iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 21:25 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » gürcüler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 03.09.07, 21:39
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Egrisi Kralı Gubaz elçilerini gizlice İran Şahı Hosro (Hüsrev) Anuşirvana gönderdi. Laz elçiler İranlılara, ‘Size uğursuz Romalıların bize reva gördükleri bazı zulüm ve kabalıkları anlatmaya geldik. Romalılar kıralımızın tüm yetkilerini elinden alıp sadece onu üniforması ile başbaşa bıraktı. Kıralımız bir emir kuluna döndü. Romalı stratejistin emirlerini yerine getirmekten başka bir şey yaptığı yok. Stratejist onu sürekli tehdit ediyor. Romalılar ülkemize sayısız asker yığdılar. Bunlar ülkemizi düşman saldırılarından korumak için değildir. Romalılardan başka ülkemizi tehdit eden hiçbir komşu ülke yoktur. Malımıza mülkümüze el koymak için bizleri tutsak düşürdüler’ dediler. Romalıların Egrisi’den kovulmaları için yardım istediler. Egrisili elçiler İranlılara ayrıca Egrisi’ye yerleşmekle elde edecekleri çıkarları da anlatmaya çalıştılar. ‘Tarihi Egrisi ülkesiyle bağlaşık olmakla gücünüze güç katarsınız. Bu sayede değeriniz ve saygınlığınız artar. Deniz yoluyla Romalılarla irtibat kurabilirsiniz. Roma düşmanı kuzeyli barbar kavimlerin kontrolü sizin elinize geçer. Onları Romalılara karşı istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Laz ülkesi kuzeylerden gelecek tehlikelerin önünde kilit görevi konumundadır. Bu da önemli ölçüde sizin işinize hizmet edecektir’ dedi."
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.96, Sorun yayınları)




İranlı Hosro’nun büyük bir orduyla Egrisi’ye girmesi
“542 yılında Hosro kalabalık bir ordu ile Kartli’ye geldi. Buradan yıldırım hızı ile Egrisi’ye indi: Bu hareketiyle o ‘Ebedi Barış’ anlaşmasını bozmuş oluyordu. Lazlar İranlılara rehberlik ettiler. İranlılar derin ve karanlık Egrisi ormanlarını keserek yol açmak zorunda kalıyorlardı. Laz kralı Gubaz İran ordularını kendi sınırları içinde karşıladı.
Ordusunu İran ordusuyla birleştirdi. Roma ordularının merkez gücü Petra kalesi olduğu için birleşik İran-Egrisi ordusu önce buraya yüklendi. Kanlı çarpışmalardan sonra burası Romalılardan kurtarıldı.
Romalılar bunun öcünü almak için karşı saldırıya geçtiler. Hosro bu nedenle İran’a dönmek zorunda kaldı. 545-546 yıllarında İranlılarla Romalılar beş yıllığına geçici bir barış anlaşması imzaladılar. Bu barış dönemi boyunca Egrisi’de epey yeni olaylar gelişti.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.96, Sorun yayınları)





İranlılar’ın gerçek niyetlerinin ortaya çıkması
Savaşın genişlemesi
“Hosro’nun niyeti Egrisilileri yurtlarından tümüyle çıkarmak ve yerlerine daha güvenilir kendi halklarından insanları yerleştirmekti. Hosro Egrisililerin kendisini aslında sevmediklerini, güvenmediklerini de iyi biliyordu. İranlılar’ın Lazika’ya gelmeleri Lazlar’ın Romalılarla olan ticaret ilişkilerini felce uğratmıştı. Laz Halkı büyük zararlara uğramıştı. Öte yandan İranlılar kabalıkta Romalılar’dan aşağı kalmıyorlardı. Bu nedenle Egrisi kralı ve devlet ileri gelenleri İranlılar’dan memnun değildi.
Hosro meş’um planlarını gerçekleştirmek için geçici bir anlaşmanın tam zamanı olduğunu düşündü. Komutanlarından birini Laz Kralı Gubaz ‘ı öldürmek için görevlendirdi, İranlı komutan bu görevi kralla arası açık olan ‘Parzman’ adında bir Laz Beyine yükledi. Bu sıralar Kartli’de olduğu gibi Egrisi’de de Aznaurlar büyük etkinlik kazanmışlardı.
Onlar da feodallerin yaptığı gibi ülkenin değişik köşelerinde hazine arazilerine el koyup sahiplenmeye çalışıyorlardı. Egrisi’de de Kartli’de olduğu gibi kırallarla Aznaurlar arasında gerginlik o derece büyüdü ki ülke adeta ikiye bölündü. Parsman da kıral karşıtı bir Laz Beyiydi.
Fakat Parsman İranlılar’ın teklif ettiği hainlik işine elini bulaştırmaya yanaşmadı. Üstelik olan biteni Kral Gubaz’a bildirdi. Bu haince planlardan dehşete düşen Gubaz tekrar Romalılara yaklaşarak pişmanlık bildirdi. İranlıları kovma işinde yardım karşılığında onlara karşı ayrılmaz bir sadık dost olma sözü verdi. Keizar Justinyen bundan memnun oldu. Egrisi’ye acele takviye askerler gönderdi.
Laz-Roma birleşik kuvvetleri İranlılara karşı şiddetli saldırılara başladılar. Bu derece şiddetli savaş bugüne değin Batı Gürcüstan’da ilk kez görülüyordu. Egrisi’de at oynatan İran ve Romalılar aslında bu ülkeyi ilhak etmeyi hedefliyorlardı. Bu hedeflerine ulaşabilmek uğruna her çareye baş vuruyorlardı. İnsanları para, ile satın almak gizli cinayetler işletmek, iki yüzlülük, ihanet başvurdukları çareler arasındaydı. Ülkeyi adım adım felakete sürüklemeye çalışıyorlardı.
Laz-Roma birleşik kuvvetleri İranlılara karşı zafere doğru ilerliyordu. Bu başarıyı sağlayan Laz askerleri hem iyi birer savaşçı, hem de yerel koşulları ve araziyi iyi tanıyan insanlardı. Ülkelerini kurtarmak için canla başla çalışan Egrisi askerlerine karşın Romalılar’n aklı fikri kişisel çıkarlardı. Bu nedenle Lazlarla Romalılar arasında anlaşmazlık baş gösterdi. Bu koşullarda İranlıları kovmak zor olacaktı.
Hosro Egrisi’den aldığı son haberler üzerine sıkıntılara düşüp derhal yeni takviye birlikler sevk etti. İranlılar 549 yılında Rieni boylarında kesin yenilgiye uğramalarına karşın Petra Kalesi’ndeki pozisyonlarını korumayı başardılar.
550 yılında Hosro Egrisi’ye yeni komutan emrinde büyük bir ordu daha sevk etti. Bu ordu ‘Tshenis tskali’ Irmağı boyundaki ‘Muhurisi Kalesi’ne yerleşti. Laz kralı Gubaz ve Roma askerleri vakit yitirmeden İranlılara karşı saldırı başlatmaya karar verdiler. Ancak Laz-Roma bağlaşık kuvvetleri arasındaki anlaşmazlık işleri zorlaştırıyordu. Zamanın Romalı tarihçisinin verdiği bilgilere göre ‘Lazlar Romalılar’la yan yana çarpışmak istemiyorlardı. Romalılar bu ülkeyi kurtarmak için canlarını tehlikeye atmak istemiyorlardı. Lazlar ise canlarını, mallarını, evlerini, yurtlarını ateşe atmaktan çekinmiyorlardı. Onlar ölümden kurtulsalar bile savaşı yitirirlerse ailelerinin huzuruna yüzü kara çıkmaktan utanacaklardı. Romalılar onlara ayak bağından başka bir şey değillerdi. Bu bakımdan onlar düşman saflarına yalnız dalmak istiyorlardı. Bu fikri beğenen Laz kralı Gubaz komutanlarını bir kenara çekerek ‘Kahraman askerlerim, sizi yüreklendirip şevklendirmek için bilmem bir şey söylemek gerekir mi? Durumun ciddiyeti ortada, ülkemiz, çoluk çocuğumuz, ırzımız, namusumuz tehlikededir. Lazların esamesi ortadan kalkmasın. Birçok kez galebe çaldığımız İranlıları bugünde perişan etmemiz pek zor olmayacaktır’ dedi.”
Önce Egrisi süvari güçleri düşmana karşı saldırıya geçti. Hararetli bir savaş başladı. Savaş İranlıların yenilgiyle sona erdi. Çarpışmalar bittiğinde meydan İranlı asker ve komutanların ölüleriyle doluydu. Canlarını kurtarabilen İranlılar ise kaçıp kurtulmuşlardı. İranlıların garnizonları Egrisi-Roma bağlaşık kuvvetlerin eline geçti. İranlıların
Elinde artık sadece Petra Kalesi kalmıştı. Lazlar Romalılara sıcağı sıcağına Petra’yı da basıp kurtarmayı önerdiler. Fakat Romalı komutanlar buna razı olmadı. Lazlar bu durumdan kuşkulanıp Keizar’a şikayetçi gönderdiler. Dediler ki, ‘Stratejistiniz İranlılara satıldı. Davranışları bunu açıkça gösteriyor’ dediler. Bu şikayet üzerine Keizar Justinyane Egrisi’ye yeni bir stratejist tayin etti. Öte yandan İranlılar da yeni takviye birlikleri alıp ülke sınırlarına sızmaya başladılar. Bu kez İranlılar değişik yol izlediler. Egrisi’nin doğu yönünden değil de kuzey yönünde ki Abhazya’dan cephe oluşturmayı denediler.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.97, Sorun yayınları)





Abaziga’da durum
”Bugünkü Abhazya Bölgesi’nde o dönemlerde değişik topluluklar oturuyordu. 4. yüzyılda bu topluluklar Egrisi Krallığı çatısı altında birleştiler. Fakat sonra durum değişti. Apşillerin kuzeyinde oturan Abazgiler Egrisi kralına karşı çıkarak 6. yüzyılda doğrudan Roma Keizarı’nın vasallığına girdiler. Abşiller ise Egrisi krallığı sınırları içinde kaldılar. Abazgiler iki beylik halinde bölünmüşlerdi. Biri ülkenin doğusunu diğeri batısını kapsıyordu. Abazgiler kendi beylerinin baskı, terör ve açgözlülüğünden gına gelmişlerdi. Abazgi beyleri halk arasında gördükleri güzel çocukları ailelerinden zorla koparıp Romalılara satıyorlardı. Öç alma endişesiyle ebeveynlerini öldürüp ortadan kaldırıyorlardı. Bu zulümlere tahammül edemeyen Abazgiler ayaklanıp her iki beyliği de ortadan kaldırdılar.
Justinyen Abazgileri Hıristiyanlık yoluyla elde etmek istiyordu. Biçvinta ve Tskhumi (Sohumi) kalelerinde oturan Roma garnizonları Keizar’ın bu düşüncesini yaşama geçirmek için çalışıyorlardı. Sonunda Abazgiler Hıristiyanlık dinine sokuldu. Hosro’nun bu ülkeye girmesiyle Romalılar düşman eline geçmesin diye buradaki kaleleri yerle bir ettiler. Bu nedenle İranlılar Abazgia’da tutunma olanağı bulamadılar.
Burada yeniden boy gösteren Romalılar ve memurları bu ülkeyi kendi topraklarına katma sevdasına düştüler. Abazgileri kaba güçle ezmeye, tedirgin etmeye başladılar. Buna dayanamayan Abazgiler Romalılara karşı baş kaldırıp kurtuluş yolu aramaya başladılar. Romalı bir tarihçinin itirafına göre ‘Abazgiler giderek Romalıların kölesi olmaktan endişe duymaya başladılar. Gürcüstan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da yerel halk özgürlüğünü korumak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı.
Abazgiler başlarına yeni yöneticiler seçtiler ve derhal İranlılarla yardım diyaloğuna başladılar. Fakat Romalılar erken davranıp kalabalık or­dularıyla Abazgia'yı denizden ve karadan kuşattılar. Abazgiler, ‘Trakea’ (Gagra) kalesine sığınıp savunma savaşına geçtiler. Romalılar kaleyi ku­şattılar. Acımasız savaş başladı. Abazgiler aileleriyle birlikte kale içinde­ki ahşap evlere kilitlenip saklandılar. Düşman onları teslim alamayacağı­nı anlayınca ahşap evleri ateşe verdi. Abazgia beyi maiyetiyle birlikte ka­leden fırlayıp kaçmayı başardı. Diğerleri ya ateşte kül olup gittiler ya da düşman eline düştüler. Romalılar Abazgia Beyi ve idarecilerin çoluk ço­cuklarını ve yakınlarını esir edip götürdüler. Trakea kalesini yerle bir edip çöle çevirdiler.’ İran güçleri imdada yetişince Abazgi Halkı İranlıla­ra sığındılar. İranlılar aslında Abazgilerin kendileri için yanıp tutuşma­dıklarını iyi biliyorlardı. Onun için tedbir olsun diye 60 kadar seçkin Bey çocuğunu rehin alarak İran'a gönderdiler.
Bu sırada Apşilia'da da karışıklıklar baş gösterdi. Egrisi Kıralı Gu­baz'ın karşıtlarından bir Aznaur’un adamları Apşillere ait önemli ‘Tsibi­la’ (Tsebelda) kalesini ihanetle İranlılara teslim etti. İranlı komutan Apşil kale komutanının karısına edep dışı harekette bulundu. Apşil ge­lenekleri kadınlara son derece yüksek değer veriyordu. Bu utanç verici olay Apşilleri çileden çıkardı. Halk galeyana gelip Tsibila kalesine hü­cum etti. Orada bulunan İranlı askerleri kılıçtan geçirdi.
Böylece İranlılar Apşilia’da tutunma olanağı bulamadı. İranlıla­rın baş garnizonu yine Petra'dan ibaret kalmıştı. Bundan sonra Lazlar­la Romalıların gözü kulağı yine Petra'ya çevrildi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.99, Sorun yayınları)





Bağlaşık güçlerce Petra’nın kurtarılması
Laz Kıralı Gubaz’ın öldürülmesi
“550 yılında Petra Kalesi yine Romalılarca sarıldı. Hosro Petra'yı pek sağlam tahkim etmişti. Ancak Romalılar İranlılardan iki misli kuvvete sahip oldukları için Petra'yı kurtarmayı başardılar.
İranlılar Kartli'den takviye güç çağırdılar. Gelen yeni takviye askerlerini onardıkları Kutaisi kalesine konuşlandırdılar. İranlıların Egri­si'nin bazı kesimleriyle irtibatları kesilmişti. Bunlar Leçhumi, Svaneti, Ukimerianı gibi önemli kale kent ve bölgelerdi.
552 yılında yeni bir İran-Roma barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmadan İranlılar kârlı çıktılar. Egrisi'deki durumlarını düzelttiler. Egrisi Aznaurları arasında yine İran yanlısı hava esmeye başladı. Bir Romalı tarihçinin yazdığına göre, ‘Egrisi Kıralı Gubaz Roma taraftarı olmasına kar­şın Laz Halkı Romalılara karşı çıkıyor, İranlılarla anlaşmayı daha hayırlı görüyordu. Bu onların İranlıları sevmelerinden kaynaklanan durum de­ğildi, onlar Roma askerlerinin zulüm ve keyfi idarelerinden kurtulmak istiyorlardı. Egrisi Halkı kendi çıkarlarını düşünmek zorundaydı.
Ergisi bir Avnaur ‘Ukumeriano’ Kalesi’nin anahtarlarını gizlice İranlılara teslim etti. Bu kale Svaneti yolu üzerinde, yola hakim bir yerdeydi. Böylece artık İranlılar bu kale sayesinde Svaneti-Leçhumi bölgelerini rahatlıkla kontrol altında tutabileceklerdi. Şorapani Kalesi de İranlıların elindeydi. Bu kale gayet iyi korunuyordu. Kral Gubaz ile Ro­malılar sıkıntılara düştüler. Gubaz ufak ufak gerilla gruplarıyla İranlıla­ra baskınlar düzenliyor onlara rahat nefes aldırmıyordu. 553 yılında GubBaz İranlılarla birçok çarpışmalar yaşadı. Bu çarpışmalar sırasında Romalılar çekingenliklerini, korkaklıklarını saklayamıyorlardı. Gubaz, bu duyarsızlığa çok kızıyordu. Romalılara hakaretler yağdırıyordu. O, ‘Romalı komutanlar, akılsız, beceriksiz ve korkaktırlar’ diyordu. Bundan ötürü 554 yılında Gubaz Romalı komutanların kurdukları bir komplo ile öldürüldü. Ardından Romalılar onu İran uşaklığı ile suçlamaya başladı, kendilerini böylece haklı çıkarmaya gayret ettiler.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.100, Sorun yayınları)




Egrisi Halk Kurultayının toplanması yeni hareket stratejisinin tayini
Lazların ruh haleti
“Zamanın bir Romalı tarihçisinin bize bıraktığı bilgilere göre, ‘Egrisi Kıralı Gubaz'ın haince öldürülmesi Laz Halkı ve ordularını ayağa kaldırıp harekete geçirdi. Ordu artık Romalılarla ilişkilerini kesip onlarla birlikte İranlılara karşı savaşa girmemeye karar verdi. Lazlar kıralları Gubaz'ın öldürülmesini kendileri için ‘onur kırıcı bir olay olarak kabul ettiler’.
Laz desteğinin kaybedilmesinin acısını Romalılar ‘Onoguri’ çar­pışmalarında gördüler. Burada 3000 İranlı asker 50.000 Romalı askeri perişan edip yenilgiye uğrattı.
Laz Halk Kurultay ve Ayet’in düşünceleri
Laz Halkı ülkelerinin geleceği hakkında endişelere kapıldı. Laz liderleri kuytu bir vadide büyük bir halk kurultayı topladılar. 'Bu kurultayda tu­tacakları tavır ve alacakları önlemler görüşülecekti. Kurultayı yöneten Aznaurlar ikiye ayrıldı. Grubun birinin başına Roma muhalifi Ayet, diğerinin başına da Partaze geçti.
Ayet; Romalıların işlediği bu cinayetin bir başlangıç olduğunu, on­ların hedefinin Laz toplumunu tümüyle ortadan kaldırmak olduğunu, İranlıların bunlara nazaran daha güvenilir olduklarını anlattı. Sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Artık Kolheti'nin eski değeri, gücü sona erdi. Biz ar­tık başkalarını idare etmekten aciz düştük. Bu kaba olaya karşı tepkisiz kalırsak Romalılar bunu fırsat bilir bizi tümüyle hiçe sayarlar. Romalı­lar idareleri altındaki halkları küçümser, tepeden bakarlar, onlara kaba­ca davranırlar. Benim arzum Kolheti’yi eski gücüne yeniden ulaştır­maktır. Başkalarının yardımına muhtaç olmadan savaşta ve barışta kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirmektir. Biz çağın değişme­siyle ve çeşitli talihsizlikler nedeniyle başkalarının hizmetçisi durumu­na düştük. Kaderimiz buysa biz bu yabancılar arasında daha ehveni şer olanı tercih edeceğiz. Bağlaşıklarının hukukunu daha iyi tanıyıp koruyanlardan yana olmalıyız’ dedi.
Ayet'in bu sözleri halkı heyecanlandırıp coşturdu. Halk hep bir ağızdan ‘İranlılarla birleşelim, İranlılarla...’ diye bağırmaya başladı.
Partaze'nin düşünceleri ise tam tersti. Kolhlar arasında saygın yeri olan Partaze halkı sükunete davet ederek söze başladı. ‘Arkadaşlar duygusal düşüncelerden sıyrılıp akıl, mantık yolu seçelim. Yurdumu­zun mutluluğu ve selameti için bu kötü işi unutmaya çalışalım. Acımızı bağrımıza basalım. Kralımız Gubaz'ın öldürülmesi stratejistin işidir. Bunda Keizar'ın suçu yoktur. Romalılar bizim için daha kabule şayan insanlardır. İranlılar aramızdaki din farklılığı nedeniyle bizimle asla birarada yaşamaya tahammül edemezler. Ümitsizliğe, fevri hareketlere kapılmayalım. Atalarımızın geleneksel sabır ve ağırbaşlılığını elden bı­rakmayalım. Bizi mahcup edecek münasebetsizliklere kalkışmayalım. Ülkemiz yararına birlik ve beraberlikten ayrılmayalım. Olan biteni Ke­izar'a bildirelim, bakalım ne cevap alırız ondan. Bizim haklı istekleri­miz yerine getirilmezse o zaman oturur durumu bir kez daha gözden geçiririz’ dedi.
Tsatze’nin tahta çıkması
Bu kurultayda Partaze'nin fikri ağır bastı. Olan bitenler, Keizar'a haber verildi. Katil subayların yar­gılanmaları ve cezalandırılmaları istendi. O sırada Konstantinopol'de bulunan Gubaz'ın kardeşi Tsatze'nin Laz tahtına çıkarılması istendi. Justiniane çevredeki halklar arasında Lazların konumunu ve önemini iyi biliyordu. Bunları karşısına almamaya özen göstererek istediklerini yerine getirdi. Katiller cezalandırıldı. Tsatze II. büyük merasimle, Laz geleneklerine uygun biçimde tahta oturtuldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.101, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 04.09.07, 18:07
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Misimieliler’in ayaklanması
Egrisi’de İranlıların kesin yenilgiye uğratılması
“Misimieli topluluğu Apşillerin yukarılarında, Kodori Irmağı başla­rında oturuyordu. Onlar Egrisi Laz Krallığının uyruklarıydı. Kendileri­ne özgü dilleri, gelenekleri vardı. 555 yılında Romalı bir stratejist Mi­simielilere gelerek, o sırada Romalıların vasalı bulunan Kuzey Kafkas­ya’daki Alanlara (İron, Os) haraç vermelerini emretti. Misimieliler Romalı stratejistin getirdiği emri kabul etmediler. Misimieliler kendi kalelerinin de ellerinden alınıp Alanlara verilmek istendiği kuşku ve endi­şesine düştüler. Romalı stratejiste şu cevabı verdiler: Bize adaletsiz, haksız bir öneride bulunuyorsunuz. Siz bize ait bir şeyi başkalarına hediye etmek hakkına sahip değilsiniz. Eğer böyle adaletsiz fikirler taşıyorsanız derhal kalkıp burayı terk ediniz.
Stratejistin giriştiği bu aptalca iş, yanındaki elçi grubunun da dayak yemesine neden oldu. Gürcüstan'da dayak yemek mutlaka kanla temiz­lenmesi gereken olaylardandı. Bundan Roma Devleti’nin aşağılanması, anlamı çıkıyordu. Misimieliler bununla da yetinmeyerek oldu olacak o gece baskın düzenleyerek stratejist ve adamlarını kılıçtan geçirdiler. İranlılara gidip koruma ve sığınma istediler. Bu olay üzerine Misimi­ele gelen Romalılar çıldırmış gibi halka saldırdılar. Çoluk çocuk demeden önlerine geleni kılıçtan geçirdiler. Çocukları ok tepelerine takı­yor, havalandırıyor, uçurumlara savuruyorlardı. Buna karşın özgürlükse­ver Misimieli Halkı canavarlaşmış Romalılara boyun eğmeyerek direnç gösterdi. Sonunda onları püskürtmeyi de başardılar. Romalılar bu olayda barış yapmaktan başka çıkar yol göremediler. Misimieliler Romalılara bu olayda uğradıkları zararları tek tek göstererek tazminat istediler. Romalılar buna karşılık birtakım tavizler vermek zorunda kaldılar.
555 yılında 6O.OOO kişilik bir İran ordusu Tsikhe-Goci'deki Roma ordusuna baskın yaptı. Romalıların işi tehlikeye düşmüştü, fakat bir Laz'ın fedakarlığı onları ölümden kurtardı. İranlılar bir Laz'ı yakalayıp rehberlik yapmasını istemişlerdi. Laz onları yanlış yollardan yürüterek hedeften uzaklaştırdı ve kapana kıstırdı. Gizlice Lazlara ve Romalılara haber işaretleri göndererek kapana kısılmış İranlıları kılıçtan geçirtti. İranlılar bunun üzerine Pasidi'ye karşı saldırıya geçtiler. Fakat burada daha büyük yenilgiye uğrayıp 12.000 kadar asker yitirdiler. Aceleyle oradan çekilip gitmeye mecbur kaldılar.
İran Şahı, Egrisi'de savaşı yitirdiğini kabul etmek zorunda kaldı. Romalılara önce geçici bir barış anlaşması teklif ettiler. 562 yılında Da­ria kentinde daha geniş kapsamlı bir barış anlaşması imzaladılar.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.102, Sorun yayınları)





Anlaşma koşulları ve Svaneti sorunu
“Daria kentin­de imzalanan anlaşmaya göre; İranlılar Egrisi'den hak iddia etmek­ten vazgeçiyorlar. Fakat Svaneti için öyle düşünmüyorlardı. ‘Svaneti bizimdi, bizde kalmalı’ diyorlardı.
Svanlar baştan beri Egrisi krallığının vasallarıydı. Svan idarecileri Egrisi kralları tarafından seçilir, görev başına getirilirlerdi. Egrisi Kral­ları Svanlardan bal, balmumu, deri ve buna benzer hediyeler kabul eder, bunlara karşılık ekmeklik buğday ve başka besin maddeleri gönderirlerdi.
İranlılarla savaşlar sırasında Svanlarla Egrisliler arasında anlaş­mazlık baş gösterdi. Svanlar artık Egrisi'nden buğday yardımı alamadıklarından dert yanıyorlardı. Bundan dolayı da İranlılara yönelmeyi düşünüyorlardı. Aslında Svanlar savaşlı, karışık dönemlerde güçlü gör­dükleri tarafa yamanmayı ülke çıkarları açısından yararlı görürlerdi. İranlılar Svaneti'den kıpırdamak niyetinde değillerdi. Svaneti geçit yollarının kendileri için çok önemli yeri vardı. Burada tutunabilirlerse Egrisi'yi kontrol ve tehdit altında tutabilirlerdi. Bunu iyi bilen Romalıla Svaneti'yi İranlılara bırakmak istemiyorlardı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.103, Sorun yayınları)




Gürcüstan’da feodalizmin zafere ulaşması
Kartli’nin bağımsızlık mücadelesi
İran karşıtı halk hareketlerinin gelişip büyümesi
“Kartli Halkı ile İranlılar baştan beri birbirine güvensiz, kuşkulu, gözlerle bakıyorlardı. Daha 6. yüzyıl ortalarında Romalılar İberlerin (Kartli) İranlılarla zoraki dostluk kurduklarına, ellerine fırsat geçtiğin­de ayaklanıp onları kovacaklarına inanıyorlardı. Gerçekten İber Halkı İranlıların haraç, vergi, angarya gibi keyfi idareleri altında eziliyordu.
Baştan İran yanlısı olan büyük Aznaurlar şimdi onlara ters düşmeye başlamışlardı. İran boyunduruğunun ağırlığı Aznaurları da ezmeye baş­lamıştı. İranlılara karşı halk hareketi başladığında Aznaurlar bu hareketin başını çekmeyi üstlendiler. Bu hareketin sonuçlarından yararlar çıkarmayı düşünüyorlardı. Düşündükleri de gerçekleşti. 6. yüzyıl alt­mışıncı yıllarından sonra İranlılar Kartli'den kovulmaya başladı. Bu yıllar Gürcüstan’ın başka yerlerinde de İranlıların işlerinin zorlaştığı yıllardı. Kartli'de İranlılara karşı verilecek savaş için gerekli güç mevcuttu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.105, Sorun yayınları)




Kartli Ekonomisinin gelişmesi
“İran idaresinin tüm en­gellemelerine karşın Kartli'de ekonomik durum günden güne gelişip iyileşmeyi sürdürdü. Sonunda Kartli artık zengin bir ülke durumuna yükseldi. Zamanın bir Romalı tarihçisi Kartli ve Ermenistan üzerine “Bu ülkeler verimli topraklara sahip, geliri yüksek ülkelerdir’ diye yazıyordu.
Gerçekten bu yıllarda Kartli’de tarımcılık pek gelişmişti. Özellikle bağcılık, şarapçılık yüksek düzeylere erişmişti. Bolca üretilen buğday ve diğer tahıl çeşitleri ülke için gereksinimi karşıladığı gibi yurtdışına da ihraç ediliyordu. Başka bir Romalı tarihçi Mesriler hakkında şunları yazı­yordu: ‘Meshiler eski İberlerin uyruklarıdır, Yüksek yaylalarda yaşıyor­lar. Meshi yaylaları kıraç ve verimsiz değildir. Aksine pek verimli ve mahsuldar topraklardır. Bu sayede Meshiler iyi birer toprak işleyicisidirler. Onlar bu yüksek yerlerde üzüm bağları bile yetiştiriyorlar’.
Tarım işlerinde deneyim sahibi olmak elde edilecek, ürünün bol ve bereketli olmasını sağlayacaktı. Kartliler bu dönemde Meshilere naza­ran daha iyi yetişmiş tarım uzmanlarıydı. Kartli ovaları sulama kanalları ağıyla donatılmıştı. Bugün Tbilisi aşağılarındaki Rustavi sulama kanalları kalıntıları bu döneme aittir.
Bu dönemde Kartli’de şehircilik, el sanatları, ticaret iyice gelişti. Altıncı yüzyılda Kartli’de en gelişmiş kent merkezleri Tbilisi, Ucarma, Bolni si, Manglisi, Rustavi kentleriydı. Kartli, ticaretini Ermenistan, Iran, Suriye ve batı ülkeleriyle yürütüyordu. Mısır’ın da bu ticarette önemli yeri vardı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.105, Sorun yayınları)


Kartli Eristavlığı’nın kurulması
İranlılar’a karşı savaş
“İran egemenliği halkın gelişip nefes almasını engelliyordu. Bu nedenle halkın birinci hedefi bu yönetimi başlarında atmak olmuştu. 572 yılında Kartli’de ve Ermenistan’da aynı anda ayaklanmalar patlak verdi. Bu ayaklanmanın Gürcü lideri Gurgeni idi. Tüm güney Kafkasya oymakları bu savaşta ortak düşmana karşı birlikte tavır aldıla. 573 yılında Lazlar, Abazgiler, Albaniler Ermenistan’ın yardımına koşup İran’a karşı savaşa girdiler.
576-577 yıllarında İran-Roma barış görüşmeleri başladı. İranlılar ısrarla Romalılar’dan Kartli ve Ermenistan topraklarını boşaltmalarını daha önce Romalılara sığınmış bulunan bura halklarının kendilerine iade edilmesini istediler. Romalılar İranlılar’ın verimli Kartli ve Ermenistan topraklarından asla vazgeçmeyeceklerini bildiklerinden bu isteklerine uymayı ancak Sığınmacı Gürcü ve Ermenileri geri iade etmemeyi karara bağladılar.
İran Şahı, yurduna dönmek istemeyen sığınmacıların Roma bölgesinde kalabileceklerini, dönmek isteyenlerin ise engellenmeden serbest bırakılmalarını istedi. Zamanın Romalı bir tarihçisinin verdiği bilgilere göre: İranlılar bu ayaklanmaları idare eden Gürcü ve Ermeni liderleri dışında kimsenin gönüllü yurtlarını terk etmeyeceğini iddia ederek halkı zorla Roma bölgesine süren bu liderlerin ele geçirilmesini gerekli görüyorlardı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.106, Sorun yayınları)



Kartli’de İranlılar’ın güç kaybetmesi
“İran-Roma görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı. İran’da baş gösteren iç ayaklanmalar Kartli’de İran otoritesinin zayıflamasına yol açtı. Bu durumdan yararlanan Romalılar 591 yılında Ermenistan’ın büyük bölümünü ve Kartli’yi de Tbilisi sınırlarına değin kurtarmayı başardılar. 6. Yüzyıl sonlarına doğru Kartli gerçek anlamda İran boyunduruğundan kurtulmuştu. Burası Romalılara da bağımlı değildi. Ancak Tbilisi Kalesi İranlılar’ın işgalinden kurtarılmamıştı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.106, Sorun yayınları)


Kartli’de eristavlık makamının kurulması
“Yabancı boyunduruğundan sıyrılmış olan Kartli artık kendi yönetim kurumlarını oluşturdu. En eski Gürcü tarihi Moktsevay Kartlisay’daki bilgilere göre ‘Kartli yavaş yavaş toparlanıp kendine geldi. Ülkede Eristavlık idaresi kurup Eristavlığa da ‘Guarami’ seçti. Guarami Kral ailesinden gelme Sepetsülilerdendi. Aynı zamanda büyük Aznaurların temsilcisiydi. Kartli’de eski yönetim biçimi almış oldu. Eristavlar kısa süre
içinde kendi adlarına para da bastırdılar. Gürcüce yazılı bu madeni paralar Gürcü Devletini karakterize eden unsurlardan biriydi.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.106, Sorun yayınları)





Altıncı yüz yıl içinde kültürel ve ideolojik durum
“Öteki kültür ülkelerinde de olduğu gibi kültürel ve ideolojik durum din etkisi altında gelişiyordu. Bu durum insanoğlunun doğaya karşı savaşta teknik ve bilimsel çaresizliğin getirdiği zorunluluktu. Hıristiyanlık dini Kartli’de devletin resmi dini haline geldikten sonra kültür ve ideoloji sahasında kilise etkisi iyice görülmeye başladı. Hıristiyanlık dini
eski putperestlik edebiyatını ortadan kaldırıp izlerini yok etti. Yeni dönem edebiyat genellikle çevirilerle başladı. Başka ülkelerde de olduğu gibi Gürcüstan’da da ilk çeviri eserler İncil ve İsa’nın doğuşuna dair öykülerdi. Yunanca, Süryanice, Ermenice dini metinler Gürcüceye çevrilip kaleme alınıyordu. Kısa zaman içinde orijinal dilde (Gürcüce) de edebiyat geliştirildi. Hagiografik (Azizlerin yaşamına dair) yapıtlar başta olmak üzere birçok edebi yapıt kaleme alındı. Hıristiyanlık azizlerinin ve misyonerlerin yaşamları ve yaptıkları pek ilgi çekiyordu. Onların din ve Allah uğrunda canlarını bile esirgemedikleri vurgulanıyordu. En eski Hagiografik yapıt Şuşaniki’nin Şehad Gürcü din ve edebiyat adamı Yakob tarafından beşinci yüzyılın yetmişli yıllarında kaleme alınmıştı. Bu yapıtta Kartli Pitiahşisi Varsken’in, eşi Şuşaniki’yi Hıristiyanlık dininden vazgeçirip Mazdeizme (Ateşperestlik) inandırmaya çalışması, bunu başaramayınca da ağır zulüm ve cefalarla onu öldürmesi konu ediliyordu. Bu yapıt 5. yüzyıl ikinci yarısına ait Kartli toplumsal yaşamından kesitler vermesi bakımından pek önemlidir. 6. Yüzyıl ortalarına doğru meçhul bir edip tarafından kaleme alınan Estate Mtsheteli nin Şehadeti adlı yapıt da Kartli’nin Marzpanlık idaresi dönemini anlatması açısından önemlidir.
Edebiyat o dönemde devlet işleri ile bazı özel işlerin kaleme alınmasında da kendini gösteriyordu. Gürcü metal paralar üzerine işlenen yazılar da önemli edebi belgelerden sayılır. Ahaltsikhe yöresinde Tskise köyünde bulunan bir mermer çukurtma yazı da tarihi değer taşımaktadır. Bu yazı 6. Yüzyıl sonları ile 7. yüzyıl başlarına aittir. Büyük bir dikili istavroz üzerine oyulmuş bu yazıda, ‘Bu haç’ın dikili olduğu arazi para ile satın alınmış özel mülktür’ ibarelerini taşımaktadır.
Yabancı ülkelerle yapılan yazışmalarda da Gürcü yazısından yararlanılıyordu. Egrisi devlet arşivinde çok eski yazılı dokümanlar muhafaza edilmiştir. Kartli’de de buna benzer eski dokümanlar muhafaza ediliyordu.
0 döneme ait Gürcü şiir ve felsefe yapıtları ne yazık ki günümüze değin ulaşamadı. 0 yıllarda yabancı edebiyat Gürcüstan’da pek yaygındı. 4. yüzyıl Egrisi edipleri Yunan tören ve ulusal bayramlarında yaptıkları güzel konuşmalarla iyi birer hitabet sanatçısı olduklarını kanıtladılar. 0 dönem Yunan toplumu da hitabet sanatında ileri düzeyde idi. 4. yüzyıl ikinci yanlarında Doğu Roma İmparatorluğunda yaşayan halklar arasında Gürcü Sepetsuli Bakuri, akıl, felsefe, kültür, edebiyat sahasında büyük bir üne kavuşmuştu.
4. Yüzyıl içinde Kolheti’deki Pasidi kentinde öğretim yapan felsefe okulu Doğu Roma İmparatorluğu etki alanındaki ülkelerden gelen öğrencileri de kabul edip yetiştiriyordu. Konstantinopollü ünlü hatip Evgeni ve oğlu Temist de burada tahsil görmüşlerdi. Anlaşıldığına göre Egrisi’de ve Kartli’de İran edebiyatı da büyük bir özenle izleniyordu.
Toplumsal ve politik alanlar da edebiyattan yararlanıyorlardı. İranlılar Güney Kafkasya’da Ateşperestlik dinini yerleştirme ümidini kestikten sonra Monofizit Hıristiyanlığın koruyuculuğunu üstlendiler. Gürcü aydınlarını bu dine yönelik edebiyatın geliştirilme ve İran dostluğunun kaçınılmazlığının işlenmesine teşvik, ettiler. Bu maksatla İran Şahının ajanları birtakım söylentiler çıkarıp yaymaya çalıştılar. Bu söylentilere göre, Ermenistan, Kartli ve Albanya ülkelerinde yayılan Hıristiyanlık dininin aynı misyonerler tarafından öğretildiği, Ermeni, Gürcü ve (Alban) alfabelerinin de aynı bilge kişiler tarafından icat edildiği, bu bilge kişi ya da kişilerin İran tarafından korunduğu hikaye ediliyordu.
Monofizitler, Diyofizitlere ya da diğer adlarıyla Kalkedonitlere ait yazılı bilgi ve belgeleri acımadan ortadan kaldırdılar. Zamanla değişik bazı akımlar da kendini göstermeye başladı. 3. 4. yüzyıllarda doğu ülkelerinde geniş etkiler yapan dini görüşlerden Manikevel akımı gibi. İranlılar ideolojik bağları sağlamlaştırmak bakımından Güney Kafkasya ülkelerinde daha başka yollara da başvuruyorlardı. Kartli, Ermeni ve Albanya kiliselerini birleştirip tek elden yönetilmesini kendi çıkarları açısından yararlı görüyorlardı. Bu birleşik Katalikosluğu da İranlı bir din adamının yürütmesi öngörülüyordu. İranlılar Güney Kafkasya’da baş düşmanları olan Kartli Kıralı Vahtang Gorgasal’ı öldürttükten sonra 506 yılında Ermenistan’ın başkenti Dvini’de Ermeni, Gürcü ve Albani dini liderlerini toplayıp Monofizitlik mezhebinin tek ve gerçek din olduğu görüşünü empoze etmeye çalıştılar. Bundan sonra kilise İranlılar için tek ümit ve dayanak haline geldi.
İran otoritesi zayıflamaya başladığında Kalkedon görüşlüler başkaldırdılar. 574 yılında Gürcü Kıralı Gurgeni ayaklanması sırasında Kalkedonlar Kartli’de epey güç kazandılar. 6. Yüzyıl sonlarına doğru ise Monofizitler burada tamamen yenilgiye uğratıldılar. İran’a sıkı sıkıya bağlı bulunan Ermenistan’da Monofizitler biraz daha direnç gösterdiler. Bu nedenle 607 yılında Kartli ile Ermeni kiliseleri arasında görüş ayrılığı belirdi. Bu kez Kalkedoniler Monofızitliğe ait ne varsa acımadan ortadan kaldırmaya başladılar. Günümüze ulaşabilen eski Gürcü edebi elyazmacılığı örneklerinin bu derece bozulmuş olması bu mezhep çekişmeleri sonucudur.
Bu dönemde Kartli-Egrisi yakınlaşması mistik edebiyatta etkisini göstermeye başladı. Megrelce, Svanca ve Aphazcanın yazılı edebiyatı olmadığı için bunlar Hıristiyanlığın ülkeye hakim olmasıyla Yunan yazısı ve dilini kullanmaya başladılar. Fakat Yunan Dili yerel insanlar için pek yabancı ve anlaşılması güç bir dildi.
Bu dönemde Argveti (Yukarı İmereti), Kartli mıntıkasından Egrisi’ye yoğun bir Gürcü Dili akını başladı. Gürcü dili diğer Kartvelien boyları için kolay benimsenip yararlanma olanağı getirdi. Gürcü Dili yanı sıra Gürcü alfabesi de benimsenip yaygınlaştı. Gürcü yazısı kısa zaman için de Egrisi’de Yunan yazısını koyup yerine oturdu. Batı Gürcüstan’da Gürcü el yazmacılığının en büyük merkezlerinden biri Kutatisi (Kutaisi) kenti olmuştu. Kültürel dayanışma, kardeş Kartvelien boylarının birbirine daha kolay yaklaşmasını, uyum içine girmesini sağladı.
Bu çağa ait kültürel evren içerisinden Maddesel kültür örneklerin den birçok değerli yapıt günümüze değin saklanabilmiştir. Bunlardan, kilise mimarisi örnekleri, ulusal Gürcü Arkitektürel kalıntılar, vb. sayılabilir. Uçarma Kalesi kalıntıları bu döneme ait örneklerdendir.
Bu döneme ait kilise arkitektürel örnekler iki gruba ayrılır. En eski arkitektürel yapılar antik çağ modellerine daha yakın durmaktadır.
Bunlar Bazilika, ya da kubbesiz yapılar grubuna girmektedir. 5. Yüzyıl yapılarından Bolnisi ve Urbnisi kiliseleri de bu gruptandır.
Daha eski çağlara ait olup 6. Yüzyılda yayılma gösteren başka grup kilise mimarisi de bulunmaktadır. Bu tip yapılar Feodal çağ zevk ve koşullarına daha uygun düşen haç biçimi kubbeli yapılardır. 6. 7. yüzyıllarda inşa edilmiş Aragvi Irmağı kavşağı sırtlarındaki Cvaris Sakdari yapısı bu tip yapıdır. Bu yapı büyük bir dehanın ölmez örneklerinden biri olup Gürcü kültürünün ölmez gurur tablosudur.
Haç tipi arkitektür modeli Gürcüstan’da doğup gelişti. Bu yapı tipi, eski ulusal Gürcü sanat geleneği temeli üzerine kurulup gelişmenin doruğuna erişti. Bu yapı biçiminin ilham kaynağı eski Gürcü köy evleri Darbazi ya da Ertobis sahli (Topluluk evi)dir. Bu tip yapı örneklerine bugün Doğu Gürcüstan’da sıkça rastlanmaktadır.
5. 6. yüzyıllara ait Gürcü mimarlık eserlerinin tetkikinden anlaşıldığına göre o çağlarda yapıcılık sanatı en yüksek düzeylere çıkmıştı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.107, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 04.09.07, 18:10
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Yedinci yüzyıl içinde Gürcüstan’a komşu olan devletlerde durum
“Geçen süre içinde Gürcüstan’a komşu olan devletlerde büyük değişiklikler oldu. Aile yaşamında, toplumsal yaşamda, devlet yapısında yenilikler görüldü. Bazı etnik toplumlar tarih sahnesinden silindi. Bazı yeni etnik toplumlar ortaya çıktı.
BİZANS: Bu arada Roma İmparatorluğu’nda da büyük değişiklikler oldu. 4. Yüzyıl sonlarında Roma ikiye bölündü. Doğu Roma başkenti Konstantinopol’e taşındı. 5. Yüzyıl sonlarında ise Batı Roma ortadan kaldırıldı.
Doğu Roma İmparatorluğu bu tarihten sonra varlığını tek başına sürdürmeye başladı. Bu ülke 7. Yüzyılda Bizans adını aldı. Eski Roma köle idaresi sistemine dayalı bir ülke iken, yeni Roma, yani Bizans İmparatorluğu Feodal sistemli idareye sahipti. Bu ülkede Yunan Dili Latin Dilini kökten söküp atmakta gecikmedi.
HUNLAR VE HAZARLAR: Kuzey Kafkasya’da da birçok yeni olay gelişti. 4. yüzyıldan bu yana burada Hunlar hakim unsurdu. Hunlar 5. 6. yüzyıllarda iyice gelişip güç kazanmıştı. 6. yüzyıl sonlarına doğru ise Hazarlar ilerlemeye başlayıp Hunlar’ın yerini aldılar. Volga ile Azov denizi arasını kapsayan eski Hun Devleti kısa süre içinde güçlü bir Hazar devletine dönüştü. Hazar devletinin hükümdarına Hakan deniyordu.
ARAPLAR: Arapların dünya tarihi sahnesine çıkmaları Gürcüler yönünden pek önemliydi.
Arap ülkesi Arap yarımadasındaydı. Arap yarımadasında en önemli kentler, Necd, Hicaz ve Yemen’di. Hicazda iki önemli ticaret kenti bulunuyordu. Bunlar Mekke ve Yasrib’di. Hicaz ve Yemen Arapları yerleşik yaşam sürüp tarım ve ticaretle geçiniyorlardı. İç bölgeler ise Bedevi Arapların yaşadığı topraklardı. 7. Yüzyıl başlarında Arap kabileleri birleştiler. Yeni bir devlet oluşturup başkanlığına da Muhammed’i getirdiler. Muhammed Araplar arasında yeni bir dinin tanıtımına başladı. Allah’ın peygamberi olduğunu iddia etti. Bu yeni dinin adı İslam’dı. Anlamı ise güvenip teslim olmaktı. İslama girenlere Müslüman (Teslim olmuş) adı veriliyordu. Bu dinin başka bir adı da Muhammedian (Muhammed taraftarları) idi. Muhammed’in söz ve vaazları Kur’ an adında bir kitapta toplandı. Kuran sözü Arapça’da (Okuma kitabı) anlamındadır.
Böylece yeni bir Arap devletinin temeli atılmış oldu. Sonraki yıllarda bu devletin hükümdarları Halife adı aldılar. Bu söz Arapça’da Vekil yani Muhammed’in Vekili anlamındadır. Bu sözden dolayı bu ülkeye bazen Halifelik adı da veriliyordu. Halifeler aynı zamanda İslam dininin liderleriydi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.110, Sorun yayınları)




Yedinci yüzyılın ilk yarısında Gürcüler
Heraklius’un İranlılar’a karşı savaşı
“7. Yüzyıl başlarında Roma İmparatoru Heraklius İran devletini yok olmanın eşiğine getirdi. Bu savaşta Heraklius’un en güçlü bağlaşığı Kartlililer'di.
Egrisililer ve Abazgiler de Roma tarafını destekliyorlardı. Gürcüler bu savaş sırasında kendilerini bağımsız sayıyorlardı. Keizar Herakle’ye 4. savaş planları üzerinde düşünce ve öneriler bildiriyorlardı. Söz dinletemezlerse savaşa katılmaktan vazgeçiyorlardı.
Heraklius bu savaşta Hazarlar’dan da yardım istedi, Hazarlar da büyük bir ordu ile Roma’nın yardımına koşmuşlardı.
Tbilisi kentinin Bizanslılar tarafından kurtarılması
Bu yıllarda Kartli’nin bir parçası olan Sapitiahşo henüz İranlılar’ın etki alanında bulunuyordu. Tbilisi kentinde de İran garnizonları oturuyordu. Bizans ve Hazar güçleri Tbilisi kentini kuşattılar. Çok çaba harcamalarına karşın onu elde edemediler. Kalede bulunan Gürcü ve İran askerleri İmparator Herakle ve Hazar hakanını alaya
alan hareketlerde bulundular. Surların üzerine çıkan Gürcü ve İran askerleri Bizanslılara seslenip ‘imparatorunuzun sakalı keçininkine, ensesi de tekeninkine benziyor’ gibi laflar söylediler. Hazarlara da seslenen Gürcü ve İran askerleri üzerinde gülünç karikatür çizilmiş kocaman bir kabak göstererek: ‘İşte sizin Cibğu Hakanınız’ dediler. Keizar ve Hakan bu alaylı sözlere pek öfkelendiler fakat ellerinden bir şey gelmedi. Romalılar ve Hazarlar Tbilisi kalesi kuşatmasını kaldırıp orayı terk etmek zorunda kaldılar. 627 yılında Bizanslılar (Romalılar) İran’ı hak ettikten sonra Hazarlar yeniden Tbilisi kalesini kuşatarak iki aylık zorlu çarpışmalardan sonra onu almayı başardılar.
Hazarlar Tbilisi kentini yerle bir ettiler. İnsanları kılıçtan geçirdiler. Tüm Gürcü zenginliklerini toplayıp götürdüler. Zamanın Albanyalı tarihçinin yazdıklarına göre: ‘Büyük ticaret kentini ele geçiren Hazarlar kenti soyup soğana çevirdiler. Hazar askerleri altın, gümüş, inci yakut gibi değerli hazineleri Hakanın önüne götürüp tepeler gibi yığdılar. Bu hazineleri faltaşı gibi açılmış gözlerle seyreden Hakan’ın gözlerinin suyu kurudu. Görüldüğü gibi Tbilisi kenti 7. Yüzyıl içinde zengin bir ticaret merkeziydi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.111, Sorun yayınları)




Gürcüstan Bizans etkisi altında
“Bu tarihten başlayarak yarım yüzyıl boyunca Güney Kafkasya Bizans etkisi altında yaşadı. Bizans etkisi Doğu ve Batı Gürcüstan bölgelerinde kendisini değişik, biçimlerde gösteriyordu. Bizanslılar Egrisi’de kendilerini daha rahat hissediyorlardı. Egrisi Kıralını daha çok sıkıştırıp baskı altında tutuyorlardı. Giderek 7. Yüzyıl sonlarına doğru Bizanslılar Laz Kıralı unvanı yerine Laz Patrikliği unvanını yerleştirdiler. Patriklik makamı Roma İmparatorları nezdinde saygın yeri olmakla beraber Laz halının patrik düzeyine düşürülmesi asla kabul edilemez bir durumdu.
Bu sırada Kartli Devleti Aznaurlar tarafından seçilip başa getirilen Eristavi tarafından idare ediliyordu. Eristavi makamı bağımsız kıral statüsüyle eşit değildi. Keizar bu Eristavilik makamının yetkilerini genişletip onu Aznaurların etkisinden kurtarmayı düşünüyordu. Bunu yapmakla Keizar Eristavi’nin gönlünü kazanmayı hedefliyordu. Keizar Gürcülerden sadece sadakat ve askeri yardım istiyordu. Onların iç işlerine karışmıyordu. Keizar Gürcü Eristavlarına Bizans nişan ve rütbeleri veriyordu. Bu nişan ve rütbeler Patriklik , Kurapalatlık vb. gibi unvanlardı. Bu unvanlar Eristaviler için gelecekte ümit verici işaretler sayılıyordu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.111, Sorun yayınları)




Kültürel gelişme
“Bu dönemde kilise ve inanç konularında değişiklikler yapıldı. Yukarıda da değinildiği gibi 7. Yüzyıl ilk yarılarında Kartli’de Diofizitlik yaygındı. Keizar Herakle Tbilisi kentini ele geçirdikten sonra Diofizitlik akımı daha da güçlendi. Saldırgan karşıtlar ve ateşperestler sindirildi. Herakle Kartli’nin büyük kentleri Thilisi, Mtsheta ve Ucarma kiliselerinde pek çok kan akıttı. Bu kiliselere sığınanlar arasında Ateşperestler de vardı. En kalabalık sığınmacı gurup ise Monofizit gurubuydu. Zamanın bir Gürcü tarihçisinin ifadesine göre, ‘Heraklius İsa dinini parazitlerden temizledi.’ Bu sırada insanların öldürülmesi dışında onlara ait ne varsa, kültür varlıkları, yazılı kültür kaynakları da çiğnenip temizlendi.
7. Yüzyıl içinde Doğu ve Batı Gürcüstan Devletleri arasında yakınlaşma süreci hız kazandı. Artık bu yakınlaşma sürecine ne mezhep farklılığı ne de politik gerginlik engel olamıyordu. Gürcü Dili ve yazısı bu dönemde Batı Gürcüstan’da gelişmenin doruklarına yükseldi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.112, Sorun yayınları)



Araplar Gürcüstan’da
Araplar’ın Gürcüstan’a girmeleri
“Halifeler işgalci politikalarıyla işe başladılar. 634-644 yıllarında iktidarda bulunan Halife Ömer zamanında Suriye, Filistin ve İran’ın büyük bölümü Araplarca işgal edildi. Böylece yollarını Güney Kafkasya’ya doğru açınış oldular. 640 Yılında ilk Arap Birliği Ermenistan sınırlarına gelip dayandı. Bu birlik işgalci olmaktan çok çapulcu hareketlere girişti.
Kartli-Arap anlaşması
642-643 Yıllarında Araplar Kartli sınırlarına dayandılar. Fakat Kartlililer bu tecavüzü def edip sınır dışına ovdular. Araplar zamanla toparlanıp güçlendikten sonra 654 yılında Ermenistan’ı işgal ettiler. Aynı yıl Teodosiopolis (Erzurum) da Arap işgaline uğradı. Burada bulunan Bizans güçleri mühimmat ve araçlarıyla birlikte Kartli’ye doğru çekilmek zorunda kaldılar.
Kartli Patrikiosu (Eristavi) Araplarla savaşa girmeyi göze alamadı. Onlara zengin hediyelerle beraber bir elçiler heyeti göndererek barış, dostluk ve dayanışma önerdi. Arap komutanı bu öneriye memnun olup elçilere bit Koruyuculuk taahhüdü belgesi verdi. Bu belgede Gürcü Arap dayanışmasının kurulduğu yazılıydı.
Bu anlaşma belgesinin maddeleri şöyleydi:
1. Araplar Gürcülerin dini inançlarına dokunmayacaklar. Ancak kendi isteğiyle İslamı kabul edenler Araplarca Kardeş sayılarak bunlardan vergi alınmayacak.
2. Gürcüler kişi başına Cizye (Hıristiyanlık vergisi), aile başına Dinar ya da Drahkan (Bir miskallik altın para) ödeyecekler.
3. Gürcüler vergi kaçırmak maksadıyla aileleri birleştirip tek aileymiş gibi göstermeyecekler. Araplar da buna karşılık bir aileyi parçalayıp birden çok aile haline getirmeyecekler. Gürcüler Araplara ya da Müslüman ordularına her türlü yardımdan kaçınmayacaklar.
5. Buna karşılık Araplar Gürcülerin can güvenliğini, iç ve dış düşmanlara karşı koruyacaklar.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.113, Sorun yayınları)



Kartli’nin bağımsızlık mücadelesi
“Bu anlaşmaya karşın Araplar Kartli’de iki yıldan fazla kalamadılar. 657-661 yıllarında Halifelikte iç karışıklıklar başgösterdi. Bundan dolayı Gürcüstan’da daha fazla kalmaya fırsat bulamayıp ülkelerine dönmek zorunda kaldılar. Kartli’de durum belirsizliğe büründü. Araplar kısa aralıklarla sınırlarda kayboluyorlardı. Arada bir Bizanslılar da kafalarını uzatıp Gürcüler’den kendi haraç hisselerini istiyorlardı. 686 yılında Keizar Halife anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmaya göre, Kıbrıs adasından, Ermenistan’dan, Kartli Gürcülerinden toplanacak haraç aralarında bölüştürülecekti. Onların bu arzuları ‘Canlı ayıdan post çıkarmak’ gibi çirkin ve tehlikeliydi. Güney Kafkasya halkları bu iki düşmana karşı omuz omuza verip ölüm kalım savaşı başlattı.
Bu çarpışmalardan birinde Kartli Eristavı Nerse Ermenistan cephesinde bir Arap birliğini yaman bir biçimde yenilgiye uğratıp kaçırdı. Gürcü Halkı Bizanslılara karşı da boyun eğmeye yanaşmıyordu. 686 Yılında Bizans Keizarı Kartli, Ermenistan ve Albanya ülkelerini itaat altına almak için ordusunu gönderdi. Fakat bu ordunun çabaları hiçbir başarı sağlayamadı.
Gürcülerin üçüncü düşmanı da kuzeyden sınırlara dayanan Hazarlardı. Gürcüstan topraklarında Hazarlar da soygun, talan ve çapulculuktan paylarına düşeni alıyorlardı. 689 Yılında Hazarlar Ermenistan’ı darmadağın edip Kartli ve Albanya liderlerini kılıçtan geçirdiler.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.113, Sorun yayınları)



Araplar’ın güç kazanması ve Egrisi’ye inmeleri
“Üç cephede kılıç sallamak zorunda kalan Gürcü Halkı nihayet zayıf düştü. Bu da en çok Arapların işine yaradı. Artık 7. Yüzyıl sonlarına doğru Kartli’de Araplar ayaklarını daha sağlam basabildiler.
Bu yıllarda batı Gürcüstan eskiden olduğu gibi tutarsız işler dönüyordu. Halkın bir bölümü başlarında beliren Arap belasını korkunç ve tehlikeli düşman sayarak tedbirler düşünürken diğer bölümü de onları uzaklardan gelmiş, zararsız insanlar olarak görüyordu. 697 Yılında Egrisi Patrikiozu Sergey Bizanslılara karşı başkaldırıp ülkesini Araplara teslim etti. 8. Yüzyıl başlarında Arap askerleri Egrisi Başkenti Tsihe Goci’ye ve Kodori Irmağı boylarındaki bazı kale ve surlara yerleştiler. Buna pek öfkelenen Bizans Keizarı Alaniarı kiralayarak bir türlü boyun eğdiremediği Kartli, Egrisi ve Aphazeti’ye saldırttı, buraları birer baykuş tüneğine benzetti.
Gürcüler aslında ne Rizanslıları ne de Arapları sempati ile karşılamıyoriardı. Her fırsatta her iki düşmana karşı canla, başla mücadele sürdürüyordu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.114, Sorun yayınları)




Kartli’de Araplar’a karşı mücadele
“8. yüzyılda Arapların gittikçe ağırlaşan baskı ve zulümlerine maruz kalan Gürcü Halkı savaşı şiddetlendirdi. Kartli’de ayaklanma üzerine ayaklanmalar başladı. Araplar bu halk hareketlerini kırmak için yeni askeri takviye güçleri getirtmek zorunda kaldılar. 8. yüzyılın 20’li yıllarında Araplar Kartli’yi birçok kez yağmaladılar. Ancak esas niyetlerini gerçekleştiremediler. Şiddetli karşı koyma önünde Araplar tutunmakta güçlük çekiyorlardı Öfkeden kuduran Arap komutanlar Gürcü Halkı için çok büyük cezalar düşünüyorlardı.
Gerçekten 736 yılında Gürcü Halkı’nın başına gelen felaket tarihin hiçbir döneminde görülmemiş derecede büyüktü. Gürcülere bu felaketi yaşatan Arap komutan Murvan’dı. Murvan o derece taşyürekli, duygusuz bir adamdı ki Gürcüler ona Kru Murvani (Sağır Murvan) adını taktılar. Sağır Murvan’ın Gürcüler için düşündüğü ibret verici ceza zamanın bir Gürcü tarihçisi tarafından şöyle anlatılıyordu. ‘Murvan Darubandi’den Aphazeti’ye değin baştan sona Kafkasya’yı işgal etti. Buradaki kale ve surların çoğunu yalap, yıkıp yerle bir etti. Egrisi’nin üç katlı surla çevrili Başkenti Tsihe-Goci’yi, Aphazeti başkenti Shumi (Sohumi), Kartli, Ermenistan ve Albanya’yı yerle bir etti. Buralarda ne bir tek bina ayakta kalabildi, ne de insan ve hayvanlar için yiyecek, içe şey bırakıldı. Murvan Kartli’de eski başkentin önemli mahallelerinden Armazi’yi de yerle bir etti.’
Her şeye karşın Araplar Batı Gürcüstan’da tutunmayı başaramadılar. Kartli’nin ise Murvan mezaliminden sonra beli iyice kırılmış oldu. Bu tarihten sonra Kartli’de gerçek anlamda bir Arap hakimiyeti başlamış oldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.114, Sorun yayınları)





Kartli’de Arap idaresi
“Araplar ülke yönetiminin başına kendi adamlarını getirdiler. Bunlar Emir rütbesi taşıyordu. Kartli Emirinin makamı Tbilisi kentiydi. Emirler hem Başkomutan, hem devlet başkanı hem adli yargıç görevi yürütüyorlardı. Arap ordusunun merkezi gücü Tbilisi kentinde bulunu yordu. Kalanı da değişik kentlerin önemli kalelerine yerleştirilmişti.
Kartli’deki Erismtavarilik kaldırılmamış ancak bu makam Emirlik emrine sokulmuştu. Erismtavarilerin görevi işgalci Araplar için halktan vergiler toplamak, gerek görüldüğü zaman Araplara yardım için Gürcü asker toplamaktı.
Arapların ilgilendikleri tek şey haraç toplamak ve askeri destek sağlamaktı.
8. Yüzyılda Gürcülerin Araplara ödediği Cizye (Hıristiyanlık vergisi) dışında haraç da bulunuyordu. Haracın ölçüsü ailelerin arazi miktarlarına göre saptanıyordu. Arazilerin verimli ya da verimsiz olması bir şey değiştirmiyordu. Her iki tür vergi para olarak ödeniyordu.
Arap boyunduruğunun çekilmez hal alması
Gürcü Halkına yükledikleri vergi miktarı giderek çekilmez boyutlara erişti. Halifelik sınırları çok genişlediğinden bu geniş ülkeyi idare etmek için daha çok masrafa ihtiyaç vardı. Artık başka işgal edilecek çevrede sömürge ve soygun sahaları kalmamıştı. Savaşlarla boşalan hazine halkın katkısıyla doldurulması gerekti. Vergilerin yük­selmesi halkın öfkesini ve itaatsizliğini kamçılıyordu. Çıkan sürtüşme­leri köreltmek için yenı askerlere ve yöneticilere gereksinim vardı. Ye­ni ordular ek giderlere yol açıyordu. Özellikle iktidara gelen ‘Abbasi’ halifeleri zamanında çok yükselen bu vergiler halkın sabrını tüketiyor­du. Abbasi hanedanı iktidarı 749 yılında ele geçirmişti.
8. yüzyıl ikinci yarılarında Kartli'de Arap soygunculuğu ve mezali­mi had safhaya ulaştı. Bu yüzyıl sonlarında yaşayan Gürcü yazarı İoane Sabanisdze Kartli'deki Arap devlet düzeni hakkında şunları yazmakta­dır; ‘Bizler, inanç sahibi insanlar mutagallibenin demir kelepçeleri al­tında tutsak, yoksul, aciz ve aşağılık yaşama mahkum edilmişiz. Ağır haraç altında ıstırap içinde can çekişiyoruz’.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.115, Sorun yayınları)





Araplara karşı mücadelenin yenilenmesi
“Halkın düşmanlara karşı intikam duyguları giderek büyüdü. Uzun ve kanlı çar­pışmalar başladı. Batı etkenler Gürcüler’in işine yarıyordu. Örneğin Arap güçleri daha çok merkez bölgelerine hakimdi. Dağlık bölgelere uzanma­ları zor oluyordu. Gürcü Halkı bundan yararlanıp dağlara çekiliyor, ora­dan düşmana baskınlar düzenliyordu. Öte yandan Hazarlar da Araplara hayatı zehir ediyorlardı. Hazarlar sık sık Güney Kafkasya'ya sarkıyor Arap işgali altındaki toprakları tarumar ediyorlardı. 764 Yılında kısa bir dönem için Tbilisi kenti Hazarlar’ın eline geçmişti. Eski Gürcü tarihçile­rinden birinin verdiği bilgilere göre, "Kartli Eristavi Cuanşer'in Şuşana adında çok güzel bir kız kardeşi vardı. Hazar Hakanı Cuanşer'den kız kar­deşini eş olarak kendisine vermesini istedi. Buna karşılık da Araplara karşı verdiği savaşta yardım etmesini önerdi. Şuşana ve annesi bu teklifi ret edip ‘Biz putperestlere yar olmayız’ yanıtı verdiler. Buna öfkelenen Hazar Hakanı Kartliye saldırarak Şuşana ve ağabeyi Cuanşer'i tutsak etti. Fakat yine de muradına ermeyi başaramadı. Şuşana yüzük taşı altın­da bulundurduğu keskin zehri emerek yaşamına yarı yolda son verdi. Gürcü prensesi Hakana yar olmaktansa ölümü yeğledi.
9. yüzyıl başılarında bölgesel Arap Emirliklerinin Halifelere karşı bağımsızlık bayrakları açmaları önemli bir gelişmeydi. Halifeler bu ita­atsizlik karşısında emirliklere karşı harekete geçtiler. Çıkan savaşlarda Emirlikler iyice zayıflayıp güçsüz düştüler. İşgal altında tuttukları halk­lar bunu fırsat bildiler. Emirliklere karşı başkaldırdılar.
Arap Emirliğine karşı ilk ve en büyük ayaklanma Ermenistan'da başladı. Ermeni Halkı herkesten çok baskı ve zulüm altında eziliyordu. Gürcüler acele Ermenilere yardıma koştular. Yenilgiye uğrayan Ermeni Beyleri kurtuluşu Kartli ve Egrisi'ye sığınmakta aradılar. Bu durum Arapları çileden çıkarıyordu. Sığınmacıları ısrarla geri isteyen Araplar bunlara kucak açanları da şiddetli cezalara çarptırdılar.
772-773 Yıllarında ihbar üzerine yakalanıp tutsak edilen ve sonra­ da Bağdat'a götürülen Kartli Erismtavari Nerse Ermenileri koruma suçlamasıyla zindana atıldı. Nerse Bağdat'ta üç yıl zindanda yaşadı. Nerse üç yıl sonra zindandan çıkarılıp yine Eristavi rütbesiyle Kartli'ye iade edildi. Nerse'nin bundan sonra iyi bir Arap dostu olacağı düşünü­lemezdi. Nerse ev halkını ve servetini Aphazya 'ya göndererek garanti­ye aldı. Kendisi önce Hazarlara, oradan da Aphazya'ya ailesinin yanına gitti. Bu olaylar 8. yüzyılın 80'li yıllarında oldu.
Bu tarihten sonra Kartli, Ermenistan ve Albanya sürekli ayaklanma­larla ateş ve kan içinde yoğruldu. Bir zamanlar Araplarla iyi geçinme yolu seçmiş bulunan Aznaurlar da bu kez halkın yanında yer aldılar. Araplar acımasız komutanlar emrindeki yeni yeni orduları Gürcü Halkı’­nın üzerine sürüyorladı. Ne var ki Gürcü halk hareketleri önüne geçil­mez sel gibi büyüyüp gelişiyordu.
Bu güçlü halk hareketlerini Kartli'den idare eden bazı ideolojistler vardı. 8. yüzyıl Gürcü yazarlarından İoane Sabanisdze bunlardan biriy­di. Sabanisdze bir Arap genci olan Abo’nun trajik yaşamını kaleme alıp destanlaştıran düşünürdü. Abo Kartli Eristavi Nerse'nin Bağdat'ta­ki zindanda hizmetçisiydi. Nerse'nin serbest bırakılmasından sonra onunla birlikte Tbilisi'ye geldi. Burada İslam dinini terk edip Hıristiyan­lık dinine girdi. 86 Yılı 6 Ocak günü yapılan ikaz ve zorlamaları kabul edip tekrar İslama dönmediği için Tbilisi Emiri tarafından ölümle ceza­landırıldı.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.116, Sorun yayınları)




Sabanisdze’nin vaazları
“İoane Sabanisdze bunu Gürcü Halkı’nın ulusal ve dini duygularını kamçılamak için kullandı. Dedi ki; ‘İşte biz öyle bir ulusuz ki, öyle yüce bir dine sahibiz ki boyunduruğu altında bulunduğumuz uluslar bile bize özen ip dinimize giriyorlar, bizden biri olmayı arzuluyorlar. Bu uğurda canlarını bile vermekten çekin­miyorlar’.
Sabanisdze Arap korkusundan eriyip giden, güçlü rüzgarlar önünde kuru sazlar gibi eğilip savrulan Gürcü Halkı’na moral vermek için çırpı­nıyordu. Sabanisdze Araplar tarafından yanıltılıp, korkutulup satın alı­nan, yoldan çıkarılan bazı Gürcülerin kendine gelmelerini istiyordu. ‘Özelliklerimizi yitirip yabancı toplum içinde eriyip gitmeyelim. Bu ya­bancı ihtirasını dizginleyin, engelleyin’ diyordu.
İoane Sabanisdze ve onun gibi vaizci Gürcü aydınları Gürcü Halkı arasında dayanışma, uyum içinde olma, mücadele ruhu kazanma, ulu­sal kurtuluşa yürüme bilinci açısından çok yararlı oluyordu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.117, Sorun yayınları)





Kartli Erismtavari makamının lağvedilmesi
“Sekizinci yüzyıl sonları ile 9. yüzyıl başları arasında işgalcilerle işgale uğra­yanlar arasındaki mücadele iyice kızıştı. Savaş Kartli topraklarının orta kesimlerindeki kent merkezlerinde şiddetlenmişti. Araplar 9. Yüzyıl başlarında Kartli Eristavlığını lağvedip Eski Gürcü aristokrasisine mensup ‘Sepetsuli’ soylu Aznaurlarların tümünü kılıçtan geçirdiler. Özellikle Kura nehri boylarındaki Gürcü Halkı çok büyük zarar ve tah­ribatlara uğratıldı. Buna karşın savaş tüm şiddetiyle devam etti. Yerel halkın yanı sıra başka bölgelerden gelen sığınmacılar da işgalci düş­manlara karşı ölüm kalım mücadelesi veriyorlardı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.118, Sorun yayınları)





Gürcüstan birliği için mücadele
Gürcüstan’da yeni feodal beyliklerin kurulması
Kaheti: Araplar 200 yıllık Kartli Erismtavarlığına son verdiler. Ancak Kartli Halkı dış bölgelerde bağımsızlığını korumayı sürdürüyordu. Dış bölgelerden Kaheti en erken güçlenip ayağa kalkan bölgelerden biri olmuştu. Kaheti toprakları Aragvi vadisinden başlayıp genişliyordu. Buradaki İvri ve Alazani topraklarında yaşayan Gürcü Halkı huzur içinde, özgürce çalışıp yaşıyordu. 8. yüzyıl ikinci yanlarında burada nüfus epey çoğunluk kazandı. Ekonomik koşullar da iyileşti. Halk tarımcılık, çoğunlukla da bağcılık, hayvancılıkla uğraşıyordu. Kalabalık at ve koyun sürüleri de besliyorlardı. Bu zenginlikler açgözlü işgalcilerin iştahlarırıı kabartıyordu. Arada bir Kaheti vadilerinde görülen Araplara saldıran Kahetililer onları kılıçtan geçiriyordu.
8. yüzyıl ortalarında Arap varlığı ve tehdidi Kahetililerin umurunda bile değildi. Arap kaynaklarının verdiği bilgilere göre, ‘Bu yıllarda Güney Kafkasya’da en tehlikeli düşmanlar Kahetililerdi.’ Sık sık vukubulan Arap-Kaheti çatışmalarında zafer daima Kahetililerin oluyordu. 8. yüzyıl sonlarında Kahetililer başlarına bir bey seçerek bağımsız yönetim kurdular.

Abhazeti: Bu dönemde Batı Gürcüstan’da da önemli gelişmeler oldu. 6. yüzyıl başlarından bu yana Egrisi’ye bağlı bulunan Abhazeli, bu kırallıktan ayrılarak doğrudan Bizans vasallığına girdi. Bizanslılar zamanla Abazgi beylerine kendi yerel yönetim hakkı tanıdılar. 8. yüzyılda Abhazya artık nüfusu kalabalık, güçlü, huzurlu bir yurt köşesi durumuna erişti.
8. Yüzyıl sonlarında Bizans’ta iç karışıklıklar baş gösterdi Bundan yararlanan Abhaz Eristavlarından Leon 2 Hazar Hakanından temin ettiği yardımla bağımsızlığını ilan etti. Leon 2 Hazar hakanının kızından torunu bulunuyordu. Bu yıllarda Egrisi Krallığı eski gücünü kaybetmişti. Bundan da yararlanmayı bilen Abhaz Eristavı Egrisi ve Aryveti topraklarını da işgal ederek ülkesini genişletti.
Leon 2 ve mirasçıları Kutatisi (Kutaisi) kentini kendilerine başkent seçtiler. Kutaisi kenti yeni kurulan bu devlet için Tsihe-Goci’den daha elverişli konumdaydı. Kutaisi kenti çok önemli yol kavşakları üzerinde bulunuyordu. Bundan sonra Abhaz Beyi Leon 2 Kral
unvanı taşımaya başladı. Batı Gürcüstan’da oluşan bu yeni Beyliğin adı artık ‘Abhaz Krallığı’ oldu. Ülkenin etnik yapısında ise herhangi bir değişiklik olmamıştı. 9. ve 10. yüzyıllar içinde de Batı Gürcüstan halkları arasında çoğunluğu Kartvel kökenli Kartlar, Megreller, Lazlar ve Svan lar oluşturuyordu.

Tao-Klarceti
Güneybatı Gürcüstan topraklarından Tao Klarceti’de (Erzururn-Artvin) kurulan feodal beylik en son ve en yeni bir Gürcü Beyliği idi. Bu beyliğin kurucusu ‘Aşot Bagrationi’ idi. Ünlü Bagrationi Ailesi’nin kökleri eski Gürcü Vilayeti ‘Speri’ye (İspir) dayanıyordu. Uzak görüşlülüğü ile ve ustaca yöneticiliği ile kendilerini kanıtlayan Bagrationiler 6. ve 8. yüzyıllarda büyük ilerleme kaydetti. Bu ailenin bir kolu Ermenistan’da, başka bir kolu da Kartli’de kendini gösterip yükselmişti. Sonunda her iki Bagrationi kolu da beylik ve kırallık makamına değin yükselmeyi başardı. Bunların kurduğu ‘Bagrationi’ Hanedanlığı Gürcüstan’da 19. yüzyıl başlarına değin ayakta kalabildi.
Kartli Bagrationlan temsilcisi ‘Aşot’ 9. yüzyıl başlarına değin Tbilisi’deki Arapların hizmetinde bulundu. Aşot Araplarla arayı açarak hanesi ve maiyetiyle birlikte Çoruh Vadisi’ndeki Şavşeti ve Klarceti vilayetlerine gelip yerleşti. Bu vilayetler o yıllarda Bizans sınırları içinde kalıyordu. Aşot kendini Bizans vasalı olarak ilan edip Keizar unvanını aldı. Bulunduğu yörelerde bir bağımsız beylik oluşturmaya girişti. Aşot kurduğu beyliğin başkenti olarak eski kale Kent ‘Artanuci’yi seçti. Kenti onarımdan geçirerek güzelleştirdi. Aşot’un kurduğu Beyliğin adı ‘Tao-Klarceti’ Beyliği idi. Bu beylik Tao (Erzurum) ile Klarceti (Artvin) toprakları içinde kalıyordu. Aşot Kurapalati 826 yılında öldürüldü."
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.118, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 04.09.07, 18:12
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Tbilisi Arap Emirliği’nin halifeye karşı çıkması ve zayıf düşmesi
“Başka işgal bölgelerinde olduğu gibi Tbilisi Arap Emirliğinde de merkezi yönetim olan Halifeliğe başkaldırma ve bağımsız davranma belirtileri baş gösterdi. Bu emirler artık Halifenin emir ve direktiflerine kulak asmıyorlar, topladıkları vergileri ceplerine indiriyorlardı.
Tbilisi Emirleri de bu yola girmişlerdi. 9. yüzyılın ikinci yarısında Halifeye başkaldıran Tbilisi Emiri bunda başarılı olamadı. Ondan sonra iktidara gelen Emir Sahak Kahetililerin yardım ve desteğiyle bu başkaldırıyı 15 yıl kadar sürdürdü. İyice sabrı tükenen Halife 853 Yılında ‘Buğa Turki’ komutasında gönderdiği büyük bir ordu ile Tbilisi Emirini perişan etti. Buğa Turki bazı yerel Gürcü beylerini de yanına çekmeyi başarmış Sahak ve bağlaşıklannı silip süpürmüştü. Buğa Turki 5 Ağustos 853 günü Tbilisi kentini işgal altına aldı. Kenti ateşe verip insanlarını kılıçtan geçirdi. Sahak’ı da yakalayarak ölümle cezalandırdı. Arap kaynaklarının verdikleri bilgilere göre, bu savaş sırasında Tbilisi kentinde 50.000 kişi öldürüldü. 0 tarihte Tbilisi’nin ne derece büyük ve mamur bir kent merkezi olduğu buradan da anlaşılmaktadır.
Ancak Arap Halifeliği 9. yüzyıl sonlarından itibaren emirlikler üzerindeki egemenliğini kaybetti. Onun emirlikler üzerindeki otorite işareti sadece madeni paraların onun adına basılmasının sürdürülme sinden ibaret kaldı.
Halife son kez olarak 10. yüzyıl başlarında Güney Kafkasya’daki ülkeleri itaat altına almayı denedi. 914 Yılında Ebul Kasım komutasındaki Arap ordusu buralara dayandı. Ebul Kasım Kaheti kalelerinden Ucarma ve Boçorma’yı ele geçirdi. Samtshe ve Cavaheti bölgelerini de perişan etti. Bu saldırıların amacı itaatten çıkmış bulunan asilerin yola getirilmesi ve eski ve yeni vergilerin toplanmasıydı. Ancak bu saldırı halifeye bir yarar sağlamadı. 10.yüzyıl ortalarından itibaren burada halifeye bağlılık tümüyle sona erdi. Artık Tbilisi yerel Arap Emirliği bağımsızlığını kazanmıştı.
Tbilisi Emirliği bu yıllarda pek küçülmüş, daralıp zayıflamıştı. Toprakları diğer Gürcü beylikleri Kaheti, Tao-Klarceti, Abhazeti tarafından paylaşılmıştı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.120, Sorun yayınları)




7 ve 9. yüzyıllarda toplumsal sınıflar ve birbirleriyle mücadelesi
Toplumsal Düzen
“7. 8. ve 9. yüzyıllarda Gürcüstan’da feodal düzen daha güçlendi. Bu yüzyıllarda iyice meşrulaşan Aznaurluk kuruluşları değişik grup ve isimlere ayrıldı. Aznaurluğu miras yoluyla elde edenlere ‘Mirasçı Aznaurlar’, kırallar tarafından hizmet karşılığı ihsan edilen Aznauvurlara Kıral Aznaurları’, hepsinden büyük rütbeli Aznaurlara da ‘Büyük Aznaurlar’ adı veriliyordu.
Kralların ve Aznaurların hizmetlerini yürüten bir ‘Msahurni’ sınıfı da vardı ki bunlar özgür hizmetçilerdi. Kral hizmetinde bulunan diğer bir hizmetli grubu da ‘Tadzreuli’ (Kilise hizmetlileri) idi.
Bazı Aznaurlar kendilerinden daha büyük Aznaurlara bağlı küçük Aznaurlardı. Bunlara ‘Tsina Şemdgomeli’ ya da ‘Sakutari’ adıyla anılıyorlardı. Bunun anlamı ön, özel Aznaurlar’dır.
Ülke nüfusunun büyük bölümü toprak işçilerinden oluşuyordu. Bunlara da ‘Mdabiuri’ (aşağı sınıf) adı veriliyordu. Bunlar şu ya da bu Aznaurlara bağlı insanlardı. Aznaurlar bu sınıfın ‘Upalleri’ (sahipleri) sayılıyordu. Köyler ve insanları bu Upaliler’in malı sayılırdı. Mdabi olanlardan daha alt tabaka ise Glehi yani özgürlükleri kısıtlanmış köylü ırgatlardı.
10.yüzyıl başlarında toprakların büyük bölümü Aznaurların eline geçmişti. Aznaurlar bu toprakları kanlı çarpışmalar sonunda elde edebilmişti.
Toprak kavgaları
6. yüzyılda Gürcüstan’da feodalizm yönetim sistemi kurulup ipler Aznaurların ve beylerin eline geçtiğinde beyler bu gücü köylülerin mülklerini zorla alıp kendilerine mal etmek için kullandı. Halk babadan, atadan kalma mülk ve arazilerini kolay kolay feodallere kaptırmak niyetinde değildi. Onları korumak için sık sık silaha başvuruyordu. Fakat daha güçlü silahlara ve kalabalık savaşçılara sahip olan feodaller halka karşı daima galip geliyorlardı. Sonun da halk mülklerini yavaş yavaş kaybedip köle durumuna düştü. Aznaurlar önce verimli toprakları, sonra mera ve otlakları, daha sonra da dağ, yayla ve ormanları zaptedip özel mülkleri arasına soktu.
Öte yandan mücadele kilise ile Aznaurlar arasına da sıçradı. Bu yıllarda kiliseler geniş mülk ve arazilere sahip olmuşlardı. 7. yüzyıl başlarında Kartli Erismtavarileri kilise ve manastırların mülklerine el koyup sahiplenmek istedi. Bundan dolayı zorlu çarpışmalar meydana geldi.
8. yüzyıl sonları ile 9. yüzyıl başlarında Gürcüstan’da yeni feodal beylikler ortaya çıktı. Bu yeni feodalliklere karşı eski feodal ve Aznaurlar ayağa kalktı. Birbirine giren bu Aznaur ve feodaller komşusunun zararına kendi topraklarını genişletmeye çalışıyordu. Bu çarpışmalar 9. ve 10. yüzyıl boyunca sürdü. Nihayet bu sürtüşmeler Gürcüstan’da birliğin sağlanmasıyla son buldu. Gürcüstan’da birliğin sağlanması sadece feodallerin değil, tüm ülke insanlarının rahatlayıp gelişmesi için ortam sağlayacaktı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.121, Sorun yayınları)





Ekonomik açıdan beyliklerin birleşme zorunluluğu
“9. 10. yüzyıllarda Gürcüstan toprakları genişleyip ekonomik yön den zenginleşti. 8. yüzyıl ilk yanlarında Murvan dönemi Arap saldırıları sonucu nüfus epey azalıp ekonomi felce uğradı. Ancak Gürcü halkı iki yüz yıllık esaret sonunda tekrar toparlanıp üretimi geliştirmeyi başardı. Hala Arap boyunduruğu altında yaşayan sınır bölgelerde ise kalkınma çok ağır tempo ile yürüyordu. Gürcü toplumunun kültürlü, deneyimli, yaşama bağlı, özgürlük sever bir yapıya sahip olması kenar bölge ekonomisinin de gelişip büyümesine, canlanmasına ortam hazırlıyordu. Bura halkı bir yandan yaşam savaşı verirken öte yandan sık sık kapıya dayanan işgalci düşmanlarla savaşmak durumunda kalıyordu. 9. - 10 Yüzyıllarda, özellikle 10. Yüzyıl ikinci yarısında Buğa Turki zamanındaki gibi yıkıcı saldırılar artık azalmıştı. Savaşlar biçim değiştirmiş, küçük atlı grupların ani baskınları gibi şekil almıştı. Bu küçük grup çarpışmaları bir günden fazla sürmezdi. Ülkeye ani baskın yapan atlı akıncılar sıkı bir savunma gücüne çarpıyorlardı. 9. yüzyıl sonları ile 10. yüzyıl boyunca süren bu tür bölük pörçük saldırılar halkın iş gücüne ve kalkınma seyrine engel olamıyordu.
9. yüzyıl içinde Kaheti, Tao-Klarceti, Aphazeti beylikleri gelişip büyüdüler. 9. yüzyıl başlarında Kahetililerle bir barış anlaşması imzaladılar. Bu anlaşmaya göre, Kahetililer Araplara her yıl 3000 kısrak, 20.000 koyun vermeyi taahhüt ediyorlardı. Bu rakamlar o yıllarda Kahetililerin hayvancılıkta ne derece ileride olduğunu göstermektedir. Kahetililer o bölgeye özgü iyi cins koyun yetiştirmekle ünlü idi. Bugünkü ‘Tuşetya’ koyunu o yılların Kahetya koyunu cinsinden gelmektedir. Bugün Kaheti topraklarının her köşesinde rastlanan arkeolojik kalıntılar geçmişteki Kaheti’nin birer zenginlik tanıklarıdır.
9. 10. yüzyıllarda düşman yıkımlarından en iyi korunabilmiş bölgelerin başında Abhazeti geliyordu. Dış düşmanlar artık bu topraklarda yaşayan insanların gelişip çoğalmasına engel olamıyorlardı. 10. Yüzyıl başlarında Abhaz Kıralı Giorgi tarafından onarılıp yenileştirilen ‘Martvili’deki Çkondidi Manastırı, yine Abhaz Kıralı Leoni tarafından 10. yüzyıl ortalarında inşa edilen büyük Mokvi Kilisesi o dönemin maddesel kültür anıtları arasında sayılabilir.
Bu dönemde Tao-Klarceıi (Erzurum-Artvin) zenginliği ile Abhazeti’yi geride bırakıyordu. Bu bölgenin yerli Gürcü oymaklarından Meshiler tarımcılık sahasında yüzyıllar boyunca büyük şöhret yapmışlardı. Meshi, Tao-Klarceti, Şavşi gibi Gürcü oymakları o derece çok buğday üretiyorlardı ki ürünleri iç gereksinimi karşıladıktan başka dış piyasaya da sürülüyordu. Bu Gürcü oymaklar bağcılık, şarapçılık ve hayvancılıkta da rakipsizdiler. Oşhi, Bana ve Khahuli artitektürel kalıntılar, o çağların Tao-Klarceti Beyliğinin kültürel gelişmişliği ve zenginliğinin canlı delilleridir.
Bu eserlerin vücuda getirilmesinin neye mal olduğunu Oşhi Kilisesinin duvarına kazılan kitabeden anlıyoruz. Bu kitabede gördüğümüz gibi ‘Usta, amele, malzeme, kira, nakliyat masrafı yılda 20.000 Drahmaya ulaşıyordu. 0 zaman ki Drahma para birimi 20.25 altın kuruş karşılığı gümüş para idi. 0 çağlarda bu paranın ne derece büyük para olduğunu unutmamalıyız. Para dışında bu inşaatta çalışan işçiler için 5000 kova şarap, 250 çuval (yak. 10 ton) buğday unu harcanmıştı. Oşhi Kilisesi inşaatında günlük 70 yapı ustası, 30 çift koşulu öküz, 30 katır ve diğer yük hayvanları kullanılmıştır.
Nüfusun artması üretimin çoğalması, sosyal ilişkilerin gelişmesi değişik Gürcü bölgelerinin birbirine yaklaşmasını gerekli kılıyordu. Her bölgenin kendine özgü ürünü bulunuyordu. Kimi yöreler kap kacak ustalığı, kimi yöreler kumaş dokumacılığı, kimi yöreler madeni silah yapımcılığı, kimi yöreler de yapı malzemeleri üretimi ile ileri gitmişlerdi. Dağ yöresi insanları ürettiklerini ova pazarlarına götürüyor, oradan ekmeklik buğday, şarap gibi gereksinimlerle takas edip köyleri ne dönüyorlardı. Hayvancılık uğraşısı piyasalarda canlanmaya olanak sağlıyordu. Yazlık, kışlık meralar birbirinden uzak değişik yörelerdeydi. Bu dönem edebiyatından ‘Azize Nino’nun Yaşamı’ adlı yapıta Cavaheti yaylalarında Aragvili çobanların sürülerini nasıl otlattıkları anlatılmaktadır. Tüm bu gelişmeler Gürcüstan’ın değişik bölgelerinde yaşayan oymakların birbirine yaklaşma ve kaynaşmalarını zorunlu kılıyordu.
Bu dönemlerde Gürcüler arasında dış ülkelerle ticaret de gelişme göstermişti. Bizans kaynaklarına göre, ‘10. yüzyılın ilk yarılarında Klarceti Beyliğinin Başkenti ‘Artanuci’ pek güzel donanmış, büyük bir kentti. Bu kente Trabizoni’den, İberia’dan (Kartli) Abazgia’dan, Ermenistan’dan ve Suriye’den ticaret kervanları gelmekte, Artanuci tüccarları bu mallardan çok kâr yapmaktadır. Klarceti büyük ve zengin bir ülkedir. Burası İberia’ya, Abazgia’ya ve Meshetiya’ya ayrılan yolların kavşağıydı.’
10. Yüzyılda Tao-Klarceti’de basılan Gürcü madeni paralarının Rusya ve Baltık ülkelerinin kıyı boylarında bile görülmesi o dönem Gürcüstan’ın ne kadar uzak ülkelerle ve kimlerle ticaret yaptığını açıkça göstermektedir.
Ülkenin birçok küçük beyliklere bölünmüş olması iç ve dış ilişkilerin gelişmesine engel oluyordu. Her beyliğin ayrı sınırları, ayrı gümrük örgütleri vardı. Gürcü tüccarlar, üretici köylüler, sanatkarlar, mallarını diğer beylik sınırlarından geçirirken ayrı ayrı gümrük vergisi ödemek zorunda kalıyorlardı. Hayvancılıkla uğraşan ve sürekli yazlık, kışlık meralarda seyir halinde bulunan sürü sahipleri de bölgeden bölgeye geçerken gümrük masraflarıyla karşılaşıyorlardı.
Bu zorluklar nedeniyle ayrı ayrı bağımsız Gürcü Beylikleri halkın yakınmalarına, memnuniyetsizliğine neden oluyordu. Artık bu beyliklerin birleştirilip tek ülke, tek yönetim çatısı altında toplanması zamanı gelmiş, geçmişti. Tek elden idare edilecek Gürcüstan hem dış ve iç düşmanlara karşı güçlü olacak, hem ülkede yasa hakimiyeti sağlayacaktı."
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.122, Sorun yayınları)




Beylikler arasında liderlik mücadelesi
“9. yüzyıl başlarında liderlik kavgaları beylikler arasında aldı yürüdü. Bu mücadeleci beyler arasında Gürcülerin yanı sıra Tbilisi Arap Emirliğiyle Ermeni beyleri de bulunuyorlardı. Geçmişte dost olan Beyler bugün birbiriyle kıyasıya rekabete girmişlerdi.
Feodaller savaşı iyice kızıştı. 9. yüzyıl başlarında Kaheti Beyi Kartli’nin her bölümünü ele geçirdi. Fakat Klarceti Beyi Aşot Kurapalat Kahetilileri yenilgiye uğratıp Kartli’nin yönetimini de kendi idaresi altına aldı.
Aşot Kurapalat’ın ölümünden sonra Araplar onun küçük yaştaki çocuklarını sıkıştırıp zulmederek Kartli’yi ellerinden aldılar. Klarceti’yi de haraca bağladılar. 826-876 yıllarında Aşot’un yerine tahta geçen Bagrat Kurapalat durumu düzeltmeyi başardı. Bagrat başarılı politika izleyerek halifeye rest çeken Tbilisi Arap emirine karşı halife ordusu safında savaşmaya başladı. Halife bu yardımı karşılığında Bagrat’a Kartli’yi iade etti. ‘Mampali’ sıfatı taşıyan Bagrat’ın küçük kardeşi Gvarami de çok başarılı savaşlar yürüterek Cavaheti, Trialeti, Taşiri, Abotsi ve Artaani (Ardahan) ele geçirdi.
Aşot Kurapalat’ın ölümünden sonra ülkeyi çocukları aralarında bölüştü. Bagratoni Ailesi’nin Klarceti boyundan bir temsilci Kurapalat unvanı almış, bu hanedanın başına geçmişti. Ancak başka bazı Bagrationi ileri gelenleri de çeşitli rütbeler, unvanlar kullanıyorlardı. Kimisi Mampali (Mama Upali). kimisi Eristavt Eristavi, kimisi de Magistros olarak ortaya çıkmıştı.
9. yüzyıl sonlarında Aşot’un mirasçıları arasında iktidar ve toprak kavgaları alevlendi. İlk kıvılcım Trialeti bölgesi yüzünden parladı. 9. yüzyıl ikinci yarısında Argveti ve Katskhi topraklarının sahibi Aznaur, Bağvaş oğlu Liparit’i Trialeti’ye gelerek yerleşti. Trialoti sırtlarından aşıp Kartli’den Cavaheti’ye giden kayalık darboğaz yolu Klde-Kari’de büyük bir kale inşa ederek bu bölgede Klde-Karis Searistac Eristavlığı oluşturdu. Liparit, Bagrat Kurapalat’ın oğlu Davit Kurapalat’ı bu toprakların hükümdarı, kendini de bunun komutanı ilan etti. Trialeti’nin gerçek sahibinin kendileri olduğunu iddia eden Gvarami
Mampali’nin ç bu duruma öfkelendi. Bu yüzden 881 Yılında Davit Kurapalat’ı öldürdüler. Bu karmaşa Klarceti Beyliğini zayıf düşürdü. İktidardaki Gvaram Mampali mirasçılarının kökünü kurutmakla kendini rahat hissetmeye başladı.
9. yüzyıl sonlarına doğru Gürcüstan’da, beyler arasında bir nevi eşitlik sağlandı. Öldürülen Davit Kurapalat’ın oğlu Adarnase 888. yılında Gürcüstan Kralı unvanı kazandı. Böylece eski Kartli Krallarının unvanı yeniden yaşama kavuşturulmuş oldu.
10. Yüzyıl başlarında Kartli için yeniden mücadele başladı. Kartli Gürcüstan’ın orta yerinde, ülkenin kalbi durumundaydı. Bu ülkeyi ele geçirmeyi düşünen herkes önce Kartli’yi elde etmek zorundaydı. 10. Yüzyıl ilk yanlarında Kartli’yi Abhaz Kıralı Konstantine ele geçirdi.
914 yılında Abulkasım komutasındaki Arap orduları Abhaz Kıralı Konstantine’yi geri püskürttü. Fakat bu geri çekilme uzun sürmedi. Konstantine kısa süre sonra yeni topraklar elde etmek için işe koyuldu. Konstantine önce Korepiskopos unvanı taşıyan Kaheti beylerine yaklaştı. Onlarla ittifak kurdu. Bağlaşıklar Albanya’nın batısında kalan Gürcü topraklarından Heret’yi işgal edip aralarında paylaştılar. Abhazeti Kırallığı Konstantine’nin oğlu Giorgi iktidarı yıllarında gücünü artırdı. Giorgi Kaheti’nin de bir bölümüne el koyup topraklarıyla birleştirdi. Ülkenin kuzeybatısına düşen Karadeniz kıyı boylarındaki Ciketi de Abhazlar’ın eline geçti. Kuzey Kafkasya’daki komşu Alanlar Giorgi’nin çabalarıyla Hıristiyanlığı kabul etti. Böylece Giorgi otoritesini Kuzey Kafkasya’ya değin yaymış oldu. Abhaz ülkesi Giorgi’nin oğlu Leon idaresi yıllarında da gücünü korumayı başardı. Kral Leon’un etki ve otoritesi Cavaheti’ye değin uzanıyordu. Ne var ki Leon’un ölümünden sonra çocukları arasında çıkan şiddetli anlaşmazlık Abhaz ülkesi yerini Tao-Klarceti beylerine bırakmaya neden oldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.124, Sorun yayınları)




Kıral Davit 2.Kurapalat
Onuncu yüzyıl ilk yarısında Tao-Klarceti’nin durumu
“9. Yüzyıllardan bu yana Abhaz Krallığı’na rakip çıkan Tao-Klarceti, 10. yüzyıl içinde epey güç kazandı. Tao-Klarceti Beyliğinin güney sınırları bu yüzyıllarda Aras Irmağı’nın yukan beline değin uzanıyordu. Tao-Klarceti Beyleri Kurapalat ve Magistros unvanlarını yine Bizans İmparatorlarının onayıyla alıyorlardı. Buna karşın onlar gerçek anlamda birer bağımsız Beylerdi.
10. yüzyılın 20’li yıllarında Bagrationi Ailesi’nden birisi iktidar çekişmelerinden kaynaklanan düşmanlık yüzünden Artanuci kentini Keizar’a teslim etti. Artanuci surlarında Bizans bayrağının dalgalandığını gören öteki Bagrationiler tepki gösterdi. Bu kent ve kalesi onların kendi malıydı. Keizar’ı protesto ettiler. Keizar bu olayı inkar edip kınadı. Suçu memurlarına yükledi. Kaledeki askerlerini derhal çekip uzaklaştırdı.
Bu yıllarda Tao-Klarceti Gürüleri bizzat Bizans içinde de büyük roller üstlenmişlerdi. Ünlü Alman tarihçisi Geltser’e göre, ‘Gürcüler ve Ermeniler 10. yüzyılın ilk yarılannda dünya tarihinin akışına yön veren liderler çıkarmışlardı. Bu halkların seçkin çocukları Doğu Roma ordularının komuta kademelerinde olduğu gibi devlet yönetiminde de yüksek mevkiler tutuyorlardı.’ 10. yüzyıl ikinci yarısında yine Alman Geltser’e göre, ‘Tüm önemli askeri komutanlıklar eksiksiz Ermenilerin ve Gürcülerin elindeydi.’ Gerçekten bu yıllarda, Davit Kurapalat’ın kırallığı yıllarında Tao-Klarceti Beyliği büyük ve güçlü bir düzeye yükseldi.
Kıral Davit
"Kral Davit akıllı ve dinç bir adamdı. Doğu ülkelerinde ün yapmış adını herkese kabul ettirmişti. Davit’in çağdaşı olan Ermeni tarihçi Stefanoz Taroneli şunları yazmaktaydı: ‘Büyük Kurapalat Davit çağımızın kıralları arasında merhamet dolu barışçıl yüreğiyle hepsinden üstün bir yere sahiptir. Davit doğu ülkelerini huzur, barış ve intizama kavuşturdu. Ermenistan ve Gürcüstan’da süren kanlı savaşlara son yerdi. Çevredeki bağımsız beylikler gönüllü olarak ona katılıp birleşti.
979 yılında Bizans İmparatoru Basili’ye başkaldıran komutanlarından Barda Skliaroz’un itaate alınması işinde Gürcü Kıralı Davit imparatora yardımda bulundu. Komutan Skliaroz imparatoru birçok kez yenilgiye uğratıp tahtını tehlikeye sokmuştu. Ümitsizliğe düşen İmparator Basili Gürcü kralı Davit’ten yardım istemişti. Davit askerliğe veda edip kiliseye çekilen eski komutanlardan Tornike Eristavi ile Cocik’i çağırarak emirlerine 12.000 kişilik bir süvari birliği teslim etti. Bu askerlerle saldırıya geçen Gürcüler asi Skliaroz’u perişan edip ordusunu dağıttı. İmparatorun tahtını tehlikeden kurtarmış oldular. İmparator Basili Davit’e bu yardımından dolayı geniş araziler bağışladı. Karini (Erzurum), Basiani (Pasinler), bunlara sınır olan bazı Ermeni vilayetleri bağışlanan topraklar arasındaydı. Bu yüzyılın 80’li yıllarında Davit Van gölü kuzeybatısında bulunan Manaskert (Malazgrit) kentini de ele geçirdi. 997 Yılında ünlü ticaret kenti Hlati (Ahlat) de kuşatma altına aldı. Davit’in bu derecede güçlenmesinden korkan Adarbadagan (Azerbaycan) Emin Davit’e savaş açtı. Yukarıda adından söz ettiğimiz Ermeni vakanüvis’e göre, ‘Müslüman ordusu yüz bin askerden oluşuyordu. Fakat daha az bir kuvvete sahip olan Davit onları acı bir yenilgiyle perişan etti. İşgal edilen yeni topraklar üzerine Davit Gürcü ve Ermeni nüfusu getirip iskan etti.’
Davit’in yürüttüğü savaşlar Araplar tarafından sıkıştırılıp rahatsız edilen güneydeki Gürcü ve Ermeni topluluklarını huzur ve barışa kavuşturdu. Bu nedenle Davit eski Ermeni vakanüvisler tarafından büyük övgü ve sitayişle anılmaktadır.
Böylece Tao-Klarceti Krallığı 10. yüzyılda güneyden Van Gölü kıyıları ve Erzinka’na (Erzincan) değin uzanan sınırlara sahip bir ülke halini aldı. Bundan sonra Davit Kuzey Gürcüstan’a doğru sınırlarını genişletme çabalarına girdi. 70’li yıllarda kardeşi tarafından gözleri dağlanarak kör edilen Teodos, Abhaz tahtını ele geçirmek isteyen karşıtlarıyla boğuşuyordu. Bundan yararlanan Davit Kör Teodos’un kız kardeşinin oğlu Bagrat Bagrationi’yi 975 yılında Kartli kralı ilan etti. 978 yılında Bagrat’a Abhazeti’yi de vererek ülkeyi birleştirip genişletti. Bu işlerde Kartli Eristavı İoane Maruşisdze Davit’e yardım etti, Böylece Gürcüstan birliğinin temeli atılmış oldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.126, Sorun yayınları)





8 ve 10. yüzyıllarda kültürel gelişmeler
“8. 10. yüzyıllarda Gürcü Dili’nin edebi dil olma açısından önemi çok arttı. Daha 8. yüzyılda Gürcü Dili Kartli’de olduğu gibi Tao-Klarceti, Kaheti, Abhazeti beyliklerinde de devlet ve edebiyat dili olarak kullanılıyordu. Devlet organları, yurttaşlık ilişkileri, kilise işleri ve ibadetler bu dille yürütülüyordu. Gürcü Dili Hıristiyanlık yoluyla Kuzey Kafkasya halkları arasında da (özellikle Çerkesler ve Alanlar) geniş biçimde kullanılmaya başladı. Gürcü dili ve yazısının bu kadar gelişip yayılması Gürcü dilbilimcilerini daha bir şevklendirdi. 10. yüzyıl Gürcü yazarlarından İoane Zosime Gürcü Dili için bir methiye yazdı. ‘Kebay da didebay Kartulisa Enisa’. Bu methiyede Zosime Gürcü dilinin dünya dilleri arasında önemli bir yer tuttuğunu vurguladı.
9. - 10. yüzyıllar içinde Basili Zarzmeli’ye ait ‘Serapion Zarzmeli’nin yaşamı’, Giorgi Merçule’ye ait ‘Grigol Handzdeli’nin yaşamı’ gibi yapıtlar kaleme alındı. Bu biyografik yapıtlar önemli birer tarih kaynakları niteliğindedir. Bugün bu yapıtlar sayesinde o dönem Gürcüstanı’na ait yaşam, üretim, toplum düzeni ve kültürel durumu öğrenebiliyoruz. 951 yılında kaleme alınan Giorgi Merçule’ye ait parlak edebiyat ürünleri ilk sırayı almaktadır.
Bu dönem orijinal Gürcü yazmalarından Ruhani ‘Poez’ ya da Himografyalardan özellikle söz etmek gerekir. Bu tarzın baş temsilcileri bu dönemde Mihail Modrekili, İoane Minçhi, İoane Mtbevari ve İoane Zosime’dir. Bu yazar ve edipler şiirlerini beş dizeli, on iki heceli, ritimsiz, mistik tarzında kaleme almışlardı. Bu şiir tarzı sonraki tarihlerde Şota Rustaveli tarafından şahikalara çıkarılmıştır. Bu şiir ve Himnlerin (marşların) ilginç bir yanı da bazılarının bestelenmiş olmasıdır. Bu tarz müzik çağın ruhani müziğiydi.
Bu dönem orijinal yazmalar yanı sıra çeviri yazmalar da önemli yer tutuyordu. Arapça’dan da önemli çeviriler kaleme alınmıştı. Çeviri yazmalar içerik yönünden pek renkli ve zengindi. Bu yıllarda Gürcü yazmacılığının gelişmesine yurt dışında hizmet gören Gürcü kültür kuruluşları da büyük katkılarda bulunuyorlardı. Daha 6. yüzyıllarda Filistin’de Gürcü kiliselerinden ‘Sabatsminda Lavrası’ pek büyük üne kavuşmuştu. Yine bu dönemde Antakya yakınlarında, Karadağ’da da birçok Gürcü kilise ve kültür merkezleri inşa edilmişti. 10. Yüzyılda Atoni dağında da ünlü bir Gürcü manastırı inşa edildi. Gürcüstan’da da 6. yüzyılda manastır yapımı faaliyetleri başladı. Ancak bu işler 8. yüzyıl sonlarına doğru hız kazanabildi. Özellikle Tao-Klarceti’de bu yıllarda önemli kilise merkezleri oluşturuldu. Bunlar arasında ‘Handzta Şatberdi, Opiza, İşhani, Oşki, Tskarostavi ve Bana’ sayılabilir. Gürcüstan’daki kültür merkezleri dış ülkelerdeki Gürcü kültür merkezleriyle sıkı işbirliği içinde bulunuyordu.
Çeviri yazmacılık alanında bilimsel, felsefi yapıtlar önemli yer tutuyordu. Grigol Noseli’nin çevirdiği ‘İnsanın Meşgalesi’ adlı yapıt 10. yüzyılda ünlü Şatberdi dergisi içinde yer aldı. 0 çağlarda her aydın kişinin felsefe öğrenmesi zorunluydu. 8. yüzyılın 70’li yıllarında Kartli Eristavi’nin koruyuculuğunda büyüyüp yetişen Grigol Handzteli işe önce ‘Hmita Sastsavleli (Sesli öğretim), ve Zepirit Maitstavarta (Ezbercilik) metotlarıyla başlamıştı’ diyor, biyografisinin yazarı, Handzteli sonraki yıllarda Gürcüce’nin dışında daha birçok yabancı dillerden yararlanıp felsefe ve kilise edebiyatı bilgisini geliştirdi. 0 çağların yazarları çağlarına göre çok yüksek bilgilerle donatılmış kimselerdi. Gürcü felsefeciliğinin şaheserlerinden Sibrdzne Balavarisa (Balavarın Dehası) anılan yılların şaheserlerinden biridir. Bu öykü Gürcü Dili’ne ait karakteristik anlatım biçimiyle tüm Hıristiyan dünyası dillerine çevrilip mal edilmişti. 2. yüzyılda önce ünlü Gürcü bilgini Ekvtime Atoneli tarafından Yunanca’ya, aynı yüzyılın ilk yarısında Yunanca’dan Latince’ye ve oradan da tüm dünya dillerine çevrilmiş oldu.
Anlaşıldığına göre bu çağlarda Gürcüstan’da resmi edebiyat da oluşturulmuş. Bu edebiyat örneklerinden günümüze kısa fragmentler ‘parça’ ulaşabilmiştir. Resmi devlet yazmacılığı tarih ve ruhani sahalarda büyük hizmetler görüyordu.
Bu çağlarda Gürcü el sanatları da parlak düzeye yükseldi. Bunlardan arkitektür sektörü övgüye değer başarılar sergilemişti. Bu dönem mimarlık şaheserlerinden, Oşhi, Hahuli, vb. sayılabilir. Bu yapılar günümüz mimarlarını dahi hayrete düşürecek mükemmelliktedir. Bunların özelliği büyüklük, genişlik ve zarafetiydi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.128, Sorun yayınları)



Gürcüstan’da birliğin sağlanması
Bagrat 3’ün kırallık dönemi
“Bagrat’ın kıral olma koşulları: 975 Yılında Davit Kurapalati Kartli’ye kendi evlatlığı Bagrat 3‘ü kıral atamıştı. Bagrat’ın yaşı kırallık için henüz pek küçüktü. Bu nedenle Davit, Bagrat’ın babası Gurgen’i kırala danışman tayin etti.
Davit Kurapalati ile İoane Maruşisdze’nin politikası doğu ile batı Gürcüstan’ı tek krallık çatısı altında birleştirmekti. Bagrat 3 baba ta rafından Gürcü kralları soyundan geliyordu, anne tarafından ise Abhazdı. Abhaz tahtında oturan Kör Teodos’un yerine geçecek varisi yoktu. En yakın varisi kızkardeşinin oğlu Bagrat 3’tü.
Bagrat 3’ün Kartli’deki makamı Uplistsihe kentiydi. 978 Yılında o Abhaz kralı tayin edildiğinde dayısı Kör Teodos’u Davit Kurapalat’a gönderdi. Abhaz kralının kızı olan annesi Guranduhti ise Uplistsihe’de bırakarak Doğu Gürcistan tahtına Kral vekili tayin etti. 980 Yılı Aralık ayından sonra yaşı kemale eren Bagrat ülkesinin idaresini tek başına ele aldı.
Büyük Aznaurlarla mücadele: Bagrat iktidarının daha başlarında büyük Aznaurlarla arası gerginleşti. Büyük Aznaurlar kıralın güç kazanmasıyla kendi özgürlüklerinin kısıtlanacağından endişe ediyorlardı. Bagrat da soylu Aznaurların keyfi hareketlerine artık gem vuracağını açıkça söylüyordu. Bu işleri yoluna koymak için Bagrat Abhazeti’den Doğu Gürcüstan’a yollandığında Kartli sınırında soylular tarafından yolu kesilip engellenmeye çalışıldı.
Çıkan çatışmalarda Bagrat soylu Aznaurları püskürttü. Kartli’ye girip Uplisısihe’de kırallık makamına yerleşti. İdareyi doğrudan eline aldı.
Artık Bagrat’ın Kartli’de tek bir karşıtı kalmıştı. 0 da, arazileri Trialeti dağlarından Manglisi vadilerine değin uzanan “Klde-Kari” Eristavı idi. KIde-Kari Eristavi başına gelecekleri iyi tahmin ettiği için bir kurtuluş yolu düşündü. Kral Davit’e giderek evlatlığı Bagrat’ın kendisini tahttan indirmek için hazırlıklar yaptığını bildirdi. Davit bu ihbara inandı. Bagrat Klde-Kari Eristavi’nin mülkünü elinden almaya giderken Davit Bagrat’ın üzerine saldırdı. Bagrat bu kötü durum karşısında akıllıca davranıp kardeş kanı dökülmesine meydan vermedi. Bagrat Davit’in yanına giderek bu silahlı hareketin hedefini izah etti. Davit evlatlığı Bagrat’ın açıklamalarından tatmin oldu. Ona asi Kldekari Eristavi’nin işini bitirmek üzere yol verdi. Böylece Bagrat 3, 989 yılında isyancı Kidekari Eristavteristavi (Beylerbeyini) itaat altına aldı.
Davit Kurapalat mirasçılar sorunu: 1001 yılında Davit Kurapalate yaşama gözlerini kapattı. Bunu haber alan Bizans Keizar’ı Basili kalabalık bir ordu ile Taoya (Erzurum) doğru harekete geç ti. Bagrat III.de babası ile birlik