iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:26 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Toplum ve Yaşam » Toplum bilimi » Etnik gruplar » gürcüler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 05.09.07, 23:16
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Şah Tamaz’ın Kartli’ye yeniden saldırması
“Osman­lılarla barış anlaşması yapan Şah Tamaz vargücüyle Kartli'ye yüklen­di. Bu Şah Tamaz'ın Gürcüstan'a 4.saldırısıydı. Gürcüler ormanlarda, dar vadilerde pusuya yatıp düşmana büyük kayıplar verdirdi. Şah Ta­maz Gori kentine girip burayı mahvetti. Çevredeki kalelere saldırdı. "Tsedisi" kalesini çarpışarak ele geçirdi. "Heri" Kalesi ise bölgenin Ta­vadı tarafından çarpışmadan düşmana teslim edildi. İranlılar buradan "Ateni" üzerine yürüdü. Kral Luarsab'ın annesi ve bazı soylu feodal­lerin aileleri hu kalede gizleniyorlardı. Bu kale pek sarp ve ele geçiril­mesi zor bir arazideydi. Kaleyi koruyan Gürcü askerleri de pek iyi or­ganize olmuşlardı. İranlılar dışında kraliçenin hizmetçisini ele geçire­rek ondan kaleye giren gizli yolları ve içme suyu kaynaklarını öğrendi­ler. Kalenin suyunu kestiler. Susuzluktan bitkin düşen Gürcü askerleri ve sığınmacılar teslim olmak zorunda kaldılar.
Şah Tamaz bundan sonra hızla Kartli'den uzaklaşıp gitti. "Açabeti" Kalesi’nde üslenmiş olan Luarsab Şah Tamaz'ın arkasında düştü. Birçok kez önünü kesip çarpışmalara girişti. Ona büyük zararlar verdirdi. An­cak tutsak düşen annesi ve 30.000 kadar Gürcü’yü kurtarmayı başara­madı. Tutsak düşen Gürcü kıralının annesi utanç verici tutsak hayatı ya­şamaktansa ölümü yeğledi. Yanında taşıdığı yüzük taşındaki zehri emerek yaşamına son verdi.
İran Şahı Tamaz ne Luarsab'ı ele geçirebilmiş ne de ona baş eğdire­bilmişti. Aksine Luarsab dağınık Gürcü güçlerini zamanla toparlayıp İç Kartli'deki kaleleri İranlılardan söküp aldı. Gezginci Türkmen aşiret­lerini dizginleyip ülkesinden çıkardı. Sıra Tbilisi'yi kurtarmaya gelmiş­ti. Tbilisi kalesini ellerinde tutan Türkmen askerleri korkuya kapılıp Karabağ Hanı’ndan yardım istediler.
Garisi Savaşı: 1558 yılında Karabağ Beyi büyük bir ordu oluşturarak Tbilisi üzerine yürüdü. Gori'de bulunan Luarsab düşmanı karşılamak için harekete geçti. Bu yıllarda Luarsab iyice yaşlanmış, or­dunun başkomutanlığını oğlu Simon'a bırakmıştı. Çarpışmalar Hrami vadisinde, Garnisi'de başladı. Düşmanla karşılaşan Gürcüler hileli geri çekilme taktiğine başvurdular. Böylece düşmanı elverişli sahaya çek­meye çalıştılar. Türkmenler Gürcüler’in arkasına düştüler. İki kanatta gizlenen Gürcü birlikleri aniden düşmana çullanıp onları ikiye böldü. Türkmenler toparlanıp kaçtı. Gürcüler kılıç çalarak arkalarında gittiler. Bu sırada yaşlı Kral Luarsab bir tepeciğin üzerinden olanları izliyordu. Orman arasına sıkışmış bir miktar Türkmen askeri oradan sı­vışmaya çalışırken Luarsab ve yanındakilerle karşılaştı. Taraflar zorunlu olarak çarpışmaya tutuştu. Yaşlı Luarsab ve yanındaki muhafızla­rı Türkmenler üzerine var güçleriyle yüklendiler. Hararetli vuruşma sı­rasında Luarsab'ın kılıcı ortadan bölündÜ. Bu sırada Luarsab atını düş­man birliğinin komutanı üzerine sürerek onu çiğnetti. Fakat Kralın atı­nın ayağı bir çukura sokuldu. At sendeledi ve Luarsab'ı sırtından dü­şürdü. Yere düşen Gürcü Kralı Türkmenler tarafından hançerlenerek öl­dürüldü. Luarsab'ı hançerleyen düşman askerleri Gürcüler tarafından parça parça edildi. Türkmenleri püskürten Prens Simon’un zafer sevinci babasının ölümüyle yasa dönüştü.
Kartli çarpışmalarının önemi
Uzun yıllardır süregelen Kartli savaşları bölgesel savunma savaşları değildi. Tüm ülkeyi düş­manlardan temizleyip bağımsızlık elde etmeyi amaçlıyordu. Bu savaş­ların baş eğmez kahramanı Luarsab'a ait öyküler Gürcü toplumunun belleğinden hiç silinmeyip destanlaştı. Luarsab'ın adı Gürcü bağımsız­lık savaşlarının sembolü haline geldi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.220, Sorun yayınları)




Simon 1’in Kartli tahtına çıkması
“Simon 1 Türkmenlerle olan savaşı sürdürüp babasının politikasın­dan sapmadı. Türkmenler silahla elde edemediklerini para ile satın aldıkları Gür­cü jurnalcılar sayesinde elde edebildiler. Birçok Gürcü feodalini kandı­rıp yanlarına çektiler. Kral Simon 1’in kardeşi Davit'i de kandırıp satın aldılar. Hain Davit öteki hainlerle birlikte 1564 yılında Kazvine giderek Şah Tamaz'ın huzuruna çıktı, maiyetiyle birlikte müslümanlığı kabul ettiğini bildirdi. Şah Tamaz bu yozlaşmış Gürcü Prensi Davit'e Tbilisi kenti ile Aşağı Kartli Bölgesi Krallığını ihsan etti. Yanına Türkmen as­kerlerini de katarak Gürcüstan'a gönderdi. Böylece Şah Tamaz Kartli'de kendisi için bir dayanak hazırlamış oldu. Kral Simon buna karşın hain kardeşi ile İranlı destekçilerini iki kez yenilgiye uğratıp ülkeden çıkardı.
Kıral Simon’un tutsak düşmesi
İran Şahı Tamaz Da­vit’e destek sağlamak için büyük bir ordu gönderdi. Bu ordu Algeti va­disindeki Partahisi'ye gelip yerleşti. Simon bunu duyar duymaz Türk­menlere baskınlar düzenlemeye başladı. Ne var ki burada da ihanet kendini gösterdi. Kahaber Korğanaşvili adında bir Aznaur Gürcü İranlılara rehberlik yaparak küçük bir birliğin başındaki Simon'u tanı­dı. Onu düşmana göstererek çevresini sardırdı. Başka bir hain Gürcü de Simon'a ok fırlatarak onu attan düşürdü. Türkmenler yere düşen krala üşüştüler. Kralın muhafızlarından çoğu düşman kılıçları altında can verdi. Sağ kalanlar da Kral Simon'la birlikte düşmana tutsak düştüler. 1569 yılında vuku bulan bu olayda Gürcüler düşmana yenildiler.
Gürcü Kralı Simon 1 İran'a götürüldü. Şah Tamaz ona Müslümanlı­ğı kabul etmesi için baskılar uygulamaya başladı. Ancak ne iyilikle ne de kötülük ve tehditlerle onu dininden döndüremedi. Öfkelenen Tamaz Simon 'u Alamut Kalesi zindanlarına hapsetti. Simon burada uzun yıllar yurdunun kurtarılması hayaliyle yaşadı. Dua ve ibadetlerle çile doldur­du.
Simon'u ele geçirmek İranlılar için büyük bir zaferdi. Bundan son­ra Kartli uzun ve yorucu savaşlarla mecalsiz düştü. Buna karşın Gürcü Halkı cesaret ve ümidini yitirmedi. Sürekli düşmana layık olduğu yanı­tı hazırlamaya çalıştı.
Simon'un tutsak düşmesinden sonra birçok Tavadlar Davit'e sokul­makta yarar gördü. Ancak çoğu onu kral olarak kabule yanaşmadı. Yur­duna ihanet edip düşmana işgal ettiren hain Korganaşvili’ne Gürcü or­dusu sancaktarlarından Saçina Barataşvili iyi bir oyun hazırladı. Onu Gelikari kayalıklarına çıkararak tekmeleyip aşağıya uçurdu. Gürcü hal­kı bu sevincini şiire döktü. "Korğanaşvili karapinda, Heli, kres da ga­daprinnda". (Korganaşviliyi uçurumdan ittirdiler, uçtu gitti) dedi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.221, Sorun yayınları)




altıncı yüzyıl içinde Kartli
“Kaheti 16. yüzyıl içinde gücünü toparlayıp yeterince mamur bir devlet haline geldi. Doğusunda ipekçilikle ünlü Şeki-Şirvan ülkesiyle sınırdaştı. Şeki-Şirvan toprakları yüzyıllar boyunca Gürcü sınırları içinde kalmıştı. 15. yüzyıl ikinci yarısında Gürcüstan'dan ayrıldı. Kaheti kralları 16. yüzyıl içinde Şeki ve Şirvan'ı yeniden ele geçirmek için planlar yapıyorlardı.
16. yüzyıl içinde Kaheti kralları ile Dağıstan Şamhalları arasında bitmez tükenmez çekişmeler başladı. Şamhalların ülkesi Kuzey Kaf­kasya'da, Hazar Denizi kıyısında bir ülkeydi. Şamhallar güneydeki Gürcü topraklarından Kaheti'ye göz dikmişlerdi. Kaheti kralları Şamhalların bu arzularına kolay kolay boyun eğmek istemiyorlardı. Aksi halde Kaheti'nin yazlık otlakları ellerinden çıkmış, sınırlar tehli­keye girmiş olurdu. Bu yazlık yaylakların kaybedilmesi Kahetlileri sü­rekli kuzeylilerin akınlarına maruz bırakır, onlara kurban ederdi.
Kaheti Kralı Aleksandre (1476-1511) daha 16. yüzyıl başlarında sa­vaşmadan Şah İsmail'e bağlılık yemini vermişti. 16. yüzyıl 90'lı yılla­rına değin bu bağlılık anlaşması yürürlükte kaldı. Kaheti Krallarının çabaları sadece bu bağlılığın getirdiği yükü azaltmak değil tümüyle sırtlarından atmaktı.
Kıral Levan
1520 yılında Kaheti tahtına Levan oturdu. Gürcüstan birliğinin sağlanması Levan’ı pek ilgilendirmiyordu. Müşterek düşmanlara karşı oluşturulan Gürcü cephesinde de o pek seyrek yer alı­yordu. Onun politik arenası birleşik Gürcüstan değil, sadece Kaheti ile sınırlıydı. Buna karşın Levan akıllı politikacılığı ve yetenekli idarecili­ğini göstermekten geri kalmadı.
Levan’ın dış politikası
Levan kuzey komşusu Şamhalla dost olup müşterek düşmanlarına karşı birlikte savaşma anlaşması yap­tı. Böylece Kaheti Kralı Dağlı sorununu olumlu sonuca bağladı. Kral Levan epey zamandır kendisine karşı tavır alan Pşav-Hev sure­ti ve Tuşeti beylerini dize getirmek için kollarını sıvadı. Dağlı Gürcü oymaklarına Kaheti düzlüklerinden kışlaklar vererek bunun karşılığın­da savaş zamanlarında onlardan askeri destek sözü aldı. Kral Levan'la Şeki Beyi barışmaz iki düşmandı. Bu sıralarda Şeki ve Şirvan İran'a bağlı bölgelerdi. Levan münasip bir fırsat yaratarak Şeki Beyini ortadan kaldırttı.
Kartli'nin İran'a karşı verdiği kahramanca savaşlarda Levan sessiz kalmayı yeğledi. Hiçbir aktif girişimde bulunmadı. Kral Levan İran şahlarına verdiği bağlılık sözünden sapmamaya çalıştı. Levan İran'a karşı savaşan Kartli'yle dayanışmaya girmezse İran'a ödediği haraç ve vergilerden kurtulacağı ve din değiştirme zorlamalarından da kendini koruyacaktı. Böylece ülkesine ve ailesine huzur sağlayacaktı.
Mamur bir feodal kırallık Kaheti
Olumlu koşullar içinde yaşayan Kaheti 16. yüzyıl boyunca gelişti, çiçeklendi ve bu yüz­yıl sonlarına doğru diğer Gürcü krallıklarına nazaran en zengin, mamur bir feodal devlet haline geldi. Kaheti'nin zenginliği toprak ürünlerine dayanıyordu. Hayvancılık da Kahetililer’in pek eski uğraşılarından biriydi. 16. yüzyılda Kaheti ünlü at cinsiyle, ipek böcekçiliğiyle, bağcılık ve şarapçılığıyla tanını­yordu. Kaheti şarapları iç tüketiminden artan miktarı dış ülkelere ihraç ediliyordu. Bundan başka, boya sanayiinde kullanılan bir çeşit olan Endro (Rubiatinotorum) da önemli ihraç malları arasındaydı.
Kaheti el sanatları sahasında da epey ilerlemişti. Köy ürünleri, el sa­natları ve ticaret sayesinde köy ve kentler 15. 16. yüzyılda diğer böl­gelere göre büyüyüp gelişti. Bazari ve Gremi, bu geç feodal dönem kentleri arasındaydı. Bu yeni kentler tarihi Telavi, Tianeti ve Jinvali kentlerini geri plana itmişti.
Kaheti devlet yapısında değişiklikler
Kaheti 15. yüzyıl ortalarına doğru diğer Gürcü bölgelerinde olduğu gibi ‘Saeris­tavo’luklara bölünmüştü. Tüm Kaheti yedi Eristavlık halinde idare edili­yordu. Eristavlar birer feodal sayılırdı. Ancak 15. yüzyıl sonlarına doğru bu etkinliklerini yitirip sadece ismen, şeklen idareci kalmışlardı. Bunlar dar alanlara sıkışmış, yetkileri kısıtlanmıştı.
Kaheti kralları yedi bölgeli feodal yönetim sistemini 15. yüzyıl sonlarına doğru kaldırıp yerine daha çok parçalı bölgesel yönetim birimleri oluşturdular. Bu yeni sisteme ‘Samtavro’ adı verdiler. Samtavroların başlarındaki Mtavari’ler birer vali durumundaydı. Krala karşı başkaldırma gibi tavırlara girişme gücüne sahip değillerdi. Mtavari ya da Mourav'lar bölgelerini kendi adına değil, kral adına yönetirlerdi. Kralın birer memuruydular.
Kaheti askeri örgütünde değişiklikler
Bu sırada Kaheti'de önemli bir gelişme daha meydana geldi. Bu gelişme kralın gücünü arttırmak, Tavadlarınkini ise kısıtlamak hedefini güdüyordu. Eski Eristavlar kendilerine özgü Sancaklara sahiptiler ve bu sancaklar içinde toplanan askerlerin doğal komutanı idiler. Eristavların özel aske­ri güce sahip olmaları onları zamanla cesaretlendirip kendi egemenlik bölgelerini tümüyle bağımsız krallığa dönüştürmeye yöneltti. Kaheti dört sancağa bölünmüştü. Bu sancakların askeri komutası Kartli'de olduğu gibi Tavadlara değil piskoposlara verilmişti. Piskoposluk makamı ba­badan oğula miras yoluyla geçen bir makam değildi. Piskoposlar kral­lar tarafından atanıyorlardı. Kilise mülklerini ve ırgatlarını kullanmak­ta kralın izin ve gözetimine muhtaçtılar. Bu nedenle piskoposlar Tavadlara nazaran krala daha sağlam bağlarla bağlıydılar. Askeri yetkileri alınmış, küçük birimlerin idarecisi durumuna düşürülmüş Mouraviler artık Tac-taht hayalleri kuramayacaklardı.
Ruslar’ın Önasya politik sahnesine çıkması
16. yüzyılda Gürcüstan'dan çok uzak ülkelerde çok önemli olaylar vuku­ buldu. Moskova Krallığı Volga boylarındaki Moğol Devleti'ni ortadan kaldırdı. Volga havzasından geçen önemli ticaret yolu Rusların denetimine girdi. Moskova Krallığı bundan sonra Kuzey Kafkasya'ya göz dikti. Bu bölgenin doğu kesimlerine ayak basıp pekiştirme denemelerine girişti. Bu maksatla Terek Irmağı kavşağına bir kale inşa ederek içine askerlerini yerleştirdi. Bu önemli gelişmeler Kahetililer tarafından dikkatle izleniyordu. Kaheti Kralı kuzeyden sarkan bu yeni güçle ace­leden irtibat kurmakta yarar gördü. 1564 yılında Moskova Kralı İvan ile Kaheti Kralı Levan bir ‘Himaye’ anlaşması imzaladılar. 1564-71 yılları arasında Ruslar Levan'a kale muhafızı askerler gönderdiler.
Bu gelişmeler Osmanlılarla İranlıları telaşa düşürdü. Osmanlılar Rusları savaşla tehdit ederek askerlerini Terek havzasından çekmeye zorladılar. Kaheti Kralı Levan'a da İran Şahı tehdit mektubu göndererek Rus askerlerini yurttan kovmasını istedi. Levan buna uymak zorunda kaldı.
Kral Aleksandre zamanında Kaheti
Levan oğlu Alek­sandre (1574-1605) Kaheti tahtına oturduktan sonra babasının politik çizgisinden ayrılmadı. Aleksal1drc zengin ve güçlü bir kraldı. Onun tüccarları Kaheti mal­ları ile Asya ve Avrupa'da ün yapmışlardı. Kral Aleksandre'nin bu zen­ginliği ile Kudüs ve diğer bazı kutsal yerlere yardım eli uzattığı bilin­mektedir. Aleksandre'nin Kaheti'de yerle bir edilen eski kültür merkez­lerini yeniden onarıp ayağa kaldırdığı, çiçeklendirip mamur hale getir­diği tarihi kayıtlarda mevcuttur. Kale, kent, kilise-manastır gibi yıkık yerleri tekrar bayındırıp hizmete sokmak için Avrupa'dan mimarlar, us­talar, ressamlar, hattatlar getirtti.
Ülkesinde yasa hakimiyeti kurdu. Feodal çağ memurlarının başına­ buyruk, keyfi idarelerine gem vurdu. Aleksandre tahta çıktığında sayısız köylü ve emekçi gelip Mouravilerin acımasızlıklarını, baskı ve zu­lümlerini anlatıp dert yandılar. Aleksandre Mouravilerin davranışlarını takibe aldırdı. Onların hak ve yetkilerini sınırlayıp kontrol altına aldı.
Kaheti Kralı Aleksandre 15.000 kişilik düzenli ve sürekli bir orduya sahipti. Savaş zamanlarında ise bu miktar birkaç misline çıkıyordu. 15.000 askerden 3000'i piyade, diğerleri ise süvariydi. Aleksandre si­lah ve teçhizat bakımından komşularından geri olduğunu görüyordu. Kendi ordusundaki 500 silaha karşın komşularının ordusunda 15.000 silah bulunuyordu. Aleksandre ordusunun ağır topları yoktu. Aleksandre bu eksikliği gidermek için ülkesinde top dökümhaneleri kurdur­du. Avrupa'dan döküm ustaları getirtti.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.222, Sorun yayınları)


altıncı yüzyıl içinde Batı Gürcüstan’da durum
Osmanlılar ve Batı Gürcüstan
“16. Yüzyılda Osmanlılar üç koldan Batı Gürcüstan’a karşı saldırıya geçtiler. Kuzeybatı Kafkasya topraklarından Ciketya ve Çerkesler Osmanlı etki alanına giren ilk bölgeler oldu. Osmanlılar Gürcüstan’ın Abhazya bölgesine de ayak basıp tutunmak istiyorlardı.
Öbür yanda Osmanlılar Trabzon’a doğru ilerliyorlardı. 16. Yüzyılda Osmanlılar Ç’aneti (Lazistan)’yi Gürcüstan’dan kopararak Gurya sınırlarına dayandı. Batum’u ele geçirme hayalleri ise gerçekleşmedi. Ancak Çoruh ırmağının sol yakasında tutunmayı başardılar. Burada bulunan Gonio kalesi Osmanlılar’ın eline geçti. Acara ve Guriaya yönelik saldırı noktası haline getirildi.
Osmanlı ilgi noktasını batıdan Samtshe oluşturuyordu. ‘Zekari’ üzerinden sık sık buraya yükleniyorlardı.
1510 yılında Veliaht Selim idaresinde kalabalık bir ordu Gürcüstan üzerine yürüdü. Samtshe Atabegi ülkesini Osmanlı soygun ve yıkımlarından koruyabilmek için tedbirler aldı. Onları karşılayıp bağlılığını bildirdi. Askerlerine rehberlik edip Liht-İmereti’ye getirdi. Osmanlılar Kutaisi kentine ani bir baskın düzenlediler. Gürcü halkı bu baskında hazırlıksız yakalandı. Dağlara sığınıp gizlenmeyi kıl payı başardı. Osmanlılar Kutaisi kentini talan edip harabeye çevirdiler. Köyleri, evleri, kiliseleri, Bagrati ve Gelati kilise akademilerini yerle bir ettiler. Elleri ne geçen işe yarar ne varsa alıp götürdüler.
Kral Bagrat (1510-1565)
Bu sırada Liht-İmereti tahtında Aleksandre oğlu Bagrat oturuyordu. Ani Osmanlı baskını üzerine Bagrat kaleye sığınmak zorunda kaldı. İmereti halkı Osmanlılara boyun eğmek niyetinde değildi. Halk savaşmak için hazırlığa başladı; Mevsim kışa giriyordu. Zekari geçitleri neredeyse karla kapanıp geçit vermez hale gelecekti. Gürcüstan’ın derinliklerine dalmış bulunan Osmanlı askerleri tehlike ile karşı karşıyaydılar. Bunu iyi tahmin eden Başkomutan Selim, henüz İmeretlilerin kılıçları havada parlamadan acele uzaklaşıp gitti.
Kral Bagrat çok çetin sorunlarla karşı karşıyaydı. Özgürlük ve bağımsızlığın korunması için orduyu toparlamak gerekiyordu. Ne var ki bu iş epey zor olacaktı. Ülke karmaşa içindeydi. Soylu beyler kendileri kralla uyum içinde olmadıkları gibi küçük Tavadları da kışkırtıp yan çekmelerine neden oluyorlardı. Bu acı deneyler kralı savaşa girmeden önce iç gerginliğe neden olan beylerin işini görmeye mecbur etti. Fakat bunu yapmak kralın gücünü aşıyordu. Bagrat Aznaurlara karşı girişeceği temizlik hareketinde Kilise feodallerinden yararlanmayı düşündü. Bir Katalikos-Piskopos toplantısı tertip etti. Krala yönelik çeşitli tehlikelere karşı birlikte mücadele kararı alındı.
Kilise toplantısında alınan kararlar arasında esir ticareti yapanlara karşı ağır cezalar öngörüldü. İnsan ticareti yapanlar suçüstü yakalandığında sorgusuz, yargılanmadan ölümle cezalandırılacaktı.
‘Esir ticareti’ sözcüğünün anlamı
Yerli insanların yakalanıp yabancılara satılması demekti. Bu büyük sosyal yara özellikle 16. Yüzyıl içinde gelişip büyümüştü. Bu utanç verici uğraş en çok Batı Gürcüstan’da yayılma göstermişti. Bu, ekonomik ve toplumsal nedenlerden kaynaklanıyordu.
İnsan ticareti Gürcüstan’ın gelişip bağımsızlığını koruyabilmesi mücadelesi önünde büyük bir engel teşkil ediyordu. Geleceğin ümidi en sağlıklı gençlik ticaret yoluyla yabancı ülkelere akıp gidiyordu. Bu insan potansiyeli Gürcüstan’a çok şey kaybettiriyordu. Gürcüstan’ın insan ticaretinde uğradığı kayıplar hiçbir savaşta uğradığı zararlarla kıyaslanamayacak kadar büyüktü. Orta çağlarda insan ticareti sınıflar arası mücadelenin en yoz ve ilkel metodunu teşkil ediyordu.
Sınıflar arası mücadelenin insan ticareti boyutunun feodal toplum tarafından pek tehlikeli olduğu kabul edilerek buna karşı önlemler almak için her türlü çarelere başvuruluyordu.
Öte yandan da Osmanlılara karşı kahramanca mücadele sürdürülüyordu.
1533 yılında Kral Bagrat’ın liderliğinde Mamia Dadiani ve Mamia Gurieli Ciketya üzerine saldırıya geçtiler. Epey zamandır Ciketyalılar Osmanlıların kışkırtmasıyla Abhazeti, Odişi ile Guria kıyılarına baskınlar düzenliyor, halkı tedirgin ediyorlardı. Savaş sırasında Gürcü ordusunda yine hainler çıktı. Dadiani ve Gurieli savaşı kaybettiler. Dadiani öldürüldü, Gurieli ise tutsak edildi.
Samsthe-Saatabago’nun işgal edilmesi
Bu yenilgi Kral Bagrat’ın cesaretini kırmadı. Bagrat Samtshe Atabegi’nin bağımsızlığını tanımıyor, bu ülkenin kendi sınırları içinde olduğunu iddia ediyordu.
1535 yılında Bagrat Samtshe’ye karşı saldırıya geçti. Murcaheti dolaylarında çarpışmalar başladı. Kvarkvare Atabeg yenilgiye uğradı. Yakalanıp tutsak edildi. Topraklarına da el konuldu.
Samtshe-Saatabago feodallerinden Otar Şalikaşvili Kvarkvare’nin oğlu Keyhusrevi İstanbul’a götürerek yardım istemek üzere Sultanın huzuruna çıkardı.
1545 yılında 22.000 kişilik Osmanlı ordusu Samtshe-Saatabago’ya saldırarak bölgeyi harabeye çevirdi.
Kral Bagrat Osmanlılara karşı çıkmak için hazırlıklara başladı. Ancak iç çekişmeler düşmana karşı çıkmayı güçleştiriyordu. Guria ve Odişi beyleri kralın güçlenmesini istemiyorlardı. Güçlü bir Gürcü kralının kendi bölgelerinde yetki ve haklarını kısıtlayabileceğini düşünüyorlardı. Kral Bagrat olası bir başkaldırmaya karşı Samtshe-Saatabago topraklarından Acara ve Ç’aneti (Lazistan) en güçlü feodal Gurieliye ihsan etmişti. Dadiani bu davranışı kendisi için tehlikeli saydığı için krala karşı çıktı. Kalabalık bir Osmanlı ordusu Samtshe’ye tecavüz ettiğinde Dadiani Beyi Levan Dadiani bu gizli niyetini açığa vurarak Osmanlılara karşı savaşa girmeyi reddetti.
Sonra gerginlik yumuşatılarak birlikte Osmanlı kuvvetleri karşısına çıkıldı. Karağaks dolaylarında vuku bulan çarpışmalarda Osmanlılar kesin yenilgiye uğratıldılar. Komutanları da öldürüldü. Atabegin oğlu Keyhusrev ve adamları İstanbul’ a kaçarak canlarını kurtardılar. Bu kez Sultan daha büyük bir ordu ile Samtshe’ye yürüdü.
Sohoista Savaşı
Levan Dadiani ortak ulusal işe yine ihanet ederek yeni gelen Osmanlı güçlerine karşı kralla birlikte çarpışmayı reddetti. Bagrat Kartli Kralı Luarsab’dan yardım istemek zorunda kaldı. Luarsab ordusuyla acele bu ortak düşmana karşı savaşa koştu. Gürcü ordusu Basiani (Pasinler) civarında Osmanlıları karşıladı. 1545 yılında Sohoisto dolaylarında çarpışmalar başladı. Gürcüler çok iyi silahlarla donatılmış düşmana karşı saldırıya geçtiler. Fakat bu çarpışmaların kaderini yine ihanet tayin etti. Meshi ordusu savaşın tam ortasında savaş alanını terk edip uzaklaştı. Gürcü askerlerinin büyük bölümü dengesiz düşman güçleri önünde eriyip gitti. Kalanlar ise ellerindeki silahlar tümüyle işe yaramaz hale gelene kadar çarpışmaları sürdürdüler. Sonra da savaş alanını terk etmek zorunda kaldılar.
Osmanlılar Samtshe-Saaıabago’yu işgal edip Keyhüsrev’i yeniden makamına oturttular.
Zafer sonrasında Osmanlılar Samtshe-Saatabago’nun batı kesimini kendilerine üs haline getirdiler. Sohoisto savaşından sonra Gürcüstan’ın batı sınırları artık korumasız duruma düştü.
Kral bagrat ve Gürcü beyleri
Bagrat beylikleri tümüyle ortadan silmeyi kararlaştırdı. Levan Dadiani’yi yakalatarak tutuklattı. Sonra Rostom Gurieli’nin arkasına düştü. Rostomu Odişi’de düşmana karşı savaşa çağırdı. Bu yardıma karşılık Odişi’nin bir bölümünü kendisine vermeyi vaat etti. Gurieli kuşkuya düştü. Kralın çağrısına uymadı. Bu sırada Samtshe-Sastabago feodali Keyhüsrev’in casuslarından Flopliandre Çheidze Gelati manastırında tutuklu bulunan Levan Dadiani’yi kaçırarak Ahaltsikhe’ye götürdü. Birkaç yıl sonra da Dadianini Gurieli’nin yardımı ile Samegrelo’ya dönerek ülkesinin başına geçti.
Kral Bagrat’ın gizli niyetleri açığa çıkmıştı. Bagrat’tan çekinen Gürcü Beyleri Dadiani ile Gurieli kendilerini Osmanlı Sultanının kucağına attılar. 1553 yılında bu yeni Osmanlı uşakları Erzurum Paşasının maiyetini oluşturuyorlardı.
Bu sıralarda Osmanlı-İran barışı imzalandı. Buna göre Likt İmereti bölgesi Osmanlılara bırakıldı.
Osmanlılar Batı Gürcüstan’da ayaklarını yere sağlan basmışlardı. Dadiani ile Gurieli’nin yaptığı gibi İmereti kralı da Osmanlı Sultanına boyun eğmek zorunda bırakıldı.
Batı Gürcüstan’da Osmanlı hakimiyeti uzun yıllar sadece sözde kaldı. Fakat Osmanlılar İmereti’ye iyice yerleşmeye başlayınca onların boyunduruğunun ağırlığı hissedilmeye başladı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.225, Sorun yayınları)




On altıncı yüzyılda Samsthe-Saatabago atabeglerinin iç ve dış politikaları
“16. Yüzyıl ilk yarılarında Sarntshe Atabegleri Gürcüstan Krallığı’na karşı verdikleri bağımsızlık savaşından galip çıktılar. Bu mücadele sonunda Atahegler Krallardan kalma Eristavları ortadan kaldırdılar. Bazıları öldürüldü, bazıları da yurtdışına çıkarıldı. Onlardan boşalan mevkilere ve kişisel mülklerine kendi adamlarını tayin ettiler. Kral yanlısı kilise feodalleri piskoposları da aynı kader bekliyordu. Onları da yerlerinden koyarak kendi servet ve ırgatlarını kendi yandaşlarına dağıttılar. Gürcü Piskoposların yerine Rum (Yunan) din adamları getirildi. Atabegler Samtshe-Saatabago’daki krala ait özel mülklere de el koyup sadık adamlarına peşkeş çektiler. Bunların dışında tüm Cavaheti topraklarını da Kraldan koparıp kendi ülkelerine kattılar.
Atabeg diğer Gürcü kral ve beyliklerden daha geniş topraklara sahip olmuştu. Samtshe-Saatabago sınırları bandan Osmanlı, güney ve güneydoğudan İran’la çevrilmişti. Bu cılız beyliği bir gün tümüyle yutmak için bu iki iştahlı komşu bahane yakalamak için sabırla bekliyorlardı. Bu beylik kendi gücüyle sınırlarını korumaktan acizdi. Gürcüstan’ın diğer beylik ve krallıklarından yardım istemeye de yüzü yoktu.
Aslında onların da ülkesi için tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. Atabeg vaziyeti itaat ve diyaloglarla kurtarmaya çalışıyordu. Dev gibi düşmanların gönlünü değerli hediyelerle aldatmaya gayret ediyordu.
Atabegin bu politikası ölümcül çıktı. Aç gözlü komşularını hediyelerle kandıramadı. Bir yandan Osmanlılar, öte yandan İranlılar Atabegi iki yüzlülükle suçlamaya başladılar. Bu yüzden bazen biri bazen diğeri sıra ile bu ülkeyi ve yolunu sapıtmış liderini soyup soğana çeviriyorlardı. Osmanlılar ve İranlılar Atabeg’i Gürcüstan aleyhinde casusluk için de kullanıyorlardı. Onların rehberliği ile Osmanlı ve İran Orduları sık sık Doğu ve Batı Gürcüstan’a baskınlar düzenliyor, ülkeyi harabeye çeviriyorlardı.
Böylece Samtshe Atabegleri Osmanlı ve İranlılar’ın Gürcüstan üzerinde hakimiyet sağlamak için alet oluyorlardı. Düşmanlar Gürcüstan’ı tümüyle elde edemedilerse de halkını köle yapmayı başardılar.
1553 yılı Osmanlı-İran barış anlaşması sonucu atabeglerin ülkesi Samtshe ikiye bölündü. Büyük bölümü İranlılara düştü. Osmanlılar da ellerini çabuk tutup batıdan Tao (Erzurum), Şavşeti ve Klarceti’yi (Artyin) ele geçirdiler. Acara ile Ç’aneti (Laz) Gurieli’nin elindeydi.
Osmanlılar Ç’anetiyi Gurieli’nin elinden aldılar. Acara’yı ise birçok kez talan edip soymalarına karşın burada ayaklarını sağlama basamadılar.
Osmanlılar karşısında pek cılız kalan Atabeg Keybusrev 1570 yılında Kazvirı’e giderek Şah Tamaz’dan yardım ve himaye istemek zorunda kaldı. Şah Osmanlılarla yaptığı anlaşmayı bozmak istemedi. Keyhusrev’i yavan sözlerle avutmaya çalıştı. Keyhusrev yardım almayı göremeden 1573 yılında İran sarayında gözlerini yaşama kapadı.
Keyhusrev’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Kvarkvare daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldı. Meshi beylerinin büyük bölümü Şalikaşvili’nin liderliğinde Kvarkvare’nin karşısına dikildiler. Aralarında bitmez tükenmez kavgalar başladı Taraflar 6 yıl boyunca birbirinin kent ve köylerini yerle bir edip kalelerini, saraylarını soyup soğana çevirdiler. İki taraf da çareyi Osmanlı ve İran’da arıyordu.
İkinci Osmanlı İran savaşı ve Gürcüstan
Bu sırada ikinci Osmanlı-İran Savaşı patlak verdi. 1576-1587 yıllarında İran’da büyük feodalist ayaklanmalar baş gösterdi. Safevi hanedanı veliahtları arasında çıkan kavgalar on yıl boyunca kanlı biçimde sürdü gitti. Sonunda 1587 yılında bir Kızılbaş oymağının yardımıyla Abbas Mirza Şahlık tahtına oturdu. Abbas Mirza ‘Şah Abbas’ adıyla ün yapacaktı.
İran sömürgeleri bu iç karışıklıktan yararlanıp bağımsızlıklarını ilan ettiler. Dış düşmanlar da gecikmeden İran’a karşı saldırıya geçtiler. Doğudan Özbekler, batıdan Osmanlılar İran üzerine çullandılar.
1578 yılında Osmanlı komutanı Lala Mustafa Paşa Güney Kafkasya üzerine hareket etti. İran ordusu Kafkaasya’yı işgale gelen Osmanlı ordusunun önünü keserek 9 Ağustos 1578 günü Çıldır kuzeyinde çarpışmalara başladı. Bu çarpışmalarda Osmanlılar zafere ulaştı. Lala Musta fa Paşa’ya artık Gürcüstan’ı işgal yolları açılmıştı. Kısa süre sonra Osmanlı kuvvetleri Gürcüstan sınırlarını aştılar.
Bunca felaket deneyimi Gürcülere akıl öğretmeye yetmemişti. Bu kez de düşmanlara karşı hazırlıksız yakalandılar. Gürcü beyleri bir kez daha dayanışma sağlayamadılar. Birbirine düşmanlıktan geri kalmadılar. Osmanlılar Gürcülerin bölünmüşlüğünü, güçsüzlüğünü iyi hesaplayarak onların birleşmemeleri için çeşitli entrikalar çevirdiler. Elde ettikleri beyleri değişik vergi ve haraçlara bağladılar. Kartli ve Samtshe-Saatabago bölgeleri ise düşmana karşı amansız mücadelelerini sürdürdüler. Kaheti Kralı Osmanlılara gönüllü bağlılığını bildirmiş, haraç ve vergileri ödemeyi taahhüt etmişti.
Kartli’de Osmanlılara karşı savunma savaşı veren Kral Simon, Samtshe’de ise Manuçar Atabeg’di. Uzun yıllardır İran zindanlarında tutsak bulunan Simon İranlılar tarafından serbest bırakılmış, Osmanlılara karşı savaşmak üzere ülkesine gönderilmişti Simon Kartli’ye ayak bastığı sırada tüm Kartli kaleleri Osmanlı eline geçmişti. Simon Kartli’nin orta yerinde amansız Osmanlılarla sadece Kartli askerleriyle ölüm kalım savaşları veriyor, düşmanın buraya yerleşip kökleşmesini önlemeye çalışıyordu. Gürcüler kendilerinden kat kat üstün olan Osmanlı ordularını birçok kez perişan ettiler. İşgal edilen kale ve kentleri geri aldılar. Ancak düşmanı yurttan çıkarmayı başaramadılar. Soylarını ve yurtlarını korumak için ellerinden geleni esirgemiyorlardı.
Osmanlılar Samtshe’de zamanla birçok ajan edindiler. Ülkenin durumunu daha da kötüye götürdüler. Samtshe Tavadları Osmanlı altınlarına, mülk ve mevkilerine ülkelerini feda ettiler. Düşmana karşı savaşı sürdürmek isteyen vatan evlatlarını da jurnallemekten geri kalmadılar. İşler iyice zorlaşmıştı. Samtshe Atabegi artık ülkesinde barınma cesareti gösteremedi. Kral Simon’a sığınmak üzere Kartli’ye gitti.
1590 yılında İran-Osmanlı barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Şirvan, Azerbaycan ve Gürcüstan Osmanlılara bırakılıyordu. Bu tarihten 1604, 1605 yıllarına değin Gürcü krallık ve beylikleri Osmanlı mülkü sayılıyordu. Ama Gürcü Halkı bunu hiçbir zaman kabul etmeyip mücadelesini sürdürdü. Savaşların başını çeken yine Kartli’ydi. 1598 yılında Kral Simon yeni savaş hazırlıklarına başladı.
Gori için savaş
Kartli Kralı Simon Osmanlılara karşı savaşı geri cephesinden başlatmayı planladı. Gori kenti Kartli’nin kalbi, Kartli ise tüm Gürcüstan’ın kalbi sayılırdı. 16. Yüzyılın uzun bölümü boyunca devam eden savaşlarda Kartli İranlılar ve Osmanlılar karşısında tüm Gürcüstan’ın kurtuluş savaşını veriyordu. Gürcülerin askeri komuta merkezi Gori’de bulunuyordu. Luarsab’ın ve Şimon’un kartalları bu kentte üslenmişlerdi. Bu sıralar Tbilisi kenti ise İranlılarla Osmanlılar arasında sık sık el değiştiriyordu. Tbilisi’de kaybedilen savaş Gori’den sürdürülmeye çalışılıyordu. Gori’nin düşman eline geçmesi Kartli’nin sonu demekti.
Şida (İç) Kartli’de bulunan düşman güçleri en önce temizlenmesi gereken güçlerdi. Bu sayede Kartli’nin eli kolu açılır, Tbilisi’ye ve diğer kale kentlere uzanma olanağı bulunabilirdi. Osmanlılar Gori’nin oynadığı önemli rolü pek iyi biliyorlardı. Bu nedenle burayı pek sağ lam tahkim etmişlerdi.
1599 yılı yazında Hıristiyanlar için oruç ayıydı. Gürcüler Gori kalesinin kuşatmasını çözerek oradan uzaklaştılar. Osmanlılar bu Hıristiyan oruç ayında Gürcülerin savaşmak istemeyeceğini tahmin ettiler. Kalenin olağanüstü korumasını gevşettiler. Kral Simon Osmanlıların Gürcüler hakkındaki bu düşüncelerini iyi hesapladığı için bu fırsatı değerlendirip kaleyi kurtarmayı planladı.
Eski Gori Mouravi Sulhan Turmanidze ile Parsadan Tsitsişvili kralın buyruğuyla askerlere birçok merdiven hazırlattılar. Kralın işaretiyle Kura ile Liahvi ırmaklarının birleştiği noktaya toplandılar.
Gori’nin kurtarılması
Mehtabın bittiği son geceydi. Kartli askerleri kale surlarının dibine dayandılar. Merdivenleri duvarlara dayayıp yavaşça içeriye süzüldüler. Osmanlı askerleri içeride bir şeyler döndüğünü fark edince meşaleleri yakıp feryada başladılar. Merdivenlerde Osmanlılarla Gürcüler arasında boğuşmalar başladı. Gürcü askerlerine Simon’un kardeşi Vahtang ile Sancak subayı Goça kumanda ediyordu. Çarpışmalar gün ışıyıncaya değin sürdü. Düşmanlar işin ciddiyetini anlayıp teslim olmak zorunda kaldılar.
Yeni Osmanlı birliklerinin Kartli’ye gelişi
Kartli ayaklanması Osmanlılar için tehlike yaratıyordu. Osmanlı boyunduruğu altında bulunan Güney Kafkasya’nın diğer bölgelerindeki insanlar da bu ayaklanmaya destek verebilirlerdi. Şah Abbas bundan yararlanabilirdi. Şah Abbas uzun süredir Osmanlılara karşı savaş hazırlığı içindeydi.
Sultan, Tebriz ve Van Beylerbeyi Cafer Paşa’ya Kartli’ye gidip Gürcü ayaklanmalarını bastırma emri verdi. Simon bu haberi Samtshe’deki adamlarından öğrendi. Kral İç Kartli askerlerini topladı. Başına oğlu Giorgi’yi komutan tayin ederek Gori’de üslenmesini emretti. Kendisi yanına bir miktar asker alarak Sabaratiano’ya gitti. Oradan da bir miktar sancak birliği topladı.
Gürcü Kralı Sağiraşeni civarına vardığında Cafer Paşa kalabalık askerleriyle Nahiduri’ye dayanmış, Tbilisi’ye doğru yönelmişti. Simon’un yanında pek az asker bulunuyordu. Takviye birlikler beklemek için vakit yoktu. Cafer Paşa’yı oyalayıp Tbilisi’ye girmesini önleyecekti. Osmanlılara baskınlar yapıp onları oyalarken kurtarıcı Gürcü birlikleri de yetişeceklerdi.
Nahiduri çarpışmaları ve Kral simon’un tutsak düşmesi
Gürcü kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre, savaş öncesi Gürcü askerleri birbirine sarılıp helallaştılar. Yurtlarını korumak için asla geri dönmeyeceklerine yemin ettirilen Gürcü birliği büyük bir azimle düşman üzerine hücum etti. Osmanlılara büyük can kaybı verdirerek sancaklarını ayakları altında çiğnedi. Fakat Türkler asker sayısı ve silah yönünde Gürcülerden çok üstündüler. Yeniçeriler ateşli tüfeklerle Gürcülere büyük zarar verdiriyorlardı. Göğüs göğüse savaş beş saat sürdü. Gürcüler yorgun ve halsiz düştüler. Askerleri seyrekleşti. Sürekli takviye alan düşman ordusu karşısında dayanmak artık olanaksızdı. Gürcü askerleri Kral Simon’a, daha fazla direnmenin yararı olmayacağını söyleyip onu ikna ettiler. Geri çekilen Gürcü askerleri Osmanlılar tarafından Partshisi’ye kadar izlendi. Partshisi’de bir Gürcü atlı asker kaza ile Kral Simon’un atıyla çarpıştı. Kral atıyla beraber uçuruma yuvarlanıp bataklığa gömüldü. Onu oradan çıkarmak mümkün olmadı. Bu arada takipçi Osmanlı askerleri yetiştiler. Simon’un askerleri düşman üzerine atıldılar nefeslerinin son damlasına değin çarpıştılar. Kral Simon beline kadar gömülmüş, tek başına kalmıştı. Üzerine yığılan düşman askerlerine bataklık içinden ok yağdırmayı sürdürüyordu. Düşman saflarında çarpışan hain Gürcü beyi Barataşvili Simon’u tanıdı. Durumu Osmanlı komutanına bildirdi. Komutan Simon’un canlı olarak ele geçirilmesini emretti. Kral Simon Cafer Paşa’nın kendisinin gelmeden teslim olmayacağını bildirdi. Cafer Paşa geldi. Bataklığın önüne kanal açtırarak Simon’u kurtardı. Kralı büyük bir saygı ile karşıladı. Kral Simon ve tutsak komutanlar 1601 yılında İstanbul’a, Sultan’a gönderildi. Kral ve tutsak subaylarıyla birlikte birçok Gürcü kellesi de İstanbul’a götürüldü. Bunlar arasında Simon’un kardeşinin kellesi de bulunuyordu.
Simon’un tutsak edilmesi Kartli halkının başına yıldırım gibi patladı. Gori’de bulunan Prens Giorgi bu haberi alır almaz tutsak kralı kurtarmak için harekete geçti. Fakat geç kalınmıştı. Simon bir gün önce İstanbul’a gönderilmiş, Osmanlı Ordusu da Nahiduri civarını terk etmişti.
Kral Simon İstanbul’daki Yedikule zindanına kapatıldı. Gürcüler krallarını kurtarabilmek için pek çok çaba harcadılar. Sultana değerli hediyeler gönderip kalbini yumuşatmaya çalıştılar. Ancak Sultan bu hediyeleri kabul edip bildiğini yapmaktan da geri kalmadı. Simon uzun yıllar Yedikule zindanlarında çile doldurdu. Yaşamı orada son buldu. Gürcüler epey uğraşmadan sonra kralın cesedini Osmanlılardan alıp sevgili yurduna getirmeyi başardılar. Mtshetadaki kahraman babası Kral Luarsab’ın yanıbaşına gömdüler.
42 yıl boyunca Osmanlı ve İran gibi iki başlı canavara karşı ülkesinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için bayrağı göklerde tutan, şair Arçil’in deyimiyle ‘Gürcüstan’a kılıç kuşatan’ büyük vatan evladı Kral Simon’un onurlu yaşamı böylece son buldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.229, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #22  
Alt 05.09.07, 23:19
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

On altıncı yüzyıl sonlarında Samtshe Saatabago’nun durumu
“16. yüzyıl tüm sonuçlarıyla Samtshe-Saatabago için kötü bir yüzyıl oldu. Bu beylik geçirdiği şanssızlıklar, savaşlar sonucu diğer Gürcü beyliklerine nazaran zayıf düştü. Gürcüstan’da feodal sistemin sarsıntı geçirmesi en çok Samtshe-Saatahago’da etkisini gösterdi.
1590 Osmanlı-İran barış anlaşmasına göre, Samtshe-Saatabago toprakları Osmanlılar’a kalmıştı. Keklik artık şahinin pençesine düşmüştü. Hiçbir yerden yardım ümidi kalmamıştı. Atabeg Manuçar ve onun ölümünden sonra dul karısı Elene ülkesinde Gürcü varlığını korumak için canla başla çırpındılar. Ancak tüm çaba ve gayretler boşa çıktı.
1587-1594 yıllarında Samtshe-Saatabago’da Osmanlılık yerleşti. Sultanın emriyle ülkede sayım, yazım yapıldı. Osmanlı usulü toprak yasaları çıkarıldı. Osmanlı usulü vergiler saptandı. Eski feodal çağ Gürcü yasaları ve Gürcü vergi sistemi iptal edildi.
Osmanlı yasalarına göre, toprak edinme ve işletme hakkı sadece asker kişilere tanınıyordu. Osmanlı ordusunda asker olabilmek için de Müslüman olmak gerekti. Müslüman olmadan asker, asker olmadan toprak sahibi olmak mümkün değildi. Bu kurnazca yasa gereği geniş arazi sahibi Gürcü ağa ve beylerin mülkleri Osmanlıların eline geçecekti. Gürcü Aznaurlar ve Tavadlar yol ayırımına gelmişlerdi. Ya Müslümanlığı kabul edip Osmanlı ordusunda asker olacak, arazilerini koruyabilecekler, ya da Hıristiyanlığa bağlı kalıp tüm arazi ve mülklerini yitireceklerdi. Bu yol ayırımı sonucu bazı feodaller her şeylerini terk edip Gürcüstan içlerine doğru çekildiler. Bir kısmı da Müslümanlığı kabul edip orduya yazıldılar ve bu sayede topraklarını kurtarma yolunu buldular. Böylece Osmanlı idaresindeki Saatabago’da yaşayan Gürcü köylüsünün başındaki ağalar değişmiş oldu. Gürcü beyleri, Tavadlar, Aznaurlar Osmanlı paşaları, Sancakbeyleri, Alaybeyleri ve Sipahilerle, Gürcü Kilise-Manastırlar da camii ve mescitlerle yer değişmiş oldular. Çeşitli Osmanlı vergiler arasında Hıristiyan kalan Gürcülerin sırtına bir de ‘Dinsizlik Vergisi’ yüklendi.
Bu tarihten sonra Güneybatı Gürcüstan yörelerinde İslamlaşma hareketleri görülmeye başladı. Gürcüler buna ‘Tatarlaşma’ adı verdiler. Bu süreç kısa zamanda hedefe ulaşacak bir süreç değildi. Binlerce yıllık Gürcü kültürünü kökünden söküp değişime uğratmak büyük mücadeleler gerektiriyordu. Gürcü Halkı tüm ağır koşullara inatla göğüs geriyor, kimliğini ve kültürünü korumaya çalışıyordu. İslam dini kırsal kesim insanları arasında daha büyük zorluklarla karşılaşıyordu. 16. Yüzyıl sonlarında başlatılan bu süreç 19. Yüzyıl başlarına kadar önem li bir başarı sağlayamadı.
Samtshe-Saatabago’da Osmanlıların yerleşmesi feodal Gürcüstanı’nın büyük bir yenilgisiydi. Gürcüstan’ın üçte birini oluşturan bu topraklar anayurttan tümüyle kopmuş, artık geleneksel Gürcü kültür zincirinin bir halkası olmaktan çıkmıştı. Feodal Gürcüstan’ın öteki bölgelerine nazaran daha ileri kültür düzeyine erişmiş bu topraklar Ekvtime ve Giorgi Mtatsmideli, Beka ve Bekşen Opizari, Şota Rustaveli gibi ünlüleri yetiştirmişti. Artık bu topraklar yozlaşmanın yolunu tutmuştu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.233, Sorun yayınları)



On altıncı yüzyıl sonlarında Rus Gürcü ilişkileri
“16. Yüzyıl ortalarına doğru Osmanhlar’la Ruslar Kafkasya’da yüz yüze geldiler.
Osmanlı-Rus ilişkileri 16. yüzyıl 80’li yıllarından sonra gerginliğin doruğuna erişti. Bu gerginlik Osmanlıların Güney Kafkasya’da ayaklarını pekiştirdikten sonra Kuzey Kafkasya’ya da göz dikmesiyle hassas noktaya gelmişti. Bu sırada Rus-Gürcü politik temasları da canlılık kazanmıştı.
Ruslar Osmanlılara karşı kullanmak üzere Kuzey ve Güney Kafkasya halkları arasında güvenilir dost arıyorlardı. Moskova liderleri Kaheti Krallığı ile politik bağları yenilemeyi düşünüyordu. Ruslar Kahetililer’le ilk politik bağlarını İranlılar’ın tehdidi ile 1570 yılında koparmak zorunda kalmışlardı.
1585 yılında Rus Çarı Deodore Kaheti Kralı Aleksandre’ye elçisi Danilov’u eliyle bir mesaj göndererek Kaheti Kralına dostluk ve ‘himaye’ teklif etti.
Zamanın koşularına göre Kral Aleksandre ülkesi çıkarına bu öneriden daha hayırlı bir fırsat bulamayacağını düşündü. Bu sırada yaklaşık Güney Kafkasya’nın tümüne yakını Osmanlılar’ın egemenliği altına düşmüştü. Tehlike yavaş yavaş kendi sınırlarına doğru yaklaşıyordu.
Kaheti Kralı, Rus dostluğunu ülkesine yönelik Dağlı akın ve soygunlarına karşı kullanmayı düşünüyordu. Dağlılar sık sık köylerini basıyor ellerine geçen her şeyi silip, süpürüp götürüyorlardı. Bu soyguncuların koruyucusu Dağıstan Şamhalıydı. Şamhal’ın koruyucusu ise Osmanlılardı.
Kral Aleksandre Danilov’la birlikte Moskova’ya kendi elçilerini de gönderdi. 1586 yılı 9 Ekim günü Aleksandre’nin elçileri Çar Deodore’nin huzuruna çıktılar. Kaheti Kralı Çardan ‘Himaye’ istiyordu. Himaye koşulları ileride saptanacaktı. Rus Çarı Kaheti’yi her türlü düşman ve tehlikelerden koruyacağını vaat ediyordu. Terek Irmağı üzerin de bir kale inşa edilecek, bu kaleye Rus askerleri yerleştirilecekti. Böylece Dağıstan üzerinden Kaheti’ye giden yollar kontrol altına alınacaktı.
Kaheti Kralının önerisi Moskova’da memnunlukla karşılandı. Rus Boyarları Çar’a bu öneriyi kabul etmesini tavsiye ettiler.
1587 yılında Kaheti Kralı Aleksandre ve saray erkanı Ruslara bağlılık ve dostluk yemini ettiler.Rus Çarı 1589 yılında Aleksandre’yi himaye görev ve yetkilerini içeren bir anlaşma belgesi gönderdi.
Ne var ki Rusya’ya yakınlaşma politikası Aleksandre’ye türlü gaileler açtı. Bir yandan Osmanlılar Aleksandre’yi Ruslara yakınlaşmakla ikiyüzlülükle suçluyorlar, öte yandan İranlılar onu ihanetle suçluyorlardı. İkisi de ağır tehditler savuruyorlardı. Bu yüksek tansiyon nedeniyle Rus-Gürcü anlaşması hiçbir somut sonuç getirmedi.
Kral Aleksandre Rus Çarı’ndan üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi. Fakat bu yükümlülükler Rusların baştan tahmin ettikleri kadar kolay görünmüyordu. Rus Ordusu Dağıstanlılara boyun eğdirememiş, Terek-Kaheti yolunu kontrol altına alamamıştı. 1604 yılında Rus Çarı özel bir birlik göndererek Dağıstan’ın kuzey bölgelerini ele geçirdi. Osmanlılar Dağıstanlıların imdadına yetiştiler. Şamahi paşası Osmanlı askerleriyle birleşip Rus birliklerine baskın düzenledi. 1605 yılında Rus birliğini tümüyle kılıç geçirdiler.
Bu tarihten sonra Rusya-Kaheti ilişkileri uzun süre rafa kaldırılmış oldu. İran Şahı Kaheti’ye hücum ederek ele geçirdi. Bu sırada Ruslar köylü ayaklanmalarıyla uğraşıyorlardı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.234, Sorun yayınları)





On yedinci yüzyıl ilk çeyreğinde Gürcü bağımsızlık savaşları
İran-Osmanlı Savaşı’nın yeniden alevlenmesi
“1602 yılında Şah Abbas’ın anlaşmayı bozmasıyla Osmanlı-Iran savaşı yeniden alevlendi. İran Osmanlıların önceki savaşlar sırasında İran’dan kopardıkları toprakları geri almayı düşünüyordu. Şah Abbas Osmanlıları Azerbaycan’da yenilgiye uğrattı. 6 Kasım 1603 yılında Erivan’a dayandı. Erivan çok sağlam tahkim edilmiş bir Kale kentti.
Onu ele geçirmek bu nedenle pek güçtü. Kuşatma uzun sürdü.
Şah Abbas Kartli ve Kaheti Krallarını Osmanlılara karşı yardıma çağırdı. Kartli Kralı Simon oğlu Giorgi 10 ile Kaheti Kralı Aleksandre işi gevşek aldılar. Çok güç bir seçenekle karşı karşıya kalmışlardı. Hangi tarafın galip geleceğini tahmin etmek zordu. Sonunda ikisi de Şah’ın yanında yer almaya karar verdiler. Erivan savaşında gösterdikleri yararlıklar karşılığında Şah iki krala İran’dan köyler bağışlayarak ödüllendirdi. Ayrıca hazineden onlara maaş bağlattı. Bunlara karşılık Kartli Kralından Lore kalesi ile Debeda ırmağı vadisini istedi. Kaheti Kralından da Saingiloda Eniseli bölgesinin Lore-Debeda vadisini kontrol altında tutan noktayı istedi. Eniseli Gürcüstan’ın doğusunda adeta koruyucu bir duvar gibiydi. Şah bu bölgeleri Gürcülerden kopararak kendi yüksek memurları ‘Sultanlar’a hediye etti. Şahın hilekarlığını iyi anlayan Gürcü kralları sonucu beklemek üzere bağırlarına taş bastılar.
Şah Abbas Gürcülerin kendisi için hayırlı düşünceler beslemediklerini iyi biliyordu. Onun iyi bildiği bir diğer şey de Gürcülerin özgürlük andı içtikleriydi. Hileci Şahın tek düşündüğü Gürcü kalesini içten fethetmekti. Kralın ajanları Gürcü feodallerin iç kavgalarından yararlanıp şahın yardımını vaat ederek onları kafese koydular.
1605 yılında Kaheti Kralı Aleksandre kendi oğlu Konstantine tarafından öldürüldü. Konstantine İran’da Şah sarayında büyütülmüş, fanatik bir Müslüman edilmişti. Babası Aleksandre’yi tahtında hançerleyip öldürmesi Şah tarafından hazırlanmış bir senaryoydu. İran Şahı Rus sempatizanı ve İran’a karşı ikiyüzlülükle suçladığı Kaheti Kralını oğluna öldürtüp yerine Müslümanlığa sokulmuş İran uşağı katil Konstantine’yi getirmek istiyordu. Fakat Şah hesabında yanılmıştı. Kimliğini yitirmiş, yozlaşmış, baba katili Konstantine’yi Kaheti Halkı başlarında kral görmek istemiyordu. Halk ayaklandı. Kaheti ordusu ayaklanan Kahetililerin yardımına koştu. Baba katili Konstantine Türkmen muhafızlarıyla birlikte linç edildi. Şah Abbas Kahetililerin bu derece duyarlılığı karşısında geri adım attı. Kaheti krallığı tahtına Aleksandre’nin torunu Prens Teymuraz’ı tayin etti. Teymuraz 1606 yılında tahta çıkarak taç giydi. Fakat Kaheti Halkı Şah Abbas’ın uyumaz bir Gürcü düşmanı olduğunu iyi bildiği için dikkatli olmaya çalışıyordu.
1606 yılında Şah Abbas Osmanlılar’dan Karabağ ve Gence’yi koparıp Kartli’ye doğru uzandı. Lore-Dmanisi ve Tbilisi kalelerinde bulunan Osmanlı askerlerini çıkarıp kovaladı.
Şah Abbas Tbilisi’de bulunduğu sırada Kartli Krallığı’na Giorgi’nin oğlu Luarsab’ı getirdi. Luarsab’ın babası Kral Giorgi kısa süre önce aniden ölmüş, taht sahipsiz kalmıştı. Tüm Gürcü Tavadların Tbilisi’de Şah Abbas’ı ziyaret kuyruğuna girdiler. Buna memnun olan Şah Abbas onlara ihsanlarda bulundu. Fakat ülkenin kaderinde hiçbir değişiklik olmadı. Sadece Osmanlı boyunduruğu İran boyunduruğu ile yer değiştirdi o kadar. Tbilisi, Ağeakale, Lore, Dmanisi yine yabancıların elindeydi. Osmanlı kale askerleri yerini şahın Kızılbaş askerleri almıştı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.237, Sorun yayınları)




Kartli-Kaheti kralları arasında dayanışma ve Şah Abbas
“1612 yılında Osmanlı-İran barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre yeniden 1553 yılı sınırlarına dönülecekti. Ayrıca Şah Abbas Osmanlı Sultanına yılda 200 yük ipek gönderecekti. Fakat anlaşma hükümlerine her iki taraf da uymak istemiyordu. Osmanlılar Samtshe-Saatabago’yu ve Kartl-Kaheti’yi terke yanaşmıyorlar. Şah Abbas da 200 yük ipek göndermeye üşeniyordu.
1614 yılında Şah Abbas Osmanlılarla imzaladığı bu anlaşmayı bozmaya karar verdi. Bu koşullarda Gürcüler’in alacağı tavrın büyük önemi vardı. Luarsab ve Teymuraz Şah Abbas için güvenilir kişiler değildi. Gürcüstan’da devlet düzeninin alt üst olmasına karşın Kartli ve Kaheti devlet adamları iki bölgenin birleşerek dış düşmanlara karşı güç kazanılmasında yarar görüyorlardı.
Bu görüşte olan Gürcü ileri gelenleri Kral Teymuraz ve Kral Luarsab’ı birbiriyle dost ettiler. Şah Abbas iki kralın anlaşıp dost olmasına bir anlam veremedi. Hileci Şah, Kartli ve Kaheti kralları arasında düşmanlık ve gerginlik yaratmak için kollarını sıvadı. Bu hedefine tümüyle değilse bile kısmen ulaşmayı başardı. Teymuraz ve Luarsab, Şahın oynadığı oyunları, gizli niyetlerini anladılarsa da aralarına düşen soğukluğu gideremediler. Güven ortamına dönemediler.
Şah Abbas Kartli ve Kaheti kralları ile taraftarlarına karşı harekete geçti. 1614 yılında Kartli ve Kaheti’de Krallara karşı şah yandaşı çıkarcı, satılmış bazı Gürcü beylerini yanına çekti.
Şah Abbas’ın Kartl-Kaheti’ye ilk tecavüzü
1614 yılında Şah Abbas Kartli ve Kaheti krallarını cezalandırmak için büyük bir ordu ile yürüdü. Şahin özellikle hedefi Kral Teymuraz’dı.
Şah, Karabağa gelip konakladı. Oradan Kaheti kralına adamlar göndererek bağlılık sözü ve rehineler istedi. Teymuraz devlet büyüklerinin tavsiyesiyle öfkeli şaha bağlılık işareti olarak annesini, iki oğlunu ve birçok Tavad çocuklarını gönderdi. Bu değerli rehineleri ele geçiren Şah bu kez de kralın kendisinin huzura gelmesini emretti. Teymuraz güvenemeyip bu çağrıya uymadı. Bunu bahane edinen Şah, Kaheti üzerine yürüdü. Gürcüler için var ya da yok olma günüydü. Satılmış Gürcü hainler faaliyete geçtiler. Bir kısmı Şaha rehberlik ediyorlar, bir kısmı da kaleyi içten yıkmaya çalışıyordu. Bu düşman ajanları Teymuraz’a baskı yaparak karşı koymanın yararı olmadığını, teslim olmanın daha çıkar yol olduğunu söylüyorlardı. Bu düşman ajanları öte yandan provokasyonlar yayarak, Şah Abbas’ın Gürcü Halkı ile dost olduğunu, ülkenin ve halkın koruyucusu olduğunu, sadece Teymuraz ve yandaşlarını cezalandırmak için geldiğini halka inandırıp yutturmaya çalışıyorlardı.
Kaheti Halkı bu propogandistlere inandı ve İranlılara karşı çıkmadı. Teymuraz böylece davayı yitirmiş oldu. Şah Kaheti’ye girdi. Teymuraz adamlarıyla birlikte Kartli’ye sığındı. Teymuraz’ın arkasını bırakmayan İran askerleri kralın yolunu kesti. Ancak Rioni Irmağı boyunda, Jaleti mevkiinde Teymuraz bu birliği perişan ederek Kartli’ye ulaştı. Luarsab Teymuraz’ı Muhrani’de karşılayıp kucakladı.
İki Gürcü halının baş başa görüşmelerinden sonra anlaşıldı ki Kartlililer’in İranlılara karşı koymaları olanaksızdı. Birçok Kartli Tavadı merhamet dilemek için Şah huzuruna gitmiş, bir kısmı da Luarsab’a savaşı tavsiye etmemişlerdi.
İki Gürcü kralı birlikte İmereti’ye gittiler. Şah Abbas Kaheti’de işleri yoluna koyup bir miktar asker yerleştirdi. Oradan Kartli’ye geçti. Gori kentinde konakladı. Buradan İmereti kralına haber göndererek kendisine sığınmış olan Kartli ve Kaheti Krallarını getirip teslim etmesini istedi. İmereti Kralı Giorgi konuk kralları teslim etmeyi reddetti. Şah Abbas Osmanlı etki alanında bulunan İmereti’ye saldırıp Osmanlılarla olan anlaşmayı bozmak istemedi. Buna karşın Kral Luarsab’ı hile ile ele geçirmeyi başardı. 1614 yılında vuku bulan bu harekette ünlü eski Thiljsı Mouravi Giorgi Saakadze İran güçleriyle birlikle Şahin yanında yer alıyordu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.238, Sorun yayınları)







Giorgi Saakadze
“Giorgi Saakadze soylu değil, halk tabakasından gelme biriydi. Ancak babası ve amcaları Kral Simon zamanında devlete önemli hizmetlerde bulunup rütbe ve mevki kazanmışlardı.
1609 yılında Giorgi Saakadze Tbilisi Mouravlığına getirildi. Bu sayede Kral Luarsab’a yakınlaştı. Bu sıralarda Kartli Krallığı Samstşhe Saatabago’ya el koymuş, Osmanlılara karşı yoğun savaşlar veriyordu. 1609 yılında Osmanlı orduları Ahaltsihe (Ahıska) yönünden Kartli’ye saldırdılar. Kral Luarsah bu sırada Tshireti’deki yazlık evinde bulunuyordu. Kartli giriş yollarına nöbetçiler koymuştu. Osmanlı askerleri Cavaheti ve Trialeti bölgelerini çiğneyip geçerek buradaki muhafız askerlerini öldürdü. Aniden Mangilisye baskın düzenlediler. Buradan ilerleyerek Tshireti kalesini ele geçirmek, orada bulunan Kral Luarsab’ı tutsak etmek ve ardından İç Kartli’yi işgal etmek niyetindeydiler. Kral Luarsab düşmanın bu kadar ani hareket edebileceğini tahmin etmemişti. Az bir askerle kalede üstlenmişti.
Osmanlı askerleri Kvelta köyü civarında Rahip Tedore’yi yakalayıp ondan yol göstermelerini istediler. Bu köy papazı umulduğundan daha sağlam bir kahraman çıktı. Ülkesi için canını vermekten çekinmedi. Osmanlı askerlerini yanlış yollardan yürüterek kralın bulunduğu Tshireti kalesinden uzaklaştırdı. Tedore’nin hilesini geç anlayan Osmanlılar onu kılıçlarıyla parçalayıp cezalandırdı. Fakat planlarını da gerçekleştiremediler. Kral Luarsab kalede pekişmeyi başarmıştı.
Giorgi Saakadze de Tshireti’de kralla beraberdi. Bu tehlikeli durum karşısında Mouravi Giorgi Saakadze soğukkanlılığını yitirmedi. Kaleden acele adamlar göndererek Kartli ordusunu imdada çağırdı. Çevre köylerden de 400 kadar savaşçı topladı. Dost Tavadlar da askerlerini toplayıp Saakadze’nin yanına koştular. Saakadze ve Zaza Tsitsişvili ülkelerine tecavüz eden soyguncu Osmanlı askerlerine baskınlar düzenleyerek onları büyük zararlara uğrattılar. Düşman askerleri talan ve yağmalar yaparak Kura ırmağı sağ yakasını izleyip Gori’ye ulaşmaya çalıştılar. Böylece Kartli’nin kalbi olan Gori’yi ele geçirmeye çalıştılar. Gori Halkı düşman askerlerinin gelmekte olduğunu duyar duymaz Kura ırmağı üzerindeki köprüleri uçurdu. Mevsim ilkbahardı ve sular azgındı. Düşman askerleri Kura’nın sağ yakasını izleyerek ilerlediler. Uğradıkları köyleri yağmaladılar. Rbona civarında ırmaktan karşıya geçiş yolu buldular. Buradan geçerek Kvişheti aşağılarında konakladılar.
Bu sırada Gürcü Ordusu akına başladı. Tbilisi’de bulunan İranlı komutan da 700 askerle yetişti. Kvişhati aşağılarında kanlı çarpışmalar başladı. Gürcü savaşçılar Giorgi Saakadze’nin savaş planlarını uygulayıp zafere ulaştılar.
Bu zaferden sonra Giorgi Saakadze büyük bir itibar kazandı. Kralın güvenini daha da pekiştirdi. Kral Luarsab Giorgi Saakadze’nin kızkardeşiyle evlenip Saakadzelerle dost oldu. Ne var ki Saakadze’nin bu kadar yükselip etkinlik kazandığını gören eski güçlü Tavadlar hasede kapıldılar. Saakadze’nin izlediği politikayı da beğenmediler. Saakadze’nin ideali kralın güçlendirilmesi idi. Kralın güçlenmesi Tavadları sıkıntılara sokardı. Saakadze’nin idealindeki birleşik ve güçlü Gürcüstan da Tavadların çıkarlarına ters düşüyordu. Tavadların düşüncesine göre Gürcüstan’ın güçlenmesini ancak Tavadlar sağlayabilirlerdi. Saakadze’nin düşüncesine göre ise Gürcüstan’ın güçlenmesine Tavadlar engel oluyorlardı. Bu ancak tek kral, tek otorite ile sağlanabilirdi. Saakadze Tavadların çocuklarını ve bazı diğer yandaşlarını toplayarak dayanışma havası yaratmaya çalıştı. Tavadlar buna dayanamadılar ve Luarsab’a asılsız ihbarlarla baskı yapmaya başladılar. Saakadze’nin Kralın tahtında gözü olduğunu, bunun için ortam oluşturmaya çalıştığını söyleyip inandırdılar.
Kral Luarsab Saakadze’yi ortadan kaldırtmayı düşündü. Saray çevresindeki dostları bunu Saakadze’ye bildirdiler. Saakadze kaçıp kaynatasın sığınmak zorunda kaldı. Tüm özel varlığı fesatçıların eline geçip talan edildi.
Saakadze’nin kayınbabası Nugzari, Aragvi Eristaviydi. Kral Luarsab’ın kız kardeşi Prenses Horeşan Nugzarın oğlu ile nişanlıydı. Bu sırada Kaheti Kralı Teymuraz’ın eşi öldü. Kral dul kaldı. Saray erkanının tavsiyesiyle Luarsab kız kardeşini Nugzarın oğlundan ayırıp Teymuraz’a vermeyi kararlaştırdı. Gururlu Eristavi Nugzari kendini hakarete uğramış kabul etti.
Aragvi Eristavi Nugzari ile damadı Giorgi Saakadze İran Şahı Abbas’a giderek Luarsab’ı şikayet ettiler. İran Şahı bu şikayete pek memnun oldu. Bu etkin beylerin kendi yönüne dönmeleri Kral Luarsab ile Teymuraz’ın işlerini bitirmekte yararlı olacaktı. Saakadze ise olaya değişik yönden bakıyordu. Onun niyeti Şah güçlerini kullanarak karşıtlarını dize getirmekti.
Şah Abbas Eristavi Nugzari değerli hediyelerle ödüllendirdi. Ülkesine uğurladı. Saakadze’yi ise İran’da alıkoydu. Aklı, mantığı, azmi ve cesaretiyle Saakadze İran’da kısa süre içinde yüksek ve saygın yere erişti. Şahın güvenini perçinledi.
1614 yılı İran seferleri sırasında Giorgi Saakadze İran ordusu yanında Gürcüstana geldi. Saakadzc’nin Şahın yanında Kartli’ye geri dönmesi onun can düşmanlarının uykularını kaçırmaya başladı. Onlar Saakadze’nin mutlaka intikam alacağından çekiniyorlardı. Şah yanlılarının kasıtlı yaydıkları söylentiler onların korkularını daha da körükleyip paniğe uğrattı. Söylentilere göre, Luarsab Şaha karşı başkaldırı hazırlığı içindedir. Onun için Şah onu tahttan indirip Saakadze’yi Kral yapacaktı. Saakadze ve yandaşları dağlara sığınan emekçi halkı köylerine geri dönmeye çağırıyor, onları Şahın gazabından koruyup işi tatlıya bağlayacaklarını vaat ediyorlardı.
Şaşkınlık içine düşen Tavadlar çıkar yol arama peşine düştüler. Saakadze’nin can düşmanı Şadıman Barataşvili Kral Luarsab’ı İmereti’den getirmeyi şaha söz verdi. Sözünü yerine getirdi. Luarsab’ı getirerek şahın huzuruna çıkardı. Şah Abbas Luarsab’ı ve Saakadze’yi de alarak İran’a yollandı. Teymuraz ise İmereti’de kalmıştı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.240, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 05.09.07, 23:20
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: gürcüler

Kaheti ayaklanması ve Kaheti’nin tahrip edilmesi
“Şah Abbas Kaheti’de bulunduğu sırada Kral Teymuraz’a ihanette bulunan Gürcü beyleri cömertçe ödüllendirdi. Kaheti kiliselerinden Gremi ve Alaverdi’yi saygısızca kirletip tahrip etti. Saguramo ve Ertso Tianeti bölgelerini krala bağlılıklarından dolayı acımasızca yerle bir etti. 30.000 kadar Gürcü’yü tutsak düşürdü. Şah Abbas Kaheti tahtına Teymuraz’ın amcası oğlu, Müslümanlığı kabul etmiş İsa Han’ı tayin etti. Kaheti Tavadlarına İsa Han’a itaat etmelerini emretti. Kartli’den olduğu gibi Kaheti’den de birçok Gürcü kral askerini alarak İran’a götürdü.
Kaheti Halkı İran Şahının ne derece “Koruyucu, bağışlayıcı” olduğunu gördü. Artık ayaklanmadan başka çare olmadığına karar verdi. Bu sırada Osmanlı-İran savaşının patlak vermesi Kaheti halk hareketine ivme kazandırdı. İmereti’de sığınmış bulunan Teymuraz Osmanlılar’la anlaştı. Kaheti tahtında oturan kukla İsa Han bu sırada şahla görüşmek için İran’a gitmiş, devlet işlerini adamlarından Corcadze ile Candier’e emanet etmişti. 15 Eylül 1615 günü halk ayaklanması başladı. İsa Han’ın güvendiği adamlar Corcadze ile Candier’in bu ayaklanmanın liderleri olduğu ortaya çıktı. Ayaklanmacılar Kral Teymuraz’ı ülkesine çağırdılar. Teymuraz da acele Kaheti’ye gitti. İranlı askerleri kılıçtan geçirdi. Teymuraz tahtına tekrar kavuştu. Kaheti ayaklanması Kartlililere ilham verdi. Onlarda ayaklanıp Teymuraz’ın aynı zamanda kendi bölgelerinin kralı olmasını istediler. Bu karışıklıklardan yararlanan Gürcü beyleri Saakadze yandaşlarına saldırdılar. İran’dan ülkesine yeni dönmüş Giorgi Saakadze bu saldırılardan canını zor kurtarabildi. Teymuraz aceleyle Kaheti sınırında bulunan Şeki’ye saldırdı. Areşi kentini zaptedip orada bulunan Şah askerlerini kılıçtan geçirdi. Şeki ve Şirvan halkı da İran’a başkaldırdı. Teymuraz’ın ajanları Dağıstan’a kadar uzanıp Lezgileri İran’a karşı ayaklandırmaya çalıştılar.
Şah Abbas şaşkına döndü. Bu dağlı ayaklanmaları Osmanlıların organize ettiğini zannetti. Abbas 15.000 askerle Ali Kuli Han’ı Teymuraz’ın üzerine gönderdi. Ali Kuli Han Teymuraz’ı ele geçirmek için Tbilisi’ye girdi. İran askerleri Kaheti’den Aragvi’ye giden yolları kestiler. Kral Teymuraz ılımlı mesajlar göndererek Ali Kuli Han’ın yumuşamasını sağladı. Gelip geçen Gürcü yolcular da Ali Kuli Han’a Kaheti güçleri hakkında yanlış bilgi verdiler. Aragvi Eristvi’nin oğlu Bayindur da düşman ordusunun hareketlerini adım adım izleyip Teymuraz’a rapor etti. Bu sayede Kral Teymuraz 6000 askerle İran birliklerine baskınlar düzenleyip onları acımasızca yok etti. Bazı düşman askerleri başlarına yıldırım düşmüş gibi kaçışıp canlarını kurtardılar. Düşmana ait garnizon Gürcülerin eline geçti. Sayısız İranlı subay ve asker tutsak edildi.
Şah Abbas’ın Gürcüstan’a ikinci tecavüzü
Şah Abbas bu olayı duyar duymaz öfkesinden adeta kudurdu. Ayaklanma giderek korkunç boyutlara ulaştı. Şah özel hazırlıklarını tamamlayıp 1616 yılı yazında Kaheti’yi yerle bir etmek üzere harekete geçti. Düşmanın bu kadar kısa sürede bu kadar büyük önlemler alması ayaklanmacıları korkuttu. Osmanlılardan istedikleri yardım da ulaşmadı.
Ayaklanmacılar İran tehlikesine karşı birleşmeyi başaramadılar. Kartli feodalleri Kahetililerin imdadına koşamadılar. Kardeş Kahetililerin boğazlanmalarını seyredip sıranın kendilerine gelmesini beklediler. Başka hiçbir varlık gösteremediler.
Savaş alanında İranlılara karşı direnmek Teymuraz için olanaksızdı. Tehlikeyi savuşturmak için Kahetlililer eski yöntemlere başvurdular. Kral Teymuraz ve maiyeti kurtuluşu Batı Gürcüstan’a kaçmakta aradılar. Kaheti Halkı dağlara, ormanlara, kalelere, mağaralara sığınıp canlarını kurtarabilme telaşına düştüler. Öte yandan İran şahına elçiler göndererek bağışlanmalarını, itaat edeceklerini bildirdiler. Şah Abbas Kahetı’ye öldürücü darbeler indirmeye karar vermişti. Gürcü halkının özür ve sızlanmalarına kulak vermedi.
Şah Abbas Kaheti halkının kaçışını önlemek için Kaheti’ye giriş çıkışı kapattı. Öte yandan Dağıstanlı soyguncu kaçaklarla anlaşıp dağlara sığınmış Gürcüleri imha etmek için harekete geçti. Büyük uğraşlardan sonra düşman Kaheti’yi çiğnemeyi, ezmeyi başardı.
Gürcü halkının tarihinde o güne değin görülmemiş kara günler baş ladı. Gürcüler için artık var ya da yok olma zamanı gelmişti. Düşmana bu saldırı pek pahalıya mal oldu. Çarpışmalar yıl boyunca uzadı. Düşmanlar tüm kale, kilise-manastır, bina, dere, tepeyi birer birer zaptetmek zorunda kaldılar. Gizlendikleri yerlerden fırlayan Gürcüler onlara büyük zararlar verdiriyordu. Düşmanın iyi silahlanmış olması ve iyi organize olması Gürcü direnişini kırmayı başardı.
İran saldırıları sonucu Kaheti bölgesi nüfusunun üçte ikisini yitirdi. 100.000 kadar Gürcü askeri düşman önünde can verdi. Bir o kadarı da tutsak edilip İran’a götürüldü. Dağıstanlı eşkıyalar fırsat bulup bayram ettiler. Ellerine geçirdikleri, önlerine çıkan Gürcülüğe ait ne varsa yakıp, yıkıp yok ettiler. Şah Abbas’ın kışkırtmasıyla Dağıstanlılar sarayları, kaleleri, kilise-manastırları soyup soğana çevirdiler, köylerle birlikte ateşe verdiler. Bağları, bostanları, meyvelikleri dut ağaçlarını, ceviz ağaçlarını baltadan geçirdiler. Canlı hayvanları toplayıp sürüler halinde götürüp gittiler.
Köyler, kentler, evler, saraylar küle döndü. Ülke adeta kasırgalar tarafından savruldu. Yerleşim alanları, ıssız, insansız sağır yıkıntılarla doldu. Uzun zaman buralara insan ayağı basmadı. Çevre vahşi ormanlara büründü, kurtlara çakallara yurt oldu.
Kaheti Halkı İran’a sürüldü. Bazıları İran’ın iç bölgelerinde değişik yerlere serpiştirildi. Bu yabancı topraklarda kökünden, kültüründen sökülüp savruldu. Gürcüler buralarda giderek soylarını, kimliklerini unutup yozlaştılar. Pereidan bölgesinde ise az bir kısmı kimliğini korumayı başardı. Birçok Gürcü, Kızılbaş askerleri tarafından pazarlanıp satıldılar. Zengin Kızılbaşların evlerinde Gürcü cariye ve köleler moda oldu.
Harabeye dönmüş Kaheti Şah Abbas tarafından ikiye bölündü. İvri ırmağı doğusunda kalan bölge Gence Hanı Peyker Han’a verildi. Batısı ise Kartli Han’ı Bagrat’a bırakıldı. Boşalan bu tarihi Gürcü topraklarına Türkmenlerin yerleştirilmesine başlandı.
Kaheti’nin temelinden kazılmasıyla Şah birkaç hedefe birden varmayı planlıyordu. Gürcü direnişini tümüyle kırmak. Oraya Şah yanlısı Türkmenleri yerleştirmek. İran’a sürülen Gürcü tutsaklardan birer kültür tarım ustaları olarak yararlanmak. Onları birer şah yanlısı olarak yetiştirmek. Şah’ın muhafız ordusuna asker edilmek vb.
Şah Abbas’ın ‘Kul Ordusu’nun 12.000 kişilik süvari birliğinden ve 10.000 kişilik piyade birliğinden çoğu Gürcü askerlerinden oluşuyordu.
Şah Abbas Kaheti’nin hesabını gördükten sonra yönünü Kartli’ye çevirdi. Kartli’deki Teymuraz yanlısı Tavadların mülklerini talan ederek insanlarını tutsak etti. Kartli Tavad-Aznaurların çocuklarını toplayıp İran’a götürdü. Hepsini Kul ordusuna kaydetti. 1615 yılında Abbas Kartli tahtına Müslümanlaşıp İranlılaşan Gürcü prensi Davit oğlu Bagrat’ı oturttu.
Peykar Han Kaheti topraklarını Türkmen muhacirlerle doldurdu. Öte yandan yıkılmış, yakılmış Gürcü topraklarının bir bölümüne de Lezgiler el koydu. Yine de Kaheti topraklarının büyük bölümü ıssız, insansız kalmıştı. Peykar Han dağlara kaçan Gürcü köylüsünün yerlerine dönmesini kabul etmek zorunda kaldı.
Teymuraz Osmanlı ülkesinde
Osmanlı-İran savaşları sürüp giderken Kral Teymuraz bir gün ülkesine geri dönmeyi ümit ediyordu. Sığınmacı Gürcü Kralı enerjik ve maharetli bir politikacıydı. Daha 1615 yılında kendi başkanlığında öteki Gürcü kral ve beyleri birleşerek Moskova’ya elçiler göndermişlerdi. Bu Gürcü kral ve beyleri Rus Çarına, artık birleştiklerini, düşmana karşı birlikte savaşacaklarını bildirip bu savaşlarda Rus desteği gönderilmesini rica etmişlerdi. Gürcü büyükleri 1618 yılında da aynı dilekleri yineledi. Öte yandan Teymuraz elçileri Polonya ve bazı diğer Avrupa ülkelerine de uzanıp yardım istedilerse de hiçbir Avrupa ülkesinden askeri destek sağlayamadılar. Bu sırada Kral Teymuraz İstanbul’a giderek Osmanlı Sultanından yardım istemeyi kararlaştırdı. Ne var ki Osmanlılar bu sırada kendi dertlerine düşmüşlerdi. Rus Kazakları Osmanlı kıyılarına tecavüz ediyorlardı. Ülkede iç ayaklanmalar bitmek tükenmek bilmiyordu. Osmanlı Sultanı Teyrnuraz’a fazla ümit vermedi. Güvenlik içinde oturması için ona Çoruh ağzındaki Gonyo kalesini tahsis etti. 1618 yılında Teymuraz için yeni bir ümit ışığı belirdi. Osmanlı Ordusu İran’a saldırıp Erdebil’i ele geçirmişti. Teymuraz bu Osmanlı ordusuyla beraber kendi askerlerini de İran’a saldırtarak şaşkına dönen Şah Abbas’a Kaheti’de açtığı zararların hesabını soracağını bildirdi. Fakat Kaheti Kralının bu ümit ve tehditleri gerçekleşmedi. Osmanlı ordusunun başında bulunan komutanların beceriksizliği başarıyı engelledi. İran Şahı tehlikeyi Şah Teymuraz’ın karşı çabaları İran Şahının uykularını kaçırıyordu. Şah öfkesini elinde tuttuğu Gürcü tutsaklardan çıkardı. 1620 yılında Teymuraz’ın iki oğlu Şah tarafından korkunç biçimde boğularak öldürüldü.
Teymuraz Osmanlı yardımıyla başarıya ulaşma ümidini yitirdi. 1623 yılında elçilerini bir kez daha Moskova’ya gönderip yardım istedi. Rus Çarı da Teymuraz’a ümitsiz bir yanıtla yetindi. Ancak bu sırada işler yön değiştirdi. Moskova’dan bu yanıtı getiren elçi Kartl-Kaheti tahtına kral tayin edilmişti.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.238, Sorun yayınları)





1616-1622 yıllarında Kartl-Kaheti
Kartli’de karışıklıklar
“Kartli yöneticisi Bagrat Han devlet işlerine gereği kadar gönül veremedi. Gürcü Tavadlar İran kuklası bu Müslüman Han’a boyun eğmiyordu. Kimi Luarsab’a ümit bağlamış, kimi Teymuraz’la gizli ilişkilere girmişti. 1619 yılında Bagrat Han öldü. Şah onun yerine oğlu Simon’u tayin etti. İran’da doğup büyürnüş, müslüman terbiyesi görmüş Simon Han Luarsab’a ve Teyrnuraz’a karşı daha güçsüz görünüyordu. Kartli’ye kısa süre içinde anarşi hakim oldu. Beceriksiz Simon, Şaha giderek sızlanıp dert yanmaya başladı.
Luarsab’ın tutsaklık yılları
İran Şahı Luarsab sorunu ile karşı karşıyaydı. Kartli’de tutsak edilerek İran’a götürülen Luarsab uzun yıllardır Astrabad’da, zindanda yaşıyordu. Kartli ileri gelenleri birçok kez Şaha başvurarak Luarsab’ın bağışlanıp serbest bırakılmasını istediler. Rus Çarı da devreye girerek bu Hıristiyan dindaşı Gürcü Kralının bağışlanıp ülkesine iade edilmesini istedi. Şah Moskova’nın araya girmesinden hiç hoşlanmadı.
Şah Abbas Luarsab’ın Hıristiyanlığı terk edip Müslümanlığı kabul etmesi koşuluyla bağışlanabileceğini söyledi. Luarsab ise bu koşulu şiddetle reddetti.
Luarsab’ı aceleden Astrabad’dan alarak İran içlerindeki Şiraz kalesine götürdüler. Kartli’de baş gösteren ayaklanmayı Luarsab’a yüklediler. Bu sırada Şaha karşı bir komplo ortaya çıkarıldı. Bu komployu hazırlayanların sırasında birçok Gürcünün de adı karışıyordu. Şah Abbas Luarsab’ı 1622 yılında Şiraz zindanında yay ipi ile boğdurarak ortadan kaldırttı. Böylece Gürcülere Kartli’de ve İran’da hiçbir dayanak bırakmadı.
Kaheti’nin durumu
Kaheti’deki işler Şahın istediği gibi yürüyordu. Teymuraz korkusu Peyker Han’ı pek tedirgin ediyordu. Şah Abbas artık iyice yaşlanmıştı. Onun ölümünden sonra İran tahtında miras kavgaları başlayacaktı. Teymuraz ise henüz genç ve enerjikti. Öte yandan Osmanlı-İran savaşları da tüm şiddetiyle sürüyordu. İran’ın dize gelmesi de olasıydı. Tüm bunlar Kaheti halkının ümit ve teselli kaynağıydı.
Saakadze ile Simon’un Gürcüstan’a gönderilmesi – Şah’ın planları
Şah Abbas Kartli’de ve Kaheti’de durumun düzeltilmesini Giorgi Saakadze’ye havale etti. Bu sıralar Saakadze ününün doruğundaydı. Akıllı, yetenekli, Gürcüstan problemlerini en iyi bilen kişi olarak kabul ediliyordu. Emsalsiz zeka ve askeri yetenekleri, zaptolmaz gücü Saakadze’nin ününü İran’dan başka Osmanlı ülkesiyle Avrupa, Asya ülkelerine de ulaştırmıştı.
İranlıların kuklası Simon Han’a Giorgi Saakadze danışman tayin edilmişti. Şah Abbas Karçığa Han komutasında Gürcüstan’a büyük bir ordu gönderdi. Giorgi Saakadze Karçiğa Han’a da Gürcüstan seferinde danışmanlık edecekti. Saakadze’nin rieasıyle Şah Abbas İran’da tutsak bulunan Saakadze’nin büyütüp yetiştirdiği kaynı, Eristavi Mugzari’nin oğlu Zurab’ı da serbest bırakıp Gürcüstan’a gönderdi.
1620 yılında Simon Han, Giorgi Saakadze, Zurab Eristavi İran ordusuyla birlikte Kartli kapılarına dayandılar. Genç Simon Han ilk andan itibaren her yönüyle Saakadze’nin etki ve emri altına girdi.
Şah Abbas Kartl-Kaheti işlerinin düzene sokulabilmesi için bazı operasyonları zorunlu görüyordu. Bunlar arasında: Teymuraz’ın yandaşlarıyla birlikte son ferdine değin öldürülüp ortadan kaldırılmaları, Kaheti topraklarının baştan sona Kızılbaş Türkmenlerle ve öteki Türk oymaklarıyla doldurulması, Luarsab yandaşı Tavadların yakalanıp İran’a getirilmesi vb. bulunuyordu.
Gürcü ruh haleti ve Giorgi Saakadze
Giorgi Saakadze’yi Gürcüstan’a cellatlık göreviyle gönderen Şah Abbas büyük bir hataya düşmüştü. İran’a sürülen ve Şah’ın ordusuna kaydedilen Gürcüler Şahtan aldıkları ihsan sözünün yerine getirilmemesi nedeniyle Şaha karşı içten içe kin besliyorlardı. Uçsuz bucaksız İran topraklarında süren bitmez tükenmez savaşlarda kan döken, can veren Gürcüler buna karşılık söz verilen nimetlere bir türlü kavuşamamışlardı. ‘Şah sever’ örgütüne giren bu saf Gürcüler sonunda inandılar ki, ne Şahtan bir ihsan elde edebilecekler, ne de sağ salim ülkelerine, ailelerine döne bileceklerdi. Çeşitli vaatlerle aldatılmış Gürcüler, vaatler şöyle dursun aksine Müslümanlığı kabul etmeye de zorlanmaya, cendereye sokul maya başlamışlardı. Böylece Gürcüler İran’da umdukları iyilik, merhamet, özgürlük, ihsan yerine esaret, zulüm, yozlaşma, ihanet ve aldatmacadan başka bir şey elde edemediler.
Giorgi Saakadze İran Şahının namertçe niyetleri karşısında hataya düşüp ona yaklaştığını anladı. Şah’ın Gürcüstan üzerindeki emelleri Saakadze’nin ulusal duygularına ve çıkarlarına ters düşüyordu. Şah için, darmadağın, bölük pörçük, çekişmeli, gergin beyliklere bölünmüş Gürcüstan ortamı gerekliydi. Saakadze için ise tam tersi. Saakadze hediye ve iltifatlarla ülkesini mezarlığa çevirmek için görevlendirilmişti.
Saakadze Kartli’ye gelip etrafa göz gezdirdiğinde 1616 yılına göre epey değişiklikler olduğunu fark etti. Şah ondan Kartli’nin tümüyle ortadan silinmesini, oraların bir Müslüman Beylik haline getirilmesini, ülkenin haraca bağlanmasını, Tavadların cezalandırılmasını, İran’a gönderilmesini, Kartli Aznaur askerlerinin ‘Kul’ ordusuna alınmasını, Hıristiyanlık mabetlerinin kirletilmesini, kutsal eşyaların ayaklar altın da çiğnenmesini istiyordu. Bu haince istekler Saakadze’yi derinden düşüncelere sevk etti. Kartli Halkının ruh haletini yokladıktan sonra onun silahlı ayaklanmaya hazır olduğunu gördü. Saakadze Ayaklanma hazırlıklarına başladı. Araları açık olan karşıtlarıyla barıştı. Etkili Tavadlarla anlaşıp kaynı Zurab Eristavi’nin ön plana çıkmasını sağladı. Bu hazırlıkları yaparken Osmanlılarla da gizli görüşmeler sürdürdü.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.245, Sorun yayınları)





Saakadze ayaklanması
Muhrani katliamı
“İranlı Karçiğa Han 1623 yılında güya İmereti’ye baskın yapmak bahanesiyle Kaheti Tavad-Aznaurları askerleriyle birlikte Muhrani’ye çağırdı. Bunları Ağiani düzlüğünde çembere alıp katletmeyi düşünüyordu.
Karçiğa Han arzusunu tam olarak gerçekleştiremediyse de birçok Kahetili’yi öldürdü. Gürcüler büyük bölümü kılıçlarıyla yollarını açarak Kaheti’ye ulaşmayı başardı. İranlılar’ın bu haince planları ortaya çıkınca Kaheti Halkı ayaklandı. Kartlilier de bu meş’um katliamdan korkarak onlar da silaha sarıldılar. Ağiani düzlüğünde başarılamayan katliamın başarısızlığı Saakadze’ye fatura edildi.
Giorgi Saakadze Şah Abbas’ın sinsi ve acımasızlığını pek iyi bildiği için karargahta Karçiğa Han’a bir şey beli etmeden beklemeye koyuldu.
Giorgi Saakadze liderliğinde Kartli ayaklanması
Şah Abbas Karçiğa Han’a gizli talimat göndererek Saakadze’nin kesik başını istedi. Kartli ve Kaheti’nin de kılıçtan geçirilmesini emretti. Ne var ki Mouravi Saakadze de uykuda değildi. Şahtan Karçiğa’ya gelen mektubu ele geçirdi.
Artık kesin delil elde etmişti. Vakit yitirilmeden ve Karçiğa kuşkulanmadan hareket başlamalıydı. Saakadze hareket planlarını tekrar gözden geçirdi. Karçiğa’ya gönderilen Şah talimatını Kartli Tavadlarına okutup anlattı. Şahın kendileri için düşündüklerini gözleriyle görüp ürperen Tavadlar ve Saakadze işe dört elle sarılmak gerektiğine karar verdiler.
İranlılar’ın Martkopi’de kılıçtan geçirilmesi
1623 yılında ayaklanma seli yerinden hareket ettiğinde Karçiğa Han askerleriyle birlikte Martkopi düzlüklerinde bulunuyordu.
Gürcü savaşçılar düşmanın tepesine dikildiğinde Saakadze Karçiğa’nın otağına dalarak baskına uğradıklarını, acele kalkıp silah kuşanmasını, ata binmesini söyledi. Silahlarını kuşanıp atın üzengisine ayağını atan Karçiğa’ya Saakadze öyle bir mızrak sapladı ki mızrak bir yanından girip öbür yanından çıktı. İranlı askerler şaşkınlıklarını gideremeden Saakadze hışımla Şirvan Hanının otağına daldı. Yıldırım hızıyla onu da Karçiğa’nın yanına gönderdi. Saakadze’nin oğlu Avtandil de bu sırada Karçiğa’nın oğlunun işini bitirdi. Az sayıdaki Saakadze askerleri İran askerlerini kılıçtan geçirdiler. İranlılar çevreye kaçışmak istedilerse de başaramadılar. Gürcü kılıçları altında eriyip gittiler. İran askerlerinin yüzde doksanı öldürülmüş gerisi tutsak edilmişti. Simon Han Ağcakale’ye kaçıp canını kurtarmayı başardı.
Gürcüstan’ın düşmanlardan temizlenmesi ve Teymuraz’ın Kartl-Kaheti’de kral olması
Giorgi Saakadze düşmanlara düşünme fırsatı tanımadı. Aniden Tbilisi kentini basarak düşmandan temizledi. Kalede bulunan düşman askerlerini kuşatma altına aldı.
Aynı gün Saakadze Kaheti üzerine de yürüdü. Oraya yerleştirilen Türkmenlerin hesabını görecekti. Zurab Eristavi ile Saakadze Kura ırmağı geçidinde kaçmakta olan Türkmen askerlerine yetiştiler. Kaheti yöneticisi Peyker Han canını kıl payı kurtarabildi. Türkmenlerin büyük bölümü tutsak edildi. Saakadze acele toparlanıp yeni bir düzen aldıktan sonra Gence ve Karabağ üzerine yürüdü. Bu saldırılarda çok sayıda tutsak elde edildi. Zengin Karabağ talan edilerek İranlılar kovalandı. Kaçan İranlılar Aras üzerindeki Hudapirin köprüsüne değin izlendi.
Yorulmaz bilmez Saakadze oradan tekrar Tbilisi’ye döndü Kale kuşatması sürüyordu. İranlı kale muhafızları iyi silahlanmıştı. Bu sırada bazı hain Gürcüler işleri zorlaştırdılar. Saakadze askerlerini acele Samtshe’ye yöneltti. Ahaltsikhe’yi (Ahıska) İranlı işgalcilerden temizledi.
Bu sırada Diyarbakır’dan Bağdat’a doğru sefere çıkmış bulunan Osmanlı Ordusu komutanına Saakadze, İranlılar’ın kesik başlarını göndererek zaferini bildirdi. Saakadze Osmanlıları Güney Kaflcasya’ya davet ediyordu. Fakat beceriksiz Osmanlı komutanları kazanılmış zaferi değerlendiremeyip fırsatı ellerinden kaçırdılar. Giorgi Saakadze’nin ittifak önerilerini kabul etmeyip Şah Abbas’ı mahvolmaktan kurtardılar. Martkopi ayaklanmasının kahramanları Kral Teymuraz’ı ülkeye getirerek Karti-Kaheti tahtına oturttular.
Marabda Savaşı
Şah Abbas olan biten felaketleri iyi değerlendirip bazı önlemler alma gereği duydu. Gürcüstan’a göndereceği yeni birliklerin başına İsa Han Korcubaşı’nı tayin etti. Şirvan ve Erivan hanları ile Azerbaycan beylerbeyine emirler göndererek askerleriyle birlikte İsa ilan Korcubaşı’na katılmalarını bildirdi.
Düşman birlikleri Gürcüstan sınırlarına dayandılar. Gürcüler var güçleriyle bunların önüne çıktılar. Osmanlılar tarafından Samtshe-Saatabago’dan koyulan Manuçar Atabeg de bir miktar askeriyle gelip Gürcülere katıldı. Manuçar Atabeg Gürcülük adına son kez bu savaşta kılıç sallama fırsatı buldu. Gürcü ordusu 20.000 kişilik kuvvete sahipti. İranlılar ise sayı ve silah bakımından çok daha üstündüler.
İran Ordusu Algeti yakınlarındaki Marabda noktasına gelip üstlendiğinde Gürcü Ordusu Kocor-Tabahmela’da bulunuyordu.
Gürcü komutanlar savaş stratejisini görüştüler. Görüşmelerde değişik düşünceler ileri sürüldü. Sabaratiano askerleri ve komutanları savaşa hemen yarın tutuşmalarını istediler. Bu kadar acele etmelerinin nedeni düşman garnizonlarının kendi mıntıkalarında bulunması ve tahribat ve yağma yapmasıydı. Stratejiyi feodal ordu organizasyonu tayin etti.
Gürcü Tavadlar dar görüşlü olduklarını gösterdiler. Aynı gece Gürcü güçleri Marabda düzlüğüne doğru akmaya başladılar. Düşman üzerine top ve gülle yağdırmaya başladılar. Gürcü süvariler cesaretle düşman öncü güçleri üzerine giderek onları imha ettiler. İranlılar da azimle savaşıyorlardı. Zafer Gürcülerin lehine gözüküyordu. Gürcüler düşman garnizonunu orta yerinden bölerek başlarına yıldırım düşmüş gibi çevreye dağıttılar. Yıl 1624 Temmuz günlerinden bir öğle vaktiydi. Gürcüler bu savaşı kazandıklarını sanıyorlardı. Fakat İranlı komutan İsa Han Korcubaşı savaş alanını terke yanaşmıyordu. Elinde kalan askeriyle durumu kurtarmaya çalışıyordu. Gürcüler de düşmanları son ferdine kadar kırmaya çalışıyorlardı.
Bu sırada Tebriz Beylerbeyi Azerbaycan ordusuyla yetişip savaşa katıldı. İmdat güçlerinin yetişmesiyle cesaretlenen İranlılar aktivite kazandılar. Bu sırada Gürcüler arasında ‘Şah Abbas geldi. Kral Teymuraz öldürüldü’ gibi asılsız, kasıtlı haberler yayıldı. Yorgunluktan bitap düşen Gürcü askerleri bu haberler üzerine cesaretlerini kaybettiler. Düşmana sırtını dönüp kaçtı. Komutanlar ne kadar çabaladılarsa da askerlerini durduramadılar. Düşman önünden kaçan Gürcü askerleri arkasından giden İranlılar tarafından kılıçtan geçirildi. Köylü Gürcülerden oluşan piyade birlikleri çekilmede acele davranamadığı için çok zayiat verdi. Süvariler tarafından kaderlerine terk edilen piyadeler gruplaşıp son nefeslerine değin dövüşü sürdürdüler. Tüfekli İran askerleri Gürcü piyadelerini son erine kadar imha etti. Kaçan Gürcü süvarileri de Kocori dağına kadar kovaladılar. Gecenin bastırmasıyla savaş durdu.
Bu savaşta 9.000 Gürcü, 14.000 İran askeri can verdi. Marabda savaşında uğranılan hezimetin nedeni:
1. Tavsamış feodal sistemin köhne savaş metotları,
2. Tavadlık politikasının ferasetsizliği, çekingenliği,
3. Savaş silahlarında geri kalmışlık idi...
Ertesi sabah savaş Kocori dolaylarında tekrar başladı. Gürcüler sivil halkın sığınak ve korunaklara yerleşebilmesi için zaman kazanmaya çalışıyorlardı.
Kral Teymuraz ve Giorgi Saakadze Şida (İç) Kartli’ye geçtiler...”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.248, Sorun yayınları)





Marabda Savaşı’nın sonuçları Saakadze yenilgisi
Gürcüler’in gerilla savaşına başvurması
“Gürcüler Marabda savaşını kaybettiler. Ancak düşman da o derece yıprandı ki artık Şahın emirlerini yerine getirecek gücü kalmamıştı.
Gürcüler savaşın kaybedilmesini bir türlü hazmedemiyorlar, çarpışmaları azimle sürdürüyorlardı. Gürcüler bu kez taktiklerini değiştirip gerilla savaşına başladılar. Bu savaşın organizatörü Giorgi Saakadzey’di.
Küçük Gürcü grupları ellerinden geldiğince dar geçitlerde, sığ su geçitlerinde, köprü başlarında siperlenip düşmanın ülkenin iç kesimlerine yayılmasını önlemeye çalışıyorlardı. Gürcü kahramanlar denizler kadar engin düşman askerlerini on gün kadar oyaladılar. Düşmanlar çok büyük kayıplar pahasına İç Kartli’ye girmeyi başardılar. Ancak halk ormanlara sığınmış olduğu için pek az tutsak ve ganimet ele geçirebildiler.
Kral Teymurrı İmereti’ye geçti. Giorgi Saakadze Samthe’ye varıp 1624 yılında Osmanlı sultanıyla diyaloğa başladı.
İranlılar’ın faaliyetleri
İsa Han Korcubaşı Teymuraz’la Giorgi Saakadze’yi elde etmenin mümkün olmadığını anlayarak bundan ümidini kesti. Korcubaşı’nın tek tesellisi, geç de olsa bu iki can düşmanının İmereti’ye kaçmak zorunda kalmış olmasıydı. İsa Han Korcubaşı Gürcü topraklarının İran’a katılması faaliyetlerine başladı. İran ajanları ülkede kol geziyor ve eski Tavadlar arasından adam kazanmaya çalışıyorlardı. İran uşağı Tavadlar Şah tarafından ödüllendirilip can güvenliği sözü verilmişti. Kartli yönetiminin başına yine Simon Han getirildi. Gence ordusu da Iran ordusuyla birlikte Simon Han’ın muhafızlığına verildi.
Buna karşın Şah Abbas hedefine ulaşmış sayılmazdı. Ne Kral Teymuraz’ı ne de Giorgi Saakadze’yi ele geçirebilmişti. Öfkeden adeta kuduran yaşlı, bunak Şah öfkesini Gürcü tutsakları öldürmekle giderdi.
Teymuraz’ın yaşlı annesi Ketevan 1624’de korkunç işkencelerle öldürüldü. Giorgi Saakadze’nin oğlu Paata’nın da kellesi uçuruldu.
Saakadze’nin faaliyetleri
Kral Teymuraz ve Giorgi Saakadze 1625 yılında tekrar ülkelerine dönerek düşmana hâlâ baş eğmeyen Gürcü Halkı’nın başına geçtiler. Saakadze devlet işlerine enerjik bir şekilde el attı. Askeri ve idari reformlar geliştirdi. Yeni yasalar çıkarttı. Kalelerden İran askerlerini çıkartıp temizledi. İranlılara yamanan hain Tavadların cezalandırılmasını sağladı. İdarenin zayıf düşmesini, fırsat bilip ayaklanan Dvaleti beylerini kılıçla yola getirdi, yeniden itaat altına soktu. Şahın ajanı Lori Meliki Gürcü Tavadları Saakadze’ye karşı kışkırtıyordu. Saakadze Lori’yi basıp Meliki ele geçirmek istedi. Ancak Melik ortadan kaybolup gizlendi. Birtvisi Kalesi Beyi Keyhusrev Barataşvili düşmanla işbirliğine girmişti. Birtvisi kalesine 500 düşman askeri yerleştirip keyfine bakıyordu. Saakadze buraya da ani bir baskın düzenleyip Keyhusrev’i yakaladı. Bu hain Bey Birtvisi kalesinden İranlı muhafızları hileyle dışarı çıkarıp Saakadze’ye teslim etmeyi kabul etti. Saakadze bu askerlerin kellelerini birer birer uçurdu. Kaleye kendi askerlerini yerleştirdi.
Diğer kalelere sığınan düşman askerleri korkularından dışarı bakmaya cesaret edemiyorlardı. Simon Han da korkusundan dışarıya çıkamıyor, Tbilisi’yi terk edemiyordu. Simon Han’ın Genceli muhafızı da tehdit altındaydı. 1626 yılında Saakadze Gence’ye saldırdı. Kenti zapt edip talan etti. İran şahı özel çabalarla uşağı Gürcü beyleri Saakadze’nin şerrinden korumaya çalıştı.
Giorgi Saakadze bu faaliyetleriyle Kartli’nin gerçek sahibi pozisyonuna geldi. Osmanlılarla ve diğer devletlerle Teymuraz’a danışmadan diyaloglara başladı. Saakadze Kartli Mouraviydi. Osmanlı Sultanları ona ‘Kartli Mourav hanı’ adı veriyorlardı. Onu Teymur Han (Krallar aynı rütbede görüyorlardı.) Osmanlılar Teymuraz’ı sadece ‘Kaheti Beyi’ olarak görüyorlardı. Kral Teymuraz Saakadze’nin bu derece yükselip adını gölgelemesine tahammül edemedi. Onu ikiyüzlülükle suçlamaya başladı. Bu sıra Şah Abbas da Teymuraz’la münasip koşullarla barış anlaşması yapmak istediğini bildirdi. 1614-1616 yıllarında tutsak alınıp İran’a götürülen Gürcü halkını geri gönderip yıkılan, yakılan yerleri onarmayı taahhüt etti. Buna karşılık onun Osmanlılarla dostluk ilişkilerini kesmesini istedi. Saakadze karşıtları Teymuraz’la aralarını açmak için kollarını sıvadılar. İki lideri birbirine düşürmeyi başardılar.
Saakadze Teymuraz’a Kartli tahtından el çektirilmek istedi. Yasal varisin Prens Keyhüsrev Muhranbatoni olduğunu, bu prensin de kendi evinde büyütülüp yetiştirildiğini söyledi.
Kartli Tavadları ikiye bölündüler. Muhranbatoni ile Ksmi Eristavi Saakadze tarafını tuttular. Amilahori ile Zurab Eristavi Teymuraz tarafını tuttu. Teymuraz Kartli’yi terk ederek Kaheti’ye çekildi. Birleşme sürecindeki Kartl-Kaheti yine parçalanma aşamasına gelmiş oldu. Bu koşullarda Teymuraz ile Saakadze arasında savaş kaçınılmaz hale geldi.
Bazaleti Savaşı
Giorgi Saakadze İmereti Kralı Giorgi ile Ahaltsihe (Ahıska)daki Osmanlı Sefer Paşa’ya adamlar göndererek askeri yardım istedi. Sefer Paşa Sultanın izni ile Saakadze’nin yardımına koştu. Osmanlı sultanı İran’ın can düşmanı Saakadze’ye değer verip Teymuraz-Saakadze mücadelesinde Saakadze’yi tutuyordu.
Sefer Paşanın ve İmereti Kralı Giorgi’nin askerleri Saakadze askerleriyle birleşip 1626 yılı sonbaharında Duşeti dolaylarında, Bazaleti Gölü kıyılarında Teymuraz kuvvetleriyle savaşa tutuştular. Teymuraz Saakadze’nin birleşik kuvvetlerini püskürterek zafere ulaştı.
Saakadze’nin Birleşik Gürcüstan hayalleri suya düştü. Harcadığı onca enerji ve emekler de boşa gitmiş oldu. Saakadze Keyhusrev Muhranbatoni ve birkaç yandaşıyla birlikte Osmanlı’ya sığındı. İstanbul’da sultandan yardım isteyip mücadeleyi sürdürmek istediyse de yardım temin etmek mümkün olmadı. 1627 yılında İran-Osmanlı barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre de Doğu Gürcüstan yine İran hissesine düştü.
Bazaleti Savaşı’ndan sonra Kartli-Kaheti ve Saakadze’nin sonu
Gürcü sığınmacılar gelecekteki kaderlerini beklemek üzere İstanbul’da kaldılar. Büyük Mouravi Saakadze Osmanlılar arasında uzun süre saygınlığını korudu. Osmanlılar ona Paşa rütbesi verip büyük bir vilayetin (Konya) idaresini verdiler. 1629 yılında Saakadze haset yüzünden Başvezirin emriyle 40 kişiyle birlikte kellesi kesildi. Osmanlı kaynakları Saakadze’nin öldürülmesini Başvezirin kıskançlığına bağlıyorlar. Çağının şanssızlıkları nedeniyle bu emsalsiz liderin yaşamı trajik biçimde sona erdirilmiş oldu.
Bazaleti savaşından sonra İç Kartli ve Kaheti yine Teyrnuraz’ın eline geçti. Tbilisi’de ise Şah Abbas’ın müslümanlaşmış, İranlılaşmış Gürcü kökenli memuru Simon Han oturuyordu. Ermenistan ile Sabaratiano da bu yozlaşmış Gürcü Simon Han’ın idaresindeydi.
1629 yılı başlarında Şah Abbas öldü. İran-Osmanlı savaşı yeniden alevlendi. Kral Teymutaz Zurab Eristavi’nin de yardımıyla Simon Han’ı ortadan kaldırdı. Kartli’nin idaresini tümüyle eline geçirdi. Ardından Teymuraz Zurab Eristaviyi de öldürttü. İlerlemiş güçlenmiş Zurab Eristavi Aragvi topraklarını Teymuraz’la paylaşmak istemiyordu. Burada bağımsız bir beylik kurmak niyetindeydi. Hevi ve Mtiuleti’yi Kartli kralına kaptırmış, şimdi Tianeti dağlık bölgesi ile Muhran bölge si için mücadele ediyordu. Bağımsız Pşav-Hevsureti de egemenliği altına almaya çalışıyordu. Onun bu çabaları kendisine ölüm getirdi.
1631 yılında Teymuraz Osmanlı desteği ümidiyle İran’a karşı saldırıya geçti. İmereti Krallığı’ndan yardımcı güç edinerek Gence-Karabağ üzerine yüklendi. Buraları talan ve tahrip etti.
1632 yılında Teymuraz yeniden Ruslarla irtibat kurup Çar’dan askeri destek istedi. Teymuraz’ın bu girişimi üzerine İran Şahı Kartli bölgesine Simon’un amcası Rostom’u vali tayin etti. Kaheti Krallığı’na ise Kızılbaş Selim’i getirdi. Rostom İran’dan büyük bir ordu ile gelerek Kartli’yi harabeye çevirdi. Kartli feodallerinden bazıları Rostorn’u karşılayıp hediyeler verdiler. Bir kısım feodaller de Teymuraz’Ia İranlılara karşı savaşa girmeyi reddettiler. Askersiz kalan Teymuraz küçük bir birlikle İmereti’ye sığındı. Kartli tahtını Rostom zapt etti.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.251, Sorun yayınları)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla