Egrisi Kralı Gubaz elçilerini gizlice İran Şahı Hosro (Hüsrev) Anuşirvana gönderdi. Laz elçiler İranlılara, ‘Size uğursuz Romalıların bize reva gördükleri bazı zulüm ve kabalıkları anlatmaya geldik. Romalılar kıralımızın tüm yetkilerini elinden alıp sadece onu üniforması ile başbaşa bıraktı. Kıralımız bir emir kuluna döndü. Romalı stratejistin emirlerini yerine getirmekten başka bir şey yaptığı yok. Stratejist onu sürekli tehdit ediyor. Romalılar ülkemize sayısız asker yığdılar. Bunlar ülkemizi düşman saldırılarından korumak için değildir. Romalılardan başka ülkemizi tehdit eden hiçbir komşu ülke yoktur. Malımıza mülkümüze el koymak için bizleri tutsak düşürdüler’ dediler. Romalıların Egrisi’den kovulmaları için yardım istediler. Egrisili elçiler İranlılara ayrıca Egrisi’ye yerleşmekle elde edecekleri çıkarları da anlatmaya çalıştılar. ‘Tarihi Egrisi ülkesiyle bağlaşık olmakla gücünüze güç katarsınız. Bu sayede değeriniz ve saygınlığınız artar. Deniz yoluyla Romalılarla irtibat kurabilirsiniz. Roma düşmanı kuzeyli barbar kavimlerin kontrolü sizin elinize geçer. Onları Romalılara karşı istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Laz ülkesi kuzeylerden gelecek tehlikelerin önünde kilit görevi konumundadır. Bu da önemli ölçüde sizin işinize hizmet edecektir’ dedi."
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.96, Sorun yayınları)
İranlı Hosro’nun büyük bir orduyla Egrisi’ye girmesi
“542 yılında Hosro kalabalık bir ordu ile Kartli’ye geldi. Buradan yıldırım hızı ile Egrisi’ye indi: Bu hareketiyle o ‘Ebedi Barış’ anlaşmasını bozmuş oluyordu. Lazlar İranlılara rehberlik ettiler. İranlılar derin ve karanlık Egrisi ormanlarını keserek yol açmak zorunda kalıyorlardı. Laz kralı Gubaz İran ordularını kendi sınırları içinde karşıladı.
Ordusunu İran ordusuyla birleştirdi. Roma ordularının merkez gücü Petra kalesi olduğu için birleşik İran-Egrisi ordusu önce buraya yüklendi. Kanlı çarpışmalardan sonra burası Romalılardan kurtarıldı.
Romalılar bunun öcünü almak için karşı saldırıya geçtiler. Hosro bu nedenle İran’a dönmek zorunda kaldı. 545-546 yıllarında İranlılarla Romalılar beş yıllığına geçici bir barış anlaşması imzaladılar. Bu barış dönemi boyunca Egrisi’de epey yeni olaylar gelişti.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.96, Sorun yayınları)
İranlılar’ın gerçek niyetlerinin ortaya çıkması
Savaşın genişlemesi
“Hosro’nun niyeti Egrisilileri yurtlarından tümüyle çıkarmak ve yerlerine daha güvenilir kendi halklarından insanları yerleştirmekti. Hosro Egrisililerin kendisini aslında sevmediklerini, güvenmediklerini de iyi biliyordu. İranlılar’ın Lazika’ya gelmeleri Lazlar’ın Romalılarla olan ticaret ilişkilerini felce uğratmıştı. Laz Halkı büyük zararlara uğramıştı. Öte yandan İranlılar kabalıkta Romalılar’dan aşağı kalmıyorlardı. Bu nedenle Egrisi kralı ve devlet ileri gelenleri İranlılar’dan memnun değildi.
Hosro meş’um planlarını gerçekleştirmek için geçici bir anlaşmanın tam zamanı olduğunu düşündü. Komutanlarından birini Laz Kralı Gubaz ‘ı öldürmek için görevlendirdi, İranlı komutan bu görevi kralla arası açık olan ‘Parzman’ adında bir Laz Beyine yükledi. Bu sıralar Kartli’de olduğu gibi Egrisi’de de Aznaurlar büyük etkinlik kazanmışlardı.
Onlar da feodallerin yaptığı gibi ülkenin değişik köşelerinde hazine arazilerine el koyup sahiplenmeye çalışıyorlardı. Egrisi’de de Kartli’de olduğu gibi kırallarla Aznaurlar arasında gerginlik o derece büyüdü ki ülke adeta ikiye bölündü. Parsman da kıral karşıtı bir Laz Beyiydi.
Fakat Parsman İranlılar’ın teklif ettiği hainlik işine elini bulaştırmaya yanaşmadı. Üstelik olan biteni Kral Gubaz’a bildirdi. Bu haince planlardan dehşete düşen Gubaz tekrar Romalılara yaklaşarak pişmanlık bildirdi. İranlıları kovma işinde yardım karşılığında onlara karşı ayrılmaz bir sadık dost olma sözü verdi. Keizar Justinyen bundan memnun oldu. Egrisi’ye acele takviye askerler gönderdi.
Laz-Roma birleşik kuvvetleri İranlılara karşı şiddetli saldırılara başladılar. Bu derece şiddetli savaş bugüne değin Batı Gürcüstan’da ilk kez görülüyordu. Egrisi’de at oynatan İran ve Romalılar aslında bu ülkeyi ilhak etmeyi hedefliyorlardı. Bu hedeflerine ulaşabilmek uğruna her çareye baş vuruyorlardı. İnsanları para, ile satın almak gizli cinayetler işletmek, iki yüzlülük, ihanet başvurdukları çareler arasındaydı. Ülkeyi adım adım felakete sürüklemeye çalışıyorlardı.
Laz-Roma birleşik kuvvetleri İranlılara karşı zafere doğru ilerliyordu. Bu başarıyı sağlayan Laz askerleri hem iyi birer savaşçı, hem de yerel koşulları ve araziyi iyi tanıyan insanlardı. Ülkelerini kurtarmak için canla başla çalışan Egrisi askerlerine karşın Romalılar’n aklı fikri kişisel çıkarlardı. Bu nedenle Lazlarla Romalılar arasında anlaşmazlık baş gösterdi. Bu koşullarda İranlıları kovmak zor olacaktı.
Hosro Egrisi’den aldığı son haberler üzerine sıkıntılara düşüp derhal yeni takviye birlikler sevk etti. İranlılar 549 yılında Rieni boylarında kesin yenilgiye uğramalarına karşın Petra Kalesi’ndeki pozisyonlarını korumayı başardılar.
550 yılında Hosro Egrisi’ye yeni komutan emrinde büyük bir ordu daha sevk etti. Bu ordu ‘Tshenis tskali’ Irmağı boyundaki ‘Muhurisi Kalesi’ne yerleşti. Laz kralı Gubaz ve Roma askerleri vakit yitirmeden İranlılara karşı saldırı başlatmaya karar verdiler. Ancak Laz-Roma bağlaşık kuvvetleri arasındaki anlaşmazlık işleri zorlaştırıyordu. Zamanın Romalı tarihçisinin verdiği bilgilere göre ‘Lazlar Romalılar’la yan yana çarpışmak istemiyorlardı. Romalılar bu ülkeyi kurtarmak için canlarını tehlikeye atmak istemiyorlardı. Lazlar ise canlarını, mallarını, evlerini, yurtlarını ateşe atmaktan çekinmiyorlardı. Onlar ölümden kurtulsalar bile savaşı yitirirlerse ailelerinin huzuruna yüzü kara çıkmaktan utanacaklardı. Romalılar onlara ayak bağından başka bir şey değillerdi. Bu bakımdan onlar düşman saflarına yalnız dalmak istiyorlardı. Bu fikri beğenen Laz kralı Gubaz komutanlarını bir kenara çekerek ‘Kahraman askerlerim, sizi yüreklendirip şevklendirmek için bilmem bir şey söylemek gerekir mi? Durumun ciddiyeti ortada, ülkemiz, çoluk çocuğumuz, ırzımız, namusumuz tehlikededir. Lazların esamesi ortadan kalkmasın. Birçok kez galebe çaldığımız İranlıları bugünde perişan etmemiz pek zor olmayacaktır’ dedi.”
Önce Egrisi süvari güçleri düşmana karşı saldırıya geçti. Hararetli bir savaş başladı. Savaş İranlıların yenilgiyle sona erdi. Çarpışmalar bittiğinde meydan İranlı asker ve komutanların ölüleriyle doluydu. Canlarını kurtarabilen İranlılar ise kaçıp kurtulmuşlardı. İranlıların garnizonları Egrisi-Roma bağlaşık kuvvetlerin eline geçti. İranlıların
Elinde artık sadece Petra Kalesi kalmıştı. Lazlar Romalılara sıcağı sıcağına Petra’yı da basıp kurtarmayı önerdiler. Fakat Romalı komutanlar buna razı olmadı. Lazlar bu durumdan kuşkulanıp Keizar’a şikayetçi gönderdiler. Dediler ki, ‘Stratejistiniz İranlılara satıldı. Davranışları bunu açıkça gösteriyor’ dediler. Bu şikayet üzerine Keizar Justinyane Egrisi’ye yeni bir stratejist tayin etti. Öte yandan İranlılar da yeni takviye birlikleri alıp ülke sınırlarına sızmaya başladılar. Bu kez İranlılar değişik yol izlediler. Egrisi’nin doğu yönünden değil de kuzey yönünde ki Abhazya’dan cephe oluşturmayı denediler.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.97, Sorun yayınları)
Abaziga’da durum
”Bugünkü Abhazya Bölgesi’nde o dönemlerde değişik topluluklar oturuyordu. 4. yüzyılda bu topluluklar Egrisi Krallığı çatısı altında birleştiler. Fakat sonra durum değişti. Apşillerin kuzeyinde oturan Abazgiler Egrisi kralına karşı çıkarak 6. yüzyılda doğrudan Roma Keizarı’nın vasallığına girdiler. Abşiller ise Egrisi krallığı sınırları içinde kaldılar. Abazgiler iki beylik halinde bölünmüşlerdi. Biri ülkenin doğusunu diğeri batısını kapsıyordu. Abazgiler kendi beylerinin baskı, terör ve açgözlülüğünden gına gelmişlerdi. Abazgi beyleri halk arasında gördükleri güzel çocukları ailelerinden zorla koparıp Romalılara satıyorlardı. Öç alma endişesiyle ebeveynlerini öldürüp ortadan kaldırıyorlardı. Bu zulümlere tahammül edemeyen Abazgiler ayaklanıp her iki beyliği de ortadan kaldırdılar.
Justinyen Abazgileri Hıristiyanlık yoluyla elde etmek istiyordu. Biçvinta ve Tskhumi (Sohumi) kalelerinde oturan Roma garnizonları Keizar’ın bu düşüncesini yaşama geçirmek için çalışıyorlardı. Sonunda Abazgiler Hıristiyanlık dinine sokuldu. Hosro’nun bu ülkeye girmesiyle Romalılar düşman eline geçmesin diye buradaki kaleleri yerle bir ettiler. Bu nedenle İranlılar Abazgia’da tutunma olanağı bulamadılar.
Burada yeniden boy gösteren Romalılar ve memurları bu ülkeyi kendi topraklarına katma sevdasına düştüler. Abazgileri kaba güçle ezmeye, tedirgin etmeye başladılar. Buna dayanamayan Abazgiler Romalılara karşı baş kaldırıp kurtuluş yolu aramaya başladılar. Romalı bir tarihçinin itirafına göre ‘Abazgiler giderek Romalıların kölesi olmaktan endişe duymaya başladılar. Gürcüstan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da yerel halk özgürlüğünü korumak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı.
Abazgiler başlarına yeni yöneticiler seçtiler ve derhal İranlılarla yardım diyaloğuna başladılar. Fakat Romalılar erken davranıp kalabalık ordularıyla Abazgia'yı denizden ve karadan kuşattılar. Abazgiler, ‘Trakea’ (Gagra) kalesine sığınıp savunma savaşına geçtiler. Romalılar kaleyi kuşattılar. Acımasız savaş başladı. Abazgiler aileleriyle birlikte kale içindeki ahşap evlere kilitlenip saklandılar. Düşman onları teslim alamayacağını anlayınca ahşap evleri ateşe verdi. Abazgia beyi maiyetiyle birlikte kaleden fırlayıp kaçmayı başardı. Diğerleri ya ateşte kül olup gittiler ya da düşman eline düştüler. Romalılar Abazgia Beyi ve idarecilerin çoluk çocuklarını ve yakınlarını esir edip götürdüler. Trakea kalesini yerle bir edip çöle çevirdiler.’ İran güçleri imdada yetişince Abazgi Halkı İranlılara sığındılar. İranlılar aslında Abazgilerin kendileri için yanıp tutuşmadıklarını iyi biliyorlardı. Onun için tedbir olsun diye 60 kadar seçkin Bey çocuğunu rehin alarak İran'a gönderdiler.
Bu sırada Apşilia'da da karışıklıklar baş gösterdi. Egrisi Kıralı Gubaz'ın karşıtlarından bir Aznaur’un adamları Apşillere ait önemli ‘Tsibila’ (Tsebelda) kalesini ihanetle İranlılara teslim etti. İranlı komutan Apşil kale komutanının karısına edep dışı harekette bulundu. Apşil gelenekleri kadınlara son derece yüksek değer veriyordu. Bu utanç verici olay Apşilleri çileden çıkardı. Halk galeyana gelip Tsibila kalesine hücum etti. Orada bulunan İranlı askerleri kılıçtan geçirdi.
Böylece İranlılar Apşilia’da tutunma olanağı bulamadı. İranlıların baş garnizonu yine Petra'dan ibaret kalmıştı. Bundan sonra Lazlarla Romalıların gözü kulağı yine Petra'ya çevrildi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.99, Sorun yayınları)
Bağlaşık güçlerce Petra’nın kurtarılması
Laz Kıralı Gubaz’ın öldürülmesi
“550 yılında Petra Kalesi yine Romalılarca sarıldı. Hosro Petra'yı pek sağlam tahkim etmişti. Ancak Romalılar İranlılardan iki misli kuvvete sahip oldukları için Petra'yı kurtarmayı başardılar.
İranlılar Kartli'den takviye güç çağırdılar. Gelen yeni takviye askerlerini onardıkları Kutaisi kalesine konuşlandırdılar. İranlıların Egrisi'nin bazı kesimleriyle irtibatları kesilmişti. Bunlar Leçhumi, Svaneti, Ukimerianı gibi önemli kale kent ve bölgelerdi.
552 yılında yeni bir İran-Roma barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmadan İranlılar kârlı çıktılar. Egrisi'deki durumlarını düzelttiler. Egrisi Aznaurları arasında yine İran yanlısı hava esmeye başladı. Bir Romalı tarihçinin yazdığına göre, ‘Egrisi Kıralı Gubaz Roma taraftarı olmasına karşın Laz Halkı Romalılara karşı çıkıyor, İranlılarla anlaşmayı daha hayırlı görüyordu. Bu onların İranlıları sevmelerinden kaynaklanan durum değildi, onlar Roma askerlerinin zulüm ve keyfi idarelerinden kurtulmak istiyorlardı. Egrisi Halkı kendi çıkarlarını düşünmek zorundaydı.
Ergisi bir Avnaur ‘Ukumeriano’ Kalesi’nin anahtarlarını gizlice İranlılara teslim etti. Bu kale Svaneti yolu üzerinde, yola hakim bir yerdeydi. Böylece artık İranlılar bu kale sayesinde Svaneti-Leçhumi bölgelerini rahatlıkla kontrol altında tutabileceklerdi. Şorapani Kalesi de İranlıların elindeydi. Bu kale gayet iyi korunuyordu. Kral Gubaz ile Romalılar sıkıntılara düştüler. Gubaz ufak ufak gerilla gruplarıyla İranlılara baskınlar düzenliyor onlara rahat nefes aldırmıyordu. 553 yılında GubBaz İranlılarla birçok çarpışmalar yaşadı. Bu çarpışmalar sırasında Romalılar çekingenliklerini, korkaklıklarını saklayamıyorlardı. Gubaz, bu duyarsızlığa çok kızıyordu. Romalılara hakaretler yağdırıyordu. O, ‘Romalı komutanlar, akılsız, beceriksiz ve korkaktırlar’ diyordu. Bundan ötürü 554 yılında Gubaz Romalı komutanların kurdukları bir komplo ile öldürüldü. Ardından Romalılar onu İran uşaklığı ile suçlamaya başladı, kendilerini böylece haklı çıkarmaya gayret ettiler.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.100, Sorun yayınları)
Egrisi Halk Kurultayının toplanması yeni hareket stratejisinin tayini
Lazların ruh haleti
“Zamanın bir Romalı tarihçisinin bize bıraktığı bilgilere göre, ‘Egrisi Kıralı Gubaz'ın haince öldürülmesi Laz Halkı ve ordularını ayağa kaldırıp harekete geçirdi. Ordu artık Romalılarla ilişkilerini kesip onlarla birlikte İranlılara karşı savaşa girmemeye karar verdi. Lazlar kıralları Gubaz'ın öldürülmesini kendileri için ‘onur kırıcı bir olay olarak kabul ettiler’.
Laz desteğinin kaybedilmesinin acısını Romalılar ‘Onoguri’ çarpışmalarında gördüler. Burada 3000 İranlı asker 50.000 Romalı askeri perişan edip yenilgiye uğrattı.
Laz Halk Kurultay ve Ayet’in düşünceleri
Laz Halkı ülkelerinin geleceği hakkında endişelere kapıldı. Laz liderleri kuytu bir vadide büyük bir halk kurultayı topladılar. 'Bu kurultayda tutacakları tavır ve alacakları önlemler görüşülecekti. Kurultayı yöneten Aznaurlar ikiye ayrıldı. Grubun birinin başına Roma muhalifi Ayet, diğerinin başına da Partaze geçti.
Ayet; Romalıların işlediği bu cinayetin bir başlangıç olduğunu, onların hedefinin Laz toplumunu tümüyle ortadan kaldırmak olduğunu, İranlıların bunlara nazaran daha güvenilir olduklarını anlattı. Sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Artık Kolheti'nin eski değeri, gücü sona erdi. Biz artık başkalarını idare etmekten aciz düştük. Bu kaba olaya karşı tepkisiz kalırsak Romalılar bunu fırsat bilir bizi tümüyle hiçe sayarlar. Romalılar idareleri altındaki halkları küçümser, tepeden bakarlar, onlara kabaca davranırlar. Benim arzum Kolheti’yi eski gücüne yeniden ulaştırmaktır. Başkalarının yardımına muhtaç olmadan savaşta ve barışta kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirmektir. Biz çağın değişmesiyle ve çeşitli talihsizlikler nedeniyle başkalarının hizmetçisi durumuna düştük. Kaderimiz buysa biz bu yabancılar arasında daha ehveni şer olanı tercih edeceğiz. Bağlaşıklarının hukukunu daha iyi tanıyıp koruyanlardan yana olmalıyız’ dedi.
Ayet'in bu sözleri halkı heyecanlandırıp coşturdu. Halk hep bir ağızdan ‘İranlılarla birleşelim, İranlılarla...’ diye bağırmaya başladı.
Partaze'nin düşünceleri ise tam tersti. Kolhlar arasında saygın yeri olan Partaze halkı sükunete davet ederek söze başladı. ‘Arkadaşlar duygusal düşüncelerden sıyrılıp akıl, mantık yolu seçelim. Yurdumuzun mutluluğu ve selameti için bu kötü işi unutmaya çalışalım. Acımızı bağrımıza basalım. Kralımız Gubaz'ın öldürülmesi stratejistin işidir. Bunda Keizar'ın suçu yoktur. Romalılar bizim için daha kabule şayan insanlardır. İranlılar aramızdaki din farklılığı nedeniyle bizimle asla birarada yaşamaya tahammül edemezler. Ümitsizliğe, fevri hareketlere kapılmayalım. Atalarımızın geleneksel sabır ve ağırbaşlılığını elden bırakmayalım. Bizi mahcup edecek münasebetsizliklere kalkışmayalım. Ülkemiz yararına birlik ve beraberlikten ayrılmayalım. Olan biteni Keizar'a bildirelim, bakalım ne cevap alırız ondan. Bizim haklı isteklerimiz yerine getirilmezse o zaman oturur durumu bir kez daha gözden geçiririz’ dedi.
Tsatze’nin tahta çıkması
Bu kurultayda Partaze'nin fikri ağır bastı. Olan bitenler, Keizar'a haber verildi. Katil subayların yargılanmaları ve cezalandırılmaları istendi. O sırada Konstantinopol'de bulunan Gubaz'ın kardeşi Tsatze'nin Laz tahtına çıkarılması istendi. Justiniane çevredeki halklar arasında Lazların konumunu ve önemini iyi biliyordu. Bunları karşısına almamaya özen göstererek istediklerini yerine getirdi. Katiller cezalandırıldı. Tsatze II. büyük merasimle, Laz geleneklerine uygun biçimde tahta oturtuldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.101, Sorun yayınları)







