iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:23 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » çingene - gypsy about meanness stinginess

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 28.08.07, 18:01
Standart çingene - gypsy about meanness stinginess

28.08.07, 18:01


Çingeneler kimdir?
Çingenelerin adı ve vatanı
Çingene Mitolojisi
Ağaç Kültü
Alako kimdir?
Altın Çağ
Ana
Antropojeni
Ateş
Ay
Balık Adamlar kimdir?
Beng nedir?
Beş Başlı Adam kimdir?
Butyakengo kimdir?
Carana kimdir?
Cinler
Cohano kimdir?
Cüceler
Çingene İncili
Çingene Laneti
Çingene vaftizi
Dağlar ve Dağ Kültü
Devler
Dünyanın yaratılışı
Fallusa Tapınma
Firavun
Güneş Kıralı kimdir?
Hagrin kimdir?
Hastalık cinleri
İstavroz
Kader kadınları
Kadın büyücüler
Kavim söylenleri
Kesali nedir?
Koruyucu Ruh
Köpek
Köpek İnsanlar
Kutsal aile
Lanet ve müjde
Loholico kimdir?
Mulo kimdir?
Müjde
Nivasi kimdir?
Orman cinleri kimlerdir?
Ölüler Ülkesi neresidir?
Periler
Phuvus nedir?
Proroe ve İlia kimdir?
Ruh göçü nedir?
Rüzgar Kıralı kimdir?
Saç nedir?
Sara kimdir?
Sis Kıralı kimdir?
Suyolak nedir?
Şeytan kimdir?
Tanrı kimdir?
Tatula kimdir?
Tavuk ve yumurta nedir?
Tufan nedir?
Tüm Tohumlar Ağacı
Urmen kimdir?
Yazının yokluğu
Yemin
Yer ve gök nedir?
Yer nedir?
Yeraltındaki canlılar kimlerdir?
Yılan
Yıldızlar
Çingene Haberleri



Kimler Çingenedir?
Çingene adı altında toplanan bütün büyük etnik grupların listesi (Sınıflandırma bizzat Çingeneler tarafından yapılmış ve uzmanlar tarafından da kabul edilmiştir)
“Çingene kanı taşıdığını iddia eden üç ana grup bulunmaktadır: Kaldera, Gitano ve Manuşlar.
1. Kaldera Çingeneleri : Yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu iddia ederler. Adlarından da anlaşıldığı üzere, çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Rumence’de kazanın adı caldera’dır. Önce Balkan Yarımadası’ndan çıkmışlar, sonra Orta Avrupa’dan Fransa’ya geçip beş kola ayrılmışlardır.
a. Lovariler : Macaristan’da uzun süre yaşadıklarından dolayı, Fransa’da Macar adıyla çağrılırlar.
b. Boybalar : Transilvanya’dan gelmişlerdir ve savaştan önce, evcilleştirilmiş hayvanlarla gösteri yapan Çingeneler’in çoğunluğunu oluşturmaktaydılar.
c. Luri ya da Luliler : Bugün de Firdevsî’nin anmış olduğu Hint kavminin adını taşırlar.
d. Çurariler : Diğer Kaldera Çingeneleri’nden ayrı olarak yaşarlar. Vaktiyle at alıp satan Çurariler, bugün kullanılmış araba alım satımıyla uğraşmaktadır.
e. Turko-Amerikalılar : Avrupa’ya gelmeden önce, Türkiye'den Amerika Birleşik devletleri’ne göç etmiş oldukları için kendilerine bu isim verilmektedir.
2. Gitanolar : Kendilerine yalnızca İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika ve Güney Fransa’da rastlamak mümkündür. Dış görünüşleri, lehçeleri ve gelenekleriyle Kalderalılar’dan ayrılırlar. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar.
3. Manuşlar : Orta Avrupa’daki Çingeneler’dir. Muhtemelen İndus kıyılarından geldikleri için, kendilerine Sinti de denmektedir. Üç alt gruba ayrılırlar.
3.a. Valsikanlar ya da Fransız Sintileri: Pazarcılık yapar ve sirklerde çalışırlar.
3.b. Gaygikanlar ya da Alman, Alsalsı Sintiler : Bunlar çoğu kez, Çingene olmayan, ancak aynı gelenek ve göreneklere göre yaşayan Avrupalı göçebelerle karıştırılmaktadır.
3.c. Piemontesliler ya da İtalyan Sintileri : Örneğin İtalya’nın tanınmış ailelerinden Buglioneler bu gruba girmektedir.
Bu üç grubun dışında İngiltere, İrlanda ve İskoçya’da yaşayan Gypsieler, Kaldera, Manuş ve Tinkerler’e benzerler. Bunlar gezginci kazancılardır ve Çingene asıllı olup olmadıkları kesin değildir.
Bütün bu ayrımlar elbette keyfidir. Bu gruplardan her biri yalnız kendilerinin gerçek Çingene olduğunu iddia eder ve diğer grupları kendilerinden aşağı görür. Her grubun kendi lehçesi, kendi yasaları ve gelenekleri bulunmaktadır. Ancak, Çingene kavimleri konusunda her bir grubun kendine özgü bir sınıflandırma tasarımına sahip olması çok daha önemlidir.
Kendi kavimlerinin mensupları dışındaki insanları nitelendirmek için, genellikle onların meslekleri belirtilir. İşte böylece Ursariler, yani ayı oynatıcılarından söz edilir. Örnek olarak, Romanya’daki değişik Çingene gruplarının bir listesi verilmektedir. Bu isimler, oldukça farklı bir lonca oluşturan Laieşi ve Ursari Çingenelerince kullanılmaktadır:
Blidariler, ahşap mutfak araç gereci yapıp satar.
Chivutseler, bunların karıları badanacıdır ve dolayısıyla oturdukları evlerin dış cephelerini her yıl yeniden boyamakla görevlidirler.
Ciobatoriler, ayakkabı yapımı ve onarımıyla uğraşırlar.
Costorariler, kalaycıdır.
Ghilabariler, çalgıcıdırlar.
Lautariler, çalgıcı ve lüt yapımcısıdırlar.
Ligurariler, ahşap ve araç gereçler yapıp satarlar.
Meshteri Lacatuşiler, çilingirdirler.
Rudariler, ahşap araç ve gereç yaparlar.
Salaboriler, duvarcıdırlar.
Vatraşiler, çiftçi ve bahçıvandırlar.
Zlatariler, ırmak kıyılarında altın ararlar.
Bu liste henüz tam değildir. Popp Serboianu, on dört ayrı Rumen Çingene grubundan söz etmektedir. Ancak bunlar da yine listenin tamamı değildir.”
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 28.08.07, 18:01
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess

Çingenlerin adı ve vatanı
“Daha başka birçok dilde benzer biçimlerde söylenen (Almanca) Zigeuner sözcüğü (Macarca Czigány, Rumence Cigánu, Fransızca Tsigane, İtalyanca Zingaro, Türkçe Çingene v.b.) bugüne kadar kesin olarak açıklanamamıştır.(1) Aynı sıklıkta kullanılan (Almanca) Ägypter kavramı (İspanyolca gitanos, İngilizce gypsies, Yunanca gifti, Arnavutça Evgit v.b), Çingeneler’in Avrupa’da ilk kez ortaya çıktıkları sıradaki kendi beyanlarına dayanır.
Çingeneler kendilerine Rom, dişil Romni, dillerine ise Romani der. Bir cins isim olan bu sözcük ‘adam, insan’ anlamına gelmekte olup, bugün hâlâ Hindistan’da rastlanan düşük bir kastın adı olan Sanskritçe Domba sözcüğünden türetilmiştir. (Hindu dilinde domb, dişil domnï, Pencapça dũm v.b.). Ayrıca Manuš (< Skt. mãnuşa ‘insan’), Sende, Sinde(2) (belki de < Skt. Saindhava ‘eski Hint eyaleti olan Sindh’den gelme) ve Kalo (siyah) sözcükleri de kullanılmaktadır. (3) Kuzey Almanya ve İskandinavya’da, Çingeneler’e yer yer bugün de Tatern (Tatarlar) denmektedir.
Çingeneler’in vatanı konusunda uzun bir süre yalnızca tuhaf tuhaf tahminler ortalarda dolaştıktan sonra, 18.yy.’ın sonuna doğru, dillerinden hareketle onların vatanının Hindistan olduğu kesin bir biçimde saptanabilmiştir.(4) Romani’nin temelinde, Hint-Ari dillerinin (Hindu dili, Racastanca) merkez grubu içinde yer alan –ve bugüne kadar hep iddia edildiği üzere Kuzeybatı Hindistan’da yerleşik olmayan- bir Orta Hindistan lehçesi yatmaktadır.(5) Bu lehçenin gramer yapısı tümüyle Hint-Ari dillerine özgü özellikler, ses bilgisi ise M.Ö. 300 yılında kağıda dökülmüş olan Pali’de dahi artık rastlanmayan tuhaf eskilikler içermektedir. Böylesine eski bir tarihte göç ettikleri varsayımından daha çok, burada yerel eksikliklerin söz konusu olduğundan yola çıkmak gerekir. Yazılı dillerin geliştiği durumlarda da, bu eskilikler ücra bölgelerde muhafaza edilmiştir. Günümüzde, Romani çok sayıda lehçe ve ağza ayrılmış bulunmaktadır.(6)
Hintçe’nin konuşulduğu bölgeden ayrılış tarihi konusunda yalnızca belirsiz tahminlerde bulunulabilir. Firdevsî’nin Şeyhnamesi’nde (yaklaşık M.S. 1000), betimlemeye göre Çingeneler’e çok benzeyen göçer bir kavim olan Luriler’den söz edilmesi, terim olarak bir ante quem olsa gerek. Buna göre Luriler, M.S. 420 yılında 12 bin kişiyle Hindistan’ı terk etmiş ve daha sonra başka yolculuklara çıkmışlardır.(7) Çingeneler’in Avrupa’ya ve oradan da Yeni Dünya’ya yayılmaları 15. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir.
Bu konudaki ilk belgeler 1416 yılına ait olup, yer Transilvanya’da Kronstadt’dır. Takip eden yıllarda, pek çok Avrupa kentine ait Kroniklerde, kendilerine Hıristiyan hacı süsü veren ve Mısır’dan geldiklerini iddia eden Çingene gruplarının ziyaretinden bahsedilmektedir.(8) Bu dolaysız tarihi belgelerin öncesinde, Çingeneler’in göç yolları hakkında bize Romani’nin temel söz varlığı bazı bilgiler vermektedir. Bu dilde bulunan Yunanca sözcüklerin oranı oldukça çoktur; ayrıca Farsça ve Ermenice’den de çok sayıda sözcük geçmiştir. Romani’ye benzer dilleri olan Çingene kavimlerine, bugün Ermenistan(9) ve Suriye’de(10) hâlâ rastlanmaktadır. Bronz işçilik sanatını Avrupa’ya getirmiş olanların, metaller ve demircilik konusunda bilgili Çingeneler olduğu yolundaki aşırı cüretkâr hipotezler –her ne kadar buna benzer tahminler yüz yıldan da daha önce (1843 yılında Bataillard tarafından) ortaya atılmış ve kısa bir süre önce (F. De Ville) tarafından yeniden ele alınmışsa da- sırf filolojik ve kronolojik nedenlerden ötürü dikkate alınamaz.
Bugün, yeryüzündeki Çingeneler’in sayısını saptamak oldukça güçtür; tahmini olarak bu sayı Avrupa için 500 bin ile bir milyon kişi arasındadır.(11) Geçimlerini, her ülkede olduğu gibidilencilik ve hırsızlığın dışında, demircilik, falcılık, müzik ve dens, at alım satımı, ayı oynatıcılığı, çerçilik v.b. ile sağlamaktadırlar. Bu arada, kavimlerin pek çoğu bu sayılan faaliyet alanlarından yalnızca birinde uzmanlaşmıştır.(12) Avrupa’da ortaya çıkmalarından kısa bir süre sonra, değişim ülkelerde kısmen acımasız takiplere maruz kalmışlar, daha sonra da kendilerini Nazi Almanyası’ndaki toplama kamplarında buluvermişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde Çingeneler’in karakteristik özellikleri gittikçe daha fazla yok olmuştur. Gelişen sanayileşme sonucu Çingeneler’in gleneksel geçim kaynakları da sınırlanınca, misafir oldukları halkların kültürüne tümüyle asimile olmaları, zamanın akışı içinde kendiliğinden tamamlanacak gibi görünmektedir. Üstelik son zamanlarda bu asimilasyon süreci, Çingeneler’in isteksizliğinden çok, yerleşik düzende yaşayanların geleneksel şüphecilikleri sonucu uzuyor izlenimi uyandırmaktadır.(13)”
(1) Dokuzuncu yüzyılda Frigya ve Likya’da yaygın olan bir Samariter Tarikatı’nın adı olan Athingani sözcüğünden türemiş olması, en
yaygın açıklama biçimidir. (Millosich, Mundarten (Lehçeler), IV, s.55)
(2) Örneğin Orta Avrupa’da yaşayan Çingeneler, çoğu kez Alman, Fransız ve İtalyan Sintileri olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
(3) Bkz. Arnold, Zigeuner (Çingeneler), s.13.
(4) J.C.C. Rüdiger, Von der Sprache und Herkunft der Zigeuner aus Indien. Neuester Zuwaachs der deutschen und allgemeinen
Sprachkunde in eigenen Aufsätzen, Bücheranzeigen und Nachrichten (Çingenler’in ve Dillerinin Hindistan’dan Türeyişi Üzerine. Özgün
Denemeler, Kitap Tanıtımları ve Raporlarda Alman ve Genel Dilbilgisinin Birikimi), birinci kısım, Leipzig 1782, s.37-84.
Systematischer Nachweis bei A.F. Pott, Die Zigeuner in Europa und Asien. Ethnogr. –linguist. Untersuchung, vornehmlich über Herkunft
und Sprache, nach gedruckten und ungedruckten Quellen (a.F.Pott’un Sistematik Çalışması. Yayımlanmış ve Yayımlanmamış
Kaynaklara Göre Avrupa ve Asya’daki Çingeneler. Etnografik ve Dilbilimsel Araştırma. Özellikle Çingenelerin kökeni ve Dilleri Üzerine),
I-II, Halle 1844-1845. Bkz. Wolf, Wörterbuch (Sözlük) s.16.
(5) Bkz. R.L.Rurner, The Position of Romani in Indo-Aryan = Gypsy Lore Society Monographs (Hint-Ari Dillerinde Roman Dilinin Yeri), no.4
(1927).
(6) Bkz. Franz Miklosich, Über die Mundarten und Wanderungen der Zigeuner Europas (Avrupa’daki Çingenler’in Lehçeleri ve Göçleri
Üzerine), 1872; J. Sampson, JGLS üçüncü seri, c. II, s.156.
(7) Bkz. Jules Bloch, Les Tsiganes (Çinganlar), s.25-27.
(8) Bkz. A.A. Colocci, Gli Zingari, Storia d’un popolo errante, Torino 1889, s.35. S.A. Wolf, Wörterbuch (Sözlük), s.14-16.
Bkz. Th.Münster, Zigeuner-Saga (Çingene Söylenceleri), Freiburg 1974, s.105.
(9) F.N. Finck, Die Sprache der armenischen Zigeuner = Mémoires de l’Académie Imp. Des sciences de St. Petersbourg (Ermenistan’daki
Çingeneler’in Dili), ser. VIII, c.VIII, no.5.
(10) R.A.S.Macalister, The Language of the Nawar or Zutt, the Nomad Smiths of Paletsine. = Gypsy Lore Society, Monographs 3 (o.J.).
Bkz. J. Bloch, Les Tsiganes (Çiganlar), s.18.
(11) E.Pittard, Cibe adlı dergide (Ciba Firması’nca çıkarılan bir dergi, Basel, 3.yıl, no. 31, s.1052) şu tahminlere yer vermektedir: 600 bin
(Miklosich, 1872 yılı itibariyle), 1.000.000 (Revue Encyclopédique 1832), Balkan Yarımadası’nda 150 bin-200 bin (Ami Boué 1840), 779
bin (Guido Cora 1895); Çingene yazar Matéo Maximoff’da bu sayı 2 milyondur (Zigeuner, Wanderndes Volk auf der Strasse)
(Çingeneler, Sokaklardaki Göçer Halk), Zürih 1959, s.10)
(12) P.Şerboianu’nun ayrıntılı açıklamaları, Les Tziganes (Çingeneler), Paris 1930, s. 33 (Almancası Zürih 1954).
(13) Bkz. L.Jochimson, Zigeuner heute. Untersuchung einer Aussenseitergruppe in einer deutschen Mittelstadt (Bugünün Çingneleri. Orta
Büyüklükte Bir Alman Kentindeki Marjinal Bir Grubun İncelenmesi, (Stuttgart 1963).
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28.08.07, 18:03
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess







Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28.08.07, 18:04
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess

Çingenelerin Mitolojisi
“Eski literatürlerde Cingeneler’in inanç ve dinine ayrılmış olan bölümler, monoton bir biçimde tekrar edilen şu iki düşünceyle sınırlıdır. Buna göre Çingeneler’in herhangi bir dini yoktur ve olsa olsa misafir oldukları halkların dinine görünüşte uyum gösterirler. Bir de Romanya ve Macaristan’da yaygın olan bir fıkra vardır ki, o da vaktiyle Çingeneler’in kilisesinin domuz yağından inşa edilmiş ve daha sonra köpekler tarafından yenmiş olduğudur.(14)
Bunun nedeni ise, geçimini daha ziyade hırsızlık ve dolandırıcılıktan temin eden bir halkın hiçbir inanç ve ahlaka sahip olamayacağı yolundaki önyargının dışında, esasen Çingeneler’in çekingenliğinde yatmaktadır. Onların ‘dinsiz’ oluşu, misafir oldukları halkların kendilerine zulmetmesine ve bu nedenden ötürü kendilerine zorunlu olarak sağlam inançlı birer Hıristiyan ya da Müslüman süsü vermelerine yol açmıştır.(15) Bu tarihsel ve sosyal-dinsel koşullar, Çingeneler’in aşırı, hatta neredeyse tabu diyebileceğimiz bir dikkat ve ürkeklikle dışarıdan herhangi bir kimseye kendi toplumsal ya da düşünsel, özellikle de dinsel gelenekleri konusunda açılmaktan sakınmalarının önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Çingeneler’in bir yazı diline sahip olmadıkları hususunu da göz önünde bulundurursak, -ki bu Çingeneler’in özbilincinde büyük rol oynayan ve neredeyse bütün kavimlerde değişik efsanevi ve söylensel tasarımlarda yer alan bir olgudur-(16), eldeki kaynakların görece az ve sınırlı oluşuna daha fazla şaşırmamak gerekir. Ayrıca, Çingeneler üzerine yapılan araştırmaların özellikle başlarında, bilimsel ilginin tek taraflı olarak dil konusuna yönelik oluşu ve son zamanlarda yapılan araştırmaların da daha çok sosyoloji ağırlıklı oluşu, araştırmamızın konusu açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Çingeneler’in söylensel ya da söylene benzer sözlü geleneklerinin ortaya çıktığı zamana ve geldikleri yere bakıldığında, bunların birbirinden bir hayli farklı öğelerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Kavimler eski gelenekleri farklı farklı ölçülerde devam ettirmişlerdir; ayrıca bir kavimde belli bir söylensel öğenin bulunmasından, bu öğenin başka kavimlerde de bulunacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Genel olarak Doğu Avrupa’da, özellikle Balkanlar’da yaşayan kavimlerin, Batı ve Orta Avrupa’da yaşayan kavimlere oranla geleneklerini daha iyi korudukları kabul edilmektedir. Aynı şekilde, sözlü gelenekler sadece göçer Çingeneler tarafından devam ettirilmektedir; yerleşik Çingeneler ise, bu geleneklerden ve dillerinden kısa bir süre içinde uzaklaşmaktadır.
Dolayısıyla, Çingene halkının başlangıçta ortak malı olan ilksel söylenlerin sayısını ve bunların neler olduğunu saptamak pek mümkün değildir. Eldeki söylenleri şöyle kabaca sınıflandıracak olursak, Hıristiyanlık öncesi döneme ait ve Hıristiyanlık dönemine ait söylenler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Böylece, söylenler arasında kendiliğinden kronolojik bir ayrım da yapılmış olur. Hıristiyanlık öncesi döneme ait sözlü gelenekler, Hindu mitolojisini anımsatan az sayıda ve kısmen yalnız etimolojik öğe (Tanrı; İstavroz; Tufan; Köpek; Dağ Kültü), Aboriginler sözlü gelenekleriyle olan tek tük benzerlikler (Dünyanını Yaratılışı...) ve yaygın Hindu İnancında var olduğu saptanmış bir gelenek olan ağaç evliliğini (Ağaç kültü) içermektedir. Evrendoğum söyleninin saptanabilen öğeleri, Hint Aborigin Kavimlerinden olan Bhil ve onlara komşu olan Gondlara (Dünyanın Yaratılışı...)(17) ait sözlü geleneklerle açık seçik bir biçimde benzerlik göstermektedir. Bu ise, Çingenelerin Hindistan’ın kuzeyinde Hindu-Racastanca dilinin konuşulduğu bölgeden çıktıkları yolundaki varsayımla örtüşmektedir.(18) Diğer başka tasarımlar ise bağımsızdır ve görünüşe bakılırsa, Hint sözlü gelenekleriyle olmadığı gibi, başka ülkelerin gelenekleriyle de ilgisi yoktur. Örnek olarak şu sözlü gelenekleri sayabiliriz: Yer ve Gök ya da Yıldızlar, özellikle de doğa ruhları ve Hastalık Cinleri’ne ilişkin, zengin ve barbarlara özgü rengarenk bir görünüme sahip tasarımlar. Doğa ruhları ve Hastalık Cinleri konusundaki bu tasarımlar, batıl inanç niteliğine sahip çok sayıda uygulamayı da kapsamaktadır (Hagrin; Köpek İnsanlar; Hastalık Cinleri; Loholičo; Mašurdalo; Mulo; Nivaši; Phuvuš; Devler; Suyolak).
Çingeneler’in ruh ve cin inancı hakkında sahip olduğumuz bilgiler, genel olarak tek bir kişinin açıklamalarına dayanmaktadır. Bu kişi, Çingeneler’le uzun bir süre birlikte dolaşan, dolayısıyla onların güvenini tam anlamıyla kazanarak inançları, gelenek, görenekleri ve kavim yasaları hakkında geniş bilgi edinmiş olan Transilvanyalı Heinrich von Wlislocki’dir (1856-1907).(19)
Wlislocki, yayımlamış olduğu kitap ve makalelerde de ele aldığı malzemeleri, Güneydoğu Avrupa, özellikle de Macaristan ve Romanya’da yaşayan Çingeneleri gözlemleyerek bir araya getirmiştir. İçinde, bu bölgedeki Çingenelere ait olmayan ve cinlerin adlarını içeren yalnızca iki kısa liste mevcuttur. Bu listelerden birincisi 1893 tarihli olup Polonya’daki Çingenelere(21) aittir. Listelerden özellikle ikincisi kısa olmasına rağmen, Çingenelerin cin inancında yer alan temel figürlerin Doğu Avrupa ile sınırlı birtakım yeni oluşumlar olamayacağı ve nedensiz yere yakın zamana kadar hep şüpheyle bakılan Wlislocki’ye ait çalışmaların güvenilirliği konusunda değerli bir kanıttır.(22)
Çingeneler’in Hıristiyanlık dönemine ait sözlü gelenekleri arasında, özellikle Hz. İsa’nın doğumu ve çocukluğunun anlatıldığı öykü ilginçtir. Bu öykü daha başka sözlü geleneklerle birlikte, henüz bu yüzyılın içinde Fransa’ya göçmüş bir Rumen Çingene kavmi olan Kalderaslar’ın (Kazancılar) lideri ve bütün bunları kaydeden Dominiken Peder R.P.Chatard von Zanko’ya 1955 yılında anlatılmıştır.(23)
Bu öykü, apokrif Hıristiyanlığına özgü açık seçik göndermeler içermektedir ve büyük olasılıkla, Ortodoks Kilisesi’nde yaygın olan ‘Yakup’un ilk Yeni Ahiti’nin (Çingene İncili) ağızdan ağza aktarılması sonucunda bozulmuş ve kısaltılmış bir aktarımından başka bir şey değildir. Tek tük rastlanan ve Norveç’teki Çingeneler arasında var olduğu saptanmış bir kült olan Alako da, bu türden öğretilerin son ve zayıf bir yankısıdır. _Çingene İncili konusunda yalnızca Zanko’nun kayıtlarına başvurabiliyorken, özellikle Çingeneler’in Mısır’daki sözde kökenlerine ilişkin geleneğe bağlanan son dönem Çingene grubunda mevcut olduğu belgelenmiştir. (Kutsal Aile; Sara; Firavun; İstavroz). Özellikle Firavun Efsanesini, Çingenelerin kökenlerine ilişkin asıl bir söylen olarak nitelendirebiliriz.
Zanko tarafından aktarılan, Kalderašlar’a ait ‘Traditions’da –kapsam, içerik ve biçimlendirme açısından literatürde eşsiz olup, doğrudan Çingeneler’den bize ulaşan bu yegane yazılı belgede- başka başka gelenek katmanlarına ait öğeler çarpıcı bir bütün içinde sunulmuştur. ‘Traditions’, dünyanın Tanrı ve şeytan tarafından yaratıldığına ilişkin Wlislocki’nin de kaydettiği eski pagan döneme ait sözlü gelneek ve ilk insan çiftinin yaratılışı, ayrıca ilk günah konusundaki İncil kökenli sözlü geleneklerden az çok etkilenmiş olan öyküyle başlar. Bunu, Firavun Efsanesi’nin ayrıntılı bir aktarımı izler. Bu efsanede, ‘Pharavunure’lerin yaşamını yitirdiği fırtınalı met, ‘Birinci Dünya’nın sonunu hazırlayan bir çeşit (Tufan) olarak karşımıza çıkar. Kalderašların bakışıyla en önemli Çingene gruplarına göz attıktan sonra, ‘Yeni Dünya’nın önemli bir olayı olarak apokrif Hıristiyanlığındaki biçimiyle tanrısal çocuk öyküsü ele alınır. Zanko tarafından Çingenelerin İncili olarak nitelendirilen ve başı sonu olan bütünsel bir metnin dışında, ‘Traditions’ daha başka tek tük söylensel öyküler içerir (İstavroz, Proroe ve İlia; Devler; Yılan), fakat Wlislocki’nin söz ettiği o zengin cinler ve ruhlar alemine ait neredeyse hiçbir iz yoktur.
Asıl söylensel kaynaklar arasında M.J.Kuvanın adında bir Rus doktorun, 35 yıllık bir araştırma sonunda Çingene söylenleri konusunda bir araya getirmiş olduğu malzemeye değinmekte fayda var. Dr. Elysejev adında birinin 1882 yılında Rusça bir dergide(24) yayımlanan yazısı, Baramy; Janrda; Laki; Matta; Anromori gibi bir dizi tanrı adı ve birkaç tane kısa öykü içermektedir. Bunlara başka hiçbir yerde rastlanmadığından ve de üstelik bu malzemeler kayıp olduğundan, Çingeneler konusunda uzman olan İngliiz J. Sampson’ın(25) görüşü doğrultusunda, bunların birer hayal ürününden başka bir şey olmadığını kabul edebiliriz.
Güneydoğu Avrupa’da yaşayan Çingene kavimleri ile ilgili dinsel-söylensel alandaki bütün o sözlü geleneklerden, Batı ve Orta Avrupa’daki Çingene kavimlerinin çoğunda, ruhlarla ilgili karmakarışık inançların dışında başkaca pek bir şey kalmamış gibi. Bu ruh inancında ise, ölülerin ruhları ile ilgili öyküler (Mulo) önemli bir yer tutmaktadır. Kısmen yakın zamana kadar geçerli olan kavim yasaları ve gelenekleri, ölü defnetmek, at eti yemek gibi tuhaf tabular ile söylensel tasarımlar arasında açık seçik bir bağlantı kurmak olanaksızdır.”
(14) H.M.G.Grelmann, Die Zigeuner. Ein historicher Versuch über die Lbensart und Verfassung, Siten und Schicksale dieses Volkes, nebst
ihrem Ursprunge (Çingeneler. Bu Halkın Yaşam Biçimi, Durumu, Gelenekleri, Kaderi ve Kökeni Üzerine Tarihsel Bir Çalışma, Dessau /
Leipzig 1783, s.141-145. J.P.Kindler, Interessante Mittelungen über die Zigeuner (Çingeneler Hakkında İlginç Bilgiler), (1831), s.5.
Th. Tetzner, Geschichte der Zigeuner, ihre Herkunft, Natur und Art (Çingenelerin Tarihi, Kökeni ve Özyapıları), Weimar ve Ilmenau
(1835-38), s.100. E.Reinbeck, Die Zigeuner (Çingeneler), Salzkotten 1861, s.12 A.A. Colocci, a.g.e., s.165.
“Domuz Yağından İnşa Edilmiş Kilise” ile ilgili olarak: C. Von Neister, Ethnogr. Und geschicttl. Notizen über die Zigeuner (Çingeneler
Üzerine Etnografik ve Tarihsel Notlar), Könisberg 1842, s.69.
Schott, Walachische Märchen (Eflak Masalları), Stuttgart 1845, s.340 (yeni basım Bükreş 1975).
Reinbeck, a.g.e., s.88.
A.v.Etzel, Vagabondenthum und Wanderleben in Norwegen. Ein Beitrag zur Kultur- und Sittengeschichte (Norveç’te Gezginlik ve Göçer
Yaşamı. Kültür ve Örfler Tarihine Katkı), Berlin 1870, s.39.
R.Freih. v. Kittlitz, Die Zigeuner in ihrem Wesen und ihrer Sprache (Çingenelerin Karakterleri ve Dilleri), Leipzig 1863, s.30
(15) Bkz. R.Liebich, Die Zigeuner in ihrem Wesen und ihrer Sprache (Çingenelerin karakterleri ve Dilleri), Leipzig 1863, s.30.
(16) Daha bu yüzyılın ortalarında, Çingene lideri Zanko, Çingene dilinde yazılı bir açıklamada bulunmaktan ısrarla kaçınmıştır: “Nous
n’avons pas droit à une écriture; c’est Notre malédiction” (Bizim bir yazı diline sahip olmaya hakkımız yok, bu bizim lanetimizdir)
(Zanko, s.13) Pharavunurelerin yok oluşundan sonra (Firavun Efsanesi) Çingenelen “ne plus de puissance, plus de pays, plus d’État,
plus de chef, plus d’Église, plus d’écriture... car ils ont noyés dans la mer pour toujours” (artık ne güç, ne vatan, ne devlet, ne şef, ne
kilise, ne de yazı dili kaldı, çünkü hepsi ebediyete kadar denizde boğuldu) demişlerdir (Zanko, s.31) –Daha 50 yıl önce, Balkanlar’da
yaşayan halklar, Çingeneler’in bir yazı dili olmayışını, uğradıkları Lanet’in bir sonucu olarak görmekteydiler: Hz.İsa’nın çarmıha
gerilmesinde kullanılan çivileri imal ettikleri için, Tanrı, aslında bütün insanlara bahşedilen yazıyı bir tek Çingene halkından esirgemiştir,
(JGLS üçüncü seri, 1, s.177)
(17) Bu konuya Dr.D.Kapp dikkatimi çekmiştir.
(18) Bkz. Dipnot 4.
(19) H.F. Helmolt’un anma yazısı, JGLS yeni seri, 1, s.193-197.
(20) V.K.Ritter von Zieliński, EMU III (1893), s.251.
(21) 1905 öncesi notlara göre Ch. F.Payne, JGLS üçüncü seri, 36, s.110.
(22) Bkz. Son olarak A.M.Fraser’in yoğun ve haksız eleştirileri, JGLS üçüncü seri, 50 (1970), s.157.
(23) Bkz. e) Mitoloji, Zanko’nun kaynakçası.
(24) İngilizce çevirisi JGLS eski seri II, s.93-106, 161-169.
(25) JGLS yeni seri, 1, s.7.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 28.08.07, 18:08
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess

Ağaç Kültü
“R.Liebich’e(26) göre, Kuzey Almanya’daki Çingeneler kimi ağaçları –ve bazı renkleri- kavim sembolü olarak kutsal kabul eder. Eski Prusya’daki Çingeneler renk olarak siyah ve beyazı, ayrıca çam ağacını (ya da kuşburnu çalısını), Yeni Prusya’dakiler yeşil ve beyazı, yine ‘mayıs ya da yortu ağacı’ diye bilinen kayın ağacını; Hannover’dekiler ise siyah, mavi ve altın renkleri ile üvez ağacını kutsal kabul eder. Üvez ağacının kutsal kabul edilmesinin nedeni, söylenceye göre bir Çingene kıralının bu ağacın altında gizlenerek kendini izleyenlerden kurtulmuş olmasıdır. Yine Liebich (s.55), ölü gömüldükten sonra mezarının üstüne kavimce kutsal kabul edilen bir ağacın dikilmesi biçimindeki Çingene geleneğinden söz eder. Daha başka bir kaynakta rastlanmadığından, bu geleneğin ne kadar eskiye dayandığı ve gerçek olup olmadığı kesinlik kazanmamaktadır. Buna karşın, Çingeneler’in en eski mitolojik tasarımları arasında ‘Tüm-Tohumlar Ağacı’ (save sumbesko kašt) tasarımı yer almaktadır. Yeryüzündeki tüm bitkilerin kaynağı bu ağaçtır ve ona bakmak bile insanı gençleştirmektedir. Bir Yılan, ağacın köklerini ağzında tutmakta, dalları ise göğe ulaşmaktadır. Ağacın tepesinde şimşekler çakmaktadır. Bu şimşekler, orada bulunan şifalı bitkileri çalıp, bunları Nivašiler’e götürür, onlar ise bu bitkileri Kadın Büyücülere verir.(27) Transilvanya’daki Çingenelere ait söylenceye göre, bir ülkenin halkı her yaptığı gibi besiye çekip süslediği bir öküzü yılbaşında nehre atmayıp, şeytan’ın tavsiyesine uyarak kendileri yemiş. Sonuç, büyük bir kıtlıktır. Bunun üzerine yaşlı bir adam, dini bütün bir insana yol gösterir ve onu nehrin dibinde bulunan bir kapıdan geçirerek üzerinde Tüm-Tohumlar-Ağacı’nın bulunduğu bir çayıra götürür. Bu dini bütün insanın, yeni bir ekim için oradan tohum almasına izin verilir.(28) –Eğer ufak bir söğüt ağacı bir çam ağacı ile ‘evlendirilecek’, yani yan yana toprağa dikilip kırmızı bir ip (gövdelerine) dolanacak olursa, Noel gecesi Tüm-Tohumlar-Ağacı’nı görmek mümkün olur.(29) Bu iki ufak ağacın ertesi gün yakılıp, küllerinin ‘kadınların doğurganlık gücünün artırılması amacıyla kullanılması’, bunun Hindistan’daki aynı ayinle doğrudan bağlantısı olduğu konusundaki şüpheleri neredeyse ortadan kaldırmaktadır.(30) Muhtemelen ilk insan çiftinin kökeninin ağaçlara dayandığı (Dünya’nın Yaratılışı...) biçimindeki sözlü gelenek de ağaç evliliği ile ilişkilidir. Dağlar...”
(26) R.Liebich, s.38.
(27) Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.165.
(28) Wlislocki, Vom wandernden Zigeunervolke (Göçer Çingene Halkı Üzerine), s.146.
Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no.7.
(29) Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.166.
Wlislocki, Globus LIV, 1888, s.348.
Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.137-141.
(30) Bkz. J. Boulois, La Cadecée et la serpent et de la déesse-mère (Hint ve Akdeniz Bölgesindeki Dravid kökenli ağaç, taş, yılan, deniz
tanrıçası sembolleri ve kaduseia (Yunan tanrısı Hermes’in elinde taşıdığı asa, çev.)), Paris 1939, s.19: “par toute l’Inde, on marie des
arbres pour avoir des enfants” (Bütün Hindistan’da, çocuk sahibi olmak için ağaçlar evlendirilir), (ara-sānikkāl) töreninin betimlenmesi,
s.21.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)









Alako
“Geçen yüzyılın ortalarında yaşlı bir Çingene, rahip Eilert Sundt’a, Norveç kavimleri arasında yaygın olan bir öğretiyi anlatır. Öğretiye bu biçimiyle başka hiçbir kaynakta rastlanmamıştır. Ancak Sundt’un31 belgelediği üzere, ‘daha sonra yapılan inceleme, gözlem ve araştırmalarda öğretiyle ilgili neredeyse bütün ayrıntıların doğruluğu ortaya çıkmıştır.’ Buna göre yüce Tanrı (baro devel, Tanrı) Çingeneler henüz anavatanları Assaria’da Assas kentinde yaşarken, oğlu Dundra’yı ‘onlara gizli yasalarını bildirmesi ve bir kitap haline getirmesi için insan kılığında yeryüzüne yollar –bu gizli yasalara Tatarlar bugün de dünyanın her yerinde riayet ederler’ (Lanet.) Görevini tamamladıktan sonra Dundra göğe yükselerek kırallığına, yani aya yerleşir ve o günden beri Alako (Fince Alakuu ‘küçülen ay’) diye anılmaktadır. Düşmanları olan Hıristiyanlar ve Türkler, onu kırallığından uzaklaştırmak için hiç durmadan uğraş verir; işte o zaman ay küçülür; fakat kılıç ve mızrakla saldırınca da, yeni ayın uçları birdenbire çıkıverir ve ay yeniden dolunay oluncaya kadar büyür. Bunun üzerine ormandaki ağaçların arasında bulunan Tatarlar diz çöker ve günün birinde kendilerine nihai zaferi kazandıracak ve Türkler tarafından kovulmuş oldukları vatanlarına geri götürecek olan o yüce Zafer Tanrısı’nı överler. O, ölülerin ruhunu yukarıya (Ay) kırallığına götürür (bkz.Ölüler Ülkesi.)
Kavimlerin reisleri, Alako’nun avuç içi büyüklüğünde bir resmini bulundururlar. Alako bu resimde, sağ elinde bir kalem ve sol elinde bir kılıç tutan, ayakta duran bir adam olarak betimlenmektedir. Kavimlerin yaz ortasında yaptıkları toplantı sırasında, Alako’nun bu resmi önünde yeni evlenmiş çiftler takdis edilir ve çocuklar vaftiz edilir. Öğretinin açıkça pagan, Hıristiyanlık karşıtı özelliğine rağmen –çünkü Alako yeryüzünde Türkler ve Hıristiyanlar’la savaşmıştır ve bugün hâlâ Beng (Şeytan) ve Gern’in (Hz.İsa) amansız düşmanıdır- Tanrı’nın oğlunun yeryüzüne inmesi ve tekrar göğe yükselmesi biçimindeki bu hiç de pagan olmayan motif, eski bir ay kültünün (Ay) Çingeneler’in apokrif Hıristiyan sözlü geleneği (Çingene İncili) ile kaynaşmasına işaret etmektedir. Ayrıca, nihai zaferiyle seçilmiş halkı (Firavun altında bkz. Birinci Dünya) kurtaran Mesih tasarımı da pek görmezden gelinemez. Tanrı’nın sıfatı olan Dundra sözcüğü belirsizdir ve başka hiçbir belgede de bulunamamıştır. Hz.İsa için kullanılan Gern sözcüğü, belki de Çingenece’deki gero ‘mutlu’ sözcüğünün (Hıristiyanlık’taki anlamıyla Yunanca’dan türeme) yanlış duyulması ya da yanlış okunması sonucu ortaya çıkmıştır.32
31 A.v.Etzel, Vagabondenthum und Wanderleben in Norwegen (Norveç’te Gezginlik ve Göçer Yaşamı), Berlin 1870, s.40-43.
E.Sundt, Beretning om Fante-eller Landstrygerfolket i Norge, Kristiania 1852, s.105.
32 S.Wolf, sözlük madde no. 874.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)







Altın Çağ = Birinci Dünya
“Giriş; Tanrı; Firavun Efsanesi; Tufan; Dünya’nın Yaratılışı.”
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Ana
“Kešali; Hastalık Cinleri; Loholičo.”
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Antropojeni
“Dünya’nın Yaratılışı...”
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Ateş
“Rahip T. Gjorgjević’e göre ateşe Sırbistan’daki Çingenelerce büyük değer verilmektedir, bu nedenle de ateş kirletilmemelidir.33 Bayan Blunt, Türkiye’deki Çingenelerin konakladıkları her yerde her zaman yanan bir ateşin bulunduğundan söz eder.34 Ateş kişileştirildiğinde, Ateş Kıralı, Yer ve Gök’ün oğlu olarak karşımıza çıkar.”
33 EMU 7, 2.Bölüm (1906), s.85.
34 W.R.Halliday, JGLS üçüncü seri, 1, s.178.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Ay
“Ay tapınma, özellikle Norveç’teki Çingeneler’in Alako-Kültü’nde (Alako) mitolojik bir biçimde karşımıza çıkmaktadır.
Transilvanya’daki Çingenelere göre, Ay Kıralı Yerin ve Göğün beş oğlundan biri ve Yıldızların babasıdır. Orta büyüklükteki dağların kökeni ona dayanmaktadır (Dağ Kültü). Güney Macaristan’daki göçer Çingenelere ait bir masalda, Ay Kıralı’nın iki kızından söz edilmektedir.35 Kızlardan biri, flüt çalan bir Çingeneye çaldığı melodiye karşılık olarak, nehrin derin sularından çıkarak gümüş bir flük armağan eder. Diğeri ise kız kardeşi beklediği halde gelmediğinden vu buna kederlenerek öldüğü için flütçüyü bir kadına dönüştürür. Ancak Sis Kıralı’nın üç altın elması aracılığıyla, yeniden bir adama dönüşüverir. –Ayın büyümesini ve küçülmesini sağlayan, Carana adındaki kuştur.-
Ayın kutsal sayıldığına ilişkin izlere, sözlü gelenek açısından fakir sayılan Almanya ve İngiltere’deki Çingeneler’de de rastlamaktayız.36 Zanko’ya göre (bkz. B.Çingenelerin Mitolojisi), Çingeneler çok eski devirlerde aya ve güneşe bir tanrıya tapınırcasına tapınmışlardır. Kalderašlar yeni ayı (hilal) uğur getirdiği düşüncesiyle bir tür dua ile karşılar.37
35 Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no.34.
36 M.Block, Zigeuner (Çingeneler), s.181.
E.O. Winstedt, JGLS, 8, s.263.
37 Zanko, s.27, 93.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Balık Adamlar
“Her ikisi de kaynağını İncil’den alan Çingeneler’in Firavun Efsanesi’nin bir Rus çeşitlemesinde, Kızıldeniz’in (burada Karadeniz’in) dalgaları arasında gömülen firavunun birlikleri ‘Balık Adamlar’a (mačune manuša, yani paš manuša, paš mače ‘yarı adam yarı balık) dönüştürülür. O günden beri de denizde yaşarlar ve zaman zaman da balıkçılara şöyle sorarlar: Bizler ne zaman tekrar insan olacağız?” “Bilmiyoruz” yanıtını aldıklarında da öfkelenerek. Büyük bir fırtına çıkarırlar; ‘Yarın’ yanıtını aldıklarında ise yeniden dibe dalıp, ‘Tsyganka38, seni hapishanede geberesice’ diye bağırırlar.
Balık Adam –ve aynı biçimde deniz kızı- tasarımı, yukarıdaki olayın dışında Çingenelerce bilinmemektedir; demek ki bu durumda bu tasarım bir (Rus?) halk inancına dayanmaktadır.”
38 “Tsyganka” (Rusça kadın”), Firavun’un Yahudi karısının adıdır. JGLS üçüncü seri, 17, s.130 (Firavun).
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Beng
"Şeytan."
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Beş Başlı Adam
“Transilvanya’daki Çingeneler, ormandan çıkagelen ve (günah olmasına rağmen, çev.) Paskalya günü demircilikle uğraşmakta olan bir Çingeneyi suçüstü yakalayan beş başlı bir adamdan söz eder. Adam, Çingeneyi bu yüzden azarladığında, Çingene özür olarak, bakmakla yükümlü olduğu yedi kör, yedisi sağır toplam on beş çocuğu olduğunu söyler. Bunun üzerine Beş Başlı Adam onu taktir eder ve adamın o an evde süpürge örmekle uğraşan karısının yanına gider. Kadına Paskalya’da çalışmanın doğru olmadığını söylemesi üzerine, kadın da kocasının verdiği yanıtın aynısını verir. Beş Başlı Adam, onların bu sıkıntılarına çare bulacağına dair söz verir. Fakat buna karşılık sağlıklı olan en küçük çocuğun kurban edilmesini ister ve orada çocuğu boğazlayarak, pencereden dışarı fırlatır. İşte o anda yedi sağır çocuk, en küçük kardeşlerinin sokakta ağladığını işitir ve diğer yedi kör çocuk ise dışarı çıkarak, kardeşlerinin sağ salim olduğunu görür.39 –Beş başlılık motifi, Avrupa folkloru ve masal geleneğinde öylesine olağan dışıdır ki, bu Çingene öyküsünün kaynağını kesin olarak Hint tanrı öğretisinde aramak gerekmektedir. Hint tanrı öğretisinde, ileri gelen Hindu tanrılarından Śiva ve Brahmā beş başlı ya da beş yüzlü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak onların mitolojisi, Çingene tarihi ile doğrudan bir paralellik göstermez.”
39 Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no.31.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)



Butyakengo
“Koruyucu Ruh”.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)



Čarana
“Umren Kıraliçesi Matuya’nın hizmetkarları olan olan, Çingene halk inançlarında geçen ürkütücü dev kuşlardır. Bu kuşlar, eğer her gece aynı kadının (bir Kešali’nin) göğsünden emebilirlerse 999 yıl yaşarlar. Čaranalar, yanılarak sekizinci sevgiliyi edinen (Umren) ve bu yüzden de mutsuz bir biçimde sararıp solan Urmenler’e acır ve onların ölmelerini kolaylaştırırlar. Kemikleri sıyırırcasına bütün etlerini gagalarlar ve kemikler toprağa gömülüp yok olur gider.
Etleri Umren Kıraliçesi’ne götürürler, o da bunları Urmenler’e hakaret eden insanların üzerine fırlatır. Bu etten yiyen insanlar ise çıldırır.40 Čarana, Ay’ın (Yıldızların) büyümesini ve küçülmesini de sağlamaktadır.
Čaranalara dev gibi kaleler inşa edenler Urmenler’dir. Kalede, bir demir dolabın içine hapsedilmiş kara bir Tavuk, Čarana’nın bir yumurta içindeki canlını korumaktadır. Eğer birisi bu yumurtayı diğer yumurtalar arasından bulup kırmayı başarırsa, bu durumda Čarana ölür. Yok eğer daha başka bir nedenden dolayı ölecek olursa, demir dolap açılır, tavuk dışarı kaçar ve hiç sezdirmeden geceleyin bir kadının kucağına ufacık bir yumurta yumurtlayıverir. Kadın, yedi gün süren çok şiddetli sancılardan sonra, farkına varmadan ufacık bir Čarana dünyaya getirir. Böyle bir kadın daha sonra yalnız cüce doğurabilir. Küçük Čarana, şayet bir Kadın Büyücü’nün idrarını içerse hızla büyüyüp dev bir kuş oluverir.”
40 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.8.
Wlislocki, ** Urquell, Monatschrift für Volkskunde (Aylık Etnoloji Dergisi) 8, 1891, s.134.
Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını), no. 40 ve 62.
Wlislocki, Masallar ve Söylenceler, no.1.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)



Cinler
“Čohano; Hagrin; Köpek İnsanlar; Hastalık Cinleri; Loholičo, Mulo; Nivaši; Phuvuš."
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Čohano
Ya da čovahano, dişil –ni, čovah’tan türemiştir “büyü yapmak, sihirbazlık etmek”, bkz. Wolf, sözlük madde no. 3521.
“Balkan Çingenelerince vampire verilen addır, yani kendi bedenine yeniden dönen ve geceleri insanları korkutan bir ölünün ruhudur.41 Mulo’dan her zaman kesin olarak ayırt edilemez,42 fakat kesin olan bir şey vardır ki, o da Čohano’nun vampir düşüncesinin çok yaygın olduğu Balkanlar’daki halk inançlarına dayanıyor olmasıdır.43 Orta Avrupa’da yaşayan Çingeneler arasında bu sözcük yalnızca ‘sihirbaz, büyücü’, dişil ‘cadı büyücü’ anlamına gelmektedir.44”
41 Bkz. A.Petrović, JGLS üçüncü seri, 16, s.17-19.
T.P. Vukanović, JGLS üçüncü seri, 36, s. 125;37, s.21;38, s.44.
42 Örneğin Zanko, s.26, no.50.
43 Ayrıca bkz. Mitoloji Sözlüğü, c.II, Eski Avrupa, Dizin: “Vaïdilas”, “Vampir”, “Wiedergänger”.
44 Wolf, a.g.e.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Cüceler
(Čignomanuš, Doğu Avrupa dillerinde tikno “küçük” için kullanılan čigno ve manuš “insan” sözcüklerinden türemiştir.)
“Bunlar başparmak büyüklüğünde erkek ve kadınlar olup, mağaralarda yaşar ve büyük hazinelere sahiptir. Kış aylarını ahırlarda geçirir ve ineklerin memelerini emerler, fakat aynı zamanda süt verimini de ikiye katlarlar45 Wlislocki’nin, yabancı bir etkinin mevcut olabileceği yolundaki görüşünün doğru olması burada, Mašurdalo’da (Devler) olduğundan daha akla yatkındır, çünkü cüceler yalnızca Transilvanya’daki bir Çingene kavmi tarafından bilinmektedir.46
Ancak Čignomanuš (“Liliput”), en azından Polonya’daki Çingeneler’in inandığı varlıkların listesinde yer almaktadır.47
45 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.27.
46 Wlislocki’de geçen iki Čignomanuš-Öyküsü, Halk yazını VII, no. 30 ve 31 tipik birer cüce masalıdır.
47 Zieliński, EMU III (1893), s.251.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)






Çingene İncili
“Tanrısal Oğul’dan, yani Kalderašlar’ın sunto delinden ya da daha başka kavimlerin tikno develinden (“küçük Tanrı”, Tanrı) ‘Traditions’da söz edilmektedir: O Sinpetra’nın, yani Tanrısal Baba ile Meryem Ana’nın oğludur. Meryem Ana’nın iki kızkardeşi daha vardır ve üçünün de adı Meryem’dir. Porsaïda’da48 yaşarlar. (Rumence ‘Noel’ anlamına gelen ve Zanko tarafından Aziz Yusuf ile özdeşleştirilen) Cretchuno’nun karısı olan ikinci Meryem, onun (Tanrısal Oğul’un) yalnızca vaftiz anasıdır.
Üçüncü Meryem ise, çarmıhın etrafında devamlı üç güvercinin uçuştuğunu fark edince, kendi nefesini (duko) içine çekmeye hazır olup olmadığını, ona bu güvercinler aracılığıyla peş peşe üç kez sordurtur. Üçüncü seferde kabul eder ve bunun üzerine hamile kalır. İkinci Meryem’in de yardımıyla bebek dünyaya gelir ve samanların içinde bir yatağa yatırılır. Aynı anda, onun yıldızı olan Netchaphoro gökyüzünde yükselir, ‘c’était son reflet, son émanation, son coeur, son signe, et pas seulment son signe mais quelque chose de lui’ (Bu onun yansıması, şuası, yüreği, işareti, fakat sadece işareti değil, aynı zamanda ona ait olan bir şeydir.)
Cretchuno, bebeğin vaftiz anası olan karısı Meryem’in bebeğe dokunduğunu ve böylece kirlenmiş olduğunu söyler ve o hiddetle karısının iki elini keser. Ancak Meryem, bebeğe yeniden dokunur dokunmaz, elleri eski halini alıverir. Ellerindeki iktidarı yitirmekten endişe duyan Yahudiler, Netchaphoro gökyüzünde yükselince bütün çocuklarını öldürür. Öldürülen çocukların Yıldızlar’ı sönüp kaybolur ve Sunto Del’in yıldızı tek başına gökyüzünde kalır. Yahudiler ona daha pek çok eziyet eder, fakat o ölmez.
Son olarak onu diri diri gömerler, fakat o, mezarının üstünde duran kayayı devirir ve Sinpetra ile birlikte hükümdarlığını sürdürdüğü gökyüzüne yükselir.49 Hz.İsa’nın çilesini ve çarmıha gerilerek öldürülmesini görmezden gelen Yeni Ahit’in bu özetini, ‘Traditions’un yayıncıları haklı olarak ‘monofizitik’ bir Hıristiyanlığın ifadesi olarak değerlendirmişlerdir. 50
‘Yakup’un İlk Yeni Ahiti’yle, tek olmakla birlikte, dikkate değer bir örtüşme, Çingene İncili’nin kökeni hakkında bir ipucu sunuyor olmasıdır. ‘Dinsel ayinler sırasında da kullanılan ve Doğu Hıristiyanları tarafından sıkça iman tazelemek için okunan ve İncil’e alınmayan bu kitapta51 Salome, Hz.İsa’nın doğumundan sonra, bir bakirenin çocuk doğuramayacağını öne sürer (bkz. Sara Kültü’nde geçen Maria Salomäa).
Hz Meryem’in hamile olup olmadığını elleriyle tespit etmeye çalışırken, eli yanıp kül olur, ama çocuğa dokunduktan hemen sonra eli yeniden yerine gelir. Ayrıca Aziz Yusuf’a kutsal bakireyi koruma görevinin, halkın Tapınak’ta toplanan bütün dul erkeklerinin bir araya getirilmiş asaları arasından çıkıp, yalnızca Aziz Yusuf’a görünen bir güvercin tarafından verilmiş olması, Çingene İncili’ndeki tebliğ sahnesini belirgin bir biçimde andırmaktadır. Zanko’nun incelediği metne benzer olarak, bu ilk Yeni Ahit’te anlatılan Hz.İsa öyküsü, Herot’un zulmüyle birdenbire sona erer.52
48 İnsanlığın söylensel ilk vatanı, bkz. Firavun.
49 Zanko IV, 1-49.
50 Zanko, s.65-68. Eine Konversion “to a very early form of Christianity, perhaps by some, heretical sect” (J.Rákóczi, “ilk dönem
Hıristiyanlığın sapkın bir mezhebine” geçildiğini tahmin etmektedir, JGLS üçüncü seri, 40, s.124.
51 W.Michaelis, Die apokryphen Schrifften zum Neuen Testament (Yeni Ahit Üzerine Apokrif Yazılar), s.72.
52 Bkz. a.g.e. Michaelis’deki metne, s.73-95.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28.08.07, 18:11
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess

Çingene Laneti, Lanet
“Çingene lanetinin özel bir gücü olduğuna dair bir korku vardır. Dolayısıyla Çingeneler’in yaşadığı ülkelerin halkları, bu lanetten korkmak gibi batıl bir inanç geliştirmiştir. Çingenelerin kendi aralarındaki duruma gelince, Wlislocki’nin53 sıraladığı gibi, alınan birçok değişik koruma önlemi, Çingeneler’de lanetlemenin ne kadar büyük bir önemi olduğuna işaret etmektedir. Çingenelere göre, toplum dışı konumlarının nedeni, atalarının işlemiş olduğu bir suçtan dolayı lanetlenmiş olmalarıdır.
En eskiye dayanan söyleni K.Berovici54 aktarmaktadır. Söylen, Çingenelerin kökenlerinin Hindistan’da olduğuna işaret etmektedir. –Sözde- aile içi bir cinsel ilişkiden dolayı, bir kavim, liderini ve taraftarlarını kovar. Büyük bir büyücü, bu kovulanları korkunç bir biçimde lanetler: Sonsuza dek yeryüzünde dolaşıp dursunlar, geceledikleri bir yerde ikinci bir kez konaklamasınlar, su içtikleri bir kaynaktan ikinci bir kez içmesinler, bir yıl içinde aynı nehirden iki defa geçmesinler. Ensesti gerçekleştiren çiftin adı Tschen ve Gan’dır.55 Daha başka sözlü gelenekler, Eski Ahit (Firavun Efsanesi) ve Yeni Ahit’e (İstavroz; Kutsal Aile) işaret eder. Kutsal Aile’nin barınma isteğinin reddedilmesine ilişkin öykü, bir başka ögeyi de içermektedir. Buna göre, Çingenelerin anaerkil yasaları, bir lanetin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
‘Les Mages ordonnèrent que nous les Roms, ne pourraient le nom de leur mère.’ (Büyücüler, bundan böyle biz Romların baba adını değil, anne adını almamızı emreder). Ataerkil yasaları olan halkların içinde yaşadıklarından, kendilerinin sahip oldukları anaerkil yasaları dışarıya karşı mümkün olduğu ölçüde gizler, onu bir lanet olarak görürlerdi.
Zanko’nun çalışması, baştan sona ‘malédiction’ (lanet) konusunda serzenişler içerir. Wlislocki’nin56 anlattığı Çingenelerin kökeni konusundaki söylende de (Tatula), Çingenelerin tarihi bir lanetle başlar.”
53 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), V.Bölüm.
54 Berovici, The Story of the Gypsies (Gypsielerin Öyküsü), New York 1928, s.25.
55 Bkz. Firavun, Türkçe çeşitlemesi.
56 F.de Ville, Tsiganes (Çiganlar), s.71.
Bkz. Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.52.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Çingene Vaftizi
“Bu geleneği bugün de koruyan kavimlerde, doğum çadırda ya da arabada yapılmaz, bilakis –hangi mevsim ve hangi saatte olursa olsun- tenha bir yerde, eğer mümkünse bir akarsuyun yakınında gerçekleştirilir. Anne ve yeni doğan bebeği bu suda yıkanır. Bu, sadece akan bir suyun bütün kirleri ve zararlı şeyleri yıkayıp temizleyebileceği biçimindeki yaygın inançla örtüşen bir gelenektir.57
Anne, bebeğini suya daldırırken, katı bir tabuya tabi olan bir ismi sessizce telaffuz ederek ilk vaftizi yapar. Bu isim kimse tarafından kullanılmamalıdır, hatta baba bile bu ismi bilmemelidir. Bu gizli isim kötü cinlerin, özellikle de ölüm meleğinin aldatılmasına yarar, çünkü böylece Azrail çocuğu yanına çağıramaz. Bu gizli ismin ‘bedensel, ahlaki ya da totemci bir nitelendirme’58 olduğuna inanılmaktadır.
Yalnızca Çingenelerin kullanmaya hakkı olan ve Gadje’nin huzurunda telaffuz edilmeyen bir ismi, çocuğa onun vaftiz ana babası takar. Çingenelerin kavim yasalarına göre, vaftiz ana babanın özel bir değeri vardır.
Sonra da, Çingenelerin bulunduğu ülkenin gelenek ve yasalarına göre vaftiz ve isim takma merasimi yapılır.”
57 F. De Ville, Tsiganes (Çiganlar), s.99.
58 Clébert, Die Zigeuner (Çingeneler), s.184.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Dağlar, Dağ Kültü
“Transilvanya’daki Çingenelerin inancına göre dağlar, (Yer ve Gök’ün (kadın ve erkeğin) boşanmaları sırasında göğün ortak çocuklarından üçünü, yani Güneş, Ay ve Rüzgar Kıralı’nı beraberinde götürmesiyle oluştu: Bu üç yerin elbisesine tutundu, fakat sonra bırakmak zorunda kaldılar ve elbisenin yukarı çekilmiş olan eteklerinden dağlar oluştu. Toprak ana, çocuklarına daha yakın olabilmek için bu dağları geri almadı, fakat zirvelerine, çocukların elbisesini yırtıp parçalanmasına engel olmak için periler ve cinler yerleştirdi (Kešali; Umren).
Bunlardan yalnızca Güneş Kıralı’nın oluşturduğu dağlar kutsal diye kabul edilir. Bu dağlardan yedisi oldukça heybetlidir; etki alanları içinde olup biten her şey olumlu bir biçimde sonuçlanıp şans getirdiğinden, bunlar Şans Dağları dile de anılmaktadır. Ancak hiç kimse bunların hangileri olduğunu bilmemektedir. Fakat o günden beri göğün yeri, daha doğrusu yerin elbisesini öpmesine yalnızca bu dağlar üzerinde izin verilmektedir. Bu kutsal dağların zirvelerinde, mehtaplı gecelerde Umrenler dans eder; eteklerinde olağanüstü şifalı kaynaklar bulunur. Bu dağların bazılarında dört gözlü dişi köpek (Köpek) dolaşır. Kutsal dağların küçümsenmesi ve pisletilmesi halinde mutlaka acı bir biçimde intikam alınır. Kutsal dağlar, içi boş olup kendilerine tecavüz etmiş olan ve şimdi yılan ve kuşa dönüştürülmüş olarak paha biçilmez hazineleri bekleyen ölüleri saklar. Vahşi doğadaki hayvanlar Güneş Kıralı’nın koruması altında bulunduklarından, Çingeneler avladıkları hayvanların kemik, pençe, saç ve dişlerini Güneş Kıralı’nı yatıştırmak için kutsal dağa gömer. Çingeneler, kışın konaklayacakları yerin mümkün olduğunca kutsal bir dağın yakınında olmasına özen gösterir ve Tüm-Tohumlar-Ağacı’nı (Ağaç Kültü) görebilmek için orada Noel gecesi ağaç evliliği geleneğini yerine getirirler.
Ay kıralı’nın oluşturduğu dağlar orta büyüklüktedir; Cuma akşamları orada cadılar toplanır.
Rüzgar Kıralı’nın oluşturduğu dağlar en yüksek olanlarıdır; bunlar yaşayan insanların yaptığı gibi, eğlenmek için sık sık vadiye inen ölülerin oturdukları yerlerdir. Kötü insanların, ancak birer kara kediye dönüştürülmüş olarak Kedi Dağı’nda uzun yıllar geçirdikten sonra ölüler diyarına girmelerine izin verilir.59 (Ölüler Ülkesi)”
59 Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.211-219 ek ayrıntılar. Kedi Dağı için ayrıca bkz: Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, Märchen (Masallar), no.42.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Devler
“Wlislocki (maš ‘et’ ve murdalo ‘katil’ sözcüklerinden oluşan) Mašurdalo’yu, insanlar tarafından aldatılıp elinden hazineleri çalınabilen aptal ve saf bir dev olarak betimlemektedir. Ormanlarda, ıssız yerlerde yaşar; eti çok sevdiği için, insan ve hayvanlara pusu kurar. Mašurdaloların karıları ve çocukları vardır, fakat ara sıra (insanoğlu) kadınları da kaçırırlar. Her Mašurdalo’nun bir Tavuk’u vardır ve bu tavuğun yumurtaları sahibinin hayatını korumaktadır. Dolayısıyla bir Mašurdalo’yu öldürmek isteyen bir kişi, önce onun tavuğunu öldürmelidir. –Bir masala göre Güneş Ana, Mašurdaloların Büyük Anası’ymış.60 Wlislocki, Mašurdaloların yalnız üç kavim tarafından bilindikleri ve bu kavimlerin her üç yılda bir Alman yerleşim bölgelerini de ziyaret ettikleri gerçeğinden hareketle, Alman halk masallarında yer alan devlerin bu Çingenelere esin vermiş olabileceğine inanmaktadır (bkz.Cüceler).61 –A.Petrović’e Sırbistan’daki Çingelere tarafından anlatılan ‘orman insanı’ (vošesko manuš) muhtemelen aynı yaratıktır. O, saçları dağınık, dağlardaki mağaralarda yaşayan, konuşamayan, yalnızca anlaşılmaz birtakım sesler çıkarabilen bir dev olarak betimlenmektedir. Bir koyun postunun üstünde uyur ve Çingenelerin evlerini merak ettiğinden geceleri köye iner.
Çok güçlüdür, fakat bir köpek tarafından kolayca bozguna uğratılabilir.62 –Zanko’ya, Grouya adındaki dev, medeniyet getiren biri olarak karşımıza çıkmaktadır. O, babası Novaca’nın önerisinin aksine, Büyük Kent’e (Zanko’ya göre İstanbul Boğazı’nda bulunan baro gradoya) medeniyet getirmeye karar verir. Fakat daha önce öylesine sarhoş olur ki, öfkeli kent sakinleri kendisini ele geçirip bir kuyuya atmayı başarır. Ancak kendi kanıyla yazmış olduğu bir pusulayı, bir karganın yardımıyla babasına ulaştırır. Babası oğlunu kurtarır ve birlikte korkunç bir katliam yapar. Sonunda kentin şaşkın hükümdarı, kent halkından geriye kalanları uygarlaştırması (civiliser) için ona izin vermek zorunda kalır.63 –Boba adındaki devin öyküsü ise bir çeşitleme olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Boba çok büyük bir ağaçla kıraliyet sarayını yerle bir eder, kıralın kol ve bacaklarını koparır, vücudunu bir atın peşinde sürükletir, kıraliçeyle evlenir, kendini kıral ilan eder ve sonra kenti ‘uygarlaştırır’.64
60 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.26-27
Globus LIV, s.349, 4. dipnot.
Ayrıca bkz. (Mašurdalo-Märchen) Mašurdalo Masalları: Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 19, 20, 50.
61 Volksglaube (Halk İnancı).
62 JGLS üçüncü seri, 16, s.20.
63 Zanko, s.120-123.
64 Zanko, s.123-124.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Dünyanın Yaratılışı, İnsanoğlunun Yaratılışı ve İlk Günah
“Transilvanya’daki Çingeneler şunu anlatır: Günlerden bir gün Tanrı, büyük suyun içine bir değnek atar. Değnek büyür ve koca bir ağaç oluverir. Bu ağacın altında oturan şeytan ise, Tanrı7yı selamlar. Birlikte dokuz gün boyunca suyun üstünde dolaştıktan sonra, Tanrı dünyayı yaratabilmek için şeytandan, denize dalıp dipten kum getirmesini ister. Tanrı ona, adını söylemek suretiyle bunu başarabileceğini söylediğinden, şeytan kendi adını söyler.
Fakat kum ısınır ve onu yakar. Bu şekilde dokuz gün boyunca kum çıkarmaya çalışır ve bu arada öylesine yanar ki, kapkara olur. Nihayet kendi adını söylemeden denizin dibinden kum çıkarır ve Tanrı bu kumdan dünyayı yaratır. Şeytan, ağacın altında yaşamak istediğinden Tanrı’yı kovmaya çalışır, fakat büyük bir boğa gelir ve onu beraberinde alıp götürür. Ağaçtan yere et parçaları düşer ve yaprakların içinden insanlar fırlar.65 Yer ve Gök daha sonra ancak birbirinden ayrılmıştır. –Zanko (bkz. Çingenelerin Mitolojisi) şunu anlatır: Tanrı (Phuro Del Sinpetra, Tanrı), vaktiyle şeytanla birlikte deniz kenarına iner. Şeytan, suyun derinliğini öğrenmek üzere öne atılır, dibe dalar ve pençelerinde toprakla tekrar yukarı çıkar. Tanrı ona, bundan iki figür (statuettes, Çing. popusha), yani erkek ve kadını yapmasını emreder. Şeytan bunu da başarır ve Tanrı ondan bu figürleri konuşturmasını ister. Ancak bu kez şeytan onun emrini yerine getiremez ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kalır.
Tanrı, asasını figürlere doğru uzatır ve o anda yerden iki ağaç bitiverir. Bunlar, dallarıyla figürlere arkadan sarılır. Bunun üzerine figürler canlanır. Bunlar, Damo ve Yehwa adını taşıyan ilk insanoğullarıdır. Tanrı asasını tekrar kımıldatır ve bu kez ağaçlardan birinde elma ve diğerinde armut biter. Erkeğe armutları ve kadına elmaları yedirtir. Yılan (sap), kadının elmaları yemesini engellemek ister (!). Kadını zaptedebilmek için, Tanrı bunu yılana ifade eder. Fakat sonra Tanrı Yılan’ı kovar ve kadın elmalardan yer. Meyveler, biçimlerinden dolayı her ikisinde, diğer cinse karşı karşı bir istek uyandırır ve Tanrı onlara sevişmelerini buyurur. Kadın, birinci ve ikinci sevişmenin ardından her defasında ‘encore’ (daha çok) der. Tanrı bir üçüncüsüne daha müsaade eder, ‘car il n’y a rien de bien sans la croix et il faut trois pour faire le croix’ (Çünkü haç olmadan hiçbir şeyin değeri yoktur, ancak haçın olması için üç öge (Teslis; baba, oğul ve kutsal ruh) gereklidir, çev.)
Fakat kadının üçüncü sevişmeden sonra da ‘encore’ (daha çok) diye bağırması üzerine, Tanrı kızarak onu ebedi doyumsuzluğa mahkum eder.66
Özde eski ve milattan önceye dayanan bu söylen öğeleri için, Hindu sözlü geleneğinde herhangi bir koşutluk mevcut değildir. Fakat Hint Aborigen Kavimlerinin mitolojisiyle olan tek tük benzerlikler görmezden gelinemez. Korkularda alk insan Tanrı’nın emriyle denizin dibine dalıp, dünyanın yaratılışı için gerekli toprağı getirmek zorundadır.67
Aynı kavimde, ayrıca iki tanrıdan daha söz edilir. Bunlardan biri (Mahadeo ya da Guru Maharaj) beş tane çok ufak insan yaratır, fakat onlara hayat verme işini diğerine (Bhagwam) bırakmak zorunda kalır.68 Barela-Bhilalalarda, Veluhai balçıktan bir insan yaratmayı başarır, fakat bu insan söylensel bir kartal olan Ruma Juma Gorole tarafından iki kez tahrip edilir ve ancak üçüncü seferde hayatta kalır.69
Yaratılışı sekteye uğratan, daha doğrusu yaratıklarına Tanrı gibi hayat ve konuşabilme becerisi veremeyen şeytan motifi, Hindistan’ın dışında da çok yaygındır.70 Özellikle Zanko’da, topraktan yaratılan insan öyküsüyle yapay bir biçimde eklemlenmiş olan, inansın ağaçlardan yaratılışı öyküsünün yalnızca Hindistan’ın dışında koşutlukları vardır.71
Ne var ki, ağaç evliliği (Ağaç Kültü) ile olası bir bağlam oluşturması, yine de bu öykünün Hindistan kökenli olduğuna işaret etmektedir. Eski Ahit’in etkisi, Zanko’da özellikle ilk insanların isimlerinden belli olur.
Bu isimler Zanko’da, gariptir ki İslam dinindeki (Arapça) biçimleriyle karşımıza çıkarlar (Adam ve Yahwah). Havva’nın elmaları yemesini engellemeye çalışan yılanın ortaya çıkışı ise pek başarılı bir biçimde temellendirilmemiştir. Elmayı yedikten sonra ortaya cinsel arzunun çıkması ise, eski bir öge olabilir.”
65 Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no. 1 (s. 1-2)
Ayrıca bkz. Volksglaube (Halk İnancı), s.1.
J.Bloch, Les Tsiganes (Çiganlar), s.85.
66 Zanko, s.23-26.
67 Bkz. Matthias Hermann, Die religiös-magische Weltanschauung der Primitivstämme Indiens (Hindistan’daki İlkel Kavimlerin Dinsel
Büyüsel Dünya Görüşü) (1966), c. II, s.60.
68 A.g.e. s.61
69 Bkz. E. Stigmayr, The Barela-Bhilala and their Songs of Creation (Barela-Bhilalar ve Yaratılış Ezgileri) (= Acta ethnologica et linguistica
no. 20, 1970), s. 58-61, s. 175.
Ayrıca bkz. aynı ciltte İlkel İnsanlar.
70 Bkz. S.Thompson, Mdtif Index of Folk-Literature (Halk yazını Motif Dizini) (1955) I, V63 ve A1217.
71 Ayrıca bkz. Wörterbuch der Mythologie (Mitoloji Sözlüğü) II, Cermenler, s.32, Finler, s.283.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Fallusa tapınma
“Sırbistan’daki Çingeneler, cinsel organlarının uğur getirdiğine inanır. Onlara göre cinsel organlara el atmak, kötüye gitmekte olan bir olayın olumlu yola girmesini sağlar. ‘Penisini yiyim’ anlamına gelen hav co kar, daha önceleri yeminlerin en ciddi ve en bağlayıcı olanıymış.72
Felaketlerden koruması amacıyla çalıdikeninden yontulmuş bir fallusu evde bulundurma ve sıkıntıyla karşılaşıldığında ona dua etme biçimindeki gelenek, bu geleneği ortaya çıkarmış ve incelemiş olan A.Petrović’e göre, Sırp halkında görülen belirgin benzerliklere rağmen Çingene kökenlidir.73
Gerek Güney Slavonyalıların, gerekse Çingenelerin tasarımlarında çivi, fallusun yerini almaktadır. Dolayısıyla Çingene halk inançlarında çivinin önemli bir yeri vardır. Tabut ve istavroz çivilerinin özel bir anlamı bulunmaktadır. Örneğin, Kuzey Macaristan’daki Çingenelerde, gelin kocasının iktidar gücünü artırmak için yatağa gizlice çivi çakar.74
72 JGLS üçüncü seri 16, s.20-25 (“Fallus aşkına...” diye başlayan yemin biçimi, Eski Ahit’te de geçer), ör. Musa 1, 24, 2 ve 47, 29.)
73 A.g.e. 18, s. 124-128
74 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.106.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)






Firavun
“Çingenelerin kökenini, İsrailoğulları’nın Kızıldeniz’i geçişi (Musa 2,14) sırasında yok olmaktan kurtulan Mısırlılar’a dayandıran Firavun Efsanesi, farklı çeşitlemeleriyle Doğu Avrupa’daki bütün Çingene kavimlerinde mevcuttur, dolayısıyla da pagan dinlerinden gelen mirasın yanı sıra, Çingenelerin en eski ortak sözlü geleneklerinin arasında sayılmalıdır. Çingeneleri Kutsal Aile ile ilintilendiren tıpkı diğer çok daha yeni hikayeler gibi, bu efsane de Çingenelerin Mısır’la bağlantılı adlarını ve yazgılarını İncil kökenli sözlü geleneklerle açıklamaya çalışmaktadır.
Zanko’nun (bkz. B.Çingenelerin Mitolojisi) oldukça ayrıntılı olan Fransızca aktarımını kısaca özetleyecek olursak: Birinci Dünya’da, Pharavono Pharavunure Çingene kavminin lideriydi ve tıpkı Sunto Abraham (Aziz İbrahim), Sunto Moïshel (Aziz Musa), Sunto Cretchuno (Aziz Yusuf) ve Sunto Yacchof (Aziz Yakup) gibi Suuntselerden biri, yani vaktiyle yalnız Çingenelerden oluşan insanlığın büyük atalarından biriydi. Pharavono büyük güç kazanmış ve Horachai adıyla anılan (“Turco-Juifs et Chrétiens (Türk Yahudileri ve Hıristiyanları) Sinpetra kumandasındaki diğer kavimlere savaş açarak, Porsaïda’yı yani o günkü dünyanın, daha doğrusu Kutsal Topraklar’ın merkezini ellerinden almak istiyordu. Taraflar Duneira’nın iki kıyısında karşı karşıya geldiklerinde, Pharavono karşıya geçip geçemeyeceğini görmek için bir ok atar. Ancak Duneria çok geniştir. Bunun üzerine, düşmanı Sinpetra’nın, Tanrı’nın bizzat kendisi olduğundan habersiz, Tanrı’ya (Phuro Del) şu sözlerle yakarır:
“Par le pouvoir du Del pour moi! Par la force du Del pour mes chevaux!” (Tanrım, atlarıma güç ve bana da bu işin üstesinden gelebilme gücü ver).
Ardından, Pharavono hiçbir engelle karşılaşmadan Duneria’yı geçer, Sinpetra ise adamlarıyla Tuz Denizi’ni geçerek geri çekilir. Pharavono Tuz denizi’nin kıyısına ulaşınca Tanrı’ya bir kez daha yalvarıp yakarır, fakat bu kez sözlerinde kibir ve gurur vardır:
“Par mon pouvoir à moi et par la force de mes bêtes!” (Tanrım, kendi gücümle ve atlarımın gücüyle bu işin üstesinden geleyim.)
Sinpetra ona denizin içinden bir geçit açar ve Pharavono geçide girince Sinpetra kollarını kavuşturup, ansızın büyük bir fırtına kopararak (denizin içindeki) geçit dalgaların altında kapanıverir ve Pharavunureleri yutar. Dalgaların arasından Pharavono, Sinpetra’nın yanı başında bir mağarada duran taştan bir puta doğru ellerini açar, fakat bunu fark eden Sinpetra bir yıldırımla putu yok eder. Sadece birkaç Pharavunure kurtulmayı başarır ve Zagrebo’ya ulaşır. Burası, onların sonradan tüm dünyaya yayılacakları merkez olacaktır. İşte o zamandan beri, onların soyundan gelenler durdurak bilmeksizin bütün dünyada doyanıp durmak zorundadırlar.75
Firavun Efsanesi’nin bir çeşitlemesinde, hayatta kalan topal bir kadın Şeytan’a bir erkek ve bir de kız çocuğu doğurur. Bu çocuklar, Çingeneler’in atalarıdır.76 Başka çeşitlemelerde ise, hayatta kalanlar bir kaz tarafından denizin karşı kıyısına geçirilir,77 üstelik Aziz Basilius da kurtarıcılarıdır.78
Sırbistan’daki Çingenelerin İslam dinindeki biçimiyle Firavun diye adlandırdıkları Firavun’un, başka çeşitlemelerde kendi babasını öldürdüğü79 ya da Tanrı’ya benzemek için yüksek bir kulede yaşadığı ve davul çalarak göğü gürlettiği ve bir elekten su dökerek yağmur yağdırdığı80 söylenegelir.
İncil’deki öyküye benzerlik gösteren bir Rusça aktarımda ise, Tsyganka adında bir Yahudi olan Pharavono’nun karısı, zulme uğrayan İbraniler’i (ya da Yahudiler’i) desteklediği için zalim kocası tarafından dokuz kilidi olan bir hapishaneye atılır. Hz.Musa’yı, halkıyla birlikte Kutsal Toprakları araması için sıkıştırır. İkiye ayrılmış olan denizin içinde yaşamlarını yitiren Mısırlılar Balık İnsanlar’a dönüşürler.81
Tsyganka daha sonra bu dokuz kilidi kırar ve uzun bir yolculuktan sonra Besarabya’ya ulaşır ve orada bir erkek çocuğu doğurur. Bu oğul bir Moldavyalı ile evlenir ve bu evlilikten olan çocukları sayesinde Çingenelerin atası oluverir. –Firavun Efsanesi’nin yayılmasına katkıda bulunan bir husus ise, Firavun adının bütün Çingene lehçelerinde phar-, pharav- ‘ayırmak’ sözcüğünü çağrıştırmasıdır.
Macaristan ve Transilvanya’da yaygın olan ve Pharoves ‘ayırıyorsun’ sözcüğüyle başlayan Çingene şarkısı, Pott’un tahmin ettiği gibi Çingenelenin Mısır’daki yurtlarını anımsatan acıklı bir ezgi olmayıp,82 düpedüz müstehcen bir anlama sahiptir.83”
75 Zanko, s.28-35.
76 Bkz. P.Thiomir Gjorgjević, JGLS üçüncü seri, 13, s. 28 (altı değişik Sırpça çeşitleme).
A.Petrović, JGLS üçüncü seri 19, s. 112 (Sırpça).
H.Carnoy ve J.Nicolaïdes, Folklore de Constantinople (Konstantinopolis Folkloru) (=Collection Intern. De la Tradiction, c. XII-XIII), s.14
(Türkçe, erkek kardeş Çin ve kızkardeş Guian’ın birleşmeleri sonucunda Çinguianeler doğar; Tufan söyleni yer almamaktadır; kardeşler
arasındaki ensestin nedeni şeytandır; şeytanın amacı bir büyü makinesini çalıştırmaktır.)
W.R. Halliday’in Mrs. Blunt alıntılaması JGLS üçüncü seri, 1, s.174 (aynı sözlü gelenek).
Petrović a.g.e. (2.aktarım).
77 Gjorgjević a.g.e., s.27.
EMU VIII, II.Bölüm, s.83.
78 Gjorgjević EMU VIII, II.Bölüm, s.83, 84, 85 (Sırpça ve Rumence) = JGLS üçüncü seri, 13, b.27.
79 Petrović a.g.e..
Gjorgjević EMU VIII, II.Bölüm, s.82.
80 M.Hasluck JGLS üçüncü seri, 16, s.117 (Arnavutça).
Petrović a.g.e. (Sırpça).
81 A.Gjermano, JGLS üçüncü seri, 17, s.130-132.
82 ZDMG 3 (1849), s.327.
83 Wlislocki, ZDMG 51 (1879), s. 485-498.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)




Güneş Kıralı
“Yer ve Gök’ün oğullarından biridir. Güneş Kıralı, ritüel hazırlıkların ardından bir dileği yerine getirebilir, fakat aynı zamanda bir kehanette de bulunabilir. Çingeneler, Dil taşı olarak da adlandırdıkları bir ‘Yıldırım Taşı’ (Rüzgar Kıralı) bulabilirler. Bu taş bir kutsal emanet olarak, kavim içinde miras yoluyla kuşaktan kuşağa geçer. Bu taş eğer bir Şans Dağı’nın (Dağ Kültü) üstünde bulunursa,84 felaket ve hastalıkları önleyebilir ve gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra kehanet taşı olarak, ‘dünyadaki her şeyi gören’ Güneş Kıralı’nın görüşünü dile getirebilir. Sis Kıralı ile giriştiği bir güç denemesi sırasında onun, annesini kaçırması üzerine, Sis Kıralıyla sürekli bir düşmanlık içinde yaşar.85
Transilvanya’daki Çingeneler’e ait bir masalda, yaprakları ufak yıldızlardan, çiçekleri ise ufak baylardan oluşan ve Güneş Kıralı’nın imparatorluğu’nda bulunan bir Güneş Ağacı’ndan söz edilir. Güneş Kıralı, bu ağacın bir dalını tek gözlü bir insana hediye eder ve o da bu dal ile ülkesinin insanlarına ölümsüzlük kazandırır."86
84 Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.215.
Inneres Leben (İç Dünya), s.63-75.
85 Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no. 9.
86 A.g.e. no. 8.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)





Hagrin
“Bir tür cin olup, sarımsı renkte oklu kirpi biçimindedirler. Boyları yarım metreyi, enleri ise bir karışı bulur. Hagrin, uyumakta olan hayvanlara, özellikle de henüz yavrulamış olan hayvanlara eziyet eder. Sırtlarına binip, üstlerine çişini yapar ve böylece iltihaplı çıbanların oluşmasına yol açar. Kötü Urmenlerin en sevdiği hayvandır.87 –Transilvanya’daki göçer Çingenelerden olan Ašani kavmi, kendi kökenini bir Hagrin’e dayandırır: Hagrin, gebe bir ineğin sırtına binmiş olarak, çocuğu olmayan bir adamın rüyasına girer ve ona ineği kesmesini, eti yakmasını, küllerini karısına vermesini ve ineğin derisi üstünde karısıyla birlikte yatmasını tavsiye eder.
Kadın, bütün gün gülmekten başka bir şey yapmayan bir kız çocuğu (Çing. ašani ‘gülen kız’) doğurur. Kız, zengin bir kocaya varır, ancak kocasının kırık bacağına da gülünce, çocuklarıyla birlikte evden kovulur.
Böylece Ašani kavminin annesi oluverir.88 –Hagrin, *hargrinin bozulmuş biçimi olabilir ve Pencapça kădĕrnā ‘kirpi’ sözcüğünün önceki biçimi olan Skt. *kantakarana sözcügüne dayanabilir. (Turner, sözlük madde no.2671). Ayrıca, krş. Assam. Kětelā ‘oklu kirpi’ < Skt.kantaka ‘diken’ sözcüğünden türeme Mi. Kamtaïlla ‘dikenli’ (Çing. karo, kanro). Dolayısıyla bu tasarımın kaynağı Hindistan’dır.89
87 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.11
Wlislocki, Festgebräuche der transilvanischen Zeltzigeuner (Transilyvanya’daki Göçer Çingenelerin Şölen Âdetleri) (Globus LIV, 1888, s.
347).
88 Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 32 (Hagrin, Üç-Kardeşler Masalı’nda yılan biçimindedir.)
Bkz. Yılan için A2.
Zieliński’de Lehçe, s. 251 (belki Şeytan anlamında).
89 Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 5.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 28.08.07, 18:14
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: çingene - gypsy about meanness s