Nüve Forum

Nüve Forum > gazete haber ve makale yorumları > Toplum ve Yaşam > Eğitim > Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

Eğitim hakkinda Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında ile ilgili bilgiler


Matematik Köyü'nün kurucusu Nesin, savcılık, orman yetkilileri ve jandarma yetkilileriyle yaşadıklarını gün gün yazmış. Her şey Aziz Nesin öyküsü tadında bu özet tamamı en altta 15 Temmuz: Öğrenciler geldi. Heyecan

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 07.08.07, 19:34
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

Matematik Köyü'nün kurucusu Nesin, savcılık, orman yetkilileri ve jandarma yetkilileriyle yaşadıklarını gün gün yazmış. Her şey Aziz Nesin öyküsü tadında




bu özet tamamı en altta

15 Temmuz: Öğrenciler geldi. Heyecan son haddinde. Açılış töreni yaptık. İşçiler, öğrenciler, Şirince ve Selçuk ileri gelenleri...
26 Temmuz: Jandarma bastı. İnşaat ruhsatı sordular. İnşaat alanı mühürlendi. Amfiteatrı, hamamları kullanamayacağız...
27 Temmuz: Sabah Elektrik İdaresi'nden geldiler... Akşama gene geldi jandarma.
30 Temmuz: Yemek saati oldu, jandarma gelmedi. Allah Allah... Savcıya gittik. Kaçak eğitim veriyormuşum... Eğitim kurumu yok ki izin alalım. Kayıt, sınav, not yok. Kimseden para da almıyoruz.
31 Temmuz: Elektriğimiz kaçakmış... Oysa kendi elektriğimiz. Nereden bileyim elektriğin bir de sulamalısının olduğunu...
1 Ağustos: Orman müfettişleri gelmiş. 'Orman bizim oldu' demecim rencide etmiş...
3 Ağustos: Öğrencilerden çadırları sökmelerini isteyemedim... Yaz okuluna tam hız devam ediyoruz. Hiçbir güç bizi matematik yapmaktan alıkoyamaz...






07/08/2007 (7483 kişi okudu)
ALİ NESİN (Arşivi)
İzmir Şirince'deki Matematik Köyü inşaatını mühürleyenler o gün sadece Aziz Nesin'in düşünü engellemekle kalmıyordu. Bulunan trajikomik gerekçeler, aynı zamanda ünlü yazarın hikâyelerini de andırıyordu
Bu kez hikâyeyi kaleme almak hem Matematik Köyü'nü kurmak için öğrencilerle işçi gibi çalışan hem de uluslararası önemde matematikçilerle birlikte gençlere ders veren Ali Nesin'e düştü. Ali Nesin yaşananları yazdı


15 Temmuz Pazar: Öğrenciler geldi. Eşyalarını odalarına yerleştirenler, ellerinde kazma kürek, çadır kuracakları yeri düzleyenler... Heyecan son haddinde. Açılış töreni yaptık. İşçiler, gönüllüler, öğrenciler, Şirince ve Selçuk ileri gelenleri... Hayırlısıyla açtık. İşçiler kurban istemişler, kurban kestik. Hoşbeşten sonra amfiteatra geçtik. Öğrenciler benden yüksekteyken konuşmaya alışmamışım, yadırgadım. Buranın hepimizin olduğunu vurgulayıp imece usulü bir çalışma umduğumu söyledim. Mimarımız Sevan Nişanyan'a teşekkür ettim. Ardından (Vakıf çocuklarından) Süleyman'ın tasarladığı simgesel anahtarı sunduk Sevan'a. Sevan oluşumun adının olmadığını, bir adı olması gerektiğini söyledi. Haklı. Sade ve içten bir açılış oldu. İnşaatı bir hafta durdurmaya karar verdik. Birkaç işçiyle devam ederiz ileride. Ama para?
16 Temmuz Pazartesi: Dersler başladı. Mehmet Kıral günde iki saat karmaşık analiz yapıyor. Sasha (Alexander Borovik) İngiltere'den geldi bu akşam, yarın o da derslere başlayacak. Akşam öğrencilerden üçer kişilik çalışma grupları kurduk. Sulama, temizlik, mutfak, inşaat... Bir sürü iş var yapılması gereken.
17 Temmuz Salı: Hava bunaltıcı. Sürekli soğuk suyun altına sokuyoruz başımızı. Sasha ilk dersini verdi. Kampa bayıldı, Sovyetler'de geçen gençliğini anımsatmış. Şirince'ye birlikte yemeğe çıktık akşam. Sevan inşaata devam etmek istiyor. İyi güzel de para yok ki. Sağa sola telefon ettim ama beyhude! Duyurmak gerekiyor, belki bir iyiliksever... Bir PR bulduk. Yarın Star'dan bir gazeteci gelecek.
19 Temmuz Perşembe: Bir öğrencinin tabiriyle 'mutluluk manyak düzeyde!' Hele kapkara gecede öğrencileri masa lambalarının altında kitaplarına gömülmüş görmek çok hoş bir manzara. Herkes mutlu. 40-50 kişi varız. 10 kişi filan çadırlarda kalıyor. Geçenlerde ormanda sakat bir şahin yavrusu bulmuştuk. Köye getirdik. Bakıyoruz. İyileşti ama daha avlanmasını bilmiyordur. Biraz daha büyüsün, salacağız.
Oluşumun adını buldum! Matematik Köyü...
Cuk oturdu, çünkü tam bir köy burası. Yapılar taştan. Çamur ve saman karışımı bir bulamaçla sıvanıyor. Hamamların kubbesi de köy camiini andırıyor, bir minaresi eksik. Öte yandan ders yaptığımız mekân sanki kovboy barı.

Vişne reçelinin dibi tutmuş...
21 Temmuz Cumartesi: Seçimlerde oy kullanmak isteyen öğrencilerin ısrarına dayanamayıp bu hafta sonunu tatil ilan ettim. Otobüs kiraladık, oy kullanmamayı seçenlerle yarın Milli Park'a gideceğiz. Şeftali ve vişne reçeli yaptık. Vişne reçelinin altını yakmışız, yiyemedik. Ama şeftali reçeli çok güzel oldu.
22 Temmuz Pazar: Milli Park bir cennet. Deniz pırıl pırıl. Denizden kıyıyı seyretmesi de müthiş keyifliydi. Parkta bile matematik çalıştık. Akşam Sonat Süer geldi. Dokuz yıl önce birinci sınıfa başlamıştı. O da katılmıştı bu yazokullarına. Çocuktu. Dün gibi. Şimdi hoca oldu! Bu öğrencilerden de çıkacak elbet geleceğin hocaları. Akşam birkaç öğrenciyle Sevan'lara TV'de seçim sonuçlarını seyretmeye gittik.
23 Temmuz Pazartesi: Dersler nihayet yeniden başladı. Sasha ve Mehmet Kıral dışında Sonat ve bir öğrenci daha (Melek Kılıç) ders veriyor. Böylece benim yüküm oldukça azaldı.
Ama gene de istediğim gibi çalışamıyorum. Çok sıcak ve çok ziyaretçi geliyor. PR geldi. Herkes gibi o da hayran kaldı, özellikle atmosfere. Medyaya dağıtacağımız metni hazırladık. İki-üç işçi tuttuk ufak tefek eksikleri için. Kemeri ve hamamın iç sıvasıyla tuvaletlerini bitirecekler. Hamamın kubbelerini tam bir yarımküre yapamıyorlar ne yazık ki, eğri büğrü oluyor. Olsun, böyle de güzel... Hamamlardan biri bitti gibi, temizliği kaldı. Bu sıcakta nasıl keyfini çıkaracaksak... Bir öğrenci hamama klima önerdi!
25 Temmuz Çarşamba: Sabah 9'dan akşam 8'e kadar ders yapıyoruz. Öğle yemeği için bir saat ara veriyoruz sadece.
26 Temmuz Perşembe: İnanılmaz bir şey! Jandarma köyü bastı. Akşamdı. Sonat ders veriyordu. İnşaat ruhsatı sordular. Yok! Başvurusunu bile yapamadık, çünkü 12 aydır fiziken var olan yolumuzu kadastroya kaydetmeye çalışıyoruz. Tam işler bitecekken yasa değişti, AB yasalarına uyum gereği eski koordinatlar artık geçerli değilmiş, bundan böyle uydu koordinatları gerekiyormuş. Bu ölçümleri yapan aygıt da henüz gelmemiş bu yöreye... Ama 50 bin YTL'ye getirtiliyormuş... Aynı ihtiyaçta başkalarını bulabilirsek bedeli paylaşabilirmişiz... Diğer işlemler için de bir o kadar gerekiyor...
Köylü nasıl izin alıyor? Ruhsatsız inşaat yaparsam ne olur diye sordum bu işten anlayanlara. 5-10 milyar cezası var dediler. Tamam dedim, öğrencilerin öğrenecekleri yanında 5-10 milyar ne ki! Cezayı kabul edip inşaata başladık. Bu sabah bir gazetenin Ege ekinde çıkan Matematik Köyü haberini ihbar kabul edip icabet etmiş jandarma. Haber yapılmasını biz rica etmiştik. Böylece kendi kendimi ihbar etmiş oldum! Haberin sadece Ege ekinde değil, tüm yurtta yayımlanan nüshasında çıkmasını dilemiştim. Ama şanssızlık bu ya, o gün çok tecavüz haberi varmış, bizim habere yer kalmamış. Sadece Ege ekinde bastılar haberi. Yarım düzine kadardılar ve silahlıydılar. Amma korkutmuşum! Tapu Kadastro Müdürü de vardı.
Öğrenciler kahramanca yazokulunu savundular. Yüzbaşı komutanla atıştılar. Birçoğunun başına ilk kez geliyor böyle bir şey. Ders vermek için Milli Eğitim'den izin almadığım da anlaşılmış! Bu konuda da soruşturma açılmış. Daha neler! Ben üniversite hocası değil miyim? Ne izni! İnşaat alanını mühürlediler. Amfiteatrı ve hamamları kullanamayacağız. Oysa buna yetkilerinin olmaması lazım. Sorup soruşturmuştum inşaata başlamadan önce. Öğrencilerin fotoğraf çekmesini yasakladılar. Nedenini sorduk. Bu bir baskınmış ve baskında fotoğraf çekmek yasakmış... Tutanak tuttular. İmzaladım.
Telefon kesik. Arızanın nedenini bilmiyoruz. Kesmiş olabilirler mi? Sanmam.
27 Temmuz Cuma: Felaket bir gün oldu. Sabah elektrik idaresinden geldiler. Ziirai gerekçeyle aldığımız elektriği meskenlerde kullanıyormuşuz ve bununla yetinmeyip arazi dışındaki çadırlara elektrik vererek yasaları deliyormuşuz... Jandarma ihbar etmiş... Neyse ki elektriği kesmediler. Birkaç gün içinde abonelik koşullarını değiştirmemiz gerekiyor. Akşama daha beteri oldu. Gene geldi jandarma.
Dersteydim. Dersimi bölmemek için bir süre beklemişler sağolsunlar. Selçuk Cumhuriyet Savcısı'nın emriyle pazartesi sabahı saat 8'de meskenleri mühürleyeceklermiş, dolayısıyla evlerden çıkmamız gerekiyormuş!
Hiç beklemiyordum bunu. Mevzuat böyle değil ki... Olsa olsa inşaatı durdurup ceza kesebilirler, onu da savcılık değil İl Özel İdaresi yapabilir. Bana böyle söylenmişti. Tek ruhsatsız ev burda mı var? Hepsini mi mühürlüyorlar? Ne yapacağız çoluk çocuk? Öğrenciler gene jandarmaya itiraz ettiler. Yapmayın etmeyin demenin faydası olmayacağını biliyorum ama gençlik işte, başkaldırıyor, işe yaramasa bile.
Önce Vakıf'ta ya da Bilgi Üniversitesi'nde devam ederiz yazokuluna diye düşündüm ama sonra köyü terk etmenin mağlubiyeti kabul etmek demek olacağını idrak edip, ormanda çadır kurup kuramayacağımızı sordum komutana. Kurabilirmişiz. Öğrencilere dönüp,
-Arkadaşlar, dedim, pes etmece yok! Çadır kurarız, dersleri açık havada yaparız ama yazokuluna ve matematiğe devam... Kabul mü?

Sınır tanımaz matematikçiler
Anında kabul ettiler, üstelik sevinç çığlıklarıyla. Sınır tanımaz matematikçiler diyorum onlara. Öğrencilerin kimlik bildirimlerini jandarmaya zamanında vermedim diye 100 lira ceza kestiler... Aklıma gelmedi değil, hatta talimat da verdim bunun için. Hiç zamanımız olmadı ki. 100 lira ne ki? Ama burada beni yaralayan davranış biçimi. Uyarsalar, 24 saat içinde kimlik bildiriminde bulunun deseler, biraz daha yakınlık gösterseler olmaz mı? Bu kadar iyi, güzel ve doğru bir işe biraz anlayış gösterilemez mi?
Buraları yıkılacakmış... Öyle dedi komutan.
Gece yemekten sonra ortak mekânın önünde toplandık. Ruhumuz çökmüştü. Haksızlığı sineye çekmek kolay olmuyor, hele genç yaşta. Bu kadar güzel bir ortam gerekçe ne olursa olsun bozulabilir mi? Bundan daha büyük bir günah olabilir mi? Gece bir-iki şişe Şirince şarabı açtık keyiflenelim diye. Şarkılar, türküler söyledik. Birden hepimizi bir neşe sardı. Gece yarısına doğru kahkahalar ayyuka çıktı.
Öğrencilerden Ali İlik gecenin en büyük numarasını yaptı. Ders veren herkesin taklidini yaptı. Müthişti. Güle güle yerlere yattık.
28 Temmuz Cumartesi: Ders saat 9.30'da başladı. Hiç hoşuma gitmedi bu yarım saatlik gecikme. Söylendim. Bu gibi durumlarda disipline özellikle dikkat etmeliyiz. Dersten sonra Sevan'la ruhsat işimizi yürüten arkadaşa gittik. Olan bitene çok şaşırdı. Savcının böyle bir yetkisinin olduğunu sanmadığını söyledi. Nitekim içinde yaşanan meskenlere mühür vurmak bir infazdır ve infaz için de mantıken mahkeme kararı gerekir. Sorduk soruşturduk, gerçekten de öyleymiş. Keyfi bir uygulamayla karşı karşıyayız. Ama karşımızda silahlı jandarmalar var, kime ne laf anlatacağız? Sonra Sevan'la jandarmaya gittik. Nuh diyorlar peygamber demiyorlar. Pazartesi her yeri mühürleyeceklermiş.
Zamanlamayı da öyle seçtiler ki... Cuma akşamı saat 5'te gelip pazartesi sabahı saat 8'de mühürleyeceklerini söylediler. Hafta sonu her yer kapalıdır, hakkımızı arayamayacağız.

Köylüler bizi alkışlıyor
Akşam, Star TV'nin Matematik Köyü'nün açılışını anahaberde vereceğini duyduk. Hepimiz Şirince'deki Çınaraltı kahvesine gittik kendimizi seyretmeye. Bizim köyde televizyon yok. Ekrana çıktığımızda kahvede bir alkış koptu. Sadece biz değil, köylüler de alkışlıyorlardı. Haber bittiğinde aldığımız alkış daha da şiddetliydi. Bir iki gün içinde kapanış haberi çıkar!
Gece, yemekten sonra bir toplantı yaptık. Disiplin üzerinde durdum. Son birkaç gündür yaşadıklarımızdan hareketle 'iyi insan' ve 'emir kulu' kavramları üzerinde tartıştık biraz. Sonra yarın yapılması gereken işleri belirledik. Sahanın düzlenmesi, yeni çadırların kurulması, elektrik, su, banyo, tuvalet, telefon, mutfak sorunu... İş bölümü yaptık, sorumluları seçtik. Yarın ders yapmayacağız. Herkes çalışacak. Bir de bu gibi zor durumlarda insanların sinirlerinin bozulduğunu, birbirine düştüğünü söyleyip herkesi uyardım. Kardeşlik bağı oluştu aramızda.
29 Temmuz Pazar: Sabah kahvaltıdan sonra hemen çalışmaya koyulduk. Çadır kurmak için ormanı düzledik. En müsait yer, çöp ve at mezarlığı olarak kullanılan ağaçsız bir bölgeydi. Koca bir traktör dolusu çöp attık. Kemikleri üst üste yığdık. Etkileyici bir heykel çıktı ortaya. Ders yapabileceğimiz oldukça geniş bir başka alanı da düzledik. Kız erkek herkes çalıştı. Kan ter içinde kaldık. Sonra kütüphaneyi, mutfağı, yatakları taşıdık. Odalarda hiçbir şey bırakmamamız lazım. Yarından sonra odalara giremeyeceğiz. Korkan ya da ailesinden baskı gören birkaç öğrenci yazokulunu terk etti. Çok üzüldüm. Avukatım tatilini kesip geldi. Ve böylece bu saçmasapan bürokratik iş yüzünden bütün gün matematik yapamadık. Bu gençlerin bugünü bir daha geri gelmez ki... Gitti gider.

Ders gün doğmadan başlıyor
Matematik Köyü haberini duyanların akınına uğradık. Yarın kapanacağımızı söylediğimde çok üzülüyorlar. Bu gece herkesin çadırlarda kalmasını önerdim. Alışalım, eksiklerimizi anlayalım. İlk defa çadırda kalacaklar var. Yorgunluktan ölüyoruz. Yarın sabah saat 6'da kalkıp derslere başlayacağız. Artık açık havada ders yapacağımızdan, güneş yakmaya başlamadan matematik yapma kararı aldık. Tam bir komün hayatı ve dayanışması. Emre Alkan geldi. Yarın analitik sayılar kuramı derslerine başlıyor.
30 Temmuz Pazartesi: Erkenden derslere başladık. Şahin yavrusu meraklı gözlerle bizi izliyor. İyileşti ama salmak için büyümesini bekliyoruz, şimdilik avlanamaz. Bize de çok alıştı. Yemek saati oldu, jandarma gelmedi. Allah Allah... Oysa sabah 8'de geleceklerdi. Avukatımızdan olumlu haberler geliyor. Gelmeyeceklerini sandık. Öğrenciler söylendiler. Hem söz veriyorlar, hem de gelmiyorlar... Yaptığımız o kadar iş boşa mı gidecek? Çok komikler.
Öğleden sonra elektrik işi için Selçuk'a giderken jandarmanın bir saat içinde mekânı mühürleyeceği haberini aldım. Ruhsatsız inşaattan mühürleyemeyeceklerini anlamışlar, izinsiz eğitimden mühürleyeceklermiş...
Elektrik idaresinden sonra savcıyla görüşmeye gittik. Kaçak eğitim veriyormuşum... Bir eğitim kurumu kurulmuş, izni yokmuş... Eğitim kurumu yok ki izin alalım. Kimseden para almıyoruz, kayıt yok, diploma ya da sertifika verilmiyor, sınav yok, not yok. Sadece Nesin Vakfı'nın mekânını kullanıyoruz.
Yemeği, temizliği, bulaşığı ortaklaşa yapıyoruz. İnşaatta bile çalışıyor herkes. Böyle eğitim kurumu mu olurmuş? Üstelik bu yazokulu TÜBİTAK destekli ve dolayısıyla onaylı. TMD, İstanbul Bilgi Üniversitesi de cabası... İzin gerekmediği gibi, izin gerekse bile daha ne izni gerekiyor? Çaresizlik içinde kıvranırken savcıya "İzne ihtiyaç olmaması gerek, ben Ali Nesin'im, üniversite hocasıyım" diyorum, "Adınızı duymuştum bir yerlerden... N'apalım yani!" diyor. Ses tonu bayağı yükseldi. Daha fazla konuşmanın anlamı yok. Ayrılırken el sıkışmadık.
Köye geldim. Jandarmalar gelmişler. Sadece ders yaptığımız ortak mekânı mühürlediler. Bir-iki gün sonra gelip yattığımız yerleri de mühürleyeceklermiş, emir zamanında ulaşmamış...
Jandarmalar oradayken ziyaretçiler geliyor köyün açılışını kutlamak için... Çok üzülüyorlar kapanmak üzere olduğunu anlayınca. Onları teskin etmeye çalışıyorum. Akşam ders yaptık.
31 Temmuz Salı: Gene saat 6'da kalktık. Yazokulunun kapandığı haberi yayılmış, TV'ler, radyolar, gazeteler, dostlar, telefon eden edene. Yetişemiyorum. Elektriğimiz kaçakmış... Valilik öyle demiş. Oysa değil. Bizim kendi elektriğimiz. Sadece sulama amaçlı aldığımızın farkında değilmişim. Nereden bileyim elektriğin sulamalısının olduğunu... Adam gibi söyleyemezler miydi? İl Özel İdare'den geldiler. İşte yapılması gereken buydu. Ölçtüler biçtiler, inşaatın durdurulduğuna dair bir mühür vurdular ve gittiler. Yakında Milli Eğitim'den de müfettişler gelecekmiş... Hoş gelirler. Bir de Orman Bakanlığı'ndan geleceklermiş. Ormanda çadır kurduk ya... O da yasakmış. Galiba bizi denize dökmeye niyetli bunlar. PR'a gerek kalmadı. Tüm gazetelerdeyiz. Ümraniye kahvelerinde, "İnşaat kaçak, eğitim kaçak, elektrik kaçak, hocaları da kaçık" diyorlarmış...
Moralleri ayakta tutmak için yarını tatil ilan ettim. Gene Milli Park'a denize gideceğiz.

Ormandan da çıkın emri
1 Ağustos Çarşamba: Milli Park'tayız. Biz yoldayken telefon geldi. Orman Bakanlığı'ndan müfettişler gelmiş. Ormanda çadır kurduğumuzu tespit etmişler... Milliyet'te 'Orman bizim oldu' diye demecim yayımlanmış, hakarete uğramış saymışlar kendilerini... Orman bizim oldu dediysek, arka cebimize koyup evimize götürdük demedik ya... Orman orada duruyor, üstelik eskisiden çok daha temiz ve sağlıklı. Ormana çadır kurmanın cezası altı ay bir yılmış. Ama Milli Park'ta gençlerle o kadar mutluyum ki hiçbir şey umrumda değil. Mutluluğun doruk noktasına ulaştığı anlardan birinde, yoksa ben öldüm de cennete mi geldim diye düşündüm.
2 Ağustos Çarşamba: Yeni çıkacak derginin provaları geldi İstanbul'dan. Akşam, yemekten sonra öğrencilerle tashihleri yaparız. Saat 17 sularında, yerel tabirle Ormaniye'den geldiler. Jandarma eşliğinde. 24 saat içinde çadırlardan çıkmamız istendi. Biz o ormanı adam ettik, çöplüktü, at mezarıydı, pırıl pırıl yaptık, gerçekten ormana benzettik. Bunu da biliyorlar. Üstelik jandarmaya ormana çadır kurup kuramayacağımızı sormuştuk, izin almıştık.
Çadırlarda kalmasak ama çadırları yerinden oynatmasak... Olmazmış. 24 saat içinde pılımızı pırtımızı toplamamız gerekiyormuş.
Allah korusun salgın çıkar!
Ardından jandarma yüzbaşısı, evlerde kalınamayacağını, dolayısıyla bu arazinin bu kadar kişiyi barındırmak için sağlığa uygun olmadığını, Allah korusun bir salgının çıkabileceğini söyleyip Pamucak'a gitmemizi önerdi. Oysa Şirince'de çeşmeler kupkuru, bir damla su yok, asıl salgın tehlikesi orada var, burada değil. Burada suyumuz gürül gürül akıyor ve akacak da, eğer elektriğimizi kesmezlerse. Hepsi bahane tabii. Gözdağı vermek, moralimizi bozmak, yazokulunu dağıtmak istiyorlar. Sürekli taciz. Ayrıca inşaatın durdurulması neden evlerde kalmamıza engelmiş ki? Bu mantıkla Türkiye'nin yarısı evsiz kaldı demektir!
Bu düşmanca tavrı anlamakta zorluk çekiyoruz. Siyaset yapmıyoruz, ekonomiyle, toplum düzeniyle ilgili bir etkinliğimiz yok. Yalnızca çoluk çocuk matematik yapıyoruz... Şimdi Mehmet Kıral analitik sayılar kuramı yapıyor. Birazdan bir yüksek lisans öğrencisi sonlu elemanlar tarafından gerilmiş abelyen grupların sınırlandırılmasını anlatacak. Bizden ne istiyorlar? Biliyorum, bu saçmalıklar sona erecek, unutulacak hatta ve geriye Matematik Köyü'nün ihtişamı kalacak. Ama gene de rahatsız oluyorum.
Yeryüzünde daha önce olmayan, olmuşsa da gerçekleşmemiş bir düşünce Matematik Köyü. Ne yazık ki herkesin çapı müsait değil bunu görmeye. Öğrenciler çadırları sökeceğimiz için çok üzüldüler. Çok çalışmışlardı, kan ter içinde kalmışlardı. Başkaldırıyorlar duruma. Biz düşman mıyız? Niye görmüyorlar kimseye zarar vermeden matematik yaptığımızı, sadece vatana millete değil, dünyaya da yararlı bir iş yapmaya çalıştığımızı? Evet... Bu kadarı da biraz fazla. Bir şeyler yapmalıyım.
3 Ağustos Perşembe: Öğrencilerden çadırları sökmelerini isteyemedim. Cesaret edemedim. Çok üzüleceklerdi. Ormaniye'den gelselerdi bugün git yarın gel diyecektim ama gelmediler. Ali İlik bir ders verdi akşamüzeri. e'nin kesirli sayı olamayacağını gösterdi. Kırdı geçirdi hepimizi. Müthiş bir komedyen, tam bir stand up, one man show... Meğer mahsus güldürmüyormuş, hiç öyle bir niyeti yokmuş. Heyecandan doğal komikliği ortaya çıkmış!
Yazokuluna tam hız devam ediyoruz. Hiçbir güç bizi matematikten alıkoyamaz.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08.08.07, 19:48
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

Matematikçiler ayakta

Şirince'de Prof. Ali Nesin ve öğrencilerinin açtığı Matematik Köyü, 'İzinsiz' denilerek mühürlenmişti.
Dünya matematik camiası, Türkiye'deki Matematik Köyü'ne vurulan mühürle şaşkına döndü
08/08/2007 (4209 kişi okudu)
RADİKAL - İSTANBUL - İzmir Şirince'deki Matematik Köyü'nde 'matematiği durdurma' girişimlerine karşı uluslararası kampanya başlatıldı. Kendisi de Ali Nesin'in öncülüğünde kurulan köyde ders veren ünlü Rus matematikçi Prof. Alexandre Borovik, sayılı bilim adamlarından imza toplayarak bir mektup eşliğinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdi. Borovik, 3 Ağustos tarihli mektubunda Erdoğan'a şöyle seslendi:
Sayın Başbakan,
Profesör Ali Nesin'in Türk üniversitelerinden öğrenciler için düzenlediği Matematik Yaz Okulu'nun yerel makamlar tarafından kapatıldığını şaşkınlık ve endişe içinde öğrenmiş bulunuyoruz. Belirtilen gerekçelerden birinin 'izinsiz eğitim' olduğunu öğrendik. Profesör Ali Nesin'in konumundaki bir matematikçinin matematik öğretmek için her seferinde yetkililerden özel olarak izin almasının gerekmesini şaşırtıcı buluyoruz. Bu durum, Profesör Ali Nesin'in her yıl düzenlediği yaz okullarının finansal olarak ülkenizin en yüksek araştırma kurumu olan TÜBİTAK tarafından ve ayrıca Türk Matematik Derneği ve birçok saygın Türk üniversitesi tarafından desteklenmesiyle çelişki arz ediyor.
'Umarız bir kazadır'
Matematik Yaz Okulu'nun kapatılması sorununun yakında düzeltilecek bir kaza olduğunu, diğer küçük bürokratik sorunlarınsa zaman içinde çözüleceğini düşünmeyi isteriz. Türkiye'nin genç insanlarının eğitimi için özveriyle çaba harcamış Profesör Ali Nesin'in önüne konulan engelleri anlamakta zorlanıyoruz. Hatta son birkaç yıl içinde birçoğumuz, Profesör Ali Nesin'in öğrencisi olmuş ve/veya yıllık Yaz Okulları'na katılmış çok yetenekli genç Türk doktora öğrencileriyle çalışma şansını elde ettik.
Sayın Başbakan,
Profesör Ali Nesin'in kurumunun sadece Türk matematiği için değil, uluslararası matematik anlamında da, eğitim açısından ortaya koyduğu sıradışı değer nedeniyle, olayın çözümünü bizzat şahsi kontrolünüze almanızdan memnuniyet duyacağız.
Saygılarımızla. Aşağıdaki imza sahipleri adına Prof. Alexandre Borovik...
Prof. Tuna Altınel, Claude Bernard Üniversitesi, Lyon Fransa, Prof. John Baldwin, Illinois Üniversitesi Chicago ABD, Prof. Luc Belair, Quebec Üniversitesi Montreal Kanada, Prof. Zoe Chatzidakis, Paris Üniversitesi 7 Fransa, Prof. Gregory Cherlin, Rutgers Üniversitesi ABD, Prof. Wilfrid Hodges, Queen Mary Üniversitesi Londra Britanya, Prof. Angus Macintyre FRS, Queen Mary Üniversitesi Londra Britanya, Prof. Mike Prest, Manchester Üniversitesi Britanya, Prof. Frank Wagner, Claude Bernard Üniversitesi Lyon Fransa, Prof. Alex Wilkie FRS, Oxford Üniversitesi Britanya, Prof. Carol Wood, Wesleyan Üniversitesi, ABD, Prof. Boris Zilber, Oxford Üniversitesi, Britanya.
Bu mektup ayrıca aşağıdaki kişiler tarafından da desteklenmektedir:
Dr. Hossein Andikfar, Toledo Üniversitesi ABD, Dr. John Armstrong, Tulane Üniversitesi ABD, Prof. Matthias Aschenbrenner, Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles ABD, Caner Aslan, sanatçı, Amsterdam Hollanda, Dr. Salih Azgın, McMaster Üniversitesi Kanada, Dr. Aydan Balamir, ODTÜ Türkiye, Prof. Hyman Bass, Michigan Üniversitesi ABD, Prof. Michael Benedikt, Oxford Üniversitesi Britanya, Dr. Ayşe Berkman, ODTÜ, Türkiye, Dr. Ozlem Beyarslan, Paris Üniversitesi 7 Fransa, Prof. Andreas Blass, Michigan Üniversitesi, ABD, Dr. Zafer Bozkuş, ODTÜ Türkiye, Serkan Cabi, MIT Fizik Teorisi Merkezi, ABD, Dr. Boğaçhan Çelen, Columbia Üniversitesi ABD, Prof. Igor Dolgachev, Michigan Üniversitesi ABD, William Ella, Mary Washington Üniversitesi, ABD, Prof. Jose M Figueroa-O'Farrill, Edinburgh Üniversitesi Britanya, Joseph D. Flenner, Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley ABD, Dr. Dmitriy Fon-Der -Flaass, Matematik Enstitüsü, Novosibirsk Rusya, Prof. Brayton Gray, Illinois Üniversitesi Chicago ABD, Prof. Robert L. Griess, Michigan Üniversitesi, ABD, Dr. Uğur Gül, Sabancı Üniversitesi Türkiye, Prof. İsmail Ş. Güloğlu, Doğuş Üniversitesi Türkiye, Prof. Leo A. Harrington, Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley ABD, Prof. Ehud Hrushovski, Hebrew Üniversitesi Kudüs İsrail, Dr. Ilya Kapovich, Illinois Üniversitesi ABD, Prof. Timur Karaçay, Başkent Üniversitesi Türkiye, Dr. Jonathan Kirby, Oxford Üniversitesi Britanya, Dr. Inna Korchagina, Warwick Üniversitesi Britanya, Prof. Jan Krajicek, Bilim Akademisi Prag Çek Cumhuriyeti, Prof. Mahmut Kuzucuoğlu, ODTÜ Türkiye, Dr. Mathieu Langer, Paris Üniversitesi 11 Fransa, Yankı Lekili, MIT ABD, Victor Maltcev, St Andrews Üniversitesi Britanya, Prof. Dave Marker, Illinois Üniversitesi Chicago, ABD, Dr. Steve Mayer, Açık Üniversite Britanya, Alice Medvedev, Kaliforniya Üniversitesi-Berkeley, ABD, Richard Mills, Oregon Üniversitesi ABD, Dr. Amir Niknejad, Doğu Tennessee Üniversitesi ABD, Gönenç Önay, Paris Üniversitesi 7 Fransa, Dr. Kurtuluş Ozçetin, Kanada, Dr. David Pierce ODTÜ Türkiye, Prof. Anand Pillay, Leeds Üniversitesi, Britanya, Prof. Haluk Oral, Boğaziçi Üniversitesi Türkiye, Abhijnan Rej, Max-Planck Matematik Enstitüsü Bonn Almanya, Nitin Rughoonauth, Matematiksel Bilimler Enstitüsü Güney Afrika Cumhuriyeti, Seb Schmoller, Teknoloji Eğitimi Birliği Britanya, Prof. Ronald Solomon, Ohio Üniversitesi ABD, Prof. Stephen D. Smith, Illinois Üniversitesi Chicago, ABD, Prof. Patrick Speissegger, McMaster Üniversitesi Kanada, Thomas Stephens, Kuzey Virginia Koleji ABD, Prof. Ralph Stohr, Manchester Üniversitesi Britanya, Prof. Simon Thomas, Rutgers Üniversitesi ABD, Dr. Marcus Tressl, Manchester Üniversitesi Britanya, Prof. John Kenneth Truss, Leeds Üniversitesi Britanya, Yasemin Ünal, Türkiye, Prof. Andres Villaveces, Colombia Devlet Üniversitesi ABD, Prof. Arthur G. Wasserman, Michigan Üniversitesi, ABD, Dr. Anna Lenzhen, Michigan Üniversitesi ABD.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10.08.07, 17:23
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

Mevzuatta 'problem' var

Bir insanın kendi 'evinde' öğrencileriyle problem çözmesi niye yasadışıdır?
10/08/2007 (1621 kişi okudu)
RADİKAL - İSTANBUL - Bir üniversitede matematik profesörüsünüz. Yazın, önde gelen bilim kurumu TÜBİTAK'ın da desteğini alarak babanızın kurduğu vakfa ait arazinin üzerinde bir kamp açıyorsunuz. Burada üniversite öğrencileriyle matematik problemi çözüyor, tartışıyorsunuz... Ve bir gün kapınıza mühür vuruluyor. İzinsiz eğitim kurumu açmakla itham edilip, kendinizi savcı karşısında buluyorsunuz. Çünkü yaptığınız, Türkiye'de mevzuata aykırı!
Aziz Nesin'in oğlu Prof. Dr. Ali Nesin, 10 yıldır sürdürdüğü geleneği bu yıl İzmir'e taşıdı. Öğrencilerle birlikte Şirince'de
Aziz Nesin Vakfı'na ait arazi üzerinde bir yapı inşa edildi. Burada üniversite öğrencileri ve matematikçi diğer hocalar bir araya gelerek, problem çözecek, matematikle eğlenecekti. Amaç kimsenin matematikçi olarak yetiştirilmesi, eğitilmesi değildi.
Ancak bir süre sonra matematik köyünün kapısına mühür vuruldu. İlk mühür Selçuk Savcılığı'ndan geldi. Savcılık 'kaçak eğitim kurumu' açmaktan başlattığı soruşturmada 'delillerin karartılmaması' için önlem alıyordu. Bu mühür itiraz üzerine kaldırıldı. İkincisi 'kaçak inşaat' mühürüydü. Bunun kaldırılması için izin süreci sürüyor.
Matematik keyfini paylaşmak için bir araya gelen insanların başına tüm bunlar neden geliyordu? Çünkü bürokrasiye göre burada yapılan 'eğitim'di ve Türkiye'de mevzuata göre bir 'eğitim'in yasal olması için öncelikle izne ve daha önemlisi denetime tabi olmasıydı. Böyle bir organizasyon için Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ne yaptığını bildirmek ve izin almak gerekiyordu.

Para yok, sertifika yok...
Ali Nesin'e göre ise bu organizasyonun izinli olmasına gerek yoktu. Köydeki gençlerin yaş ortalaması 25-27'ydi. Kimseye kurs verilmiyordu. Maddi karşılığı yoktu, sertifika ya da diploma yoktu. Üniversite öğrencileriyle yazı matematikle geçiriyorlardı o kadar. Bunun denetime veya izne tabi olmasına gerek olmamalıydı.
Ancak Türkiye'de mevzuat böyle bir buluşmayı 'izin alınmadığı' takdirde 'yasadışı' sınıfına sokuyordu.
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Genel Müdürlüğü'nden üst düzey bir yetkilinin verdiği bilgiye göre, Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 17. maddesine göre 'her yerde yapılan eğitimin denetiminden ve gözetiminden Milli Eğitim Bakanlığı' sorumlu. "Normal şartlarda evde yapılan eğitimde bile Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetimi gerekir" diyen bakanlık yetkilisi şu bilgileri aktardı:
"Kamu kurum ve kuruluşları, vakıflar, dernekler, belediyeler ücretsiz bir iş yapacaklarsa bile bunu Çıraklık Yaygın Eğitim Müdürlüğü'ne bildirerek yapabilir. Diyelim bir üniversite matematik kampları düzenleyecek. Kendi öğrenci ve personeline düzenliyorsa, ona biz müdahil olmayız. Üçüncü şahıslara açık olduğu an, sıkıntı oluyor. Parayla yapacaklarsa Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü'nden, parasız yapacaklarsa Çıraklık Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'nden gerekli izni almalılar."
İzmir İl Mİlli Eğitim Müdürü Kamil Aydoğan'sa şöyle konuşuyor:
"Yapılan şey paralı ya da parasız fark etmiyor. Bu tür şeyler devletin izni ve kontrolüyle yapılıyor. Haberler çıktıktan sonra Ali beyi aramayı düşündüm. 'Bir entelektüel olarak bu konuda nasıl yardım edebiliriz' diye soracaktım. Bize başvuruları yoktu. Başvuru olursa her türlü yardımı sağlarız."
Prof. Dr. Ülkü Azrak da dernek bile olsa ortada bir organizasyon varsa ve 'eğitim' veriliyorsa, en azından bildirim yapılmış olması gerektiğinin altını çiziyor.
Eğitim mi değil mi, incelenir
Ceza hukukçusu Doç. Dr. Adem Sözüer'se bir araya gelinip bir konunun tartışılması, konuşulmasının izin kapsamında olmayacağını söylüyor ancak, "Eğitim kurumlarının ne şekilde olduğu mevzuatta yazılıdır. Böyle bir faaliyetin eğitim olup olmadığı incelemeyle ortaya çıkar. Eğitim kurumu değilse, serbest faaliyettir" diyor.
Sonuçta Türkiye'de bir ilk olan 'matematik yaz kampı'nda mühür duruyor, problem çözülmeyi bekliyor.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12.08.07, 22:39
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında














Matematik köyünde savaşa devam


MÜJGÂN HALİS



Matematik sevgisiyle bir araya geldiler, inşaatına ter akıttıkları bir köy oluşturdular. Ali Nesin ve öğrencileri bürokratik engellerle kapılarına mühür vuranlara inat, kara tahtalarını açık havaya çıkararak 'Matematik Köyü'nden çıkmamakta kararlı..

'Matematik' ve 'köy' sözcükleri, bir cümlede yan yana yer alır mı diye daha önce düşündünüz mü? İhtimaldir ki bunu ilk kez Ali Nesin düşündü, oturdu, matematikçilerin bir araya geldiği bir köy oluşturmaya karar verdi. Ancak hiçbirimizin haberi olmadı bu fikirden, ta ki 'Matematik köyü kapatıldı' haberleri ajanslardan geçene kadar. İki aydır herkesin gözünün önünde süren inşaatı nedense yeni fark eden Selçuk Cumhuriyet Savcılığı, 'tarımsal amaçlı elektrik enerjisinin kaçak olarak kullanıldığı' ve 'izinsiz öğretim kurumu açılması' nedeniyle köydeki binaları mühürleyince, haberimiz oldu matematik köyünden. Üstüne üstlük, Enerji Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı'ndan sonra, bu kez de Orman Bakanlığı 'kaçak çadır kurdukları' için yeni ceza makbuzuyla kapılarında.

HİÇBİR KAZANÇ YOK
Babası Aziz Nesin'in vasiyetlerinden biri olan matematik köyünü kurmak için tam 10 yıl düşünmüş Prof. Dr. Ali Nesin. Kırk yıllık dostu Sevan Nişanyan'la onlarca proje çizmişler, yazmışlar, bozmuşlar. Her şey 10 yıl önce öğrencilerini matematikten uzaklaştırmamak için cebinden paralar vererek düzenlediği yaz okullarıyla başlamış. Antalya, Bodrum, Gümüşlük, Şarköy, Amasra, Gökçeada'da yaptığı yaz okullarından sonra sabit bir yerde daha verimli çalışacaklarına ve Aziz Nesin Vakfı'na ait İzmir'in Şirince köyündeki arazisinin bunun için biçilmiş kaftan olduğuna karar vermiş. Ancak inşaatın maddi boyutu da gözünü korkutmuş, tam o sırada imdadına arkadaşı Nişanyan yetişmiş. Kendi aralarında yıllardır 'medrese' olarak adlandırdıkları 'matematik köyü'nün inşaatı için elinden gelen desteği vermiş. 100 kişinin aynı anda barınabileceği şekilde projelendirilen köy, dünyanın ilk matematik köyü. Kişisel hiçbir kazanç gütmeden işe girişen Ali Nesin, "Hem Türkiye hem bilim hem de çoluk çocuk kazanacak," diyor.

HENÜZ BİTMEDİ
İki ay önce yapımına başlanan Matematik köyünün inşaatında öğrenciler, gönüllüler, Aziz Nesin Vakfı çalışanları, hocalar birlikte çalışmış. Nesin: "Her biri bu köyün inşaatı için taş taşıdı, direk dikti, mıcır sırtlandı." Cumhuriyet Savcılığı'nın kapatmaya çalıştığı köy Türkiye'nin en önde gelen bilim kuruluşu TÜBİTAK, Bilgi Üniversitesi ve Türk Matematik Derneği tarafından da maddi olarak destekleniyor. Hiçbir öğrenciden para alınmayan köyde aslında, matematiğe gönül verenler birbirleriyle bilgilerini paylaşıyorlar. Sadece Ali Nesin değil, aralarında lisans ve mastır öğrencilerinin de bulunduğu altı kişi ders veriyor. Üç prefabrik, üç taş yapının inşa edildiği köyde şu ana kadar 11 oda, birer mutfak ve banyo, iki hamam, bir amfi tiyatro, bir dinlenme mekânı, bir de derslik var. Şu an 60 kişinin barındığı köyde, yeni eklenecek bölümlerle kişi sayısının 100'e çıkmasını planlıyor Ali Nesin. Kaçak Kuran kurslarına uygulanan kanun maddesinin kendilerine uygulanmak istendiğini, ancak matematik köyünün bir eğitim kurumu olmaktan ziyade, gönüllülerin bir araya gelerek bilgilerini paylaştıkları bir imece alanı olduğunu söylüyor: "Burada kayıt yok, diploma yok, sertifika yok, not yok, ders geçme yok." Üstelik kendisinin profesör olması dolayısıyla ders vermek için izin almak zorunda olmadığının da altını çiziyor. Yanlış elektrik kullandıklarının farkında bile olmadıklarını anlatarak, 'kaçak elektrik' iddialarının iyi niyetli olmadığını belirtiyor.

HAYAT MATEMATİK
Matematik köyünde hayat saat 06.00'da başlıyor. Bir saat içinde kahvaltılarını yapan köy sakinleri, 07.00'de kara tahtanın başına geçiyor ve bu ilk bölüm 11.00'e kadar sürüyor. Daha sonra öğlen sıcağı nedeniyle 16.00'ya kadar mola veriliyor, sonra ikinci ders saati başlıyor, ta ki uyuyana kadar. Köydeki öğrenciler her şeyi ortak yapıyor; bulaşık, çamaşır, yemek... Bir grup gencin neredeyse inzivaya çekilerek matematik çalışmasını herkesin takdir etmesini beklerken, önüne çıkarılan engeller Ali Nesin'i hayli üzmüş: "İnsanlar burada çok güzel bir şey yapmaya çalıştığımızı nasıl görmezler? Bu beni o kadar çok üzüyor ki." Türkiye'nin genç ve enerjik bir toplum olduğuna inanan Nesin, düşünmeyen insanların yanı sıra, öğrenmek isteyen gençlerin varlığını ülke için umut verici buluyor. Matematik köyüne gelmek için okulun en başarılı öğrencisi olmak da gerekmiyor. Ali Nesin'in tek kriteri, öğrenme isteği. İleride ev kadınları, ilköğretim öğrencileri gibi değişik kesimler için de matematik grupları düzenlemek onun en büyük hayallerinden biri. Diğer suçlamaların yanı sıra biz Şirince'deyken, bu kez de ormanlık alana izinsiz çadır kurdukları suçlamasıyla karşılaşan matematik sevdalıları, yollarından dönmemeye kararlı. Ali Nesin kararlılığını şöyle ifade ediyor: "Derslikleri mühürlediler, kalacağımız yerler de mühürlenecek, biz de önlem olarak çadır kurduk. Köyün çöplüğünü temizledik ve çadır alanı haline getirdik. Şimdi bize oradan da gidin diyorlar. Biz yaptığımız işin doğruluğuna inanıyoruz, burası dünya çapında bir yer olacak. Eminiz bu ülkede izan sahibi birkaç kişi vardır ve kapımıza takılan o mühürü kaldırtır."

'Vız gelir'

SEVAN NİŞANYAN (Projenin destekçisi)..

"Matematik köyü projesini; hem Şirince hem Selçuk hem Türkiye hem de hakikat için çok doğru bir şey olduğuna inandığım için destekliyorum. Bu proje bataklığın içindeki umut ışığı gibi. Dolayısıyla birtakım bürokratik engellerle kimse bizi yolumuzdan döndüremez. İzin verseler de yapacağız, vermeseler de. Çünkü doğru olan bir şeyden şaşmamız için neden yok. Burası ancak iki sene sonra kıvamına ulaşacak, 15 Temmuz'da açarak inandığımız bir şeyi hayata geçirdiğimizi herkese göstermek istedik. Birtakım zevatın ıvır zıvır eksikleri nedeniyle başımızı belaya sokma çabaları umurumuzda değil, vız gelir tırıs gider."





'Gönüllü olması güzel'

YARD. DOÇ. EMRE ALKAN (Öğretmen-Koç Üniversitesi)..

"Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra, Visconsin Üniversitesi'nde doktora yaptım. Üç sene Illioni Üniversitesi'nde çalıştım, sonra da Koç Üniversitesi'ne geldim. Çalışma alanım Analitik Sayılar Teorisi. Ali Nesin hocanın yaz okulunda da bu dersi veriyorum. Bir akademisyen olarak her türlü gönüllü eğitim faaliyetinin yararına inanıyorum. Bazı konuları müfredatta işleyemiyoruz, öğrencilerin stressiz bir ortamda not kaygısı olmadan bunları öğrenmeleri büyük bir şans


'Hep sayıları çarpardım'

BERK SONÖZ (Öğrenci-Robert Kolej)..

"Lise ikinci sınıfa gidiyorum. Ailemle Kuşadası'ndayken, buranın varlığını öğrendim, merak edip ziyaretlerine geldim. Kalmayı çok istiyordum, yer olduğunu öğrenince ailemi gönderdim ve kaldım. Matematiği küçüklüğümden beri çok seviyorum. Çocukluğumda hep sayıları çarpardım, o günden beri sayılar hayatımda. Henüz ikinci günüm olduğu için düzeyime uygun birkaç derse girdim ama amacım buradan çok şey öğrenerek gitmek."

'Biz böyle istiyoruz, kime ne?'

ALİ İLİK (Öğrenci-Uludağ Üniversitesi)..

"27 Haziran'dan beri buradayım. Diğer arkadaşlarımdan daha önce gönüllü olarak inşaatta çalışmaya geldim. Son olaylar moralimizi bozsa da, burası Türkiye. Şimdi mağduruz, çadırlarda kalıyoruz. Biz matematik yapmak istiyoruz ve köy bunun için çok uygun bir ortam. Herkes yaz boyunca tatil yaparken, bizim kendi isteğimizle matematik öğrenmemiz neden yadırganıyor anlamıyorum. Sakin ve huzurlu bir ortam matematik için çok uygun, yoksa asosyal insanlar değiliz. Herkes bilmeli ki buradan geleceğin en gözde matematikçileri yetişiyor."
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24.08.07, 23:09
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

İlk matematik köyümüz ve Şirince'deki çirkinlikler

İLÜSTRASYON: HİCABİ DEMİRCİ
Bu ülkenin aydınlık insanları, meslek alanınız, gücünüz, bilginiz doğrultusunda Ali Nesin'e destek veriniz. Bu destek, düşünce gücünün artırılmasına net bir katkı olacaktır. Ülkemizin bir numaralı ihtiyacı da budur. Unutmayalım ki düşünürseniz varsınız, düşünürseniz gülümsersiniz
24/08/2007 (1771 kişi okudu)
MEHMET Y. YAHYAGİL (Arşivi)
Değerli matematikçi Ali Nesin, "Matematikten ve genel olarak bilimden sokaktaki insan korkar. Bilinmeyenin yarattığı bir korkudur bu. Karanlıktan duyulan korkuya benzer." (Matematik ve Korku, Düşün Yayıncılık, 4. Baskı, İstanbul, 1995) demektedir. Bilim, genel olarak, organize edilmiş, geliştirilmiş bilgi bütünüdür. Burada 'organizasyon' sözcüğünden kasıt, inceleme konusu hakkında araştırma yöntemleri uygulanarak veri toplanması, sonra da toplanan bu verilerin istatistiksel yöntemlerle çözümlenmesidir. Yöntemlerin seçilip kullanımına bağlı bu uygulamalar bir sistematiğe sahip olduğundan, toplanan veriler organize edilmiş olur.
Çözümlenme aşamasından sonra ise varılan sonuçlar tekrar belli yöntemlerle, teorik çerçeveye bağlı olarak verilerin ışığında yorumlanır ki bu da mevcut bilginin gelişimi anlamına gelir. Tüm bu süreç, sayısal verilerle uğraşmayı ve ölçme işleminin gerçekleşmesini amaçlar. Bu yöntemler kullanılmadan, bir çalışma bilimsel sıfatını kazanamaz. Bilim dallarının sınıflanmasında pozitif, doğal, formal ve sosyal olmak üzere dört temel ayrılış varsa da bilim insanları matematiği doğal ya da formal sınıfa yerleştirmektedirler.


İronik öykü
Buna göre, matematik en yalın ifadeyle basit ya da karmaşık varlıkların ne olduğunu, mantıksal olarak ne olmaması gerektiğini inceler. Buradaki 'mantıksal' sözcüğü nedensellik ilkelerinin kullanımı anlamında olup bu ilkelerin doğru uygulanması akılcı davranışı sağlar. Özetle, akılcı davranışta bulunmak, bilimsel yaklaşım yapmak soyut nesneler ve sayılar arasında ilişkiler kurmak gibi çabalar, zaman ve mekân bağıntısını irdelemek, matematiğin kullanımını gerektirir. Düşünce gücünü zorlamak matematiğin temel ilkesidir ve bilimin gelişimi, insanlığın gelişimi böyle bir zoru başarmaktan geçmektedir.
İzmir ilinin Selçuk ilçesinde, tarihi evleri ve şaraplarıyla tanınan Şirince'nin yakınında oluşturulmaya çalışılan ve genç yeteneklerin matematiksel bilgi ve becerilerini geliştirmeyi amaçlayan 'Matematik Köyü' ve köyün muhtarı Profesör Ali Nesin'in başına gelenler, devletin sivil ve askeri kanatlarca kuşatmaya alınan merkezin(!) ironik öyküsünün başlangıcı işte bu denli açık, yalın ve idealist bir girişimin sonucudur.
Artık, kader midir de Türkiyemizde Aziz Nesinlik olarak tanımlanabilecek bir olay, oğlu Ali Nesin'in başına gelmiştir; yoksa baba-oğul bir ikili olarak düşünce gücü, matematik ve mizah arasındaki ince çizgiyi çokça vurguladıklarından mı, bilinmez? Yanıt aramak için, bu ülke halkının çoğunluğunun 'aptal' olduğu varsayımından ya da çağdaş padişahlarca ustaca güdüldüğü veya halkımızın 'dünya gailesi' ile boğuşmaktan düşünmeye zaman bulamadığı varsayımından mı hareket edersiniz, bilemem! Benim bildiğim Şirince'de şirin olmayan günler yaşatıldığı yönündedir. Evet, yasalar Ali Nesin'i haksız bulmaktadırlar ve öyledir de... Bu, işin basitçe görünen yönüdür. Bir başka algılama ise bana şu soruyu sordurmaktadır: Zamanında Anayasa'yı bir kere delmek(!) bile hoşgörülebilmişken, Şirince'nin özgün yapılaşma alanı dışında kalan bir alanda bilim uğruna, büyük bir özveriyle yapılan bu girişimi engellemek nasıl bir yaklaşımdır?

İlk ziyaret
13 Ağustos 2007 günü eşimle köyü destek amaçlı olarak ziyarete gittiğimizde, Aziz Nesin'in vasiyeti üzerine yapılmak istenen Matematik Köyü'nün mimarı, çoğunluğun 'Küçük Oteller Kitabı' ile tanıdığı, Sevan Nişanyan karşıladı bizi. Nişanyan daha az bilinen yönüyle, etimoloji üzerine de çalışmalar yapmaktadır. Bu bağlamda, Türk dilinin günümüzde sahip olduğu özgün Türkçe sözcüklerin 2 bin bile olmadığını ifade eden (Elif'in Öküzü ya da Sürprizler Kitabı, 2003, Adam Yayınları, 3. Baskı) sayın Nişanyan (oysa ki Wikipedia, Türk Dil Kurumu verilerine göre 2005 basımlı Türkçe Sözlüğünde yer alan 100 binin üstündeki sözcükten yüzde14'ünün dış kökenli olduğunu belirtmektedir ve Türkçenin 1000 yılı aşkın geçmişinin de dikkate alınması gereklidir sanırım) sevecenlikle bizi konuk etti.
Sonra, tatil yapmaktan vazgeçip, öğretim için zamanlarını ayıran Özlem Beyarslan ve Müfit Sezer hocaların da konukları olduk. Sıcağın bunaltıcı ortamında açık hava dershanelerini, öğrencilerin şimdilik kaldığı yatakhane-çalışma ortamını, mutfaklarını, inşası planlanan yerleri, kısaca tüm çabalarını inceledik. Gözlerde umut, gönüllerde yüksek bir motivasyon ve genç yeteneklere matematik öğretme amacı...
Koşullar zor, fakat öğrenciler de öğretmenler de istekli; 'ne güzel' diyemiyorsunuz, çünkü başlarında gözle görülür bir Demokles kılıcı var: "Burayı kapatacağız, izinsiz faaliyet!" Başta Radikal ve Milliyet gazeteleri olmak üzere söz konusu izinlerin niçin alınamadığı, karşılaşılan bürokrasi hazretinin yarattığı zorluklar basında ayrıntılı olarak anlatıldığından ben bu konuya girmiyorum. Köye yaptığım ziyaret günü sayın Nişanyan'ın aktardıkları ve bu yazının kaleme alındığı gün (23 Ağustos 2007) bizzat Ali Nesin hocayla yaptığım telefon konuşmasının özeti şöyle:
Çeşitli akademisyenlerin doğrudan Başbakan'a yazdığı mektup ve verilen destek belli ölçüde olumlu bir etki yaratmış. İzmir Valililiği ve Selçuk Kaymakamlığı tarafından gösterilen olumlu bir yaklaşım söz konusu. Ne var ki Jandarma 'Ben anlamam-dinlemem' türküsünü söylemekte ısrarlıdır. Ve Nesin hoca telefonda bana aşırı sıcaktan korunmak için gölgelikler yapıp, her şeye karşın faaliyetlerini sürdürme azminde ve durumunda olduklarını iletmiştir.
'Nafile' bir çaba mı?
Doğrusu insan neye üzülüp, neye sevineceğini şaşırıyor ama bu durum Türkiye koşularına bir ayna tutmuyor mu? Siyasal iktidarın sınırlı olumlu yaklaşımını işitmek sevindirici ama bilmem ki acaba A. Nesin farklı içerikte bir eğitim amacı taşısaydı işi daha mı kolay olurdu? Bence öyle... Ülkenin kriz sancılarıyla kıvrandığı dönemde bile risottoyu şarap katıp da mı yesek, yoksa içine nar suyu mu koysak (Bu öneri de benden!) diye büyük adamlarca ciddi ciddi beyanatların verildiği bu ülkede çağdaş olabilmenin gizeminin anlaşıldığı kanısında asla değilim. Oysa ki bilim gerçek doğruyu araştırır. Çünkü gerçek ile doğru arasında çoğu kez önemli bir sapma vardır. Ülkemizin tüm doğrularını gerçek gibi algılarsak, yasa önünde Ali Nesin 'nafile' bir çaba göstermektedir. Gerçek doğruyu bulabilecek beyinlere düşünmeyi öğretecek matematik eğitimi planı ise ülkeyi yönetenlerin çağdışı referanslara dayandığı sürece bürokrasi hazretlerince engellenecektir. Bu durumda da sorun, yitirdiğimiz, protest müziğin adamı Cem Karaca'nın ünlü 'zaptiye rap rap' şarkısındaki gibi 'şarkıyı yasaklasak da mı saklasak, yasaklamasak da mı saklasak' ikilemini yansıtmaktadır. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığı ya da YÖK niçin susmaktadır? Ben anlamıyorum da, bir bilenden sormak istedim!
Bir son not da Şirince ilçesi üstüne... Anıtlar Kurulu ilçenin özgün yapılaşmasının bozulmaması için çivi çaktırmıyor. Uygun bir restorasyon için başvuru yöntemleri var gibi ise de (doğrular), gene gerçeğe uymuyor. İnsanların eli-kolu bağlı kalmış. Genel görünümü (broşürlere kanmayın, fotoğrafçının perspektifi daima yanıltıcı olabilir) ben sevmedim. Şirince dökük, bakımsız ve daha önemlisi insanları genelde özensiz. Kendimi Sultanahmet meydanında satıcılardan kurtulmaya çalışarak gezmeye çalışan yabancı bir turist gibi hissettim bu beldede.. Sormaksızın olmayacak, acaba Kültür Bakanlığı ne düşünmektedir konuda? Daha doğrusu, işe yarar bir eylem planı var mıdır?
Asıl konumuza dönersek; kapatılan, mühürlenen, faaliyeti engellenmek istenen Matematik Köyü ve üst düzey bir öğretim programının engellenen amaçlarıdır bu yazının odak noktası. Son söz: Bu ülkenin aydınlık insanları, meslek alanınız, gücünüz, bilginiz doğrultusunda Ali Nesin'e destek veriniz. Bu destek, düşünce gücünün artırılmasına net bir katkı olacaktır. Ülkemizin bir numaralı ihtiyacı da budur. Unutmayalım ki düşünürseniz varsınız, düşünürseniz gülümsersiniz.

Doç. Dr. Mehmet Y. Yahyagil: Yeditepe Üniversitesi, İİBF, İşletme Bölümü öğretim üyesi
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 25.08.07, 12:58
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Cevap: Aziz nesinin oğlundan Aziz Nesin öyküsü tadında

Zorluğu görünce eğitimi bırakan öğrencilere çok kızdım.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
aziz, nesin, nesinin, oğlundan, öyküsü, tadında

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:45 .