|
#1
|
|
06.09.06, 01:11
Konu başlığına dikkat etmeden uluslararası arenada kullanıma sokarsanız bazı ülkelerde tutuklanabilirsiniz; örneğin İsviçre'de... Evet, İsviçre'de yasalar soykırım yoktur demeye ceza vermektedir, demokrasinin sözümona kalelerinden birinde!.. TTK Başkanı şu anda cezayı almış durumda. Eğer İsviçre'ye giderse, ülkeye girdiği anda tutuklanacak. Ama geçen yıl ADD ve İP önderliğinde yapılan Lozan Büyük Taarruzu ile bu konuda İsviçre devletine geri adım attırıldı. Doğu Perinçek kitlesel basın açıklamasıyla ve konferanslarla Lozan'da sokırımın uluslararası bir yalan olduğunu bağırıp geldi. Ama arkasında kuvvet vardı. Bu konuda aslında kamuoyu oldukça bilinçsiz durumda. Evet, Ermeni soykırımı değil ama tehcir olayı vardır. Bilginin sınırı işte bu kadardır. Konuyu ve başlığı özellikle ortaya attım; çünkü kamuoyumuzun bu konuda bilinçlenmesi, bilincinin zülfikarın ağzı gibi keskin olması gerek. Şu anda bu konuda en son yayınlardan, ilk Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni'nin 1923 Parti Konferansı'na Raporu adlı bir kitap var. Saptamalar ve alıntılar yaparak bir derleme ile yakında karşınızda olabilirim. Bu arada okuyucular ve ilgilenenler eleştir, görüş ve önerilerini gönderedursunlar. Bin selam. Sağlıcakla ve iyilikle kalın. |
| Sponsorlar |
| |
|
#3
| ||||
| ||||
| Bu konu zaman zaman kamuoyunda birinci sıralara çıkmakta ve önemli bir gündem oluşturmakta.. Tam bu sıralarda pek çok tarihçi ve uzman bazen biribirini destekleyen bazende farklılıklar gösteren açıklamalarla kamuoyunu bilgilendirmeye gayret etmekteler.. Hatta son tartışmalarda Türkiye arşivlerini diğer ülke tarihçilerinin incelemelerine açtı ancak Ermenistan böyle bir kolaylık göstermedi ve değerli bir Türk araştırmacı sanırım adı Yektan Türkyılmaz tutuklanmıştı Ermenistan'da..Kaçakçılıkla suçlamışlardı..Oysa oraya araştırma için ve izinli olarak gitmişti.. Tabii ben bir tarihçi değilim ancak istediğim her iki ülkenin de bu konuyu masaya yatırıp yeniden tarih kitaplarında tarafsız bir şekilde bilgi ve belgelerin yerini bulmasıdır.. sevgili fozcan arkadaşım sizden inşallah bu bilgileri sağlıklı öğrenme fırsatı bulacağız..Derlemenizi merakla beklicem.. |
|
#4
| ||||
| ||||
| Konu başlığıma ilgi duyan bütün dostlara sonsuz teşekkürler. Esasen bu konu ya da sorun her Türk'ün yaşamının biraz da bir parçası; kültürel formasyonunun (oluşumunun9 yapısal bir özelliği durumunda. Okullarda Sosyal Bilgiler ve Tarih derslerinde her zaman değinilmesi emri olan bir konu. Ama öğretmenlerin büyük çoğunluğunun yeterli bilgi donanımı olmadığından, maalesef öğretmenler de toplumumuzun bir parçası olarak okuma özürlüdürler, ya hiç değinmezler ya da es geçerler, yüzeysel yani.. Böylesi içler acısı bir durumumuz vardır. konuyu açtığım zaman ilgi duyulur mu duyulmaz mı ikirciği içindeydim açıkcası. Bu ilgi beni fazlasıyla memnun etti. Hiç olmazsa alınteri göznurum boşa gitmeyecek. *** Kaçaznuni: Ermeni Soykırımı Uluslar arası Emperyalist Bir Yalandır/1- Ovanes Kaçaznuni kimdir? Yukarıdaki lafı nerede etmiştir? Kaçaznuni tam olarak böyle ifade etmemiştir tabii ki meseleyi… Ama bu sözün, bu söylemin sözlenmesine zemin hazırlayacak kültürel bir altyapı oluşturmuştur. Kaçaznuni, Ermenistan’ın ilk başbakanıdır. Taşnaksutyun Partisi önderlerindendir. Yukarıdaki söylemi tam olarak o söylememiştir. Ermeni soykırımının uluslar arası bir yalan olduğunu, Lozan’da İsviçre yasalarının yasağına rağmen söyleyen ise Doğu Perinçek’tir. Ama aynı söylemi Kaçaznuni de 1923 yılında Parti Konferansı’na sunduğu raporunda ifade etmektedir. Yani Kaçaznuni de Ermeni soykırımı diye bir olayın cereyan etmediğini, karşılıklı bir savaşın olduğunu, hatta Ermenilerin ihanetinden sözedilebileceğini belirtmektedir. Mehmet Perinçek, Rus arşivlerini tararken ele geçirdiği bu belgeyi yayınlayana kadar bu rapordan kimsenin haberi yoktu. Ve bizim devlet uluslar arası âlemde Ermeni soykırımcılarına karşı mücadele stratejisinde yanlış bir konumlanma içindeydi, Kurtuluş Savaşı gibi Türk ulusunun uluslar arası alanda en halklı olduğu bir konuda bile ikircikli davranılıyordu. İP’nin Ermeni soykırımı iddialarına karşı uluslar arası mücadelesinin yükseldiği koşullarda Mehmet Perinçek’in Rus arşivlerinden bu tezi güçlendirenler belge ve kaynaklarla çıkıp gelmesi esasen Türkiye Cumhuriyeti’nin elini güçlendirmiştir. Ancak bu olanağı kullanmaya kalkışırlarsa bu kez de halkın partisini perdeleme olanağı ve görevi ortadan kalkacaktır. Ben bu çalışmada Kaçaznuni’nin içten duygularla gerçeğe sadık kalarak hazırladığı 1923 Parti Konferansı Raporu’nu incelerken önemli tarihsel gerçeklerin altını çizmeye çalışacağım. *** Evet, incelediğimiz eser, Mehmet Perinçek tarafından Ermeni arşivleri arasında dolaşırken elde ettiği ve “Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırımı Yalanı” dizisinin ilk versiyonudur. Yani ilk Ermenistan Başbakanı, Ermeni soykırımı yapıldığını söyledikleri 1915–1923 yılları arasındaki dönemde önemli sorumlu görevlerde bulunmuş, Taşnak hareketinin lideri Ovanes Kaçaznuni’nin, olaylar olup bittikten sonra ve Türkiye’den Ermeniler kendi kendilerini temizledikten, Türk Devrimi gerçekleştikten sonra 1923 yılı Nisan ayında partisinin Bükreş Yurt dışı Konferansı’na sunduğu raporudur. 1923 Parti konferansı’na Rapor esasen 1915–23 yılları arasında cereyan etmiş olayların ve olguların bir “özeti”dir. Ovanes Kaçaznuni (Hovannez Katchaznouni), Temmuz 1918’de kurulmuş olan Ermenistan devletinin ilk başbakanıdır. Taşnak hükümetini Ağustos 1919’a kadar yönetmiştir. Taşnaksutyun Partisi’nin en önemli kurucu liderlerindendir. Rapor “yoldaşlar’” diye başlamakta, raporu hangi duygularla hazırladığını geniş geniş anlatmaktadır. Kaçaznuni ne yapmak istediğini raporun başlarında şöyle açıklamaktadır: “-Varacağım sonuçların esaslı bir biçimde gerekçelendirilmesi amacıyla, büyük savaştan başlayarak Lozan Konferansı’na kadar geçen dönemde Ermeni meselesinin bazı aşamalarını ve Taşnaksutyun Partisi’nin bu dönemdeki rolünü belleklerinizde yeniden canlandırmak isterim.” (s.30) Yani Ermenilerin ilk başbakanı ve Ermeni soykırımı yapıldığını söyledikleri dönemde olayların baş sorumlularından partinin önde gelen lideri Kaçaznuni, raporunda soykırım olaylarını açıklayacaktır; daha doğrusu kendi “yoldaşları”nın zihninde yaptıklarını yeniden canlandıracaktır. Zaten bunun içindir ki, “sabırla ve önyargılardan uzak bir şekilde kendisini dinlemeleri” için ricada bulunuyor. Ermeni meselesinin aşamalarını 35 maddede incelemektedir. • I. Dönem: 1914 sonbaharı. Birinci büyük emperyalist savaş başlamıştır ama Osmanlı henüz taraf değildir. Yani savaşa girmemiştir. Bu koşullarda “Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri”nin örgütlenmeye başlandığını belirtiyor. Erzurum Kongresi’nde karşı çıkıldığı halde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi (EDDP) hem bu birliklerin oluşturulmasına hem de Türkiye’ye karşı askeri hareketlere bizzat katıldığını ifade etmektedir. Bunu “kitle sendromuna yakalanma”nın doğal sonucu sayıyor. Bu arada partili yoldaşlarına partilerinin olayların ardından gittiği, belirleyen olamadıkları, hep yönlendirildikleri tahlilini yapmaktadır. Ayrıca Osmanlı henüz savaşa girmediği, dolayısıyla Rus emperyalizminin doğuda meşgul edilmediği koşullarda gönüllü birliklerin kurulması ve Türk hükümeti aleyhinde faaliyete geçmesi olayını, Kaçaznuni, “Ermeni halkının hemen hemen çeyrek yüzyıl boyunca beslenmiş olduğu psikolojik ortamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu” say-maktadır. Ermeni halkı hangi psikolojik ortamdan beslenmiştir? “Deniz-den denize büyük Ermenistan” hayalinin yayıldığı emperyalist ortam… 21. yüzyılın “Ermeni halkı” da Kürtler olacak gibi geliyor. Zira Kürt ayrılıkçılar da tıpkı 20. yüzyıl başlarındaki Ermeni teröristler gibi emperyalistlerin dolduruşuna gelmektedirler, “denizden denize büyük Kürdistan” projeleriyle… Sanki tarih yinelenmektedir ve bu kez sahnede Kürt ayrılıkçılar vardır. Her dönemde emperyalizm kendine bir alet bulmaktadır. Bir önemli saptama yapmaktadır: Terörü yapan Ermeni gönüllü birliklerinin kuruluşunu, partinin kongre kararlarına muhalif olarak partililer tarafından gerçekleştirildiğini belirtiyor. • II. Dönem: 1914 kışı ve 1915 ilk ayları. Bu dönem Rusya Ermenileri için bir hayal dönemidir. Rus emperyalizmine tam bir bağlılık, sadakat ile kul köle olma dönemidir. Kaçaznuni bu dönemde Rusya Ermenilerini güpegündüz “hayal” görmekle itham etmektedir. Rusya’nın en kısa zamanda Türkiye’de Ermenilerin yaşadığı eyaletlerle bir birlikte Rusya Ermenistan’ın bağımsızlığını Ermenilere lütfedivereceği hayali… Bu dönemde Ermenilerin akıllarının “dumanlandığını” belirtmektedir. Ayrıca Ermenilerin “kendi isteklerini başkalarına mal” ettiğini, “sorumsuz kişilerin boş sözlerine önem” verdiğini, ayrıca Ermeni milletinin kendisine “hipnoz” yaptığını belirtiyor. Buradan anlıyoruz ki, Kaçaznuni Ermeni soykırımı masalını Ermenilerin kafalarının “dumanlanması”, “sorumsuz kişilerin (Rus emperyalistlerinin adamlarının) boş sözlerine kanması”, en önemlisi de Ermeni milletinin kendi kendine “hipnoz” yapması olarak değerlendiriyor. (s. 32) • III. Dönem: 1915 Yaz ve Sonbaharı. Bu dönemde Ermeni gönüllü birlikleri • dedikleri terörist grupların, Türk köylerini ve kasabalarını basarak her şeyi ve herkesi tahrip ve katletmesi, Rus emperyalist ordularıyla savaşan Türk ordusunu arkadan vurması, onun ikmal yollarını kesmesi ve uçurması, Türk ordusunu Rus emperyalist ordusu karşısında zaafa düşürmesi (bunları yapan yüzlerce yıldır aynı topraklarda barış içinde yaşayan Türkiye Ermenileri, açıkça ve koskoca bir İHANET değil mi bütün bunlar?) üzerine Türkiye Ermenilerinin tehcirinin (göç ettirilmesinin) gerçekleştirilmesi. Kaçaznuni tehciri şöyle değerlendirmektedir: “Türkiye’de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem en kesin ve en uygun yöntemdi.” (Sürecek) |
|
#5
| |||
| |||
| Fozcan dostum gerçekten bu çok faydalı bilgileri biizmle paylaştığın için çok teşşekkür ederim, Türkiye cumhuriyetinin birer fertleri olarak üzerimize yıkılmkta olan bu yalan ve iftiralara asla boyun eğmeden gerçekleri sadece gerçekleri savunacak bir avuç insan bile yeter diye düşünüyorum, Araştırmalarını sabırsızlıkla beklemekteyim ayrıca emeğine saol... :O0 |
|
#6
| |||
| |||
| Bu konuyu zaman zaman değil, her zaman gündemde tutup, gerekiyorsa davulla zurnayla, her türlü reklamla işin gerçeğini su yüzüne çıkarmak için uğraşmalıyız ama malesef Ermeniler her yerde bu konuda kendi tezlerinin reklamını yapıp dururken, bizim dışişleri, her zaman olduğu gibi kulağının üstüne yatıyor, mensupları da o gitar dersi senin, bu piyano kursu benim, şu elçilik daveti hepimizin diye süslü püslü geziniyor... Çözüm yok, icraat yok, laf bol... Teşekkürler fozcan bilgiler için |
|
#7
| |||
| |||
| Aslında bu konu baya eskilere dayanıyo Türkiye, Ermeni soykırımı iddialarıyla, ilk defa ciddî bir şekilde 1970’li yılların başında karşı karşıya geldi. 1970’li yıllara kadar Türkiye, Ermeni diasporasının yazıp çizdiklerini ve bu konudaki faaliyetlerini âdeta görmezden geldi. Kendi kamuoyu konudan haberdar olmadığı gibi, akademik çevreleri de yüzeysel düzeyde dahi sağlıklı bilgi birikimine sâhip değildi. 1973 yılında ABD’de, Los Angeles’ta Mıgırdıç Yanıkyan tarafından iki diplomatımız katledilince, konu sıcak bir şekilde önümüze geldi. Son yüzyıllık hafızasını kaybetmiş bir toplum ve o toplumu yöneten siyasal kadrolar, aydınlar, yazarlar-çizerler… bu sıcak gündem karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Olaydan bir gün sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Dışişleri Bakanı’nın ağzıyla bu menfur cinayetleri şiddetle kınadıktan sonra, konu hakkındaki görüşünü şöyle deklare ediyordu: “…Mıgırdıç Yanıkyan’ın da ifâde ettiği gibi, şayet bu tür olaylar olmuşsa, 1914-1915’lerde olmuştur. Yâni Osmanlı Devleti döneminde… Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise 1923’te kurulmuş yeni bir devlettir…” Gerisini yazmama vicdanım müsaade etmiyor. Ve o gün, evet o gün, o davayı kaybettik… Hâfızasını kaybetmiş siyasal kadrolar, önce tarihlerini reddederek işin içinden sıyrılacaklarını düşündüler… Olmadı. 1975’lerden itibaren “böyle bir şey yaşanmadı” söyleminin peşine takıldılar… Olmadı. 1990’lara doğru “mukatele…” sözcüğü merkeze alındı… Olmadı. 2000’lere doğru 1.500.000 rakamı reddedilerek, bunun abartılı olduğu, bu rakamın 270-300 bin civarında olabileceği telaffuz edilmeye başlandı… Arkasından bu cenosit-soykırım tanımına “hukuken” görmez tezi dillere pelesenk edildi… Sonuç, Türk milleti olarak hiçbir şekilde hak etmediğimiz bir leke, bizim aymazlığımız yüzünden gelip alnımıza yapıştı… 18 ülkenin parlamentosundan geçti… Her yıl Nisan ayında ABD Kongresi’nden geçer mi, geçmez mi endişesiyle hop oturup, hop kalkıyoruz. Bir cihan imparatorluğunun varisi olduğumuzu âdeta yeni nesillere unutturmaya çalıştık, cami avlusunda bulunmuş bir millet psikolojisi içerisinde son yüzyılı tüketme gayreti içerisine girdik. Türk Devleti’ni temsil eden devlet başkanına suikast düzenleyen Ermeni teröriste methiyeler dizen şiirleri bizim şairlerimiz yazdı ve o şiirleri biz yıllarca ders kitaplarımızda kendi nesillerimize okuttuk. Tarih, bir milletin hâfızasıdır. Hâfızasını kaybeden insan nasıl dostunu-düşmanını ayırt edemezse, nasıl alacağını-vereceğini bilemezse, nasıl geleceğini plânlayamazsa; hâfızasını kaybeden milletler de okyanusta pusulası bozuk gemiye dönerler. Rüzgâr nereden eserse, o yönün aksine savrulur giderler... Biz, Osmanlı coğrafyası üzerinde yüzyıllarca bizimle beraber yaşamış halkların bir gün yakın tarihle hesaplaşacağını düşünemedik. Bu nedenle, bu hesaplaşmada faturaların olumsuz yönleri hep bizim önümüze kondu. Hiç hak etmediğimiz bir şekilde, sözde soykırım iftiralarıyla karşı karşıya kaldık! Neyse, bu konuyu fazla uzatmadan sadede gelelim. Biz bu Ermeni iftiralarıyla baş edemezken, yakında iki adet sözde soykırım iddiası daha önümüze konacak: Süryânî ve Yezidi soykırımı!.. Şimdilik bu Yezidi meselesini bir kenara bırakalım ve bu yazının tahammül sınırları içerisinde, önümüze konulacak Süryânî soykırımı iddialarını ana başlıklarıyla ele alalım. Önce, nereden çıktı bu Süryânî soykırımı sorusuna cevap arayalım: 1970’lerden bu yana Ermeniler, kendilerine uygulanan bu sözde soykırım iddialarında, bazı sorulara cevap vermekte sıkıntıya düşüyorlardı. Bu sıkıntı hâlen de devam etmektedir. Bu soruların başında şu geliyordu: “Türklerle yaklaşık 800 yıl bir arada yaşadınız. Tarihinizin en huzurlu dönemi, en rahat ettiğiniz dönem bu dönemdir. 800 yıl boyunca bir tek Ermeni’nin burnu kanamadı da, ne oldu birden bire 1914-1915’te böyle bir felaketle karşılaştınız?”. Bu sorunun cevabı ana hatlarıyla şöyle verdiler: “Türkler, yüzyılın başında bir imparatorluk kaybettiler. Bu süreçte sâdece toprak ve insan kaybetmediler, beşerî iz’an ve dengelerini de kaybettiler. Biz, onlarla iç içe yaşıyorduk ve Hıristiyan’dık. Bu nedenle millî ve dinî öfkelerini şuursuzca bize yönelttiler ve böylece bu korkunç soykırım gerçekleşti.”. |
|
#8
| |||
| |||
| evet bu konuda bilgiye ihtiyacımız vardı... teşekkürler :O0 |
|
#9
| |||
| |||
| Biz yıllarca kulağımızın üstüne yattık. Kendimiz çaldık kendimiz oynadık bu konuda. Biz soykırım yapmadık diye Türk insanına hitap etmenin uluslararası platformda hiç bir faydası olmadığını bir türlü anlayamadık. Hala daha anlaşıldığını zannetmiyorum. Ve böyle giderse, malesef ermeni soykırımı denilen yalan her yerde tanınacak. |
|
#10
| ||||
| ||||
| Alıntı:
[b]Kaçaznuni: Ermeni Soykırımı Uluslar arası Emperyalist Bir Yalandır/2[/] • IV. DÖNEM: 1915’in ikinci yarısı ve 1916: Bu dönemi “genel yas” dönemi olarak değerlendiriyor Kaçaznuni. Niçin? Tabii ki, Türkiye ordusunu arkadan kundaklayan, Türk ve Kürtleri, çoluk çocuk demeden, çocuk demeden toptan katliam yapan bir etnik unsura karşı etkin önlem almıştır? İşte şimdi uluslar arası yalan olarak Türklerin Ermeni soykırımı yaptıkları iddiasının özü budur: Türklerin nefsi müdafaası… Ne yapmaları gerekirdi uluslar arası haydutlara göre? Savunmasız durup beklemeleri gerekirdi!... Kaçaznuni bütün okların sivri ucunu kendilerine saplamakta, çok hırçın, acımasız bir şekilde özeleştiri yapmaktadır. İşte bazıları: —Parti olarak kendi meselemizin Rusları ilgilendirmediğini, gerekirse Rusların kendi meseleleri için cesetlerimizi çiğneyip geçeceğini anlamamıştı. —Rus saldırılarında Ermenileri kurtarmak için, geri çekildiklerinde bizleri kesmeleri için Türklere olanak sağladıklarına inanıyorduk. —“Sonuçlar ile amaç ve niyetleri karıştırmaktaydık.” —Ermenilerin “milli psikolojisinin karakteristik bir özelliği”, “kötü kaderden şikâyet etmek” ve “felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak” gibi “acıklı bir durum”dur. —Ermeniler için, “Rusların bize kalleşçe davrandığı inancında sanki özel bir teselli vardı (daha sonra da sıra Fransızlara, Amerikalılara, İngilizlere, gürcülere, Bolşeviklere, tek kelimeyle bütün dünyaya gelecekti.)” Ermeni psikolojisinde bütün dünya Ermenilere niçin “büyük Ermenistan”ı kurup vermiyor diye bir hayal kırıklığı, bir kırgınlık, bir sitem, bir öfke durumu var. Yani oturup gerçekler zemininde bilimsel açıdan bir özeleştiri yapmak diye bir özellikleri yok yani! Fikret’in dediği gibi, gerçekten de insanlar içinde, bazen milletler içinde “aldanmak bir şifa” oluyor. • V. DÖNEM: Rus Devrimi (1917 Şubat’ı). Çanakkale savaşlarında emperyalizmin kolunu kanadını kıran Türkiye (Osmanlı Devleti), dolaylı bir şekilde Rus işçi-köylü kitlelerine de yardımcı olmuş; zalim Çarların sömü-rü düzeni çökmüş; Şubat Demokratik Devrimi gerçekleşmişti. Kaçaznuni bu olayı “beklenmedik bir yeni olanak” şeklinde değerlendiriyor. Ama başlangıçta Ermeniler bu konuda işleri arapsaçına çevirmekte gecikmiyorlar; önce Menşevik hükümetler kuruyorlar. Ya da kurulanların kuyrukçusu oluyorlar. • 6. DÖNEM: Güney Kafkasya’da “komiserlik” dönemi olayları. Güney Kafkasya coğrafyasında Gürcüler, Ermeniler ve Azerilerden oluşan üçlü bir “komiserlik” yönetimi kurulmuş ama Ermeniler burada tali plandalar. Gürcüler en kültürlü, donanımlı ve örgütlü olduklarından önderlik onlarda ve onlar da Menşevizmi seçiyorlar. Dolayısıyla merkezi hükümetle çatışma dönemi başlıyor. Bu dönemi Kaçaznuni şöyle değerlendiriyor: Taşnaksutyun Partisi, yani Ermenileri tarih boyunca emperyalizmin aleti olmaktan öteye götürememiş Ermeni terör örgütü, “…En zor günlerde Gürcü Sosyal Demokrat Partisi’nin hegemonyası altında ve onun kuyruğunda sürünerek hareket etmiştir.” (s.39) Ermeni milletinin tarihsel rolü konusunda bundan daha iyi itiraf ve açıklama olabilir mi? • 7. ve 8. DÖNEM: Eylül’ünden yılsonuna kadar geçen dönem. Rutin olaylar ve gelişmeler. • 9. DÖNEM: Ekim/ Bolşevik ihtilalinin patlak vermesi. Anti-Bolşevik kampta kaldı Ermeniler. Daha doğrusu Gürcülere karşı Menşevik gözüktü, Tatarlar dediği Azerilere karşı Bolşeviklerle işbirliği yaptı. Yani bölgesel siyasal çizgisi de riyakâr ve yanardönerdi. (s.40) • 10. DÖNEM: Hala kuyrukçuluğa devam edilir. Bağımsız politikalar yoktur. Şu sözler Kaçaznuni’nindir: “Biz Tiflis’te kendimiz istemeden Gürcü Menşeviklerin hegemonyası altına girdiğimiz gibi, Bakû’de de Bolşeviklerin etkisi altındaydık. Her iki durumda da bizi buna iten Türk-Tatar (Türk-Azeri demek istiyor) tehdidiydi.” “Yine bizim girişimimizle İran’dan İngiliz birlikleri davet edildi.” Sonuçta “biz yalnız kaldık; İngilizleri izleyerek İran’a kaçmaktan başka bir şey yapamadık.” (s. 42) Görüldüğü gibi ilk başbakanlarının ağzından Ermenilerin karakter bozuklu ve her zaman birilerinin emri altında olmak zorunda hisseden psikolojik durumu ile her dönemde bir yabancı kurtarıcı arama gereksinmesi apaçık anlatılıyor, açık yüreklilikle, içtenlikle… Kaçaznuni “olayların kronolojik sıralamasına geri dönüş”le devam eder: • 11. ve 12 DÖNEM: Bu dönemi Kaçaznuni, Rus ordusunun moralinin çöktüğü ve sonra da bozulduğu, arkasından gelen iç savaş koşullarında anlatır. • 13. ve 14. DÖNEMLER: Bu dönemlerde Türkiye’nin elinin güçlenmesi koşullarında Seym (Güney Kafkasya Federasyonu Hükümeti’nin- burada Ermeniler, gürcüler ve Kaçaznuni’nin ısrarla Tatarlar dediği Azeri Türklerinden sonra üçüncü sırada gelmektedir) Trabzon’da Türkiye’yle (henüz Osmanlı ile) barış ve sınırlar konusunu görüşmektedir. • 15.DÖNEM: 1918 Nisan’ı. 25 Nisan’da Kars2ın Türklerin eline geçtiğini Kaçaznuni yana yakıla belirtmektedir. 8–9 asırlık Türk toprağı esas sahiplerine geçti diye dövünmek herhalde emperyalist zihniyetlere özgü bir olaydır. Onlar için “en stratejik mıntıkaları”, bizim içinse vatan toprağı… (s.49) • 16. DÖNEM: Mayıs ayı, Güney Kafkasya ulusal devletlerinin ilanları döne-mi. Gürcistan, Azerbaycan ve sonra da Ermenistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. • 17.-18.-19.-20.-21.-22.-23. DÖNEM: Bu dönemde Kaçaznuni, tarihin bir fırsatı olarak Çanakkale’de Türklerin emperyalizmin kolunu kanadını kırarak geçit vermemesi ve bunun sonucu yardım alamayan Çarlık emperyalizminin yıkılışı ve Rusya işçi ve köylülerinin siyasal iktidara gelmeleri sonucunda Güney Kafkasya halkları da ulus devletlerine kavuşmalarının öyküsünü anlatmaktadır. Ayrıca I. Dünya Savaşı’nın sona erişini ve kendileri bağlamında sonuçlarını incelemektedir. Bu kez de İngilizlerden umutlandıklarını ama yanıldıklarını anlatır. Devlet ve siyaset konusunda da içten ikrarları olduğu gibi Kaçaznuni’nin halka karşı tutum konusunda devlet terörünü açıklıkla anlatmaktadır: “Ülke içinde de Akbaba, Zod, Zengibasar, Vedibasar, Şerur-Nahcıvan, Zengezar vb. yerlerde yerli Müslüman halkla birçok kanlı muharebe” yaptıklarını, “Müslüman bölgelerde idari yöntemlerle düzen sağlayamadıkları”nı, “silah kullanmak, ordu sev-ketmek, yıkmak ve katliam yapmak zorunda” kaldıklarını, “hatta bu konularda da başarısız” olduklarını, birçok yerde “kendi iktidarlarını silah gücüyle bile kuramadık”larını, “yenildik”lerini ve “geri çekildik”lerini açık yüreklilikle anlatmaktadır. (s.55/56) (Sürecek) |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| emperyalist, ermeni, soykırımı, uluslararası, yalandır |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|