10.810 kere teşekkür edilmiş
hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!hayati öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: basklılar ve bask ülkesi

Romalılar’dan büyük işgal hareketlerine...
“Bilindiği gibi Roma, Yarımada’ya Galya’dan çok daha önce ilgi duymuş fakat özgürlüklerine son derece bağlı Pirene Halkı üzerinde hiçbir zaman tam bir egemenlik kuramamıştır.
Cumhuriyet Dönemi’nde çıkan isyanları bastırmak üzere İspanya’ya gönderilen Cato, -194’de Iacca’ya (Jaca) ulaştı. 15 yıl sonra aynı göreve göndoerilen Tiberius Sempronius Gracchus, durumu denetim altına alarak yerli Ilurcis’in yerine Gracc(h)ur(r)is’i kurdu.
Keltiberler ezildikten sonra (133, Numantia Kuşatması) İspanya Pompeus’la ‘demokrat’ Sertorius’u karşı karşıya getiren düşmanlığa sahne oldu. Bunlardan ilk başarıları kazanan birincisi –75’te kendi adını taşıyan Pompaelo’yu kurdu. Bundan iki yıl sonra, kendisini yenmiş olan düşmanından kaçar Sertorius, Osca’ya (Huesta) sığınarak orada bir okul kurdu ve aynı yerde öldürüldü.
Bu şehirle halkı tamamen intihar etmiş olan Calagurris,