Cevap: gürcüler Batı Bölgesel kültür çevresi
“Bu kültürün sınırları tüm Batı Gürcüstan’ı, Kuzey Kafkasya’nın Terek boyu dağlık bölgelerini, Çoruh boylarını, Karadeniz’in güney kıyı boylarını kapsıyordu. Bu sınırlar içinde kalan topraklar sonraki tarihlerde Kolheti adıyla anılıp tarihte yerini aldı.
Eski Kolh pirinç kültürü gelişmenin doruğuna çıkmıştı. O çağlara ait tarım araçlarından çapalar, nacaklar, Batı Gürcüstan’da günümüze değin formunu korumuştur. Oraklar, hayvan donatım eşyaları, at donatım takımları (dizginler, eğerler), sanatkarların el aletleri (biçme, delme, oyma) aletleri sayılabilir.
Aynı çağlara ait savaş araçları, süngüler, ok uçları, kamalar, baltalar, kamçılar, zincirler arasında Kolh Kültürü’nün simgesi haline gelmiş işlemeli, ornamentli savaş baltaları pek ünlü ve ilginçtir.
Kolh pirinç araç ve gereçleri için gerekli maden bugün de işletilmesi sürdürülen Çoruh Vadisi bakır ocaklarından temin edilirdi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili,s.42, Sorun yayınları)
Doğu Bölgesel Kültür Çevresi
“Bu bölgesel kültür sınırları Doğu Gürcüstan’da Alazani Irmağı karşı yakasından Savan gölü çevresine, oradan Aras Vadisi’ne değin uzanıyordu. Bugünkü Kartli Bölgesi ise doğu ile Batı Gücüstan kültür akımlarının buluşup deneyimlerini birbirine aktardıkları bir nokta idi. Gürcü Halkı burada kurulan pazarlarda doğu ve batı stili kültür materyallerini kolayca elde edebilme olanağına sahipti. Doğu Gürcüstan savaş araçları arasında ucu kentikli kılıçlar, yuvarlak ağızlı külünkler, geniş ağızlı ok uçları, uzun mızrak ağızları gibi özgün aletlerdi. Mazılarda o çağlara ait kalkanlar da bolca elde edilmiştir. Oklar ise insan boyundan uzun yapılmıştır.
Doğu Gürcüstan bölgesel kültür örneklerinden tarım araç gereçleri, sanatkar el araç gereçleri, harman düvenleri, baltalar, oraklar, bıçaklar, iğneler, şişler, yün eğirme kirmanları giyim eşyalarına kadar ait aksesuarlar (kemerler, tokalar, düğmeler, boncuklar kemer kancaları vb.) sözü edilmeye değer buluntulardır.
Bu bölgede bulunan ev eşyaları arasında ev eşyaları da önemli yer tutmaktadır. Bu dönem ev eşyaları kap kacak genellikle topraktan, kısmen de pirinç, gümüş ve altından yapılmıştır.
Doğu ve Batı Gürcüstan topraklarında bulunan Pirinç Çağı mezarlarında çok sayıda süs eşyasına da rastlanmıştır. Bunlar yüzükler, küpeler, bilezikler, bin bir çeşit boncuklar, hayvan figürlü oymalı, kakmalı kemer tokaları vb.dir.
Samtavro mıntıkasında yapılan kazılarda kemikten yapılmış müzik aleti (kaval) bulunmuştur.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.42, Sorun yayınları)
Gelişme Seyri
“Yukarıda (önceki sayfalarda, b.n.) maddesel buluntularını gördüğümüz eski çağlarda Gürcü toplumu artık toprağa bağlı yerleşik hayat yaşıyordu. Tarım ürünlerinden arpa, buğday, darı kalıntıları kazılar sırasında sıkça rastlanan bulgulardır. Aynı dönemlerde Gürcüstan’da bağcılık ve şarapçılık uğraşlarının da revaçta olduğu anlaşılmaktadır.
Bu dönemde hayvancılık da yaygındı. Koyun, inek, domuz, at, köpek başlıca evcil hayvanlardı.
El sanatları da yüksek düzeye ulaşmıştı. İyi yetişmiş ustalar bazen insanı hayrete düşürecek güzellikte eşyalar yapıyorlardı. Yukarıda sayılan el sanatlarına ek olarak yün ve keten dokuma bezleri, kilimler, abalar vb. de önemli yer tutmaktaydı. Bu çağ Gürcü insanları dört tekerlekli arabalar, faytonlar kullanıyorlardı. At koşul iki tekerlekli arabalar da savaş sırasında kullanılıyordu. Tüm bunlar gösteriyor ki, o dönem Gürcü insanları ustalık ve beceride yüksek düzeylere çıkmış, zevk sahibi insanlardı.
Gürcüstan’da en eski mimarlık örneklerini Megalitiler oluşturur. Megaliti Yunan dilinde Büyük Taş anlamındadır. Bu yapılar harçsız, kireçsiz, büyük yontma blok taşlardan yapılıyordu. Özellikle Doğu Gürcüstan’da bu tür Megalitik kale-kent ve saray kalıntılarına çokça rastlanmaktadır. Bu bölgede ayrıca dolmenlere, menhirlere, taştan mamul blok totem heykellere ve buna benzer eşyalara da bolca rastlanmaktadır.
Bu megalitik eserlerin Gürcü dilindeki adı Tsiklopuri’dir. Bu söz bu yapıların insanlar tarafından değil de mitolojik yaratıklar tarafından, yani Tsikloplar tarafından yapıldığını ima eder. Gürcü Halkı bu eserleri, Gmirta nakveti, Devta nasahlarebi, Kva katsebi gibi adlarla adlandırmışlardır. Bunların anlamı: Gizli kahramanların evleri, Dev evleri Taş adamlardır. Bu megalitik yapılar erken pirinç dönemine ait olmalı. Pirinç Çağı döneminde Gürcüler’in ataları epey uzak ülkelerle de alışveriş yapıyorlardı. Akdeniz ülkeleri, Mezopotamya , Suriye ve Mısır gibi ülkeler bunlar arasında sayılabilir. Bu dönemde pirinçten yapılmış halka biçiminde paralar kullanılıyordu.
Bu çağlarda kırsal alan halkı arasında varlıklı kesim türemiş köle sahibi beyler, ağalar çoğalmıştır.
Demirin işlenmesinden sonra varlıklılarla yoksullar, akıllılarla aptallar, güçlülerle güçsüzleri ayrışmaya başladı. Giderek bunlar arasında uçurumlar oluştu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.43, Sorun yayınları)
Ö. 1. binyıl ilk yarısında Hatti-Subari Devletleri
“M.Ö. 2000 yılı sonlarına doğru Ön Asya’da Asurlular güç kazanıp Hatti-Subari Devleti dağılma sürecine girdi. Ülke küçük beyliklere bölündü. Bu küçük beylikler Asurlu korkusuyla onlarla yoğun bir mücadeleye girdi. M.Ö. 11.Yüzyıl Asur Kaynakları Subarti ülkesinden ve bu ülkenin gururlu ve başeğmez halkından söz etmektedir. Bu çağ Hatti-Subari halklarından en güçlüleri Muşkiler’di. (Bugünkü Meshi Gürcüleri.) Mushiler sık sık Asur ülkesine saldırır topraklarını ele geçirmeye çalışırlardı. 9.yüzyıl kaynakları da Asur kırallarının sık sık Tuballar’la savaş halinde olduklarını bildirmektedir.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.43, Sorun yayınları)
Tuballar
“Tubal ülkesi Fırat suyu batısında 24 beylikten oluşan geniş bir ülkeydi. Kalabalık Tubal kentleri arasında en önemlilerinden biri Meliti kentiydi. Meliti, aynı adı taşıyan bir idari bölgenin merkeziydi. Asur kıralları Tuballar’la uzun ve ağır savaşlar yürütüyorlar, öte yandan da onlarla dostluk olanakları arıyorlardı. Tubal ülkesi altın, gümüş, bakır ve değerli madenlerle dolu zengin bir ülke idi. Tuballar yetiştirdikleri cins atlarla da ünlüydüler. Asurluları cezbeden Tuballar’ın bu zenginlikleriydi. Tuballar’ın ünü sınırlarını aşmış, Suriye, Filistin ülkelerine değin yayılmıştı. Onların adları Musa Peygamberin kutsal kitabı Tevrat’ta da anılmaktadır. Tuballar’ın adı Tevrat’ta Tubal Kaini olarak geçmektedir. Kaini sözcüğü demircilik, dövmecilik sıfatından gelmektedir. Aslen Subari kökenli olan bu halk demirci, dövmeci, madenci olarak tanınıp isim yapmıştı. Demir üretiminde de bu ülkeyle yarışacak çevrede başka bir ülke bulunmuyordu.
Demir, Subari toplumunun yaşamına M.Ö. 2000 yılı ortalarına doğru girdi. İlk zamanlar bu madenden silah, araç gereç yapımında faydalanılamıyordu. Savaş araçları ve diğer gereksinimler eskiden olduğu gibi pirinç madeninden yapılıyordu. Demirden yapılmış araçlar birinci bin yılın ilk yüzyıllarından itibaren görülmeye başlandı. Pirinç aletler yine de demirin yanı sıra kullanımını sürdürdü. Ön Asya’da demircilikle en ünlü ülke Subari ülkesiydi.
9. ve 8. yüzyıllar içinde Hatti-Subari toplumu demire bağlı teknik ilerleme sayesinde tekrar topraklarını toparlayıp ayağa kalkmayı başardılar. Kurdukları yeni ve güçlü birliğin adı Urartu idi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.44, Sorun yayınları)
Urartu
“M.Ö. 9.yüzyıl içinde Tigrosi Irmağı ile Fırat başları, Van Gölü çevresi ve buna komşu topraklar üzerinde bulunan Hatti-Subari oymakları arasında Biayna ve Manalılar çok büyük gelişme gösterdi. Biaynalılar Van çevresinde yaşıyor, Manalılar onlara komşu bulunuyordu. 9.yüzyıl sonlarına doğru Biaynalılar Manalılar’a da hakim olup iki idari bölgeyi birleştirdiler. Bu birleşik kırallığın adına da Urartu dendi. Halkına ise Haldeliler adı verildi. Urartu ülkesi Kıral Menua ile oğlu Argişti çağlarında, yani M.Ö. 8.yüzyıl ilk yarılarında hızlı bir ilerleme gösterdi.
Kıral Argişti ülke sınırlarını Küçük Asya içlerine ve Kafkas zirvelerine doğru genişletmekte gecikmedi. Öte yandan Asurlular’a karşı da güçlü ordularıyla çetin savaşlar yapıp bu ülkenin Tigros ve Fırat suları başlarını ele geçirdi. Urartu artık Ön Asya’nın en güçlü ülkesi durumuna gelmişti. Haldeliler’un bu parlak dönemi, Argişti’den sonra tahta çıkan çocukları ve torunları zamanında da sürdürüldü. Ne var ki, 8.yüzyıl sonlarına doğru bir yandan sürekli Asur saldırıları öte yandan kuzeydoğudan gelen yeni, yabancı Gimmer (Kimmer) ve Skvitin (İskit) dalgaları önünde zayıflayıp gerileme dönemine girdi.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.44, Sorun yayınları)
Urartu Kültürü
“Urartu ülkesi Hatti_Subari kültür alanının bir bölümünde oturduğu için bu toplumun kültür özelliklerini yansıtır.Haldeliler de Hatti-Subariler gibi çivi yazısı kullanıyordu. Bu yazıyla yazılmış birçok tablet günümüze değin gelebildi. Haldeliler özellikle demir işleme işinde pek ileri gitti. Demir aletlerle kayaları oyup kale, sur ve saraylar inşa etti. Gürcüstan’da, Kür boyunda, Gori kenti yakınlarında bulunan mağara kent Uplistsihe bu mimarlık şaheserlerinden biridir.
M.Ö. 714 yılında Asurlular Urartu ülkesine saldırdı. Mana bölgesini ele geçirip yerle bir etti. Asur ordularına komuta eden Kıral Sargon bu sefer sırasında gördüklerini hayretle tabletlere işletti. Bu tabletler Urartular’ın kültürel ve ekonomik zenginliklerini dile getirmektedir.
Mana toprakları baştan sona sulama kanallarıyla donatılmıştı. Bu kanallarla akıtılan su bereketli ovalarda altın başaklı ekinleri suluyordu. Bayır arazilere ise develerin döndürdüğü çarklarla su ulaştırılıyordu. O kadar bereketli ürün alınıyordu ki, ambarlar dört mevsim ekinle doluydu. At meraları, otlaklar, çeşitli orman ağaçları, çınarlar, süs bitkileri, sarmaşıklar, iğne yapraklı süs ağaçları (Kviparos) çokça yetiştirilen ağaç türleriydi. Ülke baştan sona meyve bahçeleri, üzüm bağlarıyla doluydu. Sargon’un deyimiyle “Manalılar’ın bahçeleri yağmurlar kadar sık meyveler, üzüm salkımları veriyordu”. Sargon’un askerleri nefis Mana şarapları ile dolu tulumlarla boğazlarına kadar doymuşlardı.
Manalılar hayvancılıkta da ileri gitmişlerdi. Sığır, koyun, at sürüleri kırlarda bolca görülen manzaralardı. Sargon’un deyimiyle ‘Urartu ülkesinde Manalılar kadar iyi cins at yetiştiren başka bir topluluk yok.’ Manalılar çayırlardan başka özel tavlalarda da at besler onları savaş arabalarında kullanmak üzere eğitirlerdi. Bu ustalık Asurlular’ı hayrete düşürüyordu. Yine Asurlular’ın deyimiyle ‘Bu terbiyeli atlar savaş arabalarını çarpışmalar sırasında asla devirmez, zarar vermez’di. Urartu Ordusu’nun at gereksinimi Mana’dan giderilirdi.
Kana kent ve köyleri pek sıktı. Sargon’a göre, ‘Bu ülkenin kent ve kaleleri göklerdeki yıldızlar kadar sıktı’. Burada binalar taşla, pişmiş tuğla ile inşa ediliyordu. Arada ardıç kerestesi kullanılırdı. Kentler sağlam surlarla çevrilir, sur dışında hendekler kazılırdı. Surların üzerinde burçlar ve gözetleme kuleleri bulunurdu.
Yine Sargon’un deyimiyle, ‘Manalılar imece usulü çalışmalar sırasında birlikte şarkılar söyler, işe şevk katarlardı.’ Ne var ki, Asurlular bu şevkli yaşamı zehir edip onlara kılıç ve ateş getirdi. Manalılar sonuna değin çarpışmadan bir karış topraklarını düşmana asla teslime yanaşmazdı. Manalılar yüksek tepelere uzun kazıklar diker, düşman tehlikesi belirdiğinde bu kazık uçlarına ateş tutuşturarak çevreye ‘tehlike’ mesajı gönderirlerdi. Bu mesaj ‘Uyanın, hazırlanın ülkemizi düşmanlar bastı’ anlamındaydı. Ünlü Gürcü ozanı Şota Rustaveli poeminde buna benzer bir askeri sinyalizasyondan söz eder. O bir dizesinde ‘Savaşçılar duman çıkarır uzaklara gönderir’ diyor. Ancak zafer sayıca çok olan Asurlular’da kaldı. Ülke viraneye çevrildi. Halk kaçıştı, büyük bölümü kuzeye doğru çekildi. Bu tür kaçışlar, göçler o dönemlerde sıkça görülen olaylardandı.
Mana ülkesinde yaptıklarını tabletlere döktüren Asur Kıralı Sargon öğünerek şunları söylüyor: ‘Ben Sargon, çekirgeler kadar kalabalık askerlerimle Mana kentlerini doldurdum. Güzel evlerini yakıp kül ettim. Mana ambarlarında ağzına kadar dolu arpa, buğday, darı ürünlerini askerlerimle atlara, katırlara, eşeklere, develere yüklettim. Karargahımın çevresine dağlar gibi yağdırdım. Adamlarımı boğazlarına kadar doyurdum. Askerlerim yiyecekleri, Asur’a, evlerine götürmek için hazırladı. Manalılar’ın bağlarını, bahçelerini, ormanlarını baltadan geçirdim. İçme sularını tıkadım, kestim. Kestiğim orman ağaçlarını ateşe verdim, kül ettim. Onların 146 kentini yaktım, küle çevirdim. Duman kasırgaları gökyüzünü tuttu, güneşi kapattı’ diyor.
Sargon’a göre Manalılar kendi ülkelerine Subi adını veriyordu. Bu ismin eski Subari’den geldiği açıkça görülmektedir.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.45, Sorun yayınları)
M.Ö. 7-6. yüzyıllarda Gürcüstan’a komşu devletler
“Midia ve Persia : M.Ö. 7-6.yüzyıllarda Gürcüstan’a komşu ülkelerde büyük değişiklikler oldu. Eski kırallıklar yıkıldı, yerlerinde yenileri boy gösterdi. Bu sırada birçok halk kitlesi yerinden oynadı. Keşmekeş içinde değişik yörelere dağıldı. Bunların yeni işgal ettikleri toprakların yerlileri ya sürüldü ya da yeni gelenler tarafından özümlendi. Büyük bir kısmı ise kılıçtan geçirildi. Bundan sonra bu sahalarda işgalcilerle yerli halkın karışımından yeni halklar oluştu.
Urartu Kırallığı’na 7.yüzyıl sonlarında Midialılar tarafından son verildi. Sıra Asurlular’a gelmişti. Midialılar bunları da mahvedip ortadan kaldırdı. Böylece Midialılar 7.yüzyıl içinde Önasya’nın lideri ülke durumuna yükseldi. Fakat Midia otoritesi de uzun ömürlü çıkmadı. Kısa süre sonra liderlik tahtına Persiyalılar oturdu. Persiya Kıralı Kiros M.Ö. 550 yılında Mida ülkesini ele geçirdi. Yönünü Akdeniz’e doğru çevirdi. Sonunda Babil Ülkesi’ni de dize getirip kendine bağladı. Böylece muazzam bir Persiya Kırallığı meydana gelmiş oldu. Bu ülke Akamenid ülkesi olarak da adlandırılıyordu. Nedeni, Kiros ve onun yerine geçen hanedan kırallarının Akamenid soyundan gelmeleriydi.
İyonyalı Rumlar : M.Ö. 7-6.yüzyıllarda Küçükasya kıyı boylarındaki Yunan siteleri özel bir önem kazandı. Uzun süre önce Yunan kolonileri ülkelerinden göçüp Ege kıyılarına yerleşmişti. Yunan oymakları arasında en önemlileri İyonyalılardı. Kıyıboyu kentlerinin ve Milet’in kurucuları bunlardı. Milet, Önsaya Rumları’nın ve kentlerinin en önemlilerinden biriydi. Hindistan’dan çıkıp batıya doğru uzanan doğu aleminin en büyük ticaret yolu Milet liman kentinde son buluyordu. Yunanlar Küçükasya topraklarına ayak bastıktan sonra buralardaki eski yerli Hatti-Subari kültürünün etkisi altında kaldı. Ege kıyı kentlerinde özellikle de Milet kentinde Yunan bilimsel ve edebi yazmacılığı ve el sanatları kurulup geliştirildi.
Altıncı yüzyılın sonlarına doğru Küçükasya Rumları da Pers idaresi altında girdi.
Skvitinler (İskitler) ve Sarmatlar : M.Ö. 7-6.yüzyıllarda Kafkasya ve Kuzey Karadeniz bölgelerinde Skvitinler (İskitler) ve Savromatlar (Sarmatlar) ön sıraları tutuyorlardı. Skvitinler yaşadıkları topraklar; tuna ile Don nehirleri arasında uzanıyordu. Don Nehri’nin doğusunda kalan topraklar ise Savromatlar Ülkesi idi. Skvitin ve Savromat adları tek etnik grubu ifade eden adlar değildi. Bu ülkelerin nüfusu çeşitli halkların karışımından meydana geliyordu. Gürcüler’e akraba olan Çerkes ve Çeçen halkları ve bazı diğer Kafkasya yerli toplulukları da Skvitin topluluklarından sayılıyordu.
Aynı yüzyıl içinde Skvitinler en güçlü dönemlerini yaşıyordu. Yeryüzünde kendisinin bir emsalinin bulunmadığını iddia eden Pers Kıralı Darius Skvitinleri boyunduruk altına almayı kafasına koydu. Muazzam ordularıyla Skvitin ülkesine saldırdı. Fakat bu saldırı ona ağır bir yenilgi tattırdı.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.47, Sorun yayınları)
Karadeniz kıyı boylarında Yunan yerleşim birimleri
“Kafkasya ve Gürcü toplumlarının pek eskilerden bu yana Ege havzası halklarıyla ticaret ilişkileri bulunuyordu. Yeni gelen yunanlar da açılmış olan bu eski yoldan yürüdü. Alışveriş işleri o derece canlanıp genişledi ki, Yunan tüccarları Karadeniz kıyı boylarında sürekli Pazar yerleri kurma gereği duymaya başladı. Bu maksatla kıyı boylarına binalar, rıhtımlar, Pazar yerleri, konutlar gibi yapılar kurdular. Yunan kolonileri arasında en çok Pazar yeri kuranlar Miletoslu Rumlar oldu.
Gürcüstan kıyılarındaki Yunan yerleşim noktaları. Pazisi (Poti, Pasidi), Dioskuria (Sohumi), Pitiunda (Biçvinta) kısa zaman içinde birer liman kenti olup çıktı. Pazisi ya da Pasidi bugünkü Poti’nin yakınında, Dioskurias, Sohumi yakınlarında, Pitsunda da Biçvinta’nın yerinde, yani Bzipi Irmağı’nın denize döküldüğü noktadaydı. Buradaki Yunanlar’ın birinci uğraşları ticaretti. Gürcüstan’da ve tüm Kafkasya’da işlerine yarayacak pek çok mal ve eşya buluyorlardı. Keten ve keten dokumaları deri, yün, orman ürünleri, kereste, altın gümüş ve diğer madenler bunlar arasındaydı. Bu mallara karşılık onlar bazı işlenmiş ürünler getirip yerlilere satıyorlardı. Bunlardan; kumaşlar, süs eşyaları, kap kacak, besin maddeleri (zeytin vb.) önemli ticaret metaları arasındaydı.
Kafkasya’da yerleşen Yunanlar’da giderek yerli halkların yaşantısı hakkında merak uyanmaya başladı. Karadeniz kıyılarında yaşayan halklar kimlerdi, gelenek, görenekleri nasıldı, ekonomileri, ulaşım yolları, toplumsal düzenleri, tarihleri, doğa koşulları vb. nasıldı? Bunları öğrenme merakı onları sarmaya başladı. Bu tür bilgileri tüccarlar, denizciler ve askeri kişiler topluyor, Yunan bilim adamları da değerlendirip yorumlar getiriyordu.”
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.48, Sorun yayınları)
Eski Yunan kaynaklarında Gürcüstan’a dair bilgiler- haberler
“M.Ö. 7-6.yüzyıllara ait Gürcüstan tarihi arkeolojik buluntulardan çıkarmaya çalışmakla beraber o dönemleri anlatan çeşitli yazılı kaynaklardan da yararlanmaktayız. Eski Yunan kaynaklarında Gürcüler’in yaşama biçimi, kültürel durumu, devlet sınırları, tarihleri, Gürcüstan doğasını anlatan bilgilere rastlıyoruz. Başlangıçta az olan bu bilgiler sonradan bulunan yeni bilgi ve belgelerle zenginleşti.
Yunanlar Batı Gürcü Birliği’ne Kolh adı veriyordu. Doğu Gürcü Birliği’ne ise önceleri Sasper, 4.yüzyıldan sonra İber adı veriyorlardı. Sasper ve İber sözcüklerinin Subar’ı çağrıştırdığı, Gürcü halkının kökünün de Subariler’e dayandığı kuvvetle muhtemeldir.
Yazılı bilgiler : M.Ö. 6-4.yüzyıl Yunan kaynakları Gürcüstan’ı bitkileriyle hayvanlarıyla, mineral hammaddeleriyle zengin bir ülke olarak tanımlamaktadır. Kültür bitkilerinden üzüm bağları, ceviz ve kestaneden söz edilmekte, üzümden şarap çıkarıldığı haber verilmektedir. Gürcüler’in kestaneyi haşlayıp yedikleri gibi onunla ekmek de pişirdikleri anlatılmaktadır. Karadeniz halklarının ve Gürcüler’in iyi cins elma, armut, incir ve nar yetiştirdikleri aynı kaynaklarda anlatılmaktadır. Bazı meyve çeşitlerinin Karadeniz ülkelerinden ve Gürcüstan’dan uzak ülkelere yayıldığı belirtilmektedir. Örneğin, Romalılar’ın Kolheti kentlerinden biri olan Giresun’dan kiraz fidanları alıp Avrupa’ya götürdükleri vurgulanmaktadır. Birçok Avrupa dillerinde kirazın adı Giresun’dan türetilmiştir. Yunan belgelerinde Gürcü tahıl çeşitlerinden buğday (Asli) (Trikum dicoccum) ve arpadan söz edilmektedir. Gürcüstan’da buğday üretimi o derece bol oluyormuş ki, eski ürün henüz tükenmeden üzerine yeni ürün ilave ediliyormuş. M.Ö. 5.yüzyılda bazı sanayi teknikleri geliştirilmiş. Yeni geliştirilen teknikle üretilen Kolh keten bezleri, dokumalar o derece kaliteliymiş ki, gereksinim fazlası ürünler yurtdışına ihraç ediliyormuş. Rioni (Pasidi) keten ipliği de o derece ince ve sağlammış ki, balık ağları için en ideal olarak kabul görürmüş. Yunan yazılı kaynaklarında değişik Gürcü sebzelerinden de söz edilmektedir.
Karadeniz kıyı boyları arı cinsi de çalışkanlığı ile pek ünlüymüş. Bu cinsin petek gözenekleri iri ve sık, balı da beyaz ve kalın olurmuş. Kıyı boyu Gürcüstan’ın bu bal çeşidi sonraki tarihlerde de yurtdışında beğeni kazanmayı sürdürmüştü. Gürcüler bu bal çeşidine Kripuçi adını veriyordu. Gürcüler evcil arıları kovanlarında besledikleri gibi dağlardaki yaban arılarının ürünlerini topluyorlardı. Yunan kaynaklarında inek, koyun, domuz, keçi, at, eşek gibi evcil hayvanların da Gürcüstan’da bolca üretildiği anlatılmaktadır. Büyük Yunan Feylesofu Aristoteles’e göre, “Pasidi’de küçük gövdeli bir inek türü vardır. Bu türün sütü gayet boldur.” Ufak gövdeli ama bol süt veren Gürcüstan inek cinsi günümüze değin korunup yaşatılmıştır. Bugün bu cins inekler özellikle “Hevsureti” bölgesinde yetiştirilmektedir.
Eski Yunanlılar Gürcüstan’ın maden bakımından da çok zengin olduğunu söylerler. Bu ülkede akın, gümüş, bakır ve demirin bol olduğunu anlatırlar. Yunan yazılı kaynaklarının bir yerinde verilen habere göre “Kolheti kırallarından biri eskiden ülkesinde ve özellikle Svaneti’de bolca altın çıkarırmış.” Kolheti’de olduğu gibi lberya’da da bol miktar da “Singuri” madeni çıkarılırmış. Bu kırmızı renkli maden gümüş ve kükürt bileşiminden oluşup boya sanayiinde kullanılırdı.
Eski Yunanlıların bize bıraktıkları yazılı bilgiler arasında: Güneyli Gürcü oymakları “Halibler” ve “Mossinikler”in metalurji üzerindeki ustalıklarından geniş biçimde söz edilmektedir. “Halibi” ülkesi akarsuları dağlardan demir zerrecikleri beraberinde sürükler, getirirmiş. Halibler bu altın toz zerreciklerini elekten geçirir, ateşe dayanaklı taş potalarda eritir, külçe haline getirirlermiş. Halibi cinsi demir beyaz ve pas tutmazmış. Bu demir cinsi gümüşten bile zor ayırt edilebilirmiş. Yunan belgelerinde ayrıca Halibi çeliğinden de söz edilmektedir. Yunanca’da çeliğin adı olan “Halips” Halibi’den türemiştir. Bu “Halibi madeni” anlamına gelir Halibler’in komşuları olan “Tibarenler” de madencilikle ünlüymüşler. Öteki komşuları “Mossinikler” de yüksek kaliteli bakır ve pirinç üretimiyle ünlüymüş. Mossinik bakırı parlak ve beyaza çalar renkteymiş. Mossinikler bakıra kalay değil, bir çeşit toprak katar birlikte eritirmiş. Pirinç madeninin Avrupa ve özellikle Alman dillerindeki adı “Mesing”dir. Bu isim kuşkusuz Mossiklerin adından türetilmiştir. Halibi”, “Mossiniki” ve “Tibareni” topraklarının özellikle dağlık kesimleri bugün de zengin madenleriyle ünlüdür.
Yunanlıları Kafkasya ve Gürcüstan’a çeken işte bu zenginliklerdi. Onlar bu ülkelerden köle de temin ediyorlardı. Buna dair eski Yunan belgesi şunları yazmaktadır: “Pontus’ta başka toplumların yaşaması için gerekli pek çok şey vardır. Pontus çevresindeki ülkeler bize yaşamsal önemi bulunan hayvanlar, güzel kız ve erkek köleler, bal, balmumu ve tuzlanmış konserve balık veriyorlar. Bunlara karşılık bizden zeytin, şarap, buğday gibi gıda maddeleri alıyorlar.”
Bu tür bilgiler dışında eski Yunan yazılı kaynakları Gürcülere ait birçok ilginç söylenceler (efsane) de kaleme almışlardır.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.49, Sorun yayınları) |