Cevap: çingene - gypsy about meanness stinginess Çingene Laneti, Lanet
“Çingene lanetinin özel bir gücü olduğuna dair bir korku vardır. Dolayısıyla Çingeneler’in yaşadığı ülkelerin halkları, bu lanetten korkmak gibi batıl bir inanç geliştirmiştir. Çingenelerin kendi aralarındaki duruma gelince, Wlislocki’nin53 sıraladığı gibi, alınan birçok değişik koruma önlemi, Çingeneler’de lanetlemenin ne kadar büyük bir önemi olduğuna işaret etmektedir. Çingenelere göre, toplum dışı konumlarının nedeni, atalarının işlemiş olduğu bir suçtan dolayı lanetlenmiş olmalarıdır.
En eskiye dayanan söyleni K.Berovici54 aktarmaktadır. Söylen, Çingenelerin kökenlerinin Hindistan’da olduğuna işaret etmektedir. –Sözde- aile içi bir cinsel ilişkiden dolayı, bir kavim, liderini ve taraftarlarını kovar. Büyük bir büyücü, bu kovulanları korkunç bir biçimde lanetler: Sonsuza dek yeryüzünde dolaşıp dursunlar, geceledikleri bir yerde ikinci bir kez konaklamasınlar, su içtikleri bir kaynaktan ikinci bir kez içmesinler, bir yıl içinde aynı nehirden iki defa geçmesinler. Ensesti gerçekleştiren çiftin adı Tschen ve Gan’dır.55 Daha başka sözlü gelenekler, Eski Ahit (Firavun Efsanesi) ve Yeni Ahit’e (İstavroz; Kutsal Aile) işaret eder. Kutsal Aile’nin barınma isteğinin reddedilmesine ilişkin öykü, bir başka ögeyi de içermektedir. Buna göre, Çingenelerin anaerkil yasaları, bir lanetin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
‘Les Mages ordonnèrent que nous les Roms, ne pourraient le nom de leur mère.’ (Büyücüler, bundan böyle biz Romların baba adını değil, anne adını almamızı emreder). Ataerkil yasaları olan halkların içinde yaşadıklarından, kendilerinin sahip oldukları anaerkil yasaları dışarıya karşı mümkün olduğu ölçüde gizler, onu bir lanet olarak görürlerdi.
Zanko’nun çalışması, baştan sona ‘malédiction’ (lanet) konusunda serzenişler içerir. Wlislocki’nin56 anlattığı Çingenelerin kökeni konusundaki söylende de (Tatula), Çingenelerin tarihi bir lanetle başlar.”
53 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), V.Bölüm.
54 Berovici, The Story of the Gypsies (Gypsielerin Öyküsü), New York 1928, s.25.
55 Bkz. Firavun, Türkçe çeşitlemesi.
56 F.de Ville, Tsiganes (Çiganlar), s.71.
Bkz. Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.52.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Çingene Vaftizi
“Bu geleneği bugün de koruyan kavimlerde, doğum çadırda ya da arabada yapılmaz, bilakis –hangi mevsim ve hangi saatte olursa olsun- tenha bir yerde, eğer mümkünse bir akarsuyun yakınında gerçekleştirilir. Anne ve yeni doğan bebeği bu suda yıkanır. Bu, sadece akan bir suyun bütün kirleri ve zararlı şeyleri yıkayıp temizleyebileceği biçimindeki yaygın inançla örtüşen bir gelenektir.57
Anne, bebeğini suya daldırırken, katı bir tabuya tabi olan bir ismi sessizce telaffuz ederek ilk vaftizi yapar. Bu isim kimse tarafından kullanılmamalıdır, hatta baba bile bu ismi bilmemelidir. Bu gizli isim kötü cinlerin, özellikle de ölüm meleğinin aldatılmasına yarar, çünkü böylece Azrail çocuğu yanına çağıramaz. Bu gizli ismin ‘bedensel, ahlaki ya da totemci bir nitelendirme’58 olduğuna inanılmaktadır.
Yalnızca Çingenelerin kullanmaya hakkı olan ve Gadje’nin huzurunda telaffuz edilmeyen bir ismi, çocuğa onun vaftiz ana babası takar. Çingenelerin kavim yasalarına göre, vaftiz ana babanın özel bir değeri vardır.
Sonra da, Çingenelerin bulunduğu ülkenin gelenek ve yasalarına göre vaftiz ve isim takma merasimi yapılır.”
57 F. De Ville, Tsiganes (Çiganlar), s.99.
58 Clébert, Die Zigeuner (Çingeneler), s.184.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Dağlar, Dağ Kültü
“Transilvanya’daki Çingenelerin inancına göre dağlar, (Yer ve Gök’ün (kadın ve erkeğin) boşanmaları sırasında göğün ortak çocuklarından üçünü, yani Güneş, Ay ve Rüzgar Kıralı’nı beraberinde götürmesiyle oluştu: Bu üç yerin elbisesine tutundu, fakat sonra bırakmak zorunda kaldılar ve elbisenin yukarı çekilmiş olan eteklerinden dağlar oluştu. Toprak ana, çocuklarına daha yakın olabilmek için bu dağları geri almadı, fakat zirvelerine, çocukların elbisesini yırtıp parçalanmasına engel olmak için periler ve cinler yerleştirdi (Kešali; Umren).
Bunlardan yalnızca Güneş Kıralı’nın oluşturduğu dağlar kutsal diye kabul edilir. Bu dağlardan yedisi oldukça heybetlidir; etki alanları içinde olup biten her şey olumlu bir biçimde sonuçlanıp şans getirdiğinden, bunlar Şans Dağları dile de anılmaktadır. Ancak hiç kimse bunların hangileri olduğunu bilmemektedir. Fakat o günden beri göğün yeri, daha doğrusu yerin elbisesini öpmesine yalnızca bu dağlar üzerinde izin verilmektedir. Bu kutsal dağların zirvelerinde, mehtaplı gecelerde Umrenler dans eder; eteklerinde olağanüstü şifalı kaynaklar bulunur. Bu dağların bazılarında dört gözlü dişi köpek (Köpek) dolaşır. Kutsal dağların küçümsenmesi ve pisletilmesi halinde mutlaka acı bir biçimde intikam alınır. Kutsal dağlar, içi boş olup kendilerine tecavüz etmiş olan ve şimdi yılan ve kuşa dönüştürülmüş olarak paha biçilmez hazineleri bekleyen ölüleri saklar. Vahşi doğadaki hayvanlar Güneş Kıralı’nın koruması altında bulunduklarından, Çingeneler avladıkları hayvanların kemik, pençe, saç ve dişlerini Güneş Kıralı’nı yatıştırmak için kutsal dağa gömer. Çingeneler, kışın konaklayacakları yerin mümkün olduğunca kutsal bir dağın yakınında olmasına özen gösterir ve Tüm-Tohumlar-Ağacı’nı (Ağaç Kültü) görebilmek için orada Noel gecesi ağaç evliliği geleneğini yerine getirirler.
Ay kıralı’nın oluşturduğu dağlar orta büyüklüktedir; Cuma akşamları orada cadılar toplanır.
Rüzgar Kıralı’nın oluşturduğu dağlar en yüksek olanlarıdır; bunlar yaşayan insanların yaptığı gibi, eğlenmek için sık sık vadiye inen ölülerin oturdukları yerlerdir. Kötü insanların, ancak birer kara kediye dönüştürülmüş olarak Kedi Dağı’nda uzun yıllar geçirdikten sonra ölüler diyarına girmelerine izin verilir.59 (Ölüler Ülkesi)”
59 Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.211-219 ek ayrıntılar. Kedi Dağı için ayrıca bkz: Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, Märchen (Masallar), no.42.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Devler
“Wlislocki (maš ‘et’ ve murdalo ‘katil’ sözcüklerinden oluşan) Mašurdalo’yu, insanlar tarafından aldatılıp elinden hazineleri çalınabilen aptal ve saf bir dev olarak betimlemektedir. Ormanlarda, ıssız yerlerde yaşar; eti çok sevdiği için, insan ve hayvanlara pusu kurar. Mašurdaloların karıları ve çocukları vardır, fakat ara sıra (insanoğlu) kadınları da kaçırırlar. Her Mašurdalo’nun bir Tavuk’u vardır ve bu tavuğun yumurtaları sahibinin hayatını korumaktadır. Dolayısıyla bir Mašurdalo’yu öldürmek isteyen bir kişi, önce onun tavuğunu öldürmelidir. –Bir masala göre Güneş Ana, Mašurdaloların Büyük Anası’ymış.60 Wlislocki, Mašurdaloların yalnız üç kavim tarafından bilindikleri ve bu kavimlerin her üç yılda bir Alman yerleşim bölgelerini de ziyaret ettikleri gerçeğinden hareketle, Alman halk masallarında yer alan devlerin bu Çingenelere esin vermiş olabileceğine inanmaktadır (bkz.Cüceler).61 –A.Petrović’e Sırbistan’daki Çingelere tarafından anlatılan ‘orman insanı’ (vošesko manuš) muhtemelen aynı yaratıktır. O, saçları dağınık, dağlardaki mağaralarda yaşayan, konuşamayan, yalnızca anlaşılmaz birtakım sesler çıkarabilen bir dev olarak betimlenmektedir. Bir koyun postunun üstünde uyur ve Çingenelerin evlerini merak ettiğinden geceleri köye iner.
Çok güçlüdür, fakat bir köpek tarafından kolayca bozguna uğratılabilir.62 –Zanko’ya, Grouya adındaki dev, medeniyet getiren biri olarak karşımıza çıkmaktadır. O, babası Novaca’nın önerisinin aksine, Büyük Kent’e (Zanko’ya göre İstanbul Boğazı’nda bulunan baro gradoya) medeniyet getirmeye karar verir. Fakat daha önce öylesine sarhoş olur ki, öfkeli kent sakinleri kendisini ele geçirip bir kuyuya atmayı başarır. Ancak kendi kanıyla yazmış olduğu bir pusulayı, bir karganın yardımıyla babasına ulaştırır. Babası oğlunu kurtarır ve birlikte korkunç bir katliam yapar. Sonunda kentin şaşkın hükümdarı, kent halkından geriye kalanları uygarlaştırması (civiliser) için ona izin vermek zorunda kalır.63 –Boba adındaki devin öyküsü ise bir çeşitleme olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Boba çok büyük bir ağaçla kıraliyet sarayını yerle bir eder, kıralın kol ve bacaklarını koparır, vücudunu bir atın peşinde sürükletir, kıraliçeyle evlenir, kendini kıral ilan eder ve sonra kenti ‘uygarlaştırır’.64
60 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.26-27
Globus LIV, s.349, 4. dipnot.
Ayrıca bkz. (Mašurdalo-Märchen) Mašurdalo Masalları: Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 19, 20, 50.
61 Volksglaube (Halk İnancı).
62 JGLS üçüncü seri, 16, s.20.
63 Zanko, s.120-123.
64 Zanko, s.123-124.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Dünyanın Yaratılışı, İnsanoğlunun Yaratılışı ve İlk Günah
“Transilvanya’daki Çingeneler şunu anlatır: Günlerden bir gün Tanrı, büyük suyun içine bir değnek atar. Değnek büyür ve koca bir ağaç oluverir. Bu ağacın altında oturan şeytan ise, Tanrı7yı selamlar. Birlikte dokuz gün boyunca suyun üstünde dolaştıktan sonra, Tanrı dünyayı yaratabilmek için şeytandan, denize dalıp dipten kum getirmesini ister. Tanrı ona, adını söylemek suretiyle bunu başarabileceğini söylediğinden, şeytan kendi adını söyler.
Fakat kum ısınır ve onu yakar. Bu şekilde dokuz gün boyunca kum çıkarmaya çalışır ve bu arada öylesine yanar ki, kapkara olur. Nihayet kendi adını söylemeden denizin dibinden kum çıkarır ve Tanrı bu kumdan dünyayı yaratır. Şeytan, ağacın altında yaşamak istediğinden Tanrı’yı kovmaya çalışır, fakat büyük bir boğa gelir ve onu beraberinde alıp götürür. Ağaçtan yere et parçaları düşer ve yaprakların içinden insanlar fırlar.65 Yer ve Gök daha sonra ancak birbirinden ayrılmıştır. –Zanko (bkz. Çingenelerin Mitolojisi) şunu anlatır: Tanrı (Phuro Del Sinpetra, Tanrı), vaktiyle şeytanla birlikte deniz kenarına iner. Şeytan, suyun derinliğini öğrenmek üzere öne atılır, dibe dalar ve pençelerinde toprakla tekrar yukarı çıkar. Tanrı ona, bundan iki figür (statuettes, Çing. popusha), yani erkek ve kadını yapmasını emreder. Şeytan bunu da başarır ve Tanrı ondan bu figürleri konuşturmasını ister. Ancak bu kez şeytan onun emrini yerine getiremez ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kalır.
Tanrı, asasını figürlere doğru uzatır ve o anda yerden iki ağaç bitiverir. Bunlar, dallarıyla figürlere arkadan sarılır. Bunun üzerine figürler canlanır. Bunlar, Damo ve Yehwa adını taşıyan ilk insanoğullarıdır. Tanrı asasını tekrar kımıldatır ve bu kez ağaçlardan birinde elma ve diğerinde armut biter. Erkeğe armutları ve kadına elmaları yedirtir. Yılan (sap), kadının elmaları yemesini engellemek ister (!). Kadını zaptedebilmek için, Tanrı bunu yılana ifade eder. Fakat sonra Tanrı Yılan’ı kovar ve kadın elmalardan yer. Meyveler, biçimlerinden dolayı her ikisinde, diğer cinse karşı karşı bir istek uyandırır ve Tanrı onlara sevişmelerini buyurur. Kadın, birinci ve ikinci sevişmenin ardından her defasında ‘encore’ (daha çok) der. Tanrı bir üçüncüsüne daha müsaade eder, ‘car il n’y a rien de bien sans la croix et il faut trois pour faire le croix’ (Çünkü haç olmadan hiçbir şeyin değeri yoktur, ancak haçın olması için üç öge (Teslis; baba, oğul ve kutsal ruh) gereklidir, çev.)
Fakat kadının üçüncü sevişmeden sonra da ‘encore’ (daha çok) diye bağırması üzerine, Tanrı kızarak onu ebedi doyumsuzluğa mahkum eder.66
Özde eski ve milattan önceye dayanan bu söylen öğeleri için, Hindu sözlü geleneğinde herhangi bir koşutluk mevcut değildir. Fakat Hint Aborigen Kavimlerinin mitolojisiyle olan tek tük benzerlikler görmezden gelinemez. Korkularda alk insan Tanrı’nın emriyle denizin dibine dalıp, dünyanın yaratılışı için gerekli toprağı getirmek zorundadır.67
Aynı kavimde, ayrıca iki tanrıdan daha söz edilir. Bunlardan biri (Mahadeo ya da Guru Maharaj) beş tane çok ufak insan yaratır, fakat onlara hayat verme işini diğerine (Bhagwam) bırakmak zorunda kalır.68 Barela-Bhilalalarda, Veluhai balçıktan bir insan yaratmayı başarır, fakat bu insan söylensel bir kartal olan Ruma Juma Gorole tarafından iki kez tahrip edilir ve ancak üçüncü seferde hayatta kalır.69
Yaratılışı sekteye uğratan, daha doğrusu yaratıklarına Tanrı gibi hayat ve konuşabilme becerisi veremeyen şeytan motifi, Hindistan’ın dışında da çok yaygındır.70 Özellikle Zanko’da, topraktan yaratılan insan öyküsüyle yapay bir biçimde eklemlenmiş olan, inansın ağaçlardan yaratılışı öyküsünün yalnızca Hindistan’ın dışında koşutlukları vardır.71
Ne var ki, ağaç evliliği (Ağaç Kültü) ile olası bir bağlam oluşturması, yine de bu öykünün Hindistan kökenli olduğuna işaret etmektedir. Eski Ahit’in etkisi, Zanko’da özellikle ilk insanların isimlerinden belli olur.
Bu isimler Zanko’da, gariptir ki İslam dinindeki (Arapça) biçimleriyle karşımıza çıkarlar (Adam ve Yahwah). Havva’nın elmaları yemesini engellemeye çalışan yılanın ortaya çıkışı ise pek başarılı bir biçimde temellendirilmemiştir. Elmayı yedikten sonra ortaya cinsel arzunun çıkması ise, eski bir öge olabilir.”
65 Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no. 1 (s. 1-2)
Ayrıca bkz. Volksglaube (Halk İnancı), s.1.
J.Bloch, Les Tsiganes (Çiganlar), s.85.
66 Zanko, s.23-26.
67 Bkz. Matthias Hermann, Die religiös-magische Weltanschauung der Primitivstämme Indiens (Hindistan’daki İlkel Kavimlerin Dinsel
Büyüsel Dünya Görüşü) (1966), c. II, s.60.
68 A.g.e. s.61
69 Bkz. E. Stigmayr, The Barela-Bhilala and their Songs of Creation (Barela-Bhilalar ve Yaratılış Ezgileri) (= Acta ethnologica et linguistica
no. 20, 1970), s. 58-61, s. 175.
Ayrıca bkz. aynı ciltte İlkel İnsanlar.
70 Bkz. S.Thompson, Mdtif Index of Folk-Literature (Halk yazını Motif Dizini) (1955) I, V63 ve A1217.
71 Ayrıca bkz. Wörterbuch der Mythologie (Mitoloji Sözlüğü) II, Cermenler, s.32, Finler, s.283.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Fallusa tapınma
“Sırbistan’daki Çingeneler, cinsel organlarının uğur getirdiğine inanır. Onlara göre cinsel organlara el atmak, kötüye gitmekte olan bir olayın olumlu yola girmesini sağlar. ‘Penisini yiyim’ anlamına gelen hav co kar, daha önceleri yeminlerin en ciddi ve en bağlayıcı olanıymış.72
Felaketlerden koruması amacıyla çalıdikeninden yontulmuş bir fallusu evde bulundurma ve sıkıntıyla karşılaşıldığında ona dua etme biçimindeki gelenek, bu geleneği ortaya çıkarmış ve incelemiş olan A.Petrović’e göre, Sırp halkında görülen belirgin benzerliklere rağmen Çingene kökenlidir.73
Gerek Güney Slavonyalıların, gerekse Çingenelerin tasarımlarında çivi, fallusun yerini almaktadır. Dolayısıyla Çingene halk inançlarında çivinin önemli bir yeri vardır. Tabut ve istavroz çivilerinin özel bir anlamı bulunmaktadır. Örneğin, Kuzey Macaristan’daki Çingenelerde, gelin kocasının iktidar gücünü artırmak için yatağa gizlice çivi çakar.74
72 JGLS üçüncü seri 16, s.20-25 (“Fallus aşkına...” diye başlayan yemin biçimi, Eski Ahit’te de geçer), ör. Musa 1, 24, 2 ve 47, 29.)
73 A.g.e. 18, s. 124-128
74 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.106.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Firavun
“Çingenelerin kökenini, İsrailoğulları’nın Kızıldeniz’i geçişi (Musa 2,14) sırasında yok olmaktan kurtulan Mısırlılar’a dayandıran Firavun Efsanesi, farklı çeşitlemeleriyle Doğu Avrupa’daki bütün Çingene kavimlerinde mevcuttur, dolayısıyla da pagan dinlerinden gelen mirasın yanı sıra, Çingenelerin en eski ortak sözlü geleneklerinin arasında sayılmalıdır. Çingeneleri Kutsal Aile ile ilintilendiren tıpkı diğer çok daha yeni hikayeler gibi, bu efsane de Çingenelerin Mısır’la bağlantılı adlarını ve yazgılarını İncil kökenli sözlü geleneklerle açıklamaya çalışmaktadır.
Zanko’nun (bkz. B.Çingenelerin Mitolojisi) oldukça ayrıntılı olan Fransızca aktarımını kısaca özetleyecek olursak: Birinci Dünya’da, Pharavono Pharavunure Çingene kavminin lideriydi ve tıpkı Sunto Abraham (Aziz İbrahim), Sunto Moïshel (Aziz Musa), Sunto Cretchuno (Aziz Yusuf) ve Sunto Yacchof (Aziz Yakup) gibi Suuntselerden biri, yani vaktiyle yalnız Çingenelerden oluşan insanlığın büyük atalarından biriydi. Pharavono büyük güç kazanmış ve Horachai adıyla anılan (“Turco-Juifs et Chrétiens (Türk Yahudileri ve Hıristiyanları) Sinpetra kumandasındaki diğer kavimlere savaş açarak, Porsaïda’yı yani o günkü dünyanın, daha doğrusu Kutsal Topraklar’ın merkezini ellerinden almak istiyordu. Taraflar Duneira’nın iki kıyısında karşı karşıya geldiklerinde, Pharavono karşıya geçip geçemeyeceğini görmek için bir ok atar. Ancak Duneria çok geniştir. Bunun üzerine, düşmanı Sinpetra’nın, Tanrı’nın bizzat kendisi olduğundan habersiz, Tanrı’ya (Phuro Del) şu sözlerle yakarır:
“Par le pouvoir du Del pour moi! Par la force du Del pour mes chevaux!” (Tanrım, atlarıma güç ve bana da bu işin üstesinden gelebilme gücü ver).
Ardından, Pharavono hiçbir engelle karşılaşmadan Duneria’yı geçer, Sinpetra ise adamlarıyla Tuz Denizi’ni geçerek geri çekilir. Pharavono Tuz denizi’nin kıyısına ulaşınca Tanrı’ya bir kez daha yalvarıp yakarır, fakat bu kez sözlerinde kibir ve gurur vardır:
“Par mon pouvoir à moi et par la force de mes bêtes!” (Tanrım, kendi gücümle ve atlarımın gücüyle bu işin üstesinden geleyim.)
Sinpetra ona denizin içinden bir geçit açar ve Pharavono geçide girince Sinpetra kollarını kavuşturup, ansızın büyük bir fırtına kopararak (denizin içindeki) geçit dalgaların altında kapanıverir ve Pharavunureleri yutar. Dalgaların arasından Pharavono, Sinpetra’nın yanı başında bir mağarada duran taştan bir puta doğru ellerini açar, fakat bunu fark eden Sinpetra bir yıldırımla putu yok eder. Sadece birkaç Pharavunure kurtulmayı başarır ve Zagrebo’ya ulaşır. Burası, onların sonradan tüm dünyaya yayılacakları merkez olacaktır. İşte o zamandan beri, onların soyundan gelenler durdurak bilmeksizin bütün dünyada doyanıp durmak zorundadırlar.75
Firavun Efsanesi’nin bir çeşitlemesinde, hayatta kalan topal bir kadın Şeytan’a bir erkek ve bir de kız çocuğu doğurur. Bu çocuklar, Çingeneler’in atalarıdır.76 Başka çeşitlemelerde ise, hayatta kalanlar bir kaz tarafından denizin karşı kıyısına geçirilir,77 üstelik Aziz Basilius da kurtarıcılarıdır.78
Sırbistan’daki Çingenelerin İslam dinindeki biçimiyle Firavun diye adlandırdıkları Firavun’un, başka çeşitlemelerde kendi babasını öldürdüğü79 ya da Tanrı’ya benzemek için yüksek bir kulede yaşadığı ve davul çalarak göğü gürlettiği ve bir elekten su dökerek yağmur yağdırdığı80 söylenegelir.
İncil’deki öyküye benzerlik gösteren bir Rusça aktarımda ise, Tsyganka adında bir Yahudi olan Pharavono’nun karısı, zulme uğrayan İbraniler’i (ya da Yahudiler’i) desteklediği için zalim kocası tarafından dokuz kilidi olan bir hapishaneye atılır. Hz.Musa’yı, halkıyla birlikte Kutsal Toprakları araması için sıkıştırır. İkiye ayrılmış olan denizin içinde yaşamlarını yitiren Mısırlılar Balık İnsanlar’a dönüşürler.81
Tsyganka daha sonra bu dokuz kilidi kırar ve uzun bir yolculuktan sonra Besarabya’ya ulaşır ve orada bir erkek çocuğu doğurur. Bu oğul bir Moldavyalı ile evlenir ve bu evlilikten olan çocukları sayesinde Çingenelerin atası oluverir. –Firavun Efsanesi’nin yayılmasına katkıda bulunan bir husus ise, Firavun adının bütün Çingene lehçelerinde phar-, pharav- ‘ayırmak’ sözcüğünü çağrıştırmasıdır.
Macaristan ve Transilvanya’da yaygın olan ve Pharoves ‘ayırıyorsun’ sözcüğüyle başlayan Çingene şarkısı, Pott’un tahmin ettiği gibi Çingenelenin Mısır’daki yurtlarını anımsatan acıklı bir ezgi olmayıp,82 düpedüz müstehcen bir anlama sahiptir.83”
75 Zanko, s.28-35.
76 Bkz. P.Thiomir Gjorgjević, JGLS üçüncü seri, 13, s. 28 (altı değişik Sırpça çeşitleme).
A.Petrović, JGLS üçüncü seri 19, s. 112 (Sırpça).
H.Carnoy ve J.Nicolaïdes, Folklore de Constantinople (Konstantinopolis Folkloru) (=Collection Intern. De la Tradiction, c. XII-XIII), s.14
(Türkçe, erkek kardeş Çin ve kızkardeş Guian’ın birleşmeleri sonucunda Çinguianeler doğar; Tufan söyleni yer almamaktadır; kardeşler
arasındaki ensestin nedeni şeytandır; şeytanın amacı bir büyü makinesini çalıştırmaktır.)
W.R. Halliday’in Mrs. Blunt alıntılaması JGLS üçüncü seri, 1, s.174 (aynı sözlü gelenek).
Petrović a.g.e. (2.aktarım).
77 Gjorgjević a.g.e., s.27.
EMU VIII, II.Bölüm, s.83.
78 Gjorgjević EMU VIII, II.Bölüm, s.83, 84, 85 (Sırpça ve Rumence) = JGLS üçüncü seri, 13, b.27.
79 Petrović a.g.e..
Gjorgjević EMU VIII, II.Bölüm, s.82.
80 M.Hasluck JGLS üçüncü seri, 16, s.117 (Arnavutça).
Petrović a.g.e. (Sırpça).
81 A.Gjermano, JGLS üçüncü seri, 17, s.130-132.
82 ZDMG 3 (1849), s.327.
83 Wlislocki, ZDMG 51 (1879), s. 485-498.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Güneş Kıralı
“Yer ve Gök’ün oğullarından biridir. Güneş Kıralı, ritüel hazırlıkların ardından bir dileği yerine getirebilir, fakat aynı zamanda bir kehanette de bulunabilir. Çingeneler, Dil taşı olarak da adlandırdıkları bir ‘Yıldırım Taşı’ (Rüzgar Kıralı) bulabilirler. Bu taş bir kutsal emanet olarak, kavim içinde miras yoluyla kuşaktan kuşağa geçer. Bu taş eğer bir Şans Dağı’nın (Dağ Kültü) üstünde bulunursa,84 felaket ve hastalıkları önleyebilir ve gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra kehanet taşı olarak, ‘dünyadaki her şeyi gören’ Güneş Kıralı’nın görüşünü dile getirebilir. Sis Kıralı ile giriştiği bir güç denemesi sırasında onun, annesini kaçırması üzerine, Sis Kıralıyla sürekli bir düşmanlık içinde yaşar.85
Transilvanya’daki Çingeneler’e ait bir masalda, yaprakları ufak yıldızlardan, çiçekleri ise ufak baylardan oluşan ve Güneş Kıralı’nın imparatorluğu’nda bulunan bir Güneş Ağacı’ndan söz edilir. Güneş Kıralı, bu ağacın bir dalını tek gözlü bir insana hediye eder ve o da bu dal ile ülkesinin insanlarına ölümsüzlük kazandırır."86
84 Wlislocki, Worship of Mountains (Dağa Tapınma), s.215.
Inneres Leben (İç Dünya), s.63-75.
85 Wlislocki, Märchen und Sagen (Masallar ve Söylenceler), no. 9.
86 A.g.e. no. 8.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi)
Hagrin
“Bir tür cin olup, sarımsı renkte oklu kirpi biçimindedirler. Boyları yarım metreyi, enleri ise bir karışı bulur. Hagrin, uyumakta olan hayvanlara, özellikle de henüz yavrulamış olan hayvanlara eziyet eder. Sırtlarına binip, üstlerine çişini yapar ve böylece iltihaplı çıbanların oluşmasına yol açar. Kötü Urmenlerin en sevdiği hayvandır.87 –Transilvanya’daki göçer Çingenelerden olan Ašani kavmi, kendi kökenini bir Hagrin’e dayandırır: Hagrin, gebe bir ineğin sırtına binmiş olarak, çocuğu olmayan bir adamın rüyasına girer ve ona ineği kesmesini, eti yakmasını, küllerini karısına vermesini ve ineğin derisi üstünde karısıyla birlikte yatmasını tavsiye eder.
Kadın, bütün gün gülmekten başka bir şey yapmayan bir kız çocuğu (Çing. ašani ‘gülen kız’) doğurur. Kız, zengin bir kocaya varır, ancak kocasının kırık bacağına da gülünce, çocuklarıyla birlikte evden kovulur.
Böylece Ašani kavminin annesi oluverir.88 –Hagrin, *hargrinin bozulmuş biçimi olabilir ve Pencapça kădĕrnā ‘kirpi’ sözcüğünün önceki biçimi olan Skt. *kantakarana sözcügüne dayanabilir. (Turner, sözlük madde no.2671). Ayrıca, krş. Assam. Kětelā ‘oklu kirpi’ < Skt.kantaka ‘diken’ sözcüğünden türeme Mi. Kamtaïlla ‘dikenli’ (Çing. karo, kanro). Dolayısıyla bu tasarımın kaynağı Hindistan’dır.89
87 Wlislocki, Volksglaube (Halk İnancı), s.11
Wlislocki, Festgebräuche der transilvanischen Zeltzigeuner (Transilyvanya’daki Göçer Çingenelerin Şölen Âdetleri) (Globus LIV, 1888, s.
347).
88 Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 32 (Hagrin, Üç-Kardeşler Masalı’nda yılan biçimindedir.)
Bkz. Yılan için A2.
Zieliński’de Lehçe, s. 251 (belki Şeytan anlamında).
89 Wlislocki, Volksdichtungen (Halk Yazını) VII, no. 5.
(Hermann Berger, Çingene Mitolojisi) |