Şah Tamaz’ın Kartli’ye yeniden saldırması
“Osmanlılarla barış anlaşması yapan Şah Tamaz vargücüyle Kartli'ye yüklendi. Bu Şah Tamaz'ın Gürcüstan'a 4.saldırısıydı. Gürcüler ormanlarda, dar vadilerde pusuya yatıp düşmana büyük kayıplar verdirdi. Şah Tamaz Gori kentine girip burayı mahvetti. Çevredeki kalelere saldırdı. "Tsedisi" kalesini çarpışarak ele geçirdi. "Heri" Kalesi ise bölgenin Tavadı tarafından çarpışmadan düşmana teslim edildi. İranlılar buradan "Ateni" üzerine yürüdü. Kral Luarsab'ın annesi ve bazı soylu feodallerin aileleri hu kalede gizleniyorlardı. Bu kale pek sarp ve ele geçirilmesi zor bir arazideydi. Kaleyi koruyan Gürcü askerleri de pek iyi organize olmuşlardı. İranlılar dışında kraliçenin hizmetçisini ele geçirerek ondan kaleye giren gizli yolları ve içme suyu kaynaklarını öğrendiler. Kalenin suyunu kestiler. Susuzluktan bitkin düşen Gürcü askerleri ve sığınmacılar teslim olmak zorunda kaldılar.
Şah Tamaz bundan sonra hızla Kartli'den uzaklaşıp gitti. "Açabeti" Kalesi’nde üslenmiş olan Luarsab Şah Tamaz'ın arkasında düştü. Birçok kez önünü kesip çarpışmalara girişti. Ona büyük zararlar verdirdi. Ancak tutsak düşen annesi ve 30.000 kadar Gürcü’yü kurtarmayı başaramadı. Tutsak düşen Gürcü kıralının annesi utanç verici tutsak hayatı yaşamaktansa ölümü yeğledi. Yanında taşıdığı yüzük taşındaki zehri emerek yaşamına son verdi.
İran Şahı Tamaz ne Luarsab'ı ele geçirebilmiş ne de ona baş eğdirebilmişti. Aksine Luarsab dağınık Gürcü güçlerini zamanla toparlayıp İç Kartli'deki kaleleri İranlılardan söküp aldı. Gezginci Türkmen aşiretlerini dizginleyip ülkesinden çıkardı. Sıra Tbilisi'yi kurtarmaya gelmişti. Tbilisi kalesini ellerinde tutan Türkmen askerleri korkuya kapılıp Karabağ Hanı’ndan yardım istediler.
Garisi Savaşı: 1558 yılında Karabağ Beyi büyük bir ordu oluşturarak Tbilisi üzerine yürüdü. Gori'de bulunan Luarsab düşmanı karşılamak için harekete geçti. Bu yıllarda Luarsab iyice yaşlanmış, ordunun başkomutanlığını oğlu Simon'a bırakmıştı. Çarpışmalar Hrami vadisinde, Garnisi'de başladı. Düşmanla karşılaşan Gürcüler hileli geri çekilme taktiğine başvurdular. Böylece düşmanı elverişli sahaya çekmeye çalıştılar. Türkmenler Gürcüler’in arkasına düştüler. İki kanatta gizlenen Gürcü birlikleri aniden düşmana çullanıp onları ikiye böldü. Türkmenler toparlanıp kaçtı. Gürcüler kılıç çalarak arkalarında gittiler. Bu sırada yaşlı Kral Luarsab bir tepeciğin üzerinden olanları izliyordu. Orman arasına sıkışmış bir miktar Türkmen askeri oradan sıvışmaya çalışırken Luarsab ve yanındakilerle karşılaştı. Taraflar zorunlu olarak çarpışmaya tutuştu. Yaşlı Luarsab ve yanındaki muhafızları Türkmenler üzerine var güçleriyle yüklendiler. Hararetli vuruşma sırasında Luarsab'ın kılıcı ortadan bölündÜ. Bu sırada Luarsab atını düşman birliğinin komutanı üzerine sürerek onu çiğnetti. Fakat Kralın atının ayağı bir çukura sokuldu. At sendeledi ve Luarsab'ı sırtından düşürdü. Yere düşen Gürcü Kralı Türkmenler tarafından hançerlenerek öldürüldü. Luarsab'ı hançerleyen düşman askerleri Gürcüler tarafından parça parça edildi. Türkmenleri püskürten Prens Simon’un zafer sevinci babasının ölümüyle yasa dönüştü.
Kartli çarpışmalarının önemi
Uzun yıllardır süregelen Kartli savaşları bölgesel savunma savaşları değildi. Tüm ülkeyi düşmanlardan temizleyip bağımsızlık elde etmeyi amaçlıyordu. Bu savaşların baş eğmez kahramanı Luarsab'a ait öyküler Gürcü toplumunun belleğinden hiç silinmeyip destanlaştı. Luarsab'ın adı Gürcü bağımsızlık savaşlarının sembolü haline geldi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.220, Sorun yayınları)
Simon 1’in Kartli tahtına çıkması
“Simon 1 Türkmenlerle olan savaşı sürdürüp babasının politikasından sapmadı. Türkmenler silahla elde edemediklerini para ile satın aldıkları Gürcü jurnalcılar sayesinde elde edebildiler. Birçok Gürcü feodalini kandırıp yanlarına çektiler. Kral Simon 1’in kardeşi Davit'i de kandırıp satın aldılar. Hain Davit öteki hainlerle birlikte 1564 yılında Kazvine giderek Şah Tamaz'ın huzuruna çıktı, maiyetiyle birlikte müslümanlığı kabul ettiğini bildirdi. Şah Tamaz bu yozlaşmış Gürcü Prensi Davit'e Tbilisi kenti ile Aşağı Kartli Bölgesi Krallığını ihsan etti. Yanına Türkmen askerlerini de katarak Gürcüstan'a gönderdi. Böylece Şah Tamaz Kartli'de kendisi için bir dayanak hazırlamış oldu. Kral Simon buna karşın hain kardeşi ile İranlı destekçilerini iki kez yenilgiye uğratıp ülkeden çıkardı.
Kıral Simon’un tutsak düşmesi
İran Şahı Tamaz Davit’e destek sağlamak için büyük bir ordu gönderdi. Bu ordu Algeti vadisindeki Partahisi'ye gelip yerleşti. Simon bunu duyar duymaz Türkmenlere baskınlar düzenlemeye başladı. Ne var ki burada da ihanet kendini gösterdi. Kahaber Korğanaşvili adında bir Aznaur Gürcü İranlılara rehberlik yaparak küçük bir birliğin başındaki Simon'u tanıdı. Onu düşmana göstererek çevresini sardırdı. Başka bir hain Gürcü de Simon'a ok fırlatarak onu attan düşürdü. Türkmenler yere düşen krala üşüştüler. Kralın muhafızlarından çoğu düşman kılıçları altında can verdi. Sağ kalanlar da Kral Simon'la birlikte düşmana tutsak düştüler. 1569 yılında vuku bulan bu olayda Gürcüler düşmana yenildiler.
Gürcü Kralı Simon 1 İran'a götürüldü. Şah Tamaz ona Müslümanlığı kabul etmesi için baskılar uygulamaya başladı. Ancak ne iyilikle ne de kötülük ve tehditlerle onu dininden döndüremedi. Öfkelenen Tamaz Simon 'u Alamut Kalesi zindanlarına hapsetti. Simon burada uzun yıllar yurdunun kurtarılması hayaliyle yaşadı. Dua ve ibadetlerle çile doldurdu.
Simon'u ele geçirmek İranlılar için büyük bir zaferdi. Bundan sonra Kartli uzun ve yorucu savaşlarla mecalsiz düştü. Buna karşın Gürcü Halkı cesaret ve ümidini yitirmedi. Sürekli düşmana layık olduğu yanıtı hazırlamaya çalıştı.
Simon'un tutsak düşmesinden sonra birçok Tavadlar Davit'e sokulmakta yarar gördü. Ancak çoğu onu kral olarak kabule yanaşmadı. Yurduna ihanet edip düşmana işgal ettiren hain Korganaşvili’ne Gürcü ordusu sancaktarlarından Saçina Barataşvili iyi bir oyun hazırladı. Onu Gelikari kayalıklarına çıkararak tekmeleyip aşağıya uçurdu. Gürcü halkı bu sevincini şiire döktü. "Korğanaşvili karapinda, Heli, kres da gadaprinnda". (Korganaşviliyi uçurumdan ittirdiler, uçtu gitti) dedi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.221, Sorun yayınları)
altıncı yüzyıl içinde Kartli
“Kaheti 16. yüzyıl içinde gücünü toparlayıp yeterince mamur bir devlet haline geldi. Doğusunda ipekçilikle ünlü Şeki-Şirvan ülkesiyle sınırdaştı. Şeki-Şirvan toprakları yüzyıllar boyunca Gürcü sınırları içinde kalmıştı. 15. yüzyıl ikinci yarısında Gürcüstan'dan ayrıldı. Kaheti kralları 16. yüzyıl içinde Şeki ve Şirvan'ı yeniden ele geçirmek için planlar yapıyorlardı.
16. yüzyıl içinde Kaheti kralları ile Dağıstan Şamhalları arasında bitmez tükenmez çekişmeler başladı. Şamhalların ülkesi Kuzey Kafkasya'da, Hazar Denizi kıyısında bir ülkeydi. Şamhallar güneydeki Gürcü topraklarından Kaheti'ye göz dikmişlerdi. Kaheti kralları Şamhalların bu arzularına kolay kolay boyun eğmek istemiyorlardı. Aksi halde Kaheti'nin yazlık otlakları ellerinden çıkmış, sınırlar tehlikeye girmiş olurdu. Bu yazlık yaylakların kaybedilmesi Kahetlileri sürekli kuzeylilerin akınlarına maruz bırakır, onlara kurban ederdi.
Kaheti Kralı Aleksandre (1476-1511) daha 16. yüzyıl başlarında savaşmadan Şah İsmail'e bağlılık yemini vermişti. 16. yüzyıl 90'lı yıllarına değin bu bağlılık anlaşması yürürlükte kaldı. Kaheti Krallarının çabaları sadece bu bağlılığın getirdiği yükü azaltmak değil tümüyle sırtlarından atmaktı.
Kıral Levan
1520 yılında Kaheti tahtına Levan oturdu. Gürcüstan birliğinin sağlanması Levan’ı pek ilgilendirmiyordu. Müşterek düşmanlara karşı oluşturulan Gürcü cephesinde de o pek seyrek yer alıyordu. Onun politik arenası birleşik Gürcüstan değil, sadece Kaheti ile sınırlıydı. Buna karşın Levan akıllı politikacılığı ve yetenekli idareciliğini göstermekten geri kalmadı.
Levan’ın dış politikası
Levan kuzey komşusu Şamhalla dost olup müşterek düşmanlarına karşı birlikte savaşma anlaşması yaptı. Böylece Kaheti Kralı Dağlı sorununu olumlu sonuca bağladı. Kral Levan epey zamandır kendisine karşı tavır alan Pşav-Hev sureti ve Tuşeti beylerini dize getirmek için kollarını sıvadı. Dağlı Gürcü oymaklarına Kaheti düzlüklerinden kışlaklar vererek bunun karşılığında savaş zamanlarında onlardan askeri destek sözü aldı. Kral Levan'la Şeki Beyi barışmaz iki düşmandı. Bu sıralarda Şeki ve Şirvan İran'a bağlı bölgelerdi. Levan münasip bir fırsat yaratarak Şeki Beyini ortadan kaldırttı.
Kartli'nin İran'a karşı verdiği kahramanca savaşlarda Levan sessiz kalmayı yeğledi. Hiçbir aktif girişimde bulunmadı. Kral Levan İran şahlarına verdiği bağlılık sözünden sapmamaya çalıştı. Levan İran'a karşı savaşan Kartli'yle dayanışmaya girmezse İran'a ödediği haraç ve vergilerden kurtulacağı ve din değiştirme zorlamalarından da kendini koruyacaktı. Böylece ülkesine ve ailesine huzur sağlayacaktı.
Mamur bir feodal kırallık Kaheti
Olumlu koşullar içinde yaşayan Kaheti 16. yüzyıl boyunca gelişti, çiçeklendi ve bu yüzyıl sonlarına doğru diğer Gürcü krallıklarına nazaran en zengin, mamur bir feodal devlet haline geldi. Kaheti'nin zenginliği toprak ürünlerine dayanıyordu. Hayvancılık da Kahetililer’in pek eski uğraşılarından biriydi. 16. yüzyılda Kaheti ünlü at cinsiyle, ipek böcekçiliğiyle, bağcılık ve şarapçılığıyla tanınıyordu. Kaheti şarapları iç tüketiminden artan miktarı dış ülkelere ihraç ediliyordu. Bundan başka, boya sanayiinde kullanılan bir çeşit olan Endro (Rubiatinotorum) da önemli ihraç malları arasındaydı.
Kaheti el sanatları sahasında da epey ilerlemişti. Köy ürünleri, el sanatları ve ticaret sayesinde köy ve kentler 15. 16. yüzyılda diğer bölgelere göre büyüyüp gelişti. Bazari ve Gremi, bu geç feodal dönem kentleri arasındaydı. Bu yeni kentler tarihi Telavi, Tianeti ve Jinvali kentlerini geri plana itmişti.
Kaheti devlet yapısında değişiklikler
Kaheti 15. yüzyıl ortalarına doğru diğer Gürcü bölgelerinde olduğu gibi ‘Saeristavo’luklara bölünmüştü. Tüm Kaheti yedi Eristavlık halinde idare ediliyordu. Eristavlar birer feodal sayılırdı. Ancak 15. yüzyıl sonlarına doğru bu etkinliklerini yitirip sadece ismen, şeklen idareci kalmışlardı. Bunlar dar alanlara sıkışmış, yetkileri kısıtlanmıştı.
Kaheti kralları yedi bölgeli feodal yönetim sistemini 15. yüzyıl sonlarına doğru kaldırıp yerine daha çok parçalı bölgesel yönetim birimleri oluşturdular. Bu yeni sisteme ‘Samtavro’ adı verdiler. Samtavroların başlarındaki Mtavari’ler birer vali durumundaydı. Krala karşı başkaldırma gibi tavırlara girişme gücüne sahip değillerdi. Mtavari ya da Mourav'lar bölgelerini kendi adına değil, kral adına yönetirlerdi. Kralın birer memuruydular.
Kaheti askeri örgütünde değişiklikler
Bu sırada Kaheti'de önemli bir gelişme daha meydana geldi. Bu gelişme kralın gücünü arttırmak, Tavadlarınkini ise kısıtlamak hedefini güdüyordu. Eski Eristavlar kendilerine özgü Sancaklara sahiptiler ve bu sancaklar içinde toplanan askerlerin doğal komutanı idiler. Eristavların özel askeri güce sahip olmaları onları zamanla cesaretlendirip kendi egemenlik bölgelerini tümüyle bağımsız krallığa dönüştürmeye yöneltti. Kaheti dört sancağa bölünmüştü. Bu sancakların askeri komutası Kartli'de olduğu gibi Tavadlara değil piskoposlara verilmişti. Piskoposluk makamı babadan oğula miras yoluyla geçen bir makam değildi. Piskoposlar krallar tarafından atanıyorlardı. Kilise mülklerini ve ırgatlarını kullanmakta kralın izin ve gözetimine muhtaçtılar. Bu nedenle piskoposlar Tavadlara nazaran krala daha sağlam bağlarla bağlıydılar. Askeri yetkileri alınmış, küçük birimlerin idarecisi durumuna düşürülmüş Mouraviler artık Tac-taht hayalleri kuramayacaklardı.
Ruslar’ın Önasya politik sahnesine çıkması
16. yüzyılda Gürcüstan'dan çok uzak ülkelerde çok önemli olaylar vuku buldu. Moskova Krallığı Volga boylarındaki Moğol Devleti'ni ortadan kaldırdı. Volga havzasından geçen önemli ticaret yolu Rusların denetimine girdi. Moskova Krallığı bundan sonra Kuzey Kafkasya'ya göz dikti. Bu bölgenin doğu kesimlerine ayak basıp pekiştirme denemelerine girişti. Bu maksatla Terek Irmağı kavşağına bir kale inşa ederek içine askerlerini yerleştirdi. Bu önemli gelişmeler Kahetililer tarafından dikkatle izleniyordu. Kaheti Kralı kuzeyden sarkan bu yeni güçle aceleden irtibat kurmakta yarar gördü. 1564 yılında Moskova Kralı İvan ile Kaheti Kralı Levan bir ‘Himaye’ anlaşması imzaladılar. 1564-71 yılları arasında Ruslar Levan'a kale muhafızı askerler gönderdiler.
Bu gelişmeler Osmanlılarla İranlıları telaşa düşürdü. Osmanlılar Rusları savaşla tehdit ederek askerlerini Terek havzasından çekmeye zorladılar. Kaheti Kralı Levan'a da İran Şahı tehdit mektubu göndererek Rus askerlerini yurttan kovmasını istedi. Levan buna uymak zorunda kaldı.
Kral Aleksandre zamanında Kaheti
Levan oğlu Aleksandre (1574-1605) Kaheti tahtına oturduktan sonra babasının politik çizgisinden ayrılmadı. Aleksal1drc zengin ve güçlü bir kraldı. Onun tüccarları Kaheti malları ile Asya ve Avrupa'da ün yapmışlardı. Kral Aleksandre'nin bu zenginliği ile Kudüs ve diğer bazı kutsal yerlere yardım eli uzattığı bilinmektedir. Aleksandre'nin Kaheti'de yerle bir edilen eski kültür merkezlerini yeniden onarıp ayağa kaldırdığı, çiçeklendirip mamur hale getirdiği tarihi kayıtlarda mevcuttur. Kale, kent, kilise-manastır gibi yıkık yerleri tekrar bayındırıp hizmete sokmak için Avrupa'dan mimarlar, ustalar, ressamlar, hattatlar getirtti.
Ülkesinde yasa hakimiyeti kurdu. Feodal çağ memurlarının başına buyruk, keyfi idarelerine gem vurdu. Aleksandre tahta çıktığında sayısız köylü ve emekçi gelip Mouravilerin acımasızlıklarını, baskı ve zulümlerini anlatıp dert yandılar. Aleksandre Mouravilerin davranışlarını takibe aldırdı. Onların hak ve yetkilerini sınırlayıp kontrol altına aldı.
Kaheti Kralı Aleksandre 15.000 kişilik düzenli ve sürekli bir orduya sahipti. Savaş zamanlarında ise bu miktar birkaç misline çıkıyordu. 15.000 askerden 3000'i piyade, diğerleri ise süvariydi. Aleksandre silah ve teçhizat bakımından komşularından geri olduğunu görüyordu. Kendi ordusundaki 500 silaha karşın komşularının ordusunda 15.000 silah bulunuyordu. Aleksandre ordusunun ağır topları yoktu. Aleksandre bu eksikliği gidermek için ülkesinde top dökümhaneleri kurdurdu. Avrupa'dan döküm ustaları getirtti.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.222, Sorun yayınları)
altıncı yüzyıl içinde Batı Gürcüstan’da durum
Osmanlılar ve Batı Gürcüstan
“16. Yüzyılda Osmanlılar üç koldan Batı Gürcüstan’a karşı saldırıya geçtiler. Kuzeybatı Kafkasya topraklarından Ciketya ve Çerkesler Osmanlı etki alanına giren ilk bölgeler oldu. Osmanlılar Gürcüstan’ın Abhazya bölgesine de ayak basıp tutunmak istiyorlardı.
Öbür yanda Osmanlılar Trabzon’a doğru ilerliyorlardı. 16. Yüzyılda Osmanlılar Ç’aneti (Lazistan)’yi Gürcüstan’dan kopararak Gurya sınırlarına dayandı. Batum’u ele geçirme hayalleri ise gerçekleşmedi. Ancak Çoruh ırmağının sol yakasında tutunmayı başardılar. Burada bulunan Gonio kalesi Osmanlılar’ın eline geçti. Acara ve Guriaya yönelik saldırı noktası haline getirildi.
Osmanlı ilgi noktasını batıdan Samtshe oluşturuyordu. ‘Zekari’ üzerinden sık sık buraya yükleniyorlardı.
1510 yılında Veliaht Selim idaresinde kalabalık bir ordu Gürcüstan üzerine yürüdü. Samtshe Atabegi ülkesini Osmanlı soygun ve yıkımlarından koruyabilmek için tedbirler aldı. Onları karşılayıp bağlılığını bildirdi. Askerlerine rehberlik edip Liht-İmereti’ye getirdi. Osmanlılar Kutaisi kentine ani bir baskın düzenlediler. Gürcü halkı bu baskında hazırlıksız yakalandı. Dağlara sığınıp gizlenmeyi kıl payı başardı. Osmanlılar Kutaisi kentini talan edip harabeye çevirdiler. Köyleri, evleri, kiliseleri, Bagrati ve Gelati kilise akademilerini yerle bir ettiler. Elleri ne geçen işe yarar ne varsa alıp götürdüler.
Kral Bagrat (1510-1565)
Bu sırada Liht-İmereti tahtında Aleksandre oğlu Bagrat oturuyordu. Ani Osmanlı baskını üzerine Bagrat kaleye sığınmak zorunda kaldı. İmereti halkı Osmanlılara boyun eğmek niyetinde değildi. Halk savaşmak için hazırlığa başladı; Mevsim kışa giriyordu. Zekari geçitleri neredeyse karla kapanıp geçit vermez hale gelecekti. Gürcüstan’ın derinliklerine dalmış bulunan Osmanlı askerleri tehlike ile karşı karşıyaydılar. Bunu iyi tahmin eden Başkomutan Selim, henüz İmeretlilerin kılıçları havada parlamadan acele uzaklaşıp gitti.
Kral Bagrat çok çetin sorunlarla karşı karşıyaydı. Özgürlük ve bağımsızlığın korunması için orduyu toparlamak gerekiyordu. Ne var ki bu iş epey zor olacaktı. Ülke karmaşa içindeydi. Soylu beyler kendileri kralla uyum içinde olmadıkları gibi küçük Tavadları da kışkırtıp yan çekmelerine neden oluyorlardı. Bu acı deneyler kralı savaşa girmeden önce iç gerginliğe neden olan beylerin işini görmeye mecbur etti. Fakat bunu yapmak kralın gücünü aşıyordu. Bagrat Aznaurlara karşı girişeceği temizlik hareketinde Kilise feodallerinden yararlanmayı düşündü. Bir Katalikos-Piskopos toplantısı tertip etti. Krala yönelik çeşitli tehlikelere karşı birlikte mücadele kararı alındı.
Kilise toplantısında alınan kararlar arasında esir ticareti yapanlara karşı ağır cezalar öngörüldü. İnsan ticareti yapanlar suçüstü yakalandığında sorgusuz, yargılanmadan ölümle cezalandırılacaktı.
‘Esir ticareti’ sözcüğünün anlamı
Yerli insanların yakalanıp yabancılara satılması demekti. Bu büyük sosyal yara özellikle 16. Yüzyıl içinde gelişip büyümüştü. Bu utanç verici uğraş en çok Batı Gürcüstan’da yayılma göstermişti. Bu, ekonomik ve toplumsal nedenlerden kaynaklanıyordu.
İnsan ticareti Gürcüstan’ın gelişip bağımsızlığını koruyabilmesi mücadelesi önünde büyük bir engel teşkil ediyordu. Geleceğin ümidi en sağlıklı gençlik ticaret yoluyla yabancı ülkelere akıp gidiyordu. Bu insan potansiyeli Gürcüstan’a çok şey kaybettiriyordu. Gürcüstan’ın insan ticaretinde uğradığı kayıplar hiçbir savaşta uğradığı zararlarla kıyaslanamayacak kadar büyüktü. Orta çağlarda insan ticareti sınıflar arası mücadelenin en yoz ve ilkel metodunu teşkil ediyordu.
Sınıflar arası mücadelenin insan ticareti boyutunun feodal toplum tarafından pek tehlikeli olduğu kabul edilerek buna karşı önlemler almak için her türlü çarelere başvuruluyordu.
Öte yandan da Osmanlılara karşı kahramanca mücadele sürdürülüyordu.
1533 yılında Kral Bagrat’ın liderliğinde Mamia Dadiani ve Mamia Gurieli Ciketya üzerine saldırıya geçtiler. Epey zamandır Ciketyalılar Osmanlıların kışkırtmasıyla Abhazeti, Odişi ile Guria kıyılarına baskınlar düzenliyor, halkı tedirgin ediyorlardı. Savaş sırasında Gürcü ordusunda yine hainler çıktı. Dadiani ve Gurieli savaşı kaybettiler. Dadiani öldürüldü, Gurieli ise tutsak edildi.
Samsthe-Saatabago’nun işgal edilmesi
Bu yenilgi Kral Bagrat’ın cesaretini kırmadı. Bagrat Samtshe Atabegi’nin bağımsızlığını tanımıyor, bu ülkenin kendi sınırları içinde olduğunu iddia ediyordu.
1535 yılında Bagrat Samtshe’ye karşı saldırıya geçti. Murcaheti dolaylarında çarpışmalar başladı. Kvarkvare Atabeg yenilgiye uğradı. Yakalanıp tutsak edildi. Topraklarına da el konuldu.
Samtshe-Saatabago feodallerinden Otar Şalikaşvili Kvarkvare’nin oğlu Keyhusrevi İstanbul’a götürerek yardım istemek üzere Sultanın huzuruna çıkardı.
1545 yılında 22.000 kişilik Osmanlı ordusu Samtshe-Saatabago’ya saldırarak bölgeyi harabeye çevirdi.
Kral Bagrat Osmanlılara karşı çıkmak için hazırlıklara başladı. Ancak iç çekişmeler düşmana karşı çıkmayı güçleştiriyordu. Guria ve Odişi beyleri kralın güçlenmesini istemiyorlardı. Güçlü bir Gürcü kralının kendi bölgelerinde yetki ve haklarını kısıtlayabileceğini düşünüyorlardı. Kral Bagrat olası bir başkaldırmaya karşı Samtshe-Saatabago topraklarından Acara ve Ç’aneti (Lazistan) en güçlü feodal Gurieliye ihsan etmişti. Dadiani bu davranışı kendisi için tehlikeli saydığı için krala karşı çıktı. Kalabalık bir Osmanlı ordusu Samtshe’ye tecavüz ettiğinde Dadiani Beyi Levan Dadiani bu gizli niyetini açığa vurarak Osmanlılara karşı savaşa girmeyi reddetti.
Sonra gerginlik yumuşatılarak birlikte Osmanlı kuvvetleri karşısına çıkıldı. Karağaks dolaylarında vuku bulan çarpışmalarda Osmanlılar kesin yenilgiye uğratıldılar. Komutanları da öldürüldü. Atabegin oğlu Keyhusrev ve adamları İstanbul’ a kaçarak canlarını kurtardılar. Bu kez Sultan daha büyük bir ordu ile Samtshe’ye yürüdü.
Sohoista Savaşı
Levan Dadiani ortak ulusal işe yine ihanet ederek yeni gelen Osmanlı güçlerine karşı kralla birlikte çarpışmayı reddetti. Bagrat Kartli Kralı Luarsab’dan yardım istemek zorunda kaldı. Luarsab ordusuyla acele bu ortak düşmana karşı savaşa koştu. Gürcü ordusu Basiani (Pasinler) civarında Osmanlıları karşıladı. 1545 yılında Sohoisto dolaylarında çarpışmalar başladı. Gürcüler çok iyi silahlarla donatılmış düşmana karşı saldırıya geçtiler. Fakat bu çarpışmaların kaderini yine ihanet tayin etti. Meshi ordusu savaşın tam ortasında savaş alanını terk edip uzaklaştı. Gürcü askerlerinin büyük bölümü dengesiz düşman güçleri önünde eriyip gitti. Kalanlar ise ellerindeki silahlar tümüyle işe yaramaz hale gelene kadar çarpışmaları sürdürdüler. Sonra da savaş alanını terk etmek zorunda kaldılar.
Osmanlılar Samtshe-Saaıabago’yu işgal edip Keyhüsrev’i yeniden makamına oturttular.
Zafer sonrasında Osmanlılar Samtshe-Saatabago’nun batı kesimini kendilerine üs haline getirdiler. Sohoisto savaşından sonra Gürcüstan’ın batı sınırları artık korumasız duruma düştü.
Kral bagrat ve Gürcü beyleri
Bagrat beylikleri tümüyle ortadan silmeyi kararlaştırdı. Levan Dadiani’yi yakalatarak tutuklattı. Sonra Rostom Gurieli’nin arkasına düştü. Rostomu Odişi’de düşmana karşı savaşa çağırdı. Bu yardıma karşılık Odişi’nin bir bölümünü kendisine vermeyi vaat etti. Gurieli kuşkuya düştü. Kralın çağrısına uymadı. Bu sırada Samtshe-Sastabago feodali Keyhüsrev’in casuslarından Flopliandre Çheidze Gelati manastırında tutuklu bulunan Levan Dadiani’yi kaçırarak Ahaltsikhe’ye götürdü. Birkaç yıl sonra da Dadianini Gurieli’nin yardımı ile Samegrelo’ya dönerek ülkesinin başına geçti.
Kral Bagrat’ın gizli niyetleri açığa çıkmıştı. Bagrat’tan çekinen Gürcü Beyleri Dadiani ile Gurieli kendilerini Osmanlı Sultanının kucağına attılar. 1553 yılında bu yeni Osmanlı uşakları Erzurum Paşasının maiyetini oluşturuyorlardı.
Bu sıralarda Osmanlı-İran barışı imzalandı. Buna göre Likt İmereti bölgesi Osmanlılara bırakıldı.
Osmanlılar Batı Gürcüstan’da ayaklarını yere sağlan basmışlardı. Dadiani ile Gurieli’nin yaptığı gibi İmereti kralı da Osmanlı Sultanına boyun eğmek zorunda bırakıldı.
Batı Gürcüstan’da Osmanlı hakimiyeti uzun yıllar sadece sözde kaldı. Fakat Osmanlılar İmereti’ye iyice yerleşmeye başlayınca onların boyunduruğunun ağırlığı hissedilmeye başladı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.225, Sorun yayınları)
On altıncı yüzyılda Samsthe-Saatabago atabeglerinin iç ve dış politikaları
“16. Yüzyıl ilk yarılarında Sarntshe Atabegleri Gürcüstan Krallığı’na karşı verdikleri bağımsızlık savaşından galip çıktılar. Bu mücadele sonunda Atahegler Krallardan kalma Eristavları ortadan kaldırdılar. Bazıları öldürüldü, bazıları da yurtdışına çıkarıldı. Onlardan boşalan mevkilere ve kişisel mülklerine kendi adamlarını tayin ettiler. Kral yanlısı kilise feodalleri piskoposları da aynı kader bekliyordu. Onları da yerlerinden koyarak kendi servet ve ırgatlarını kendi yandaşlarına dağıttılar. Gürcü Piskoposların yerine Rum (Yunan) din adamları getirildi. Atabegler Samtshe-Saatabago’daki krala ait özel mülklere de el koyup sadık adamlarına peşkeş çektiler. Bunların dışında tüm Cavaheti topraklarını da Kraldan koparıp kendi ülkelerine kattılar.
Atabeg diğer Gürcü kral ve beyliklerden daha geniş topraklara sahip olmuştu. Samtshe-Saatabago sınırları bandan Osmanlı, güney ve güneydoğudan İran’la çevrilmişti. Bu cılız beyliği bir gün tümüyle yutmak için bu iki iştahlı komşu bahane yakalamak için sabırla bekliyorlardı. Bu beylik kendi gücüyle sınırlarını korumaktan acizdi. Gürcüstan’ın diğer beylik ve krallıklarından yardım istemeye de yüzü yoktu.
Aslında onların da ülkesi için tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. Atabeg vaziyeti itaat ve diyaloglarla kurtarmaya çalışıyordu. Dev gibi düşmanların gönlünü değerli hediyelerle aldatmaya gayret ediyordu.
Atabegin bu politikası ölümcül çıktı. Aç gözlü komşularını hediyelerle kandıramadı. Bir yandan Osmanlılar, öte yandan İranlılar Atabegi iki yüzlülükle suçlamaya başladılar. Bu yüzden bazen biri bazen diğeri sıra ile bu ülkeyi ve yolunu sapıtmış liderini soyup soğana çeviriyorlardı. Osmanlılar ve İranlılar Atabeg’i Gürcüstan aleyhinde casusluk için de kullanıyorlardı. Onların rehberliği ile Osmanlı ve İran Orduları sık sık Doğu ve Batı Gürcüstan’a baskınlar düzenliyor, ülkeyi harabeye çeviriyorlardı.
Böylece Samtshe Atabegleri Osmanlı ve İranlılar’ın Gürcüstan üzerinde hakimiyet sağlamak için alet oluyorlardı. Düşmanlar Gürcüstan’ı tümüyle elde edemedilerse de halkını köle yapmayı başardılar.
1553 yılı Osmanlı-İran barış anlaşması sonucu atabeglerin ülkesi Samtshe ikiye bölündü. Büyük bölümü İranlılara düştü. Osmanlılar da ellerini çabuk tutup batıdan Tao (Erzurum), Şavşeti ve Klarceti’yi (Artyin) ele geçirdiler. Acara ile Ç’aneti (Laz) Gurieli’nin elindeydi.
Osmanlılar Ç’anetiyi Gurieli’nin elinden aldılar. Acara’yı ise birçok kez talan edip soymalarına karşın burada ayaklarını sağlama basamadılar.
Osmanlılar karşısında pek cılız kalan Atabeg Keybusrev 1570 yılında Kazvirı’e giderek Şah Tamaz’dan yardım ve himaye istemek zorunda kaldı. Şah Osmanlılarla yaptığı anlaşmayı bozmak istemedi. Keyhusrev’i yavan sözlerle avutmaya çalıştı. Keyhusrev yardım almayı göremeden 1573 yılında İran sarayında gözlerini yaşama kapadı.
Keyhusrev’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Kvarkvare daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldı. Meshi beylerinin büyük bölümü Şalikaşvili’nin liderliğinde Kvarkvare’nin karşısına dikildiler. Aralarında bitmez tükenmez kavgalar başladı Taraflar 6 yıl boyunca birbirinin kent ve köylerini yerle bir edip kalelerini, saraylarını soyup soğana çevirdiler. İki taraf da çareyi Osmanlı ve İran’da arıyordu.
İkinci Osmanlı İran savaşı ve Gürcüstan
Bu sırada ikinci Osmanlı-İran Savaşı patlak verdi. 1576-1587 yıllarında İran’da büyük feodalist ayaklanmalar baş gösterdi. Safevi hanedanı veliahtları arasında çıkan kavgalar on yıl boyunca kanlı biçimde sürdü gitti. Sonunda 1587 yılında bir Kızılbaş oymağının yardımıyla Abbas Mirza Şahlık tahtına oturdu. Abbas Mirza ‘Şah Abbas’ adıyla ün yapacaktı.
İran sömürgeleri bu iç karışıklıktan yararlanıp bağımsızlıklarını ilan ettiler. Dış düşmanlar da gecikmeden İran’a karşı saldırıya geçtiler. Doğudan Özbekler, batıdan Osmanlılar İran üzerine çullandılar.
1578 yılında Osmanlı komutanı Lala Mustafa Paşa Güney Kafkasya üzerine hareket etti. İran ordusu Kafkaasya’yı işgale gelen Osmanlı ordusunun önünü keserek 9 Ağustos 1578 günü Çıldır kuzeyinde çarpışmalara başladı. Bu çarpışmalarda Osmanlılar zafere ulaştı. Lala Musta fa Paşa’ya artık Gürcüstan’ı işgal yolları açılmıştı. Kısa süre sonra Osmanlı kuvvetleri Gürcüstan sınırlarını aştılar.
Bunca felaket deneyimi Gürcülere akıl öğretmeye yetmemişti. Bu kez de düşmanlara karşı hazırlıksız yakalandılar. Gürcü beyleri bir kez daha dayanışma sağlayamadılar. Birbirine düşmanlıktan geri kalmadılar. Osmanlılar Gürcülerin bölünmüşlüğünü, güçsüzlüğünü iyi hesaplayarak onların birleşmemeleri için çeşitli entrikalar çevirdiler. Elde ettikleri beyleri değişik vergi ve haraçlara bağladılar. Kartli ve Samtshe-Saatabago bölgeleri ise düşmana karşı amansız mücadelelerini sürdürdüler. Kaheti Kralı Osmanlılara gönüllü bağlılığını bildirmiş, haraç ve vergileri ödemeyi taahhüt etmişti.
Kartli’de Osmanlılara karşı savunma savaşı veren Kral Simon, Samtshe’de ise Manuçar Atabeg’di. Uzun yıllardır İran zindanlarında tutsak bulunan Simon İranlılar tarafından serbest bırakılmış, Osmanlılara karşı savaşmak üzere ülkesine gönderilmişti Simon Kartli’ye ayak bastığı sırada tüm Kartli kaleleri Osmanlı eline geçmişti. Simon Kartli’nin orta yerinde amansız Osmanlılarla sadece Kartli askerleriyle ölüm kalım savaşları veriyor, düşmanın buraya yerleşip kökleşmesini önlemeye çalışıyordu. Gürcüler kendilerinden kat kat üstün olan Osmanlı ordularını birçok kez perişan ettiler. İşgal edilen kale ve kentleri geri aldılar. Ancak düşmanı yurttan çıkarmayı başaramadılar. Soylarını ve yurtlarını korumak için ellerinden geleni esirgemiyorlardı.
Osmanlılar Samtshe’de zamanla birçok ajan edindiler. Ülkenin durumunu daha da kötüye götürdüler. Samtshe Tavadları Osmanlı altınlarına, mülk ve mevkilerine ülkelerini feda ettiler. Düşmana karşı savaşı sürdürmek isteyen vatan evlatlarını da jurnallemekten geri kalmadılar. İşler iyice zorlaşmıştı. Samtshe Atabegi artık ülkesinde barınma cesareti gösteremedi. Kral Simon’a sığınmak üzere Kartli’ye gitti.
1590 yılında İran-Osmanlı barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Şirvan, Azerbaycan ve Gürcüstan Osmanlılara bırakılıyordu. Bu tarihten 1604, 1605 yıllarına değin Gürcü krallık ve beylikleri Osmanlı mülkü sayılıyordu. Ama Gürcü Halkı bunu hiçbir zaman kabul etmeyip mücadelesini sürdürdü. Savaşların başını çeken yine Kartli’ydi. 1598 yılında Kral Simon yeni savaş hazırlıklarına başladı.
Gori için savaş
Kartli Kralı Simon Osmanlılara karşı savaşı geri cephesinden başlatmayı planladı. Gori kenti Kartli’nin kalbi, Kartli ise tüm Gürcüstan’ın kalbi sayılırdı. 16. Yüzyılın uzun bölümü boyunca devam eden savaşlarda Kartli İranlılar ve Osmanlılar karşısında tüm Gürcüstan’ın kurtuluş savaşını veriyordu. Gürcülerin askeri komuta merkezi Gori’de bulunuyordu. Luarsab’ın ve Şimon’un kartalları bu kentte üslenmişlerdi. Bu sıralar Tbilisi kenti ise İranlılarla Osmanlılar arasında sık sık el değiştiriyordu. Tbilisi’de kaybedilen savaş Gori’den sürdürülmeye çalışılıyordu. Gori’nin düşman eline geçmesi Kartli’nin sonu demekti.
Şida (İç) Kartli’de bulunan düşman güçleri en önce temizlenmesi gereken güçlerdi. Bu sayede Kartli’nin eli kolu açılır, Tbilisi’ye ve diğer kale kentlere uzanma olanağı bulunabilirdi. Osmanlılar Gori’nin oynadığı önemli rolü pek iyi biliyorlardı. Bu nedenle burayı pek sağ lam tahkim etmişlerdi.
1599 yılı yazında Hıristiyanlar için oruç ayıydı. Gürcüler Gori kalesinin kuşatmasını çözerek oradan uzaklaştılar. Osmanlılar bu Hıristiyan oruç ayında Gürcülerin savaşmak istemeyeceğini tahmin ettiler. Kalenin olağanüstü korumasını gevşettiler. Kral Simon Osmanlıların Gürcüler hakkındaki bu düşüncelerini iyi hesapladığı için bu fırsatı değerlendirip kaleyi kurtarmayı planladı.
Eski Gori Mouravi Sulhan Turmanidze ile Parsadan Tsitsişvili kralın buyruğuyla askerlere birçok merdiven hazırlattılar. Kralın işaretiyle Kura ile Liahvi ırmaklarının birleştiği noktaya toplandılar.
Gori’nin kurtarılması
Mehtabın bittiği son geceydi. Kartli askerleri kale surlarının dibine dayandılar. Merdivenleri duvarlara dayayıp yavaşça içeriye süzüldüler. Osmanlı askerleri içeride bir şeyler döndüğünü fark edince meşaleleri yakıp feryada başladılar. Merdivenlerde Osmanlılarla Gürcüler arasında boğuşmalar başladı. Gürcü askerlerine Simon’un kardeşi Vahtang ile Sancak subayı Goça kumanda ediyordu. Çarpışmalar gün ışıyıncaya değin sürdü. Düşmanlar işin ciddiyetini anlayıp teslim olmak zorunda kaldılar.
Yeni Osmanlı birliklerinin Kartli’ye gelişi
Kartli ayaklanması Osmanlılar için tehlike yaratıyordu. Osmanlı boyunduruğu altında bulunan Güney Kafkasya’nın diğer bölgelerindeki insanlar da bu ayaklanmaya destek verebilirlerdi. Şah Abbas bundan yararlanabilirdi. Şah Abbas uzun süredir Osmanlılara karşı savaş hazırlığı içindeydi.
Sultan, Tebriz ve Van Beylerbeyi Cafer Paşa’ya Kartli’ye gidip Gürcü ayaklanmalarını bastırma emri verdi. Simon bu haberi Samtshe’deki adamlarından öğrendi. Kral İç Kartli askerlerini topladı. Başına oğlu Giorgi’yi komutan tayin ederek Gori’de üslenmesini emretti. Kendisi yanına bir miktar asker alarak Sabaratiano’ya gitti. Oradan da bir miktar sancak birliği topladı.
Gürcü Kralı Sağiraşeni civarına vardığında Cafer Paşa kalabalık askerleriyle Nahiduri’ye dayanmış, Tbilisi’ye doğru yönelmişti. Simon’un yanında pek az asker bulunuyordu. Takviye birlikler beklemek için vakit yoktu. Cafer Paşa’yı oyalayıp Tbilisi’ye girmesini önleyecekti. Osmanlılara baskınlar yapıp onları oyalarken kurtarıcı Gürcü birlikleri de yetişeceklerdi.
Nahiduri çarpışmaları ve Kral simon’un tutsak düşmesi
Gürcü kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre, savaş öncesi Gürcü askerleri birbirine sarılıp helallaştılar. Yurtlarını korumak için asla geri dönmeyeceklerine yemin ettirilen Gürcü birliği büyük bir azimle düşman üzerine hücum etti. Osmanlılara büyük can kaybı verdirerek sancaklarını ayakları altında çiğnedi. Fakat Türkler asker sayısı ve silah yönünde Gürcülerden çok üstündüler. Yeniçeriler ateşli tüfeklerle Gürcülere büyük zarar verdiriyorlardı. Göğüs göğüse savaş beş saat sürdü. Gürcüler yorgun ve halsiz düştüler. Askerleri seyrekleşti. Sürekli takviye alan düşman ordusu karşısında dayanmak artık olanaksızdı. Gürcü askerleri Kral Simon’a, daha fazla direnmenin yararı olmayacağını söyleyip onu ikna ettiler. Geri çekilen Gürcü askerleri Osmanlılar tarafından Partshisi’ye kadar izlendi. Partshisi’de bir Gürcü atlı asker kaza ile Kral Simon’un atıyla çarpıştı. Kral atıyla beraber uçuruma yuvarlanıp bataklığa gömüldü. Onu oradan çıkarmak mümkün olmadı. Bu arada takipçi Osmanlı askerleri yetiştiler. Simon’un askerleri düşman üzerine atıldılar nefeslerinin son damlasına değin çarpıştılar. Kral Simon beline kadar gömülmüş, tek başına kalmıştı. Üzerine yığılan düşman askerlerine bataklık içinden ok yağdırmayı sürdürüyordu. Düşman saflarında çarpışan hain Gürcü beyi Barataşvili Simon’u tanıdı. Durumu Osmanlı komutanına bildirdi. Komutan Simon’un canlı olarak ele geçirilmesini emretti. Kral Simon Cafer Paşa’nın kendisinin gelmeden teslim olmayacağını bildirdi. Cafer Paşa geldi. Bataklığın önüne kanal açtırarak Simon’u kurtardı. Kralı büyük bir saygı ile karşıladı. Kral Simon ve tutsak komutanlar 1601 yılında İstanbul’a, Sultan’a gönderildi. Kral ve tutsak subaylarıyla birlikte birçok Gürcü kellesi de İstanbul’a götürüldü. Bunlar arasında Simon’un kardeşinin kellesi de bulunuyordu.
Simon’un tutsak edilmesi Kartli halkının başına yıldırım gibi patladı. Gori’de bulunan Prens Giorgi bu haberi alır almaz tutsak kralı kurtarmak için harekete geçti. Fakat geç kalınmıştı. Simon bir gün önce İstanbul’a gönderilmiş, Osmanlı Ordusu da Nahiduri civarını terk etmişti.
Kral Simon İstanbul’daki Yedikule zindanına kapatıldı. Gürcüler krallarını kurtarabilmek için pek çok çaba harcadılar. Sultana değerli hediyeler gönderip kalbini yumuşatmaya çalıştılar. Ancak Sultan bu hediyeleri kabul edip bildiğini yapmaktan da geri kalmadı. Simon uzun yıllar Yedikule zindanlarında çile doldurdu. Yaşamı orada son buldu. Gürcüler epey uğraşmadan sonra kralın cesedini Osmanlılardan alıp sevgili yurduna getirmeyi başardılar. Mtshetadaki kahraman babası Kral Luarsab’ın yanıbaşına gömdüler.
42 yıl boyunca Osmanlı ve İran gibi iki başlı canavara karşı ülkesinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için bayrağı göklerde tutan, şair Arçil’in deyimiyle ‘Gürcüstan’a kılıç kuşatan’ büyük vatan evladı Kral Simon’un onurlu yaşamı böylece son buldu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.229, Sorun yayınları)







