Bu yazıyı, Orhan Şaik Gökyay, meclisimizin kuruluşunun 65. yılı münasebetiyle hazırlanan TBMM Dergisi özel sayısı için 1985 yılında yazmıştır.
Atatürk, Sivas Kongresi sırasında arkadaşları ile birlikte (1919)
Yazar: Orhan Şaik Gökyay
Kaynak: TBMM Dergisi, 65. yıl özel sayısı

Giriş
23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı’nın tarihini anlatmak üzere bu denemeyi hazırlamak için Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesinde bu konu ile ilgili tutanak dergileri, kanun dergileri, 23 Nisan dolayısıyla başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, o günleri yaşamış olanların konuşmaları, Büyük Millet Meclisi’nin beyannameleri, tanınmış yazarların o yılların gazetelerinde çıkmış olan yazıları, gazete haberleri ve benzeri kaynaklar okunarak not alınmış; önemleri, değerleri ölçüsünde bu yazıda bunlara yer verilmiştir.
Bunlardan bir bölüğü, ifadeleri hiç değiştirilmeden, olduğu gibi bu yazıya aktarılmıştır; bunları değiştirmekte kendimde yetki görmedim. O günlerden çok uzaklara düşmüş olan bugünkü okuyucuların, o hatıraları ve kaynaklan o zaman söylendikleri ve yazıldıkları dillerle okumak, anlamak ve yaşamak güçlüğüne katlanmaları, umarım, pek de sıkıcı olmayacaktır.
Büyük Millet Meclisi’nİn toplandığı günlerin öncesinden başlayarak, Zafer’in kazanıldığı günlere kadar nice çetin mücadeleler olmuştur. Bunları başta, Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis konuşmalarından, Meclis müzakerelerinden ve memlekette olan bitenden anlıyoruz. Milletin karşılaştığı güçlükler ve engeller, yalnızca, vatanı her yanından sarmış dış düşmanları sınırlarımızdan atmak değildir. İçerde de, amaçları, düşünceleri ve çıkarları başka başka olan iç düşmanlar vardır. Eşkiyalar, ayaklanmalar, yabancıların isteklerine ve aldatmalarına kendilerini kaptırmış olan duygusuzlar ve hainler de vardır. Belki de, milletin kahramanca çarpışarak, sonuca ulaşmak için yaptığı mücadelede, İlk önce bunları yok etmek vardır, diyebiliriz. Kendilerini vatanın ve milletin istiklâline kavuşması yolunda adamış olan insanların, giriştiklen mücadelede ve duydukları endişelerde, gördükleri kötü rüyalarda bu saydıklarımızın payı olduğunu da, o çetin günlerle birlikte hatırlamak gerektiği unutulmamalıdır.
İlk Büyük Millet Meclisi’nin Açılışı
Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden seçilerek gelip toplanmış olan temsilcilerin, Ankara’daki bu ilk toplantısında Mustafa Kemal Paşa bir Hükümet teşkilinin gerektiği konusunda uzun bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmasında, o, TEMSİL HEYETİ’nin yüklendiği vazifeleri ve işleri açık açık yürütebilmesi için, bir Meclis Başkanı’nın seçilmesi, icra ve kanun yapma kuvvetlerinin kurulup işler hale getirilmesi lüzumuna işaret etmiş ve bunda tarihe, tarihten aldığı tanıklara ve günün icaplarına dayanarak konuşmasını sürdürmüştür.
O günlere ait tutanak dergisinde, bu konuşmanın sonunda, “Sürekli alkışlar üç dakika temadi etmiştir” diye bir not vardır.
Bursa Mebusu Operatör Emin Bey ile iki arkadaşının “Milli Mücadeleye atıldığından dolayı Mustafa Kemal Paşa İle Arkadaşlarına Meclis namına teşekkür edilmesine dair takriri” oy birliği ile kabul edilmiştir. Bu takririn metni şöyledir:
“- Harb-ı Umumi’de gösterdiği cesaret-i Askeriyye ve medeniyye, bilhassa Mütareke’yi müteakip, Vatan ve Milletimiz demir çember içerisine alındığı bir sırada istihkar-ı hayat ederek en evvel meydan-ı mücadeleye atılan ve şu suretle bugünkü milli varlığımızın husulüne sebep olarak bihakkın milletimizin minnettarlığını celpeyleyen milli kahramanımızın Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine, esamisi ma’lûm ve gayrıma’lûm diğer Rufaka-yı kİramlarına Meclisimiz namına sûret-i resmiyyede beyan-ı teşekkür edilmesini teklif eylerim.”
Hamdullah Suphi Bey de (Sinop) Mustafa Kemal Paşa ve Arkadaşlarının yapmış olduklan mukaddes vatan hizmetleri için, millet adına ve milletin duygularına tercüman olarak açıkça teşekkür edilmesini istemiş, bu da (Kabul kabul) sesleriyle karşılanmıştır.
Bu konu üzerine söz alan mebuslardan biri, Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasının torunlarımızın ve oğullarımızın ezberinde sonsuza değin nakşedilip kalması için köylere varıncaya kadar dağıtılmasını istemiş, bu istek de kabul edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, bu takrire ve kabulüne şöyle karşılıkta bulunmuştur:
“- Benim için dünyada en büyük mükâfat, milletin en ufak bir takdir ve iltifadıdır. Meclis-i âlinizi teşkil eden âza-yı kiram bütün milletin mümessili olmak itibariyla tevecühatımı bütün milletin teveccühatı gibi telâkki ederim. (Alkışlar) Binaenaleyh bu dakikada hissettiğim saadetin azametini tarif edemem. Yalnız, hayatımda en zevkli bir an yaşadığımı arzetmekle Kesb-i mübâhat eylerim. (Alkışlar) Teşekkürlerimi ikmal için şunu da ilâve etmeliyim. Ben diğer vatandaşlarımdan fazla bu vatana ve bu millete medyun olduğum vazifeden daha fazla bir şey yapmış değilim. Eğer mütezâhir bir muhassala varsa bunu yine milletin bana müteveccih olan enzâr-ı itimâdına medyunum. Millet esas olduktan sonra her ferdinin azamî muhassalasından istifade edilmek pek tabiîdir. Tekrar teşekkür ederim efendim. (Sürekli alkışlar)”
Hükümetin derhal teşkili üzerinde, bu arada aykırı sesler de duyulmuştur. “.. Bu mesele-i mühimme hakkında henüz bir karar yoktur, arîz ve amîk tetkik edilmelidir..” denmiştir.
Bunun üzerine söz alan Mustafa Kemal Paşa şöyle konuşmuştur:
“- Efendiler! Bütün maddi, manevî mesuliyeti, heyet-i temsiliyye namı altında bulunan heyet üzerine almış, 16 Mart 1336 tarihinden bu dakikaya kadar bütün acı safhalara, manzaralara karşı vazifeyi fevkalade bir vazife bilmiştir, bu mesuliyet çok ağırdır. O heyeti artık bu ağır yükün altına bırakmayınız. Bu dakikadan itibaren teklif ediyorum, derhal mukadderat-ı memleketi deruhte buyurunuz.”
Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuşmasından sonra, Çorum Mebusu Fuat Bey ile Kastamonu Mebusu Abdülkadir Kemali Bey’in verdiği şu takrir oya konmuştur:
“- Mustafa Kemal Paşa Hazretleri tarafından verilen takririn müzakeresi kâfi görülerek aynen re’ye konmasını teklif ederiz.”
Bu konunun “Arîz ve amîk ve teenni ile” düşünülmesi gerektiğini ileri süren bir kaç ses çıkmışsa da müzakerenin yeterli olduğuna karar verilmiş ve takrir ekseriyetle kabul edilmiştir.
Bundan sonra 5. celsede seçimlere geçilmiş; azanın henüz biribirini tanımadığı ileri sürülerek seçimin ertesi güne bırakılması bir takrir ile istenmiş ve bunun yerine hemen konuşulması istenen “müstacel bir takrir” verilmiştir. Bu takririn konusu, “ağnam resminin tesbiti”dır. Milletin canı ile uğraştığı bir günde, koyu vergisinin acele olarak konuşulmasını istemenin ne kadar abes olduğu meydandadır.
Seçimin nasıl yapılacağı üzerinde bir takım konuşmalar olmuş; Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey’in, oy toplamanın 120, mutlak çoğunluğun da 61 olduğunu belirtmesi üzerine yapılan oylamada, Mustafa Kemal Paşa 110 oy alarak Büyük Millet Meclisi’nin ilk Reisi seçilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, Meclis Reisliğine seçildikten sonra yaptığı konuşmada; “.. Gerek hayat-ı askeriyye ve gerek hayat-ı siyasiyyenin bütün edvar ve safahatını işgal eden mücadelatında daima Düstûr-ı haraketim, irade-i milliyeye istinad ederek milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur…” (Şiddetli alkışlar) demiştir.
Bundan sonraki gizli oturumda ise, Mustafa Kemal Paşa genel durum hakkında Meclis’e bilgi vermiştir.
Büyük Millet Meclisi’nin Toplandığı 23 Nisan 1336 Tarihinin Milli Bayram Olarak Kabulü
Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1336 (1920) günü toplanmıştır, Heyet-i Temsiliyye o gün Meclis’in açılacağını ve açılmadan önce neler yapılacağını bir genelge ile ve ayrıntılarıyla duyurmuştur,
“Yüce Allah’ın yardımıyla Nisan’in 23 ncü günü Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.” diye başlayan bu genelgede, “.. Vatanın İstiklâli ve Saltanat makamının düşmanlardan kurtulması gibi en önemli ve hayati vazifeleri yerine getirecek olan Büyük Millet Meclisi’nin açılışını Cuma gününe rastlatmakla, o günün uğurundan, açılıştan önce Meclis’in bütün mensuplarıyla Hacı Bayram-ı Veli Camiinde Cuma namazı kılınarak, okunacak Kur’an-ı Kerîm’den ve getirilecek selavattan yararlanılacağı bildirilmiştir. Namazdan sonra Sancak-ı Şerif taşınarak, Daire-i mahsusa’ya (Meclis’in açılacağı yere) gelinmeden önce bir dua edilecek, kurbanlar kesilecektir. Tören dolayısıyla, Hacı Bayram Veli Camii’nden, Meclis binasına kadar Kolordu Kumandanlığınca askerî kıtalar ile özel tertibat alınacaktır. İndirilecek hatmin son bölümü camiden sonra Meclis önünde tamamlanacaktır. İşgal altında bulunan bütün vatan parçalarının kurtarılması maksadıyla yapılacak milli çalışmaların önemi ve kutsallığı ve bütün millet fertlerinin kendi temsilcilerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatan görevlerinin yerine getirilmesi mecburiyeti hakkında mev’izeler (öğüt) verilecektir.
Bu din ve vatan görevlerinin yapılmasından sonra Osmanlı şehirlerinin her tarafından Hükümet makamına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmen kutlamalar yapılacaktır.
Bu tebliğin hemen yayınlanıp yayılması için her vasıtaya başvurulacak ve en çabuk yoldan en uzak köylere, en küçük askeri kışlalara kadar memleketin bütün kurumlarına ve müesseselerine ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca bütün levhalar (afişler) halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlere basılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
Büyük Millet Meclisi’nin toplantısından sonra, Büyük Millet Meclisi emriyle Reis Mustafa Kemal’in imzasını taşıyan bir beyanname başlığı altında yayınlanan Beyannamede şöyle denilmektedir.
“-Anadolu’nun her köşesinden gelen vekillerinizin teşkil ettiği BÜYÜK MİLLET MECLİSİ olanı biteni dinleyip anladıktan sonra Millete hakikati söylemeye lüzum gördü, İngilizler tarafından satın alınan ve milleti birbirine düşürmek maksadını güden bazı hainler sizi aldatmak için türlü türlü yalanlar söylüyorlar. İzmir vilâyetinin, Antalya’nın, Adana’nın, Ayıntap ve Maraş ve Urfa havalisinin düşmanlar tarafından işgali üzerine silahına sarılan vatandaş ve dindaşlarınızı yine size mahvettirmek için Padişah ve Halifeye isyan sözünü ortaya atıyorlar. Millet Meclisi Halife Padişahımızı düşman tazyikinden kurtarmak, Anadolu’nun parça parça şunun bunun elinde kalmasına mani olmak, paytahtımızı yine anavatana bağlamak için çalışıyor. Bu vekilleriniz Cenâb-ı Hak ve Resûl-i Ekrem’in namına yemin ederiz ki, Padişaha, Halifeye isyan sözü bir yalandan ibarettir ve bundan maksat, vatanı müdafaa eden kuvvetleri aldatılan Müslümanların elleriyle mahvetmek ve memleketi sahipsiz, müdafaasız bırakarak elde etmektir. Hind’in, Mısır’ın başına gelen halden mübarek vatanımızı kurtarmak için İngiliz casuslarının sizi aldatmak üzere uydurdukları yalana inanmayın. İzmir’ini, Adana’sını, Urfa ve Maraş’ını, elhasıl vatanın düşman istilâsına uğramış kısımlarını müdafaa edenleri, din ve milletlerinin şerefi için kan döken kardeşlerinizi arkadan size vurdurmak isteyen alçakları dinlemeyin ve onları Millet Meclisi’nin kararı üzerine cezalandıracak olanlara yardım edin, tâki din son yudumu gaip etmesin; tâki milletimiz köle olmasın. Biz birlik oldukça düşman, üzerimize gelmeyeceğini resmen ilân etti. Onun candan özlediği, aramızda nifak ve şikaktır. Allah’ın laneti, düşmana yardım eden hainlerin üzerine olsun ve rahmet ve tevfîki Halife ve Padişahımızı, millet ve vatanı kurtarmak için çalışanların üzerinden eksik olmasın!”
Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Millet Meclisi’nin ilk açıldığı 23 Nisan 1336 (1920) günü ile ilgili izlenimleri:
“.. O esnada halkın efkârını tesmîm etmek ve hariçte efkâr-ı umumiyye-i cihanı teşviş eylemek maksadıyla çalışanların kullandıkları vasıtalardan birisi de doğrudan doğruya benim şahsiyetim idi; memleketimizdeki milli heyecanı, hak ve istiklâli müdafaa uğrunda gösterdiği kabiliyet-i hayâtiyyeyi inkâr için bazı kimseler, bütün hücumlarını bana tevcih eyliyorlardı. Gerek millete ve gerek İstanbul’daki hükümete resmen diyorlardı ki, ‘Mustafa Kemal’i tanımayınız; Mustafa Kemal’e emniyet ve itimat etmeyiniz. İtilâf devletlerinin Türkiye’ye karşı gösterdiği şiddet bunun yüzündendir.’ Onlar böyle söylüyorlar ve ben bertaraf edildiğim takdirde, millet ve memleketin hariçten her türlü dostluğu ve iyiliği göreceğini ileri sürüyorlar; efkârı bu suretle iğfale çalışıyorlar.
Ben bu teşebbüste ne kadar zahiri, fakat mahirane bir kasıt olduğunu bütün vuzuhiyle görüyordum. Ancak Milletimin üstüne konan tazyik ve esaret yükünün benim yüzümden ileri geldiğini düşünebileceklerin mevcudiyetini zaman zaman düşündükçe kalbimin pek derin teessürat ile çarptığını hissediyordum. Hem kendimi bu teessürden kurtarmak, hem de böyle düşünebilecekleri, tevehhümden kurtarmak için o güne kadar ihdas edilen vaziyyet-i târihiyyenin ve vaziyetin o günden sonraki safahatına ait mesuliyeti diğer bir arkadaşa tevdi ederek kûşe-i inzivaya çekilmenin muvafık olacağını düşündüm; bu fikrimi o zamanlar temasımda bulunan nafakayı mesâimin kâffesine açık ve kat’i bir lisanla bildirdim.
Fakat rufakam, böyle bir hareketin düşman niyyât ve arzusunu terviçten başka semere vermeyeceği iddiasında bulundular.
Dahili isyan ateşi Ankara kapılarına takarrup etmekte idi. Vaziyetin vahameti, mesuliyetin azameti, tedhiş edici bir mahiyette idi. Bu vaziyet karşısında şöyle düşündüm: Hâdis olan vaziyetten her ne mülâhazaya mebni olursa olsun çekilmek iki surette tefsir olunabilirdi. Birincisi, tutulan işte nevmîdîye düşmüş olmak; ikincisi, tutulan işin sıklet-i mesuliyetine tahammül edememek. Filhakika bu gibi yanlış hesaplar hem maksad-ı mukaddesi rahnedar edebilir, hem de bu maksat etrafında toplanan kuvvetleri inhilâle uğratırdı. Binaenaleyh, arkadaşlarımın samimiyyetine, milletimin azm ve imanına ve düşmanlarımızı evvel ve âhır itıraâf-ı acze mecbur edeceği hakkındaki kati kanaatime ve Allah’ın tevfîkına istinaden kemâ-fi-s-sâbık sonuna kadar mücadele-i milliyemizin şahsıma tahmil ettiği vazife-i namus ve vicdanı ifada devama karar verdim.”
“Hakimiyet-ı Milliye” Gazetesi adına Mustafa Kemal Paşa ile yapılan bir mülâkatta-ki gazetenin sahibi Recep Zühtü olacaktır şunları söylüyor:
“… İşte 23 Nisan Cuma günü, öğleden sonra takriben saat 2.00′de Meclis Binasının kapısından girerken, günlerden ve gecelerden beri bütün mevcudiyetimi işgal eden bu efkâr ve ihtisâsâta müstağrak bulunuyordum. İçeriye girip Meclis salonunu dolduran Milletvekillerinin emniyet ve itimad-ı nazaralannın bana mütevvecih olduklarını gördüğüm zaman teşebbüsadımızın milletin âmaline tamamen tevafukunu bir kerre daha idrak ettim ve artık benimle fikir ve emelde müşterek, milletin fikir ve emelini temsil eden bu kadar arkadaşla beraber çalışacağımdan mütevellid büyük bir bahtiyarlık hisseyledim.
23 NİSAN gününün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılış Günü olarak kabulü ve kutlanışı - 23 NİSAN’ın Milli Bayram addine dair Kanun:
Büyük Millet Meclisi’nin ilk toplandığı gün olan 23 Nsan’ın “Milli Bayram” olarak kutlanmasını teklif eden kanunu, Meclis Reisi şöyle sunuyor:
“- Efendiler, hakkın zulme, ceberuta karşı galebesini tecelli ettiren ve Şark tarih-i siyasetinde mühim bîr inkılâbın müteşebbisi olan Meclis-i âliniz bugün sene-i devriyye-i içtimaiyyesini ikmal etmiş oluyor. Bu münasebetle, 23 Nisan’ın Iyd-i milli olarak kabul edilmesi yolunda rufaka tarafından verilmiş iki takrir vardır, şimdi okunacaktır.”
Okunan takrirlerden biri şöyledir:
“Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesi’ne
Ulvi ve mübarek tarih-i milliye mebde olan 23 Nisan gününün a’yâd-ı milliyyeden addindeki isabet ve zaruret heyet-ii celilelerinin mâlumudur. Meclis’in ikinci sene-i küşâdınm ilk günü olan bu yevm-i mübecceli hatıra-i millette aledddevam yaşatmak için, âtideki kanunun kabulünü ve bugün başka hiçbir madde müzakere edilmeyecek kabulünde herkesin müttefik bulunduğu bu esasın encümenlere gitmesinden sarf-ı nazar olunarak hemen bu celsede ve müstacelen kabulünü teklif eyleriz” .
“Teklif-i Kanunî
1- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk yevm-küşadı olan 23 Nisan a’yâd-ı milliyyedendir.
2- Tarih-i kabulünden muteber olan işbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur.
(Saruhan) Refik Şevket, (Sinop) Mehmet Şevket, (Canik) Mehmet Genç, Fikri; (Hakkâri), Mazhar Müfit, (Bitlis), Sadullah; (Sinop), Hakkı Hami; (Karahİsar-ı Sahip), Mehmet Şükrü; (Konya), Refik; (Bitlis), Arif; (Siverek), Mustafa Lütfi; (Ergani) Mehmet Emin.
İçel mebusu Şevki Bey de, 23 Nisan’ın Iyd-i milli ittihaz olunmasına dair bir takrir vermiştir ve kanunu kısaca “23 Nisan tarihi Iyd-ı millidir” şeklindedir.
Teklif üzerinde yapılan görüşmeler sırasında, Tunalı Hilmi Bey (Bolu) ile Abdulkadir Kemali Bey (Kastamonu)’in kanundaki “Iyd-İ milli” yerine, Türkçe olsun “Milli Bayram olsun” diye yaptıkları düzeltme kabul ediliyor.
Böylece kanun “23 Nisan’ın Milli Bayram addine dair Kanun” adıyla çıkıyor.
“1. Madde: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk yevm-i küşâdı olan 23 Nisan günü Bayram Günü’dür.
2. Madde: Tarih-i kabulünden muteber olan işbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur.
23 NİSAN 1337 (1921) - Numara : 112″
Bu kanun daha sonra “Ulusal Bayram ve genel tatiller hakkındaki kanunun 2. maddesinin (b) fıkrası ile “Ulusal Egemenlik Bayramı 22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan günü” olarak değiştirilmiştir. Bu kanunun kabul tarihi 27 Nisan 1935, numarası da 2739′dur.
Milli Egemenlik Bayramı’nın Basında Yankıları
23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı ile ilgili olarak tanınmış yazarların imzaları altında bu günün değerini anlatan çok sayıda yazılar çıkmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:
AKÇAROĞLU Yusuf, “TECELLİ GÜNÜ”
“.. Türklük denen ezeli ve ebedî kuvvetin son zamanlarda yeni bir tecellisine şahid olduk. Türklük bu sefer, bir Cumhuriyet şeklinde kadim Anadolu’nun göbeğinde tecelli etti. Tecelli günü, bu gündür, bugünü kutlayalım ve bugünü bize gösteren ulu Tanrı’ya yükünelim. İlk Türk Cumhuriyeti’nin tarihî vazifesi, esasen bir olduğu ve biri diğerinin teselsül ve devamı bulunduğu halde, mütezat ve mütenakiz zannolunan şark ve garp medeniyetlerini telif etmektedir.”
Celal NURİ, “23 NİSAN”
“.. 23 Nisan’ı Malta’nın Polverist zindanında idrâk ettiğini” söyleyen yazar, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” cümlesi ve bu cümlenin ifade ettiği mefhum ve mânâ nazarımızda büyüdükçe büyüdü. Bu Meclis’in yalnız Reis ve âzası değil, binası ve sakfı ile nazarımızda bir ulviyyet kesbedıyordu” diyor.
Ruşen EŞREF, “23 NİSAN”
“.. 23 Nisan bir felah nidası idi ki, bu büyük kuruluş ve kurtuluşu başarmak için tarihîn seçip beğendiği genç reisin ağzından ufuklara bu şahikadan dağılmıştır… 23 Nisan, yeni doğuşa ilk davettir… 23 Nisan, temel gündür; en hakiki millet günüdür… 23 Nisan, her yıl Türk’e müjdeyi verecektir ki, ferdî devirlerin, fâni siyaset iniş-çıkışlarının fevkinde ebedî ruh vardır, Türk oğlu! Onu unutma! o ruh sendedir, tecelli etmeseydi, tarumar olurdun!..”
İzzet ULVİ, “YENİ DEVLETİMİZİN DOĞUŞU”
“.. 23 Nisan milletin yaşama kudretine şekil ve vücut verdi… 23 Nisan, Türk tarihinde en mübeccel bir dönüm yeridir, bir sevinç ve saadet kaynağıdır.”
Falih RIFKI, “23 NİSAN”
“.. İnönü’nde ordu, 23 Nisan’da devlet teessüs etti. Bu iki tarih Cumhuriyet için mukaddestir..”
Yahya KEMAL, “SENE BEŞ”
“.. Bugünkü vatan miras bırakılmış bir kişver değil, Cumhuriyet’in bizzat fethettiği bîr ülkedir… Türklüğün tâ Asya içerilerinden beri hür ve müstakil yaşamak mizacını gösterir bir darbımeseli vardı. Türkler, istiklâllerini kaybetmek tehlikesinde kalırlarsa asîl bir isyanla “ya Devlet başa, ya kuzgun leşe” derlerdi. Bükülmektense, ölmek isteyen hür insanların ağzından çıkan sözlerin bu söz en güzeli..”
Yakup KADRİ, “TARİHİN BÜYÜK DEVİRLERİ”
“23 Nisan! Bu günü hikâye etmek ne mümkün?! Bu gün geçmedi, biz onu hâlâ yaşamaktayız. Hummalar ve heyecanlarla dolu bu dört senelik harb, zafer, inkılâp devri 23 Nisan in teselsül ve temadisi demektir. Bu günün akşamı, bütün serinliği, tatlılığı ve iltimâları ile beraber yarınki nesle bizden miras kalacaktır ve ne mes’ut o nesil ki, olgun bir meyve gibi bunun bütün lezzetini tadacaktır. Bu nimet ona helâl olsun! Zira, bizim çektiğimiz mihnet ve ızdırap hep onun içindir. Eğer senelerce bütün mevcudiyetimiz bir ana karnı gibi sancılar içinde kıvrandı ise, eğer vatanın her köşesinde kanlarımızı oluklardan akan sular gibi revân ettikse, bunun yegâne hikmeti yarına bu mirası bırakmak içindi. 23 Nisan bir cihetten işte bu emelin, bu azmin takarrür ettiği gündür.”
Yunus NADİ, “23 NİSAN”
“.. Bugün milli bayramdır. Çünkü Türkiye Büyük Millet Melcisi’nin içtima ettiği gündür. Bugün Türkiye Millet Meclisi’nin ilk içtimainin altı senelik devresidir…
Ahiren Meclis’te kabul olunan bir kanun ile Cumhuriyet’in ilân olunduğu 29 Teşrinievvel tarihi resmî bayram ittihaz edilmiştir. Eğer bu meyanda 23 Nisan’ın bayramlığını takrir eden kanun ref’edilmiş ise bizce gam değildir. 23 Nisan’ın bütün milletin kendi vicdanından doğan bir şekv ve heyecan ile tesid edeceği - velev ki gayriresmî - fakat hakikaten milli bir büyük bayram olmakta devam edecektir. Resmî tekellüflerden âzâde, fakat halkın cûş-u huruş içindeki bütün samimi hislerini galeyana getiren milli bir bayram, Türklerin halâsını ifade eden Ergenekon’un asri ve hakiki tekerrürü 23 Nisan’dır. Hakikatte Türk Cumhuriyeti 23 Nisan tarihinde tesis ve i’lâ kılınmıştır…”
Falih Rıfkı ATAY, “23 NİSAN”
“.. Herkes kurtulmak isteyebilir. Mesele kendini kurtarmaya karar vermekte ve bu karardan gelecek bütün ızdırap ve tehlikelerle sonuna kadar boğuşmak kuvvetini hissetmektedir. 23 Nisan, Türk milletinin işte bu karar ve imân bayramıdır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Mesajları
23 Nisan 1982 Mesajından “.. Şüphesiz bu güne ulaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk demokrasisinin temelini milli hâkimiyet ideolojisi oluşturmaktadır. Bu prensip ebediyete kadar Türk milleti ile var olacaktır. Hiç bir güç bu akışı durduramıyacaktır. Bugünkü dünyada bu prensip; içinde devletin ülküsü ve milletiyle bölünmez bir bütünlük içinde bulunması, milletlerarası ilişkiler bakımından ise, bu milletin kendi iradesinden başka hiçbir yabancı hâkimiyet tanımayan, dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olan bağımsız bir devlet anlamına gelir.. (gazeteler)
Cumhurbaşkanı Kenan EVREN 23 Nisan 1984 mesajında öğretmenlere şöyle seslenmiştir:
“.. Çocuklarımıza geçmişte varlığımıza göz diken ihanet ocaklarının pençesine düşenlerin başarısızlık, çaresizlik, kan ve gözyaşı ile noktalanan acı sonlarını hatırlatarak, her zorluğu aşmada, çağdaş uygarlığa ulaşmada Atatürkçülük’ten başka çıkar yol olmadığını ve olamayacağını, bıkmadan, usanmadan anlatınız ”
KAYNAK



teşekkür etmeyi unuttun
emeğe saygı






Normal
