SENİN ADIN EBRU
Suyun davetine tanık oldunuz mu hiç? Gökyüzünden inerken mesela yeryüzüne çisil çisil…Usulca bir gül yaprağının kıyısına konarken damla damla…renge bulaşmak mı , gülün kokusuna ortak olmak mı maksadı bilmeden….
Su bana , gel , dediğinde gözüme bulaşan mavisi, ruhumun da rengini çıkartmıştı ortaya.Tepeden tırnağa maviydim artık.Ve bu maviliğ
i bir kaba sığdıramazsam taşıp sel olmaktan korkuyordum ki; tüm mütevazılığıyla karşımda duran o tekneye akıttım kendimi.
Öbek öbek sarılarımı,kırmızılarımı bıraktım
içine…kimi kükredim simsiyah,sonra duruldum yemyeşil…meraklandım …neydim ben böyle.Bir bakmak istedim kendime .Pürüzsüz bembeyaz bir kağıt serdim üzerime.Sıyrıldım teknenin kenarından aşağıya..Neydim ben böyle.Bir fısıltı geldi kulağıma .Suyu dinledim sonra.Su ”ebru” dedi kulağıma .Adım mı bu benim …Ebru….Anlat öykümü bana .Su dedi nerden başlamalı acaba.Ben ile sen diyorum , yani biz…tarihimizin başı hangi rakam bilmeden geldik buralara.Bir yaşam ki kitap kıyılarında gezinen,saraylara konuk olan ,sultanlara nağmeler taşıyıp duran …bir yaşam ki geçmişten geleceğe konuk olan.En gizli sırlar açılırken üzerimize susmanın ağırlığını taşıdık beraberce.
Yani kelamın özü; evrenin,sevdanın ,suyun rengi olsun diye oldu adın Ebru….