Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Toplum ve Yaşam > Toplum bilimi > Etnik gruplar > Çerkesler - adıge pşisexer veya çerkes masalları

Etnik gruplar hakkinda Çerkesler - adıge pşisexer veya çerkes masalları ile ilgili bilgiler


Baykuşun verdiği ders Adıge Pşısexer, s.57. Anlatan: Xhut Yerstem, Neçerezıy Köyü. Köyün birinde her dileği gerçekleşen, herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Peygamber adlı iyi yürekli, çok iyi bir insan

Like Tree1Likes

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 25.08.07, 00:37
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Baykuşun verdiği ders
Adıge Pşısexer, s.57.
Anlatan: Xhut Yerstem, Neçerezıy Köyü.

Köyün birinde her dileği gerçekleşen, herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Peygamber adlı iyi yürekli, çok iyi bir insan yaşarmış. Bu Peygamber***8217;in bir de karısı varmış; herkesten daha iyi, daha pahalı, lüks şeylere sahip olmak istermiş, bunun için kocasına hükmedip, istediklerini yaptırmaya karar vermiş. Karısı bir gün bu ermiş kocasına:
***8220;İnsanlar seni çok seviyor, sana çok saygı duyuyor. Her dilediğini gerçekleşiyor. Bir iş, bir yardım için sana başka köylerden de pek çok insan gelip gidiyor. Onlar ***8216;Filancanın evi hangisi***8217; diye sormak zorunda kalıyorlar. Şöyle büyük bir konak yaptır, çatısı kuş tüyüyle kaplı olsun. Bakan, gören herkes senin evin olduğunu anlasın. İnsanlar sormaya gerek kalmadan doğruca gelsinler, seni kolayca bulabilsinler.***8221;.
Adam karısının önerisini doğru bulmamış:
***8220;Ben herkesten farklı biri değilim. Her dilediğim gerçekleşiyor diye herkesten farklı yaşamaya kalkışmam. Onlardan iyi ve üstün biri olduğumu düşünmem, öyle davranmam doğru olmaz***8221; demiş.
Ama her nasılsa, kadın kocasını etkilemiş ve istediğini yapmaya ikna etmiş.
***8220;Peki madem öyle istiyorsun, yarın bütün kuşların buraya uçup gelmelerini sağlarım, tüylerini yoldurur, şimdiye kadar kimsenin yapmadığı, bilmediği şekilde evin çatısını kuş tüyüyle kaplatırım***8221; demiş. Her dilediği gerçekleştiğinden, ertesi gün böyle olmasını dilemiş ve buyurmuş.
Onun buyruğuna kimse karşı gelemediğinden bütün kuşlar gelmişler ama baykuş gelmemiş.
Adam baykuşa haber göndermiş, gelmemiş, ikinci kez haber göndermiş, yine gelmemiş, üçüncü kez haber gönderince o da zorunlu olarak gelmiş.
Adam kızgın ve öfkeli bekliyormuş, baykuşa çıkışmış:
***8220;Bu kadar çok haber göndermem gerekmiyordu. Niçin böyle davrandın***8221; demiş.
Baykuş, bağışlanmayacağını düşünerek:
***8220;Çok önemli işlerim vardı. İzin verirseniz anlatırım, izin vermezseniz de ne yapalım, boynum kıldan incedir***8221; demiş.
***8220;Bunca haber göndermeme karşın gelmemenin nedenini bilmek isterim. Mutlaka anlatmalısın. Anlat, anlat bakalım!***8221;
***8220;Kurulalı beri dünyaya gelmiş insanlarla dünyadan göçmüş insanları saymaya kalktım ama***8221; diye başlamış söze baykuş, ***8220;sormayın, bazen dünyaya gelenler fazla çıkıyor, bazen de dünyadan göçenler. İşin içinden bir türlü çıkamadım, başım döndü, perişan oldum değilse, bilirim elbet; sizin çağrınıza gelmemek olmaz.***8221;
***8220;Şimdi hesabı denk getirdin de geldin öyle mi?***8221;
***8220;Evet, hesabı denk getirdim.***8221;
***8220;Peki, nasıl yaptın bu işi?***8221;
***8220;Birinde ölenler, kalanlardan fazla çıktı, birinde de kalanlar ölenlerden fazla. Sonunda, yanlış olduğunu bildiği halde karısının sözünü dinleyenleri ölmüşlerin arasında sayınca hesap denk geldi. Sonra ben de hemen geldim.***8221;
Adam o anda hatasını anlamış, toplanan bütün kuşları serbest bırakmış. Böylece baykuş sayesinde adam, yanlışından geri dönmüş, evi de herkesin evi gibi kalmış.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 25.08.07, 00:38
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Karga, tilki ve saksağan
Adıge Pşisexer, s.61.
İlk anlatanı ve derleyeni bilinmiyor.

Bir karga ailesi ağacın birinde güzel bir yuva yapmış. Vakti gelmiş, ana karga yumurtlamış. Vakti gelmiş kuluçkaya yatmış. Vakti gelmiş; birbirinden güzel beş minik kara yavrusu dünyaya gelmiş.
Hemen ardından da komşusu tilki çıka gelmiş. Başını kaldırıp yuvadaki kargaya seslenmiş:
***8220;Benim ağacımın tepesinde ne yapıyorsun öyle?***8221;
Şaşkınlık içinde kalan anne karga yanıt vermiş:***8221;Şu kocaman ormanda üzerinde benim yuva yaptığım bir tek ağaç var. Bu nasıl senin ağacın oluyor tilki kardeş?***8221;
***8220;Hayır, benim bu ağaç, onu kesip eve götürmeye geldim ben. Sobada hiç odun yok, yiyecek bir şeyimiz de kalmadı zaten. Hiç değilse sıcacık bir evde oturursak açlığımız belki hafifler, unuturuz. Onun için odun götürüp gitmezsem eğer, hanım beni eve sokmaz.***8221;
***8220;Ah, eyvah, ne yazık, ama ben ne yapabilirim şimdi***8221; diye yakınmış karga, telaşa kapılmış.
Karganın gerçekten çaresiz kalıp telaşa kapıldığını gören fırsatçı tilki:
***8220;Ağacı kesersem, bütün yavruların düşüp ölür. Hepsini kaybedeceğine, yalnızca birini kaybetmen daha iyidir. Yavrularından birin bana ver de, odun götüremesem de hiç olmazsa onu götürürsem evdeki kocakarıyı razı ederim***8221; demiş.
Karga ne yapacağını şaşırmış, çok zor bir durumda kalmış ama ne yapsın, yavrularının hepsini kaybedeceğine birini kaybetmeye razı olmuş. Yavrularından birini aşağı atmak zorunda kalmış. Fırsatçı tilki minik yavruyu kapıp gitmiş, ininde bir güzel yemiş.
Birkaç gün sonra tilki tekrar ağacın dibine gelmiş. Karga tilkiyi görünce ürkmüş ve ona güzel sözler söylemeye, iltifatlar etmeye başlamış.
***8220;Hoş geldin, değerli komşum! Nasılsın, halin keyfin nasıl?***8221;
Sahtekar tilki yalancıktan üzüntülü numarası yaparak:
***8220;Sorma, halimiz berbat. Ne yiyeceğimiz var, ne de yakacağımız. Kocakarı odun getirmeden gelmeyeceksin diyerek sürdü evden beni***8221;.
***8220;Peki benim zavallı küçük yavrumu götürürsen yetecek dememiş miydin?***8221;
***8220;Evet ama, cadı karı ne bana, ne de sana acıyor. Yine kovdu beni evden. Ne yapabilirim? Yavrularından birini daha ver de ağacı kesmeyeyim. O zaman uzunca bir süre gelmeyeceğime söz veririm, kusura bakma değerli komşum benim. Ne yapabilirsin, Allahın takdirine katlanmak gerek. Ne kötü rastladı, zavallı sen de bulup bulup benim bir tek ağacıma gelip tünemişsin***8221;
Tilki böyle konuştuktan sonra, gerçekten çok üzgünmüş gibi derin derin düşünmeye, üzgün üzgün yere bakmaya başlamış. Ama yakındaki bir başka ağaçta yaşayan saksağan konuşmaları duymuş ve durumu anlamış. Hemen koşup karganın yanı başındaki ağaca tünemiş ve:
***8220;Ne kötü bir şey yaptığın karga kardeş! Deli misin ne? Hiç olacak şey mi bu yaptığın? Yavrularını tek tek bu sahtekar tilkiye kaptırıyorsun***8221; demiş.
Sonra da tilkiye dönerek:
***8220;Ne zamandan beri ağacın olmaya başladı senin? Söyle bakayım, sahtekar, düzenbaz tilki! Ağaç keseceksen hani baltan, hani testeren, hani ipin? Hadi defol buradan!***8221;
Zılgıtı yiyen tilki, foyası meydana çıkmış, burnu yere, umutları suya düşmüş olarak çekip gitmiş. Karga sevinçle yavrularına sarılmış, saksağan da yaptığı işin verdiği gönül huzuru ile sevinerek ayrılıp evine dönmüş.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 25.08.07, 00:38
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Kurdun aşık kemiği ilaç mıymış?
Adıge Pşisexer, s.62.
Anlatan: Xhut Yerecıb Biram oğlu, 68 yaşında, Cahable Köyü.
Derleyen: Xhut Şamseddin.
Derlenen yıl: 1969.

Ormanlar kıralı yaşlı aslan bir gün hastalanmış. Haber tez zamanda orman halkı tarafından duyulmuş. Herkes hasta ziyaretine koşmuş. Her nasılsa kurtla tilki haberi duymamış ve hasta ziyaretine gelmemişler.
Bir gün kurt ormanda pinekleyip dururken saksağan tepesinde bitivermiş:
***8220;Ne ayıp şey şu benim gördüğüm manzara! Hasta ziyaretine bile gitmeden tek başına dolaşıp duruyorsun, nedir bu halin senin? Orman halkından nedir üstünlüğün?***8221; demiş.
Neye uğradığını anlayamayan kurt ürkmüş ve saksağana sormuş:
***8220;Ne hasta ziyareti? Kim ki hasta olan?***8221;
***8220;Kıralımız hasta, duymadın mı***8221; demiş saksağan.
***8220;Kıralımızın hasta olduğunu duysam gitmez miyim hiç? O nasıl söz komşu?***8221; demiş kurt.
Hemen tırıslamış, asanla ziyarete gitmiş. Hasta yatağında ıhlayıp tısılayarak yatan aslana yaklaşmış ve saygı ile sormuş:
***8220;Hasta olduğunuzu duymadım kıral hazretleri! Lütfen bağışlayınız! Şimdi duyar duymaz koşarak geldim. Biraz daha iyisiniz değil mi muhterem kıralımız?***8221;
Hasta aslanın yanındaki soydaşı ve koruyucusu kaplan hiddetle:
***8220;Ne demek duymadım, bilmiyordum? Bütün orman halkına haber verildi. İstesen duyardın.***8221;
Zılgıtı yiyen kurt, utangaç ve mahcup bir şekilde kem küm ederek gere geri çekilip, diğer hayvanların arasında yerini almış. Ama yine de söylemeden edememiş:
***8220;Ben geç kaldım ama daha hiç gelmeyenler de var! Şurada toplananlar arasında tilkiyi göremiyorum.***8221;
Kapının önünde beklemekte olan karga, konuşmaları duymuş ve hemen fırlayıp tilkiye yetiştirmiş:
***8220;Hey, zavallı tilkicik! Çabuk ol, çabuk ol! Bütün hayvanlar hasta kıral aslanın evinde toplanmışlar. Kurt başta olmak üzere bütün düşmanların seni ona gammazlıyor.***8221;
Tilki, dilci saksağana teşekkür ettikten sonra koşar adım ormana dalmış gitmiş. Su kenarında bir turna sürüsüne rastlamış. ***8216;Şimdi tam da istediğim oldu***8217; diye düşünerek turna sürüsünün arasına hızla dalmış ve içlerinden birini yakalamış. Ağzında yakaladığı turna ile koşa koşa hasta aslanın yanına gelmiş, huzuruna çıkıp:
***8220;Hastalandığını duyunca, kıral hazretleri, turna etiyle kurdun aşık kemiği kaynatılıp içirilirse hastaya iyi gelir diye duymuştum da, turna avlamaya gitmiştim, hemen yakalayamadım, biraz geciktim, özür dilerim. İşte turna etini getirdim, şifa olsun, saygıdeğer kıralımız***8221; demiş.
Tilki bunları söyleyip, geri geri çekilerek diğer hayvanların arasında yerini alırken kurda da ***8220;beni gammazlar mısın, görürsün sen gününü***8221; der gibi bakmış. Kurt da ***8220;Ben sana gösteririm***8221; der gibi dişlerini göstermiş. Aşçılık görevini yapmakta olan tavşan, turnayı kapmış:
***8220;Turna etini ben hemen haşlar, hazırlarım ama, kurt aşık kemiğini nereden buluruz, bilemem***8221; diyerek kaplana bakmış.
Kaplan bir süre hayvanları göz ucuyla süzdükten sonra büyük bir başkan edasıyla:
***8220;Bizim şimdi kurt aşık kemiği aramaya gidip kaybedecek vaktimiz yok. Hasta kıralımıza daha çok acı çektiremeyiz. Hemen şuracıkta hazır olan kurdun aşık kemiğini çıkarın da kıralımızı bir an önce iyileştirelim***8221; demiş.
Kaplanın talimatını duyunca kurt sıvışmak için yavaş yavaş kapıya doğru yaklaşmaya çalışmış ama bunu fark eden koca ayı bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş. Diğerleri de saldırmış ve ayağının birindeki aşık kemiğini çıkarmışlar. Alıp aşçı tavşana yetiştirmişler, kaynamakta olan turna etine kurt aşık kemiği de eklenmiş. İlaç hazırlanmaya başlamış. Yaralı kurt da ayağını yalayıp duruyormuş. Tilki usulca yanına sokulmuş:
***8220;Bir daha beni gammazlar mısın, seni çalı kuyruk seni! Daha neler getiririm başına görürsün! Düşün de konuş bakın da otur, dediklerini unutma bundan böyle, olur mu***8221; demiş, sağladığı büyük başarıdan duyduğu övünç ve sevinçle ormana dalmış, işine bakmış.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 25.08.07, 00:39
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Anaç domuz ve tilki
Bu masalın daha kısa bir varyantı Adıge Pşısexer, s.36***8217;da yer almakla birlikte rahmetli T***8217;EŞÜ Mehmet Yasin Çelikkıran bu masalı başka bir kaynaktan çevirmiştir. Ancak hangi kaynaktan çevirdiği saptanamamıştır. (Fahri Huvaj)
Anaç domuz ve tilki dost olmaya karar vermişler. Karşılıklı oturup bugün ne yapalım, ne edelim, nereden ne yürütelim diye konuşurken tilki ortaya bir fikir atmış:
***8220;Bir köye gidip tavuk çalalım, getirip yiyelim***8221;, demiş.
Birlikte bir köye gitmişler, köyün alt tarafındaki evlerin birinden iri ve etli bir tavuğu kapıp getirmişler. Tilki tavuğu tek başına yemeyi düşünüyormuş ve aklına bir hile gelmiş. Domuza demiş ki:
***8220;Domuz kardeş, gel bir karar alalım. Bu tavuğu ikimizden biri yesin. Çünkü bir tavuk ikimize az gelir***8221;.
***8220;Peki***8221; demiş domuz, ***8220;ama bu iş nasıl olacak, tavuğu kimin yiyeceğine kim karar verecek?***8221;
Bunun üzerine tilki:
***8220;Hangimiz daha yaşlıysa tavuğu o yesin***8221; demiş.
***8220;Peki kabul***8221; demiş domuz, ***8220;fikir senden geldi. Söyle bakalım kaç yaşındasın?***8221;
Tilki tuzağa düşer mi hiç, hemen bir rakam söylememiş:
***8220;Şu anlatacaklarımı dinlersen kaç yaşında olduğumu anlarsın***8221; demiş ve başlamış anlatmaya:
***8220;Bu yaşadığımız dünya var ya, eskiden böyle değildi. Her yer suyla kaplıydı. Şimdiki kocaman kara parçaları, kıtalar, adalar küçük birer kaya halinde orada burada tek tük bulunurdu. Deniz beni bazen bu kayaların üzerine atar, bazen de geri çeker götürürdü***8221;.
Bunları dinlerken domuz ağlamaya başlamış. Tilki ne olduğunu anlamadan:
***8220;Ne oldu domuz kardeş? Bir tavuk için ağlıyorsan çok ayıp. Senin gibi yiğit ve güçlü bir hayvana yakışmıyor***8221; demiş.
Domuz içini çekerek cevap vermiş:
***8220;Ben tavuk için değil, vaktiyle çektiklerimi anımsadım da ona ağlıyorum. Senin zamanında denizlerde tek tük kaya varmış. Onlara tutunup dinlenebiliyormuşsun. Benim zamanımda o da yoktu ya. Deniz durmadan beni bir oraya bir buraya atar savururdu. Yavrularım bile denizde doğardı. Senin yaşadığın zamanı da gördüm ben. Yüzerek kayalara geldiğimde tilki ayak izleri görürdüm. Demek o izler senenmiş. O sıkıntılı ve zahmetli günleri bana hatırlattın, onun için ağlıyorum***8221;.
Tilki bunun üzerine:
***8220;Peki***8221; demiş, ***8220;Domuz kardeş bu anlattıklarına göre sen benden daha yaşlısın, tavuk da senin hakkın, haydi ye afiyet olsun***8221;.
Domuz da tavuğu bir solukta yemiş bitirmiş.
Ertesi akşam yine köye gitmişler, bir tavuk daha çalıp getirmişler. Tilki yine kafasında bir hile kurmuş, domuza:
***8220;Domuz kardeş, artık çok geç oldu, yatalım, kim daha güzel rüya görürse tavuğu o yesin. Rüyalarımızı da yarın kalkınca anlatırız***8221; demiş.
Domuz hiç itiraz etmeden hemen uykuya yatmış. Biraz sonra kalkmış, tilkinin uyuyup uyumadığını kontrol etmiş. Uyuduğunu görünce gizlice gidip tavuğu yemiş ve dönüp yatmış.
Sabahleyin tilki erkenden kalkmış ve horul horul uyuyan domuzu uyandırmış:
***8220;Domuz kardeş, kalk, kalk! Bak, çok güzel bir rüya gördüm, dinle***8221; demiş ve başlamış anlatmaya:
***8220;Rüyamda dünyanın kıralı olmuşum. Herkes önümde saygıyla eğiliyor. Önüme bir yemekler koyuyorlar ki hepsi birbirinden güzel. Hizmetkarlar her istediğim yemeği yapıp getiriyorlar.. Etli, balıklı, sebzeli öyle güzel yemekler ki yemeye doyamıyorsun. Ben o görkemli sofrada yerken sen de orada kapının kenarında durmuş bana bakıyorsun***8221;.
Tam bu sırada anaç domuz:
***8220;Sus sus tilki kardeş, bir dakika izin ver***8221; demiş ve başlamış konuşmaya:
***8220;Biliyor musun ben de aynı rüyayı gördüm. Böyle saltanatlı bir yaşam içinde olan ve öyle zengin ve çok çeşitli yemekler bulunan sofralarda oturup karnını doyuran tilki kardeş gelip çalıntı bir tavuğu yiyecek değil ya, dedim ve geceleyin kalkıp tavuğu yedim***8221;.
Tilki bu cevaba fena halde içerlemiş ama belli etmemiş. Gidip tavuğun olduğu yere bakmış. Gerçekten de tavuk yerinde yokmuş. Dönüp domuzun yanına gelmiş ve ona:
***8220;Seninle ben dost olamam, bundan sonra herkes kendi başının çaresine baksın***8221; demiş ve oradan uzaklaşmış.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 25.08.07, 00:39
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Kıral ve akıllı adam
Adıge Pşısexer, s.98.
Anlatan: Wışşıy Ç***8217;ışıkhu.

Kıralın biri, halkının içinde akıllı biri var mı diye merak etmiş. Saray görevlilerinden üç adam çağırtmış. Birincisine;
***8220;Sen bana, ak saçlı, kara sakallı bir adam bulup getireceksin***8221;. İkincisine:
***8220;Sen kara saçlı, ak sakallı bir adam bulup getireceksin***8221;. Üçüncüsüne:
***8220;Sen de saçı sakalı olmayan, dazlak bir adap getireceksin***8221; demiş.
***8220;Bu üç adamı bulmadan gelirseniz, hayatınızla ödersiniz ha***8221; diyerek pekiştirmiş.
Üç adam halkın arasına karışmış, aramış taramış sormuş soruşturmuş. Çok geçmeden kıralın istediği şekildeki adamları bulup getirmişler. Niçin getirildiklerini bilmeyen üç kişi bekleme salonunda otururken dazlak olanı diğerlerine sormuş:
***8220;Biz üç garibanı acaba buraya niçin getirdiler, biliyor musunuz?***8221;
Onlar da:
***8220;Doğrusu; Kıralın bize ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyoruz, meraktan çatlayacağız. Kıral sizi istiyor dediler, apar topar yakalayıp getirdiler***8221; demişler.
Dazlak adam:
***8220;Bne sizin buraya niçin çağrıldığınızı biliyorum***8221; demiş. Öbür ikisi merakla:
***8220;Ne olur biliyorsan söyle lütfen***8221; diye yalvarmışlar. Dazlak adam birincisine:
***8220;Kıral sana ***8216;Senin niye saçın beyaz sakalın siyah***8217; diye soracak. Sen de ***8216;Saçım sakalımdan önce çıktı. Onun için önce çıkan saçım önce ağardı, sakalım da henüz ağarmadı, siyah kaldı***8217; diyeceksin***8221; demiş. İkincisine sormuş:
***8220;Peki sen, sana ne sorulacağını biliyor musun?***8221;
***8220;Ah nereden bileyim! Garibanın tekiyim ben. Ne yazık ki ne sorulacağını da, ne cevap vereceğimi de bilemiyorum***8221; demiş. Dazlak ona da:
***8221;Eğer kıral sana da ***8216;niçin saçın siyah da saklın beyaz***8217; diye sorarsa, ***8216;Benim de saçım sakalımdan önce çıktı ama sakalımın erken ağarmasına sebep olan evlatlarımdır. Haylaz bir oğlumla şımarık bir kızım var. Onların yakışıksız ve düşüncesizce hareketlerine dayanmak için sakalımı sıvazlıya sıvazlıya sakalım erken ağardı, saçımsa siyah kaldı***8217; dersin***8221; demiş.
Çok geçmeden kıralın adamları gelmiş, saçı beyaz sakalı siyah olan adamı içeri götürmüşler.
Kıral sormuş:
***8220;Senin neden saçın beyaz da sakalın siyah?***8221;
Adam dazlak adamın dediğini hatırlamış:
***8220;Efendim, saçım sakalımdan önce çıktı. Erken çıkan saçım, geç çıkan sakalımdan önce ağardı***8221; demiş.
Kıral ikinci adamı çağırtmış ve sormuş:
***8220;Senin niye saçın siyah da sakalın beyaz?***8221;
Adam cevap vermiş:
***8220;Oğlumla kızım yüzünden, sayın kıralım. Haylaz bir oğlumla şımarık bir kızım var. Bunların yaptıkları yakışıksız ve düşüncesiz hareketler yüzünden ***8216;Allahım sen bana sabır ver***8217; der, hep sakalımı sıvazlardım. Yıpranan sakalım bu nedenle erken ağardı***8221; demiş.
Kıral bu kez, saçı sakalı olmayan, tüysüz adamı içeri aldırmış:
***8220;Senin ne saçın, ne sakalın ne de bıyığın var. Nedendir, ne oldu onlara***8221; diye sormuş.
Dazlak adam:
***8220;Anlatayım, değerli kıralımız. Ben annemle babamın tek çocuğuyum. Annemle babam beni paylaşamadı. Babam oğlan olmamı istedi, annemse ***8216;hayır kız olmazsa olmaz, illa ki kız olacak***8217; diye tutturdu. Kavga dövüş nizah derken belden yukarısı annemin, belden aşağısı babamın oldu. Başımın yüzümün tüysüz olması bundandır efendim, isterseniz belimden aşağısını da gösterebilirim***8221; deyince kıral:
***8220;Gereği yok, tama anlaşıldı; öteki ikisine de sen öğretmiş olmalısın. Neyse haydi gidin bakalım***8221; diyerek herkesi dışarı çıkarmış, dazlak adamı alıkoymuş ve ***8220;Değerli Thamate! Eğer götürebileceksen sana istediğin kadar altın vereceğim***8221; demiş.
***8220;Götürmeye götürürüm de***8221; demiş dazlak adam, ***8220;götürecek kabım yok***8221;.Kıral iki gözlü bir heybe getirtmiş, ***8220;götürebileceğin kadar al***8221; diyerek önüne sandığını koydurmuş.
Dazlak adam, ara sıra kaldırıp deneyerek taşıyabileceği kadar altınla doldurmuş heybeyi.
***8220;Teşekkür ederim saygıdeğer kıralımız***8221; diyerek vedalaşmış ve ayrılmış:
Kıral muhafızlara haber göndermiş, ***8220;Bu adamı sağ salim dışarı çıkarın ve yolcu edin***8221; demiş.
Dazlak adam hayatında görmediği, hiç ummadığı ve beklemediği bu zenginlikten pek mutlu olarak memleketine doğru yola koyulmuş.
Kıralın vezirlerinden biri, yolda dazlak adamla karşılaşmış:
***8220;İyi yolculuklar saygıdeğer büyüğüm! Sırtındaki yük biraz ağır gibi. Ne getiriyorsun böyle***8221; diye sormuş. Dazlak adam hiç çekinmeden:
***8220;Altın getiriyorum***8221; demiş.
***8220;Gerçekten bunların hepsi altın mı***8221; şaşırmış vezir.
***8220;Evet***8221; demiş dazlak adam, ***8220;İnanmıyorsan bak***8221; demiş ve heybenin ağzını açıp göstermiş.
***8220;Peki nereden aldınız bunu?***8221;
***8220;Nereden olacak, kıral hazretleri verdi***8221; demiş dazlak adam.
***8220;Nasıl olur da bu kadar altın verir kıral! Neredeyse bir ülkeyi kurtarmaya yetecek kadar çok altın var burada. Bunda bir iş var***8221; demiş vezir.
***8220;Ne çaldım, ne de boğuşup, dövüşüp zorla aldım. Kıralın kendisi verdi bunları bana***8221; demiş dalsak adam.
Vezir hızla kırala gelmiş:
***8220;Şurada, yakında bir adamla karşılaştım; sırtındaki heybe altınla doluydu ve ***8216;bunları bana kıral verdi***8217; diyordu***8221; demiş.
***8220;Doğru ben verdim onları***8221; demiş kıral.
***8220;Peki niçin verdiniz sayın kıralımız***8221; diye sormuş vezir.
***8220;Kısmeti olan mülkü de bulur vezir hazretleri***8221; demiş kıral, ***8220;adam o mülkü aklıyla hak etti***8221;.
***8220;Peki sayın kıralımız! Geri alırsam bu mülkü bana verir misiniz***8221; demiş vezir iştahla.
***8220;Veririm ama***8221; demiş kıral, ***8220;öldürmeyeceksin, zorla almayacaksın. Aklınla hak edip alabilirsen onu sana veririm, bir o kadar daha eklerim. ***8220;Peki ya alamazsam***8221; demiş vezir.
***8220;O zaman dazlak adam ne isterse yaparım, senin de kelleni kopartırım.***8221;
Vezir kabul etmiş, yola koyulmaya hazırlanıyormuş. Kıral uyarmış:
***8220;Adamın nereden geldiğini bilmiyorum, yaya olarak yetişemeyebilirsin, atla git!***8221;
Vezir atına binip hızla yola koyulmuş. Bir süre sonra ileride ovada kara kuru ufak tefek bir adam görmüş. Atını kamçılamış, tez zamanda yetişmiş. Bakmış ki gerçekten de aradığı dazlak adamın ta kendisiymiş. Yanına yaklaşmış ve:
***8220;Ğogu mafe wéjapşiy, Thamate* maf/İyi yolculukların olsun, ey uğurlu büyük***8221; diyerek selamlamış. Birlikte giderken vezir, dazlak adama bir şey sormak istediğini söylemiş. Adam:
***8220;Sor evlat sor! Bildiğim bir şeyse cevaplarım***8221; demiş. Vezir bu söz üzerine:
***8220;İnsanlar arasında ***8216;üç horoz ötüm sesi***8217; diye bir tabir kullanılır. Bununla ne demek isterler? Bu tabirin anlamı nedir?***8221; diye sormuş. Dazlak adam:
***8220;Şu gördüğün gökyüzü yedi kattır. Alttan yedinci kat olan en süt katta bir horoz vardır. Aynı şekilde üstten yedinci kat olan birinci katta da bir horoz vardır. Yeryüzünde yaşayan insanların da horozları vardır. Yedinci kattaki horoz ötünce birinci kattaki horoz duyar. Birinci kattaki horoz ötünce de yeryüzündeki horozlar duyar. İşte üç horoz ötüm sesi***8221; dedikleri budur***8221; diye cevap vermiş.
Bir süre sonra vezir:
***8220;Sayın büyüğüm, yine bir şey sormak isterim***8221; demiş.
***8220;Sor, biliyorsam söylerim***8221; demiş dazlak adam.
***8220;Yalan ile gerçek arasında ne fark vardır***8221;
Dazlak adam:
***8220;O ikisinin arasında şu dört parmak vardır***8221; demiş ve elini kaldırarak avuç kısmını şakağına koymuş. Sözlerine şu şekilde devam etmiş: ***8220;Şu iki gözün gördüğü gerçek, şu iki kulağın duyduğu yalandır***8221;.
Vezir biraz umutsuzluğa kapılmış. Ama adamı illa ki akıl yoluyla bir açmaza sokmak isteğinden:
***8220;Af edin, sayın thamate, yine bir sualim var, cevap vermek sizi sıkmıyorsa, lütfen beni aydınlatır mısınız***8221; demiş. Adam:
***8220;Ne sorarsan sor, biliyorsam cevap veririm, bilmiyorsam susarım***8221; demiş. ***8220;Ancak ben yayayım, sen atlısın. Atına binip biraz dinleneyim. Sorularını o zaman cevaplayayım***8221; demiş. Vezir hemen attan inmiş, dazlak adam binmiş. Yola devam etmişler. Yaşlı adam biraz dinlendikten sonra:
***8220;Şimdi ne istersen sorabilirsin***8221; demiş.
Vezir hemen:
***8220;Bazen insan gece zengin olarak yatıyor, sabahleyin hiçbir şeyi olmayan zavallı bir fakir olarak kalkıyor. Bazen de bunun tersi oluyor. Akşamleyin yoksul biri olarak yatıyor, sabahleyin zengin kalkıyor. Bu nasıl oluyor***8221; demiş.
***8220;Anlatayım***8221; demiş yaşlı adam, ***8220;gayet basit. Biraz önce sen atlıydın ben yaya, şimdi ise ben atlıyım sen yaya. İşte o bahsettiğin de bunun gibi bir şey. Her şey değişiyor, değişim hayatın yapısında var***8221;.
Vezir bu yaşlı ve tüysüz adamla başa çıkamayacağını, altınlara el koyamayacağını anlamış, yolcudan izin isteyerek,
***8220;Yollarımız burada ayrılıyor. Sana iyi yolculuklar***8221; demiş ve geri dönmüş. Evine gelmiş, kıralın huzuruna çıkmadan önce biraz dinleneyim demiş ama bir türlü saraya gitmek istemiyormuş. Bir hafta geçtikten sonra kıral vezirin durumunu araştırmış. Dönmüş olduğunu öğrenince huzura çağırtmış. Kıral:
***8220;Anlat bakalım neler oldu***8221; demiş
Vezir olan biteni, sorduğu soruları, aldığı cevapları bir bir anlatmış. Bunun üzerine kıral:
***8220;Seni öldürtmekle benim elime bir şey geçmez. Ama şunu bil ki, benim verdiğim bir şeyi sen geri alamazsın. Senin geri alabileceğin bir şeyi de ben vermem. Ben insanlara hak ettikleri şeyi veririm. Hak edilen şey de geri alınamaz. O verilen şey yerini bulmuştur. Aklının ermediği ve seni ilgilendirmeyen şeylere bir daha karışma! Devlet işleri tecrübe ve akılla yönetilir. Şu andan itibaren vezirliğin sona germiştir. Haydi git, sen de senin gibilerin arasına katıl***8221; demiş ve huzurundan kovmuş.
*Thamate/Thamade: Etimooljik olarak; Thame yate biçi-miyle ***8220;Tanrılara sunu yapan, sunak sunan, (Thame yade biçimiyle ***8220;Tanrıların huzura kabul ettiği) anlamlarına gelmekte olup, Adıgelerde yöneticilere, önderlere verilen bir sandır. Bu anlamda köy muhtarlarına da Thamete denir.
Aile reisinden, mahalle ve köy muhtarına, il ve bölge başkanlarına hatta devlet başkanına kadar her yönetici ve öndere Thamate denildiği gibi, belirli bir işin yapılması süre ve süreciyle sınırlı olmak üzere ***8220;Kup Thamat/Gup Thamade: Grup başkanı, Grup yöneticisi, önderi***8221; kategorisi de vardır. Bu çerçevede genç kızların, gençlerin de Thamateleri olur. Adıge töresinde, iki kişi dahi olsa, bir ortak iş için yola çıktıklarında bunlardan biri mutlaka Thamate, diğeri de yardımcısı olur, töresel, toplumsal görev ve sorumluluklar böylece yerine getirilir.
Thamate, genellikle akıllı, bilgili, becerikli, çevrede sayılan kişidir. Yegane bilgi kaynağının deneyim olduğu dönemlerde yalnızca yaşlılar, daha yaşlı olanlar Thamate olabilirdi. Sonradan bilgi kaynaklarının çoğalmasına koşut olarak, özellikle de demokratik Adıge boylarında ***8220;barışta dili, savaşta kılıcıyla önde olan Thamatemizdir***8221; anlayışı benimsenmiştir. Ancak yine de grubun en yaşlısı her zaman ***8220;nahıjj thamate/yaşlı önder***8221; san ve sıfatıyla anılmış, daima danışman olarak değerlendirilmiş, toplumda saygın bir yer tutmuştur. Burada Thamate ***8220;saygıdeğer büyük, yaşlı***8221; anlamındadır.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 25.08.07, 00:40
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Falcı kadın
Adıge Pşısexer, s.101.
Anlatan: Kuşü İbrahim Ç***8217;eç***8217;oğlu, 69 yaşında. Weç***8217;epşıye Köyü.
Derleyen: Nepş***8217;e/khuy Zawır
Derlendiği yıl: 1960

Köyün birinde yoksul, yaşlıca, dul bir kadın varmış; küçük oğlu ile birlikte yıkık-dökük küçük bir kulübede yaşarmış. Kadın zengin ailelere hizmetçilik yaparmış, hizmetinin karşılığını da tam olarak alamazmış ama yine de sabreder, kıt kanaat geçinip giderlermiş. Kadının çocuğu küçük olmasına rağmen akıllı ve de kurnazmış. Bir gün annesine:
***8220;Anne***8221; demiş, ***8220;Sen kendini iyi bir fasulye falcısı olarak tanıt! Ben bir şeyler çalayım. Çaldığım şeyleri saklayayım, sakladığım yeri de sana söyleyeyim. Eşyası kaybolan kişi önünde sonunda mutlaka sana gelecektir. Sen de fasulye falı açarak kaybolan eşyayı bulursun. Eşyası bulunan kişi sevinecek, sana birçok armağan veya ödül verecektir. Böylece geçinip gideriz.
Anne öneriyi içine sinmese de kabul etmiş. Çocuk bir gece feodallerden birinin bir kısım eşyasını çalmış, götürüp bir çit dibine gömmüş, hemen gelip çalıntı eşyaları gömdüğü yeri annesine söylemiş. Ertesi gün feodal beyin adamları, efendilerinin bir kısım eşyalarının kaybolduğunu, bunların muhakkak çalınmış olduğunu duyurmuşlar, aramış, taramışlar ama hiçbir yerde bir iz bulamamışlar. Sonuçta fasulye falına baktırmaya karar vermişler. Kim bakar, kim bilir? Derken köydeki falcı kadını hatırlamışlar.
Falcı kadın fasulyelerini önüne serpmiş, ikili üçlü eşleştirmiş., tekrar karıştırmış, açmış yeniden eşleştirmiş. Sonunda:
***8220;Tamam***8221; deliş, ***8220;buldum, gelin bakalım!***8221;
Önlerine düşmüş, çitin kenarına götürmüş:
***8220;Kazın bakalım şurayı***8221; demiş.
Hemen kazmışlar. Kaybolan eşyaları çıkarmışlar.
Feodal bey bu olaya hem hayret etmiş, hem de eşyalarının bulunmasına çok sevinmiş. Falcı kadına da neredeyse bir yıl yetecek kadar bol yiyecek ve giyecek malzemeleri vermiş; onu dost olarak korumaya almış.
Bu şekilde ana ile oğul, bir-iki yıl danışıklı iş yaparak yaşamlarını iyice düzeltmişler. Güzel bir ev yaptırıp, küçük kulübeden kurtulmuşlar. Ambarlarını iki üç yıl yetecek kadar tahıl ve yiyeceklerle doldurmuşlar. İki de inek alıp bağlamışlar. Yeniden orta halli iyi bir aile olmuşlar.
Aylar yıllar böyle geçip giderken yaşlı kadının şöhreti her tarafa yayılmış. Bir gün gelmiş başka bir köyde bir zenginin bütün eşyaları çalınmış. Bu zengin adam falcı kadının ününü duymuş olduğundan adam gönderip onu, kendi yanına getirtmiş. Kadına:
***8220;Senin çok usta bir fasulye falcısı olduğunu duydum. Onun için davet ettim. Çok miktarda altın ve gümüşüm çalındı. Eğer onları bulmamı sağlarsan sana çok para ve mal veririm. Kandırmaya kalkarsan da kafanı keseceğim. Ona göre bütün marifetini göstermelisin***8221; demiş.
Falcı kadın oğlu ile anlaşarak yaptığı her zamanki işe benzemeyen bu hırsızlık meselesinden son derece tedirgin olmuş. Ne yapacağını, ne edeceğini bilememiş. Beye:
***8220;Ben, burada bu kalabalıkta bir şey yapamam. Bana yalnız kalacağım sakin bir ev verirseniz elimden geleni yaparım***8221; demiş.
Bey, istediği evi vermiş.
Bu arada usta falcının getirtildiği haberi de köyde yayılmış. Gecenin bir yarısında, falcı kadının yattığı odanı kapısı tık tık vurulmuş. Kadın korku içinde;
***8220;Kim o***8221; diye seslenmiş. Kapıyı vuran kişi alçak sesle:
***8220;Anne ne olursun aç kapıyı1 Beni içeri al! Korkma söz veriyorum sana hiçbir zararım dokunmayacak***8221; demiş yalvarmış.
Kadın kapıyı açınca tanımadığı iki delikanlı girmiş içeri. Gençler kadının elini öperek:
***8220;Ah güzel cici annemiz, bağışla bizi! Hırsızlığı yapan biziz. Bir hata ettik işte. Ne olur bizi ele verme! Bizi ele verirsen eğer, bey asla yaşatmaz, parça parça eder***8221; demişler. Falcı kadın hemen kafasını çalıştırmış ve gençlere:
***8220;Peki***8221; demiş, ***8220;sizleri ele vermeyeceğim. Ama çaldığınız altın ve gümüşleri sakladığınız yeri söyleyin. Beni yormayın!..
Gençler geceleyin gizlice kadına, çalıntıları gömdükleri üç ayrı yeri göstermişler. Oradan herkes dağılmış. Kadın da misafir kaldığı eve gizlice dönüp yatmış.
Sabah olunca falcı kadın zengin beyin yanına gitmiş. Onun yanında avucunda salladığı fasulyeleri döşemenin üstüne serpmiş. Biraz durup beklemiş, fasulyeleri eşleştirmiş, toplamış tekrar dağıtmış, toplamış ve sonra:
***8220;Bana kazmalı kürekli iki adam verin***8221; demiş.
Bey derhal isteneni yapmış. Kadın önde, adamlar arkada gitmişler. Kadın üç ayrı yeri de kazdırmış. Bulduklarını getirip beyin önüne koymuşlar. Oturup bir bir saymışlar. Çalınan kıymetli eşyaların hepsinin tamam olduğu görülmüş. Bey kadının bu marifetine şaşırıp kalmış. Kadının ünü daha da yayılmış, dillere destan olmuş.
Falcı kadın, beye:
***8220;Hırsızlar üç kişiydiler. Köyün yakınındaki ırmaktan geçip gitmişler. Bir süre sonra gelip altınları gömdükleri yerden çıkarıp alacaklardı. Kim olduklarını da belki söyleyebilirdim ama benim fasulyelerim nehir ötesine etki etmiyor***8221; demiş. Bey:
***8220;Kıymetli eşyalarım bulundu ya, yeter bana, gerisini boş ver!***8221; demiş. Falcı kadına da pek çok kıymetli eşya ve armağan vermiş.
Birkaç gün sonra ana oğul oturup konuşmuşlar. Çocuk anasına:
***8220;Anne***8221; demiş, ***8220;bu işe artık bir son vermek lazım. Yoksa bir gün foyamız meydana çıkacak. Yeteri kadar mal mülk edindik. Güzel bir evimiz de var. Ben hırsızlığı, sen de falcılığı bırakacaksın. Bu işin sonu yok***8221;.
***8220;Peki oğlum***8221; demiş kadın, ***8220;doğru söylüyorsun, artık bu işi bırakmamız lazım. Şöyle yapalım: Eski küçük kulübede işe yarar ne varsa çıkaralım. Sonra da kulübeyi ateşe verelim. Fal açtığım fasulyelerimin de kulübede yandığını, bu yüzden artık fal bakamadığımı söyleyeyim. Bu haberi yayalım. İşi böylece tatlıya bağlarız***8221;.
GFece olunca çocuk kulübede işe yarar ne varsa boşaltmış, kulübeyi de ateşe vermiş. Kulübe iyice tutuşunca ana oğul:
***8220;Yangın vaaar!.. Yanıyoruuuuuz!... Yetişiiin!....***8221; diye bağırmış. Herkes koşmuş, yetişmiş ama iş işten geçmiş, kulübe yanmış kül olmuş. Kadın yangına koşup gelen köylülerin huzurunda, ağlayıp dövünerek:
***8220;Eyvah! Eyvah! Eşyalarım gitti, fal fasulyelerim de yandı. Eyvah ki eyvah! Ben ne yaparım şimdi? Dünyada fal bakamam artık!***8221; diye herkese duyurmuş.
Böylece yaşlı kadın ile küçük oğlanın hileleri meydana çıkmadan fasulye falcılığı sona ermiş. Kadın da, küçük oğlu da ömürlerinin sonuna kadar dürüst bir hayat sürmüş.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 25.08.07, 00:41
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Akıl satın alan adam
Adıge Pşısexer, s.114.
Anlatan: Hatkhue Téwıçüej, 73 yaşında.
Derlenen yer: Şewcenhable Köyü.
Derleyen: Xhuajj M.
Derlendiği yıl: 1959.

Tek oğulları olan bir karı koca varmış. Yıllardır mutlu bir hayat sürerek yaşıyorlarmış. Ancak bir yıl büyük bir kuraklık ve kıtlık olmuş. Halkı perişan eden kıtlıktan bu aile de nasibini almış. Yiyecek ambarlarının boşalmakta olduğunu gören adam, geçinmek için çareler aramaya başlamış.
Derken gurbete gidip bir iş bulmak, çalışıp bir şeyler kazanmak amacıyla köyden çıkmış. Uzun süre dolaşmışsa da bir türlü uygun bir iş bulamamış. Eli boş dönmeyi de kendine yediremiyormuş. Günlerden bir gün bir köy kenarında, ağacın altında oturan, giyim kuşamı yerinde bir adama rastlamış. İri yarı ve pala bıyıklı adam gurbete iş aramaya çıkan adama:
***8220;Buyurun, hoş geldiniz, yanılmıyorsam yorgun bir konuk olmalısınız***8221; demiş, saygı ile ayağa kalkıp konuğu buyur etmiş.
***8220;Evet***8221; demiş konuk, ***8220;gerçekten de yorgunum, uzak yerlerden geliyorum. Doğrusu; beni konuk edecek bir ev sahibine de ihtiyacım yok değil.***8221;
İki adam oturmuşlar, sağdan soldan konuşurlarken ev sahibi sormadığı halde konuk anlatmaya başlamış:
***8220;Memleketimizde kıtlık oldu. Bir oğlum, bir de karım var. Geçim sıkıntısına düştük. Bir iş bulup evime biraz bir şeyler götürürüm diye yollara düştüm***8221; demiş. Pala bıyıklı adam:
***8220;Öyleyse ben senin sorununa çare olabilirim. Verdiğim işleri yaparsan uygun bir ücret de alırsın***8221; demiş.
Gurbetçi hemen razı olmuş, işe başlamış. Kimi zaman at otlatmış, kimi zaman öküz... Kimi zaman çift sürmüş, kimi zaman koyun yaymış. Evine çok para götürmek ümidiyle üç yıl pala bıyıklı adamın yanında çalışmış. Üçüncü yılın sonunda artık ailesini ve yuvasını o kadar özlemiş ki gece gündüz hep onları düşünmekten kendini alamaz olmuş. Bir gün pala bıyıklı adam gurbetçinin bu durumunu fark etmiş ve yanına çağırarak:
***8220;Değerli konuğumuzu bu günlerde pek kederli görüyorum. Hayrola, nedir derdin***8221; diye sormuş.
***8220;Evet, bir efkardır çöktü üstüme***8221; demiş konuk, ***8220;biliyorsunuz üç yıldır ayrıyım ailemden. Bu üç yıl içinde ben aç kalmadım, açıkta kalmadım sayenizde ama, doğrusun söylemek gerekirse, yediğim de boğazımdan geçmiyor, ailem ne durumdadır, bilmiyorum, onları hek çok merak ediyor hem de çok özlüyorum. Bu yüzden biraz efkarlıyım***8221;.
***8220;Öyleyse***8221; demiş pala bıyıklı adam, ***8220;yarın odama gel, ücretini vereyim. Var git ailenin yanına***8221;.
Ertesi sabah gurbetçi patronun odasına gitmiş. Patronun gurbetçiye üç yıllık emeğinin karşılığı olarak üç altın lira vermiş, bir de yol azığı hazırlatmış; ***8220;güle güle git, yolun açık olsun***8221; diyerek yolcu etmiş.
Gurbetçi hemen yola düşmüş ama bir yandan ailesinin özlemi, bir yandan verilen paranın azlığı ona keder veriyormuş. İşe girerken pazarlık yapmadığı, yapacak hali de olmadığı için kaderine razı olmuş, ama neredeyse boşa geçen üç yılına da yanıyormuş. Bu düşünceler içinde günlerce yol almış, heybedeki yiyeceği de bitmiş. Elindeki üç altını da bozdurmadan memleketine götürmek istiyormuş. Dağlarda ormanlarda ot ve meyvelerle karnını doyurarak yola devam ediyormuş.
Birçok köy ve şehir geçtikten sonra bir köy kenarında kurulmuş bir panayıra rastlamış. Bu panayırda kurulan pazarda kimi mal satıyor, kimi alıyor, yoğun bir alışveriş yapılıyormuş. Karnı da iyice acıkmış, pazarda satılan güzel yiyeceklerin kokusu burnuna geldikçe içi geçiyormuş, ama koynunda sakladığı üç altına el sürmüyormuş. Pazarı dolaşırken ***8220;satıyorum, satıyorum***8221; diye bağıran bir adama rastlamış. Ama adamın ne elinde, ne de önünde sattığı bir şey görünmüyormuş. Gurbetçi satıcının yanına sokulmuş:
***8220;Arkadaş sen ne satıyorsun? Satıyorum, satıyorum diye bağırıyorsun, ama sattığın şey meydanda yok***8221; demiş.
***8220;Ben akıl batıyorum***8221; demiş adam. Gurbetçi bu söze şaşırmış ve:
***8220;Akıl ne alınır ne de satılır: Sen delirdin mi yahu?***8221; demiş ve oradan uzaklaşmış. Pazarın öbür tarafına gitmiş. Ama satıcının ***8220;satıyorum, satıyorum***8221; sözleri hâlâ ta oraya kadar kulağına gelmekte imiş. Biraz dolaştıktan sonra dayanamamış, akıl satıcısının yanına gelerek sormuş:
***8220;Sattığın aklın fiyatı nedir?***8221;
***8220;Bir altın***8221; demiş satıcı.
Gurbetçi üç altınından birini çıkarıp akıl satıcısına uzatmış:
***8220;Ver bakalım***8221; demiş. Satıcı parayı almış ve:
***8220;Yolculuk sırasında bir nehre rastlarsan, geçit yerini bilmeden, rasgele geçmeye kalkma!***8221; demiş.
Gurbetçi çarpılmış gibi olmuş, dayanamayıp:
***8220;Bir altına bu kadarcık mı akıl vereceksin?***8221; diye sormuş, daha fazla akıl vermesini bekliyormuş.
***8220;Elbette***8221; demiş akıl satıcısı, ***8220;verdiğin bir altının karşılığı budur, onu da verdim işte***8221; demiş.
Gurbetçi ***8220;bir yıllık emeğim heba oldu***8221; demiş içinden, hem üzgün, hem de gururu incinmiş olarak oradan uzaklaşmış. Ama satıcının ***8220;akıl satıyorum, akıl satıyorum***8221; sözleri hep kulağında çınlamakta imiş. Sağa gitmiş, sola gitmiş, dönmüş dolaşmış, gene akıl satıcısının yanına gelmiş. İkinci altınını da çıkarmış satıcıya uzatmış ve:
***8220;Al, bir altın daha veriyorum, söyle bakalım ikinci akıl neymiş***8221; demiş. Akıl satıcısı:
***8220;Kim olursa olsun, biri bir iş yaparken rastladığında karışma! Kendisi sormadıkça fikrini açıklama***8221; demiş. Gurbetçi atılmış:
***8220;Hepsi bu kadar mı?***8221;
***8220;Evet***8221; demiş akıl satıcısı, ***8220;bu kadar***8221;.
Gurbetçi yaptığından bin pişman, cebinde kalan son altını sıkı sıkı tutup, iki yıllık emeğinin iki sözle uçup gitmesine yanarak, başı önde, aptal aptal dolaşmaya devam etmiş. Her adım atışında akıl satıcısınının ***8220;satıyoruuum, satıyoruuum***8221; bağırtısı sanki kulağının dibinde çınlıyormuş. Dönmüş dolaşmış, yine gelmiş akıl satıcısının karşısına dikilmiş. İçine bir kurt düşmüş: ***8220;İki yılım heba oldu. Belki bu son yılın altınıyla işe yarar bir şey alırım***8221; diye geçiriyormuş içinden. Elinde olmadan son altınını da satıcıya uzatmış.
***8220;Ver son bir akıl daha***8221; demiş. Satıcı hiç bekletmeden:
***8220;Bir kimseye çok kızıp onun ağzını burnunu kırmak veya öldürmek aklından geçerse, içinden yüze kadar say. Sen yüz sayıncaya kadar öfken geçer. Ondan sonra yapacağın şeye karar ver***8221; demiş.
Gurbetçi yarı aç yarı tok, altınlar da havaya uçmuş gitmiş, akıl satanın cebine inmiş, kafasını yumruklaya yumruklaya, kendi kendine söylene söylene uzaklaşmış. Ele gele gelmiş ki önünde büyük bir nehir.Genişliği en aşağı iki yüz metre, derinliği kim bilir ne kadar? Altınları kaybetmenin verdiği üzüntüyle kendini suya vurup karşıya geçmek istemiş, ayaklarını suya değdirince bir altın verip satın aldığı ***8220;geçit yerin bilmediğin suya rasgele girme***8221; aklını hatırlamış. Başlamış nehrin kenarında beklemeye. Bir bilen gelir herhalde diye acele etmeden bekliyormuş. Çok geçmeden güçlü bir at üstünde bir yiğit çıkagelmiş ve:
***8220;Bu suyun kenarında ne diye dönenip duruyorsun öyle***8221; diye sormuş. Gurbetçi:
***8220;Nehrin geçit yerini bilmiyorum da. Su derin ve akıntılı, geçit yerini bilen biri gelir ümidiyle bekliyorum***8221; demiş. Atlı yiğit:
***8220;Yiğit için nehrin her yanı geçilir. Ben gidiyorum sen de beni takip et***8221; demiş, atını mahmuzlayarak nehre dalmış. On metre kadar giden atlı birden görünmez olmuş, atın başı ve kendisinin gövdesi suya bir batıyor bir çıkıyor derken görünmez olmuşlar. At da, atlı da boğulup gitmiş. Bu durumu görünce akıl satıcısına verdiği bir altını hatırlamış ve acısı biraz hafiflemiş. Olan biteni düşünüp, boğulan ata ve atlıya acıyıp dururken bulunduğu yerin arka tarafından bir grup atlı görünmüş. Nehir kenarında dolaşıp duran gurbetçiyi görmüşler. Atlıların başkanı bir adam gönderip gurbetçiyi yanına çağırtmış. ***8220;Ne bekliyorsun, ne arıyorsun burada***8221; diye sormuş. Gurbetçi:
***8220;Nehrin öte tarafına geçeceğim ama geçit yerini bilmiyorum. Bir bilen gelir umuduyla bekliyorum. Su derin olsa gerek, zira bir saat önce yiğit bir atlı, güçlü atıyla suya kapıldı ve boğulup gitti, ona üzülüyordum ki sizler göründünüz***8221;.
Atlıların başkanı:
***8220;Bu suyun geçit yeri, bulunduğun yerden üç yüz metre aşağıdadır. Başka geçit yeri yoktur. Kim geçeyim derse boğulur. Çünkü suyun altı mil yığılıdır. Atlı olsun yaya olsun çamura battı mı çıkamaz. Size tarif ettiğim yerden geçiniz. Nehri geçtikten sonra bir saat kuzeye giderseniz bir köye rastlarsınız. Akşam vakti yaklaştı, acele ederseniz karanlığa kalmadan köye varırsınız***8221; demiş.
Gurbetçi söylenen yerden kazasız belasız nehri geçmiş ve tarif edilen köye ulaşmış. Köyün kenar mahallesinde geniş avlusu olan büyük bir eve yaklaşmış. Avlunun bahçe kapısında oturmakta olan ev sahibi gelen yolcuyu görmüş. Ayağa kalkmış. Gurbetçi selam vermiş, adam da selamı almış. Köylü gurbetçiye:
***8220;Buyurun, hoş geldiniz, yolcu olduğunuz belli***8221; demiş ve misafiri misafir salonuna almış. Akşam oldğu için ev sahibi hemen sofra hazırlanması için emir vermiş. Çok geçmeden hazırlanan yemekleri ev sahibi yedi ayrı sini içinde getirip, konuğun önüne koymuş, kendisi de dışarı çıkmış. Bri süre sonra tekrar dönmüş ve konuğa:
***8220;Sayın misafir çok az yemek yediniz. Öbür sofralar olduğu gibi duruyor, onlara hiç dokunmamışsınız***8221;. Gurbetçi:
***8220;Ben tek başıma bir kişiyim, bir sinideki yemekler bana yetti de arttı bile. Doymuş olduğum için öbür sinilerdeki yemeklere dokunmadım. Tanrı sizden razı olsun, ben sizden memnun kaldım***8221; demiş.
Ev sahibi hiç sesini çıkarmamış, sinileri bir bir almış, açık duran kapıdan dışarı fırlatıp atmış. Yemekler dökülmüş, tabaklar oraya buraya saçılmış. Ev sahibi bu işleri yaptıktan sonra gece yarısına kadar beraber oturmuşlar ama ev sahibi hiç konuşmuyormuş. Yatma zamanı gelmiş, ev sahibi yedi yatak yedi yorgan getirtmiş ve odaya serdirtmiş, kendisi misafire Allah rahatlık versin deyip çıkmış. Misafir de serilen yataklardan bir tanesine girip yatmış. Sabah olunca erkenden ev sahibi gelmiş. Gurbetçi uyanık ve giyinik olarak oturuyormuş. Günaydın dedikten sonra:
***8220;Ey misafir bir yatakta yatmışsın. Diğer yataklara dokunmamışsın***8221; deyince gurbetçi:
***8220;Bir yatak bana yetti, ben bir yatakta yatmaya alıştım. Zahmet etmişsin, diğer yataklara dokunmadım. Düşüncenize çok teşekkür ederim***8221; demiş.
Bunun üzerine ev sahibi yatakları birer birer atmış, tekmeyi vurmuş, yastıkları da keza kapıdan dışarı fırlatmış. Sonra ev sahibi kahvaltı zamanı gelince yedi semaverle yedi tepsi kahvaltılık getirmiş, misafirin önüne koymuş ve çıkmış. Bir saat sonra geldiğinde misafirin bir tepsiden kahvaltı yaptığını, diğer altısının aynen durduğunu görmüş. Konuğa:
***8220;Sen bir şey yemiyorsun, uzun yola gideceksin, çok yemen lazım, niye böyle yapıyorsun***8221; demiş. Gurbetçi misafir:
***8220;Çok güzel kahvaltı yaptım, rızkınız, misafiriniz bol olsun. Karnı sizleri korusun***8221; demiş.
Ev sahibi aynen akşamki yemek sinileri ve sabahki yataklar gibi, kahvaltı tepsilerini de kapıdan bir bir fırlatıp atmış. Misafir akıl satıcıdan bir altın verip aldığı, ***8220;sana fikrin sorulmadan kimsenin yaptığı şey hakkında yorum yapma, görüş belirtme, yaptığı işe karışma***8221; sözünü hep hatırlayarak, ev sahibine ***8220;niçin bunları atıyorsun, yazık değil mi***8221; gibi bir şey söylemiyormuş. Neyse yola çıkma zamanı gelmiş ev sahibinden izin istemiş, gösterdiği konukseverlik için de çok teşekkür etmiş. Ev sahibi konuğa:
***8220;Peki, sen nasıl istersen, sana hayırlı yolculuklar dilerim***8221; demiş. Yolda yemesi için heybesine azık da koymuş. Gurbetçi, misafir odasından çıkmış avlu kapısına gelmiş. Tam o sırada uzakta kalan misafir odasının önünde duran ev sahibi gurbetçiye seslenmiş. Konuk, ev sahibinin akşamdan beri yaptığı garip şeyleri düşünerek yine de garip bir şeyler yapmasından korkmuş ama belli etmeden yavaş yavaş ev sahibinin yanına gelmiş. Ev sahibi misafiri odaya almış ve:
***8220;Sayın misafirim, şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle***8221; demiş ve söze başlamış:
***8220;Ben annem ve babam sağken evlendim. Daha rahat olur düşüncesiyle dar olan baba evinden ayrı bir ev yaptırdım ve oraya taşındım. O yaptırdığım ev bu görmüş olduğun arsa üzerindeydi. Yeni eve taşındıktan sonra hayırlı olsun demek için gelenlerden bazıları: ***8216;Bu evin çatısı eğri yahu! Bu pencerenin yeri yanlış olmuş, şu tarafta olsa daha iyiydi. Bu kapı tam yerine oturmamış, ahırı uygun yere yapmamışsın...***8217; gibisinden eleştirmeye başladılar. Ben de kızdım; aldım elime kazma küreği ve yaptığım o güzelim evi kendi ellerimle yıktım.
Sonra yapılan eleştirileri de hesaba katarak yeniden bir ev yaptım. Eve taşındığımızda kutlamaya gelenler yine aynı şeyleri söylemeye başladı. Neyse de insanların bu tür anlamsız eleştirilerinden, ileri gelen konuşmalarından bıktım usandım, o evi de yıktım.
Ve o gün; ***8216;ister köylü ister yabancı, ister yakınım olsun ister konuk, kim benim yaptığım bir iş veya inşa edeceğim ev için bir şey söylerse Allahın huzurunda yemin ederim ki onu öldüreceğim***8217; diye kesin karar aldım ve yemin ettim. Bu yeminin üzerinden beş yıl geçti. Herkes bilmeden ağzından bir şey kaçırmaktan korktu ve kimse evime adım atmaz oldu.
Dün akşamdan beri seni kışkırtıp bir şeyler söylemen için olmadık şeyler yaptım. Ama hiçbiri hakkında ve ev hususunda hiçbir yorum yapmadın, herhangi bir görüş veya eleştiri getirmedin. Oysa yaptığım şeyler eleştirilecek, garip şeylerdi.
O gün, ayrıca kimsenin bilmediği bir yemin daha etmiştim; ***8216;Kim evime girip de hiçbir tenkitte bulunmadan, yaptıklarıma karışmadan, bir görüş ve eleştiri getirmeden ayrılırsa, o benim yaptığım öldürme yeminini ortadan kaldırmış olacaktır. Böylece beni bir günahtan kurtarmış olacağından o kişiye içinde elli altın bulunan bir kese vereceğim***8217; demiştim.
Şimdi sen bu altınları hak ettin, güle güle harca! İnsanlar artık benim de evime gelmeye başlayacaklardır. Bu da beni çok memnun edecektir. Eğer kalmak istersen ölünceye kadar burada kalabilirsin. Bu kapı her zaman açık olacaktır***8217; diyerek altınları gurbetçiye vermiş.
Gurbetçi misafir bu beklenmedik paradan on derece memnun olmuş. Ev sahibine teşekkür ederek köyden ayrılıp yola düşmüş. Günlerce yürüdükten sonra bir akşam karanlığında köyüne ulaşmış. Evine geldiğinde küçük pencereden karısını görmüş, bir köşede oturmuş iplik eğirmekte imiş. Başka bir odada ise boylu poslu bir genç peynir çıkarıp torbaya doldurmakta imiş. Bunun bir hırsız olduğuna kanaat getirerek tüfeğini gence doğrultmuş ve tam tetiğe basacağı sırada bir altın vererek satın aldığı ***8216;bir kimseye çok kızıp onun ağzını burnunu dağıtmak veya öldürmek istersen yüze kadar say! Ondan sonra yapacağın şeye karar ver! Aklını hatırlamış. Birden yüze kadar saymış, yüz tamam olunca ***8220;belki peynirleri karım satmıştır, genç de onun için torbaya koyuyordur. Eğer hırsız ise zaten içeride elimden kaçamaz***8221; demiş ve kapıya tak tak vurmuş. Karısı hemen gence seslenmiş:
***8220;Oğlum koş! Bu babanın kapı çalışına benziyor, herhalde o geldi***8221; demiş.
Kapı açılmış gurbetçi içeri girmiş. Yakın ışıkta bakmış ki vurmaya yeltendiği genç, üç içinde boy atıp serpilmiş, büyümüş oğlu değil mi?
Üç yıl gurbet ellerde kalan köylü böylece evine kavuşmuş. Altın vererek satın aldığı akılları da herkese anlatır dururmuş.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 25.08.07, 00:42
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

İyi adamın biricik oğlu
Adıga Pşısexer, s.123.
Anlatan: Tsey Azman, 68 yaşında, Cacehable Köyü.
Derleyen: Xhut Şamseddin.
Derlendiği yıl: 1969.

Vaktiyle köyün birinde çok çalışkan bir çiftçi yaşarmış. Eli topraktan çıkmaz, tarlalarını zamanında sürer, zamanında tohumunu eker ve zamanında ekinlerini toplarmış. Ayrıca otunu uygun olan ayda biçer, odununu kış gelmeden getirir, işlerini düzenli bir şekilde yapar, düzenli bir yaşam sürmeye çalışırmış. Toplum yaşamına da önem verir, insanların arasına girip çıkmasını, oturup kalkmasını, konuşmasını, dinlemesini bilir, köyünde saygın bir kişi olarak tanınırmış.
Bu saygın kişinin kimseye söyleyemediği bir üzüntüsü varmış. Bu da bir tek evladı olan oğlundan kaynaklanırmış. Oğlan, haylaz, tembel olup hiçbir iş yapmadan, aileye hiçbir faydası olmadan, babasından, anasından sızdırdığı paraları, kendisi gibi avare dolaşan arkadaşları ile orada burada yer, saçıp savurur, aylak aylak gezermiş. Oğlu hakkında evine devamlı şikayetler gelirmiş. Adamcağız ne yaptıysa da oğlunu bir türlü kötü huylarından ve kötü arkadaşlarından vazgeçirememiş. Sonunda çalışmayı, emek harcayarak kazanmanın değerini öğrenmesi için oğlunu bir başka köyde işçi olarak çalıştırmaya karar vermiş.
Bir komşu köyde adamın çalışkan rençber bir dostu varmış. Adam oğlunu yanına almış ve ona götürmüş. Adam, arkadaşından, oğlunu bir yıl süre ile acımadan, esirgemeden çalıştırmasını, yıl sonunda bir altın lira verip geri göndermesini istemiş. Oğlunu bırakıp geri dönmüş. Ama rençber dostu, işini kendine göre düzene koymuş olup, başka bir işçiye gereksinimi olmadığından, arkadaşının çocuğunu babasının dediği gibi çalıştırmak, sıkmak istememiş. Çocuk hiçbir iş yapmadan, doğru dürüst bir şey öğrenmeden yılın sonu gelmiş. Adam çocuğa bir altın lirasını verip, doğru babasının evine göndermiş.
Oğlan köyüne, evine gelmiş. Babası ocağın başında otururken oğlan içeri girmiş, oğlunu gören baba:
***8220;İyi çalıştın mı, iyi hizmet ettin mi***8221; diye sormuş.
***8220;Evet***8221; demiş oğlan, ***8220;çalıştım, elimden geleni yaptım***8221;.
***8220;Ne kadar para kazandın***8221; demiş babası.
***8220;Bir altın lira***8221; demiş oğlu.
***8220;Ver bakalım o parayı***8221; demiş babası, parayı aldığı gibi yanmakta olan ocağın içine atmış. Delikanlıda bir tepki olmamış. Bunu gören baba oğlunun para kazanmak için hiçbir emek harcamadığını anlamış.
Baba bu kez oğlunu gene çok uzak bir yerde bulunan bir başka köydeki, başka bir arkadaşının yanına işçi olarak vermiş. Ondan da önceki gibi rica etmiş; bir yıl boyunca acımadan, esirgemeden çalıştırmasını, yıl sonunda da bir altın lira verip geri göndermesini söylemiş. Fazla vakit geçirmeden köyüne dönmüş. Ama bu arkadaşı da işçiye pek gereksinimi olmadığından, o da çocuğu pek sıkmamış, arkadaşının oğlunu, genç bir konuğu olarak ağırlamış, nazlamış. Bir yıl dolunca da altın bir lirasını verip çocuğu geri göndermiş. Dönünce oğlan babasını yine ocağın başında dinlenirken bulmuş.
***8220;İyi çalıştın mı, oğlum***8221; diye sormuş babası.
***8220;Evet baba, çalıştım, ne iş verdilerse yaptım***8221;.
***8220;Peki ne kadar para kazandın?***8221;
***8220;Bir altın lira***8221;.
***8220;Ver bakim***8221; deyip babası parayı almış, biraz daha yavaş davranarak onu da ocaktaki ateşe fırlatmış. Oğlan yine tepki vermemiş. Baba oğlunun yine doğru dürüst çalışmadığını, emek harcamadığını anlamış.
Baba bu kez oğlunu bir başka uzak köydeki zanaatkar bir dostuna götürmüş. Aynı şekilde bir yıl boyunca acımadan, esirgemeden çalıştırmasını, yıl sonunda da yalnızca bir altın lira vererek geri göndermesini rica etmiş. Zanaatkar dostunun işi çokmuş ama para verip işçi tutacak durumda olmadığı için, arkadaşının oğlunu kendisine yardımcı olarak bırakmasına pek sevinmiş. Başlamışlar birlikte çalışmaya. Adam ne yaparsa çocuk da onunla birlikte aynı işi yapıyormuş. Başlangıçta oğlan biraz isteksiz davranıyor, yaptığı işi pek sevmiyormuş. Alıştığı tembellikten pek kurtulamamış. Ama sonraları yavaş yavaş eli işe yakışır, zevkli çalışır olmuş, ustasını memnun etmeye başlamış.
Sayılı günler çabuk geçmiş. Yıl sonu geldiğinde usta çırağına yalnızca bir altın lira vermeyi uygun bulmamış, kendisine bunca yardım eden delikanlıya hiç değilse iki altın lira vereyim demiş ve vermiş. Çırak çalışkan ve dikkatli iş yapmaya alışmış olduğu için, ustası ona bir evlat gibi davranmış, ***8220;Ne zaman istersen gel, gene beraber çalışalım***8221; demiş ve oğlanı köyüne uğurlamış.
Delikanlı köyüne ulaştığında babasını yine ocağın başında oturur bulmuş. Baba oğlunun geldiğine sevinmiş ama pek belli etmemiş.
***8220;Bu kez iyi çalıştın mı bari***8221; demiş babası.
***8220;Çalıştım baba, ne iş verdilerse yaptım***8221; diye cevap vermiş oğlu.
***8220;Ver bakalım öyleyse, görelim kazancın ne kadarmış?***8221; diyerek babası, oğlunun iki altın lirasını almış. Hiç bakmadan fırlatıp yanmakta olan ocağa atmış. Bunu gören oğlan:
***8220;Baba ne yapıyorsun? O parayı kazanmak için bir yıl boyunca çalıştım, emek verdim ben***8221; demiş ve yanmakta olan ocağa elini daldırarak paraları çıkarmış.
Baba oğlunun gerçekten çalıştığını anlamış. Onun çalışmaya alışmış olmasına, emek harcayarak kazanılan paraya değer vermeye başlamasına çok sevinmiş. Artık ikisi el ele vererek daha güzel, daha iyi yaşamak için çalışıp durmuşlar. Çalışıp kazanmışlar, mutluluk içinde yaşayıp gitmişler.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 25.08.07, 00:42
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Eden bulur
Adıge Pşısexer, s.143.
Anlatan: Xhut Yerecıb Biram oğlu, 68 yaşında, Cacahable Köyü***8217;nden.
Derlendiği yıl: 1969.

İki arkadaş zengin bir beyin yanında çalışırmış. Bunlardan biri, kendini öne çıkarmak için diğerini fark ettirmeden beyin gözünden düşürmek istemiş.
Bir gün bir iş için beyin huzuruna çıkmaları gerekiyormuş. Önce oturmuşlar, birlikte bir güzel yemek yemişler. Ara bozucu olan ne yapıp edip, arkadaşının çokça sarımsak yemesini sağlamış ve: ***8220;önce sen görüş, sonra da ben görüşürüm***8221; diyerek görüşme önceliğini arkadaşına vermiş. Arkadaşı bu inceliğe sevinerek öneriyi kabul etmiş ve beyin huzuruna önce kendisi çıkmış. Bey yapılacak bazı işleri anlatırken, adam, sarımsak kokusu beyi rahatsız etmesin diye ikide bir büyünü sağa sola çeviriyormuş. Bu davranış beyin dikkatinden kaçmamış ama pek bir anlam verememiş. Söyleyeceklerini söyleyip adamı göndermiş.
Bir süre sonra beyin huzuruna arabozucu olan çıkmış. Elleri yanda hazırolda durmuş, çok saygılı ve terbiyeli biri gibi davranmış beyin huzurunda. Bey ne söylese hep ***8220;peki efendim, baş üstüne efendim***8221; diye cevap veriyormuş. Beyin sözleri bitince kendisi söz almış ve:
***8220;Saygıdeğer beyimiz***8221; demiş. ***8220;Bu arkadaşım, ***8216;beyimizin ağzı çok fena kokuyor. Yanına yaklaşılmıyor***8217; diyor***8221; demiş.
***8220;Ha!.. Öyle mi?.. O köpek oğlunun ben konuşurken yüzünü sağa sola çevirip durması ondanmış demek***8221; demiş bey, pek kızmış, öfkelenmiş.
Bir süre sonra bey için ***8220;ağzı kokuyor***8221; diyen adamı çağırtmış, bir mektup verip kendi konağına götürmesini istemiş.
Adam, ***8220;Peki efendim***8221; diyerek zarfı alıp, yola düşmüş. Arabozucu arkadaşı olanları uzaktan izliyormuş, arkadaşının yola çıktığını görünce önüne gelmiş.
***8220;Nereye gidiyorsun***8221; diye sormuş.
***8220;Beyim bir mektup verdi, onu evlerine götürüyorum***8221; demiş.
Arkadaşı kendisinin zaten o tarafa gideceğini, mektubu da kendisinin götürebileceğini söylemiş. Dürüst arkadaşı bunda bir sakınca görmemiş ve mektubu kıskanç arkadaşına vermiş. Aslında arabozucu, kıskanç arkadaşının amacı, kendisini daha çalışkan ve sadık göstererek beyin gözüne girmekmiş.
Arabozucu, kıskanç arkadaş aldığı mektubu yerine ulaştırmış. Mektubu alan görevliler zarfı açıp okumuşlar: ***8220;Bu mektubu getiren adamı yok edin!***8221; diyormuş mektupta. Bir odaya çekilip aralarında gizlice görüşmüşler, gerekli hazırlığı yaparak mektubu getiren adamın yanına gelmişler, onu kıskıvrak bağlayıp götürmüşler ve beyin emrini yerine getirmişler, adamı öldürmüşler.
Olay sonradan ortaya çıkınca insanlar öldürülen adamla acıyacak yerde; ***8220;Oh oldu!***8221; demişler, ***8220;başkasına kuyu kazan, kazdığı kuyuya kendi düşer.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 25.08.07, 00:43
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Çerkesler - adıge pşisexser veya çerkes masalları

Yüz yaşındaki dedenin bilgeliği
Adıge Pşısexer, s.144.
Anlatan: Bilinmiyor.
Derleyen: Bilinmiyor, anonim.

Eskiden Adıgeler (Çerkesler) çok uzun ömürlüymüş. İki yüz yıla yakın yaşayanlar bile olurmuş.
Hatta o kadar ki; günün birinde bilgeler adamın birine; ***8220;sen yüz elli yıl yaşayacaksın***8221; demişler de, adam, ***8220;ömrüm o kadar kısacıksa ev bark yapmak için uğraşmaya değmez***8221; demiş ve kendisine bir ev bile yapmamış, diye anlatırlar.
Töreye göre eski Adıgeler çok yaşlanıp, iyice elden ayaktan düşenleri bebekliklerindeki gibi yeniden beşiğe yatırırlarmış, evin gelinleri de bu yaşlılara küçük bir bebek gibi sırayla bakarlarmış.
İyi gelinler kayınbabalarının beşiklerini sallarken:
***8220;Lay lay beşikteki seherim,
Yoktur senden heç kederim,
Evimizin en kıymetlisi, altını,
Sensin benim kayınpederim***8221;
Türünden ninniler söylerlermiş. Beşiği sallama sırası gelen kötü gelinler ise:
***8220;Lay lay benim kayınpederim,
Çabucak ölmeni beklerim.
Lay lay benim kayınpederim,
Tez zamanda yok olmanı dilerim***8221;
Diyerek ninni söylerlermiş.
Bu sözleri duyup da üzülen beşikteki zavallı ihtiyar de:
***8220;Gelin hanım deme öyle,
Eltin iyi gelin gibi söyle,
Yaşlanırsan benim gibi,
Sen de horlanasın böyle***8221;
Diyerek sızlanırmış.
İnsanlar daha da yaşlanınca onları uzun bir sepete yatırıp, yüksek bir direğe/ağaca asarlarmış. Böyle yapmakla kedi, köpek ve çıyan gibi hayvanlara karşı korurlarmış onları. Asılı sepetin içinden aşağı bakan bazı yaşlılar:
***8220;Gelin hanım güzel kokulu, besleyici yemekler yap, güçlenip düğüne gidesim geldi***8221; diye seslenir, hâlâ hayata bağlılık arzularını belli ederlermiş.
Uzun, yıllar böyle sürmüş. Bir zaman sonra Adıgeler, geleneksel olarak yaptıkları yıllık kabileler arası kurultaylardan birinde yaşlı insanların durumu gündeme getirilmiş. Bir kısım kabile temsilcileri:
***8220;Beşikteki ve sepetteki yaşlılarımız hem eziyet çekiyor, hem de gelinlerimizi çok meşgul ederek işlerimizi aksatıyorlar. Yaşlıların bu sepet ve beşik içinde beslenmesi meselesine bir çözüm getirmeliyiz***8221; demişler. Konu gündeme alınmış. İsteyenlere söz verilmiş, uzun ve tartışmalı görüşmelerden sonra bir karar varılmış ve bir yasa çıkarılmış. Yasanın özü şu imiş:
***8220;Bu tarihten sonra çok yaşlanan insanlar artık evde beslenmeyecek, bir sepet içine konulup yüksek bir uçurumdan aşağı atılacaktır. Atılan sepetteki kişinin sonu ne oldu diye uçurumun dibinde hiçbir araştırma yapılmayacaktır***8221;.
Yasa, ülkenin her yanındaki Adıgeler***8217;e duyurulmuş. Artık yaşlılar sepet veya beşik içinde beslenmeyip,uçurumlardan atılır olmuş. Özellikle gelinlerin pek memnun kaldığı bu uygulama yıllarca yüzyıllarca sürüp gitmiş.
Günlerden bir gün, yaşlanan bir adamı her zamanki âdetleri gereği bir uçurumdan aşağı atmışlar. Yaşlı adamın genç bir torunu varmış, dedesine çok düşkünmüş. Ertesi gün gizlice dedesini kontrole gitmiş. Bakmış ki dedesinin konmuş olduğu sepet, uçurumun dibindeki bir ağacın dalında asılı duruyor. Hemen ağaca çıkmış sepeti aşağı indirmiş. Dedesinin yaşamakta olduğunu görünce sevinçten ağlamış, ona sarılıp öpmüş. Dedesini sepeti ile o cıvadra bulunan bir mağaraya götürmüş, yerlere ot ve kuru yaprak sererek yatırmış. Mağaranın kapısını kuvvetli ağaç dalları ile kapatarak, dedesine gene geleceğini söyleyerek oradan ayrılmış.
Delikanlı, töreye karşı çıkmış olacağından yaptığı işi kimseye anlatamamış, ama her gün ava gitmeye başlamış. Av bahanesiyle çıkıp dedesini ziyaret ediyor, ona yiyecek içecek götürüyormuş. Her gittiğinde de dedesi, köyde olup biten şeyleri merak ediyor, o da anlatıyormuş. Günler böyle geçip giderken bir gün köyde şöyle bir olay olmuş: Köylüler köy kenarından akıp giden ırmağın dibinde bir altın küp görmüş. Onu görenlerin hepsi birden altına sahip olmak için suya atlamış ama bir şey bulamadan sudan çıkmışlar. Suyu bulandırıyoruz onun için bulamıyoruz diye kenarda bekliyorlarmış, ırmağın bulanıklığı geçince gene altın küpü görüyor, gene suya dalıyorlarmış. Ama nafile, küpü bulamayıp tekrar sudan çıkıyorlarmış.
Torun dedesine gittiğinde ona bu olayı ve köylülerin ırmaktaki heyecanlı dalış çıkışlarını bir bir anlatmış. Dede:
***8220;O altın küp kim çıkarırsa onun olacak değil mi oğlum***8221; diye sormuş.
Torun:
***8220;Evet dedeciğim***8221; demiş. Dede:
***8220;Öyleyse o altın küpü sen bulacaksın. Ama altın küp eline geçince onu köy halkına eşit olarak dağıtacaksın***8221; delmiş. Torun:
***8220;Dedeceğim nasıl olur? Kimsenin bulamadığı şeyi ben nasıl bulabilirim? Hem ben suda yüzmeyi de doğru dürüst bilmem ki!..***8221; demiş.
Dede:
***8220;Oğlum, yarın herkes gibi sen de suda altın küpün göründüğü yere gideceksin. Orada mutlaka büyük bir ağaç vardır. O ağacın dalları arasına iyice bir bakacaksın. Altın küp o ağacın dallarından birinde asılı olmalı. Suda görünen altın küp, dalda asılı olan esas altın küpün görüntüsüdür. Senin yapacağın şey, ağaca çıkıp o küpü indirmektir. İşte mesele bu kadar basit oğlum***8221; demiş.
Ertesi gün delikanlı, dedesinin söylediklerini aynen uygulamış. Köylülerle ırmakta altının görüldüğü yere gitmiş. Bakmış ki orada gerçekten büyük bir ağaç varmış. Ağacın altına girmiş, kimseye belli etmeden ağacın dallarını bir bir kontrol etmiş. Bakmış ki dalların kuytu bir yerinde bir altın küp asılı dürüyor. Hemen ağaca çıkmış ve altın küpü indirip köye getirmiş. Köylüler hayret ve merak içinde delikanlının peşinden gidiyormuş. Genç torun yüksekçe bir yere çıkarak bütün köylülerin köy meydanında toplanmasını istemiş, kendilerine altın dağıtacağını duyurmuş.
Köylülerin hepsi telaş içinde meydana koşmuş. Torun, yaşlı genç, kadın erkek, fakir zengin demeden, kendisi de dahil herkese altınların hepsini dağıtmış. Köylüler sevinç içinde dağılmış. Herkes bu gencin altını nasıl bulduğunu ve adil bir şekilde nasıl dağıttığını konuşur olmuş. Olay ülkenin her yanında duyulmuş ve masal gibi anlatılır olmuş. Delikanlı, dedesini ziyarete gittiğinde dede:
***8220;Altın küpü buldun değil mi oğul?***8221; diye sormuş.
Torun:
***8220;Evet dedeciğim, buldum ve tavsiyenize uyarak herkese eşit olarak dağıttım***8221; demiş. Köylülerin hayret ve merakını da, aldığı duaları da anlatmış. Aradan aylar geçmiş, gene bir gün dedesini ziyarete gittiğinde dede:
***8220;Yeni havadis yok mu oğul***8221; demiş.
Torun:
***8220;Var, yeni bir havadis var***8221; demiş.
Dede:
***8220;Nedir bu yeni havadis? Anlat bakalım***8221; demiş.
Torun anlatmaya başlamış:
***8220;Ülkenin kıralı öldü yeni kıral seçilecek. Ancak kimi kıral yapacakları hakkında halk bir karar veremiyor. Thameteler bir toplantı yapmışlar ve sonunda şu karara varmışlar: ***8220;Güneşin doğuşunu kim ilk görürse veya fark ederse o kıral olacak***8221;.
Erkeklerin çoğu kıral olmak ümidi ile her gün tepelere, bayırlara, dağlara erkenden çıkıyormuş, ama güneşi ilk gören bir değil, pek çok kişi olduğu için kıral seçimini bir türlü bitiremiyorlar***8221; demiş. Dedesi torununa:
***8220;Yarın sen de o adaylara katıl! Köyün yakınındaki ırmağa bakan yüksekçe bir yamaçta otur ve devamlı suyun içine bak. Güneş ilk doğduğunda evvela semayı aydınlatır. Semanın aydınlığı suya yansır. İşte nehirdeki suyun rengi ışıldadığı an güneş doğmuş demektir. Derhal: ***8216;Güneş doğdu***8217; diye yüksek sesle bağır ve elindeki bayrağı jürideki Thametelere doğru salla***8221; demiş.
Torunu dedesinin sözlerine uygun olarak ertesi gün kıral adaylarına katılmış. Herkes gibi dağlara tepelere yüksek ağaçlara çıkmamış. Nehrin kenarındaki bir yamaçta elinde bayrakla oturup devamlı suya bakmaya başlamış. Çok geçmeden:
***8220;İşte güneş şimdi doğdu***8221; diye bağırmaya başlamış ve elindeki bayrağı sallayarak jürideki Thametelere sesini duyurmuş. Öteki adaylarsa ondan çok daha sonra:
***8220;Güneş şimdi doğdu, güneş şimdi doğdu***8221; diye bağrışmaya başlamış. Ama bağıranlar ve bayrak sallayanlar bir iki değil pek çokmuş. Jüri toplanmış. Yüksek dağlara yerleştirilen gözcüleri çağırtıp dinlemişler, aralarında konuşmalar yapmışlar ve güneşin doğuşunu ilk görenin dedesini çok seven bu delikanlı olduğuna karar vermişler. Delikanlıyı çağırıp:
***8220;Ey delikanlı! Ülkenin kıralını seçmek için görevlendirilen bizler, güneşin doğuşunu ilk görenin sen olduğuna karar verdik. Alınan kararları uygulamak töremiz gereğidir. Şu andan itibaren ülkenin kıralı sizsiniz. Hayırlı uğurlu olsun. Ancak halkımızın ve bizim merak ettiğimiz şu iki hususun bize açıklanmasını istiyoruz***8221; demişler, ***8220;Bunlardan birincisi, altın küpü herkes nehirde ararken siz onun ağaçta olduğunu fark ettiniz. Ağaca çıkarak onu bulup indirdiniz. Bunu nasıl akıl ettiniz? İkincisi, kıral olmak için adaylara katıldığınızda, otrumuş olduğunuz yer herkesten daha alçak bir yer olmasına rağmen, güneşin ışınlarının bulunduğunuz bölgeye ilk vuruşunu nasıl bildiniz? Bunların açıklanmasını bekliyoruz***8221;.
Jürinin bu isteği üzerine genç:
***8220;Büyüklerimin bu arzularını yerine getirmek b.enim için bir görevdir. Ancak bir şartım var. Ben törelerimizden birini bozdum, peşinen beni af edeceğinize dair söz veriniz. Aksi taktirde bana vermiş olduğunuz kırallık görevinin de kabul edemeyeceğim***8221; demiş.
Jüri ve ülkenin ileri gelenleri kendi aralarında bir konuşma yapmışlar. Aralarında seçtikleri bir temsilciyi konuşturmuşlar. Temsilci yeni kırala:
***8220;Törelerimizden birini bozduğunuzu, ona karşı gelmiş olduğunuzu söylediniz. Bu töreye karşı geliş, haksız bir cinayet değilse, düşman lehine yapılmış bir casusluk değilse, vatana karşı işlenmiş bir suç değilse, ırz ve namusa tecavüz değilse sizi af ederiz. Ancak yukarıda saymış olduğum bu suçlardan birini işleyip bizden saklamışsanız sizi hiçbir şekilde af edemeyiz. Daha önce almış olduğumuz kararlar uyarınca sizi kıral seçtik, bundan da dönemeyiz. Ancak biraz önce söz ettiğimiz suçlarla uzaktan yakından bir ilginiz olmuş ise sizi kalben kıral olarak tanıyamayız ve ilk fırsatta da sizi kırallıktan düşürürüz. Bunu da siz peşin olarak biliniz***8221; demiş.
Kurul temsilcisinin bu sözleri üzerine genç kıral:
***8220;Değerli büyüklerim! Bahsedilen ve tek tek sayılan bu suçlarla hiçbir ilgim yoktur. Benim töreye karşı gelişim şudur: Benim altın küpünü bulmamı sağlayan ve güneşin ilk doğuş vaktini bilmem için akıl veren dedemdir.***8221;
Kıralın bu sözlerini duyan oradaki bütün insanlar ***8220;Nasıl olur bu***8221; diye hayret dolu bakışlarla genç adama bakmaya ve aralarında uğultu halinde konuşmaya başlamışlar. Ancak yeni kıral sözlerine devam etmiş; ***8220;Birinci olarak sormuş olduğunuz altın küpü bulma meselesi şu şekilde gelişmiştir. Dedem, nehirde görülen altın küpün orada bulunan bir ağacın dalında asılı olan bir altın küpün suya vuran görüntüsü olduğunu ve asıl küpün ağacın dallarından birinde asılı olması gerektiğini söyledi. ***8220;Ağacın dallarını kontrol et! Göreceğin altın küpü çık al ve köy halkına eşit olarak dağıt***8221; dedi. Ben de onun verdiği akıl üzerine hareket ettim.
İkinci sorunuz olan güneşin ilk doğuşunu, nasıl bildiğim konusuna gelince; o aklı veren de dedemdir. Dedem bana; ***8220;güneş doğarken ilk olarak gökyüzünü aydınlatır, aydınlanan gökyüzünün ışınları yerdeki sulara yansır ve sularda bir aydınlık meydana gelince bil ki güneş doğmuştur***8221; dedi. Benim başarmış olduğum bu iki konuda da akıl veren dedemdir. Şimdi siz, ***8220;dedeniz çok önce uçurumdan atılmış ve ölmüş olduğuna göre bu nasıl olur***8221; diyeceksiniz. Onu da anlatayım: Ben dedeme çok düşkündüm. Geçen yıl dedem uçurumdan atıldığında acısına dayanamadım. Ertesi gün gidip uçurumun dibinde cesedini aradım. Baktım ki dedemin sepeti uçurumun dibindeki ağaçlardan birine takılmış duruyor. Hemen indirip parçalanan sepetini onardım, yaralarını sardım ve götürüp bir mağaraya sakladım. Her gün gizlice gidip ona yiyecek içecek veriyordum. Bu yaptığım iş törelerimize aykırı olduğu için kimseye söyleyemedim. Ama görüyorsunuz ki çok yaşlanıp elden ayaktan düşseler de büyüklerimin hayattan aldıkları büyük tecrübeleri ve bilgileri vardır. Onların gösterecekleri yolda gidersek aydınlığa çıkarız. Bu nedenle kıral olarak ilk emrim, bundan böyle yaşlılarımızın uçurumlardan atılmamasıdır. Artık kendi eceliyle ölünceye kadar onlara son derece sevgi ve saygı gösterilecektir. Bu ilk buyruğumun özenle uygulanmasını isterim***8221; demiş.
Yeni kıralın konuşmalarını dinleyen halk onun bu kararını alkışlayarak kabul etmiş.
Genç kıral ilk iş olarak gidip yaşlı dedesini saklı olduğu mağaradan çıkarmış, dedenin dönüşü onuruna bir şölen düzenlemiş.
Bu olaydan sonra Adıgeler***8217;de yaşlıları uçurumdan atma âdetinin kaldırıldığı ve ister kadın olsun ister erkek, tüm yaşlılara koşulsuz saygı göstermenin tartışılmaz kural haline geldiği rivayet edilir.
(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
adıge, çerkes, çerkesler, masalları, pşisexer

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:54 .